Cuma, Nisan 10, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Ruhun Görünmez Prangası: “Hayır” Diyememek

Çevrenizdeki herkes sizin ne kadar güçlü ve anlayışlı olduğunuzu konuşurken, neden sizin içinizde kocaman bir boşluk büyümeye devam ediyor? Bazen en ağır yorgunluk, taşınan yüklerden değil; söylenemeyen “hayır”lardan gelir.

Günümüzde birçok insan kendisini tükenmiş hissediyor. Bunun nedenini de hayat temposunda ya da yorgunlukta arar. Oysa bazı yorgunluklar dışarıdan bakıldığında kendini göstermez. Çünkü, kişi hala sorumluluklarını yerine getirir, ilişkilerini sürdürür ve hatta güçlü bir tempoyla hâlâ işine gider. Ancak iç dünyasında, giderek derinleşen bir tükenmişlik hissi yaşar ki bu durum kendinden vazgeçişin temellerini oluşturur. Artan bu kopukluk çoğu zaman “iyi olmaya çalışmak” ile başlar. Başkalarını kırmamak ve hayal kırıklığına uğratmamak adına kişinin kendisiyle kurduğu bağ günbegün sessizce zayıflar. Zamanla yorgunluk fiziksel olmaktan çıkarak, duygusal bir hâl alır.

Uyumun Görünmeyen Yüzü

Kişinin kendisinden önce çevresindeki insanları memnun etmeye çalışması, ilk bakışta sosyal uyumun sağlıklı bir parçası gibi görünür. Anlayış göstermek, empati kurmak ve esnek olmak ilişkiler için elbette değerlidir. Ancak bu özellikler, kişinin kendisini sürekli ihmal etmesine neden olduğunda, uyum bir erdem olmaktan çıkar.

People pleasing, insanları memnun etme çabasıdır. Bu durum başkalarının beklentilerini, kişinin kendi duygusal ihtiyaçlarının önüne koymasıyla tanımlanır. Burada asıl sorun, başkalarını önemsemek değil; kendini sistematik olarak geri plana atmaktır. Kişi zamanla ne istediğini değil ne yapmasının beklendiğini sorgulamaya başlar. Zaman geçtikçe çevresindeki beklentileri yerine getirmek, kişi için en elzem ihtiyaçlardan biri hâline gelmiştir.

Bu Davranış Nasıl Normalleşir?

Genel olarak baktığımızda, birçok insan için bu tutum ve davranış bilinçli olarak yapılan bir tercih değildir. Tam aksine, çocuklukta öğrenilmiş olan ve işe yaradığına inanılan bir uyum stratejisidir.

Sevginin belirli koşullara bağlı olduğu ortamlarda büyüyen çocuklar, kabul görebilmek için kendi ihtiyaçlarını görmezden gelmeyi öğrenir. Uyum sağlamak, sessiz kalmak ve “sorun çıkarmamak” güvenli hissettirir. Zaman içinde, bu davranış şekli içselleştirilerek, yetişkinlikte de devam eden bir davranışa dönüşür.

Bu süreçte kişi şu temel inançları geliştirir:

  • Uyum sağlarsam sevilirim.

  • Sınır koyarsam reddedilirim.

  • Hayır demek ilişkilerimi tehlikeye atar.

Geliştirilen bu yaklaşımlar ile kişi hayatına devam eder. Ancak araştırmalar gösteriyor ki, “sürekli onay arayışı, bireyin içsel motivasyonunu zayıflatır ve duygusal tükenmişlik arttırır”. (Vansteenkiste & Ryan, 2013; Kaur & Sagar, 2021)

Sessiz Birikim: Bastırılmış Duygular

İnsanları memnun etmeye, her koşulda onların isteklerini yerine getirmeye alışmış bireyler çoğu zaman toplumda fedakâr, güçlü ve olgun olarak tanımlanır. Ancak bu tanımların arkasında çoğu zaman ifade edilemeyen duygular saklıdır.

Öfke bastırılır çünkü “abartmak” istemez. Yorgunluk küçümsenir çünkü “herkes yoruluyordur”. İhtiyaçlar ertelenir çünkü “önemli olan başkalarıdır”.

Bu bastırma hali devam ettikçe, kişi kendisiyle olan temasını kaybetmeye başlar ve bir noktadan sonra şu soru ortaya çıkar: “Ben ne istiyorum?”

Çoğu zaman bu sorunun net bir cevabı yoktur. Bu sebeple, bir bilinmezlik içinde kişi kendini kaybeder.

Neden “Hayır” Demek Bu Kadar Ağır Geliyor?

“Hayır” demek, bazı insanlar için yalnızca bir kelime değildir. Özellikle people pleasing eğilimi olan bireyler için bu kelime, suçluluk ve kaygıyı da beraberinde getirir. Çünkü hayır demek, geçmişte öğrenilen bir tehdidi çağrıştırır: sevilmeme ihtimali.

Psikolojik açıdan, sınır koymak bireyin kendini koruma mekanizmasıdır. Ancak sınır koymanın ilişki kaybına yol açacağına dair olan inanç kişiyi sessiz kalmaya iter. Öz-şefkat üzerine yapılan çalışmalar, “kişinin kendi duygularını sürekli bastırmasının psikolojik iyi oluşu olumsuz etkilediğini” göstermektedir. (Neff, 2011)

Bu Döngü Nerede Kırılır?

Bu içsel döngüyü kırmak, düşünülenin aksine herkese hayır demekle ya da ilişkileri kesmekle başlamaz. Aksine, kişinin kendisiyle yeniden temas kurmasıyla mümkün olur.

Küçük ama bilinçli adımlar bu sürecin temelidir:

  • Her beklentiyi karşılamak zorunda değilsin.

  • Birini üzmemek, kendini yok saymak anlamına gelmez.

  • Sınırlar sevgiyi bitirmez, aksine ilişkileri daha gerçekçi kılar.

Sonuç Olarak

İyi olmaya çalışmak, bireyin başkalarıyla olan ilişkilerini koruyor gibi görünse de sürekli kendini ihmal eden kişinin kendisiyle olan bağını zayıflatır. Sürekli uyum sağlamak veya buna çabalamak kişide zamanla içsel bir boşluk ve duygusal tükenmişlik hissine yol açacaktır.

Psikolojik denge, başkalarını önemserken kendini ihmal etmemeyi gerektirir. İnsanları memnun etmek, kendinden vazgeçmek zorunda olduğun bir rol değildir. Bazen ruh sağlığını koruyan en güçlü kelime şudur: “HAYIR!”

Kaynakça

Kaur, A., & Sagar, M. (2021). Impact of approval seeking behavior on emotional exhaustion among young adults. International Journal of Indian Psychology, 9 (2). Neff, K. D. (2011). Self-compassion, self-regret, and well-being. Self and Identity, 10(1), 1–12. Vansteenkiste, M., & Ryan, R. M. (2013). On psychological growth and vulnerability: Öz-Belirleme Kuramı Basic psychological need satisfaction and need frustration as a unifying principle. Journal of Psychotherapy Integration, 23(3), 263–280.

Rojda Didem Özen Günaydın
Rojda Didem Özen Günaydın
Rojda Didem Özen Günaydın, stratejik yönetim, kurumsal yönetim ve organizasyonel gelişim alanlarında çok yönlü deneyime sahip bir yönetim kurulu üyesi ve yöneticidir. Lisans eğitimini İstanbul Bilgi Üniversitesi İngilizce İşletme programında tamamlamış; akademik altyapısını finans, satış, pazarlama, insan kaynakları ve operasyon yönetimi gibi farklı disiplinlerde edindiği saha tecrübesiyle güçlendirmiştir. Profesyonel kariyerine Özen Group bünyesinde finans alanında başlayan Günaydın, ilerleyen yıllarda satış, pazarlama, e-ticaret ve insan kaynakları departmanlarında aktif roller üstlenmiştir. Bu süreçte bütçeleme, finansal analiz, pazar araştırması, satış yönetimi ve süreç iyileştirme konularında uzmanlaşmış; verimlilik artırıcı ve maliyet düşürücü projelerde sorumluluk almıştır. Aynı zamanda kalite yönetimi ve iş geliştirme alanlarında yürüttüğü çalışmalarla müşteri odaklı ve sürdürülebilir büyümeyi destekleyen uygulamaların hayata geçirilmesine katkı sağlamıştır. 2016 yılından bu yana Filoport Car Rental Company’de Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapan Rojda Didem Özen Günaydın; stratejik planlama, kurumsal politika geliştirme, mevzuata uyum, kamuoyu ilişkileri ve paydaş yönetimi alanlarında şirketin karar alma süreçlerine katkı sunmaktadır. Yönetim kurulu düzeyinde edindiği bu deneyim, organizasyonel performansın izlenmesi, finansal tabloların değerlendirilmesi ve uzun vadeli büyüme stratejilerinin oluşturulması konularında güçlü bir yönetsel perspektif kazandırmıştır. Kurumsal kariyerinin yanı sıra sosyal sorumluluk ve gönüllülük çalışmalarına da önem veren Günaydın; İHH İnsani Yardım Vakfı, Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği ve çeşitli yardım kuruluşlarında gönüllü olarak görev almış, dezavantajlı bireylerin desteklenmesine yönelik projelerde aktif rol üstlenmiştir. Kadınların iş gücüne katılımını artırmayı hedefleyen platform ve projelerde yer alarak sosyal etki odaklı çalışmalara katkı sağlamıştır. Akademik ve mesleki gelişimini sürdürme vizyonu doğrultusunda, ikinci üniversite olarak hâlen Birleşik Krallık’ta Richmond College bünyesinde psikoloji lisans öğrencisi olarak eğitimine devam etmektedir. Bunun yanı sıra NLP Practitioner ve Yaşam Koçluğu, Transaksiyonel Analiz, EFT, bilinçaltı dil okuryazarlığı, farkındalık ve iletişim temelli çeşitli eğitim ve sertifika programlarını tamamlamıştır. Bu birikim, liderlik yaklaşımını insan odaklı, bütüncül ve iletişim gücü yüksek bir zemine taşımaktadır. Ayrıca, Rojda Didem Özen Günaydın iyi düzeyde İngilizce bilmektedir. Reformer, yüzme, bisiklet ve trekking gibi aktivitelerle aktif bir yaşam sürmekte; şiir yazımıyla sanatsal üretimini de desteklemektedir. Çok disiplinli bakış açısı, güçlü iletişim becerileri ve stratejik düşünme yetkinliğiyle hem iş dünyasında hem de sosyal alanda değer üretmeye devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar