Modern yaşamda ‘‘iyi hissetmek’’ neredeyse ahlaki bir sorumluluk gibi sunulmaktadır. Sosyal medya paylaşımlarından kişisel gelişim söylemlerine, gündelik sohbetlerden yakın ilişkilerimize kadar pek çok alanda ‘‘pozitif ol’’, ‘‘takılma’’, ‘‘şükret’’, ‘‘her şeyin bir nedeni var’’ gibi ifadelerle karşılaşırız. Çoğu zaman destek niyetiyle söylenen bu cümleler, bireyin yaşadığı zorlayıcı duyguların üzerini örtebilir. Bu noktada karşımıza çıkan kavram pozitif zorbalıktır.
Pozitif Zorbalık Nedir?
Pozitif zorbalık; bireyin olumsuz duygularının geçersizleştirilmesi, küçümsenmesi ya da hızla ‘‘düzeltilmeye’’ çalışılması yoluyla ortaya çıkan, çoğu zaman fark edilmeyen bir psikolojik baskı biçimidir. Bu tutum, bireye iyi hissetmesi gerektiğini ima ederken, kötü hissetmenin kabul edilemez olduğu mesajını da beraberinde getirir. Böylece kişi yalnızca yaşadığı duygu ile değil, o duyguyu yaşadığı için hissettiği suçlulukla da baş etmek zorunda kalır.
Duyguların İşlevi ve Bastırılmanın Bedeli
Psikolojik açıdan tüm duygular işlevseldir. Kaygı, bireyi tehditlere karşı uyarır; üzüntü, kayıp ve hayal kırıklıklarını anlamlandırmaya yardımcı olur; öfke ise sınır ihlallerini fark etmeyi sağlar. Bu duyguların bastırılması ya da yok sayılması, bireyin içsel deneyimiyle olan bağını zayıflatır. Sürekli olumlu hissetmesi beklenen birey, zamanla kendi duygularından şüphe etmeye başlayabilir ve ‘‘yanlış hissediyorum’’ inancını geliştirebilir.
Sosyal Medya ve Karşılaştırma Döngüsü
Pozitif zorbalığın en sık karşılaşıldığı alanlardan biri sosyal medyadır. Sürekli mutlu, üretken ve güçlü görünen profiller; gerçek duygusal süreçlerin görünürlüğünü azaltır. Bu durum, bireylerde karşılaştırma eğilimini artırarak yetersizlik ve değersizlik hislerini tetikleyebilir. Zor bir dönemden geçen kişi, çevresindeki herkesin ‘‘iyi’’ olduğunu düşündükçe kendi deneyimini paylaşmaktan uzaklaşır ve yalnızlaşır.
Bastırılan Duyguların Klinik Yansımaları
Klinik gözlemler, duygularını bastırmaya alışmış bireylerin zamanla yoğun kaygı, tükenmişlik ya da psikosomatik belirtilerle başvuruda bulunduğunu göstermektedir. Bastırılan duygu ortadan kaybolmaz; yalnızca ifade edilecek farklı bir alan bulur. Bu bağlamda pozitif zorbalık, ruhsal iyilik halini desteklemekten çok, bireyin yükünü artıran bir faktöre dönüşür.
İlişkilerde Sınırlar ve Sessiz Geri Çekilme
Pozitif zorbalık çoğu zaman kişilerarası ilişkilerde sınırların belirsizleşmesiyle de yakından ilişkilidir. Birey, karşısındaki kişinin iyi niyetli olduğunu düşündüğü için rahatsızlık duyduğu ifadeleri dile getirmekte zorlanabilir. ‘‘Bunu söylemesi beni incitti’’ demek yerine, ‘‘Aslında o beni motive etmeye çalışıyor’’ diyerek kendi duygusunu bastırmayı tercih edebilir. Bu durum uzun vadede kişinin hem kendisiyle hem de çevresiyle kurduğu ilişkilerde duygusal mesafeye yol açabilir. Çünkü anlaşıldığını hissetmeyen birey, zamanla kendini geri çekme eğilimi gösterebilir.
Güçlü Olma Kültürü ve Psikolojik Performans Baskısı
Toplumsal düzeyde üretkenlik ve dayanıklılığın yüceltilmesi de pozitif zorbalığı besleyen faktörler arasında yer alır. Sürekli güçlü, hızlı toparlanan ve ‘‘negatifliğe kapılmayan’’ birey idealize edilirken; durmaya, zorlanmaya ve kırılganlığa yeterince alan tanınmaz. Bu kültürel zemin içinde kişi, dinlenmeye ya da duygusal olarak yavaşlamaya ihtiyaç duyduğunda kendini başarısız hissedebilir. Oysa psikolojik iyilik hali doğrusal bir süreç değildir; inişler ve çıkışlar içerir. Bu gerçeğin göz ardı edilmesi, bireyin kendisiyle kurduğu ilişkiyi performans odaklı bir noktaya taşıyabilir.
Terapötik Perspektiften Duygulara Alan Açmak
Psikoterapi sürecinde temel amaçlardan biri, bireyin tüm duygularına alan açabilmesidir. Psikolojik iyi oluş, her zaman iyi hissetmek değil; zor duygularla temas edebilme ve onları düzenleyebilme kapasitesidir. Kabul temelli yaklaşımlar, bireyin duygusunu değiştirmeye çalışmadan önce onu tanımasını ve anlamasını hedefler. Çünkü duygular bastırıldıkça değil, kabul edildikçe düzenlenir.
Sağlıklı Pozitiflik Mümkün Mü?
Sağlıklı bir pozitiflik anlayışı, gerçekçi ve kapsayıcıdır. Bu yaklaşım, yaşanan zorluğu inkâr etmeden bireyin baş etme kaynaklarını fark etmesine olanak tanır. ‘‘Her şey geçecek’’ demek yerine ‘‘Bu zor bir süreç ve bununla baş etmeye çalışıyorsun’’ ifadesi, çok daha düzenleyici bir etki yaratır. Empati, çözümden önce gelir.
Sonuç Olarak
İyi hissetme baskısı modern çağın görünmez stres kaynaklarından biridir. Pozitif zorbalık ise çoğu zaman fark edilmeden uygulanan ancak ruh sağlığı üzerinde derin etkiler bırakabilen bir tutumdur. Psikolojik dayanıklılık, sürekli güçlü olmaktan değil; duygulara hiyerarşi kurmadan yaklaşabilmekten doğar. Gerçek iyilik hali, tüm duyguların insani ve kabul edilebilir olduğu bir iç dünyada mümkündür.
Kaynakça
-
American Psychological Association. (2023). Emotion regulation and psychological well-being. APA Publishing.
-
Gross, J. J. (2015). Emotion regulation: Current status and future prospects. Psychological Inquiry, 26(1), 1–26. https://doi.org/10.1080/1047840X.2014.940781
-
Neff, K. D. (2011). Self-compassion: The proven power of being kind to yourself. William Morrow.
-
Seligman, M. E. P. (2011). Flourish: A visionary new understanding of happiness and well-being. Free Press.
-
Wood, A. M., Heimpel, S. A., & Michela, J. L. (2003). Savoring versus dampening: Self-esteem differences in regulating positive affect. Journal of Personality and Social Psychology, 85(3), 566–580. https://doi.org/10.1037/0022-3514.85.3.566


