Son yıllarda “travma” kelimesi insanların tüm olumsuz deneyimlerinin karşılığı olarak dillere pelesenk olmuş durumda. Hayal kırıklıkları, zorlanmalar, stresli durumlar, gerginlikler vb. gündelik durumlar travma olarak etiketleniyor. Oysa akademik literatürde travma bireyin baş etme becerisinin üstünde, yoğun korku, ve çaresizlik duygularının eşlik ettiği psikolojik ve fizyolojik yönden bireyde izler bırakabilen olağandışı deneyimleri kapsamaktadır (APA, 2013). Fakat günümüzde kavramın çok fazla kullanılması ve yaygınlaştırılması bir yandan insan deneyimindeki acıyı görünür kılma çabası olarak anlamlandırılabilirken diğer yandan travmanın özgül ağırlığını zayıflatma riskini de beraberinde getirebilmektedir. Bu yazımda sizlerle travmanın akademik anlamı ve güncel hayatta kullanım biçimlerini tartışmayı “her acının travma sayıldığı” bir kullanımın gerçek travmatik deneyimleri görünmez kılabileceğini açıklamaya çalışacağım.
Travma Nedir?
Travmanın asıl tanımına bakacak olursak bireyin yaşamış olduğu veya yakından tanık olduğu bir durumun, bireyi fizyolojik ve psikolojik yönden etkisi altına alan, bireyin işlevselliği ve sinir sistemi üzerinde olumsuz izler bırakmış olan deneyimler bütünüdür diyebiliriz. Sosyal medya, diziler, vb. bireylere psikoloji hakkında derin bir farkındalık kapısı açmış oldu. Travmanın artık her yerde kullanılmasının olumlu yanına bakacak olursak ruh sağlığının varlığını ve önemini bireylere hatırlatmaktadır. Fakat kelimenin bu kadar sık kullanımı “travma” nın asıl anlamında kaymalara yol açabilmektedir.
Travma ve Diğer Kavramlar Arasındaki Fark
Travmanın yaygın kullanımının nedenlerinden biri de stres, hayal kırıklığı, yaşanan olumsuz deneyimlerin bazılarıyla travma çerçevesinin karışması, sınır belirsizliğidir. Bu kavramların ayırt edici özelliklerine bakacak olursak stres, bireyin çevresel faktörlerin getirdiği zorluklara verebileceği tepkidir (Bany-Mohammed ve ark., 2025). Örneğin iş yükü fazlalığı, sınav dönemleri, trafiğin ortasında kalmak, maddi kaygılar ya da günlük sorumlulukların artması bireyde stres yaratabilir. Bu durumlar rahatsız edici olsa da çoğu zaman bireyin baş etme becerileriyle yönetilebilir niteliktedir. Hayal kırıklığı ise bireyin beklentilerinin karşılanmaması sonucunda bireyde oluşabilen duygu durumudur diyebiliriz. Güzel beklentiler içeren bir ilişkinin sona ermesi, istenen terfinin alınamaması, çaba gösterilen sınavdan elde edilen sonucun beklentiyi karşılamaması hayal kırıklığına örnek verilebilir. Bu deneyimler üzüntü, öfke veya değersizlik duygularını tetikleyebilir; ancak çoğu zaman bireyin psikolojik bütünlüğünü tehdit edecek düzeyde değildir. Yaşanan olumsuz deneyimlere bakacak olursak işte bunlardan bazıları gerçekten travma olarak değerlendirilebilecekken bazıları ise sadece bireyi etkileyen bir deneyim olarak kalabilmektedir. Örneğin trafik kazasına tanık olmak, şiddete maruz kalmak, doğal afet yaşamak ya da beklenmedik bir şekilde yaşamı tehdit eden bir durumla karşılaşmak travmatik deneyimler arasında yer alabilir. Buna karşın bir arkadaşlık ilişkisinin sona ermesi, iş yerinde yaşanan bir tartışma ya da sosyal bir ortamda utandırıcı bir an yaşamak birey için zorlayıcı olsa da her zaman travma olarak değerlendirilmeyebilir.
Travmanın Ayırt Edici Özellikleri
Travma bireyin yaşamış olduğu deneyimi hayatını tehdit edecek şekilde, beden bütünlüğüne veya psikolojik sağlamlık düzeyine zarar verecek boyutta ciddi bir tehdit hissettiği durumlarda ve bunlara ek olarak kontrol kaybı yaşayabildiğinde ortaya çıkabilmektedir. Yani zorlayıcı olayın yanında bireyin olayı nasıl değerlendirdiği de önemlidir (Herman, 1992). Aynı olay her bireyde farklı izlenimler oluşturabilmektedir yani bir olaydan herkesin etkilenme durumu farklılık gösterebilmektedir. Bireyin önceki deneyimleri, psikolojik sağlamlığı ve olayı yaşantılama biçimi bu durumları etkileyebilmektedir. Bundan dolayı yaşanan travmalar karşılaştırılamaz, ölçülemez. “Seninki de bir şey mi benim yaşadıklarımın yanında” tarzındaki cümleler karşıdaki bireyi yaralayıcı ve sarsıcı nitelikte olabilmektedir. Herkesin deneyimi kendisine has özelliktedir.
Ebeveynlerin Travma Kavramını Kullanış Biçimleri
Ebeveynlerin özellikle son yıllarda travma kavramını sık kullandığı gözlemlenebilmektedir. “Aman çocuğum travma yaşamasın” şeklinde iyi niyetli söylemlerle çocuğu koruma altına alma istekleri, çocuk için zorlayıcı deneyimleri ortadan kaldırma düşünceleri çocukların gelişimine olumsuz etki edebilmektedir. Bazı olumsuz deneyimler çocuk için duygularını anlamlandırmasına, olumsuzluklara karşı kendi baş etme becerilerini geliştirmeye ve psikolojik dayanıklılığının artmasına katkıda bulunabilmektedir. Çocuk kendini güvende hissetmiyorsa, ortada bir ihmal veya istismar durumu varsa, korku içindeyse bunları travmatik deneyimler olarak adlandırabiliriz. Bu sebeple yetişkinler olarak ve ebeveynler olarak çocukları her türlü olumsuzluklardan tümüyle korumak yerine bu olumsuzluklar yaşanabildiğinde her zaman onun yanında olarak ona süreçte destek olmak, onun duygularını anlayarak ona eşlik etmek çocuk gelişiminde daha ön planda olmalıdır. Diğer türlü çocuk her zorlandığında “travma” olarak değerlendirmek çocuğun kırılgan bir benlik algısı geliştirmesine neden olabileceği gibi kendi baş etme becerilerini geliştirememesine de yol açabilecektir.
Travma Kavramının Yaygın Kullanımının Olumsuz Sonuçları
Başta da belirtmiş olduğum üzere travma kavramının yaygın kullanımı asıl travmatik deneyimleri sıradanlaştırabilmektedir. Bu durum klinik çerçevede travma yaşamış bireylerin acısının görmezden gelinmesine, yaşadıklarının hafife alınmasına ve toplumsal empati eşiğinin düşmesine neden olabilecektir. Ayrıca aslında travma yaşamamış bireyler kendilerini “travmatize olmuş” biçimde etiketleyebilirler. Böylece kendilerini kırılgan, korunması gereken kişi olarak yanlış biçimde görebilirler. Oysa psikolojik iyilik hâli, yaşanan zorlukların inkâr edilmesiyle değil; doğru kavramlarla adlandırılmasıyla mümkündür. Yani birey aslında travma yaşamamışsa ve deneyimlediği olayı travma olarak adlandırıyorsa bu durumda zorlayıcı deneyimlerin gelişimsel işlevi de göz ardı edilerek bireyin baş etme becerilerini kısıtlayabilecektir. Ayrıca bu bireyler psikolojik destek almak istediğinde gerçekçi olmayan bir çerçevede beklenti içerisine girebilirler bu durumda da psikolojik yardım süreçlerinde hayal kırıklığı yaşayabilirler. Bu tarz bireylerde zorlayıcı deneyimlere karşı tahammül seviyesi düşebilir böylece yaşamlarındaki belirsizlikler ve hayal kırıklıklarıyla baş etmekte zorlanabilirler. Bu sebeplerden dolayı travma kavramının klinik anlamını korumak, travma yaşamış bireylerin deneyimlerini görünür kılmak açısından da etik bir sorumluluktur.
Sonuç
Travma, günlük hayatımızda ve dilimizde oldukça geniş yer kaplamaktadır. Ruh sağlığına dair farkındalığın artması toplumumuz için önemli bir ilerleme olmakla birlikte, kavramların sınırlarının korunması da gereklidir. Travmayı ne abartmak ne de küçümsemek; onu bilimsel ve insani bir denge içinde ele almak, hem bireysel hem toplumsal ruh sağlığı açısından daha sağlıklı bir dönüt sağlayacaktır.
Kaynakça
American Psychiatric Association. (2013). Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders (5th ed.). Washington, DC: APA. Bany-Mohammed, F., Abdallah, S., Al-Hussami, M., & Hamdan-Mansour, A. (2025). Trauma, stress, and mental health outcomes. Frontiers in Psychiatry, 16, 12674205. Herman, J. L. (1992). Trauma and Recovery. New York: Basic Books.


