Çarşamba, Ocak 21, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Hayat Kısa, Kuşlar Uçuyor: Biz Anlam Arıyoruz

İnsan yaşamının temel motivasyonu, hayatta kalmanın ötesinde, yaşama anlam ve amaç yükleme çabasıdır. Günümüz dünyasında hızlanan yaşam temposu, dijitalleşme ve artan sosyal beklentiler bu anlamın kurulmasını zorlaştırmakta ve anlamsızlık deneyimlerini görünür kılmaktadır. Bu yönüyle anlam arayışı, yalnızca bireysel bir içsel süreç değil, çağın koşullarıyla ilişkili bir sorundur. Bu yazıda anlam arayışı; varoluşsal krizler, otantiklik ve anlam kaybı bağlamında ele alınacak, ölüm bilinci ile bireyin toplum ve doğayla ilişkilerinin anlam inşasındaki rolüne odaklanılacaktır.

Anlamsızlıktan Anlam İnşasına

‘‘Çocukken bir oyun oynadığınızda, onun oyun olduğunu unutursunuz. Kendinize bir gerçeklik yaratırsınız. Hiçbir şey saçma gelmez size. Ama ya oyun oynadığınızda, onun bir oyun olduğunu anlarsanız, o zaman her şey saçma gelmeye başlar. Kendinize bir gerçeklik yaratamazsanız, yaşayamazsanız.’’ Behzat Ç. dizisinin bir bölümünde dile getirilen bu ifadeler ile zaman zaman deneyimlediğim anlamsızlık bu yazıyı kaleme almam için bir başlangıç noktası oluşturdu.

İnsan, hayatta kalmak ve anlam bulmak için bir tür gerçeklik kurmak zorundadır; bu gerçeklik oyun, inanç, hedef, ilişki, kimlik veya değerler aracılığıyla oluşur. Bunlara inanmayı bıraktığımızda her şey boş ve anlamsız görünebilir, ancak bazen anlam kaynakları mevcut olsa bile içsel bir boşluk hissi yaşanabilir. Benim zaman zaman deneyimlediğim anlamsızlık da bu kategoriye giriyor. Bu durum çoğu zaman eksiklikten değil, zihnin ve ruhun derin yorgunluğundan kaynaklanır. Uzun süre roller ve beklentilerle meşgul olmak, anlamlı şeylere alışmak ve sürekli anlam aramak, yaşamı bazen yapay ve yabancı hissettirebilir. Ancak bu boşluk bir kriz değil, yeni bir anlamın ortaya çıkması için açılan bir alan olabilir. Anlamın kaybolması, çoğu zaman değişim ve yeniden denge kurmanın işaretidir; süreç sonunda insan yeniden anlam inşa ederek yaşamına devam edebilir. Viktor Frankl’ın sözleriyle, “insanın hayatta kalabilmesi için bir nedeni olmalıdır.”

Anlam Arayışı

İnsanların temel motivasyonu, yani yaşamlarını sürdüren en derin güdü, bir anlam bulma ve hayatlarına amaç yükleme ihtiyacıdır. Frankl’a göre bireyler, acı ve zorluklarla karşılaştıklarında bile yaşamlarına anlam katarak psikolojik dayanıklılık geliştirebilirler. Anlam, yalnızca haz veya mutlulukla sınırlı olmayıp hayatın tüm durumlarını—acı, keder, talihsizlik gibi—kapsar ve bireyin eylem ile tutumlarını şekillendirir (Sürül ve Yeşilçayır, 2025). Frankl, anlamın yaşamın her alanında var olduğunu ve acıların bu anlamı keşfetmek için bir fırsat sunduğunu vurgular; zor deneyimler, bireyin bunları anlamlı deneyimlere dönüştürmesine imkân tanır (Frankl, 2020, s. 82-83; Frankl, 2021a, s. 90). Frankl’a göre anlam keşfi, üç yolla gerçekleşir: bir işle meşgul olmak, deneyim yaşamak veya insanlarla etkileşimde bulunmak ve karşılaşılan acılara bilinçli bir tutum geliştirmek.

Varoluşsal Krizler, Otantiklik ve Anlam Kaybı

Varoluşsal amaç ve anlamın arandığı süreçte yaşanan varoluşsal krizler sırasında birey, otantik bir yaşam sürmek veya otantik olmama deneyimi yaşamak arasında seçim yapar (Deniz, 2016). Otantiklik, kişinin kendini tanıması, duygularına ve inançlarına sahip olması ve yaşamına anlam katmasıdır (Snyder ve ark., 2002; Wood ve ark., 2008). Otantik olmama durumunda ise birey, varoluş vakumu -can sıkıntısı, anlam kaybı ve ne yapacağını bilememe- yaşar (Frankl, 1946/2009). Bu süreçte kişi, sürekli anlamsızlık ve umutsuzluk hissiyle boşluk girdabına çekilir, pasifleşir ve yaşamda anlamlı, aktif ve özgün bir özne olma durumu -dasein- engellenir; bu engellenme temel varoluşsal öfkeyle ilişkilidir.

Araştırma bulguları, anlam arayışının sonuçsuz kalması -yani bireyin yaşamına yön verecek bir anlamı bulamaması veya inşa edememesi- durumunda ortaya çıkan varoluşsal öfkenin, psikopatolojiler için temel bir risk faktörü olabileceğini göstermektedir. Bu öfke, bireyin savunma mekanizmalarına bağlı olarak farklı psikolojik bozukluklar şeklinde kendini gösterebilmektedir (Taşçı ve Bilge, 2021).

Ölüm ve Anlam Arayışı

Anlam arayışında Yalom (1980) önemli bir yere sahiptir. Yalom, insanın temel varoluşsal kaygılarını ölüm, özgürlük, yalnızlık ve anlamsızlık olarak tanımlar. Bu kaygılar birbirini tetikleyerek anlam arayışını şekillendirir: Ölüm kaçınılmazlığı bireyi özgürlüğün sorumluluğuyla yüzleştirir; özgürlük yalnızlığa, yalnızlık ise anlam arayışına iter. Ölüm bilinci, yaşamın geri getirilemez olduğunu göstererek her anı değerli kılar (Frankl, 2022, s. 112). Yalom şöyle der: “Ölümün hayatla birleştirilmesi, hayatı zenginleştirir; bireylerin kendilerini önemsiz şeylerle bunaltmaktan kurtarmalarını, daha anlamlı ve daha otantik yaşamalarını sağlar. Ölümün tam farkında olmak, kökten kişisel değişimler neden olabilir.”

Birey, Toplum Ve Doğa Bağlamında Anlam Arayışı

Anlam arayışı her dönemde farklı etkiler altında sürerken, bireyin başkalarıyla kurduğu sağlıklı ilişkiler ve doğayla uyumlu yaşaması, anlamın inşasında önemli bir rol oynar (Spinoza, 2023, s. 92). Günümüzde liberal kapitalizm, endüstrileşme ve dijitalleşme, insanın doğayla ve diğer insanlarla bağlarını zayıflatarak yalnızlık, anlam krizi ve bunalımı artırmaktadır (Frankl, 2021a, 2021b; May, 2023; Sennett, 2016; Semercioğlu, 2019). İnsanlar bu boşluk ve kaygı durumlarında eğlence, dijital oyunlar, internet veya madde kullanımıyla geçici rahatlama aramaktadır; ancak bu, gerçek anlamdan kopuşu ve bağımlılığı beslemektedir. Anlamın inşasında insanın doğayla uyumlu ilişkisi kritik öneme sahiptir; doğanın bir parçası olarak ona uygun yaşamak ve bu bağ sayesinde yaşamın anlamını keşfetmek gerekir (Frankl, 2022, s. 117-118; Spinoza, 2023, s. 92). Bireyin özgürlüğü, toplumsal ilişkileri ve doğayla uyumu, anlam arayışını destekler.

Sonuç

May, “Yolumuzu kaybettiğimizde daha hızlı koşmak eski ve ironik bir alışkanlığımızdır” der. İnsanlar, kaygılarla yüzleşmek yerine kaçma eğilimindedir; bu kaçış, yaşanmadan kalan hayatlara dair suçluluk duygusu yaratır. Bu durumdan kurtulmak için kurtarıcı veya sihirli bir çözüm beklemek gerçekçi değildir; insan, varoluşuna anlam katma cesaretini ve sorumluluğunu göstermelidir. Anlamsızlık deneyimleri çoğu zaman kriz değil, yeni bir anlamın ortaya çıkması için fırsattır. Gerçek anlam arayışı, sorumluluk alarak kendi değerlerini, ilişkilerini ve doğayla uyumunu gözden geçirmeyi gerektirir; bu süreç bireyi daha bilinçli ve otantik bir yaşam yoluna yönlendirir.

Gör ki ne çok yol var ve sen kendi yolunu arıyorsun.

Kaynakça

Sürül, B., & Yeşilçayır, C. (2025). Logoterapi’nin Felsefi Temelleri ve Günümüz İçin Önemi. Sinop Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 9(2), 1465-1481. https://doi.org/10.30561/sinopusd.1772985

Taşçı, F., & Bilge, Y. (2021). Anlam Arayışı ve Psikopatoloji: Varoluşsal Öfke ve Savunma Mekanizmalarının Psikolojik Belirtilerle İlişkilerinin İncelenmesi. İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, 10(2), 1561-1579. https://doi.org/10.15869/itobiad.810952

Ceren Nur Göle
Ceren Nur Göle
Ceren Nur Göle, psikoloji lisans eğitimine devam eden bir öğrencidir. İnsan davranışını hem bireysel hem de toplumsal yönleriyle incelemeye odaklanmakta; klinik, sosyal ve endüstri psikolojisi alanlarına özel bir ilgi duymaktadır. Yazılarında psikolojik iyi oluş, farkındalık ve çalışma yaşamında ruh sağlığının önemi gibi temaları ele almaktadır. Psikoloji biliminin bireyin iç dünyasından örgütsel yapıya uzanan geniş bir yelpazede rehberlik edebileceğine inanan Göle, gelecekte örgüt psikolojisi alanında uzmanlaşmayı ve psikolojik farkındalığı artıran çalışmalar yürütmeyi hedeflemektedir.

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar