İyileşmek… Zihnimizde her bireyin ulaşmak istediği bir sonuç olarak resmedilir. İyi olmak; acılardan, kötü tecrübelerden arınmak, geride bırakmak anlamına gelir. Fakat bazılarımız için iyileşmek bir son değil büyük bir kayıptır. Acıyı biliriz; hüznü, mutsuzluğu, eksikliği tanırız. Onların dili, sınırları ve bizde bıraktığı izler vardır. İyileşmek ise uçsuz bucaksız bir deniz gibidir; nerede başlayıp nerede biteceği belirsizdir. İnsan da acının kendisini değil, acının sağladığı anlamı bırakmaktan korkar. Acı zamanla kişinin dünyayla kurduğu ilişkinin, kendini tanımlama biçiminin bir parçasına dönüşür. Bu yüzden iyileşme rahatlatıcı bir ihtimal olmaktan çok kimliğin kaybı gibi algılanabilir.
Acının Düzenleyici İşlevi ve İkincil Kazanımlar
Bazen iyileşme korkusu doğrudan fark edilmez ve açık bir direnç şeklinde ortaya çıkmaz. Daha çok gündelik hayatta küçük geri çekilmelerle kendini gösterir. Acı, kişinin yaşamında bir tür düzenleyici işlev görmeye başlar. Ne zaman duracağını, neye gücünün yetmediğini ve nerede sınır çizeceğini belirler. Aynı zamanda çevrenin beklentilerini de şekillendirir; üzgün olan daha az zorlanır, zorlanan daha fazla tolere edilir. Psikolojide bu durum, bireyin yaşadığı sıkıntıdan bilinçdışı biçimde elde ettiği ikincil kazanımlar üzerinden açıklanır. Acının istenmesinden değil, acının sağladığı koruyucu alanın kaybedilmek istenmemesinden kaynaklanır. İyileşme ihtimali belirdiğinde ise bu alan ortadan kalkar. Kişi, artık kendini açıklayan tanıdık gerekçelerden yoksun kalır ve bu durum iyileşmeyi rahatlatıcı olmaktan çok savunmasızlaştırıcı bir kavrama dönüştürebilir.
Bu noktada önemli olan, iyileşmekten korkmayı bir zayıflık ya da patolojik bir direnç olarak etiketlememektir. Aksine, bu korku kişinin kendini koruma biçimlerinden biridir. Zihin, daha önce baş edemediği bir deneyimi aşarken temkinli davranır; bildiği acıyı, bilmediği bir iyiliğe tercih edebilir. Verilen karar irrasyonel olduğu kadar anlaşılırdır da. Çünkü iyileşmek zamanla acının azalması olarak kişinin kendisiyle ilgili kurduğu anlatının da değişmesidir. İnsan, “ben buyum” dediği yerden uzaklaşırken doğal olarak duraksar. Yaşanan duraksama iyileşmenin mümkün olmadığından çok dönüşümün zaman istediğine işaret eder.
Dalgalanma ve uyum
Bu yüzden iyileşme dışarıdan anlatıldığı gibi ilerlemez. Başlangıcı, ortası ve sonu olan net bir süreç değildir. İnsan bazı günler kendini daha güçlü hissederken bazı günler aynı acının içine geri düşebilir. Geri dönüşler genellikle yanlış yorumlanır; sanki iyileşme başarısız olmuş gibi. Oysa bu dalgalanmalar kişinin değişime uyum sağlama çabasının bir parçasıdır. Zihin yeni bir denge kurmaya çalışırken eskiye tekrar tekrar bakar. “Hazır olmak” da tam olarak devreye girer. İyileşmek, acının azalmasını istemek değil; acıdan sonra ortaya çıkacak boşlukla ne yapılacağını göze alabilmektir. Bulunulan boşluk, bazıları için özgürleştirici olduğu kadar ürkütücüdür. Çünkü acı giderken onun yerini neyin dolduracağı konusunda endişeler yaşanır.
İyileşme ilerledikçe insan çevresiyle de yeniden ve farklı tanışır. Acıdayken ilişkiler daha basittir; beklentiler düşüktür, sınırlar nettir. İyileşme bu kesin sınırları bozar. Kişi eskisi kadar susmadığında, geri çekilmediğinde ya da her şeyi tolere etmediğinde ilişkilerde bir tuhaflık başlar. Kimileri bu değişimi destekler, kimileri ise eski hâli arar. Her birey karşısındaki insanın değişmesine aynı doğrultuda eşlik edemez, aynı derecede reaksiyon gösteremez.
Belirsizliğe Atılan Adım
İyileşmenin pek konuşulmayan yanlarından biri de budur. Daha iyi hissetmek, yakınlığın artmasıyla doğru orantılı değildir. Bazı ilişkiler iyileşmeyle birlikte gevşer bazıları ise belli etmeden anlamını yitirir. İnsan bunu fark ettiğinde iyileşmenin beraberinde vedalar da getirdiğini görür. Bu vedalar dramatik değildir. Ne büyük tartışmalar vardır ne de açık kopuşlar; sadece eskisi kadar tutunamamak. Bu yüzden iyileşme tam anlamıyla huzurla yaşanmaz. İnsan acıyla birlikte kendini güvende hissettiği bazı bağları da geride bırakmak zorunda kalır. Yine de iyileşmek, tüm bu kayıpların içinden geçerek kişiye kendisiyle daha sahici bir ilişki kurma imkânı sunar. Acının tanıdıklığından çıkıp belirsizliğe adım atmak kolay değildir fakat ilerlemek bazen tam olarak bu belirsizliği göze alabilmektir.
KAYNAKÇA
-
Freud, S. (1926). Inhibitions, Symptoms and Anxiety.
-
McAdams, D. P. (2001). The psychology of life stories. Review of General Psychology.
-
Hayes, S. C., Strosahl, K., & Wilson, K. (1999). Acceptance and Commitment Therapy.
-
Prochaska, J. O., & DiClemente, C. (1983). Stages of change. Journal of Consulting and Clinical Psychology.
-
Herman, J. L. (1992). Trauma and Recovery.
-
Frankl, V. E. (1963). Man’s Search for Meaning.


