Perşembe, Ocak 22, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Geçmişin Bedendeki İzleri ve İyileşme Yolculuğu

Bazı insanlar yaşadıkları zorlayıcı, sarsıcı ve başa çıkması güç deneyimlerin üzerinden uzun yıllar geçmesine rağmen, hâlâ benzer duyguların, bedensel tepkilerin ve ilişki döngülerinin içinde kaldıklarını fark eder. Zihinsel olarak “artık geçti” denilen bir olay, kişi tarafından bilinç düzeyinde hatırlanmıyor gibi görünse bile; ani bir kaygı hissi, açıklanamayan bir huzursuzluk, bedende ortaya çıkan gerginlik ya da yoğun bir tetiklenme hâliyle kendini yeniden hatırlatabilir. Bazen kişi, yaşadığı bu yoğun tepkilere anlam veremez ve kendini sürekli olarak “neden hâlâ böyle hissediyorum?”, “neden bunu kontrol edemiyorum?” sorularının içinde bulur. Bu durum, kişinin kendi sınırlarını ve kapasitesini yeniden keşfetmesine de olanak tanıyabilir.

Toplumsal Yargılar ve İçsel Çatışmalar

Bu durum çoğu zaman çevredeki insanlar tarafından da yanlış anlaşılır. Kişiye “abartıyorsun”, “geçmişte kalmalıydı”, “hâlâ bunu taşıyor olman normal değil” gibi yargılayıcı ve küçümseyici ifadeler yöneltilir. Bu tür tepkiler, travmatik deneyimin zaten yarattığı yalnızlık ve anlaşılmama duygusunu daha da derinleştirir. Kişi bir süre sonra kendi hislerinden şüphe etmeye, yaşadıklarını bastırmaya ya da “demek ki bende bir sorun var” diye düşünmeye başlayabilir. Oysa travma, yalnızca zihinde hatırlanan bir anıdan ibaret değildir; bedenin yaşadığı, algıladığı, hissettiği ve kaydettiği çok katmanlı bir deneyimdir. Bu yüzden, başkalarının anlayışsız tepkileri karşısında kendine öz şefkat göstermek, iyileşme yolunda atılacak önemli bir adımdır.

Travma Anında Beynin Koruma Mekanizması

Travmatik yaşantılar sırasında beyin, öncelikli olarak hayatta kalmaya odaklanır. Bu anlarda beynin mantıklı düşünme, analiz etme ve değerlendirme süreçlerinden sorumlu alanları geri planda kalırken; tehlikeyi algılayan, hızlı tepki vermeyi sağlayan ve bedeni korumaya çalışan sistemler devreye girer. Amaç, yaşanan tehdide karşı kişiyi mümkün olan en hızlı ve etkili şekilde korumaktır. Bu nedenle travma anında verilen tepkiler bilinçli bir tercihten çok, otomatik ve refleksif tepkilerdir. Donakalma, kaçma, savaşma ya da duygusal olarak kopma gibi tepkiler bu sürecin doğal sonuçlarıdır. Bu tepkilerin otomatikliği, kişinin kendini suçlamasına gerek olmadığını gösterir.

Bedenin Unutmadığı Tehlike Hafızası

Olay zihinsel olarak bastırılsa, unutulduğu düşünülse ya da “üzerinden gelindiği” sanılsa bile, beden bu deneyimi bir tür beden hafızası olarak saklamaya devam eder. Sonrasında benzer bir ses, koku, mimik, ortam, tonlama ya da ilişki dinamiğiyle karşılaşıldığında, kişi farkında olmadan geçmişteki duygusal yoğunluğu yeniden yaşayabilir. Kalp atışlarının hızlanması, nefesin daralması, kaslarda ani bir gerilim, mide sıkışması ya da ortamdan uzaklaşma isteği bu sessiz izlerin bedensel yansımalarıdır. Çoğu zaman kişi bu tepkilerin nedenini anlamlandıramaz, ancak beden çoktan geçmişle bağlantıyı kurmuştur. Bu süreç, kişinin bedeniyle yeniden bir iletişim kurmasını zorunlu kılar ve farkındalık geliştirme için bir fırsat sunar.

Günlük Yaşamdaki Sessiz Yansımalar

Travmanın etkileri çoğu zaman günlük yaşamın akışı içinde fark edilmeden devam eder. Sürekli tetikte olma hâli, gevşeyememe, dinlenirken bile huzursuz hissetme, yakın ilişkilerde güvende hissetmede zorlanma, kontrol ihtiyacının artması ya da duygusal olarak çabuk tetiklenme bu etkilerden bazılarıdır. Kişi yaşadığı bu tekrarları fark ettiğinde, “neden hep aynı şekilde hissediyorum?” ya da “neden ilişkilerimde hep benzer sorunlar yaşıyorum?” sorularını kendine yöneltebilir. Döngüleri fark etmek, değişim ve iyileşme yolunda atılan ilk adımdır.

Öğrenilmiş Tepkileri Anlamak

Bu noktada yaşananlar bir zayıflık, yetersizlik ya da kişilik sorunu değildir. Aksine, sinir sisteminin bir zamanlar kişiyi korumak için geliştirdiği, ancak bugün artık işlevini yitirmiş ve yorucu hâle gelmiş öğrenilmiş tepkileridir. Beden, tehlikenin geçtiğini bilmediği sürece aynı savunma mekanizmalarını sürdürmeye devam eder. Bu yüzden kişi ne kadar “mantıklı düşünmeye” çalışsa da, beden farklı bir hikâye anlatıyor olabilir. Önemli olan, kişinin kendini yargılamadan bu tepkileri gözlemlemesi ve bedenle yeniden bağlantı kurmasıdır. Sabırlı olmak ve küçük başarıları kutlamak, sürecin doğal bir parçasıdır.

İyileşme ve Yeniden Bağ Kurma

İyileşme süreci, travmanın yalnızca zihinsel değil, aynı zamanda bedensel bir deneyim olduğunun fark edilmesiyle başlar. Kişi bedeninin verdiği tepkileri bastırmak ya da yargılamak yerine, onları merakla ve şefkatle anlamlandırmaya başladığında kendisiyle kurduğu ilişki de yavaş yavaş değişir. Bedensel sinyalleri dinlemek, güven duygusunu yeniden inşa etmek ve sinir sistemine “artık güvendeyim” mesajını verebilmek bu sürecin temel adımlarıdır. Travma, insanın kimliğini tanımlayan kalıcı bir etiket değil; uygun destekle dönüştürülebilen, çalışılabilir ve iyileştirilebilir bir süreçtir. Bedenin unutmadığı şeyler, zamanla yeniden öğrenilebilir ve kişi hem zihinsel hem bedensel olarak kendini daha güvende hissettiği bir yaşama adım adım yaklaşabilir. Bu süreçte, küçük adımlarla ilerlemek, sabırlı olmak ve profesyonel destek almak, kalıcı iyileşme için kritik öneme sahiptir. Unutulmamalıdır ki, iyileşme bir hedef değil, sürekli bir yolculuktur ve her adım değer taşır.

elza bakhshaliyeva
elza bakhshaliyeva
Elza Bakhshaliyeva, psikolojik danışman ve yazar olarak bireysel farkındalık, öz- değer, ilişkilerde güven ve travma sonrası iyileşme alanlarında çalışmalar yürütmektedir. Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümünden onur derecesiyle mezun olan Bakhshaliyeva, danışma sürecinde bilişsel davranışçı terapi yaklaşımını temel almaktadır. Psikoloji alanındaki yazılarında insan davranışlarını bilimsel bir çerçevede ele alırken, duygusal iyileşme süreçlerini anlaşılır ve sade bir dille aktarmayı hedeflemektedir. Okuyucularına kendilerini tanıma ve içsel güçlerini fark etme konusunda rehberlik etmeyi amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar