<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Şura Şekeroğlu &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/surasekeroglu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Fri, 27 Feb 2026 11:25:26 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Şura Şekeroğlu &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Gerçeğe Dayanmak mı, Gerçekle Yaşamak mı? İyileşmek Her Zaman Hatırlamak Mıdır?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/gercege-dayanmak-mi-gercekle-yasamak-mi-iyilesmek-her-zaman-hatirlamak-midir/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=gercege-dayanmak-mi-gercekle-yasamak-mi-iyilesmek-her-zaman-hatirlamak-midir</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/gercege-dayanmak-mi-gercekle-yasamak-mi-iyilesmek-her-zaman-hatirlamak-midir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şura Şekeroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Feb 2026 21:25:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=26730</guid>

					<description><![CDATA[Bazen insanın önünde iki seçenek kalır: gerçeğin ağırlığıyla yaşamak ya da kendini koruyan bir hikâyenin içinde kaybolmak. Asıl soru şudur: gerçekle yüzleşmek her zaman iyileştirir mi, yoksa bazı durumlarda bireyin ruhsal bütünlüğünü koruyan şey, gerçeğin yeniden yazılması mıdır? Zindan Adası filminin sonundaki diyalog da tam olarak bu konuyla ilgilidir ve bütün filmi özetler. Teddy Daniels [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="2">Bazen insanın önünde iki seçenek kalır: gerçeğin ağırlığıyla yaşamak ya da kendini koruyan bir hikâyenin içinde kaybolmak. Asıl soru şudur: gerçekle yüzleşmek her zaman iyileştirir mi, yoksa bazı durumlarda bireyin ruhsal bütünlüğünü koruyan şey, gerçeğin yeniden yazılması mıdır? Zindan Adası filminin sonundaki diyalog da tam olarak bu konuyla ilgilidir ve bütün filmi özetler. Teddy Daniels o son sahnede şunu der: İnsan, bir canavar gibi yaşamayı mı seçer, yoksa iyi biri olarak yok olmayı mı?</p>
<p data-path-to-node="3">Bu soru aslında <b data-path-to-node="3" data-index-in-node="16">travma psikolojisi</b>nin en zor sorularından biridir ve bu makale de bu soruya yanıt bulabilmek amacıyla yazılmıştır. İnsan zihni çoğu zaman gerçeği ortaya çıkarıp bize dürüst olmayı amaçlamaz. İnsan zihninin yaptığı, bireyi ayakta tutmaktır. Bu da bazen yaşanan senaryoları kabul edebileceğimiz şekilde değiştirerek yeniden kurgulamamızdır. Bu nedenle bazı deneyimler hatırlanmadığı için değil taşınamadığı için yok sayılır. Travmatik yaşantılar sonrasında bireylerin gösterdiği inkâr, bastırma ve dissosiyasyon gibi savunma mekanizmaları bir zayıflık göstergesi değil bireyin ruhsal bütünlüğünü koruyan geçici düzenlemelerdir. Klinik gözlemelerin de gösterdiği üzere birey her zaman gerçeğe değil, dayanabileceği bir gerçeklik formuna tutunur. Bu noktada şu temel soru ortaya çıkar: İyileşmek, gerçekten olanı eksiksiz hatırlamak mıdır, yoksa insanın o gerçekle yaşayabileceği bir senaryoyla beraber sağlıklı bir mesafe kurabilmesi mi?</p>
<h2 data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">Travmatik Belleğin Parçalanması ve Zihnin Alternatif Hikayeler Kurması</b></h2>
<p data-path-to-node="6">İnsan zihni yoğun acı ve suçluluk duygusuyla yüzleştiğinde gerçekliği doğrudan kabul etmez, kabul edilebilir olacak şekilde yeniden düzenler. Freud’a göre bu savunma mekanizmaları bireyin kendi benlik bütünlüğünü korumasını sağlayan ve benliğin kaygısını azaltan bilinçdışı süreçlerdir. Bireyin hangi savunma mekanizmasını kullandığını gösteren bazı davranışlar bulunmaktadır. Örneğin kişi, her şeyin aslında iyi ve yolunda olduğu konusunda ısrar ediyorsa “Pollyanna” tarzı düşünce biçimi inkâr savunma mekanizmasını kullandığını göstermektedir.</p>
<p data-path-to-node="7">Bastırma ise üst düzey olarak adlandırılan <b data-path-to-node="7" data-index-in-node="43">savunma mekanizmaları</b>nın en temelidir. Bastırmanın esası güdülenmiş unutma veya bilmezlik olarak tanımlanabilir (Moroğlu ve Özcan, 2024). Bazı anıların bilinçten uzaklaştırılmasının koruyucu bir işlevi olduğunu travma literatürü de göstermektedir. Bazı travmatik yaşantılar, bireyin anlamlandırma kapasitesini aştığı için zihin parçalı bir yeni senaryo oluşturabilir. Bu parçalanma da kişinin yaşadığı olayı tamamen hatırlayamamasına ya da zihninde farklı bir senaryo kurmasına neden olabilir. Yani hatırlamamak her zaman zayıflık değildir bazen de bir hayatta kalma stratejisidir. Çünkü bireyin travma sonrasında zihninde kurduğu bu alternatif senaryolar, kişinin ruhsal olarak ani çöküş yaşamasını engelleyebilir.</p>
<h2 data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">Yüzleşmenin Sınırları</b></h2>
<p data-path-to-node="10">Toplumun çoğunluğu iyileşmenin, mutlaka eksiksiz bir şekilde hatırlamak ve yüzleşmekle gerçekleşebileceğini savunur. Ancak travma alanında yapılan çalışmalara göre yüzleşmenin zamanlaması ve kişinin hazır oluşu çok büyük önem arz etmektedir. Asıl öncelik bireyin kendi duygularını düzenleyebilmesi, kendini güvende ve hazır hissetmesidir. Aksi halde erken ve yoğun yüzleşmeler bireyi yeniden zorlayabilir. Bu nedenle terapötik süreçlerde tek amaç gerçeği ortaya çıkarmak değildir. Daha önemli olan, bireyin yaşadığı deneyimle kurduğu ilişkiyi nasıl doğru şekilde düzenleyebileceğidir. Kişi olayı yaşadığını hatırlasa bile onunla baş edemiyorsa bu hatırlama iyileştirici olmayabilir. Dolayısıyla iyileşme bazen hatırlamaktan çok, hatırlananla yaşayabilmeyi öğrenmekle ilgilidir.</p>
<h2 data-path-to-node="12"><b data-path-to-node="12" data-index-in-node="0">Suçluluk ve Kendini Cezalandırma</b></h2>
<p data-path-to-node="13">Travmatik deneyimler çoğunlukla yoğun suçluluk duygularını da beraberinde getirir. Birey kontrol edemediği durumlarda bile kendini sorumlu ve suçlu hissedebilir ve bu durum zamanla kendini cezalandıran düşünce ve davranışlara dönüşebilir. Bireyin yaşadığı durumun travmatize olmasının yanı sıra kendine yaptığı bu zihinsel işkence de onun ekstra yıpranmasına ve yalnız kalmasına sebep olabilir. Bu da bireyin baş edebilme gücünü azaltır ve kişi içsel olarak sıkışmış hissedebilir. Bu durum zihinsel hapishane deneyimi olarak tanımlanabilir. Kişi tamamen suçluluk duygusu içerisinde kendini kaybetmemek için inkâr ve duygusal uzaklaşma gibi geçici koruyucuları kullanabilir. Zihin bunu yaparak gerçeği yok etmez sadece gerçekle temasın zarar vermeyecek düzeyde yoğunluğunu ayarlar.</p>
<h2 data-path-to-node="15"><b data-path-to-node="15" data-index-in-node="0">Sonuç</b></h2>
<p data-path-to-node="16">Sonuç olarak iyileşme, yalnızca hatırlamakla değil, hatırlamanın nasıl işlendiğiyle ilgilidir. Gerçekle yüzleşmek bazı durumlarda özgürleştirici olabilirken bazı durumlarda bireyin <b data-path-to-node="16" data-index-in-node="181">psikolojik kapasite</b>sini aşabilir. Bu nedenle iyileşme süreci yalnızca hatırlama değil; güvenli, zamana yayılmış ve anlamlandırmaya dayalı bir süreçtir. Zihin bazen gerçeği saklayarak değil, onu taşıyabilecek güce ulaşana kadar bekleyerek korur; çünkü iyileşme, her şeyi hatırlamak değil, hatırlananla yaşayabilmeyi öğrenmektir. Peki insan gerçekten iyileştiğinde mi hatırlamaya cesaret eder, yoksa değişmeyen bir geçmişle aynı odada kalıp nefes alabilmeyi öğrendiği anda mı iyileşmeye başlar?</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/gercege-dayanmak-mi-gercekle-yasamak-mi-iyilesmek-her-zaman-hatirlamak-midir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kendini Gerçekleştirme: İnsanın Potansiyelinden Anlam Arayışına Yolculuğu</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/kendini-gerceklestirme-insanin-potansiyelinden-anlam-arayisina-yolculugu/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kendini-gerceklestirme-insanin-potansiyelinden-anlam-arayisina-yolculugu</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/kendini-gerceklestirme-insanin-potansiyelinden-anlam-arayisina-yolculugu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şura Şekeroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Sep 2025 11:05:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gelişim Psikolojisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=13189</guid>

					<description><![CDATA[Kendini Gerçekleştirme Kavramının Kökeni Kendini gerçekleştirme kavramını ilk açıklayan Carl Jung olmuştur. Jung’a göre her insanın yaşam amacı kendini gerçekleştirmektir. Bireyin bu amacı gerçekleştirebilmesi için önce kendini tanıması gerekmektedir. Bu tanıma sürecinde asıl önemli olan bireyin gölge yönleriyle yüzleşerek kendi asıl benliğiyle bütünleşmesini sağlamaktır. Jung’un “bireyleşme” kavramında da değinildiği gibi bu süreç, kişinin bilinçdışı öğeleriyle [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2 data-start="248" data-end="297"><strong data-start="251" data-end="295">Kendini Gerçekleştirme Kavramının Kökeni</strong></h2>
<p data-start="299" data-end="958">Kendini gerçekleştirme kavramını ilk açıklayan Carl Jung olmuştur. Jung’a göre her insanın yaşam amacı <strong data-start="402" data-end="432">kendini gerçekleştirmektir</strong>. Bireyin bu amacı gerçekleştirebilmesi için önce kendini tanıması gerekmektedir. Bu tanıma sürecinde asıl önemli olan bireyin gölge yönleriyle yüzleşerek kendi asıl benliğiyle bütünleşmesini sağlamaktır. Jung’un “bireyleşme” kavramında da değinildiği gibi bu süreç, kişinin bilinçdışı öğeleriyle yüzleşerek kendi bütünlüğüne ulaşmasını içerir. Yani kendini gerçekleştirme yalnızca psikolojik olarak bireyin kendini geliştirmesi değil aynı zamanda etik, estetik ve varoluşsal boyutları da kapsayan çok katmanlı bir süreçtir.</p>
<p data-start="960" data-end="1139">Günümüz modern toplumlarında birey; yaratıcı ve özgün olma çabası, samimi ve gerçek ilişkiler kurma isteği ve <strong data-start="1070" data-end="1087">anlam arayışı</strong> üzerinden kendini gerçekleştirmeye çalışmaktadır.</p>
<h2 data-start="1146" data-end="1180"><strong data-start="1149" data-end="1178">Kuramcıların Yaklaşımları</strong></h2>
<p data-start="1182" data-end="1402">Kendini gerçekleştirme kavramını ele alan bir diğer kuramcı ise Kurt Goldstein’dır. Goldstein’e göre <strong data-start="1283" data-end="1309">kendini gerçekleştirme</strong>, bireyin kendi yeteneklerini keşfedip üzerinde çalışarak istediği hedefe ulaşma isteğidir.</p>
<p data-start="1404" data-end="1662">Kendini gerçekleştirme kavramı en iyi Abraham Maslow tarafından açıklanmıştır. Maslow’a göre insanlar, doğuştan kendini gerçekleştirme iç güdüsüne sahiptir. Ve bireyin kendini gerçekleştirmesi de o gizli gücünü fark edip kullanması ve geliştirmesiyle olur.</p>
<p data-start="1664" data-end="2172">Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi modeline göre temel ihtiyaçların karşılanması ve ardından bir üst düzey olan psikolojik ihtiyaçların gerçekleşmesi mümkündür. Bu psikolojik gelişim süreci yalnızca temel ihtiyaçların karşılanmasını içermez; bunun yanında varoluşun daha derin boyutlarına da uzanan bir arayışı kapsar. Bu bağlama göre model, bireyin kendi <strong data-start="2018" data-end="2036">potansiyelinin</strong> en üst düzeyine çıkmasını ve kendine özgü benliğiyle uyumlu bir hayat sürmesini ve anlam yaratma kapasitesini oluşturmasını tanımlar.</p>
<h2 data-start="2179" data-end="2221"><strong data-start="2182" data-end="2219">Kültürel ve Bireysel Farklılıklar</strong></h2>
<p data-start="2223" data-end="2574">Maslow’un en üst basamağa koyduğu bu kavram, bireyin tek başına değil toplumun da katkısı ile bütünleşerek oluşturabileceği bir kavramdır. Ayrıca kültürel ve bireysel farklılık gibi faktörler de bireyin kendini geliştirmesindeki önemli etmenlerdendir. Çünkü her kültür ve kişi için “kendini gerçekleştirmek” kavramı farklı anlamlar ifade etmektedir.</p>
<p data-start="2576" data-end="2832">O yüzden kendini gerçekleştirmenin sadece “ne olduğunu” değil, bireylerin bu kavrama “ne anlam yüklediğine” de bakmamız gerekmektedir. Bireyin içine doğduğu kültür ve toplum, bireyin hayata bakışını ve hayatı anlamlandırma biçimini önemli oranda etkiler.</p>
<h2 data-start="2839" data-end="2888"><strong data-start="2842" data-end="2886">Kendini Gerçekleştirmenin Özünde Ne Var?</strong></h2>
<p data-start="2890" data-end="3176">Kendini gerçekleştirmek yalnızca potansiyelinin tamamını kullanmak ya da çok başarılı, yetenekli olmak demek değildir. Aslında daha çok kendi benliğimizi, gölge yanlarımızı ve gerçekte kim olduğumuzu tüm çıplaklığıyla kabul edip kendimizle uyumlu ve sağlıklı bir ilişki kurabilmektir.</p>
<p data-start="3178" data-end="3444">Maslow ve Frank’ın anlam arayışlarını birleştirdiğimizde şunu görürüz: İnsan, ancak kendi özgün yolunu bulduğunda doyum hisseder. Yaşamımızı başkalarının gözünden değil kendi kararlarımızla ve iç sesimizle şekillendirdiğimizde gerçekten doyum hissedilebilmektedir.</p>
<h2 data-start="3451" data-end="3490"><strong data-start="3454" data-end="3488">Viktor Frankl ve Anlam Arayışı</strong></h2>
<p data-start="3492" data-end="3826">Viktor Frankl, toplama kampında bile insanların en temel ihtiyacının “<strong data-start="3562" data-end="3579">anlam arayışı</strong>” olduğunu söylemektedir. İnsanlar orada aç, susuz ve çaresizken bile her birini yaşama bağlayan anlam arayışları olmuştur. Çünkü anlamı bulmak her zaman coşkulu ve mutlu bir aydınlanma değildir; bazen de acı, kayıp ve belirsizlik içinden çıkar.</p>
<p data-start="3828" data-end="4159">Kendini gerçekleştirme bir varış noktası değil bir <strong data-start="3879" data-end="3894">yolculuktur</strong> ve bu yolculuk bazen inişli çıkışlı ve zorlayıcı olabilir. Frankl’ın bu kampı günümüz dünyasında farklı biçimlerde karşımıza çıkmaktadır. Örneğin işsizlik kaygısı, aidiyet hissedememe, ilişkilerdeki sıkıntılar ve tükenmişlik. Bunların hepsi birer anlam krizidir.</p>
<p data-start="4161" data-end="4516">Bu anlam krizlerinin içerisinde kendi nedenimizi bulmak hem korkutucu hem de gizemlidir. Bizler de nedenini merak edip bulmaya çalışarak kendi anlam arayışımızın serüvenini başlatmış oluruz. Bu serüvenin sonunda da kendimizi, iyi ve kötü yanlarımızı, ne isteyip neyi istemediğimizi fark ederek “kendimizi gerçekleştirmeye ve keşfetmeye” başlamış oluruz.</p>
<h2 data-start="4523" data-end="4570"><strong data-start="4526" data-end="4568">Sonuç: Kendini Gerçekleştirmenin Önemi</strong></h2>
<p data-start="4572" data-end="4851">Tam da bu yüzden, “kendini gerçekleştirmek” salt kişisel bir başarı değil, bireyin yaşamla kurduğu özgün ilişkinin adıdır. İnsan, kendi potansiyelini fark edip geliştirdikçe ve anlam arayışını sürdürdükçe, hem psikolojik hem de varoluşsal olarak bütünleşmiş bir benlik kazanır.</p>
<h2 data-start="4952" data-end="4969"><strong data-start="4955" data-end="4967">Kaynakça</strong></h2>
<p data-start="4970" data-end="5270">Oğlu, A. M. (2014). KENDİNİ GERÇEKLEŞTİRME VE KİŞİLİK. (Yayın No. 105003012) (Yüksek lisans tezi, İstanbul Arel Üniversitesi).<br data-start="5096" data-end="5099" />Tekke, M. (2019). Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisinin En Son Düzeyleri: Kendini Gerçekleştirme ve Kendini Aşmışlık. Eğitimde Nitel Araştırmalar Dergisi, 7(4), 1704-1712.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/kendini-gerceklestirme-insanin-potansiyelinden-anlam-arayisina-yolculugu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Benden Saklanan Ben: Gölgeyle Yüzleşmenin İç Yüzü</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/benden-saklanan-ben-golgeyle-yuzlesmenin-ic-yuzu/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=benden-saklanan-ben-golgeyle-yuzlesmenin-ic-yuzu</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/benden-saklanan-ben-golgeyle-yuzlesmenin-ic-yuzu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şura Şekeroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Jun 2025 11:46:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilinç Dışı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=7245</guid>

					<description><![CDATA[Sahip olduğumuz kişilik, bizi diğerlerinden ayıran özelliklerin bütünüdür. Psikolojide de kişilik birçok açıdan incelenmiş ve bu konuyla ilgili birçok kuram geliştirilmiştir. Tüm kuramların temelini oluşturan ve diğer kuramcılar tarafından birçok farklı hipotezlerle eleştirilen “Yapısal Kişilik Kuramları”, ilk kez psikanaliz kavramını kuramsallaştıran Sigmund Freud tarafından kişinin davranış ve tercihlerini etkileyen id, ego ve süperego kavramları üzerinden [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sahip olduğumuz <strong>kişilik</strong>, bizi diğerlerinden ayıran özelliklerin bütünüdür. Psikolojide de <strong>kişilik</strong> birçok açıdan incelenmiş ve bu konuyla ilgili birçok kuram geliştirilmiştir. Tüm kuramların temelini oluşturan ve diğer kuramcılar tarafından birçok farklı hipotezlerle eleştirilen “Yapısal Kişilik Kuramları”, ilk kez psikanaliz kavramını kuramsallaştıran Sigmund Freud tarafından kişinin davranış ve tercihlerini etkileyen id, ego ve süperego kavramları üzerinden incelenmiştir. Freud’un asistanı ve aynı zamanda öğrencisi olan Carl Gustav Jung, zamanla Freud’un görüşlerine karşı çıkmaya başlamıştır. Ve zamanla Freud’un görüşlerini ve öğretilerini reddetmiştir. Bu sebeple Jung, Freud’un “psikanalitik psikoloji” ve “psikanaliz” kavramlarına karşıt olarak kendi görüşlerini yansıtan “analitik psikoloji” kavramını kullanmıştır. Jung <strong>bilinç dışının</strong> varlığını yine kabul etmiştir fakat psikanalizmin üç temel unsuru olan id, ego, süperego yerine bilinç, kişisel bilinçaltı ve kolektif bilinçaltı olmak üzere bu üç unsuru temel almıştır. Freud’un görüşüne göre bilinçaltı, asıl olarak bilinçli aklın reddettiklerini alan bir depoya benzer. Jung’a göre ise bilinçaltı olumlu bir rol oynamaktadır. Yani Jung, bilinçli akla huzursuzluk ve mutsuzluktan kurtulup yaşamda daha çok doyuma ulaşmak için yapılması gerekenleri gösterir.</p>
<p>Carl Gustav Jung’un Analitik Psikoloji Kuramı içerisinde yer alan <strong>“gölge arketipi”</strong> de önemli bir yere sahiptir. Buradaki arketip kavramı, kolektif <strong>bilinç dışını</strong> oluşturan öğeler anlamına gelmektedir ve psikolojide ilk kez Carl Gustav Jung tarafından kullanılmıştır. Jung’a göre arketipler, insanlığın ortak psikolojik deneyimlerinin kalıtsal izleridir. Bütün insan yaşantısının ilk kaynağı olan arketip, <strong>bilinç dışındadır</strong> ve yaşamlarımıza oradan uzanmaktadır. Yansımalarını çözümlemek ve onları bilinç yüzeyine çıkarmak gerekmektedir.</p>
<p><strong>Gölge</strong> arketipi ise bireyin kendi benliğine uygun görmediği, genellikle olumsuz ya da toplumsal normlara uymayan yönlerini içerir. Bu olumsuz özellikler sadece ahlaki olarak kötü eğilimlerden ibaret değildir. Aynı zamanda bireyin sahip olduğu ama bastırdığı yaratıcı veya güçlü yönleri de <strong>gölgenin</strong> bir parçası olabilir. Başka bireylerde gördüğümüz ve hoşlanmadığımız, kınadığımız hatta aşırı tepki verdiğimiz özellikler çoğu zaman aslında kendi <strong>gölgemizin</strong> izdüşümleridir. Bu durum, bireyin kendiyle içsel bir savaş vermesine ve zaman zaman da çelişmesine yol açar. Bu da bireyin sürekli dışsal çatışmalar yaşamasına neden olabilir.</p>
<p>Sahip olduğumuz bu <strong>gölgeyle</strong> yüzleşmek, Jung’a göre bireyleşme sürecinin temel basamaklarından biridir. Bireyleşme süreci, kişinin psikolojik bir bütünlüğe ulaşması için <strong>bilinç dışıyla</strong> sağlıklı bir ilişki kurmasını ifade eder. Ancak bireyin sahip olduğu ve genellikle bastırdığı bu <strong>gölgeyle</strong> yüzleşmesi kolay bir süreç değildir. Çünkü bu süreç, içerisinde bireyin sahip olmak istemeyeceği, topluma uymayan ve belki de dışlanmasına neden olacak tehdit edici veya olumsuz özelliklerle yüzleşmeyi içerir. Bu yüzleşme bireyin egosuna hasar verebilir. Bu yüzden birçok birey bu süreçten kaçınma eğilimindedir.</p>
<p>Psikoterapi pratiklerinde <strong>gölgeyle</strong> yüzleşme süreci genellikle danışanın <strong>bilinç dışı</strong> unsurların farkına varmasıyla başlar. Bu sürecin temel araçları rüyalar, sanat çalışmaları, spontane fikirler ve terapötik ilişkide ortaya çıkan projeksiyonlardır.</p>
<p><strong>Gölgeyle</strong> yüzleşmenin bireysel psikoloji açısından en önemli katkısı, bireye psikolojik bütünleşme ve otantik benlik ile temasa geçmektir. Birey kendi <strong>gölgesiyle</strong> yüzleştikçe ve onun yaratıcı, özgün, güçlü yönlerini tanıdıkça bunları bilinçli yaşamına katabilir. Aynı zamanda başkalarıyla ilişkilerinde daha az projeksiyon yapar ve bu da daha sağlıklı ve gerçekçi ilişkiler kurmasını sağlar. Bu nedenle bireyin kendi <strong>gölgesiyle</strong> yüzleşmesi yalnızca kendisini tanımasına, kabul etmesine ve kendi <strong>kişiliğini</strong> oluşturmasına katkı bulunmanın yanı sıra toplumsal barış ve anlayış için de önemli bir süreçtir. Çünkü bireyin hem kendisiyle hem de diğerleriyle daha sağlıklı ve doğru bir bağ kurmasını sağlar.</p>
<p><strong>Gölge</strong>yle yüzleşmenin birçok takısı bulunmaktadır. Bunlardan bir diğeri ise bireylerin kendi sınırlarını ve hatalarını kabul ederek daha alçakgönüllü bir yaşam tarzına yönelmesini sağlamasıdır. Bu durum da narsisistik savunma mekanizmalarını gevşetip daha empatik bir <strong>kişilik</strong> yapısının gelişmesini sağlar.</p>
<p>Sonuç olarak <strong>gölge</strong> arketipiyle yüzleşmek hem psikolojik sağlığın hem de bireysel gelişim ve kendini tamamlamanın temel taşlarından biridir. Zorlu bir süreç olsa da yüzleştikten sonra bireyin bastırılan yönlerinin farkına varmasını, daha sağlıklı ve güçlü ilişkiler kurmasını, kendini tanımasını ve kabul etmesini ve kendi <strong>kişiliğini</strong> oluşturmasını sağlar. Yani bireyin hayatını daha anlamlı, yaratıcı ve özgür bir hale getirir. Jung’un ifadesiyle:</p>
<blockquote><p><strong>“İnsan yalnızca ışığıyla değil, karanlığıyla da bir bütündür.”</strong></p></blockquote>
<h3><strong>Kaynakça</strong></h3>
<p>Yılmaz, F. B. (2018). <em>Carl Gustav Jung’un Arketipleri Bağlamında “Persil, Magnum ve Eti Canga” Reklam Filmlerinin Çözümlemeleri</em>. Halkla İlişkiler ve Reklam Çalışmaları E-Dergisi, 1(1), 98-114.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/benden-saklanan-ben-golgeyle-yuzlesmenin-ic-yuzu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öfke ve Öfke Yönetimi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/ofke-ve-ofke-yonetimi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ofke-ve-ofke-yonetimi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/ofke-ve-ofke-yonetimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şura Şekeroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 May 2025 11:30:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=5490</guid>

					<description><![CDATA[Öfke; doyurulmamış isteklere, istenmeyen sonuçlara ve karşılanmayan beklentilere verilen duygusal tepkidir. Öfke de diğer duygular gibi son derece doğal ve evrensel bir duygudur. Öfke, sağlıklı olarak ifade edildiğinde kişiler arası iletişimi düzeltici etkiye sahiptir. Ancak öfke, kontrol edilemeyen ve yıkıcı, saldırgan davranışlara dönüşme potansiyeli de taşıyan bir duygudur. Günümüzde ev içi şiddet olaylarında, çocuk taciz [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Öfke</b>; doyurulmamış isteklere, istenmeyen sonuçlara ve karşılanmayan beklentilere verilen duygusal tepkidir. <b>Öfke</b> de diğer duygular gibi son derece doğal ve evrensel bir duygudur. <b>Öfke</b>, sağlıklı olarak ifade edildiğinde kişiler arası iletişimi düzeltici etkiye sahiptir. Ancak <b>öfke</b>, kontrol edilemeyen ve yıkıcı, saldırgan davranışlara dönüşme potansiyeli de taşıyan bir duygudur. Günümüzde ev içi şiddet olaylarında, çocuk taciz ve istismarlarında, sokak kavgalarında ve terör olaylarında <b>öfke</b> duygularının etkileri görülmektedir. Genelde çoğu insan <b>öfke</b> problemleri yaşamasına rağmen bunu inkâr eder, yok sayar ya da bastırır. Ve bastırılması daha da şiddetli olarak tekrardan etkisini göstermesine sebep olur. Hatta bastırılmaya çalışılan <b>öfke</b>; kronik kalp damar hastalıklarına, baş ağrısına, yüksek tansiyona ve mide hastalıklarına yol açarak kişinin fiziksel sağlığı için ciddi tehditler de oluşturabilmektedir.</p>
<h2><b>Öfkenin İşlevleri ve Önemi</b></h2>
<p><b>Öfke</b>nin kişiyi uyarıcı, harekete geçirici ve koruyucu işlevleri bulunmaktadır. Önemli olan <b>öfke</b>yi kontrollü ve sağlıklı bir şekilde ve aynı zamanda kendimize ve çevremize zarar vermeyecek şekilde yönetebilmektir. Çünkü <b>öfke</b> sadece bizi değil çevremizi de en az bizim kadar etkileyen yoğun bir duygudur.</p>
<p>Ancak <b>öfke</b>nin tüm olumsuzluklarına karşın olumlu sonuçları da bulunmaktadır. <b>Öfke</b>, kişiyi hem uyarıcı hem de koruyucu işlevleri sayesinde yaşamın devamının sağlanmasında büyük etkiye sahiptir. Doğadaki birçok canlının çevresindeki tehditlerden ve tehlikelerden kendini koruması için uyarılması ve yine kendini korumak, hayatta kalmak ve türünün devamını sağlayabilmek için saldırgan davranışlar sergilemesi gerekmektedir. Dolayısıyla <b>öfke</b>, canlıyı hayatta kalmak için uyaran önemli bir duygu rolündedir. Yani yalnızca olumsuz bir duygu değil, kontrol edildiğinde ve nasıl kullanılması gerektiği bilindiğinde oldukça olumlu hatta hayati önem taşıyan bir duygu olabilmektedir.</p>
<h2><strong>Öfkenin Yoğunluğu ve Nedenleri</strong></h2>
<p><b>Öfke</b>nin yoğunluğu ise kişiden kişiye değişiklik göstermektedir. Örneğin bazı kişiler başkalarına göre daha öfkeli olabilmektedir. Bu durumun ise birçok nedeni bulunmaktadır. Bu durumun nedenleri genetik, fizyolojik ve sosyal-kültürel olabilir. Bunda bireylerin yaşadığı durumlar, hayat koşulları ve sağlık durumları da etkilidir. Ancak özellikle genetik, en önemli nedenlerden biridir. Örnek verilecek olursa; öfkeli çocukların huysuz, alıngan ve çok çabuk kızan özelliklerle doğduğuna ve bu işaretlerin çok erken yaşlardan beri mevcut olduğuna dair araştırma bulguları vardır. Araştırmalar aynı zamanda aile yaşantısının da <b>öfke</b> ifadesinde önemli rolü olduğunu göstermektedir. Buna göre çabuk öfkelenen insanların karmaşık ve duygusal iletişimi iyi olmayan dengesiz ailelerden geldiği bildirilmiştir.</p>
<h2><b>Öfkenin Sebepleri</b></h2>
<p><b>Öfke</b>nin farklı sebepleri bulunmaktadır. Bunlar içsel ya da dışsal olabilmektedir. İnsanları öfkelendiren bu nedenlerin başında engellenme, aşağılanma, önemsenmeme ve saldırıya uğrama gelir. <b>Öfke</b>ye neden olan bu durumlar doğrudan veya dolaylı olarak <b>öfke</b>yi açığa çıkarmaktadır. <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b>İçsel sebepler</b>: <b>Öfke</b>ye neden olan içsel sebeplerin kaynağında yer alan temel duygular kıskançlık, üzüntü, merak, yalnızlık, itilmişlik, kaygı, hayal kırıklığı, haksızlık, anlaşılamamak ve sıkıntı gibi duygulardır. Bu duygular birikip sertleştiğinde <b>öfke</b>yi ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca <b>öfke</b>nin yapılanmasında takıntı halinde düşmanlık fantezileri kurmanın ve yaratıcı düş gücü eksikliğinin de rol oynadığı düşünülmektedir. <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b>Dışsal sebepler</b>: Haksızlığa uğrama, fiziksel incinme ve yaralanmalar, tacize uğrama, hayal kırıklığı, saldırıya uğrama ve tehditler örnek verilebilir. Genellikle herhangi bir dış uyarıcı tarafından bireyin amacına ulaşması engellendiğinde ortaya çıkar. <b>Öfke</b>nin dışsal sebepleri fiziksel çevre faktörleri ya da anlaşmazlıklardan kaynaklanan bireysel sürtüşmeler olabileceği gibi toplumsal yaşamın getirdiği çeşitli sosyal kültürel faktörler de olabilir. Bunların yanında kalabalıklaşan kent yaşamı, bireyi şekillendiren toplumsallaşma süreci, toplumlara özgü sosyal yapılar, kimliksel ve ideolojik şartlanmalar, siyasal ilişkiler, gelir dağılımındaki eşitsizlikler, kuşaklar arası çatışmalar, terör gibi sosyal etkenler de <b>öfke</b> ve şiddet ile yakından ilişkili bulunmaktadır. Bu yönüyle de <b>öfke</b>, şiddet ve saldırganlık, içgüdüden ziyade öğrenilmiş davranışlarla açıklanmaya daha uygun görünmektedir.</p>
<h2><b>Öfkenin Sonuçları ve Beyindeki Rolü</b></h2>
<p><b>Öfke</b>nin sebeplerinin yanında doğurduğu bazı sonuçlar da bulunmaktadır. <b>Öfke</b>nin birçok sonucu olsa da en tehlikelisi şiddet içerikli davranışlardır. Sonuç olarak kişilerde, sigara ve alkol kullanma, madde bağımlılığı, yeme bozuklukları ve depresyon gibi belirtiler görülmekte ve kişilerde gerginlik ve stres gibi ruh sağlığını tehdit eden kronik problemler ortaya çıkarmaktadır. <b>Öfke</b>mizi kontrol edemediğimizde olumsuz sonuçlar ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Korku, kızgınlık, şefkat, saldırganlık gibi birçok duygunun merkezi beynin temporal lobunun orta kısmında yer alan limbik sistemdir. Bu sistemde beyinde duygusal tepkilerin oluşmasında ilk role sahip olan “<b>amigdala</b>” bulunur. <b>Amigdala</b> tehdit algısına çok hızlı tepki verir. <b>Amigdala</b> uyarıldığında, beynin düşünen ve muhakeme eden kısmı devreye girmeden önce bedende değişimler başlar. Adrenalin, noradrenalin ve kortizol gibi stres hormonları salgılanır. Sık öfkelenen bir kişide, vücutta meydana gelen bu değişimlerin bazıları, ileriki dönemde rahatsızlıklara yol açabilir.</p>
<h3><b>Kaynakça</b></h3>
<ul>
<li>Soykan, Ç. (2003). Öfke ve Öfke Yönetimi. <i>Kriz Dergisi</i>, 11(2), 19-27. <a href="https://doi.org/10.1501/Kriz_0000000192" target="_blank" rel="noopener">https://doi.org/10.1501/Kriz_0000000192</a>. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li>Tatlılıoğlu, K., ve Karaca, M. (2013). Öfke Olgusu Hakkında Sosyal Psikolojik Bir Değerlendirme. <i>The Journal of Academic Social Science Studies</i>, 6(6), 1101-1123.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/ofke-ve-ofke-yonetimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Narsisizm ve Kişilik Bozukluğu</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/narsisizm-ve-kisilik-bozuklugu/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=narsisizm-ve-kisilik-bozuklugu</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/narsisizm-ve-kisilik-bozuklugu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şura Şekeroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Apr 2025 10:11:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=3733</guid>

					<description><![CDATA[Narsist sözcüğünün kökeni, Yunan mitolojisindeki kahramanlardan biri olan Narkissos’a dayanmaktadır. Bu efsaneye göre avcı olan Narkissos, bir gün su içmek için nehir kenarındaki suya eğilir. Su üzerinde kendi yansımasını görür ve bu yansımaya âşık olur. Kendi yansımasından büyülenen Narkissos, günden güne su içmeden, yemek yemeden orada kalır ve sonunda ölür (Turan, 2022). Narsisizm kavramı, Türk [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Narsist sözcüğünün kökeni, Yunan mitolojisindeki kahramanlardan biri olan Narkissos’a dayanmaktadır. Bu efsaneye göre avcı olan Narkissos, bir gün su içmek için nehir kenarındaki suya eğilir. Su üzerinde kendi yansımasını görür ve bu yansımaya âşık olur. Kendi yansımasından büyülenen Narkissos, günden güne su içmeden, yemek yemeden orada kalır ve sonunda ölür (Turan, 2022). Narsisizm kavramı, Türk Dil Kurumu sözlüğünde “özseverlik” olarak tanımlanmaktadır. Kişinin kendi vücuduna cinsel haz duyması, kendini beğenmişlik, kibir ya da benmerkezcilik olarak da tanımlanabilir.</p>
<h2><b>Narsist Bireylerin Özellikleri</b></h2>
<p>Narsist bireyler; toplumsal statü, iyi görünüm, zeka gibi birçok konuda diğer bireylerden daha üstün olduklarına inanırlar. Ancak bu sadece onların bir yanılsamasıdır. Narsist bireyler aynı zamanda güçlü bir rekabetçidir ve aşırı kazanma arzuları vardır. Buna örnek olarak spordaki narsisizm verilebilir. Sporcu ve narsist bireyler; rekabetçi ve hırslı bir tutum sergilerler, sürekli takdir edilmek isterler, empatiden yoksundurlar, takım çalışmalarında ve kriz anlarında zorluk çekerler. Bu narsist bireyler, spor ortamını olumsuz etkilemektedir.</p>
<p>Sporda birbiriyle ilişkili fakat farklı üç kişilik özelliği vardır: narsisizm, makyavelcilik ve psikopati. Bunlara karanlık üçlü denmektedir. Karanlık üçlü, sorunlu davranışlara neden olma eğiliminde olan normal kişilik özelliklerinden oluşur: başkalarının manipülasyonu ve sömürülmesi ile karakterize edilen makyavelizm; bencillik ve pişmanlık gibi kişilerarası duygusal niteliklerle karakterize edilen psikopati; statü ve şöhret arayışı, başkalarına karşı rekabetçi, agresif tutumlarla karakterize edilen narsisizm (Tamura vd., 2015). Özellikle son yıllarda sporcuların sorunlu davranışları içerisinde incelenmiştir.</p>
<h2><b>Narsisizmin Türleri</b></h2>
<p>Narsisizm iki şekilde sınıflandırılmaktadır: büyüklenmeci ve kırılgan narsisizm. Büyüklenmeci narsisizmde kişi, eşsiz olduğuna inanır ve kendi benliğini öne çıkarmaya çalışır. Kırılgan narsisizmde ise kişi, kendi yeterlilik algısına yönelik olumsuz inançlara sahiptir. Her iki boyutta da kişinin yetersizlik ve değersizlik duyguları ile mücadele ederek, kendisine yönelik büyüklenmeci beklentilerinin olduğu söylenebilir (Dupont ve Robbins, 1992).</p>
<h2><b>İş Hayatında Narsisizm</b></h2>
<p>Narsisizm, son zamanlarda iş hayatındaki şikâyetlerin artmasının temel sebeplerinden biridir. Çünkü birçok kişi iş konusunda tatminsizlik yaşamakta ve alanlarında uzmanlaşmak istemektedirler. Narsistlerin belirgin özelliklerinin başında öne çıkma, en iyisi olma hırsı bulunduğu belirtilmiştir. Bu özellikler, iş hayatlarında da birçok soruna yol açmaktadır. Çünkü sadece kendi benliklerini düşünmekte ve ona göre hareket etmektedirler. Böylece toplumsal yaşamda gözlenen kültürel parçalanma ve kimlik krizi, bireyin aidiyet duygusunda doyumsuzluğunu gündeme getirmiştir (İşcan ve Timuroğlu, 2008).</p>
<h2><b>Sosyal Medya ve Narsisizm</b></h2>
<p>Narsistler, sosyal mecraları çok aktif ve başarılı kullanmaktadırlar. Çünkü burada kendilerini tanıtarak, çok fazla arkadaşa sahip olduklarını göstererek ve paylaştıklarında gururlarını okşayacak yorumlar alacakları fotoğraf ve videoları paylaşarak narsisizmin duygularını daha yoğun yaşarlar. Netice itibarıyla bireylerin sosyal medyayı gösteri sahnesi olarak kullanması, daha çok kitle tarafından fotoğrafının görülmesi, beğenilmesi ve yorum alması, bireyin narsistik kişilik özelliklerini besleyen bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır (Çaycı ve Çaycı, 2019).</p>
<h2><b>Narsisizm ve Öz Saygı</b></h2>
<p>Bir kişinin narsist olmasıyla öz saygısının yüksek olması aynı şey olarak kabul edilmemektedir. Aralarındaki fark ise öz saygısı yüksek kişi ilişkilere ve insanlara değer verir, bir narsist ise başka insanlarla sıcak ya da sevgi dolu ilişkiler kurmaktan yoksundur. Bu yüzden narsist bireyler, insan ilişkilerinde hep dengesiz ve yıkıcı tutum sergilerler. Çoğu kişiyle samimi ve sıcak ilişkiler kuramazlar, dengesiz ve bencildirler. Aynı zamanda narsist bireyler eleştiriye de kapalıdır ve hatalarından ders çıkarma konusunda da kötüdürler. Bu şekilde kendini aşırı önemseyen, başkalarını yok sayan, abartılmış benmerkezciliğe sahip ve kişilerarası ilişkilerde sorun yaşayan bireyler patolojik narsistlerdir. Patolojik narsisizmin gelişiminde, çocukların ebeveynleri tarafından gelişimsel ihtiyaçlarının yeterince karşılanmaması ve şiddet odaklı empatiden uzak yanlış çocuk yetiştirme stillerinin uygulanması öncül bir öneme sahiptir (Erikson, 1968; Karpel, 1976: 70).</p>
<h2><b>Narsisizm ve Cinsiyetçilik</b></h2>
<p>Peki, narsisizm ve cinsiyetçilik arasındaki ilişki nedir? Cinsiyetçi ideolojiye göre kadınlar zayıf, korunmaya muhtaç, incinmeye müsaittir. Erkekler ise kadınlara göre üstün, güçlü, korumacı, sahiplenici bir yapıya sahiptir. Aslında bunlar toplumun aşıladığı düşüncelerdir. Dolayısıyla geleneksel rollerin dışına çıkan, erkek denetim ve korumacılığına ihtiyaç duymayan kadınlar, erkeklerin narsistik eğilimlerinden dolayı düşmanca ve korumacı cinsiyet tutumlarına maruz kalıyor olabilirler (Cengiz ve Özdemir, 2020).</p>
<h2><b>Tek Maddeli Narsisizm Ölçeği</b></h2>
<p>Tek maddeli narsisizm ölçeği nedir? Tek maddeli ölçeklerin kullanımı çoğunlukla iki şekilde olmaktadır. Bunlardan ilki yaş, eğitim durumu gibi hususlarda tek bir soru ile öz-bildirim yöntemiyle katılımcılara ait bazı özelliklerin ölçümüdür. İkincisi ise psikolojik yapıların ölçümüdür (Özsoy, 2019). Ancak bu ölçek, çoğu tek maddeli ölçek gibi birçok eleştirinin konusu olmuştur ve şüpheyle bakılmaktadır.</p>
<h3><b>Kaynakça</b></h3>
<ul>
<li>Turan, K. (2022). Narsisistik Kişilik Bozukluğu ve Psikodinamik Alt Tipleri. <i>Türkiye Bütüncül Psikoterapi Dergisi</i>, 5, 114-129.</li>
<li>Yıldız, M., Gençtürk, G. ve Köse, G. (2024). Sporda Karanlık Üçlü; Narsisizm, Psikopati, Makyavelizm Kişilik Özellikleri Üzerine Bir Araştırma. <i>Yalova Üniversitesi Spor Bilimleri Dergisi</i>, 3, 160-173.</li>
<li>Kol, H. (2023). Narsisizmin İki Yüzü: Büyüklenmeci ve Kırılgan Narsisizmin Gelişimsel Temelleri Üzerine Gözden Geçirme. <i>Türk Eğitim Değerlendirmeleri Dergisi</i>, 4, 6-29.</li>
<li>Timuroğlu, K. ve İşcan, F. (2008). İşyerinde Narsisizm ve İş Tatmini İlişkisi. <i>Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi</i>, 22, 239-264.</li>
<li>Çaycı, B. ve Çaycı, A. (2019). Narsisizm ve Selfie Paylaşımı İlişkisi Üzerine Nitel Bir Araştırma. <i>Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi</i>, 31, 60-88.</li>
<li>Akiş, A. ve Öztürk, E. (2021). Patolojik Narsisizm: Duygusal İstismar ve “Gaslighting” Perspektifinden Kapsamlı Bir Değerlendirme. <i>Artuklu İnsan ve Toplum Bilim Dergisi</i>, 6, 1-31.</li>
<li>Cengiz, A. ve Özdemir, A. (2020). Narsisizm ve Çelişkili Duygulu Cinsiyetçilik: Cinsiyet Bağlamında Bir İnceleme. <i>Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi</i>, 41, 39-73.</li>
<li>Özsoy, E. (2019). Tek Maddeli Narsisizm Ölçeğinin Kısıtları ve Eleştirileri. <i>Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi</i>, 4, 354-370.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/narsisizm-ve-kisilik-bozuklugu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
