Günlük yaşam çoğu zaman planladığımız gibi ilerlemez. Hayat, beklenmedik anlarda karşımıza çeşitli olumsuzluklar çıkarır. İşten ayrılmak ya da çıkarılmak, güvendiğimiz birinin hayal kırıklığı yaratması, aile içinde yaşanan çatışmalar, uzun süre verilen emeğin görülmemesi, biten ilişkiler ya da kaybedilen bir statü… Bu deneyimlerin her biri, insanın yaşam dengesini sarsan ve ruhsal dayanıklılığını zorlayan süreçlerdir. Bazı dönemlerde bu olumsuzluklar tek tek değil, art arda gelerek kişinin kendini çıkmazda hissetmesine neden olur.
Olumsuz bir olayla karşılaşan kişi, ilk aşamada çoğu zaman ne yapacağını bilemez. Zihin, “ya şöyle olursa”larla dolup taşar. Kaygı, korku ve tedirginlik duyguları hızla devreye girer. Belirsizlik ortadan kalkmış olsa bile, bu kez sonuçlarla baş başa kalmanın yarattığı ikinci bir sessizlik dönemi başlar. Dışarıdan bakıldığında sakin gibi görünen bu hâl, aslında oldukça yorucudur. Çünkü kişi, hangi adımı atması gerektiğini ve nereden başlaması gerektiğini kestiremez.
Olumsuzluğun Dönüştürücü Gücü ve Kabul Süreci
Olumsuzluğu çoğu zaman, ne istediğini anlatamayan ve sürekli ağlayan bir bebeğe benzetirim. Onu susturmak istersiniz ama nasıl yaklaşacağınızı, hangi ihtiyacını karşılamanız gerektiğini bilemezsiniz. Görmezden gelmeye çalışırsınız; ancak o, varlığını unutturmayacak kadar ısrarcıdır. Ne kadar kaçarsanız kaçın, sesi bir şekilde size ulaşır.
Peki, bu “bebek” gerçekten sandığımız kadar kötü müdür? Aslında değildir. Onu kucaklamayı seçene kadar öyle görünür. Çünkü olumsuzluğun dönüştürücü gücü, ancak yüzleşmeye karar verildiğinde ortaya çıkar. İnsan, yaşadığı zorluğu inkâr etmek ya da bastırmak yerine kabul ettiğinde, bu deneyimin kendisine ne anlatmak istediğini de duymaya başlar. İşte tam bu noktada, olumsuzluk ile motivasyon arasında güçlü bir bağ kurulur. İlk bakışta zıt gibi görünen bu iki kavram, aslında birbirini besleyen iki kardeş gibidir.
Bir durumu kabullenmek, motivasyonun gerçek başlangıç noktasıdır. Kabullenişten sonra ise önünüzde iki yol belirir. Ya yaşanan olumsuzluğu olduğu hâliyle taşır, kaygının yönlendirdiği bir döngüye girersiniz; ya da yaşadığınız deneyimden anlam çıkararak harekete geçmeyi seçersiniz. İkinci yol daha fazla farkındalık ve çaba gerektirir, ancak aynı zamanda gelişimin de kapısını aralar.
Disiplin ve Motivasyonun Sürdürülebilir Dengesi
Bu yolu seçtiğinizde süreç, ihtiyaçlarını zamanla tanımaya başladığınız bir bebeği büyütmeye benzer. Ne zaman ilgi istediğini, ne zaman beslenmeye ya da ne zaman sakinleşmeye ihtiyaç duyduğunu fark etmeye başlarsınız. Olumsuzluğun size hangi mesajı verdiğini anladıkça, onu yönetebilir hâle gelirsiniz. Böylece kaygıya harcadığınız zihinsel ve duygusal enerji, yavaş yavaş motivasyona dönüşür.
Motivasyonu sürdürülebilir kılan en önemli unsur ise disiplin kavramıdır. Motivasyon ve disiplin, aynı ailenin iki çocuğu gibidir; biri olmadan diğeri uzun süre ayakta kalamaz. Modern dünyada kaygıdan tamamen uzak durmak mümkün değildir. Ancak kaygıyı kontrol altına almak mümkündür. Nasıl ki bir bebeğin ihtiyaçları zamanında karşılandığında ağlaması azalırsa, motivasyon da düzenli olarak beslendiğinde kaygı geri planda kalır.
Bu aşamadan sonra hayat, fark edilmeden daha yumuşak bir akışa girer. Adımlarınız netleşir, ilerleyişiniz daha dengeli hâle gelir. Bir zamanlar sırtınızda yük gibi taşıdığınız olumsuzluk, emeğinizle şekillenen ve zamanla kendi kendine yetebilen bir yapıya dönüşür. Artık o bir engel değil; size yön gösteren bir deneyim, yani bir tecrübedir. Hayatta ilerleyebilmek için bazen konfor alanından çıkmak gerekir. Olumsuzluklar bu anlamda birer davetiye gibidir. Eğer onları kaygıyla beslerseniz, peşinizi bırakmazlar. Ancak kabullenip anlamaya çalışırsanız, sizi geliştirir ve güçlendirirler.
Kaygı motivasyonunuzu sabote etmeye başladığında yapılabilecekler aslında oldukça basittir. Kaygının geldiğini fark etmek, onu reddetmeden kabul etmek ve dikkati yeniden hedeflere yönlendirmek önemlidir. Kısa yürüyüşler, nefes egzersizleri, planları gözden geçirmek ve zihinsel tetikleyicileri azaltmak, motivasyonun yeniden berraklaşmasına yardımcı olur. Motivasyon çoğu zaman dalgalı bir deniz gibidir; bazen yükselir, bazen tamamen çekilir. Bu nedenle başarıya ulaşanlar, yalnızca kendilerini iyi hissettiklerinde harekete geçenler değil; motivasyonun eksik olduğu anlarda disiplini devreye sokabilenlerdir. Gerçek güç, canınız hiçbir şey yapmak istemediğinde bile kendinize verdiğiniz sözü tutabilme becerisinde yatar. Büyük değişimler bir gecede değil, her gün atılan küçük ama istikrarlı adımların birikmesiyle gerçekleşir.
Sonuç olarak, olumsuzluğu sırtınızda bir yük olarak mı taşımak istersiniz, yoksa onu dönüştürerek motivasyonun kaynağı hâline mi getirmek? Bu sorunun cevabı, içinizde size yön gösteren o sessiz ama güçlü seste saklıdır.
Değerli zamanınızı ayırdığınız için teşekkür ederim.
Aydınlık günler dilerim.


