“Geçmişe özlem, geleceğe hasret” dediğimizde aslında zihnin iki farklı zamana tutunma çabasından söz ediyoruz. Geçmişe özlem; daha güvenli, daha tanıdık ve çoğu zaman zihnimizin idealize ettiği anılara dönme isteğidir. Çünkü beyin, belirsizlikten hoşlanmaz ve geçmiş, artık değişmeyecek olmasıyla bize bir kontrol hissi verir. Geleceğe hasret ise henüz yaşanmamış ama umutla yüklediğimiz bir “iyi olma” beklentisidir. Sanki hayat biraz ileride başlayacak, biraz sonra her şey yoluna girecek gibi…
Oysa bu iki duygu arasında gidip gelirken çoğu zaman bugünü ıskalarız. Şimdiye temas edemediğimizde ise tatminsizlik, huzursuzluk ve “bir şeyler eksik” hissi kaçınılmaz olur. Halbuki yaşam, ne tamamen geride bıraktıklarımızda ne de sadece hayalini kurduklarımızda; tam olarak şu anda akıp gitmektedir.
Zihnin Zaman Yolculuğu ve Bugünü Iskalama
Belki de kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: Ben bugün ne yaşıyorum, ne hissediyorum ve hayatımın neresindeyim? Çünkü geçmiş bize deneyim kazandırır, gelecek yön verir; ama anlamı yaratan her zaman bugündür. Bu ay bu konuyu ele almaya karar verdim çünkü çevremde pek çok kişinin bir ayağının hatıralarda, diğer ayağının ise sürekli gelecekte olduğunu fark ettim. Zihin ya “eskiden ne güzeldi” diye geçmişe uzanıyor ya da “ileride her şey daha iyi olacak” umuduyla bugünü erteliyor. Böyle olunca da aslında tam da yaşanmakta olan an, fark edilmeden ellerimizin arasından kayıp gidiyor.
Oysa yaşam, beklediğimiz o “mükemmel zaman” geldiğinde değil; tam şu anda, nefes aldığımız bu anda gerçekleşiyor. Geçmiş bize deneyim sunar, gelecek ise umut verir. Ancak anlamı kuran ve yaşamı gerçek kılan tek zaman şimdidir. Geçmiş bizlere kesinlik, gelecek; kontrol yanılsaması, şimdi ise belirsizlik sunar. Ve insan beyni belirsizliği sevmez. Tam da bu yüzden geçmiş romantize edilir, gelecek idealleştirilir; şimdi ise çoğu zaman değersizleştirilir.
Beynin Negatiflik Yanlılığı ve Pembe Geriye Bakış
İnsan beyni mutlu olmak için değil, hayatta kalmak için evrimleşmiştir. Bu nedenle zihnimiz geçmişi hatırlarken adeta bir filtre kullanır: zor anılar silikleşir, güzel olanlar ise olduğundan daha parlak görünür. Psikolojide buna “rosy retrospection” (pembe geriye bakış) denir. Eski ilişkiler, üniversite yılları ya da çocukluk… Çoğu zaman gerçekte oldukları gibi değil, hissetmek istediğimiz gibi hatırlanırlar. Ve unutmamak gerekir; “Geçmişi özlemle anmamızın nedeni onun kusursuz olması değil, artık değiştirilemeyecek kadar güvenli olmasıdır.”
Geleceğe Tutunma ve Ertelenmiş Yaşam
Bugünden memnun olmayan zihin, rotasını sürekli geleceğe çevirir:
-
“Bir atanayım…”
-
“Evlenince…”
-
“Param olunca…”
-
“Şu dönem geçsin…”
Bu durumu ertelenmiş yaşam olarak tanımlamak mümkündür. Kişi yaşamayı farkında olmadan ileri bir tarihe atar. Bir nevi “Hayatı bekleme odasında geçiriyor” gibi hissedebilir.
Şimdiki zaman neden zor?
Çünkü şimdi; sorumluluk, karar verme, belirsizlik ve yüzleşme içerir. Geçmişte sorumluluk yoktur, olup bitmiştir. Gelecek henüz gelmemiştir, ihtimaldir. Ama şimdi… tamamen bizimdir. Ve belki de tam bu yüzden korkutucudur.
Mutluluk Hep Başka Bir Zamanda mı?
İnsan zihni çoğu zaman mutluluğu zamansal olarak öteler. Şimdi yeterli gelmez ya “artık değildir” ya da “henüz değildir.” Bunun altında yatan önemli bir mekanizma vardır: hedonik adaptasyon. Yani insanın elde ettiklerine çok hızlı alışması. Hayalini kurduğumuz şey gerçekleştiğinde kısa süreli bir mutluluk yaşarız. Sonra zihin yeni bir hedef bulur. “İnsan çoğu zaman mutlu olmayı değil, mutlu olacağı anı kovalar.” Bu durumda kişileri çoğu zaman bir kısır döngünün içine sürüklemektedir.
Karşılaştırma Tuzağı ve Farkındalık
Geçmişi bugünden daha iyi hissettiren şeylerden biri de seçici karşılaştırmadır. Geçmişin en güzel anlarını, bugünün en sıradan günleriyle kıyaslarız. Oysa adil bir karşılaştırma şöyle olurdu:
-
Geçmişin zor günleri
-
Bugünün güzel anları
Ama zihin bunu yapmaz. An’da kalmak istemez. Çünkü anda kalmak romantik bir öneri gibi görünse de aslında ciddi bir psikolojik cesaret ister. Geçmiş bize kök verir, gelecek ise yön verir. Ama nefes yalnızca şimdi alınır. Belki de hayat biz onu yakalamaya çalışırken değil, tam olarak içinde durabildiğimiz anlarda başlıyordur. Ve belki de sormamız gereken soru şudur: Hayatım ne zaman daha iyi olacak değil… Ben ne zaman gerçekten burada olacağım? Peki ya gerçekten burada olmak ne demek? Eğer bu yazıyı okuyorsanız bu soruyu kendinize sormanızı istiyorum ve lütfen cevap vermek için acele etmeyin. İyice düşünün.
Sevgilerimle…


