Cumartesi, Mart 28, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Chatgpt Bizi Paranoid-Şizoid Pozisyona Geri mi Döndürüyor?

Giriş

Dijital teknolojilerin gündelik yaşamın merkezine yerleşmesi, insan zihninin işleyişine ilişkin psikanalitik kuramların yeniden yorumlanmasını gerekli kılmıştır. Özellikle yapay zekâ temelli sohbet sistemleri, bilgiye erişim biçimlerimizi radikal biçimde dönüştürmekte; bilme, kontrol etme ve güven duyma süreçlerini yeniden yapılandırmaktadır. Bu bağlamda Melanie Klein’ın nesne ilişkileri kuramında tanımladığı paranoid-şizoid pozisyon, çağdaş dijital deneyimin bazı yönlerini anlamada verimli bir teorik çerçeve sunabilir. Bu yazı, ChatGPT ile kurulan ilişkinin bireyin bölme, idealizasyon ve paranoid kaygı süreçlerini nasıl etkileyebileceğini tartışmayı amaçlamaktadır.

Gelişme

Klein’a göre paranoid-şizoid pozisyon, erken ruhsal yaşamın temel örgütlenme biçimlerinden biridir. Bu pozisyonda benlik, içsel ve dışsal nesneleri “iyi” ve “kötü” olarak keskin biçimde bölerek kaygıyı yönetmeye çalışır. Bölme, yansıtma ve idealizasyon gibi savunma mekanizmaları yoğun biçimde devrededir; narsisistik yatırımlar belirgindir (Klein, 1946; Segal, 1973). Daha sonraki gelişimsel aşamada ise depresif pozisyona geçişle birlikte nesne temsillerinin bütünleşmesi ve suçluluk/onarım kapasitesinin artması beklenir.

Dijital teknolojilerle kurulan ilişkinin bazı özellikleri, paranoid-şizoid örgütlenmeyi çağrıştıran dinamikler barındırabilir. Örneğin yapay zekâ sistemlerinin hızlı ve zahmetsiz bilgi sunma kapasitesi, kullanıcıda omnipotent kontrol fantezilerini güçlendirebilir. Bilgiye anında erişim deneyimi, zihinsel emeğin ve belirsizliğin tolere edilmesini zorlaştırarak narsisistik doyum sağlayan bir “iyi nesne” temsili oluşturabilir. Bu durum, Klein’ın erken nesne ilişkilerinde tanımladığı idealizasyon süreçlerine benzer bir psikolojik yapı yaratabilir.

Ancak aynı teknolojik nesne, beklentileri karşılamadığında veya hatalı sonuçlar ürettiğinde hızla “kötü nesne” olarak deneyimlenebilir. Bu ani geçiş, paranoid-şizoid pozisyona özgü bölme dinamiğini çağrıştırır. Nesneye yönelik güvenin kırılması, kullanıcıda kuşku ve kontrol kaygısını artırabilir. Bion’un (1962) düşünme kuramı açısından bakıldığında, zihinsel sindirme (containment) süreçlerinin zayıflaması durumunda ham duygusal deneyimlerin düşünceye dönüştürülemeyip paranoid biçimde dışsallaştırılması mümkündür.

Dijital kültür üzerine yapılan psikanalitik çalışmalar, teknolojinin narsisistik yatırım ve yabancılaşma süreçlerini eş zamanlı olarak artırabileceğini göstermektedir. Turkle (2011), teknolojik arayüzlerin bireyin yalnızlık ve bağlantı ihtiyacını karmaşık biçimde yeniden düzenlediğini belirtirken; Johanssen (2019) dijital medya ortamlarının özne-nesne ilişkilerinde hem arzu hem de kaygı üretme kapasitesine dikkat çeker. Civin’in (1999) erken dönem siberuzam analizi de teknolojinin “potansiyel alan” olarak hem yaratıcı hem de parçalanma riski taşıyan bir psikolojik mekân oluşturduğunu ileri sürmektedir.

Bu perspektiften bakıldığında, ChatGPT ile kurulan ilişki regresif bir geri dönüşten çok, paranoid-şizoid ve depresif işleyişler arasında salınan dinamik bir süreç olarak düşünülebilir. Kullanıcı, bir yandan teknolojiyi idealize ederek bilişsel rahatlama yaşayabilir; diğer yandan teknolojinin sınırlılıklarıyla karşılaştığında hayal kırıklığı ve kuşku deneyimleyebilir. Segal’in (1973) vurguladığı gibi, ruhsal gelişim doğrusal bir ilerleme değil; bu pozisyonlar arasında sürekli gidip gelmelerle karakterizedir.

Sonuç

ChatGPT gibi yapay zekâ sistemlerinin insanı doğrudan paranoid-şizoid pozisyona “geri götürdüğünü” söylemek teorik olarak aşırı genelleyici olacaktır. Bununla birlikte, bu teknolojilerin sunduğu hızlı doyum, omnipotent kontrol duygusu ve ardından gelen hayal kırıklığı deneyimleri, paranoid savunmaların yeniden aktive olmasına katkıda bulunabilir. Dolayısıyla mesele teknolojinin kendisinden çok, bireyin onunla kurduğu psikolojik ilişkinin niteliğidir.

Psikanalitik açıdan önemli olan, teknolojinin yarattığı bölünmüş nesne temsillerinin fark edilmesi ve bunların daha bütünleşmiş bir deneyime dönüştürülebilmesidir. Bu bağlamda yapay zekâ, hem regresyon riskini hem de düşünme ve sembolleştirme kapasitesini geliştirme potansiyelini aynı anda barındıran yeni bir ruhsal alan olarak değerlendirilebilir.

Kaynakça

Bion, W. R. (1962). Learning from experience. London, UK: Heinemann. Civin, M. A. (1999). On the vicissitudes of cyberspace as potential space. Human Relations, 52(4), 411–436. https://doi.org/10.1177/001872679905200404 Johanssen, J. (2019). Psychoanalysis and digital culture: Audiences, social media and big data. London, UK: Routledge. Klein, M. (1946). Notes on some schizoid mechanisms. International Journal of Psychoanalysis, 27, 99–110. Klein, M. (1957). Envy and gratitude and other works 1946–1963. London, UK: Tavistock. Segal, H. (1973). Introduction to the work of Melanie Klein. London, UK: Hogarth Press. Turkle, S. (2011). Alone together: Why we expect more from technology and less from each other. New York, NY: Basic Books.

Sercan Özgören
Sercan Özgören
Psikoloji alanında çalışmalarını sürdüren Sercan Özgören, özellikle psikanaliz ve psikodinamik psikoterapilere ilgi duymaktadır. Akademik geçmişinde, hayvanlar ve insanlar arasındaki empatiyi sanal gerçeklik aracılığıyla inceleyen projelerde yer almış; ayrıca bilimsel ve bilimsel olmayan terapilerin dürtüsellik ile ilişkisini araştırmıştır. İzmir ve Ege bölgesindeki sosyal yardım kuruluşlarında dezavantajlı çocuklarla bilişsel gelişim atölyeleri düzenlemiştir. Bireysel psikoterapi, yetişkin çalışmaları ve sinirbilim alanına duyduğu ilgi, onu özellikle nöropsikanaliz konusunda derinleşmeye yönlendirmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar