Çarşamba, Şubat 4, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kendini Keşfeden eş, Geride Kalan Partner

İlişkilerde bir taraf kendini keşfetme yolculuğuna çıktığında, diğer tarafın buna direnç göstermesi şaşırtıcı değildir. Hatta çoğu zaman kaçınılmazdır. Bu süreç genellikle bir krizle kendini gösterir. Ama kriz her zaman yıkım anlamına gelmez. Bazen tam tersine, ilişkinin en yapıcı eşiklerinden biridir. 35 yaşındaki Melek bunu yaşayanlardan biri. Evlendiğinde “aşırı düzene, görselliğe” karşı takıntılı olduğunu söylüyor. Yani her şeyin fazla şık, düzenli, ışıltılı olması konusunda, Melek fazlasıyla mükemmeliyetçiydi. Özden çok görselliğe önem verdiğini bugün net biçimde görebiliyor. Bu durum onu terapiye yönlendirmiş. Terapi sonrası ’’hiçbir şeyin mükemmel olmadığını ve hayatın içindeki her şeyin esneyebileceğini fark ettim” diyor Ancak bu dönüşüm evliliğinde büyük bir sarsıntıya yol açmış. Melek eşinin de terapilere katılması gerektiğini sürekli dile getirmiş. Fakat Ufuk, kendi iç dünyasını, düzenini ve konforunu altüst edecek bir maceraya asla atılmayacağını açıkça söylüyormuş. Melek, “2 yıl boyunca terapiye devam ettiğim sürece, benden gerçekten nefret etti” diye itiraf ediyor. Değişen taraf için aydınlatıcı olan bu süreç, değişmek istemeyen partner için çoğu zaman görev gibi gelebiliyor.

Bilimsel Bakış Açısı ve Duygusal Temas

Çift terapistleri bu tabloyla sık karşılaşıyor. Psikanalist ve psikoterapist Claude Allais’ye göre, bireysel terapiye giren kişinin yaşadığı değişim, kendi iç dünyasında yürüttüğü çalışmanın bir göstergesi. “Bir insan değişmeye başladığında mahremiyet, değer görme, kendi hayatının yaratıcısı olma gibi öz ihtiyaçlarıyla daha fazla temas eder” diyor Allais. Bu ihtiyaçlar karşılanmazsa, kişi doğal olarak eşine yöneliyor. İşte tam bu noktada tartışmalar kaçınılmaz hale geliyor. Psikoterapist Bernadette Blin’e göre tartışmalar, çiftin aşması gereken ilk kriz evresi. Kendini dışlanmış hisseden partner ise kontrolü geri almak ister. “Eskiden daha iyiydik” gibi cümleler bu aşamada sık duyulur. Blin’e göre bu, durumu açıklamak için anlaşılır ama sağlıklı bir yaklaşım değildir. Bu süreçte eşler rahatsız edici duygularla yüzleşir. Kıskançlık, korku, öfke, suçluluk… Bunların hiçbiri keyifli değildir ama aşılmaları yapıcıdır. Değişen kişi, partnerinin de aynı dönüşümü yaşamasını bekledikçe kendini giderek daha güçsüz hissedebilir.

Değişim Arzusu ve Kontrol Kaybı

Melek bunu çok net ifade ediyor: “Yıllarca kocamı değiştirebileceğim fikriyle yaşadım.” Bu aşama, ne itaatkâr olmanın ne de isyan etmenin işe yaradığı bir dönemdir. Çocukluktan beri içimize kazınmış olan tam hâkimiyet arzusu burada sert biçimde ortaya çıkar ve kırılmayı bekler. Claude Allais, değişmek istemeyen eşte bilinçdışı suçluluğun devreye girdiğini söylüyor. Terk edilme korkusu ve partner üzerindeki kontrolün kaybedilmesi endişesi bu direnci besliyor.

Bu Süreç İlişki için Bir Tehdit mi?

Peki bu durum çift için tehlikeli mi? Açık bir çatışmada terapi gören tarafın belirgin bir avantajı var. Çünkü düşünmek, beslenmek ve çatışmayla baş etmek için bir alanı mevcut. Diğer eş de bu yolculuğu ilgi çekici bulabilir ya da tamamen tehdit olarak algılayabilir. Bernadette Blin’e göre bu tamamen çiftin bakış açısına bağlı. “Bu sürecin ortak bir gelişim alanı olarak görülmesi de mümkündür. Bu imajın bozulacağı korkusu ise her iki taraf için kaçınılmaz bir aşamadır” diyor. Çiftlerden biri ilerlerken diğerinin keşfetme ya da değişim ya da farklı bakış açılarına gereksinim duymadan yaşama ihtiyacı, gelişen çifte göre yerinde saydığı için arada bir fark oluşmaya başlar. İletişim kurarken dahi zorlanmaya başlarlar. Elbette herkes bu noktaya gelemez. Bazıları, partnerleriyle aralarındaki kopukluğun kendi bütünlüklerini tehdit ettiğini hisseder. Yine de şu gerçek değişmiyor: Çift olmak, güçlü bir kişisel gelişim faktörüdür. Claude Allais’nin dediği gibi, “Çiftken, tek olduğumuzdan daha iyi değişiriz.” Çünkü değişim, tam da yaşamın bizi zorladığı yerde başlar.

Son Bir Not: Terapiyle İlgili Gerçekler

  • Terapi gerçekleri açığa çıkarır, ilişkideki huzursuzluğun nedeni değildir.

  • Değişmek isteyen kişi avantajlıdır. Kendisini besleyebileceği ve konuşabileceği bir mekâna sahiptir.

  • İlişkideyken, tek başımıza olduğumuz hale oranla daha iyi değişiriz.

Her yaşayan canlı gibi insan ve insanın gelişimi, içinde yaşadığı ortama sıkıca bağlıdır. Terapiye başlayıp değişim sürecine girdiğinde, diğeri bunu bir tehdit olarak algılayabilir. Ancak dönüşüm kaçınılmazdır ve beraber evrilmek ilişki yapısını daha güçlü kılar.

Kaynakça

 Allais, C. (2011). Le couple et ses métamorphoses. Paris, France: Éditions Payot. Blin, B. (2014). Traverser les crises du couple. Paris, France: Albin Michel. Bowen, M. (1978). Family therapy in clinical practice. New York, NY: Jason Aronson. Johnson, S. M. (2008). Hold me tight: Seven conversations for a lifetime of love. New York, NY: Little, Brown and Company. Winnicott, D. W. (1965). The maturational processes and the facilitating environment. London, UK: Hogarth Press. Yalom, I. D. (2002). The gift of therapy: An open letter to a new generation of therapists and their patients. New York, NY: HarperCollins.

Fatma Çelik
Fatma Çelik
Fatma Çelik, psikolog, aile danışmanı ve yazar olarak danışmanlık ve akademik çalışmalar alanında geniş bir deneyime sahiptir. Lisans eğitimini Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi’nde tamamlayıp, Yakın Doğu Üniversitesi Klinik Psikoloji alanında yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. Özellikle aile danışmanlığı, sınav kaygısı ve çocuk testleri konularındaki eğitimlerini tamamlayarak uzmanlaşmıştır. Gördes gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. Psikolojiyi herkes için anlaşılır ve ilgi çekici hale getirmeyi görev edinen yazar, ruh sağlığını güçlendirmeye yönelik içerikler üretmeye devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar