Bazen en büyük düşmanınız dışarıda bir yerde pusuya yatmış biri değil, her köşe başında sizi bekleyen kendi düşüncelerinizdir. Hiç kendinizi bir kalabalığın içerisinde yürürken sanki herkesin bakışları sırtınızda birer iğneymiş gibi hissettiğiniz oldu mu? Ya da çok sevdiğimiz birinin attığı sıradan bir mesajın satır aralarında, aslında size yönelik gizli bir öfke aradığınız?
Hepimiz zaman zaman dünyanın bize karşı biraz ‘’sert’’ olduğunu düşünürüz. Ancak bazen bu his, geçici bir bulut olmaktan çıkar ve zihnimizin dört bir yanını saran, çıkışı olmayan bir kafese dönüşür. Peki, bizi bu kafese hapseden şey nedir?
Kaygının ‘’Ya Olursa’’sı, Paranoyanın ‘’Öyle’’si..
Çoğu zaman ‘’çok kaygılıyım, sanırım paranoya yapıyorum’’ deriz. Oysa bu ikisi aslında ruhun bambaşka duraklarıdır. Kaygı, belirsizliğin çocuğudur. ‘’Ya beni sevmiyorlarsa?’’ ‘’ya hata yaparsam?’’ diye sorar.. Kaygı henüz hiç yaşanmamış bir geleceğin ihtimalleri içinde savrulmaktır. Yorucudur ama içinde hep bir ‘’belki’’ barındırır.
Paranoya ise belirsizliğe tahammül edemeyen zihnin, o boşluğu kendi kurgusuyla ‘’kesin’’ olarak doldurmasıdır. Artık ‘’ya beni sevmiyorlarsa?’’ sorusu gitmiş, yerine ‘’Benden nefret ediyorlar ve beni dışlamak için plan yapıyorlar’’ yargısı gelmiştir. Kaygı bir ihtimal fırtınasıyken; paranoya, zihnin kendi yazdığı senaryoya inanmaktan başka çaresinin kalmadığı o karanlık duraktır.
Zihnin Aynası; İçeridekini Dışarıya Yansıtmak
Psikodinamik pencereden baktığımızda, paranoya aslında çok dramatik bir savunma sanatıdır. Zihnimiz, kendi içindeki bazı duygularla başa çıkamaz, onlardan utanır veya korkar ki ‘’bu bana ait olamaz’’ der.
İşte o an; çok yoğun deneyimlendiğinde yansıtma mekanizması devreye girer. Kendi içimizde kabul edemediğimiz öfkeyi, hasedi veya suçluluk duygularını bir paket yapıp karşıdakinin üzerine bırakıveririz. ‘’Ben ona karşı çok öfkeliyim’’ diyemeyen zihin, ‘’O, bana karşı çok öfkeli, bana zarar verecek’’ demeye başlar.
Bu durum, kısa vadede kişiyi kendi içindeki o yakıcı duygudan kurtarır (çünkü suçlu artık dışarıdadır). Ancak uzun vadede bedeli ağırdır; artık dünya, her köşesinde düşmanların pusuya yattığı tekinsiz bir yere dönüşmüştür. Kendi gölgemizden kaçarken, herkesin gölgesini bir canavar sanmaya başlarız.
Bu Kafes Ne Zaman İnşa Edilir?
Zihin bu ağır savunma sistemini durup dururken kurmaz. Genellikle şu durumlar tuğlaları üst üste dizer;
-
Güvenin kırıldığı yerler: Eğer hayatın önemli bölümünde (özellikle çocuklukta veya travmalarda) sırtınızı yasladığınız dağlar yıkıldıysa, zihin hayatta kalmak için ‘’kimseye güvenme, herkes bir gün zarar verir’’ moduna geçer.
-
Aşırı yalnızlık ve izolasyon: Sosyal bağlar azaldıkça, gerçekliği test etme imkanımız da azalır. Kendi düşüncelerimizle baş başa kaldıkça, o düşünceler yankılaşarak devleşir.
-
Yoğun stres altında ezilmek: Zihin çok yorulduğunda, dış dünyadan gelen karmaşık sinyalleri işleyemez ve en ‘’güvenli’’ yolu seçer. Defansif olmak..
O Kafesten Çıkmak Mümkün Müdür?
Kendi içimizdeki güvensizlikle ilgili çığlıkların sesini dindirmek, o kafesin kapısını dışarıdan birinin açmasıyla değil, içerideki o korkmuş çocuğun elinden tutmakla başlar.. Düşman bellediğimiz o ‘’dış dünyadaki gölgelerin’’ aslında kendi içimizde barışamadığımız parçalarımız olduğunu fark etmek, iyileşmenin ilk adımıdır.
Unutmayın; zihin bir kafes inşa edebiliyorsa, o kafesin anahtarını da yine kendi derinliklerinde saklıyordur. O anahtarın adı ise güvenli bir bağ ve şefkatli bir farkındalıktır. Ama o anahtarı bulmak, çoğu zaman tek başına karanlık bir odada el yordamıyla yol aramak gibidir. Çünkü paranoya, sadece bir düşünce biçimi değil, aynı zamanda bir hissetme biçimidir. Ve hisler, mantığın ışığıyla hemen dağılmaz. ‘’Bunun gerçek olmadığını biliyorum ama yine de böyle hissediyorum’’ cümlesi, bu kafesin içinde yankılanan en tanıdık sestir.
İşte tam bu noktada, iyileşme bir ‘’ikna etme’’ süreci olmaktan çıkar, bir ‘’deneyimleme’’ sürecine dönüşür. Bilmek gereken bir şey vardır ki; paranoya bir zayıflık değildir. Aksine bir zamanlar sizi korumaya çalışmış bir sistemin, artık işe yaramayan ama hala aktif olan halidir. Bu yüzden onunla savaşmak yerine, onu anlamaya çalışmak daha derin bir kapı açar. Çünkü her paranoyanın arkasında bir hikaye vardır. Ve her hikaye, duyduğunda biraz daha hafifler. Belki de mesele, o kafesten kaçmak değil; orayı neden inşa ettiğinizi anlayıp, artık orada kalmanıza gerek olmadığını fark etmektir.


