Birine mesaj atmak isteyip dakikalarca beklediğiniz oldu mu? Yazıp silmek, çevrimiçi görünüp yanıt vermemek ya da bilinçli olarak “geç cevap vermek” gibi stratejiler, modern flörtün neredeyse evrensel ritüelleri hâline gelmiş durumda. İlginç olan şu ki, bu davranışların çoğu kişisel tercihlerden ziyade görünmez sosyal kurallara dayanır. “Erkek ilk mesajı atar”, “kadın çok istekli görünmemelidir” ya da “hemen cevap vermek değeri düşürür” gibi normlar, romantik ilişkilerde nasıl davranmamız gerektiğine dair güçlü ama çoğu zaman sorgulanmayan rehberler sunar. Peki bu kurallar gerçekten bize mi ait, yoksa toplumun yazılmamış senaryolarını mı oynuyoruz?
Sosyal Normlar ve Flört Dinamikleri
Sosyal psikoloji perspektifinden bakıldığında, romantik ilişkiler bireysel duyguların ötesinde sosyal normların şekillendirdiği bir etkileşim alanıdır. Sosyal normlar, belirli bir grupta kabul gören davranış kalıplarını ifade eder ve bireylerin bu normlara uyması, dışlanma riskini azaltırken aidiyet hissini artırır (Cialdini & Goldstein, 2004). Normatif sosyal etki olarak bilinen bu süreçte, insanlar çoğu zaman kendi isteklerinden ziyade kabul görmek için belirli davranışları benimser. Flört dinamiklerinde “çok istekli görünmemek” gibi stratejiler, reddedilme korkusunu yönetmenin sosyal olarak öğrenilmiş yolları hâline gelir.
Toplumsal Cinsiyet Rolleri ve Beklentiler
Romantik etkileşimlerin bu kadar normatif olması tesadüf değildir. Sosyal rol kuramına göre, toplumsal cinsiyet rolleri bireylerin romantik ilişkilerde nasıl davranması gerektiğine dair beklentiler oluşturur (Eagly & Wood, 2012). Erkeklerin aktif, kadınların ise daha seçici ve pasif olması gerektiği yönündeki kültürel senaryolar, flört davranışlarını hâlâ önemli ölçüde şekillendirmektedir. Ancak modern toplumlarda kadınların daha aktif rol üstlenmesi ile geleneksel beklentiler arasındaki gerilim, birçok bireyde davranışsal ikilemler yaratır. Bir kadın ilk adımı attığında “fazla istekli” olarak etiketlenme kaygısı yaşayabilirken, bir erkeğin duygusal açıklığı zayıflık olarak algılanabilir. Bu çelişki, bireylerin otantik davranışlarını bastırmasına yol açabilir.
Belirsizliği Azaltma Stratejisi Olarak Senaryolar
Romantik ilişkilerde sosyal normların bir diğer önemli işlevi belirsizliği azaltmaktır. Flört süreci doğası gereği risklidir; duygusal yatırım, reddedilme olasılığı ve statü kaybı korkusu bu süreci karmaşık hâle getirir. Sosyal senaryolar, bireylere “ne zaman mesaj atılmalı”, “ilk buluşmada kim ödeme yapmalı” gibi konularda bir yol haritası sunarak kaygıyı azaltır. Bu durum, sosyal senaryo kuramı ile açıklanabilir; bireyler belirli sosyal durumlarda nasıl davranacaklarını önceden öğrenilmiş kalıplar aracılığıyla yönetir (Abelson, 1981). Ancak bu senaryoların sağladığı güvenlik hissi, aynı zamanda spontane ve özgün etkileşimlerin önünde bir engel oluşturabilir.
Sosyal Değer Algısı ve Ulaşılmazlık
Sosyal normlara uyumun ardında yalnızca reddedilme korkusu değil, aynı zamanda sosyal değer algısı da yatar. İnsanlar, başkaları tarafından arzulanan ya da talep gören bireyleri daha değerli algılama eğilimindedir. Bu durum sosyal kanıt ilkesiyle ilişkilidir; bir kişinin başkaları tarafından tercih edilmesi, onun çekiciliğini artırabilir (Cialdini, 2009). Bu nedenle bazı bireyler, bilinçli olarak ulaşılmaz görünmeye çalışarak algılanan değerlerini yükseltmeyi hedefler. Ne var ki bu stratejiler, ilişkilerde samimiyetin yerini performansa bırakmasına neden olabilir.
Güç Dengesi ve Eşitlik Kuramı
Normların romantik ilişkiler üzerindeki etkisi yalnızca bireysel davranışlarla sınırlı değildir; aynı zamanda güç dengelerini de şekillendirir. İlk adımı atan tarafın daha kırılgan hissetmesi ya da duygularını daha açık ifade eden kişinin ilişkide daha fazla risk taşıması, normların yarattığı asimetrik dinamiklerin bir sonucudur. Equity theory (eşitlik kuramı), ilişkilerde algılanan adaletin memnuniyet üzerinde belirleyici olduğunu öne sürer (Walster et al., 1978). Ancak normlar, bazı bireylerin sürekli daha fazla duygusal emek vermesine yol açarak bu dengeyi bozabilir.
Dijital Çağın Getirdiği Karmaşıklık
Dijital çağda bu normlar daha da karmaşık hâle gelmiştir. “Görüldü” bilgisi, çevrimiçi olma durumu ve sosyal medya etkileşimleri, romantik iletişimi sürekli gözlemlenebilir ve yorumlanabilir bir alana taşımıştır. Bu durum, bireylerin yalnızca partnerleri tarafından değil, aynı zamanda hayali bir izleyici kitlesi tarafından değerlendirildiği hissini doğurur. Sonuç olarak, ilişkiler iki kişi arasında yaşanan bir deneyim olmaktan çıkıp sosyal performanslara dönüşebilir.
Otantik Benlik ve İlişki Doyumu
Tüm bu dinamikler, romantik ilişkilerde şu temel soruyu gündeme getirir: Gerçekten istediğimiz gibi mi davranıyoruz, yoksa kabul görmek için öğrenilmiş rolleri mi oynuyoruz? Sosyal normlar, belirsizliği azaltarak güvenlik hissi sağlayabilir; ancak aynı zamanda bireylerin otantik benliklerini ifade etmelerini zorlaştırabilir. Otantiklik, sağlıklı ilişkilerin temel bileşenlerinden biri olarak kabul edilir; bireyin kendi değerleri ve duygularıyla uyumlu davranması, uzun vadeli ilişki doyumunu artırır (Kernis & Goldman, 2006).
Romantik ilişkilerde normların farkına varmak, onları tamamen reddetmek anlamına gelmez. Aksine, bu normların hangi noktada koruyucu bir çerçeve sunduğunu, hangi noktada ise özgünlüğü sınırladığını ayırt edebilmek önemlidir. Belki de asıl mesele, “doğru” davranışı bulmak değil, davranışlarımızın gerçekten bize ait olup olmadığını sorgulayabilmektir. Bir mesajı hemen göndermek ya da bekletmek, ilk adımı atmak ya da atmamak… Bu kararlar, sosyal beklentilerin ötesinde, kendi değerlerimizle uyumlu olduğunda anlam kazanır.
Sonuç olarak, romantik ilişkiler yalnızca duygusal bağların değil, aynı zamanda sosyal normların da şekillendirdiği karmaşık etkileşim alanlarıdır. Bu görünmez kurallar, güvenlik ve aidiyet sağlarken, otantikliğin bedelini de beraberinde getirebilir. Belki de ilişkilerde gerçek yakınlık, yazılmamış kuralları kusursuzca uygulamakta değil, gerektiğinde o kuralları sorgulayacak cesareti gösterebilmekte saklıdır.
Kaynaklar
Abelson, R. P. (1981). Psychological status of the script concept. American Psychologist, 36(7), 715–729. https://doi.org/10.1037/0003-066X.36.7.715 Cialdini, R. B. (2009). Influence: Science and practice. Pearson Education. Cialdini, R. B., & Goldstein, N. J. (2004). Social influence: Compliance and conformity. Annual Review of Psychology, 55, 591–621. https://doi.org/10.1146/annurev.psych.55.090902.142015 Eagly, A. H., & Wood, W. (2012). Social role theory. In P. A. M. Van Lange, A. W. Kruglanski, & E. T. Higgins (Eds.), Handbook of theories of social psychology (pp. 458–476). Sage Publications Ltd. https://doi.org/10.4135/9781446249222.n49 Kernis, M. H., & Goldman, B. M. (2006). A multicomponent conceptualization of authenticity: Theory and research. In M. P. Zanna (Ed.), Advances in experimental social psychology (Vol. 38, pp. 283–357). Elsevier Academic Press. https://doi.org/10.1016/S0065-2601(06)38006-9 Walster, E., Walster, G. W., & Traupmann, J. (1978). Equity and premarital sex. Journal of Personality and Social Psychology, 36(1), 82–92. https://doi.org/10.1037/0022-3514.36.1.82


