Çevrenizdeki herkes sizin ne kadar güçlü ve anlayışlı olduğunuzu konuşurken, neden sizin içinizde kocaman bir boşluk büyümeye devam ediyor? Bazen en ağır yorgunluk, taşınan yüklerden değil; söylenemeyen “hayır”lardan gelir.
Günümüzde birçok insan kendisini tükenmiş hissediyor. Bunun nedenini de hayat temposunda ya da yorgunlukta arar. Oysa bazı yorgunluklar dışarıdan bakıldığında kendini göstermez. Çünkü, kişi hala sorumluluklarını yerine getirir, ilişkilerini sürdürür ve hatta güçlü bir tempoyla hâlâ işine gider. Ancak iç dünyasında, giderek derinleşen bir tükenmişlik hissi yaşar ki bu durum kendinden vazgeçişin temellerini oluşturur. Artan bu kopukluk çoğu zaman “iyi olmaya çalışmak” ile başlar. Başkalarını kırmamak ve hayal kırıklığına uğratmamak adına kişinin kendisiyle kurduğu bağ günbegün sessizce zayıflar. Zamanla yorgunluk fiziksel olmaktan çıkarak, duygusal bir hâl alır.
Uyumun Görünmeyen Yüzü
Kişinin kendisinden önce çevresindeki insanları memnun etmeye çalışması, ilk bakışta sosyal uyumun sağlıklı bir parçası gibi görünür. Anlayış göstermek, empati kurmak ve esnek olmak ilişkiler için elbette değerlidir. Ancak bu özellikler, kişinin kendisini sürekli ihmal etmesine neden olduğunda, uyum bir erdem olmaktan çıkar.
People pleasing, insanları memnun etme çabasıdır. Bu durum başkalarının beklentilerini, kişinin kendi duygusal ihtiyaçlarının önüne koymasıyla tanımlanır. Burada asıl sorun, başkalarını önemsemek değil; kendini sistematik olarak geri plana atmaktır. Kişi zamanla ne istediğini değil ne yapmasının beklendiğini sorgulamaya başlar. Zaman geçtikçe çevresindeki beklentileri yerine getirmek, kişi için en elzem ihtiyaçlardan biri hâline gelmiştir.
Bu Davranış Nasıl Normalleşir?
Genel olarak baktığımızda, birçok insan için bu tutum ve davranış bilinçli olarak yapılan bir tercih değildir. Tam aksine, çocuklukta öğrenilmiş olan ve işe yaradığına inanılan bir uyum stratejisidir.
Sevginin belirli koşullara bağlı olduğu ortamlarda büyüyen çocuklar, kabul görebilmek için kendi ihtiyaçlarını görmezden gelmeyi öğrenir. Uyum sağlamak, sessiz kalmak ve “sorun çıkarmamak” güvenli hissettirir. Zaman içinde, bu davranış şekli içselleştirilerek, yetişkinlikte de devam eden bir davranışa dönüşür.
Bu süreçte kişi şu temel inançları geliştirir:
-
Uyum sağlarsam sevilirim.
-
Sınır koyarsam reddedilirim.
-
Hayır demek ilişkilerimi tehlikeye atar.
Geliştirilen bu yaklaşımlar ile kişi hayatına devam eder. Ancak araştırmalar gösteriyor ki, “sürekli onay arayışı, bireyin içsel motivasyonunu zayıflatır ve duygusal tükenmişlik arttırır”. (Vansteenkiste & Ryan, 2013; Kaur & Sagar, 2021)
Sessiz Birikim: Bastırılmış Duygular
İnsanları memnun etmeye, her koşulda onların isteklerini yerine getirmeye alışmış bireyler çoğu zaman toplumda fedakâr, güçlü ve olgun olarak tanımlanır. Ancak bu tanımların arkasında çoğu zaman ifade edilemeyen duygular saklıdır.
Öfke bastırılır çünkü “abartmak” istemez. Yorgunluk küçümsenir çünkü “herkes yoruluyordur”. İhtiyaçlar ertelenir çünkü “önemli olan başkalarıdır”.
Bu bastırma hali devam ettikçe, kişi kendisiyle olan temasını kaybetmeye başlar ve bir noktadan sonra şu soru ortaya çıkar: “Ben ne istiyorum?”
Çoğu zaman bu sorunun net bir cevabı yoktur. Bu sebeple, bir bilinmezlik içinde kişi kendini kaybeder.
Neden “Hayır” Demek Bu Kadar Ağır Geliyor?
“Hayır” demek, bazı insanlar için yalnızca bir kelime değildir. Özellikle people pleasing eğilimi olan bireyler için bu kelime, suçluluk ve kaygıyı da beraberinde getirir. Çünkü hayır demek, geçmişte öğrenilen bir tehdidi çağrıştırır: sevilmeme ihtimali.
Psikolojik açıdan, sınır koymak bireyin kendini koruma mekanizmasıdır. Ancak sınır koymanın ilişki kaybına yol açacağına dair olan inanç kişiyi sessiz kalmaya iter. Öz-şefkat üzerine yapılan çalışmalar, “kişinin kendi duygularını sürekli bastırmasının psikolojik iyi oluşu olumsuz etkilediğini” göstermektedir. (Neff, 2011)
Bu Döngü Nerede Kırılır?
Bu içsel döngüyü kırmak, düşünülenin aksine herkese hayır demekle ya da ilişkileri kesmekle başlamaz. Aksine, kişinin kendisiyle yeniden temas kurmasıyla mümkün olur.
Küçük ama bilinçli adımlar bu sürecin temelidir:
-
Her beklentiyi karşılamak zorunda değilsin.
-
Birini üzmemek, kendini yok saymak anlamına gelmez.
-
Sınırlar sevgiyi bitirmez, aksine ilişkileri daha gerçekçi kılar.
Sonuç Olarak
İyi olmaya çalışmak, bireyin başkalarıyla olan ilişkilerini koruyor gibi görünse de sürekli kendini ihmal eden kişinin kendisiyle olan bağını zayıflatır. Sürekli uyum sağlamak veya buna çabalamak kişide zamanla içsel bir boşluk ve duygusal tükenmişlik hissine yol açacaktır.
Psikolojik denge, başkalarını önemserken kendini ihmal etmemeyi gerektirir. İnsanları memnun etmek, kendinden vazgeçmek zorunda olduğun bir rol değildir. Bazen ruh sağlığını koruyan en güçlü kelime şudur: “HAYIR!”
Kaynakça
Kaur, A., & Sagar, M. (2021). Impact of approval seeking behavior on emotional exhaustion among young adults. International Journal of Indian Psychology, 9 (2). Neff, K. D. (2011). Self-compassion, self-regret, and well-being. Self and Identity, 10(1), 1–12. Vansteenkiste, M., & Ryan, R. M. (2013). On psychological growth and vulnerability: Öz-Belirleme Kuramı Basic psychological need satisfaction and need frustration as a unifying principle. Journal of Psychotherapy Integration, 23(3), 263–280.


