Cuma, Nisan 10, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Travma Algısı

Travma, kişinin ruhsal ve bedensel bütünlüğüne zarar algısı oluşturan her şeydir. Hepimizin travma algısı farklıdır. Kimine göre bir ölüm, kimine göre bir kaza, kimine göre bir ayrılık travma olurken onu nasıl sınıflandırabiliriz ki? Önemli olan sınıflandırmadan ziyade travmanın bize ne yaşattığıdır. Bizi hangi işlevsiz düşüncelere, hangi bilmecelere, hangi ikilemlere soktuğudur. En ilginci de bunun büyük bir biyolojiye dayanmasıdır. Yaşadığımız bir travmatik deneyimin görmediğimiz hissetmediğimiz kısmında derin bir nörobiyoloji yatmaktadır. Biraz bu nörobiyoloji ile ne yaşadığımızı anlamlandıralım.

Travmanın Nörobiyolojik Temelleri

Unutan bir varlık olarak insan, nasıl olurda bir travmatik deneyimi o an tekrar yaşıyormuş gibi hatırlar ve/veya hiçbir şey hatırlamaz. Biyolojik bir açıklama yapacak olursak beynimizde yer alan amigdalanın en önemli görevi bizleri tehlikelerden korumaktır. Amigdala, her uyarana tehlike mi değil mi diye bakar. Aklına gelemeyecek kadar çok uyaran vardır onun için. Gördüğümüz, duyduğumuz, hissettiğimiz her şey bir uyarandır. Üstelik yanınızdaki bir yılanda, televizyondaki bir yılanda amigdala için tehlike çanlarını çalar! Travmatik deneyimde de bu süreç aynen böyledir. Amigdala çanlarını çalmaya başlamıştır. Ve o sırada böbrek üstü bezlerinden çok fazla kortizol salgılanır. Strese girdiğimiz her durumda kortizol salgılanmaya başlar. Bu hormonunda görevi beynimizin bilgi merkezindeki (hipokampüs) reseptörlere uyaran vermektir. Yani size “dikkat et, tehlike!” der ve o bilgi hafızaya kazınır. “İşte travma böyle unutulmaz” dedirtir. Peki bu yaşadığımız travma anlık değilde uzun süreliyse o zaman ne oluyor? İşte o zamanda kortizol çok fazla salgılandığı için bilgi merkezini hasara uğratıyor. Bunu bir elektrik akımı gibi düşünün. Çok fazla akım gelirse devre yanar. Dolayısıyla hafızaya işlenemiyor. Tamda bu sırada işte “travma böyle unutulur” dedirtir.

Eşlik eden Ruhsal Durumlar ve Bozukluklar

Klinik pratikte travma sonrası stres bozukluğunu (TSSB) tek başına görmek pek sık değildir. Çoğu zaman tabloya majör depresyon ve çeşitli anksiyete bozuklukları eşlik edebilmektedir. Bunun temel nedeni, travmadan sonra beynin sürekli bir “tehlike var” modunda çalışmaya devam etmesidir. Bu da yoğun kaygıya maruz kalmaktır. Süregelen tehdit algısı, kişide umutsuzluk, suçluluk ve yoğun kaygı duygularını besler. Bazı kişiler bu yoğun içsel yükle baş edebilmek için alkol ya da madde kullanımına yönelebilir. Madde kullanım bozuklukları ortaya çıkabilir. Uyku bozuklukları da bu sürecin ayrılmaz bir parçasıdır; özellikle uykusuzluk ve kabuslar hem travmanın kendisini hem de eşlik eden ruhsal zorlanmaları derinleştirir. Katlanması daha zor hale getirebilir. Çocukluk çağlarında yaşanan ya da tekrarlayıcı travmalarda ise dissosiyatif belirtiler, bedensel yakınmalar ve duyguları düzenlemekte güçlük daha belirgin hâle gelebilir. Zamanla bu tabloya kişilik örüntülerinde zorlanmalar ya da yeme davranışlarında bozulmalar da eklenebilir. Tüm bunlar travmanın beyin ve beden üzerindeki etkilerinin farklı yansımaları olarak düşünülebilir. Ana sorun olmasalar da semptom gibi görülebilmektedirler. Elbette bunlardan biri ya da birkaçı travmanın semptomları gibi görünmek zorunda olmasa da çoğunlukla eşlik ederler.

