Hiç düşündünüz mü? Yaşadığımız modern çağda pek çok birey yemek yerken bir şeyler izliyor, kahve içerken mesaj kontrol ediyor, otobüse binerken video kaydırıyor, temizlik yaparken müzik dinliyor; sanki kişi zihnin bir an bile boşlukta kalmamasını istiyor, düşüncelerinden kaçıyor gibi davranıyor. Peki bu durum neden gerçekleşiyor olabilir?
Deneyimsel Kaçınma
Psikoloji literatüründe bu durumu deneyimsel kaçınma adı verilen bir kavramla açıklamak mümkündür. Bu kavrama göre kişiler zorlayıcı deneyimlerle (örneğin; bedensel duyumlar, yoğun duygular, zorlayıcı düşünceler, anılar) karşı karşıya kaldıklarında bu deneyimlerden kaçınma ya da yoğunluğunu azaltma eğilimi gösterebilirler. Bu davranış biçimi, bireyin rahatsızlık verici içsel yaşantılardan uzaklaşma çabasını temsil eder. Deneyimsel kaçınma ile başlangıçta edinilen rahatlama ve sonrasında tekrar bu deneyime olan temas bir döngü hâline gelebilir ve bu döngünün kırılma noktasında kişilerde direnç görülebilir (Şeker, 2024).
Bu davranışın temelinde çoğu zaman bastırılan, zihinden uzaklaştırılmaya çalışılan veya yüzleşilmek istenmeyen düşünceler yer alır. Örneğin kişi “Ya başaramazsam?”, “Ya yetişemezsem?”, “Ya üstesinden gelemezsem?” ya da “İleride beni kötü şeyler bekliyorsa?” gibi olası olumsuz senaryoları zihninden geçirir. Gün içinde ertelenen ya da görmezden gelinen bu düşünceler zamanla zihinde daha fazla yer kaplamaya başlar. Kişi bu içsel sıkıntıyı azaltmak amacıyla bazı davranışlara yönelebilir. Örneğin sürekli bir işle meşgul olma, dikkatini başka bir şeye kaydırma, erteleme, yoğun sosyal medya kullanımıyla zihnini dağıtma ya da kontrol ihtiyacını artıran çeşitli alışkanlıklar geliştirme gibi davranışlar kısa vadede rahatlatıcı bir etki yaratabilir. Ancak bu rahatlama çoğu zaman geçicidir ve hatta kişinin belirsizliğe karşı duyarlılığını daha da artıran bir sürecin içine girmesine neden olabilir. Bu noktada kişinin belirsizlik karşısında yaşadığı yoğun rahatsızlık, düşünsel olarak sürekli en kötü olasılıkları üretmesi ve kontrol ihtiyacının artması gibi süreçler daha belirgin hâle gelir. Bu durumun psikolojik düzeyde nasıl şekillendiğini anlamak için bir sonraki başlıkta ele alınacak olan belirsizliğe tahammülsüzlük kavramı önemli bir çerçeve sunmaktadır.
Belirsizliğe Tahammülsüzlük
Belirsizliğe tahammülsüzlük, karşılaşılan bir durumun rahatsız edici, kontrol edilmesi güç ve tehdit edici algılanmasıyla belirsizlik hissetmenin istenmeyen bir durum olduğu inancını yansıtan bir eğilim şeklinde tanımlanmaktadır. Birey, algılanan “tehdit” karşısında aklına gelen olaylarla ilgili olasılıkların genellikle en kötüsünü zihninden geçirir. Bu düşüncelerle karşı karşıya kalmak ise kişide “kontrolü kaybediyorum” hissi yaratabilir; çünkü insan doğası gereği bilinmezlikten hoşlanmaz. Bilinmezlik hissiyle beraber kaygı artar. Zihnin temel amacı geleceği öngörerek güvenlik sağlamaktır. Belirsizliğe tahammülsüzlük ise bireylerde güvende hissetmeme duygusunu artırabilir (Şahinler, 2021; Ersanlı ve Uysal, 2015).
Kısaca bilişsel döngü şöyledir: Belirsizliği tehdit olarak algılar, tehditle baş edebilmek için olası senaryolar geliştirir, senaryolar kaygı duygusunu tetikler ve birey kontrol davranışına yönelir. Kontrol davranışı her zaman belirgin bir şekilde görülmez. Kişinin zihnini susturmak için açtığı bir müzik, kafa dağıtmak için kullandığı sosyal medya, sürekli birileriyle konuşma ihtiyacı hissetmesi ya da günlük işlerle aşırı meşgul olarak düşüncelerden uzaklaşmaya çalışması kısa vadede kaygıyı azaltıyor gibi görünse de aslında zihinde yer alan rahatsız edici düşüncelerden kaçma girişimidir. Bu durum kişinin belirsizlikle yüzleşmek yerine belirsizliği ortadan kaldırmaya ya da hissettiği kaygıyı bastırmaya yönelik stratejiler geliştirdiğini göstermektedir.
Bu noktada deneyimsel kaçınma ve belirsizliğe tahammülsüzlük birbiriyle yakın ilişki hâlindedir. Belirsizliğe tahammülü olmayan kişi, belirsizlikle birlikte gelen rahatsız edici duygu ve düşünceleri tolere etmekte zorlanır ve bu içsel sıkıntıyı azaltabilmek adına kısa süreli rahatlama sağlayan davranışlara yönelir. Ancak bu tür kaçınma davranışları bireyin belirsizliği tolere etme becerisini geliştirmesini engelleyerek sorunun devam etmesine zemin hazırlayabilir. Çünkü kişi her kaçındığında kaygısı geçici olarak azalır ve bu durum beynin “kaçarsam rahatlarım” şeklinde öğrenmesine yol açar. Bu da uzun vadede belirsizlikle karşılaşma durumlarında daha yoğun kaygı yaşanmasına ve kişinin kendisini daha fazla kontrol ihtiyacı içinde bulmasına neden olabilir.
Belirsizliğe tahammülü olmayan kişi, kontrol edilmesi güç düşüncelerden deneyimsel kaçınma yoluyla farklı uğraşlara girebilir. Bu uğraşlar zamanla kişinin yaşamında işlevselliği bozabilecek bir hâle gelebilir; birey sürekli olarak kendisini güvence altına almaya çalışabilir, olası riskleri tekrar tekrar zihninde değerlendirebilir ya da en kötü senaryoyu engellemek adına yoğun zihinsel çaba harcayabilir. Bu süreç kişinin farkındalık becerisini zayıflatırken zihninin sürekli geleceğe yönelmesine ve tehdit algısının daha da artmasına neden olabilir. Sonuç olarak belirsizlik karşısında gelişen kontrol etme çabası bireyi kısa vadede rahatlatıyor gibi görünse de uzun vadede kaygının sürmesine ve belirsizliğin daha tehdit edici algılanmasına katkı sağlayabilir. Bu noktada belirsizlik karşısında zihnin kontrol arayışına geçtiği durumları fark etmek ve bu döngüyü besleyen kaçınma davranışlarını azaltmak kişi için önemlidir.
Unutmamak gerekir ki belirsizlik yaşamın doğal bir parçasıdır ve çoğu zaman ortadan kaldırılabilecek bir şey değildir; ancak tolere edilebilecek bir deneyimdir. Bu nedenle amaç belirsizliği tamamen kontrol etmek değil, belirsizlik hissiyle birlikte kalabilme becerisini geliştirmektir. Gün içinde birkaç dakika telefonu kenara bırakmak, sessizlikte kalmayı denemek ya da günlük uğraşılan işleri an ‘da kalarak yapmak bu döngüyü kırmak için küçük ama önemli adımlar olabilir. Çünkü bazen ihtiyaç duyduğumuz şey daha fazla kontrol değil, belirsizliğe rağmen kendimizi güvende tutmayı öğrenmektir.
Kaynakça
-
Ersanlı, K., & Uysal, E. (2015). Belirsizliğe Karşı Tutum Ölçeğinin Geliştirilmesi. Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, 14(54).
-
Şahinler, Y. (2021). Covid-19 sürecinde spor bilimler fakültesi öğrencilerinin belirsizliğe tahammülsüzlük düzeylerinin incelenmesi. İnönü Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Bilimleri Dergisi, 8(1), 13-26.
-
Şeker, B. (2024). Gelecek Kaygısı ile Engellenmiş Aidiyet ve Algılanan Yük Olma: Deneyimsel Kaçınmanın Aracı Rolü (Master’s thesis, Sosyal Bilimler Enstitüsü).

