Çarşamba, Aralık 3, 2025

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Dehb Evde Başlar: Ailenin Görünmeyen Gücü ve Sessiz Mücadelesi

DEHB hakkında konuşurken genellikle sınıftaki davranışlardan, akademik güçlüklerden ya da tanı süreçlerinden bahsederiz. Oysa DEHB’nin asıl yüzü, en çıplak hâliyle evde ortaya çıkar. Günlük rutinde, sofrada, uyku saatinde, ödev masasında… Ve çoğu zaman en büyük yükü sessizce taşıyan kişiler anneler ve babalardır.
Paylaşılan araştırmalar, DEHB’li çocukların sorumluluk almakta zorlanmalarının, kurallara uymamalarının, gürültülü oyunlar ve unutkanlık gibi davranışlarının sadece “isteksizlik” değil, nörogelişimsel farklılıkların sonucu olduğunu gösteriyor. Ancak bu bilgi bir ebeveynin yaşadığı yorgunluğu, suçluluk duygusunu veya çaresizliği tek başına azaltmaya yetmiyor. İşte tam da bu nedenle, evde DEHB ile baş etmenin gerçek dinamiklerini konuşmak, ailelerin ihtiyaç duyduğu görünmez desteği görünür kılmak gerekiyor.

Evdeki Gerilim: Çocuğun Zorluğu mu, Ebeveynin Tükenmişliği mi?

Çalışan anne babaların eve geldiklerinde yaşadığı tükenmişlik, DEHB’li çocukların yüksek enerji ve düşük odakla geçen günleriyle birleştiğinde çatışma kaçınılmaz oluyor. Akşam rutinleri, sabah hazırlıkları, ödev saatleri ve kardeş ilişkileri aile içinde sık sık gerilime dönüşebiliyor.

Çocuk gürültü yapıyor, ebeveyn yorulmuş oluyor.
Ebeveyn uyarıyor, çocuk unutuyor.
Tekrar uyarılıyor, tekrar unutuyor.
Ve döngü kırılmadıkça taraflar birbirini anlamakta zorlanıyor.

DEHB’li bir çocuğa rehberlik etmenin başlangıcı da işte burada yatıyor: İhtiyacını görmek ve bu ihtiyaca yönelik düzenlemeler yapmak. Çünkü her çocuğun dikkat türü ve dikkat dağılması farklıdır; kimi görsel uyaranlarla, kimi işitsel seslerle, kimi dokunsal rahatsızlıklarla zorlanır.

İşitsel Dikkati Dağınık Çocuklar: Sessizliğin Bile Gürültü Olduğu Bir Dünya

Kitaptan aktardığınız bölümlerde işitsel dikkat sorununa sahip çocukların çoğu zaman başkalarının duymadığı sesleri bile ayırt ettikleri anlatılıyor. Sınıfın uğultusu, bir arkadaşın kitap çevirmesi, öğretmenin ayakkabı sesi, bilgisayar fanının çalışması… Bunların hepsi bir işitsel bombardıman yaratıyor. Böyle bir ortamda “odaklan” demek, gürültülü bir havalimanında meditasyon yapmasını istemek kadar gerçek dışı olabiliyor.

Ev ortamında ise şu öneriler oldukça etkili:
• Basit ve kısa cümleler kurmak,
• Tekrar gerekiyorsa sakin bir tonda yapmak,
• Yüksek sesle konuşmaktan kaçınmak,
• Konuşurken çocuğun seviyesine inip göz teması kurmak,
• Çalışma saatlerinde televizyon, telefon, elektrik süpürgesi gibi seslerden uzak bir ortam sağlamak.

Çocukların huzurlu bir işitsel dünya yaratıldığında davranışlarının da anlamlı biçimde düzenlendiği biliniyor.

Görsel Dikkati Dağınık Çocuklar: Detaylarda Kaybolan Zihinler

Bazı çocuklar için sorun sesler değildir; gözlerinin önü fazla kalabalıktır. Ufacık detaylara takılır, nesnelere uzun uzun bakar, asıl görevi ise unutur. Bunun için de çevresel düzenleme çok kritiktir:

• Sade döşenmiş bir oda,
• Açık renk duvarlar, dinlendirici tonlar,
• Oyuncakların kategorilere ayrılması,
• Çalışma masasının üzerinde sadece o anda yapılacak materyallerin bulunması.

DEHB’li çocukların ortamları ne kadar sadeleşirse, zihinleri de o kadar sadeleşir. Bu, öğrenmeyi de davranışı da ciddi biçimde kolaylaştırır.

Dokunsal Hassasiyet: Küçük Rahatsızlıkların Büyük Etkisi

Bazı çocuklar için bir çorabın dikişi, etiketin kaşıntısı, terli kıyafet, hatta üzerlerine dökülen su bile dikkati dağıtabilir. Ebeveynlerin “abartıyor” diyerek önemsemediği bu dokunsal hassasiyetler aslında çocuğun konforunu ve davranış düzenini doğrudan etkiliyor.

Bu nedenle:
• Kıyafet seçimleri,
• Oda sıcaklığı,
• Kaçınmayı tetikleyen doku ve kumaşlar

dikkate alınmalı ve mümkün olan en rahat düzenlemeler yapılmalıdır.

Sorumluluk ve Planlama: Ebeveyn–Çocuk İşbirliği

DEHB’li çocukların günlük yaşam düzeni; sabah evden çıkma, ödev yapma, hazırlık, temizlik gibi alanlarda ciddi zorluklar yaratır. Buradaki anahtar, ebeveynlerin her eylemi çocukla birlikte planlamasıdır.

Sorulabilecek bazı güçlü sorular:
• “Bunu yapabilmen için biz nerede yardımcı olalım?”
• “Sence sıradaki adım ne olmalı?”
• “Bunu yapmazsan sonuç ne olur?”
• “Tekrar yaşanmaması için önerin ne?”

Bu diyaloglar sadece düzen kazandırmakla kalmaz, çocuğun problem çözme becerisini ve sorumluluk bilincini de büyütür.

Aile İçi İletişim: Çocuğun Aynası

Kitapta önemli bir vurgu var:
Çocuklar sözlerimizden çok davranışlarımızı öğrenir.

Eğer ebeveynler öfkeli anlarda bağırıyor, kapıları çarpıyor, çatışmayı saldırganlıkla çözüyorlarsa çocuk da aynı yöntemi model alır. Bu nedenle DEHB’li bir çocuğun düzeni sadece onunla ilgili değil; ailenin birbirine davranışlarıyla da şekillenir.

Sakinlik, tutarlılık ve çözüm odaklılık, çocuğun davranış deseninde şaşırtıcı derecede büyük bir fark yaratır.

Sonuç: DEHB’de Ev, Tedavinin Gizli Kahramanıdır

DEHB bir davranış bozukluğu değil, nörogelişimsel bir farklılıktır. Ve bu farklılıkla baş etmede ev düzeni, ebeveyn tutumları ve aile içi iletişim en az profesyonel destek kadar etkilidir.

DEHB’li çocuklar karmaşayı kendileri oluşturmaz; çoğu kez çevrelerinde var olan karmaşanın içinde kaybolurlar. Ebeveynler ise onların yolunu aydınlatan sessiz rehberlerdir.

Bu yazı, serinizin ilk bölümündeki güçlü mesajın devamı niteliğindedir:
DEHB yaramazlık değil; anlaşılması gereken bir beynin hikâyesidir.
Ve o hikâyenin en önemli bölümünü, evin içinde yazanlar anneler ve babalardır.

Kaynakça

Öztürk, M., & Başgül, Ş. S. (2015). Çocuklarda Dürtüsellik, Dikkat Eksikliği, Hiperaktivite Bozukluğu: Tanı ve Tedavisi. İstanbul: Uçurtma Yayınları.

Kamila Çalışgan
Kamila Çalışgan
Kamila Çalışgan, 2009 yılında Yakın Doğu Üniversitesi Psikoloji Bölümünden mezun olmuş, Klinik Psikoloji yüksek lisansını yine Yakın Doğu Üniversitesi’nde tamamlamıştır. Akademik sürecinin ardından özellikle çocuk, ergen ve ailelerle çalışmalara yoğunlaşarak mesleki birikimini çeşitli eğitim ve sertifika programlarıyla güçlendirmiştir. Mesleki yolculuğu boyunca danışmanlık merkezlerinde ve okul öncesi kurumlarda psikolog olarak görev alan Kamila Çalışgan; öğrenme güçlükleri, dikkat problemleri, duygusal ve davranışsal zorluklar üzerine uzmanlaşmıştır. EMDR, Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), sanat terapisi, oyun terapisi ve disleksiye yönelik yapılandırılmış eğitimler dahil olmak üzere birçok alanda yetkinlik kazanmıştır. Psikolojiye duyduğu derin ilgi, insan davranışlarını anlama merakı ve içten bir bağ kurma isteği, mesleğini tutkuyla icra etmesini sağlamaktadır. Bu tutkusunu yalnızca terapi süreçleriyle sınırlı bırakmayan Kamila Çalışgan, seminerler, eğitimler ve farkındalık çalışmaları aracılığıyla psikolojik bilginin geniş kitlelere ulaşmasını amaçlamaktadır. Katıldığı çok sayıda eğitimle teorik bilgisini sahadaki deneyimiyle harmanlayan Kamila Çalışgan, danışanlarının yaşamında fark yaratmayı ve toplumda psikolojik farkındalığı artırmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar