Türkiye’de pek çok evde benzer cümleler dolaşır: “O daha çocuk, yapamaz.” “Ben hallederim.” “Yorulmasın.” “Zorlanmasın.” Bu cümleler şefkatlidir, koruyucudur ve çoğu zaman sevginin bir ifadesidir. Ancak çocuklukta sürekli karşılaşılan bu yaklaşım, yetişkinlikte bambaşka bir iç cümleye dönüşebilir: “Ben yapamıyorum.” “Yetemiyorum.” “Biri olmadan baş edemiyorum.”
Psikolojik Gelişimde Sorumluluk Bilinci
Sorumluluk, yalnızca çocuğa iş yaptırmak değildir. Psikolojik açıdan sorumluluk, çocuğun kendini hayatın içinde etkisi olan bir birey olarak hissetmesidir. Kendi davranışlarının sonuçlarıyla karşılaşan, katkı sunduğunu deneyimleyen çocukta “yapabilirim” duygusu gelişir. Bu duygu özgüvenin, iç denetimin ve ruhsal dayanıklılığın temelini oluşturur. Çocuk, yalnızca korunarak değil, yapmasına izin verilerek güçlenir. Denemeden, yanılmadan, eksik yapmadan psikolojik kaslar gelişmez.
Günümüz dünyasında bu konu yalnızca aile içi değil, aynı zamanda kültürel bir meseledir. İçinde yaşadığımız çağ hızın, tüketimin ve anlık hazların çağıdır. Çocuklar çok erken yaşlardan itibaren “hemen olsun”, “kolay olsun”, “keyifli olsun” mesajlarıyla büyümektedir. Oysa sorumluluk almak, bunun tersine bir psikolojik beceriyi geliştirir: hazzı erteleyebilme. Sorumluluk alan çocuk, her istediğinin hemen olmayacağını, bazı şeylere ulaşmak için çaba göstermesi ve bedel ödemesi gerektiğini öğrenir. Bu bedeller bazen zaman, bazen emek, bazen hayal kırıklığıdır. Ancak emek verilerek ulaşılan hedefler daha kalıcı bir tatmin yaratır. Klinik alanda da gözlemlenen şudur: Sürecin içinde kalan, zorlanan ve bekleyebilen bireylerin benlik algısı daha güçlü, iç dünyaları daha dayanıklıdır.
Psikolojik Sağlamlık ve Problem Çözme
Bu deneyimler psikolojik sağlamlığın temelini oluşturur. Psikolojik sağlamlık, hayatta hiç sorun yaşamamak değil; sorunlar karşısında esneyebilmek, dağılmadan kalabilmek ve çözüm üretebilmektir. Sorumluluk alan çocuk, yalnızca görev yapmayı değil, problem çözmeyi, hayal kırıklığıyla kalabilmeyi ve alternatif yollar düşünebilmeyi de öğrenir. Bu da ileriki yaşamda zorluklara daha yapıcı bir perspektiften bakabilme kapasitesi kazandırır.
Türkiye’deki Aile Yapısı ve Bireyselleşme
Türkiye’de aile yapısı çoğunlukla iç içe, fedakâr ve çocuğu merkeze alan bir yapıdadır. Sevgi sıkça “senin yerine yaparım” diliyle gösterilir. Özellikle annelik rolü, çocuğun yükünü üstlenme ve zorlanmasını engelleme üzerinden tanımlanır. Bu yapı bağlanmayı güçlendirir; ancak bireyselleşme yeterince desteklenmediğinde çocuk hayatın sorumluluğunu deneyimleyemez. Sevildiğini hisseder ama kendine güvenecek yaşantıları biriktiremez.
Bugün birçok anne baba yetişkin çocukları için “hiç sorumluluk almıyor” diye yakınmaktadır. Oysa sorumluluk bir anda yetişkinlikte ortaya çıkan bir beceri değildir; çocuklukta verilen alanların ve taşınan küçük yüklerin sonucudur. Türkiye’de gençlerin ekonomik nedenlerle uzun süre aileleriyle yaşaması bu süreci daha da karmaşık hâle getirmektedir. Ancak sorun yalnızca aynı evde yaşamak değil, aynı evde yaşarken hâlâ “çocuk” rolünde tutulmaktır. Evde hâlâ sorumlulukları ebeveynlerce üstlenilen gençler, yaş olarak büyürken psikolojik olarak yetişkin rollerine geçmekte zorlanırlar.
Yetişkinlikte Karşılaşılan Yansımalar
Bu durum sosyal ilişkilerde, çift ilişkilerinde ve iş yaşamında belirginleşir. Sorumluluk almadan büyüyen bireyler ilişkilerde ya aşırı bağımlı bir konuma yerleşir ya da yük hissettikleri anda geri çekilir. Karar vermekte zorlanır, çatışma ve hayal kırıklığıyla baş etmekte çabuk dağılırlar. İş hayatında ise süreklilik, sabır ve sorumluluk gerektiren alanlar yorucu gelir. Burada çoğu zaman sorun yeteneksizlik değil; hayatın bedellerine katlanabilme kapasitesinin yeterince gelişmemiş olmasıdır.
Ebeveynlere Düşen Görevler
Ailelere düşen görev yalnızca sorumluluk vermek değil, bakış açısını dönüştürmektir. Çocuklar ebeveynlerin uzantısı değildir; hayatta kalabilecek yetkinlikleri kazanması gereken bireylerdir. Çocuğun yapabileceği şeyleri onun yerine yapmak kısa vadede rahatlatıcı olsa da uzun vadede gelişimi zayıflatır. Asıl destek, onun yapabileceği alanı açmak, zorlandığında tamamen kurtarmadan yanında durmak ve hayat becerileri kazanmasına fırsat tanımaktır.
Çocuğa verilmesi gereken temel mesaj şudur: “Bu hayatın içinde yetişkin olman için bazı sorumlulukları alman gerekir. Bazen bu sorumluluklar zor gelecek. Ama bunları taşıyor olman seni yetişkin yapan süreçtir. Zorlandığında bize yaslanabilirsin. Biz seni kurtarmak için değil, yanında durmak için buradayız.”
Çocuklara sorumluluk vermek onları hayata erken itmek değildir; onları hayata yavaş yavaş dahil etmektir. Çünkü hayat, sorumluluk almadan yaşanan bir prova değil; sorumluluk alarak öğrenilen bir süreçtir.
Kaynakça
Milli Eğitim Bakanlığı. (2020). Çocuklara sorumluluk kazandırma (Rehberlik ve Psikolojik Danışma Servisi Veli Bülteni).
Karataş, H. (2019). Çocuklarda sorumluluk kazanımı ve ebeveyn tutumlarının rolü. Psikolektif.
Alan, S. (2025). Çocuk merkezli aile: Görünüm ve sorunlar. Muhafazakâr Düşünce, 21(69), 182–206.

