Çarşamba, Aralık 3, 2025

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Algoritmanın Tuzağı: Sosyal Medya Leviathanları

Telefonunun ekranına hapsolmuş gibi hissettiğin ya da çok güzel manzarası olan bir kafeye gittiğinde manzarının keyfini çıkartmak yerine fotoğraf çekmek için daha fazla çaba sarf ettiğin oldu mu? Bu durumların sebebi, sosyal medyada daha fazla görünür olma ihtiyacından kaynaklanmaktadır.

Sosyal medya görünürlülüğü, bireylerin yaptıkları paylaşımların takipleştiği kişiler tarafından ne kadar etkileşim aldığını açıklayan bir kavramdır. Sosyal medyanın popülerleşmeye başladığı ilk dönemlerde yalnızca bu platformlar üzerinden işlerini yürüten kişiler için önem arz eden sosyal medya görünürlülüğü, günümüze bakıldığında bütün sosyal medya kullanıcıları için oldukça önemli bir durum haline geldiği görülmektedir. Artık insanlar görünür olmayı bir tercih olarak değil, zorunluluk olarak görmektedirler. Dolayısıyla bireyler üzerlerinde sosyal medyada aktif ve görünürlük konusunda baskı hissetmektediler.

Bu Baskıların Kaynakları Nelerdir?

Sosyal medyada görünür olma baskısının birçok nedeni vardır. Bunlardan ilki sosyal medyayı “Ben de varım.” demek yani kabul ve onay araçlarından biri olarak görüyor olmaktır. İnsanlar, kabul ve onayı içgüdüsel olarak arama eğilimindedirler. Dolayısıyla kabul ve onaylanma ihtiyacı sosyal medya üzerinden alınan etkileşimlerden (beğeni, paylaşım, kaydetmek) sağlanır ve geçici bir öz güven artışı yaratır.

Diğer bir neden ise sosyal medyanın kıyaslama tuzağına düşmektir. Düzenli aralıklarla ve uzun süreler boyunca filtreli veya üzerinden oynanan, her şeyin çok güzel olduğuna dair yapılan mutluluk paylaşımlarına maruz kalmak bir noktadan sonra kişilerin kendilerini başkalarıyla kıyaslamasına sebep olurken, bu durum da öz güven düşüklüğüne ve değersizlik hissine sebep olmaktadır. Bu yüzden de sosyal medyada daha fazla paylaşım yapmak ve etkileşim almak için baskı hissedilmesine sebep olmaktadır.

İnsanoğlu çocukluktan itibaren kimlik inşa etmek için yoğun çaba sarf eder ve sonuç olarak yukarıda bahsedilen nedenlerin temeli kimlik inşasına dayanır. Özellikle ergenlik döneminde artan kimlik arayışı çabaları bireyin kendisini dışarısıyla daha fazla kıyaslamasına, sosyal medyada kendi kimliğini sergileme isteğinin artmasına sebep olur. Böylelikle bireyler, yapılan paylaşımlardan sergilediği kimlikle alakalı geri bildirim almış olmaktadır.

Sosyal medyada görünür olma baskısına neden olan diğer etkenler ise başkalarının kendi hayatı hakkındaki algılarını kontrol etme ihtiyacı, alınan anlık etkileşimler dolayısıyla bir ödül ve ceza sistemi sunarak narsistik ihtiyaçları beslemesi, takipçileri sosyal sermaye olarak görmesi ve günceli kaçırma korkusu (FOMO) örnekleri de verilebilir.

Dijital Tükenmişlik

Günlük hayatta fiziksel işleri yaparken yoğunluk bittiğinde oturup dinlenebilme ya da yorgunluğu atabilmek gibi imkanlar mevcuttur. Devreye sosyal medya girdiğinde ise bu hiç de böyle olmuyor. Uyanır uyanmaz, yatmadan önce “Gelen bildirimleri kontrol etmeliyim, kimler neler paylaşmış bakmalıyım.” düşünceleri ya da tatilde “Acaba ne paylaşsam? Nerelerde fotoğraf çekilebilirim?” soruları sürekli olarak zihnin bir köşesinde durmaktadır.

Ardı arkası kesilmeyen sosyal medya paylaşımları ve bildirimleriyle ilgili düşünceler bir süre sonra kronik bir zihinsel yorgunluğa sebep olur çünkü fiziksel işlerin bitirilmiş olmasına rağmen arka planda dijital dünya ile ilgili düşünceler devam etmektedir. Dolayısıyla gerçekten dinlenmek için kullanılabilecek vakitler yok olmuş olmaktadır.

Dijital tükenmişlik, maruz kalınan bilgi ve içerik paylaşımlarının çokluğu ile de pekişir. Sosyal medya yalnızca bireysel paylaşımlar yapmak için değil bir kamuoyu oluşturmak, bilgi paylaşımları yapmak ve haberleşme aracı olarak da sıklıkla başvurulan bir platformlar zinciridir. Bu yüzden her giriş yapılan uygulamada her gün onlarca fotoğraf, siyasi tartışma bilgi paylaşımı ve güncel haberlere maruz kalınır. Dolasıyla her gün yaşanılan bu bilgi bombardımanı ve uyaran yoğunluğu, odaklanma süresini ve düşünce becerilerini zayıflatır.

Yukarıda da sık sık bahsedilen her şeyi içerikleştirme baskısı ve dışsal onay beklentileri de her güzel anı paylaşmakla geçirilen zamanın olumlu duygusal deneyimlerinin kaçırılmış olması ve dışarıdan beklenen onay dolayısıyla beğenileri, etkileşimleri sürekli kontrol etme ihtiyacı hissedilmesine sebep olurken, bu da dopamin bağımlılığına sebebiyet vermektedir. Ayrıca yapılan paylaşımdan beklenilen etkileşim alınmadığında yaşanacak olan hayal kırıklığının sebep olduğu öz güven düşüklüğü de tükenmişlik hissine sebep olmaktadır.

Kimlik Krizi

Sosyal medyada görünür olma baskısına neden olan unsurlar bölümünde kimlik inşasından bahsedilmişti. Şimdi ise bireylerin oluşturduğu ve idealize ettiği dijital kimlik, gerçek kimliğinden farklı olduğunda ne olacağına bakalım.

Bazen bireylerin gerçek kimliği ile sosyal medyada sergilediği kimlik birbiriyle uyuşmamaktadır. Kişi yarattığı dijital kimlikle aldığı güzel etkileşimler dolayısıyla bu sahte kimliği devam ettirtme zorunluluğu hissedebilmektedir. Sahte kimliği devam ettirmek için üzerine hissedilen baskı kişinin kendisine yabancılaşmasına sebep olurken, aynı zamanda içsel çatışmalar yaşamasına ve psikolojik yıpranmalara sebep olmaktadır.

Sonuç

Asıl sorunun bütünüyle sosyal medyada değil bireylerin ona yüklediği anlam ve hangi amaca yönelik kullandığıyla da ilgilidir. Sosyal medyaya yansıtılan şeyler gerçek hayatın çok küçük bir kısmıdır ve titizlikle seçilmiş, üzerinden oynamalar yapılmış paylaşımlardır.

Kıyaslama hatasına düşmeden, kabul ve onay ihtiyacı için yalnızca bu platformlardan alınan etkileşimleri kriter edinmeden ve öz güven düşüşü yaşamadan görünür olma baskısından kurtulmanın ilk adımı bu döngüyü fark etmektir.

Sosyal medyada görünür olmak bir zorunluluk değil, seçimdir. Fiziksel işlerde yorulduğunda nasıl dinlenme hakkın varsa dijital dünyayla arana dönem dönem mesafeler koymaya da hakkın vardır. En önemli ses telefona gelen bildirim değil, kalbinin derinliklerinden gelen sestir.

Telefonun diğer ucundaki kalabalıklar dağılıp kendinle baş başa kaldığında gerçek benliğini sorgula ve görünürlük baskısının seni kendine yabancılaştırmasına izin verme. En büyük gerçeklik, paylaşımlarının sayısı ve beğenisi değil, yaşadığın güzel anların keyfine varabilmektir.

İlknur Şahin
İlknur Şahin
İlknur Şahin, Psikoloji Bölümü 3. sınıf öğrencisidir. Meslek hayatında klinik alanda ve küçük yaş grubunda değerlendirilen çocuklarla çalışmayı hedefleyen İlknur; çocuk görüşmeleri, çocuk-ergen değerlendirme ve dikkat testleri, MMPI, kısa süreli çözüm odaklı terapi ve şema terapi eğitimlerini tamamlamıştır. Aynı zamanda psikoloji bölümünün çeşitli alt alanlarında staj deneyimi olan İlknur, psikoloji ve bağlantılı alanlarda çeşitli etkinliklere katılım sağlayarak kendini geliştirmeye devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar