Modern toplum kadınlara sınırsız güç atfediyor. Peki bu güç beklentisi, kadınların psikolojik yükünü görünmez kılan bir baskıya dönüşüyor olabilir mi?
Bir Klinik Psikoloğun Gözünden
8 Mart Dünya Kadınlar Günü, çoğu zaman kadınların gücünü, direncini ve başarılarını kutladığımız bir gün olarak görülür. Ancak bugün aynı zamanda kadınların görünmeyen yüklerini ve modern dünyada üzerlerine yüklenen yeni beklentileri de düşünmemiz gereken bir zamandır. Günümüzde kadınlar tarihsel olarak hiç olmadığı kadar görünür, üretken ve güçlüdür.
Modern Toplumda Kadın Rolleri ve Beklentiler
Modern toplumda kadınlardan beklenen roller giderek artmıştır. Kadın artık yalnızca bir rolün içinde tanımlanmamaktadır. Başarılı bir kariyer sahibi olmak, iyi bir anne olmak, anlayışlı bir partner olmak, sosyal hayatta aktif olmak ve aynı zamanda kendine iyi bakmak… Tüm bu roller bir arada ve eksiksiz şekilde yerine getirildiğinde ideal kadın imgesi ortaya çıkmış gibi sunulur. İşte bu noktada psikoloji literatüründe sıkça tartışılan bir kavram karşımıza çıkar: Süper Kadın Sendromu.
Süper Kadın Sendromu ve Psikolojik Baskı
Süper kadın sendromu klinik bir tanı değildir; ancak modern toplumun kadınlara yüklediği “her şeye yetişebilen kadın” beklentisini anlamak için kullanılan önemli bir kavramsal çerçevedir. Bu sendrom, kadının hem toplumsal hem de kişisel beklentiler nedeniyle birçok rolü aynı anda kusursuz şekilde yerine getirmeye çalışmasıyla ilişkilidir. İlk bakışta güçlenme gibi görünen bu durum, zamanla görünmeyen bir psikolojik baskıya dönüşebilir.
Bir klinik psikolog olarak terapi odasında karşılaştığım hikâyeler bana başka bir gerçeği de hatırlatır: Kadınlar yalnızca güçlü olmak istemiyor; çoğu zaman güçlü olmak zorunda hissediyor. Terapi sürecinde birçok kadın danışanın benzer bir cümle kurduğunu duyarım: “Her şeyle baş edebilmem gerekiyor.”
Güçlü Olma Zorunluluğu ve Kırılganlık
Bu cümle çoğu zaman güçlü olma arzusundan çok güçlü olmak zorunda hissetmenin ifadesidir. Kadınlar zorlandıklarını dile getirmekte güçlük yaşayabilirler. Çünkü kırılganlık göstermek, toplum tarafından çoğu zaman güçsüzlükle eşleştirilir. Bu nedenle pek çok kadın duygularını bastırarak hayatın farklı alanlarında yüksek performans göstermeye çalışır.
Mükemmeliyetçilik ve Kronik Stres İlişkisi
Psikolojik açıdan bakıldığında süper kadın sendromu sıklıkla mükemmeliyetçilik ile ilişkilidir. Kadınlar yalnızca bir alanda değil, hayatın birçok alanında aynı anda başarılı olmaları gerektiğine inanabilirler. İşte iyi performans göstermek, evde düzeni sağlamak, ilişkileri yönetmek ve sosyal hayatta da aktif olmak… Bu çok yönlü beklentiler bireyin kendisi için gerçekçi olmayan standartlar oluşturmasına yol açabilir. Araştırmalar, birden fazla rolü aynı anda kusursuz şekilde sürdürmeye çalışan bireylerde kronik stres ve tükenmişlik riskinin artabileceğini ortaya koymaktadır. Sonuç olarak kişi ne kadar çabalarsa çabalasın çoğu zaman kendini yeterli hissetmeyebilir.
Zihinsel Yük: Görünmez Emek
Bunun yanında son yıllarda psikoloji alanında sıkça tartışılan kavramlardan biri de zihinsel yük ya da uluslararası literatürde kullanılan adıyla mental load kavramıdır. Kadınların taşıdığı zihinsel yük de önemli bir psikolojik faktördür. Ev içinde yapılacakların planlanması, aile bireylerinin ihtiyaçlarının hatırlanması, ilişkilerin duygusal dengesinin korunması gibi sorumluluklar çoğu zaman görünmez bir emek gerektirir. Bu yük yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda bilişsel ve duygusal bir çaba içerir. Kadınlar çoğu zaman yalnızca işleri yapmakla kalmaz; o işlerin planlayıcısı ve hatırlayıcısı da olurlar.
Tarihsel Cinsiyet Rolleri ve Modern Dünya
Toplumsal açıdan bakıldığında bu durumun kökeni tarihsel cinsiyet rollerine dayanır. Uzun yıllar boyunca kadınlardan öncelikli olarak ev içi sorumlulukları yerine getirmeleri beklenmiştir. Modern dünyada kadınların eğitim ve iş hayatında daha görünür hale gelmesiyle birlikte bu roller ortadan kalkmamış; aksine yeni sorumluluklarla birlikte varlığını sürdürmüştür. Böylece kadınların sorumluluk alanı genişlemiş, ancak bu genişlemeye eşlik eden destek mekanizmaları aynı hızla gelişmemiştir.
Güçlü Kadın İmgesinin Paradoksu
Bu noktada güçlü kadın imgesi paradoksal bir duruma dönüşür. Bir yandan kadınların güçlenmesini temsil eder; diğer yandan bu imge kadınların kırılganlıklarını ifade etmelerini zorlaştırabilir. Oysa psikolojik dayanıklılık, duyguların bastırılmasıyla değil, onların fark edilmesi ve ifade edilmesiyle gelişir.
Öğrenilmiş Zorunluluk Olarak Güçlü Olmak
Birçok kadın için güçlü olmak bir seçim değil, öğrenilmiş bir zorunluluktur. Klinik gözlemler gösteriyor ki kadınların önemli bir kısmı kendi ihtiyaçlarını geri plana atmayı öğrenmiş durumdadır. Çoğu zaman önce çocukların, partnerin, ailenin ya da işin ihtiyaçları karşılanır. Kendi ihtiyaçlarını dile getirmek ise suçluluk duygusu yaratabilir. Bu durum uzun vadede duygusal yorgunluk, kronik stres ve tükenmişlik hissine zemin hazırlayabilir.
Güçlü Olma Kavramını Yeniden Düşünmek
Bu nedenle güçlü kadın kavramını yeniden düşünmeye ihtiyaç vardır. Güçlü olmak her zaman dayanıklı görünmek anlamına gelmez. Bazen güçlü olmak yorulduğunu kabul edebilmektir. Bazen güçlü olmak yardım istemeyi öğrenmektir. Ve bazen güçlü olmak, her şeyi tek başına yapmak zorunda olmadığını kabul etmektir.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü yalnızca güçlü kadınları kutlamak için değil; kadınların taşıdığı görünmeyen yükleri fark etmek için de önemli bir fırsattır. Ve belki de bugün güçlü kadınları alkışlamaktan daha önemli bir soru sormamız gerekiyor: Kadınların gerçekten güçlü olabilmesi için, onların her zaman güçlü olmak zorunda olmadığı bir dünya kurabiliyor muyuz?
Günümüz kadınlarının karşı karşıya kaldığı asıl mesele güçsüz olmak değildir. Asıl mesele, güçlü olmak zorunda hissetmenin yarattığı görünmez baskıdır.
Çünkü gerçek güç, güçlü görünmek zorunda kalmamaktır.


