Cuma, Şubat 6, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Sonradanlık ve Psikanalitik Travma Kuramı

Fransız psikanalistler tarafından après coup olarak adlandırılan kavram, Freud’un Nachträglichkeit terimiyle örtüşmektedir. Bu kavramlar, öznenin ruhsal dünyasında, güncel yaşantıların geçmiş deneyimleri sonradan ve geriye dönük biçimde etkileyebilmesini ifade eder. Freud’un bilinçdışında zamanın doğrusal biçimde işlemediğine dair varsayımı (1949) dikkate alındığında, bu düşüncenin kökenlerinin histeri ve travma üzerine yürüttüğü çalışmalarda geliştirdiği sonradanlık (Nachträglichkeit) kavramına dayandığı görülmektedir. Freud (1893/1975b), histeri vakalarında ruhsallıkta travmaya işaret eden bir özellik bulunduğunu ileri sürmüş ve klinik gözlemleri sonucunda her histerik belirtinin, öznenin yaşam öyküsünde yer alan daha önceki bir travmatik yaşantının yeniden canlanmasıyla ilişkili olduğunu ortaya koymuştur.

Emma Vakası ve Travmanın Mekanizması

Freud, Emma Eckstein adlı hastasıyla yürüttüğü tedavi sürecinde Nachträglichkeit kavramının temelini atmıştır (Bistoen ve diğerleri, 2014). Emma, burjuva bir aileden gelen, 27 yaşında Viyanalı bir kadındır ve tek başına alışveriş yapmak için dükkânlara gidememe şeklinde bir zorlanma yaşamaktadır. Freud, bu semptomu Emma’nın on iki yaşındayken, ergenliğin başlangıcından kısa bir süre sonra hatırladığı bir anı ile ilişkilendirir (1895/1975a). Bu anıya göre Emma, sekiz yaşındayken şeker almak amacıyla küçük bir dükkâna iki kez gitmiş; ilk ziyaretinde dükkân sahibi kızın giysilerinin arasından cinsel organına dokunmuştur. Freud, bu deneyime rağmen Emma’nın dükkâna ikinci kez gittiğini, ancak bu ikinci ziyaretin ardından bir daha gitmediğini belirtir. Bu bağlamda ikinci olay, daha önce yaşanmış olan ilk travmatik deneyimi yeniden harekete geçirmiştir. Emma, sonuçta onu histerik semptomlar gösteren bir hastaya dönüştüren iki olay arasında ruhsal bir gidip gelme sürecine girmiştir.

Freud’un Emma vakası üzerinden ortaya koyduğu temel yenilik, travmanın nasıl oluştuğuna dair mekanizmaya ilişkindir. İlk yaşantının bastırılması durumunda, bu deneyimin ertelenmiş eylem (Nachträglichkeit) aracılığıyla travmatik bir nitelik kazanabileceği ileri sürülmüştür. Nachträglichkeit, başka bir ifadeyle, ruhsallıkta ilk aşamada kaydedilen bir anının daha sonra yeniden anlamlandırılması sürecini tanımlar. Bu çerçevede zamansal olarak daha sonra gerçekleşen ikinci olay, ilk olayın kendisinden dolayı travmatik yaşanmaz; aksine kronolojik olarak daha önce meydana gelmiş olan ilk olaya travmatik anlam kazandıran, ikinci olaydır. Böylece ilk olayın patolojik etkilerinin ortaya çıkabilmesi için ikincil bir yaşantının varlığı gerekli hâle gelmektedir. Kavramın merkezinde, öznenin ilk olay sırasında yeterli bir ruhsal tepki verememiş olması ve bu yaşantının ancak gelişimin daha ileri bir evresinde yaşanan sonraki bir karşılaşma ile travmatik hâle gelmesi fikri yer almaktadır. Bu nedenle Nachträglichkeit, tek bir nedenden ziyade iki etiyolojik anın birlikte işlediği bir travma oluşum mekanizmasını ifade eder. Bu noktada belirleyici olan olayın nesnel gerçekliği değil, öznenin bu deneyimi ruhsal olarak nasıl işlediğidir; travmatik etkiyi tayin eden, yaşananın kendisinden çok öznenin verdiği tepkidir.

Etiyolojik Anlar ve Sürecin Aşamaları

Freud’u Nachträglichkeit mekanizmasını formüle etmeye yönelten etkenlerden biri, ilk bakışta görece hafif görünen stresörlerin, zaman içinde yoğun ve kalıcı psikolojik sıkıntılara yol açabildiğini gözlemlemesidir. Emma vakası üzerinden sonradanlık mekanizması şu biçimde açıklanabilir: (a) zaman içinde iki ayrı etiyolojik anın bulunması, (b) bu anların zamansal bir gecikme ya da kopuklukla ayrılması, (c) ilk sahnedeki deneyimin başlangıçta belirgin bir etki yaratmaması, (d) ancak sonraki sahne aracılığıyla dönüştürülmesi ve (e) geriye dönük olarak travmatik bir anlam kazanması (Bistoen ve diğerleri, 2014). Askıya alınmış eylem, yalnızca travmatik bir yaşantının geç fark edilmesini değil; sonraki olayın, önceki yaşantının göstereni hâline gelmesiyle ilk deneyimin ruhsal olarak yeniden canlanmasını da ifade eder. Bu anlayışa göre travmanın yeniden etkinleşmesi sürecinde, özne sonraki yaşantılar aracılığıyla kendisini tekrar tekrar kurban konumunda bulur.

Lacanyen Perspektifte Travma ve Fantezi

Freud, Emma vakası ve Kurt Adam vakası gibi çalışmalarında travmayı, fantezi kavramı çerçevesinde ele almıştır. Bu bağlamda Nachträglichkeit, travma ile fantezi arasındaki ilişkiyi anlamak için önemli bir kavramsal araç sunar. Örneğin Kurt Adam vakasında travmatik olan, ilk sahnenin kendisinden ziyade bu sahneye sonradan yüklenen anlamdır (aktaran Korkmaz, 2021). Lacanyen kuramda ise çocuğun, annenin yokluğu ile Başka’daki eksiği fark etmesi karşısında, bu durumu anlamlandırmak üzere fantezinin devreye girdiği öne sürülür (Evans, 1996). Başka’daki bu eksikliğin kabulü, anne ile çocuk arasındaki bağın Gerçek düzlemde kopmasıyla mümkün hâle gelir (Gürsel ve Gençöz, 2019). Ancak bu eksiklik İmgesel ve Simgesel düzenler aracılığıyla anlamlandırılamadığında, Gerçek düzlemde yaşanan deneyim kalıcılaşır ve travma ortaya çıkar (Korkmaz, 2021). Başka bir ifadeyle, Gerçek ile özne arasındaki karşılaşmada fantezi bir tampon işlevi göremediğinde travmatik etki oluşur.

Terminolojik Dönüşüm ve Bilinçdışının Zamanı

Freud, Nachträglichkeit kavramını ortaya koymuş olsa da bu kavrama özel bir metin kaleme almamıştır. Lacan (1953), Kurt Adam vakasını ele alırken bu kavrama yeniden dikkat çekmiştir. Fransız psikanalistlere göre terimin “ertelenmiş eylem” şeklinde çevrilmesi, anlamın baştan beri psişede mevcut olup yalnızca uygun bir tetikleyiciyi beklediği izlenimini verdiği için sorunludur (Stern, 2017). Bunun yerine Türkçede “sonradanlık” karşılığına denk düşen après coup çevirisi önerilmektedir. Sonradanlık kavramı, anlamın baştan beri mevcut olmadığı; öznenin ruhsallığında yalnızca belirsiz bir iz bulunduğu ve anlamın daha sonraki bir anda ortaya çıktığı özgül bir deneyimi ifade eder (Stern, 2017).

Psikanalizde bilinçdışının işleyişini merkeze alan kuramsal yaklaşım açısından sonradanlık önemli bir kavramdır. Psikanalist, bilinçdışının etkilerini doğrudan gözlemlemekten ziyade bu etkiler üzerinden çıkarımlar yaparak çalışır. Bu nedenle sonradanlık, bilinçdışının zamansal işleyişini kavramsallaştırmak için uygun bir çerçeve sunar. Bu bakış açısına göre ruhsallık, geçmişin şimdi üzerindeki doğrusal etkisiyle oluşmaz; aksine şimdinin geçmişi yeniden şekillendirmesiyle inşa edilir. Lacanyen perspektifte ruhsallık, şimdi ile geçmiş arasındaki bu geri dönüşlü ilişki sonucunda ortaya çıkar.

Tarihselleştirme ve Şimdiki Zamanın Rolü

Kronolojik zaman ile psikanalitik çalışmada deneyimlenen zaman birbirinden farklıdır. Ruhsallık, bilinçdışının etkisiyle sürekli yeniden kurulan bir yapı olarak ele alınabilir ve bu yeniden yapılanma süreci her zaman şimdiki zamanda gerçekleşir. Psişede geçmiş, yalnızca güncel deneyimler ışığında tekrar tekrar yorumlanan anı dizileri olarak varlığını sürdürür. Psikanalitik çalışmanın odağı, olayların geçmişteki gerçek sıralanışından çok, bu olayların analizanın zihninde bugün nasıl temsil edildiği ve nasıl anlamlandırıldığıdır. Lacan’ın psikanalizin amacını “öznenin tarihinin yeniden kurulması” olarak tanımlaması da bu noktaya işaret eder. Ona göre tarih, basitçe geçmişte yaşanmış olaylar dizisi değildir; geçmişin şimdi içinde yeniden tarihselleştirilmesidir. Lacan’ın ifadesiyle, “Tarih geçmiş değildir; tarih, şimdide tarihselleştirildiği ölçüde geçmiştir” (Lacan, 1953–1954/1988).

Kaynakça

Bistoen, G., Vanheule, S. ve Craps, S. (2014). Nachträglichkeit: A Freudian perspective on delayed traumatic reactions. Theory & Psychology. 24(5) 668-687. https://doi.org/10.1177/ 0959354314530812

Freud, S. (1975a). Project for a scientific psychology. (J. Strachey, Çev.). The Standard Edition of the Complete Psychological Works of Sigmund Freud Volume I içinde (ss. 283- 397). The Hogarth Press. (1895)

Freud, S. (1975b). On the psychical mechanism of hysterical phenomena – A lecture. (J. Strachey, Çev.). The Standard Edition of the Complete Psychological Works of Sigmund Freud Volume III içinde (ss. 27-39). The Hogarth Press. (1893)

Gürsel, M. D. Ve Gençöz, T. (2019). Psikoz. T. Gençöz (Ed.), Lacanyen Psikanaliz (1. Baskı) içinde (ss. 1-8). Ankara: Türkiye Klinikleri.

Korkmaz, A. (2021). Lacanyen psikanalizde travma ve düşlem. AYNA Klinik Dergisi, 8(2), 161-185. https://doi.org/10.31682/ayna.820540

Lacan, J. (1988). The Seminar. Book I. Freud’s Papers on Technique (J. Forrester, Çev.). Norton; Cambridge University Press. (1953-1954)

Stern, D. B. (2017). Unformulated experience, dissociation, and Nachträglichkeit. Journal of Analytical Psychology, 62(4), 501-525. https://doi.org/10.1111/1468-5922.12334

Erkin Karal
Erkin Karal
2020 yılında başladığı Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümünü 2025 yılında başarıyla tamamlamıştır. Lisans eğitimi süresince psikoloji biliminin kuramsal temelleriyle birlikte uygulamalı yönlerine de ilgi duymuş; özellikle klinik psikoloji alanında kendini geliştirmeye yönelmiştir. Bu dönemde Bilişsel Davranışçı Terapi Uygulayıcı Eğitimi ve Psikoteknik Yönetici Eğitimi programlarını başarıyla tamamlamıştır. Hâlen özel bir klinikte staj yaparak klinik gözlem ve uygulama deneyimi kazanmaktadır. Bu süreçte vaka değerlendirme, görüşme teknikleri ve terapi sürecine ilişkin becerilerini geliştirmekte; danışanlarla olan etkileşimlerinde etik ilkelere ve bilimsel yaklaşıma öncelik vermektedir. Akademik ve mesleki ilgi alanları arasında ergen ve yetişkin psikolojisi, duygu düzenleme süreçleri, Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) uygulamaları ve Lacanyen psikanaliz yer almaktadır. Kuramsal bilgi ile klinik uygulamayı birleştirerek çok yönlü bir bakış açısı geliştirmeyi hedeflemektedir. Bilimsel temelli, etik değerlere bağlı bir çalışma anlayışını benimseyerek psikoloji alanında üretmeyi, kendini sürekli geliştirmeyi ve bireylerin psikolojik iyi oluş süreçlerine katkı sunmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar