Perşembe, Ocak 22, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Her Şey Yolundayken Neden Kendimizi Sabote Ederiz?

Konfor Korkusu Ve Alışılmış Acı

Hayat bazen uzun bir mücadelenin ardından sakinleşir. Bir ilişki artık kavgasızdır. İş daha öngörülebilir hâle gelmiştir. Sabahlar eskisi kadar ağır gelmez. Ve tam da bu noktada, insanın içini kemiren tuhaf bir huzursuzluk başlar. Her şey yolundayken, bir şeyler yanlış hissedilir.

Bu huzursuzluk çoğu zaman dışarıdan anlaşılmaz. “Şükretmem gerekirken neden böyle hissediyorum?” sorusu zihni meşgul eder. Kişi bazen farkında olmadan bir tartışma çıkarır, bazen iyi giden bir süreci anlamsızca sorgular, bazen de kendi eliyle bozacak bir adım atar. Sonra da kendine kızar: “Neden hep kendimi sabote ediyorum?”

Zihnin Güvenlik Arayışı Olarak Sabotaj

Psikolojik açıdan bakıldığında bu davranışlar nadiren anlamsızdır. Aksine, çoğu zaman zihnin güvenlik arayışının bir sonucudur. İnsan zihni mutluluğu otomatik olarak hedeflemez. Zihin için esas öncelik mutluluk değil, öngörülebilirliktir. Davranışsal karar verme süreçlerini inceleyen Daniel Kahneman, insanların belirsizlik karşısında tanıdık ama olumsuz seçenekleri bile tercih edebildiğini gösterir (Kahneman, 2011). Bu eğilim yalnızca para ya da riskle ilgili kararlarda değil, duygusal yaşamda da geçerlidir.

Uzun süre stres, kaos, duygusal ihmal ya da belirsizlik içinde yaşayan bireyler için bu durumlar zamanla “normal” hâle gelir. Zihin ve beden bu koşullara uyum sağlar. Bu yüzden sakinlik, istikrar ve huzur ortaya çıktığında, bu durum rahatlatıcı olmaktan çok yabancı hissedebilir. Yabancı olan ise çoğu zaman tehdit gibi algılanır.

İlişkilerde Tanıdık Kaosun Çekimi

Bunu ilişkiler üzerinden düşünmek kolaydır. Yıllarca inişli çıkışlı ilişkiler yaşamış biri, sonunda duygusal olarak tutarlı ve güvenli bir ilişkiye girdiğinde beklenen rahatlamayı yaşamayabilir. Aksine, sıkılma, şüphe, huzursuzluk ya da sebepsiz bir gerilim ortaya çıkabilir. “Bu kadar sakin olması normal mi?”, “Kesin yakında bozulur” gibi düşünceler belirir. Kişi bu huzursuzluğu ilişkiye bağlar; eleştirir, mesafe koyar ya da bilinçsizce bir kriz yaratır. Aslında tehdit olan ilişki değil, iyi hissetmenin kendisidir.

Nörobiyolojik Temeller ve Hebb İlkesi

Bu noktada psikolojik alışkanlıklar devreye girer. Beyin, tekrar eden duygusal durumları varsayılan ayar hâline getirir. Nörobilimci Donald Hebb’in sıkça atıf yapılan ilkesine göre, tekrar eden deneyimler sinirsel bağlantıları güçlendirir (Hebb, 1949). Yani kişi uzun süre kaygı, tetikte olma hâli ya da hayal kırıklığı yaşamışsa, beyin bu duygusal tonu “ev” gibi algılar. Huzur ise bu evin dışındadır.

İyi giden bir hayat bu nedenle bazen rahatsız edici olur. Kişi bunu bilinçli olarak fark etmese bile, içsel bir gerilim ortaya çıkar. Bu gerilimle başa çıkmanın en hızlı yolu, tanıdık duygusal düzene geri dönmektir. İşte kendini sabote eden davranışlar tam da bu noktada devreye girer.

