Salı, Mart 10, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Akışta Kalmak ve Bırakmayı Öğrenmek

Bazen istediğimiz şeyler doğrultusunda çok emek verir, çok çaba sarf ederiz. Kimi zaman uzaklarda bir yerde bulunan ama bize uğramamış fırsatlar, kimi zaman bakakaldığımız durumlar, kimi zaman da içinde bulunmayı çok arzuladığımız konumlara doğru akar bu çaba. Aktıkça akar… Emekle, hırsla, arzuyla, hayallerle birlikte göklerden yeryüzüne düşen ve sevdiklerinin yanına; bir göle, bir denize, bir su birikintisine düşmeyi düşleyen damlalar gibi akar. Rüzgâr sağa sola savurur belki ama o kafasına koyduğunu yapar, arzuyu gidermek için akar… Yarın yokmuşçasına damlar göklerden. Peki nasıl sonuçlanır bu çabası, her zaman kavuşabilir mi arzu ettiklerine? Ulaşabilir mi her zaman uğruna çaba sarf ettiklerinin yanına? “Bırakın ulaşmayı bazen yakınına dahi uğrayamaz bile” diye ben bunları yazarken, siz de bunları okurken dile gelir damla: Sen göklerden o kadar damla, ilk soluğunu yeryüzünün sert kayasına çarparken al! E ne oldu onca çaba? Hani onca emek, karşılığı nerede? Hani düşlerim, arzularım, hayallerim?..

Daha doğrusu hani düşlerimiz, arzularımız hayallerimiz… Hani istediğimiz şeylere dair çokça çaba sarf ettiğimiz, endişemizi ve alın terimizi kattığımız emeklerin karşılığı? Hayat… Onca şeye rağmen bazen düşlerimizin yanından bile geçemeyiz, kimi zaman bizler de damladan farklı değiliz. Elimizden geleni her ne kadar yapsak da bazı süreçlerde ne kadar sabırlı olsak da, her zaman uğruna savaş verdiğimiz isteklerimiz gerçekleşmeyebilir. Ardından da yeryüzündeki kayanın soğukluğu işleyebilir içimize; mutsuzluk, ümitsizlik, halsizlik, isteksizlik, isyan hissi ve de tükenmişlik ile yakabilir bizi içten içe. İşledikçe, yaktıkça tutunuruz ona. Kalmamıştır elimizde tutunacak bir şey ondan başka.

Damlama esnasındaki emeğin stresi bir yana, sert kayaya çarptıktan sonraki durum bir yana… “Ne keyif aldık ne de bir sonuca ulaştık” diye düşünürken Mihaly Csikszentmihalyi’nin uzun zamandır “unutulmuş olan akışı” bizlere hatırlatan bir sözü yankılanır akıllarda:

“Flow (Akış), insanların bir aktiviteye öylesine kendilerini kaptırdıkları bir durumdur ki, başka her şey önemini yitirmiş gibi görünür; deneyimin kendisi öylesine keyif vericidir ki, insanlar bunu sadece yapmak için, büyük bir bedel ödemeyi göze alarak dahi yaparlar.”

Akış Nedir ve Neden Unutuldu?

Akış; kişinin hem zihinsel hem de duygusal olarak kendini sürece ve süreç içerisindeki deneyimlerine verdiği, hedef odağını veya sonuç odaklı olasılıklara duyulan endişesini taşımaya devam etmek yerine teslim ettiği bir durumdur. Akış, mutluluğu ve tatmini hedefte aramaktan ziyade sürecin kendisinde bulabildiği bir farkındalık halidir. Günlük yaşamın yoğunluğu ve hedef odaklı kültür, çoğu zaman bu durumu unutturmaya çalışır bizlere. “Başarmak, hedefe varmak, arzu edileni elde etmek” adı altında geçen keyifsiz ve yorucu bir süreci kanıksama durumudur akışı unutmak. Bu unutmayla birlikte hedefe ulaşamama gibi durumlarda tükenmişlik yaşanabilir çoğu kişide, “Tükenmişlik, duygusal olarak talepkâr durumlarda uzun süreli yer almanın yol açtığı fiziksel, duygusal ve zihinsel tükenme hâlidir.” der psikolog Herbert Freudenberger bu durumla ilgili bizlere.

Nasıl Akışta Kalınır?

Akışta kalmanın yolu, bazı deneyimlerimizin sonucuna odaklanmak yerine sürecine odaklanmaktan geçer. Ne kadar çaba sarf etmiş olursak olalım, ne kadar hedef belirlemiş olursak olalım “hayat” faktörünün bilincinde olup sonuç odaklı bazı ipleri (endişe, takıntı, aksi halin gerçekleşmesi durumunda bizi mutsuzluğa sürükleyecek bazı noktalar) bırakıp verdiğimiz emekten keyif almaktan geçer. Keyif alma ve mutluluk hali için isteğimizin gerçekleşmesi koşulunu akıllardan kaldırmaktan geçer. Akışta kalmak, kişinin ulaşmak istediği noktaya yürürkenki öz farkındalığına öncelik vermekten geçer. Sadece sonuçtan ziyade “an”daki kendini görmeyi seçmekten geçer. Bir başka deyişle, sadece sonuca ulaşmak için bin bir emek ile tuttuğu ışığı artık kendisini ve süreci görmek için etrafa da tutmaya başlar. Akış, sadece sonuçtan zevk almayı arzulamak yerine süreçten de zevk alınabildiğini anlatır bizlere…

Bırakmayı Öğrenmek

Akış anlattıkça, biz de dinledikçe, ipler bırakıldıkça ve yollardan da geçildikçe öğrenir insan zamanla. Hayat, karşısına hangi sonucu çıkarırsa çıkarsın süreçten keyif alabilmeyi öğrenir. Her zaman sonuca, isteğe, emeğe değil de biraz da kendine dönmeyi öğrenir. Ruh sağlığını öncelik haline getirmeyi öğrenir. Bütün bunlarla birlikte elinden geleni yapıp yeri geldiğinde de bırakabilmeyi öğrenir.

Bırakabilir çünkü akış ona asıl neyin önemli olduğunu çoktan öğretmiştir. Bırakabilir çünkü hayat faktörü ile yoğun isteği dengelemeyi deneyimlemiştir. Bırakabilir çünkü iyi-kötü olasılıklardan ziyade anda kaybolmayı öncelik haline getirmiştir. Bırakabilir çünkü artık nasıl bırakacağını bilir: Sürece teslimiyet göstererek ve akışta kalarak…

Kaynakça

-Mihaly Csikszentmihalyi, Flow: The Psychology of Optimal Experience, 1990 -Herbert Freudenberger, Staff BurnOut: Job Stress and the Human Condition, 1974

Doğa Avlar
Doğa Avlar
Doğa Avlar, Bahçeşehir Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğrencisidir. Lisans eğitimi süresince bilişsel davranışçı terapi, sanat terapisi ve mindfulness temelli terapi gibi eğitimlerin yanı sıra spor psikolojisi de dahil çeşitli psikoloji eğitimleri almıştır. Klinik psikoloji alanına özel bir ilgi geliştirmiştir. Akademik yolculuğunu ruh sağlığını, kişilik gelişimini ve bilinç süreçlerini anlamaya adayan Avlar; aynı zamanda öz farkındalık, içsel dönüşüm ve ruhsal denge temalarına ilgi duymaktadır. Yazılarında psikoloji bilimi ile kişisel gelişim kavramlarını birleştirerek bireylerin kendilerini daha derinlemesine tanımalarına katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Psikolojiyi herkes için anlaşılabilir ve bütüncül kılmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar