İnsanları dinlerken çok sık rastladığımız ve onlardan duyduğumuz, hepimize tanıdık gelen bazı sözler vardır. Bunlardan bazıları; “İçimde hiç gideremediğim bir boşluk var.”, “Kendimi hiçbir yere ait hissetmiyorum.”, “İçimde koca bir sessizlik var.”. Bu sözleri sarfeden kişilerin tanımlamakta oldukça zorlandıkları bu durumu hayatlarının her anında hissettiklerini ve bununla baş etmek için ciddi anlamda zorlandıkları anlaşılmaktadır. Bu yazıda, tanımlanmakta zorlanılan ama bireyi yalnız bırakmayan ve koca bir yük halini alan boşluk hissi kavramını inceleyeceğiz. Bu kavramın ne olduğu, nasıl göründüğü, nereden ve nasıl ortaya çıktığı ve son olarak bunun nasıl giderileceğine dair bilgiler paylaşacağız.
Boşluk hissi kavramı literatürde transdiyagnostik bir semptom olarak görülmektedir. Boşluk hissi patolojik bir semptom olarak görülebilmektedir. Özellikle; sınırda kişilik bozukluğu, depresyon, bağımlılık gibi tanılarda eşlik eden bir semptomdur. Fakat boşluk hissi her daim bir bozukluğun işareti olmayabilir. Bununla birlikte uzun süren boşluk hissinin bir bozukluğa işaret etme olasılığı yüksektir.
Varoluşsal Boşluğun Tanımı ve Kapsamı
Boşluk hissine yönelik birçok tanım bulunmaktadır. Bu köşe yazısında bahsetmiş olduğumuz, Victor Frankl’ın varoluşsal boşluk olarak tanımladığı güncel literatürde de bahsi geçen boşluk hissini tanımlayacağız. Boşluk hissi; bireyin kendi iç dünyasıyla, kimliğiyle ve yaşamla kurduğu bağda belirgin bir kopukluk yaşamasıyla ortaya çıkan; duygusal, anlamsal ve ilişkisel düzlemlerde hissedilen içsel bir yoksunluk deneyimidir. Bu deneyim yalnızca duyguların azalması ya da hissizlik haliyle sınırlı değildir; aynı zamanda yaşamda anlam, yön ve içsel doyumun kaybını da içermektedir. Boşluk hissi, belirli bir psikiyatrik tanıya özgü olmaksızın farklı psikolojik yapılarda ve yaşam dönemlerinde ortaya çıkabilen, öznel ve çok boyutlu bir ruhsal deneyimdir.
Boşluk hissinin yaygınlığı ile ilgili istatistiksel veriler olmamakla birlikte, günümüzde sık rapor edilen bir psikolojik sağlık durumu halindedir. Frankl’a göre anlam kaybı bunun en belirgin nedenlerinden biridir. Bireyselliğin yüceleştirilmesi ile birlikte anlam bulmanın ve ilişkisel bağların çok yüzeysel kalması boşluk hissinin ortaya çıkışında oldukça etkilidir. Kimlik sorunları ve anlamlı üretkenlik de oldukça önemli diğer bir nedendir. Bu bahsi geçen sebepler elbette psikiyatrik bozukluklar dışındaki vakalar için geçerlidir.
İçsel Boşlukla Baş Etme ve Anlam Arayışı
Varoluşsal boşluk hissinin iyi edilmesinde bu boşluğun bize ne demek istediğini öğrenmekle başlamak gerekmektedir. Boşluk hissinin ihtiyaç duyduğunu anlamak onu çözümleme yolunda bize yardımcı olacaktır. Varoluşçular boşluk hissinin, dışarı çıkmayı isteyen bastırılmış arzuların sonucunda ortaya çıkabileceğini ifade etmektedir. Hal böyle iken de kişiye bastırmakta oldukları bu arzuları tanıtmak ve ortaya çıkarmakla başlamak gerektiğini düşünmektedirler. Öte yandan Frankl, boşluk hissinin anlamla, diğer bir deyiş ile kişinin hayata verdiği yanıtın değiştirilmesiyle doldurulabileceğini ifade etmektedir. Daha açık bir ifade ile boşluk hissinin yerini doldurabilmek için anlam kaynaklarının keşfedilmesi gerekmektedir. Üreterek, katkıda bulunarak, yeni deneyimlerle, bağlar kurarak ve hayatta rastladığımız acılara karşı anlamlı bir tutum sergileyerek anlam kaynakları keşfedilir.
Varoluş kaynaklı boşluk hissinin, kişinin hayatında uzun süre varlık göstermesi onu psikiyatrik bozukluklara götürebilmektedir. Literatürde boşluk hissinin bireyleri intihara, madde kullanımına, dürtüsel davranmaya veya kendine zarar vermeye götürdüğü ifade edilmektedir. Elbette boşluk hissi bireyin değişimi, kimliğin yeniden yapılanması açısından bir başlangıç olarak da görülmektedir. Frankl’ın deyimi ile “Boşluk, anlam yokluğu değil; henüz bulunmamış olmasıdır.”
Boşluk hissi psikoloji dünyasında farklı bakış açıları ile yorumlanmış bir kavramdır. Bu yazı da varoluşsal açıdan incelenmiştir. Bununla birlikte sık sık dile getirilen ve bireyler tarafından yaşanılan bir durumdur. Boşluk hissi anlamsızlık ile eşlik eden amaçsızlık, yalnızlık, duygu yoksunluğu, kopukluk ile gözlemlenmektedir. Elbette boşluk hissi hayatımızın bazı dönemlerinde bizi yoklasa da uzun süre bizimle kalması durumunda bizi psikopatolojiye yönlendirmemesi olanaksız durmaktadır. Günümüzde de insani sebepler ve modern dünyanın da etkisi ile yoğunlaşan bu hisse dikkat edilmesi gerekmektedir. Ortaya çıkışı ile birlikte ilgilenilmesi ve çözümlenmesi gereken bir durumdur. Çünkü boşluk hissi bastırılması gereken bir eksiklik değil, dinlenmesi gereken bir çağrıdır. Bu süreçte amaç bu boşluğu doldurmak değil; onun ne anlatmak istediğini anlamaktır.
Kaynaklar
Frankl, V. E. (2022). İnsanın anlam arayışı (Selçuk Budak, Çev.). Okuyan Us Yayınları. (Orijinal eser 1962). Webb, J., & Musello, C. (2018). Çocuklukta ihmalin izi: Boşluk hissi (G. Arıkan, Çev.). Sola Unitas Academy. (Orijinal eser: Running on Empty: Overcome Your Childhood Emotional Neglect).


