Cuma, Nisan 10, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Bir Aile Cinayeti: Pierre Rivière’nin Karanlık Anlatısı

1835 yılında bir haziran sabahı, Normandiya’nın sessiz kırlarında yirmili yaşlarındaki genç bir çiftçi tırpanını eline aldı. Birkaç dakika sonra annesi, kız kardeşi ve küçük erkek kardeşi hayatta değildi. Pierre Rivière kaçtı, yakalandı ve sorgulandı. Ama bu noktada beklenmedik bir şey oldu: Rivière, hem eylemini açıklayan hem de gerekçelendiren uzun, soğukkanlı ve tuhaf derecede edebi bir metin kaleme aldı. İşte tam bu an, sıradan bir cinayet vakasının tarihin en ilginç suç psikolojisi belgelerinden birine dönüştüğü andı.

Michel Foucault 1973’te bu vakayı Moi, Pierre Rivière… adlı çalışmayla yeniden gün yüzüne çıkardığında, sorulan soru basitti ama yanıt derindi: Bu adam deli miydi, yoksa hesap mı yapıyordu?

Tanının Tuzağı

Rivière köyde zaten “tuhaf” biri olarak biliniyordu. Hayvanlara eziyet ettiğine dair söylentiler dolaşıyordu. Akranlarıyla ilişki kurmakta güçlük çekiyordu; kendi kendine konuşuyor, garip ritüeller geliştiriyordu.

Bugün bu tabloyu bir klinisyen gözüyle değerlendirseydik, şizofreni spektrumu bozuklukları ya da ağır bir kişilik yapılanması gibi kategoriler akla gelirdi. Nitekim dönemin hekimlerinin bir kısmı da bu yönde görüş bildirdi. Ama hukuk adamlarının önemli bir kısmının fark ettiği bir ayrıntı vardı: Rivière’nin anlatısı çok düzgündü, çok mantıklıydı. Bir deli bu kadar sistemli yazabilir miydi?

İşte suç psikolojisinin bugün bile tam olarak yanıtlayamadığı soru budur. Rivière vakası, “cezai ehliyet” ile “akıl hastalığı” arasındaki sınırın ne kadar geçici ve kültürel olduğunu gözler önüne serer. O sınırı kim çiziyor, hangi araçlarla, nerede duruluyor? Bunlar sormaya devam etmemiz gereken sorulardır.

Pierre Rivière Kimdi? Bir Psikolojik Portre

Rivière’yi anlamak için önce onu yalnızlığı içinde görmek gerekir. Çocukluğundan itibaren akranlarından belirgin biçimde farklıydı; oyunlara katılmaz, kalabalık içinde kaybolmak yerine dışarıda dururdu. Köylüler onu “yarı deli” olarak tanımlıyordu; ama bu tanımlamanın kendisi de önemli bir ipucu taşır. 19. yüzyıl Fransa’sında “delilik” etiketi, en çok toplumsal normlara uymayan, anlaşılamayan ya da rahatsız edici bulunan herkese yapıştırılırdı.

Gençlik yıllarına ait gözlemler dikkat çekicidir. Hayvanlara yönelik zalimce davranışlar, suç psikolojisinde erken uyarı işareti olarak uzun süredir tartışılmaktadır. Macdonald üçlüsü olarak bilinen; hayvan istismarı, ateşle oynama ve yatak ıslatma örüntüsü akla gelse de, bu bağlantı günümüzde çok daha nüanslı bir şekilde ele alınmaktadır. Rivière’nin durumunda hayvan saldırganlığının ötesinde, toplumsal izolasyon ve içe kapanma belirgin biçimde öne çıkıyordu.

Rivière’nin iç dünyasına bakış sunan en değerli kaynak ise bizzat kendisidir. Yazdığı metin yalnızca bir itirafname değil, aynı zamanda bir öz-anlatıdır. Bu anlatıda Rivière kendini edilgen değil etkin, kurban değil bir fail olarak konumlandırır. Dışarıdan gelen tanımlamaların aksine, kendi zihninde son derece belirgin bir kimliği vardır: Harekete geçen, karar veren, kurbanlarını seçen biri. Bu tablo, düşük öz-saygı ya da kimliğin dağılmasından çok, çarpık ama sağlam bir kimlik inşasına işaret eder. Rivière kaybolmuş değildi; yanlış bir yöne saplanmıştı.

Sosyal yalıtımın bu kimlik üzerindeki etkisi göz ardı edilemez. Akranlarıyla gerçek bir bağ kuramamış, kendini anlaşılmış hissetmemiş, kişiliğini besleyebileceği sağlıklı ilişkilerden yoksun büyümüş biri olarak Rivière, zihinsel dünyasını tamamen içe kapatmıştı. Bu içe kapanma, zamanla gerçeklikle kurulan bağın zayıflamasına, şiddeti meşrulaştıran ve normalleştiren bir zemin hazırlamıştı. Cinayet, bu zihinsel süreçte bir patlama değil; uzun süre kurgulanmış bir çözümün hayata geçirilmesiydi.

Bir Metnin İçinden Cinayeti Anlamak

Rivière’nin anı metni, suç psikolojisi açısından kusursuz bir belgedir. Çünkü fail, kendi iç dünyasını bize bizzat anlatmaktadır. Rivière’ye göre suçun nedeni açıktı: Annesi, babasını küçük düşürmüş, ezmiş ve mahvetmişti. Kız kardeşi annesinin yanındaydı. Küçük erkek kardeşi ise —ve bu en tüyler ürpertici kısmı— onu gelecekteki acılardan korumak için öldürülmüştü. Rivière kendini bir katil olarak değil, bir kurtarıcı olarak görüyordu.