Tekrar Zorlantısı ve Savunma Mekanizmaları

Psikanalitik literatürde bu durum, Sigmund Freud’un tanımladığı tekrar zorlantısı kavramıyla açıklanır. Freud’a göre insanlar, sonuçları acı verici olsa bile, tanıdık duygusal örüntüleri tekrar etmeye eğilimlidir (Freud, 1920). Buradaki motivasyon mutluluk değildir; psikolojik tutarlılığı sürdürme ihtiyacıdır. Tanıdık olan, kontrol edilebilir hissedilir.

Bu yüzden kendini sabote eden davranışların çoğu bilinçdışı bir mantık taşır:

  • İlişkiyi bozmak, terk edilme ihtimalini kişinin kendisinin başlatması anlamına gelebilir.

  • Başarıyı küçümsemek, olası bir başarısızlığın acısını önceden azaltma girişimidir.

  • İyi hissetmeyi baltalamak ise “hazırlıksız yakalanmamak” için yapılan bir savunmadır.

Travma ve Sinir Sistemi

Bu tablo özellikle geçmişinde travmatik ya da kronik stres içeren deneyimler olan kişilerde daha belirgindir. Travma üzerine çalışan psikiyatrist Bessel van der Kolk, uzun süreli stresin sinir sistemini sürekli alarm hâline soktuğunu ve bu durumda sakinliğin bile tehdit gibi algılanabileceğini belirtir (van der Kolk, 2014). Yani kişi huzurluyken bile bedeni yaklaşan bir tehlike varmış gibi tepki verebilir.

Sonuç: Yeni Bir Benlik Hikâyesi

Burada gözden kaçan önemli bir nokta vardır: İyileşmek ya da iyi bir hayatı sürdürebilmek, yalnızca sorunların ortadan kalkması değildir. Aynı zamanda kişinin kendisiyle ilgili hikâyesinin değişmesi anlamına gelir. Yıllarca “dayanan”, “mücadele eden” ya da “idare eden” biri olarak yaşayan bir kişi için huzurlu bir benlik algısına geçmek zaman alır. İyi hissetmek pasif bir durum değil; öğrenilmesi gereken bir beceridir.

Bu nedenle kendini sabote eden insanlara “neden mutlu olmuyorsun?” diye sormak çoğu zaman yanıltıcıdır. Daha doğru soru şudur: İyi hissetmek senin için neyi tehdit ediyor? Kendini sabotaj, çoğu zaman bir düşman değil; anlaşılmayı bekleyen bir sinyaldir. Ve bazen en zor ama en dönüştürücü adım şudur: Hayat iyi giderken, onu düzeltmeye çalışmadan içinde kalabilmek.

Kaynakça

Freud, S. (1920). Beyond the pleasure principle. Vienna: International Psychoanalytic Press. Hebb, D. O. (1949). The organization of behavior: A neuropsychological theory. New York, NY: Wiley. Kahneman, D. (2011). Thinking, fast and slow. New York, NY: Farrar, Straus and Giroux. van der Kolk, B. A. (2014). The body keeps the score: Brain, mind, and body in the healing of trauma. New York, NY: Viking.

Seher Tunç
Seher Tunç
Uzman Klinik Psikolog Seher Tunç, psikoloji bilimine ve klinik uygulamalara derin bir tutkuyla yaklaşan bir profesyoneldir. Bilişsel Davranışçı Terapi temelli uygulamalarda deneyim sahibidir ve klinik psikoloji alanında güncel araştırmaları takip ederek bilgi birikimini sürekli geliştirmektedir. Mesleki gelişime ve bilimsel çalışmalara açık olan Seher Tunç, bireylerin ruh sağlığına katkı sağlayacak uygulamaları hayata geçirmeyi ve psikolojik farkındalığı artıracak yazılar üretmeyi amaçlamaktadır. Akademik titizlik ve etik değerlere bağlılık, çalışmalarının temelini oluşturmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar