Bazen insan herkese fazla, kendine eksik hisseder. Bir ilişkide uyumu bozmamak, sevilme ihtiyacını karşılamak veya karşı tarafı kırmamak adına atılan her “sessiz” geri adım, aslında kişinin kendi dünyasından verdiği bir tavizdir. Çoğu zaman fark edilmeyen bu süreç, “zaten yoğundur” veya “büyütmeye gerek yoktur” gibi rasyonelleştirmelerle başlar. Ancak bu küçük anlar birleştiğinde, kişi ilişkide kendi sesini biraz daha kısarak var olmaya başlar. Belki de bu yüzden durup sormak gerekir: Bir ilişkide gerçekten neyi kaybediyoruz; karşımızdakini mi, yoksa kendimizi mi?
Yavaş Yavaş Kaybolan Benlik
Bir ilişkide kendimizi kaybettiğimizi çoğu zaman bir anda fark etmeyiz; bu daha çok yavaş yavaş gerçekleşir. Önce küçük tercihler değişir; ne yemek istediğimiz, hafta sonu ne yapmak istediğimiz, neye ihtiyacımız olduğu… Zamanla bu küçük uyumlar alışkanlığa dönüşür. “Sorun değil” dediğimiz her an, ilişkide kendimize ayırdığımız alan biraz daha daralır.
Çoğumuz bunu fedakarlık olarak adlandırırız. Oysa fedakârlık, iki tarafın da var olabildiği bir ilişkide anlam kazanır. Kendi ihtiyaçlarımızı sürekli geri plana ittiğimizde bu denge fark edilmeden bozulur. Bir süre sonra ne istediğimizi söylemek zorlaşır, rahatsız olduğumuz şeyleri dile getirmek yorucu ya da önemsiz gelmeye başlar. İlişkide uyum sağladığımızı düşünürken, aslında kendimizden uzaklaştığımızı fark edemeyebiliriz.
Öz Saygı ve Sınırların Gücü
Bu noktada kendimizi kaybetmek, tek bir olayla değil; söyleyemediklerimizin ve ertelediklerimizin zamanla birikmesiyle gerçekleşir. Kim olduğumuzdan çok, ilişkiye nasıl uyum sağladığımız öne çıkmaya başlar. Oysa bir ilişkide bağ kurmak, kendimizden vazgeçmekle değil; kendimiz olarak kalabildiğimiz alanlarda mümkündür.
Bir ilişkide kendimize yer açabilmek, çoğu zaman daha fazlasını talep etmekle değil; neye ihtiyacımız olduğunu fark etmekle başlar. Öz saygı, kendimizi ne kadar değerli gördüğümüzden çok, kendimize nasıl davrandığımızla ilgilidir. Rahatsız olduğumuz bir durumu dile getirebilmek, istemediğimiz bir şeye “hayır” diyebilmek ya da incindiğimizde bunu küçümsememek… Bunların her biri, öz saygının ilişkideki küçük ama güçlü yansımalarıdır.
İlişkide öz Şefkat ve Dürüstlük
Psikolojide bu süreç, çoğu zaman öz saygı, sınırlar ve bağlanma ihtiyacının iç içe geçtiği bir alan olarak ele alınır. Kendi sınırlarımızı fark edebilmek, yalnızca ilişkiyi düzenlemek için değil; kendimizle bağımızı koruyabilmek için de önemlidir. Öz şefkat ise bu sürecin belki de en yumuşak tarafıdır. Kendimize sürekli güçlü olmamız gerektiğini hatırlattığımızda, kırıldığımız yerleri görmezden gelmeye başlayabiliriz.
Oysa öz şefkat, zorlandığımızda kendimizi suçlamak yerine durup anlayabilmeyi içerir. “Neden böyle hissediyorum?” diye kendimize kızmak yerine, “Bu his bana ne anlatıyor?” diye sorabilmek, ilişki içinde kendimizle bağ kurmanın önemli bir adımıdır. Sınır koymak, uzaklaşmak ya da ilişkiyi tehlikeye atmak değildir; aksine, ilişkinin içinde kalabilmenin daha dürüst bir yoludur. Kendi sınırlarımızı fark ettiğimizde, karşımızdakine de nerede durabileceğini gösteririz. Böylece ilişki, belirsizlikten çok güvenle beslenir. Sevgi, kendinizden vazgeçtiğinizde değil; olduğunuz hâliyle kalabildiğiniz ve eksilmeden sevebildiğiniz ilişkilerde iyileştirir.


