Hayatın zor olduğunu çoğumuz kabul ederiz. İnsan olmak, bir ölçüde acıyla karşılaşmak demektir. Acı farklı biçimlere bürünerek hayatımızın çeşitli dönemlerinde karşımıza çıkar; bazen bir kayıp, bazen bir başarısızlık, bazen de içsel bir çatışma olarak. Bu acı her zaman can yakabilir. Ancak çoğu zaman asıl mesele acının kendisinden ziyade ona nasıl yaklaştığımızdır.
Genellikle acıyla karşılaştığımızda üç temel strateji kullanırız: Acıdan kaçmaya çalışırız, onunla savaşırız ya da acının bizi tamamen ele geçirmesine izin veririz. Bazen de onu görmezden gelir, inkâr ederiz. Diğer zamanlarda ise kendimizi suçlar, yargılar ve sert bir şekilde eleştiririz. Aslında bunların hepsi insanın baş etme biçimleri, yani birer stratejidir. Fakat çoğu zaman gözden kaçan, hatta kulağımıza biraz yabancı gelen başka bir yanıt daha vardır: acıya şefkatle yaklaşmak.
Acının varlığını kabul etmek, ona alan açmak ve kendimize nazik bir ilgiyle yaklaşmak… İşte buna kendine şefkat diyebiliriz. Çoğumuz için bu, öğrenilmesi gereken bir sanattır. Şefkat perspektifinden bakıldığında, acıyı inkâr etmek yerine onun varlığını kabul etmek ve ona nazik bir yanıt vermek esastır. Başka bir deyişle, kendi acımızı fark etmek, ona samimi bir ilgi ve nezaketle yaklaşabilmek kendine şefkatin temelidir.
Bu noktada sıkça kullanılan bir metafor vardır: iki arkadaş metaforu.
Zor bir dönemden geçtiğinizi düşünün. Hayatınızda pek çok sorun var ve kendinizi oldukça kötü hissediyorsunuz. Böyle bir durumda yanınızda nasıl bir arkadaşın olmasını isterdiniz? Size şöyle diyen bir arkadaş mı:
“Of, kapa çeneni. Sürekli şikâyet ediyorsun. Senden daha kötü durumda olan insanlar var. Bu kadar korkak olma, kabullen ve devam et.”
Yoksa şöyle diyen bir arkadaş mı:
“Bu gerçekten zor bir durum. Senin yerinde kim olsa zorlanırdı. Ben buradayım. Konuşmak istersen seni dinleyebilirim, beraber bu süreci atlatabiliriz.”
Çoğumuz ikinci arkadaşı tercih ederiz. Peki zorlayıcı deneyimler bizi ziyaret ettiğinde kendimize nasıl bir arkadaş oluyoruz? İlkine mi daha çok benziyoruz, yoksa ikincisine mi? İyi bir arkadaş, hayatın zor olduğunu görür. Zor zamanlarımızda bizi yargılamadan dinler, yanımızda olur ve bazen sadece varlığıyla destek verir. Görünmeyeni görür, duyulmayanı duyar. En kırılgan anlarımızda bile bizi yalnız bırakmaz.
Bu noktada Kemal Sayar’ın şu sözleri anlamlıdır:
“Seninle aynı yürek hizasında duran birkaç dostun varsa, bütün dünya vız gelir tırıs gider!’’
Bağ kurmak şifadır. Çünkü bağ kurmak, varlığımızın özüne dokunmaktır.
Kendine Şefkatin Üç Temel Bileşeni
Psikolog Kristin Neff, kendine şefkati üç temel bileşen üzerinden açıklar:
-
Kendine Nezaket (Self-Kindness): Kendimize karşı sert ve yargılayıcı olmak yerine nazik ve anlayışlı davranabilmek.
-
Ortak İnsanlık (Common Humanity): Acının yalnızca bize özgü olmadığını, insan olmanın doğal bir parçası olduğunu kabul etmek.
-
Farkındalık (Mindfulness): Zor duyguları bastırmadan ama onlara kapılıp gitmeden fark edebilmek.
Özellikle ortak insanlık kavramı, insanların yaşadığı acının evrensel olduğunu hatırlatır. Bazen zor bir deneyim yaşadığımızda bunun yalnızca bizim başımıza geldiğini düşünürüz. Oysa biraz etrafımıza baktığımızda, diğer insanların da hayatlarında mücadeleler verdiğini, hayal kırıklıkları yaşadığını ve acı çektiğini görebiliriz. Psikiyatrist Irvin Yalom grup terapilerinin iyileştirici gücünü anlatırken bu duruma dikkat çeker. Yalom bir kitabında, özellikle terapinin erken evrelerinde danışanın yaşadığı “teklik duygusunun” ortadan kalkmasının güçlü bir rahatlama kaynağı olduğunu belirtir. Danışanlar, grubun diğer üyelerinin de kendilerine benzer endişeler ve duygular yaşadığını duyduklarında, kendi deneyimlerini daha rahat paylaşmaya başlarlar. Bu süreç çoğu zaman danışanlar tarafından adeta “insanların arasına yeniden hoş geldin” deneyimi olarak tanımlanır. Basitçe söylemek gerekirse bu durum, “hepimiz aynı gemideyiz” duygusunu yaratır. Belki daha alaycı bir ifadeyle, “mutsuz insan karşısındakinin de mutsuz olduğunu bilmek ister” sözüyle de anlatılabilir. Aslında burada vurgulanan şey şudur: İnsanlara ait sorunlar oldukça karmaşık olsa da bireyler arasında bazı ortak deneyimler ve duygular vardır. Bir grubun içinde bu ortaklığı fark etmek ve insanların bunu algılaması çoğu zaman beklenenden çok daha kolay olur.
Kendimize şefkat gösterebilmek için öncelikle acının varlığını kabul etmemiz gerekir. Hayatımızda zorlayıcı düşünceler, duygular ve deneyimler olabilir. Önemli olan bunları fark edebilmek ve onlara daha bilge bir yerden yaklaşabilmektir. Duygularımızı isimlendirmek, onlara alan açmak ve onları bastırmak yerine anlayabilmek bu sürecin önemli bir parçasıdır.
Unutmamamız gereken bir şey var: acı çekmek insan olmanın doğal bir parçasıdır. Bu nedenle kendi acımızı küçümsememeli ya da değersizleştirmemeliyiz. Bazen acının içinde bir anlam ve dönüşüm potansiyeli bulunabilir. Tıpkı bir istiridyenin içinde oluşan inci gibi… İnci, istiridyenin yaşadığı bir rahatsızlığın sonucunda ortaya çıkar. Benzer şekilde zor deneyimler de bazen bize hayatın anlamını, değerlerimizi ve kırılganlığımızı hatırlatır.
Motivasyon Kaynağı Olarak Şefkat
Bu noktada bir başka metafor da oldukça öğreticidir: eşek, havuç ve sopa metaforu.
Bir eşeğiniz olduğunu düşünün ve her hafta yükünüzü pazara taşıyor. Onu motive etmenin iki yolu vardır:
Birincisi, sopayla vurmak. Bu yöntem kısa vadede işe yarayabilir; eşek hareket eder. İkincisi ise havuçla motive etmektir. Yük taşıdıkça havuç alır.
Her iki yöntem de hareket sağlayabilir. Ancak sopayı sürekli kullanırsanız zamanla yorgun, mutsuz ve güçsüz bir eşek ortaya çıkar. Havuçla motive edilen bir eşek ise daha sağlıklı ve güçlü kalır.
İnsan da benzer şekilde çalışır. Kendimize sürekli sert davranmak, kendimizi suçlamak ve aşağılamak kısa vadede bizi harekete geçiriyor gibi görünse de uzun vadede duygusal yorgunluk ve tükenmişlik yaratır. Oysa kendimize nazik ve anlayışlı yaklaşmak, daha sürdürülebilir bir motivasyon kaynağıdır.
Acı verici düşüncelerimiz ya da zor deneyimlerimiz olabilir. Ancak bunlar bizim zayıf, kusurlu ya da “bozuk” olduğumuz anlamına gelmez. Bazen en çok ihtiyacımız olan şey, kendimize biraz daha yumuşak davranabilmektir.
Belki de sormamız gereken soru şudur: Zor zamanlarımızda kendimize düşman mı oluyoruz, yoksa bir dost mu?
Acı çekmek insan olmanın bir parçasıdır. Yerküre üzerinde yaşayan tüm insanların deneyimlediği ortak bir gerçekliktir. Bu yüzden kendimize karşı biraz daha nazik, biraz daha sabırlı ve biraz daha anlayışlı olabiliriz.
Çünkü bazen iyileşmenin ilk adımı, kendimize söylediğimiz şu cümle olabilir: “Bu zor bir an ve ben şu anda kendime nazik davranmayı seçiyorum.”
Ve son olarak; kendine teşekkür et güzel insan, bunca zamandır düşsen de kendi elini bırakmadığın için…