Bu anlatı yapısında karşımıza çıkan şey, şiddet uygulayan bireylerde sık rastlanan bir örüntüdür: Eylemin “yüce bir amaç” uğruna çerçevelenmesi. Suçu normalleştiren bu iç anlatıyı, adli psikolojide “bilişsel çarpıtma” olarak tanımlarız. Onun için cinayet bir kriz değil, bir çözümdü.

Ailenin İçinden Gelen Şiddet

Rivière’nin geçmişine bakıldığında tablo daha da netleşir. Büyüdüğü ev; kronik çatışmanın, ekonomik yoksunluğun ve ebeveynler arasındaki derin iktidar savaşının gölgesinde şekillenmişti. Baba sessizlik ve çaresizlikti; anne ise Rivière’nin gözünde yıkıcı ve denetleyiciydi.

Gelişim psikolojisi bu tür ortamlarda yetişen çocuklarda ne görüyor? Duygu düzenleme güçlükleri, bağlanma sorunları, kendini ve diğerlerini sağlıklı biçimde algılayamama. Rivière’nin büyük çaplı şiddeti, yıllarca biriken ve hiçbir zaman işlenemeyen bir tahribatın organize edilmiş dışavurumu gibiydi. Aile içi dinamiklerin birey üzerindeki bu yıkıcı etkisi, suç psikolojisinin en sağlam köşe taşlarından biri olmayı sürdürüyor.

Foucault’nun bu vakayı ele alışının suç psikolojisine en sert sorusu belki de şudur: Uzmanlar Rivière’yi inceledi, ölçtü, kategorize etti. Ama onun hikâyesini gerçekten dinlediler mi?

Dönemin hekimleri ve hukukçuları Rivière’nin metnini kendi kuramsal çerçevelerine uydurmak için kullandılar. Kim deli, kim değil; kim yargılanabilir, kim hapse girer; bu kararlar failin iç dünyasından çok güç dengelerine göre şekillendi. Bu eleştiri bugün de güncelliğini koruyor. Adli psikolojik değerlendirmelerde danışanın kişisel anlatısı mı esastır, yoksa klinisyenin tanısal kategorileri mi? Rivière vakası bize bunu çok erken ve çok açık biçimde gösterdi.

Soru Olarak Kalan Bir Vaka

Pierre Rivière idam edilmedi; ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı ve birkaç yıl sonra hapishanede intihar etti. Ardında kalan metin ise yaklaşık iki yüz yıl sonra hâlâ okunuyor.

Suç psikolojisi için bu vaka bir yanıt değil, bir soru olma özelliğini koruyor. Şiddetin kökeni, tanının sınırları, ailenin bireyi nasıl biçimlendirdiği ve uzman bilgisinin iktidarla ilişkisi; bunların hepsi Rivière’nin o tırpanı salladığı sabahtan bu yana çözülmemiş sorular olarak durmaktadır. Ve belki de iyi bir psikoloji, her zaman çözümden önce anlamayı gerektirir.

Miray Eraslan
Miray Eraslan
Ben, insan ilişkilerinin ve duygusal bağların karmaşıklığını anlamaya ve anlamlandırmaya tutkuyla bağlı bir psikoloğum. 2024 yılında Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi’nden mezun oldum. Sistemik psikoterapi alanında çalışıyor, yetişkinler, ergenler ve çiftlerle bir araya gelerek hem bireysel hem de ilişkisel dünyalarına ışık tutuyorum. Danışanlarımla yüz yüze olduğu kadar online olarak da çalışarak, psikolojik desteğe erişimi daha kolay ve ulaşılabilir hale getirmeye önem veriyorum. Duygusal ilişkilerdeki dinamikleri keşfetmek, sağlıklı bağlar kurmak ve bireylerin kendilerini daha derinlemesine tanımalarına yardımcı olmak benim için sadece bir meslek değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi. İnsan doğasının en hassas ve en güçlü yanlarını barındıran ilişkileri anlamlandırmak, psikolojiyi herkes için anlaşılır ve erişilebilir kılmak en büyük önceliklerimden biri. Hem terapi sürecinde hem de yazılarımda, bilimsel bilgiyi gündelik hayatın gerçeklikleriyle harmanlayarak, insanların kendilerini ve sevdikleriyle olan bağlarını daha iyi kavramalarına destek oluyorum. Yazılarımda eleştirel bir dili benimsiyor, insan ilişkilerine dair ezberleri sorgulayan bir bakış açısı sunuyorum. Bazen düşündüren, bazen gülümseten ama her zaman içten ve gerçekçi bir üslupla yazıyor, psikolojinin yalnızca akademik bir disiplin olmaktan çıkıp herkesin hayatına dokunan bir rehber haline gelmesini amaçlıyorum. Benim için psikoloji, insan ruhunun derinliklerine inebilen, duyguların ve ilişkilerin iç içe geçtiği bir yolculuk. İnsanların kendilerini daha iyi tanıyabildiği, duygusal ilişkilerini güçlendirebildiği ve değişimin mümkün olduğunu görebildiği bir alan yaratmayı hedefliyorum. Bu yolculukta, kendini anlamaya ve ilişkilerini dönüştürmeye cesaret eden herkesin yanında olmak en büyük motivasyonum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar