Perşembe, Şubat 5, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Zihinsel Konfor Alanımız: Neden Hep Aynı Hikayelere Sığınıyoruz?

Akşam eve yorgun argın geldiniz. Gün boyu onlarca mesaj yanıtladınız, kritik kararlar verdiniz, belki trafikte sabrınızı tükettiniz. Dijital platformlarda önünüzde binlerce yeni seçenek, ödüllü yapımlar ve arkadaşlarınızın “hala izlemedin mi?” diye baskı yaptığı o meşhur diziler var. Ama siz ne yapıyorsunuz? Yine kendi bildiğiniz o güvenli limana yanaşıyorsunuz. Bazen Avrupa Yakası’nın o yüksek tansiyonlu ama samimi Nişantaşı sokaklarına sığınıyoruz, bazen de MacLaren’s Pub’ın o her daim rezerve masasında, sanki altıncı kişi bizmişiz gibi How I Met Your Mother ekibine eşlik ediyoruz. Bazen de biliyorsunuz ki Aşk-ı Memnu bir kez daha Behlül’ün aynı hatayı yapacağını bile bile baştan açılacak. Çünkü bazı hikayeler sürprizleriyle değil, tanıdıklığıyla rahatlatıyor.

Peki, neden zihnimiz modern bir başyapıtın ciddiyeti veya bilinmezliği yerine, sonunu ezbere bildiğimiz bu tanıdık hikayelere muhtaç hissediyor? Bu bir entelektüel tembellik mi, yoksa ruhumuzun geliştirdiği sessiz bir savunma mekanizması mı? Psikologların “Bilişsel Rahatlama” dediği o güvenli bölgeyi keşfetmek, aslında kendimize dair pek çok gerçeği de beraberinde getiriyor.

Bilişsel Bir Mola: Zihinsel İşlemciyi Dinlendirmek

Bilişsel psikoloji perspektifinden baktığımızda, yeni bir anlatıya dahil olmak aslında zihinsel bir mesaidir. Hiç tanımadığınız karakterlerin karmaşık geçmişlerini öğrenmek, kimin kiminle ne derdi olduğunu çözmek ve olay örgüsündeki boşlukları birleştirmek beyin için ciddi bir enerji tüketimidir. Yılmaz (2023), bu durumu “Bilişsel Rahatlama” ve “Aşinalık Etkisi” kavramlarıyla açıklar. Araştırmaya göre beyin, sonunu bildiği bir içeriği tüketirken yeni veri işlemek veya analiz yapmak zorunda kalmaz; bu da zihnin gerçek anlamda bir “dinlenme moduna” geçmesini sağlar (Yılmaz, 2023).

Gün boyu belirsizliklerle, ani kararlarla ve stresli problem çözme süreçleriyle yorulan beynimiz, akşam olduğunda artık sürpriz istemez. Karakterlerin ne diyeceğini, olayların nereye varacağını önceden kestirebilmek, zihnimizde bir rahatlama sinyali çakmasına neden olur. Yılmaz (2023), bu öngörülebilirliğin kaygı düzeyini dramatik bir şekilde düşürdüğünü, zihnin savunma mekanizmalarını indirerek tam bir “kapanış” yaşadığını vurgular (Yılmaz, 2023). Yeni bir içerikte sürekli tetikte olan zihin, bildiği hikayede kontrolün kendisinde olduğunu hisseder.

Belirsiz Dünyada Bir Sığınak: Eskapizm ve Duygusal Güven

Dünya çoğu zaman ekranın sunduğu o güvenli sınırlar kadar öngörülebilir değildir. Ekonomik dalgalanmalar, kariyer stresi veya kişisel hayal kırıklıkları arasında boğulurken, insan zihni kontrolün kendisinde olduğu bir alana sığınma ihtiyacı duyar. Dinçer (2024), dijital çağdaki bu durumu “Eskapizm” (Dünyadan Kaçış) kavramı üzerinden inceler. Araştırmacıya göre, bireyler dış dünyadaki kaostan kaçmak için “sonu değişmeyecek” hikayelere sığınırlar (Dinçer, 2024).

Bildiğiniz o eski hikayeyi açtığınızda aslında televizyonu değil, dış dünyadaki gürültüyü kapatıyorsunuz. Olayların akışını değiştiremeyeceğinizi bilmek, ironik bir şekilde bir güven duygusu yaratır. Çünkü gerçek hayatta her şey değişebilirken, o kurgu evreninde her şey tam bıraktığınız yerdedir. Dinçer (2024), bu tür tekrarlayan izleme alışkanlıklarının bireyde bir tür “duygusal öz-bakım” yarattığını ve bu durumun psikolojik dayanıklılığı destekleyen temel bir unsur olduğunu belirtmektedir (Dinçer, 2024). Yani o hikayeyi ellinci kez dinlemek, bir zaman kaybı değil; zihinsel bir rehabilitasyondur.

“Parasosyal Etkileşim”: Ekrandaki Eski Dostlar

Psikolojide “Parasosyal Etkileşim” olarak adlandırılan kavram, izleyicinin ekrandaki figürlerle kurduğu tek taraflı ama duygusal olarak oldukça gerçek bağdır. Uzun süreli bir anlatının içine giren bireyler için bu karakterler artık birer kurgu değil; akşam yemeğine eşlik eden, bizi en iyi tanıyan “eski dostlar” gibidir. Onları tekrar ziyaret etmek, bir kurguyu takip etmekten ziyade, çok sevdiğiniz ve sizi asla yargılamayan eski bir arkadaş grubuna dahil olmak gibi hissettirir.

Yılmaz (2023) çalışmasında, aşinalığın getirdiği bu güven duygusunun, özellikle sosyal izolasyon veya yoğun stres dönemlerinde bireyin “yalnızlık hissini” azalttığını vurgular (Yılmaz, 2023). Karakterlerin hatalarını, başarılarını veya günlük rutinlerini izlerken aslında kendi hayatımızın karmaşasını bir kenara bırakıp, güvenli bir empati alanına geçeriz. Bu, zihnimizin bize sunduğu en zararsız ve en etkili antidepresanlardan biridir.

Nostalji Terapisi: Zamanın Durduğu Yer

Eski anlatılar bizi sadece bir kurguya değil, o hikayeyi ilk deneyimlediğimiz “daha dertsiz” zamanlarımıza da götürür. Nostalji, bilişsel psikolojide sadece geçmişi yad etmek değil, aynı zamanda bugünkü kimliğimizi güçlendiren bir araçtır. Dinçer (2024), nostaljik içeriklerin bireyde “öz-süreklilik” duygusunu pekiştirdiğini belirtir (Dinçer, 2024). Yani o bölümü izlerken sadece bir hikayeye değil, o hikayeyi on yıl önce izleyen kendi gençliğinize, o günkü hayallerinize ve heyecanlarınıza da dokunursunuz.

Bu bir nevi zihinsel zaman yolculuğudur. Geleceğin belirsizliğiyle baş edemeyen zihin, geçmişin “tamamlanmış ve güvenli” anılarına sığınarak güç toplar. Bu yüzden yeni bir anlatıya başlamak, tanımadığınız birinin evine yemeğe gitmek kadar yorucuyken; bildiğiniz o kurguyu açmak, en sevdiğiniz pijamalarınızı giyip kendi koltuğunuza uzanmak kadar “ev” hissi verir. Beynimiz bu süreçte dopamin salgılayarak, geçmişteki olumlu duyguları bugüne taşır ve bir nevi duygusal regülasyon sağlar.

Karar Yorgunluğu

Modern dünya bize sonsuz seçenek sunuyor, ancak bu sonsuzluk çoğu zaman bir kararsızlığa yol açıyor. Gün boyu ne yiyeceğimize, ne giyeceğimize, hangi işi önceliklendireceğimize dair binlerce karar veren beyin, akşam olduğunda “Karar Yorgunluğu” yaşar. Yılmaz (2023), bireylerin aşina oldukları içeriklere yönelmesini bu yorgunluğun bir sonucu olarak görür (Yılmaz, 2023). Yeni bir dizi seçmek, onlarca fragman izlemek ve risk almak yerine; başarısı kanıtlanmış, tadı bilinen bir hikayeye yönelmek beynin en rasyonel enerjiden tasarruf etme hamlesidir.

Sonuç

Eğer siz de kendinizi yeni bir “yılın yapımı” adayına başlamak yerine, o çok bildiğiniz eski maceralara bırakırken buluyorsanız, kendinizi suçlamayın. Bu bir tembellik veya yeniliğe kapalılık durumu değildir. Aksine, bu zihninizin size fısıldadığı bir “mola” ihtiyacıdır.

Sonuç olarak; bazen en efsanevi yolculuk, yeni dünyalar keşfetmek değil, sonunu bildiğiniz o güvenli yoldan geçerek evinize dönmektir. Öyleyse kumandayı yavaşça yere bırakın, o bildiğiniz bölümü açın ve zihninizin o tanıdık sahnelerle dinlenmesine izin verin. Çünkü bazen en iyi terapi, bildiğin hikayeyi yeniden dinlemektir.

Kaynakça

Dinçer, S. (2024). Dijital Çağda Eskapizm ve İzleme Alışkanlıkları Üzerine Bir İnceleme: Neden Eskiye Sığınıyoruz? İletişim Çalışmaları Dergisi.

Yılmaz, E. (2023). Bilişsel Rahatlama ve Aşinalık Etkisi: Tekrarlayan İzleme Davranışlarının Kaygı Yönetimi ve Bellek Üzerindeki Rolü. Akademik Psikoloji Araştırmaları Dergisi.

Melike Salman
Melike Salman
Melike Salman, Kahramanmaraş doğumludur. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Psikoloji Bölümü 4.sınıf öğrencisidir. Eğitim hayatında devlet hastanesi ve özel kliniklerde staj yapmıştır. Gelişim psikolojisi, psikolojik testler, oyun terapisi, bilişsel psikoloji, çift ve evlilik terapisi, aile terapisi gibi derslerini başarıyla tamamlamıştır. Uzmanlaşmak istediği alan genel olarak çocuk psikoloji üzerine olup oyun terapisi, çocuk ve ergen bilişsel davranışçı terapi, kısa süreli çözüm odaklı terapi gibi eğitimler almıştır ve almaya devam etmektedir. Psikoloji alanında kendini geliştirmeye devam etmekte ve başarılı bir psikolog olarak meslek hayatında başta çocukların olmak üzere bireylerin ruh sağlığını güçlendirmek istemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar