Günümüzü bazen zorlaştıran bazense bizi koruyan yargılarımızı düşünelim. Otobüste giderken mesela, bazen kulaklığınızda sizi anlatan bir şarkı çalar; dışardaki insanları izler ve sıkılıp o insanlar hakkında içinizden yorumlar yapmaya başlarsınız. Ya da tanıdığınız bir insanın başından geçen bir olayı dinlerken iç sesinizle olan konuşmalarınıza son veremezsiniz. “Oha bunu da yapmazsın!” “Bu da denmez ya!” ” Ya tamam kötü olabilirsin de çözümü bu mu yani?!” gibi yargılamalar başlar ve genelde de durmaz.
Yargıladığımız Şeyleri Yapmak Mümkün mü?
Şimdi herkesin fark ettiği bir gerçekten bahsedelim o zaman. Doğru durum ve şartta herkes her şeyi yapabilir. Sizin de böyle başkasında görüp delicesine yargıladığınız sonra tam olarak da aynısını yaptığınız bir anınız olmadı mı? Ya da bunu ben bile yapmam deyip yaptığınız bir şeyler? Neden? Kendimizi mi tanımıyoruz? Yoksa ne bileyim sabit bir karakterimiz mi yok ki acaba? Aslında hiçbirisi. Biz insanlar fazlasıyla çevreden etkilenen ve çevreyi etkileyen varlıklarız. Yani psikoloji dediğimizde mesela insanı hiçbir zaman tek başına ele alamayız. Her zaman başka bir etken vardır; yaşadığın yer, doğru/yanlış zaman, çevredeki diğer insanlar, bazen bir sinek sesi hatta hava durumu bile.
Peki bu ne demek? Bu bizlerin asla asla dememesi gerektiğinin bir kanıtı. Tabiki kırmızı ve gri çizgilerimiz var. Ailemizden gelen kalıplar ve çevremizle oluşturduğumuz bakış açıları, önyargılar hep bizimle. Zaten bizi biz yapan da çevremiz ve bizim onu algılama, yorumlama şeklimiz. Şimdi bulabildiniz mi neden yargıladığımız şeyleri bile yapabildiğimizi? Çünkü biz bir noktada çevremizin toplanıp filtrelenmiş haliyiz. Yargıladığımız çoğu şey bazen arkadaşlarımızın hoşlanmadığı bir şey bazen annemizin bazen de babamızın. Doğru şart ve durum sağlandığındaysa, bu önyargıları bile aşacak bir durum yaşadığınızda yani, yargıladığınızı düşündüğünüz her şeyi yapabilirsiniz.
Önyargıların Kırılma Noktası ve Değişim
İlişkide mıç mıç olmayı, çocuk gibi konuşmayı yargıladığınızı varsayalım. Belki gördünüz ve yüzünüz buruştu: “Bu ne yaaa?!” gibi bir iç konuşmanız oldu kendinizle. Sonra? Çok aşık oldunuz ve içinizdeki çocuk önyargılarınızı kırmaya başladı. Hadi ama böyle bir şey yaşadığınıza yemin edebilirim. Hep bunun gibi olumlu olaylardan ibaret değil tabi bu durum. Asla sigara içmem diyip dumanına bile maruz kalınca iğrenen birçok insanın uygun çevre ya da olayla sigara içtiğine şahit olabilirsiniz. Hatta belki o kişi sizsiniz.
Bunlar gibi kendimizle çelişen herhangi bir eylemde ise kendimize karşı yabancı hissedebiliriz. Kendimize karşı yargılarda bulunmaya başlarız: “Hani asla yapmazdın? Nasıl yaparsın? Bu sen değilsin? Ben kendimi tanımıyor muyum yani?” Hissettiğimiz şaşkınlık kendimize hatta bazen çevremize yönelen bir öfkeye dönüşür. Asla yapmam dediğimiz bir şeyi yaptığımızda hissettiğimiz şey tam olarak budur: kimlik karmaşası ile gelen kendini tanıyamama, şaşkınlık ve sonucunda da büyük bir suçluluk ve öfke. Aslında yapılması gereken tek şey çevremize gösterdiğimiz anlayışı kendimize de gösterebilmek; sevdiğimiz birine verdiğimiz ‘olabilir’ cevabını dönüp kendimize de verebilmektir. Çünkü unutmayın doğru durum ve şartta herkes her şeyi yapabilir.
Sınırları Esnetmek ve Kendimize Şefkat
Sonuç olarak belki de bazen keskin çerçeveler, kalın çizgiler doğru değildir. Bazen bizi koruyan bu çizgiler bazen de bize kendimizi suçlu hissettirmekten başka bir işe yaramaz. Yargılarımızın bizi gözetmediği zamanlarda ise kendimize dönüp kızmak yerine derin bir nefes alıp kendimizi en iyi bizim anlayabileceğimizi unutmamak gerekir. Yani korkma, aslında hala sensin, hala prensiplerin var ve hala kendini en iyi sen tanıyorsun. Sadece herkese esneyen sınırları kendimiz için de esnetmekten kimseye zarar gelmez. Bazen sadece kendimize karşı acımasız olmayı bırakıp sürece güvenmek hepimize iyi gelebilir.