Kaçınma Davranışları ve İyileşme Süreci

Travma yaşantısında, kişiye o olayı hatırlatan her türlü uyaran beyin tarafından yeniden bir tehlike sinyali olarak algılanır. Bu nedenle kaçınma davranışları, duygularda ve düşüncelerde olumsuz değişimler, aşırı irkilme tepkileri ve sanki olay yeniden oluyormuş gibi yaşanan flashback’ler ortaya çıkar. Kaçınma ilk bakışta koruyucu gibi görünse de, çoğu zaman kişinin hayat alanını giderek daraltır. Travmatik uyaranlarla ani ve yoğun bir yüzleşme elbette önerilmez; ancak kişinin kendi sınırlarını gözeterek tolere edebileceği hatırlatıcıları fark etmesi iyileşme sürecinin önemli bir adımıdır. Aynı şekilde yaşanan duyguların fark edilmesi ve adlandırılması da kritik bir noktadır. Çünkü bastırılan duygular kaybolmaz; yalnızca daha uygun olmayan zamanlarda, daha yoğun biçimde ortaya çıkar. Duygusal farkındalık arttıkça bedenin sürekli alarm hâli ve aşırı irkilme tepkileri zamanla azalabilir. Travma sonrası en çok etkilenen alanlardan biri de uykudur; tekrar eden rüyalar ve kabuslar uyku kalitesini ciddi biçimde bozar. Bu noktada uyku hijyenine yönelik temel düzenlemeler (örneğin kafein gibi uyarıcı maddelerin sınırlandırılması ve düzenli bir uyku ortamı oluşturulması) destekleyici olabilir. Travma ile çalışırken amaç, semptomları bir anda ortadan kaldırmak değil; beynin ve bedenin yeniden güven duygusunu öğrenmesine alan açmaktır.

Emine Mine İşler
Emine Mine İşler
Uzman Klinik Psikolog Emine Mine İşler, İstanbul Arel Üniversitesi Psikoloji lisans programını tamamladıktan sonra, Gelişim Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji alanında yüksek lisans eğitimini başarıyla tamamlamıştır. Şu an doktora çalışmalarına hazırlık sürecindedir. Psikoloji alanındaki profesyonel yolculuğuna İstanbul'da başlayan İşler, iki yıl süren klinik deneyiminin ardından Bodrum’a yerleşmiş ve burada beş yılı aşkın süredir kendi kliniğinde hizmet vermektedir. Yetişkin, çocuk ve ergen bireylerin yanı sıra, çift ve aile terapisi alanlarında da aktif olarak çalışmaktadır. Terapi sürecinde bireyin ihtiyaçlarına göre çeşitli yaklaşımları harmanlayan Emine Mine İşler; Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), EMDR (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme), Şema Terapi ve İlişki Pusulası Modeli gibi yaklaşımlardan faydalanmaktadır. Psikopatolojik durumlarla çalışırken bilimsel temellere dayalı, empatik ve bütüncül bir yaklaşımı benimsemektedir. Bireysel danışmanlık hizmetlerinin yanı sıra, birçok seminere katılmış; okullarda öğrenci, öğretmen ve velilere yönelik çeşitli eğitimler ve seminerler de düzenlemiştir. Danışanlarıyla kurduğu güven temelli ilişki, onu sadece bir uzman değil; aynı zamanda süreci birlikte yürüyen bir yol arkadaşı haline getirir. "Sağlıklı bir zihin, sağlıklı bir psikoloji!" anlayışıyla bireylerin ruhsal iyi oluşunu desteklemeye ve her bir terapi sürecini özenle yürütmeye devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar