Çarşamba, Aralık 3, 2025

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Birlikte Olmak mı, Bir Olmak mı?: Evlilikte Cinselliğin Psikolojik Yüzü

“Cinsellik, ilişkinin duygusal mesafesini en net yansıtan aynadır.”

Cinsellik: Evliliğin Sessiz Dili

Cinsellik, evlilik içerisinde çoğu zaman konuşulmayan ama ilişkinin görünmeyen dilini oluşturan en temel temas alanıdır. Çünkü cinsellik yalnızca fiziksel bir yakınlık değil; çiftlerin birbirine güvenme biçiminin, duygusal bağını nasıl kurduğunun ve ilişkide kendini ne kadar güvende hissettiğinin sessiz bir yansımasıdır. Evlilik dinamikleri; ebeveynlik, yaşam stresi, rol değişimleriyle beraber sürekli olarak değişim ve dönüşüm içerisindedir. Bütün bunlar doğal olarak cinsel yaşamın ritmine de yansır. Bu nedenle cinsellik, evliliğin yalnızca bir parçası değil, ilişkinin duygusal iklimini şekillendiren temel bileşendir. Çiftin birbirine nasıl temas ettiğini, nasıl uzaklaştığını veya yeniden nasıl yakınlaştığını en görünür haliyle ortaya koyar.

Bağlanma ve Güvenin Yansıması

Evlilikte cinsellik, partnerlerin birbirine nasıl bağlandığını gösteren en hassas göstergelerden biridir. Güçlü bir güven duygusu, kişinin kendini olduğu gibi gösterebilmesini, ihtiyaçlarını açıkça ifade edebilmesini ve reddedilme kaygısı olmadan yakınlık kurabilmesini sağlar. Güven duygusunun zarar gördüğü ilişkilerde, cinsellik bir yakınlaşma alanı olmaktan çıkar; bazen bir zorunluluk hissi yaratır, bazen de kişiyi zamanla kaçınmaya iten davranış örüntüsünü beraberinde getirir. Güven yoksa kişi bedenini açsa bile duygularını saklar; temas gerçekleşir fakat yakınlık olmaz.

Bağlanma ise cinselliğin ritmini belirlemektedir. Güvenli bağlanan bireyler, cinselliği bir yakınlaşma alanı olarak yaşarlar. Kaygılı bağlanan bireyler için cinsellik çoğu zaman sevgiyi kanıtlama aracı olarak kullanılır. Kaçıngan bağlanan bireylerde ise cinsellik sırasında yaşanan duygusal yakınlık tehdit hissi yaratabilir ve kaçınma davranışının oluşmasına neden olabilir.

Bilinçaltının Sessiz Senaryosu

Her birey evliliğe yalnızca kendi duygularıyla değil, geçmişten getirdiği öğrenmeleri ve farkında olmadan biriktirdiği senaryolarıyla gelir. Bu senaryolar; aile içerisinde gözlemlenilen ilişki biçimleriyle, kadınlık ya da erkekliğe ilişkin algılarla, sevginin gösterilme biçimiyle ortaya çıkar. Bilinçaltı, bu öğrenmeleri depolar ve yetişkinlikte cinsel davranışları kendi içsel otomatik pilotuyla şekillendirir.

Çocuklukta sevginin fiziksel temasla gösterilmemesi bireyin dokunmayı ya da dokunulmayı yabancılamasına neden olabilir. Eğer sevgi fedakârlık üzerinden öğretilerek yetiştirildiyse bu durumda cinsellik onun için bir görev olarak tanımlanabilir. Bunun yanı sıra, cinselliğin daha kısıtlayıcı bir dille aktarıldığı bir ortamda yetişmiş bir birey, cinselliği doğal bir deneyim olarak değil; daha temkinli ya da gergin bir alan olarak algılayabilir.

Bu durum evlilik içerisinde bazen oldukça belirgindir, bazen ise yalnızca hislerle kendini belli eder:

  • Utanç, çekinme

  • Reddedilme korkusu

  • Haz almanın “yanlış” hissettirmesi

Çiftler arasındaki en temel uyumsuzluklardan biri, var olan sessiz senaryoların farkına varılmaması ya da yanlış yorumlanmasıyla ortaya çıkar. Buna ilişkin farkındalığın yaşanması, “Ben neden böyle hissediyorum?” sorusunun sorulması, cinsel yaşamın kalitesini büyük ölçüde dönüştürmektedir.

