Tarih boyunca dünyamızda savaşlar, doğal afetler, terör saldırıları gibi birçok kitlesel travmalar yaşanmıştır ve günümüzde de yaşanmaya devam etmektedir. Yaşadığımız tüm bu travmatik olaylarda hem fiziksel hem de psikolojik yaralar alabilmekteyiz. Fiziksel yaralar iyileşebilse de psikolojik hasarların iyileşmesi zaman almakta ve ciddi bir sabır gerektirmektedir. Savaş gibi yıkıcı olaylarda olayı deneyimleyen toplum hem fizyolojik hem psikolojik olarak ağır hasar alır. Peki aynı savaş ortamında benzer deneyimleri yaşayan iki kişiden biri kendini yıllarca toparlayamazken diğeri hiçbir şey olmamış gibi hayatına nasıl devam edebiliyor? Bu farklılık nasıl oluyor ve neden bazılarımız mental olarak çok hassasken bazılarımız çok güçlü?
Hepimiz hayatımız boyunca birbirinden farklı travmatik olaylar yaşarız ve bu olaylar sebebiyle farklı düzeylerde stresler yaşarız. Psikolojik dayanıklılık; bireyin yaşadığı olumsuzluklara, sıkıntılara, streslere ve zorlu yaşam deneyimlerine rağmen pes etmeyip yaşadığı bu zor sürece hızlıca uyum sağlayabilme becerisidir. Psikolojik dayanıklılığı yüksek bireyler yaşadıkları kriz durumlarıyla etkili bir şekilde başa çıkabilmekte ve hızlı bir şekilde düştüğü yerden ayağa kalkabilmektedirler. Bu bireyler çok ağır stres altında olsalar bile yıkılmazlar, değişime hızlıca adapte olurlar ve felaketler karşısında hızlıca kendilerini toparlayabilme becerileri yüksektir (Şahin & Buzlu, 2019; Tümlü, 2012; Wagnild & Young, 1993; Garmezy, 1991). Bu nedenle psikolojik dayanıklılığı yüksek olan bireylerin yaşadıkları travmatik deneyimlerde verdikleri tepkiler beklenenden çok farklı olmaktadır. Herkesin kolayca yıkılabildiği durumlarda onlar hayatlarına kaldığı yerden devam edebilmektedirler. Peki bu insanların sırları tam olarak nedir? Hobfoll ve meslektaşları (2007) yürüttükleri çalışmalarında travmatik bir olaydan sonra psikolojik dayanıklılığımızı nasıl yeniden inşa ederiz sorusuna cevap aramışlardır ve araştırmalarının sonucunda beş aşamalı bilimsel bir hayatta kalma pusulası bulmuşlardır.
1. Güvenlik Hissini Oluşturmak
Bir felaket yaşadığımızda aklımıza gelen ilk soru “Şu an güvende miyim?” sorudur. Bireyin biyolojik ve psikolojik olarak iyileşebilmesi için gerekli ilk şey kendini güvende hissettiği bir ortamda bulunmasıdır. Travmatik olay yaşamış kişiler olayı atlatsa bile o olayı halen yaşıyormuş gibi düşünebilirler bu nedenle bu bireyleri bulundukları ana geri getirebilmek için güvenli bir bölge inşa etmek hayati önem taşır. Savaş yaşanmış ortamlardan gelmiş bireylerde güvenlik hissinin zayıf olduğu görülürken hayatlarında hiç savaş yaşamamış ancak ekranda sürekli travmatik görüntülere maruz kalmış bireylerin güvenlik algısının önemli ölçüde zayıfladığı ve yaşadığı semptomları artırdığı saptanmıştır.
2. Sakinleşmek
Kitlesel travmaların yaşandığı dönemler karar vermenin zorlaştığı, duyguların zirve yaptığı, uyku ve beslenme gibi temel ihtiyaçların felce uğradığı zamanlardır. Yaşadığı travmanın etkisiyle bireyler eğer uzun süre yüksek uyarılmışlık halinde kalırlarsa travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) yaşama ihtimalleri önemli ölçüde artar. Bu nedenle bu aşamada sakin kalabilmek aşırı uyarılmışlık halinden uzaklaşabilmek önem arz eder. Sakinleştirici müzikler, diyafram nefesi, mindfulness teknikleri gibi sakinleştirici tekniklerin kullanılması bu süreçte bireye aşırı uyarılmışlığını kontrol altına almada yardımcı olur.
3. Öz-Yeterlilik ve Kolektif Yeterliliğin Yeniden Güçlendirilmesi
Travmatik deneyim yaşayan bireyler ve toplumlar olaylar üzerindeki kontrol hissini tamamen kaybettiklerini düşünürler. Bireyler yaşadıkları sorunları eskisi gibi yönetemeyeceğini düşünürler ve öz-yeterlilikleri yani kendilerine olan yeterlilik inançları zayıflar. Aynı durum travma yaşayan toplumda da görülür, toplumca zor bir olayın üstesinden gelebilme inancı zayıflar. Hobfoll ve ark. (2007), bu zayıflayan özyeterlilik ve kolektif yeterlilik durumlarını güçlendirmek için mağdurların karar alma süreçlerine ve toplumsal ritüellere katılmalarını sağlayarak (cenaze ve anma törenleri, yardımlaşma, gönüllülük, okula-işe geri dönmek) kaybettikleri bu yeterlilik hissini yeniden kazanabileceklerini belirtir.
4. Sosyal Bağlantılar: Yalnızlığa Teslim Olmamak
İnsan sosyal bir varlıktır ve genellikle iyileşme sürecinde diğer insanlardan destek alır. Yaşadığı zorlu süreci sosyal destekle aşmaya çalışır. Sosyal destek, travma sonrası stresin etkilerini hafifleten ve psikolojik dayanıklılığı artıran en güçlü koruyucu faktörlerden biridir. Sürekli travma hakkında konuşmak hem olayı yaşayan kişiyi hem de dinleyen kişiyi travmatize edebilir (ikincil travma etkisi) ancak dengeli ve güvenli bir şekilde paylaşım yapmak; arkadaşlarla, aile üyeleriyle ve sevdiğimiz kişilerle yeniden bağlantı kurmanın onarıcı etkisi oldukça büyüktür.
5. Umutlu Olmak ve Geleceğe Yeniden Bağlanmak
Bireyler yaşadıkları travmatik deneyimlerden sonra adalet, güvenlik, inanç gibi konularda ciddi bir yıkım yaşarlar. Parçalanmış bir dünya görüşleri oluşur çünkü felaket yaşadıktan sonrası sürekli felaket senaryoları kurarlar. Felaketleştirmek yerine olumlu hedeflere odaklanmak, geleceğe bakmak, ümitvar olmak ve gerçekçi bir risk değerlendirmesi yapmak psikolojik sağlamlığı yüksek tutar ve bireyi travmanın olumsuz etkilerinden korur. Toplumda etkisi yüksek olan bireylerin, ünlülerin, liderlerinin ve medyanın sadece yaşanan zorluklara ve travmaya değil, dayanıklılık hikayelerine de odaklanması önemlidir. Travma yaşamış bireylerin geleceğe dair inancını tazeleyen motive edici hikayeler duyması onu hayata geri döndürmede ciddi bir araçtır.
Sonuç: Psikolojik Dayanıklılık Artırılabilir
Psikolojik dayanıklılığı yüksek olan bireylerin düşünce ve inançlarını değişik durumlara göre yeniden yapılandırabilme becerisi oldukça iyidir bu nedenle bu bireyler yaşadıkları travmatik olayları diğer bireylere kıyasla daha kolay atlatabilmektedirler. Psikolojik olarak hassas olan, travmatik deneyimler yaşayan ya da psikolojik dayanıklılığını artırmak isteyen bireylerse Hobfoll ve arkadaşlarının (2007) bu beş maddesine dikkat ederek travmanın yıpratıcı etkisinden kurtularak psikolojik sağlamlık becerilerini güçlendirebilirler. Rehber niteliğindeki bu beş aşamaya dikkat etmek savaş, doğal afet gibi kitlesel travmalarda bizleri karanlıktan aydınlığa çıkaran koruyucu bir yol haritasıdır.
Kaynakça
-
Garmezy, N. (1991). Resiliency and vulnerability to adverse developmental outcomes associated with poverty. American behavioral scientist, 34(4), 416-430.
-
Hobfoll, S. E., Watson, P., Bell, C. C., Bryant, R. A., Brymer, M. J., Friedman, M. J., … & Ursano, R. J. (2007). Five essential elements of immediate and mid–term mass trauma intervention: Empirical evidence. Psychiatry: Interpersonal and Biological Processes, 70(4), 283-315. https://doi.org/10.1521/psyc.2007.70.4.283
-
Şahin, G., & Buzlu, S. (2019). Resilient student resilient profession: The importance of resilience in nursing students. Journal of Academic Research in Nursing.
-
Tümlü, G. Ü. (2012). Psikolojik dayanıklılık düzeyleri farklı üniversite öğrencilerinin temas engellerinin incelenmesi. (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi). Hacettepe Üniversitesi, Ankara.
-
Wagnild, G. M., & Young, H. M. (1993). Development and psychometric. Journal of nursing measurement, 1(2), 165-178.


