<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Tuğba Tuğman &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/tugbatugman/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Wed, 20 May 2026 14:32:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Tuğba Tuğman &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İnsan Neden Kendine Zarar Veren Davranışları Sürdürür?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/insan-neden-kendine-zarar-veren-davranislari-surdurur/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=insan-neden-kendine-zarar-veren-davranislari-surdurur</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/insan-neden-kendine-zarar-veren-davranislari-surdurur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tuğba Tuğman]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 May 2026 21:40:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Zihin ve Davranış]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin]]></category>
		<category><![CDATA[değişim]]></category>
		<category><![CDATA[Nöropsikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=35589</guid>

					<description><![CDATA[Birçok insan hayatının bir döneminde kendine şu soruyu sorar: “Bunun bana iyi gelmediğini biliyorum; peki neden hâlâ yapıyorum?” Bu sorunun yanıtı, çoğu zaman günlük alışkanlıklarımızda gizlidir. Geç yatmak, ertelemek, sürekli telefona bakmak, sağlıksız beslenmek, toksik ilişkiler içinde kalmak ve aşırı çalışmak gibi davranışlar, çoğumuzun hayatında yer alır. Modern psikoloji ve nörobilim, bu soruya oldukça net [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Birçok insan hayatının bir döneminde kendine şu soruyu sorar: “Bunun bana iyi gelmediğini biliyorum; peki neden hâlâ yapıyorum?” Bu sorunun yanıtı, çoğu zaman günlük alışkanlıklarımızda gizlidir. Geç yatmak, ertelemek, sürekli telefona bakmak, sağlıksız beslenmek, toksik ilişkiler içinde kalmak ve aşırı çalışmak gibi davranışlar, çoğumuzun hayatında yer alır.</p>
<p>Modern psikoloji ve nörobilim, bu soruya oldukça net bir yanıt sunar: İnsan davranışı yalnızca mantıkla yönetilmez. Çoğu davranışımız, otomatikleşmiş beyin devreleri, stres sistemleri ve ödül mekanizmaları tarafından şekillenir. Danışanlarımdan sıkça duyduğum bir cümle şudur: “Ne yapmam gerektiğini biliyorum ama yapamıyorum.” Buradaki kritik nokta, bilmek ile davranışı değiştirmenin aynı şey olmamasıdır. Çünkü beynin temel önceliği mutlu olmak değil; hayatta kalmak, enerji tasarrufu yapmak ve tehditten korunmaktır.</p>
<p>Nobel ödüllü psikolog Daniel Kahneman’ın tanımladığı “Sistem 1” modeli, bu durumu anlamada oldukça açıklayıcıdır. Sistem 1, hızlı, otomatik, sezgisel ve alışkanlık temelli çalışan zihinsel bir sistemdir (Kahneman, 2011). Günlük hayatımızdaki davranışların önemli bir kısmı, farkındalıkla değil, otomatik pilotta gerçekleşir. Beyin, yeni davranışlar oluşturmak yerine eski yolları tercih eder; çünkü bu biyolojik olarak daha ekonomiktir. Beyin, vücut ağırlığımızın yaklaşık %2’sini oluşturmasına rağmen toplam enerjinin yaklaşık %20’sini kullanır. Bu nedenle mümkün olduğunca otomatikleşmiş davranışlara yönelir. Bir anlamda alışkanlıklar, beynin enerji tasarrufu sistemidir.</p>
<p>Ancak mesele yalnızca enerji değildir. Özellikle stres altında beynin çalışma biçimi belirgin şekilde değişir. Kronik stres yaşandığında, beynin tehdit algı merkezi olan amigdala daha aktif hale gelir. Amigdala, beynin alarm sistemidir ve tehlike algıladığında bedeni savaş-kaç moduna geçirir. Bu durumda, planlama, dürtü kontrolü, uzun vadeli düşünme ve karar verme süreçlerinden sorumlu prefrontal korteksin etkinliği azalır. Başka bir ifadeyle, kişi sağlıklı karar vermesi gereken anda biyolojik olarak daha dürtüsel hale gelir.</p>
<p>Bu durum, birçok deneysel çalışmada da gösterilmiştir. Stres altındaki bireylerin daha hızlı ödülleri tercih ettiği, dürtü kontrolünde zorlandığı ve kısa vadeli rahatlamaya yöneldiği bilinmektedir. Çünkü stresli bir beyin, uzun vadeli iyi oluşu değil; anlık güvenlik ve rahatlama hissini seçer. İşte bu noktada beynin ödül sistemi devreye girer.</p>
<p>Yale Üniversitesi’nde mutluluk psikolojisi üzerine çalışan Prof. Laurie Santos, insanların mutluluğu artıracağını düşündükleri davranışlarla gerçekten iyi oluş sağlayan davranışların çoğu zaman birbirinden farklı olduğunu vurgular. İnsan zihni, hızlı haz veren uyaranlara yönelmeye eğilimlidir; ancak bu haz çoğu zaman kalıcı tatmin yaratmaz. Sosyal medya, online alışveriş, aşırı çalışma ya da sürekli meşgul kalma hali, kısa süreli dopamin artışları sağlayabilir. Ancak beynin ödül sistemi bu hızlı ödüllere alıştıkça daha fazlasını istemeye başlar. Bu da kişiyi kısa süreli rahatlama sağlayan ancak uzun vadede tükenmişlik yaratan döngülere sokabilir.</p>
<p>Benzer şekilde, Stanford Üniversitesi’nde yapılan “Marshmallow Deneyi”, dürtü kontrolü ve uzun vadeli ödül arasındaki ilişkiyi anlamak açısından oldukça çarpıcıdır. Çocuklara hemen bir marshmallow yemek ya da biraz beklerlerse iki marshmallow almak arasında seçim hakkı verilmiştir. Bekleyebilen çocukların ilerleyen yıllarda akademik başarı, stres yönetimi ve yaşam doyumu açısından daha avantajlı olduğu gözlemlenmiştir. Buradaki temel fark yalnızca “irade gücü” değil; dürtü regülasyonu ve prefrontal korteksin devrede kalabilmesidir. Bugün yetişkinlikte yaşadığımız birçok davranış döngüsü de benzer mekanizmalarla çalışır.</p>
<p>Sigara yalnızca nikotin değildir; bazen kısa bir kaçıştır. Sürekli telefona bakmak sadece alışkanlık değildir; bazen yalnızlığı düzenleme çabasıdır. Aşırı çalışmak yalnızca kariyer hırsı değildir; bazen değersizlik hissinden uzaklaşma girişimidir. Bu nedenle birçok kişi aslında zarar veren davranışı değil, o davranışın yarattığı geçici regülasyon hissini sürdürmektedir.</p>
<p>Peki, değişim nasıl mümkün olur? Birincisi, değişimi küçültmek gerekir. Beyin ani ve büyük değişimleri tehdit gibi algılar. Bu nedenle sürdürülebilir değişim genellikle küçük davranışlarla başlar. Her gün bir saat spor yapmak yerine beş dakikalık yürüyüşle başlamak, beynin direncini azaltır. İkincisi, davranışın altındaki ihtiyacı anlamak gerekir. Çünkü birçok alışkanlık aslında bir regülasyon girişimidir. Davranışı ortadan kaldırmaya çalışmadan önce, onun hangi duygusal ihtiyaca hizmet ettiğini görmek önemlidir.</p>
<p>Üçüncüsü ise sinir sistemini düzenlemeyi öğrenmektir. Nefes çalışmaları, mindfulness, kaliteli uyku, hareket, sosyal bağlar ve duyguları isimlendirebilmek bile prefrontal korteksin yeniden devreye girmesine yardımcı olur. Beyin güven hissettiğinde değişime çok daha açık hale gelir. Belki de en önemli nokta şudur: İnsan, bazen değişmek istemediği için değil, beyninin eski yolları daha güvenli bulduğu için aynı döngüde kalır. Gerçek değişim çoğu zaman kendimizle savaşarak değil, beynimizi ve sinir sistemimizi daha iyi anlayarak başlar.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/insan-neden-kendine-zarar-veren-davranislari-surdurur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beynin Sana ne Söylüyor, Sen ne Yapıyorsun: Zihin-Beden Birliği ve Öğrenen Zihniyet</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/beynin-sana-ne-soyluyor-sen-ne-yapiyorsun-zihin-beden-birligi-ve-ogrenen-zihniyet/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=beynin-sana-ne-soyluyor-sen-ne-yapiyorsun-zihin-beden-birligi-ve-ogrenen-zihniyet</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/beynin-sana-ne-soyluyor-sen-ne-yapiyorsun-zihin-beden-birligi-ve-ogrenen-zihniyet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tuğba Tuğman]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Feb 2026 23:40:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Zihin ve Davranış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=25861</guid>

					<description><![CDATA[Zihin ve bedeni birbirinden ayırmak mümkün mü? Peki, aralarındaki ilişkiyi anlayabilmek günlük hayatta gerçekten işimize yarar mı dersiniz. Klinik psikolog olarak son yıllarda özellikle beyin fizyolojisi üzerine ekstra okumalar yapıyorum. Beyin, ana komuta merkezi olarak bizi tehditten korumaya ve hayatta kalmaya odaklı hareket etmek üzere duruma uygun hormon ve neurokimyasalları salgılılıyor ve bu hayati bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">Zihin ve bedeni birbirinden ayırmak mümkün mü? Peki, aralarındaki ilişkiyi anlayabilmek günlük hayatta gerçekten işimize yarar mı dersiniz.</p>
<p data-path-to-node="2">Klinik psikolog olarak son yıllarda özellikle beyin fizyolojisi üzerine ekstra okumalar yapıyorum. Beyin, ana komuta merkezi olarak bizi tehditten korumaya ve hayatta kalmaya odaklı hareket etmek üzere duruma uygun hormon ve neurokimyasalları salgılılıyor ve bu hayati bir organizasyon. Öte yandan herkesin aynı durum karşısında aynı tepkiyi vermediğini görüyoruz. Örneğin, bazılarımız bize doğru koşan bir köpeği görünce kendini korumak için kaçmak isterken; evinde bir köpek ile yaşayan bir diğerimiz köpeğe kucak açarak, bize gelmesini bekliyoruz. Durum aynı; tepkiler farklı! Demek ki aynı objeyi biri tehdit algılarken (kortizol- stress hormonu salgılanır), diğeri sevecen birşey olarak görebiliyor (oksitosin- bağ kurma, şefkat hormonu salgılanır). Bu örnekten şunu söyleyebiliyoruz: İnsanlar yalnızca yaşadıkları olaylardan değil, o olaylara yükledikleri anlamdan etkileniyor. Daha da çarpıcısı, bu anlam yalnızca duygularımızı değil, fizyolojimizi de şekillendiriyor.</p>
<h2 data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Zihnin Hikayesi ve Biyolojik Yanıt</b></h2>
<p data-path-to-node="4">Harvard Üniversitesi’nden psikolog Dr. Ellen Langer’ın çalışmaları çok küçük bir grupla yapılmış olsa da bu konuda çarpıcı bir kapı araladı. 1979 yılında gerçekleştirdiği ve “counterclockwise” (saat tersine) olarak anılan deneyde, 70’li ve 80’li yaşlarındaki erkekler bir hafta boyunca 20 yıl önceki bir dönemde yaşıyormuş gibi tasarlanmış bir ortama alındı. Siyah-beyaz televizyonlar, dönemin gazeteleri, müzikleri ve konuşma konuları… Katılımcılardan 20 yıl gençmiş gibi davranmaları istendi. Bir hafta sonunda yapılan ölçümlerde görme, işitme, hafıza ve kas gücü gibi alanlarda iyileşmeler rapor edildi. Daha da dikkat çekici olanı, gözlemcilerin katılımcıları fiziksel olarak daha genç algılamasıydı.</p>
<p data-path-to-node="5">Bu deney yaşlanmayı geri çevirmekten ziyade, bir gerçeğe işaret ediyordu: Zihnin kendine anlattığı hikâye, bedenin verdiği biyolojik yanıtı etkileyebiliyor.</p>
<p data-path-to-node="6">Benzer bir etki 2007 yılında Alia Crum ve Ellen Langer’ın Psychological Science dergisinde yayımlanan otel kat görevlileri çalışmasında görüldü. Fiziksel olarak aktif olan fakat bunu “egzersiz” olarak görmeyen 84 kadın çalışan iki gruba ayrıldı. Bir gruba yaptıkları işin aslında Amerikan Sağlık Rehberleri’ne göre egzersiz kriterlerini karşıladığı bilgisi verildi; diğer gruba herhangi bir bilgi verilmedi. Dört hafta sonra yalnızca “egzersiz yaptığını düşünen” grupta kilo, vücut yağı oranı ve kan basıncında düşüş gözlendi. Davranış değişmemişti; değişen, yapılan işe yüklenen anlam değişmişti.</p>
<h2 data-path-to-node="7"><b data-path-to-node="7" data-index-in-node="0">Öğrenen Zihniyet ve Nöroplastisite</b></h2>
<p data-path-to-node="8">Bu bulgular, “öğrenen zihniyet” (growth mindset) kavramıyla da güçlü bir paralellik taşır. Stanford Üniversitesi’nden Carol Dweck’in araştırmaları, başarının yalnızca yetenekle değil, zihinsel tutumla ilişkili olduğunu gösterir. “Yapamıyorum” diyen bir zihin kapanır; “Henüz yapamıyorum” diyen bir zihin öğrenmeye devam eder. Nörogörüntüleme çalışmaları, bu küçük kelime farkının bile beynin öğrenme merkezlerinde aktivasyon yarattığını ortaya koymuştur. <b data-path-to-node="8" data-index-in-node="455">Growth mindset</b>, biyolojik olarak da aktif bir süreçtir; beyin yeni bağlantılar kurmaya devam eder.</p>
<p data-path-to-node="9">Zihin-beden etkileşiminin daha şaştırtıcı bir örneği ise stres araştırmalarında görülür. 2012 yılında Health Psychology dergisinde yayımlanan ve yaklaşık 30.000 kişiyi kapsayan bir çalışmada, yüksek stres yaşayıp “stres zararlıdır” inancına sahip olan bireylerde ölüm riskinin arttığı; buna karşın aynı düzeyde stres yaşayıp “stres beni güçlendirir” diyenlerde ölüm oranının en düşük olduğu gösterilmiştir. Buradaki belirleyici faktör stresin miktarı değil, strese dair inançtır.</p>
<p data-path-to-node="10">Bu çalışmaların hiçbiri “sadece düşün, her şey değişir” gibi yüzeysel bir pozitiflik çağrısı yapmaz. Ancak güçlü bir gerçeği ortaya koyar: Algı, fizyolojiyi etkileyebilir. Zihinsel çerçeve, sinir sistemi tepkilerini düzenleyebilir. İnanç, davranıştan önce gelir.</p>
<h2 data-path-to-node="11"><b data-path-to-node="11" data-index-in-node="0">Zihinsel Form ve Farkındalık Egzersizleri</b></h2>
<p data-path-to-node="12">Peki bu bilgi günlük hayatımızda ne anlama geliyor? Modern insan fiziksel form için spor salonlarına gider, beslenmesine dikkat eder; ancak zihinsel formunu çoğu zaman otomatik pilota bırakır. Oysa beyin de bir kas gibidir: kullanıldıkça güçlenir, farkındalıkla beslendikçe esnekleşir. <b data-path-to-node="12" data-index-in-node="286">Mindfulness</b> araştırmaları, çevrede yeni detaylar fark etmenin bile beyinde yeni sinaptik bağlantılar oluşturduğunu göstermektedir.</p>
<p data-path-to-node="13">Basit bir alışkanlık önerisiyle bitirmek isterim yazımı: Her gün bulunduğunuz ortamda daha önce fark etmediğiniz üç yeni şey fark edin. Bir insanın davranışında yeni bir ayrıntı, ofisinizde ışığın farklı bir yansıması, yürürken duyduğunuz bir ses… Bu küçük farkındalık egzersizi, beynin otomatik moddan çıkmasını sağlar. Farkındalık, <b data-path-to-node="13" data-index-in-node="334">nöroplastisite</b>yi tetikler; nöroplastisite ise zihinsel dengeyi destekler.</p>
<p data-path-to-node="14">Denge, sabit bir durum değil; her gün yeniden kurulan bir süreçtir. Zihin ve beden birbirine sürekli sinyal gönderir. Hangi hikâyeyi seçtiğimiz, hangi anlamı yüklediğimiz, hangi kelimeyi kullandığımız bu sinyalleri değiştirir.</p>
<p data-path-to-node="15">Bu durumda sizlere bu yazımdaki sorum şu olacak: Yarın sabah uyandığınızda beyninize hangi hikâyeyi anlatacaksınız? Unutmayın ki beyin dinliyor ve beden onu takip ediyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/beynin-sana-ne-soyluyor-sen-ne-yapiyorsun-zihin-beden-birligi-ve-ogrenen-zihniyet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