Cinsel Uyumun İnşası

Esasında cinsel uyum, bireylerin birbirlerine doğuştan uygun olmasından ziyade birlikte oluşturdukları bir ritimdir. Her ilişki zaman içerisinde kendi idealine uygun olan ritmi, kendi güven alanı içinde geliştirir. Bu durum bazı çiftlerde daha çabuk gerçekleşirken, bazı çiftlerde zaman içinde değişir ve dönüşür. Çiftler birbirlerini her defasında yeniden keşfederek, kendi ihtiyaçlarını, mahremiyetlerini ve birbirlerine temas etme biçimlerini daha derin bir farkındalıkla anlayabilirler. Yakınlık derinleştikçe, güven gibi sağlam bir duygu zemine yerleştikçe, cinsel yaşam da kendi doğal akışına kavuşur. Sonuç olarak cinsel uyum, “birbirimizi her gün biraz daha anlıyoruz ve tanıyoruz” deneyiminden doğar.

Vaka Örneği

Evliliklerini uzun yıllardır sürdüren bir çift, ilişkilerinin çoğu alanında oldukça uyumlu görünüyorlardı. Ev içerisinde sorumluluklar paylaşılıyor, çocukların bakımı ile beraber ilgileniyorlardı. Ancak zaman içerisinde cinsel yakınlıkları azalmış ve cinsellik her ikisinin de konuşmaya çekindiği bir alana dönüşmüştü.

Seanslar ilerledikçe iç dünyalarındaki izlerin ilişkilerini büyük ölçüde etkilediği ortaya çıktı. Eşlerden biri, fiziksel temasın daha sınırlı yaşandığı ve mahremiyet konusunda daha temkinli bir yaklaşımın benimsendiği bir ortamda yetişmişti. Bu sebeple yakınlık hissettiği zamanlarda bile yanlış anlaşılma düşüncesiyle partnerine karşı mesafeli davranıyordu.

Partneri ise tamamen farklı ilişki biçimlerinin şekillendirdiği bir aile ortamında büyümüştü. Sevginin sarılma ve dokunmayla gösterildiğini düşünüyordu. Bu nedenle eşinin davranışlarını reddedilme olarak algılıyordu. Bu duyguları dile getirememeleri içlerine kapanmalarına neden oluyordu.

Farkında olmadan taşıdıkları görünmez senaryolar aralarında görünmez bir duvar gibi duruyordu. Konuşmaya başladıkça birbirlerini anlamaya başladılar. Geri çekilmenin reddetmek, yakınlaşmanın ise talepkârlık olmadığını fark ettiler. Sonunda yaşadıkları sorunların yalnızca geçmişten bugüne taşıdıkları sessiz öğretilerden kaynaklandığını gördüler.

Belki de her ilişkinin asıl yolculuğu, iki bedenin değil, iki iç dünyanın birbirine yaklaşmasıyla başlar; gerisini ise herkes kendi kalbinin gizli dilinde tamamlar.

Damla Belis Çağlar
Damla Belis Çağlar
Damla Belis Çağlar, 2020 yılında Psikoloji lisans eğitimini tamamlamıştır. Mezuniyetinin ardından çocuk, ergen ve ailelerle çalışma deneyimleri kazanmış; mesleki gelişimini çok sayıda seminer, eğitim ve çalıştay ile desteklemiştir. Ankara Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimini yüksek onur derecesiyle tamamlayan Çağlar, özellikle ebeveyn-çocuk ilişkileri, aile içi iletişim ve kişilik gelişimi konularına akademik ilgisini yoğunlaştırmıştır. Hâlen bireyler ve ailelerle yürüttüğü görüşme çalışmalarını sürdürmekte olup, aile dinamiklerinin bireylerin ruh sağlığı üzerindeki etkilerini incelemeye önem vermektedir. Çağlar, mesleki yaşamında sürekli öğrenmeyi, bilimsel temelli uygulamaları ve psikolojinin toplumsal faydasını merkeze almaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar