<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Sıla Şallıoğlu &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/silasallioglu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Fri, 10 Jul 2026 10:46:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Sıla Şallıoğlu &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Tanıdık Duyguların Konforu: İnsan Neden Bildiği Acılara Tutunur?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/tanidik-duygularin-konforu-insan-neden-bildigi-acilara-tutunur/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=tanidik-duygularin-konforu-insan-neden-bildigi-acilara-tutunur</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/tanidik-duygularin-konforu-insan-neden-bildigi-acilara-tutunur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sıla Şallıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Jul 2026 10:46:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[acı]]></category>
		<category><![CDATA[konfor alanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/tanidik-duygularin-konforu-insan-neden-bildigi-acilara-tutunur/</guid>

					<description><![CDATA[İnsan zihni mutluluğu ararken bildiğine sığınır. İnsanın bildiği çoğu zaman alıştığıdır. Bu durum, ilk bakışta bir çelişki gibi görünse de ruhsal dünyamızın en temel hayatta kalma stratejilerinden biridir. Zihnimiz için &#8220;yeni&#8221;, beraberinde belirsizliği ve potansiyel bir tehdidi getirir. Bu yüzden birey, yeni yolları takip etmek yerine bildiği yolu seçer. Tanıdık olan her zaman iyi olduğu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan zihni mutluluğu ararken bildiğine sığınır. İnsanın bildiği çoğu zaman alıştığıdır. Bu durum, ilk bakışta bir çelişki gibi görünse de ruhsal dünyamızın en temel hayatta kalma stratejilerinden biridir. Zihnimiz için &#8220;yeni&#8221;, beraberinde belirsizliği ve potansiyel bir tehdidi getirir. Bu yüzden birey, yeni yolları takip etmek yerine bildiği yolu seçer. Tanıdık olan her zaman iyi olduğu anlamına gelmez; bazen sadece güven hissi verdiği için insan tanıdık olan yolu tercih eder. Psikolojik bir perspektifle bu eğilim, <strong>&#8220;Bilişsel Konfor&#8221;</strong> alanı olarak adlandırılır. Beynimiz, acı verici olsa da sonucunu öngörebildiği bir duyguyu, sonu belirsiz bir mutluluğa tercih edebilir.</p>
<p>Bu sadece bir insan seçimi değildir. Bir hisse tekrar tekrar dönmek, bir düşünceye sırtını yaslamak, acı verse bile o histen vazgeçememek, ruhsal bir alışkanlığın ötesinde, geçmişin bugüne sızmasıdır. Örneğin, çocukluğunda duygusal ihmal yaşamış bir birey, yetişkinliğinde de kendisine mesafeli duran kişilere çekilebilir. Bu, psikolojide <strong>&#8220;Yineleme Zorlantısı&#8221;</strong> olarak tanımlanır; kişi bildiği acıyı yeniden yaşayarak, bu kez o acı üzerinde bir kontrol kurabileceği yanılsamasına kapılır.</p>
<p>Bu durumu yaşamak veya bu hislerin döngüsüne kapılmak hayatın bir parçasıdır. İnsan her noktada kendini kontrol edemeyebilir. Her noktada mükemmelliğe yönelik düşünce kalıplarına sahip olmayabilir. Duygularına takılıp hayatının akışına göre yaşayabilir. Modern dünyanın bizden beklediği <strong>&#8220;sürekli güçlü olma&#8221;</strong> imajının aksine, insan olmanın bir diğer yanı da kontrolü kontrol etmeyi bırakmanın zorluğuyla mücadele etmektir. Kendimizi bu döngülerin içinde bulduğumuzda yapmamız gereken en şefkatli dokunuş, kendimizi yargılamamaktır. Bu noktada en önemlisi etiketleme yapmamak ve sınırı bilmek.</p>
<p>Duygusal dünyamızın en derin sınavlarından biri olan kayıp anlarında da bu <strong>&#8220;bildiği yere sığınma&#8221;</strong> hali kendini gösterir. Bir insan sevdiği birini kaybettiğinde hayat onun için durma noktasına gelebilir. Yas ve süreçleri, bu durumun doğal akışının birer parçasıdır. Kişi o an gözyaşlarına, sevdiklerine, evcil hayvanına, duygularına sığınabilir. Bu süreçte ruh, bildiği en güvenli limanlarda dinlenmek ister.</p>
<p>Ancak bu kederin bir hapse dönüşmemesi için paylaşımın gücüne ihtiyaç vardır. Acının yükü paylaşıldığında, yük olmaktan çıkar. Bazen gülerek, bazen ağlayarak, bazen de susarak bu paylaşımı gerçekleştirir insan. Kayıp paylaşılmaz ancak acının paylaşılması, kaybın ağırlığını hafifletir. Profesyonel bir yaklaşımla, acıyı paylaşmak amigdala üzerindeki stres yükünü hafifletir ve bireyin yeniden sosyal bir bağ kurmasına kapı aralar.</p>
<p>Sonuç olarak, bildiğimiz acıların konforuna sığınmak ruhun bir savunma mekanizmasıdır. Ancak iyileşme, bu <strong>&#8220;tanıdıklığın&#8221;</strong> bir hapishane değil, sadece geçici bir durak olduğunu fark ettiğimizde başlar. Kendi sınırlarımızı bilmek ve acımızı şefkatle paylaşmak, bizi bildiğimiz mutsuzluklardan bilinmez ama özgür bir geleceğe taşıyacaktır.</p>
<p>Belki de asıl cesaret, o bildik acının kapısını usulca kapatıp, henüz hiç tanımadığımız bir huzurun rüzgarına yüzümüzü dönebilmektir. Bu, bir gecede gerçekleşen bir devrim değil; her gün kendimize verdiğimiz küçük, şefkatli bir sözdür. Yeni bir &#8216;tanıdık&#8217; inşa etmek, ruhumuza ilk kez sadece geçmişin gölgelerinde değil, geleceğin henüz yazılmamış ışığında da dinlenebileceğini hatırlatmakla başlar. Unutmamalıyız ki; bugün bize yabancı ve korkutucu gelen her sağlıklı adım, üzerinde kararlılıkla yürüdükçe ruhumuzun yeni ve huzurlu &#8216;evi&#8217; haline gelecektir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/tanidik-duygularin-konforu-insan-neden-bildigi-acilara-tutunur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Narsisistik Etkileşimlerde Bilişsel Değerlendirme ve Duygusal Düzenleme Süreçleri</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/narsisistik-etkilesimlerde-bilissel-degerlendirme-ve-duygusal-duzenleme-surecleri/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=narsisistik-etkilesimlerde-bilissel-degerlendirme-ve-duygusal-duzenleme-surecleri</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/narsisistik-etkilesimlerde-bilissel-degerlendirme-ve-duygusal-duzenleme-surecleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sıla Şallıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 May 2026 22:20:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=33448</guid>

					<description><![CDATA[Narsisizm; büyüklenmeci bir kendilik algısı, sürekli hayranlık uyandırma ihtiyacı ve empati kurma becerisindeki yetersizliklerle karakterize edilen patolojik bir spektrumu temsil eder. Narsisistik özellikler sergileyen bireylerle kurulan etkileşimler, kişilerarası dinamiklerde genellikle manipülatif, sömürücü ve çatışmalı bir zemin üzerinde ilerler. Bu tür yıpratıcı etkileşimlere maruz kalan bireylerin yaşadığı psikolojik stresin boyutu, maruz kalınan davranışın niteliğinden ziyade bireyin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<section class="text-token-text-primary w-full focus:outline-none [--shadow-height:45px] has-data-writing-block:pointer-events-none has-data-writing-block:-mt-(--shadow-height) has-data-writing-block:pt-(--shadow-height) [&amp;:has([data-writing-block])&gt;*]:pointer-events-auto [content-visibility:auto] supports-[content-visibility:auto]:[contain-intrinsic-size:auto_100lvh] R6Vx5W_threadScrollVars scroll-mb-[calc(var(--scroll-root-safe-area-inset-bottom,0px)+var(--thread-response-height))] scroll-mt-[calc(var(--header-height)+min(200px,max(70px,20svh)))]" dir="auto" data-turn-id="request-WEB:29ad0db5-7c56-41db-8a54-459540b2f8e5-63" data-turn-id-container="request-WEB:29ad0db5-7c56-41db-8a54-459540b2f8e5-63" data-testid="conversation-turn-20" data-scroll-anchor="false" data-turn="assistant">
<div class="text-base my-auto mx-auto pb-10 [--thread-content-margin:var(--thread-content-margin-xs,calc(var(--spacing)*4))] @w-sm/main:[--thread-content-margin:var(--thread-content-margin-sm,calc(var(--spacing)*6))] @w-lg/main:[--thread-content-margin:var(--thread-content-margin-lg,calc(var(--spacing)*16))] px-(--thread-content-margin)">
<div class="[--thread-content-max-width:40rem] @w-lg/main:[--thread-content-max-width:48rem] mx-auto max-w-(--thread-content-max-width) flex-1 group/turn-messages focus-visible:outline-hidden relative flex w-full min-w-0 flex-col agent-turn">
<div class="flex max-w-full flex-col gap-4 grow">
<div class="min-h-8 text-message relative flex w-full flex-col items-end gap-2 text-start break-words whitespace-normal outline-none keyboard-focused:focus-ring [.text-message+&amp;]:mt-1" dir="auto" tabindex="0" data-message-author-role="assistant" data-message-id="e649042d-dd78-40b7-910f-8af3fa00b3d4" data-message-model-slug="gpt-5-5" data-turn-start-message="true">
<div class="flex w-full flex-col gap-1 empty:hidden">
<div class="markdown prose dark:prose-invert wrap-break-word w-full dark markdown-new-styling">
<p data-start="109" data-end="831">Narsisizm; büyüklenmeci bir kendilik algısı, sürekli hayranlık uyandırma ihtiyacı ve empati kurma becerisindeki yetersizliklerle karakterize edilen patolojik bir spektrumu temsil eder. Narsisistik özellikler sergileyen bireylerle kurulan etkileşimler, kişilerarası dinamiklerde genellikle manipülatif, sömürücü ve çatışmalı bir zemin üzerinde ilerler. Bu tür yıpratıcı etkileşimlere maruz kalan bireylerin yaşadığı psikolojik stresin boyutu, maruz kalınan davranışın niteliğinden ziyade bireyin bu durumu nasıl anlamlandırdığı ve sonucunda oluşan duygusal yükü nasıl yönettiği ile şekillenmektedir. Bu süreçleri anlamak için bilişsel değerlendirme kuramları ve <strong data-start="770" data-end="789">duygu düzenleme</strong> modelleri kritik bir çerçeve sunmaktadır.</p>
<h2 data-section-id="peodmi" data-start="833" data-end="872"><span role="text"><strong data-start="836" data-end="872">Bilişsel Değerlendirme Süreçleri</strong></span></h2>
<p data-start="874" data-end="1670">Bilişsel değerlendirme, bir dış uyaranın kişinin esenliği üzerindeki etkisinin zihinsel olarak tartılmasıdır. Narsisistik bir etkileşim sırasında “birincil değerlendirme” aşamasında birey, karşı tarafın davranışını bir tehdit, kayıp ya da meydan okuma olarak kodlar. Örneğin narsisistik bir yöneticinin, çalışanının yoğun emek verdiği bir projenin başarısını üst yönetime kendi başarısıymış gibi sunduğu bir senaryoda çalışan, bu durumu yalnızca bir haksızlık olarak değil; mesleki kimliğine ve kariyer geleceğine yönelik doğrudan bir tehdit olarak algılar. Benzer şekilde narsisistik bir ebeveynin çocuğunun başarılarını sürekli küçümseyerek kendi geçmiş başarılarını ön plana çıkarması, çocukta ebeveyn onayının kalıcı kaybı ve yetersizlik hissiyle sonuçlanan bir değerlendirme süreci başlatır.</p>
<p data-start="1672" data-end="2247">“İkincil değerlendirme” aşamasında ise kişi, bu algılanan tehditle başa çıkabilmek için sahip olduğu içsel ve dışsal kaynakları gözden geçirir. Romantik bir ilişkide sürekli manipülasyona (<strong data-start="1861" data-end="1876">gaslighting</strong>) maruz kalan bir birey, partnerinin tutumlarını değerlendirirken “Bu durumla başa çıkacak ekonomik ve sosyal desteğim var mı?” sorusuna yanıt arar. Eğer birey narsisistik partneri tarafından sosyal çevresinden izole edilmişse, ikincil değerlendirme süreci kaynak yetersizliğiyle sonuçlanır ve bu durum kronik bir çaresizlik ile yoğun stres tepkisini beraberinde getirir.</p>
<h2 data-section-id="18gw199" data-start="2249" data-end="2287"><span role="text"><strong data-start="2252" data-end="2287">Duygusal Düzenleme Stratejileri</strong></span></h2>
<p data-start="2289" data-end="2968">Duygu düzenleme, narsisistik etkileşimlerin tetiklediği öfke, utanç ve hayal kırıklığı gibi yoğun duyguların birey tarafından kontrol edilmesini ifade eder. Bu süreçte en sık başvurulan yöntemlerden biri olan “<strong data-start="2499" data-end="2532">bilişsel yeniden yapılandırma</strong>”, olayın anlamını değiştirerek duygusal etkiyi hafifletmeyi hedefler. Bir arkadaş ortamında narsisistik bir bireyin herkesin içinde iğneleyici ve küçük düşürücü yorumlar yapması durumunda kişinin bu saldırganlığı kendi kişisel eksikliği olarak değil, karşı tarafın narsisistik yaralanmalarını örtme çabası ya da karakter patolojisinin bir yansıması olarak değerlendirmesi, hissedilen yıkıcı utanç duygusunu anlamlı düzeyde azaltabilir.</p>
<p data-start="2970" data-end="3457">Öte yandan “ifadesel bastırma” stratejisi, narsisistik ilişkilerde sıkça gözlemlenen ancak maliyeti yüksek bir yöntemdir. Aile yemekleri gibi kaçınılması zor sosyal ortamlarda narsisistik bir akrabanın provokatif sorularına maruz kalan birey, çatışmanın büyümesini engellemek adına öfkesini dışa vurmak yerine maskelemeyi tercih edebilir. Ancak bu tür bir bastırma, anlık sosyal dengeyi korusa da uzun vadede bireyde somatik rahatsızlıklara ve psikolojik tükenmişliğe yol açabilmektedir.</p>
<p data-start="3459" data-end="3724">Bu noktada narsisistik bireye hiçbir duygusal veri sağlamayarak etkileşimi tekdüzeleştiren “gri kaya” yöntemi gibi daha proaktif davranışsal düzenleme stratejileri, bireyin kendi duygusal sınırlarını korumasına yardımcı olan işlevsel araçlar olarak öne çıkmaktadır.</p>
<h2 data-section-id="1is29xh" data-start="3726" data-end="3738"><span role="text"><strong data-start="3729" data-end="3738">Sonuç</strong></span></h2>
<p data-start="3740" data-end="4086">Narsisistik bireylerle kurulan etkileşimlerin yönetimi, yüksek düzeyde öz farkındalık ve stratejik bilişsel esneklik gerektirir. Tehdit algısını yönetebilen ve tepkisel bastırma yerine bilişsel anlamlandırma süreçlerini devreye sokabilen bireyler, bu tür zorlayıcı ilişkilerin yarattığı psikolojik tahribata karşı daha dayanıklı hâle gelmektedir.</p>
<h2 data-section-id="jn780k" data-start="4088" data-end="4103"><span role="text"><strong data-start="4091" data-end="4103">Kaynakça</strong></span></h2>
<p data-start="4105" data-end="4258">American Psychological Association. (2020). <em data-start="4149" data-end="4211">Publication manual of the American Psychological Association</em> (7th ed.). <a class="decorated-link" href="https://doi.org/10.1037/0000165-000" target="_new" rel="noopener" data-start="4223" data-end="4258">https://doi.org/10.1037/0000165-000</a></p>
<p data-start="4260" data-end="4354">Gross, J. J. (Ed.). (2015). <em data-start="4288" data-end="4320">Handbook of emotion regulation</em> (2nd ed.). Guilford Publications.</p>
<p data-start="4356" data-end="4455">Lazarus, R. S., &amp; Folkman, S. (1984). <em data-start="4394" data-end="4425">Stress, appraisal, and coping</em>. Springer Publishing Company.</p>
<p data-start="4457" data-end="4668">Pincus, A. L., &amp; Lukowitsky, M. R. (2010). Pathological narcissism and narcissistic personality disorder. <em data-start="4563" data-end="4604">Annual Review of Clinical Psychology, 6</em>, 421–446. <a class="decorated-link" href="https://doi.org/10.1146/annurev.clinpsy.121208.131215" target="_new" rel="noopener" data-start="4615" data-end="4668">https://doi.org/10.1146/annurev.clinpsy.121208.131215</a></p>
<p data-start="4670" data-end="4757" data-is-last-node="" data-is-only-node="">Vaknin, S. (2015). <em data-start="4689" data-end="4732">Malignant self-love: Narcissism revisited</em>. Narcissus Publications.</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</section>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/narsisistik-etkilesimlerde-bilissel-degerlendirme-ve-duygusal-duzenleme-surecleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kusursuzluk Zırhının Altındaki Yaralı Çocuk: Narsisizmin Psikodinamik Anatomisi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/kusursuzluk-zirhinin-altindaki-yarali-cocuk-narsisizmin-psikodinamik-anatomisi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kusursuzluk-zirhinin-altindaki-yarali-cocuk-narsisizmin-psikodinamik-anatomisi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/kusursuzluk-zirhinin-altindaki-yarali-cocuk-narsisizmin-psikodinamik-anatomisi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sıla Şallıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 23:36:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikodinamik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=27561</guid>

					<description><![CDATA[Narsisizm, günümüzde sıklıkla sadece &#8220;kendini beğenmişlik&#8221; olarak karikatürize edilse de, klinik psikoloji ve psikanalitik kuram içerisinde çok daha katmanlı, kökenleri çocukluğa uzanan ve bireyin tüm varoluşunu etkileyen karmaşık bir yapıyı temsil etmektedir. Bu yapıyı modern psikolojinin merceğinden hakkıyla görebilmek için, narsisizmin doğasına dair iki farklı ama birbirini derinleştiren perspektif sunan Heinz Kohut ve Otto Kernberg’in [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="2">Narsisizm, günümüzde sıklıkla sadece &#8220;kendini beğenmişlik&#8221; olarak karikatürize edilse de, klinik psikoloji ve psikanalitik kuram içerisinde çok daha katmanlı, kökenleri çocukluğa uzanan ve bireyin tüm varoluşunu etkileyen karmaşık bir yapıyı temsil etmektedir. Bu yapıyı modern psikolojinin merceğinden hakkıyla görebilmek için, narsisizmin doğasına dair iki farklı ama birbirini derinleştiren perspektif sunan Heinz Kohut ve Otto Kernberg’in kuramsal haritalarına bakmak gerekir. Bu iki dev isim, narsisizmin bir &#8220;karakter kusuru&#8221; değil, aslında bir &#8220;kendilik inşası&#8221; meselesi olduğunu bizlere kanıtlamaktadır.</p>
<h2 data-path-to-node="4"><b data-path-to-node="4" data-index-in-node="0">Kohut’un Penceresinden: Gelişimsel Bir Kesinti Olarak Narsisizm</b></h2>
<p data-path-to-node="5">Heinz Kohut’un &#8220;Kendilik Psikolojisi&#8221; yaklaşımına göre narsisizm, aslında her bireyin sağlıklı gelişimi için gerekli olan doğal bir ihtiyaçtan filizlenir. Kohut, her çocuğun dünyayı kendi etrafında dönen bir yer olarak görme ve bakım verenleri tarafından hayranlıkla izlenme (aynalanma) ihtiyacıyla doğduğunu savunur. Eğer bir çocuk, anne ve babasından bu <b data-path-to-node="5" data-index-in-node="356">empatik aynalamayı</b> yeterince alabilirse, bu narsistik enerji zamanla sağlıklı bir özdeğer duygusuna evrilir. Ancak bu süreçte bir kesinti veya yoksunluk yaşanırsa, birey yetişkinliğinde bile o çocuksu onaylanma ihtiyacını doyurmaya çalışmaya devam eder.</p>
<p data-path-to-node="6">Örneğin: Yeni öğrendiği bir dansı heyecanla sergileyen bir çocuğu düşünün. Eğer ebeveynleri o an işleriyle meşgul olup çocuğun gözlerindeki parıltıyı görmezden gelirse veya &#8220;Zaten hep aynı şeyi yapıyorsun&#8221; diyerek onu geçiştirirse, çocuktaki o &#8220;değerli hissetme&#8221; çekirdeği zedelenir. Bu çocuk büyüdüğünde, girdiği her ortamda adeta bir &#8220;duygusal açlık&#8221; içinde sürekli alkış bekleyen, ancak en küçük bir ilgisizlikte derin bir boşluk ve kırılganlık hisseden birine dönüşebilir. Kohut için bu kişi bencil değil, aslında içsel bütünlüğünü korumaya çalışan yaralı bir kendiliğe sahiptir.</p>
<h2 data-path-to-node="8"><b data-path-to-node="8" data-index-in-node="0">Kernberg’in Perspektifi: Savunmacı Bir Kale Olarak Narsisizm</b></h2>
<p data-path-to-node="9">Otto Kernberg ise meseleyi &#8220;Nesne İlişkileri&#8221; kuramı üzerinden, daha çatışmalı bir zeminde ele alır. Kernberg’e göre narsisizm, gelişimsel bir eksiklikten ziyade, erken dönemde yaşanan travmatik hayal kırıklıklarına karşı geliştirilmiş yapısal bir <b data-path-to-node="9" data-index-in-node="248">savunma mekanizmasıdır</b>. Birey, içindeki yoğun yetersizlik, kıskançlık ve öfke duygularıyla baş edemediği için, dış dünyaya karşı &#8220;muhteşem ve kusursuz&#8221; bir grandiyöz (büyüklenmeci) kendilik inşa eder. Bu sahte kimlik, kişinin kendi içindeki &#8220;değersiz&#8221; parçayı bastırmak için ördüğü aşılması güç bir duvardır.</p>
<p data-path-to-node="10">Örneğin: İş dünyasında son derece karizmatik, her şeyi bilen ve asla hata kabul etmeyen bir yönetici figürünü hayal edin. Bu kişi, en ufak bir eleştiride karşısındakini aşağılayarak (değersizleştirerek) tepki verir. Kernberg’e göre bu &#8220;üstünlük&#8221; taslama hali, aslında içerideki &#8220;Ben yetersizim ve eğer kusursuz olmazsam yok olurum&#8221; korkusuna karşı bir kalkandır. Bu birey için başkaları sadece kendi büyüklüğünü onaylayan araçlardır; gerçek bir empati kurmak, içerideki bastırılmış öfke ve kıskançlık nedeniyle oldukça güçtür.</p>
<h2 data-path-to-node="12"><b data-path-to-node="12" data-index-in-node="0">İlişkilerdeki İniş Çıkışlar: İdealizasyon ve Değersizleştirme Döngüsü</b></h2>
<p data-path-to-node="13">Narsistik kişilik örgütlenmesine sahip bireylerle kurulan ilişkiler, genellikle dramatik bir döngüye hapsolur. Başlangıçta partnerlerini dünyanın en özel insanıymış gibi göklere çıkarırlar; bu durum, partnerin mükemmelliği üzerinden kendi kendiliklerini yüceltme çabasıdır (idealizasyon). Ancak partner en küçük bir insani zafiyet gösterdiğinde, bu hayali mükemmellik balonunun sönmesiyle birlikte bir anda &#8220;hiçlik&#8221; katına indirilir (değersizleştirme).</p>
<p data-path-to-node="14">Örneğin: İlişkinin ilk haftalarında partnerine &#8220;Sen ruh eşimsin, hayatımda gördüğüm en zeki insansın&#8221; diyen bir birey, partneri bir akşam yorgun olduğu için onunla yeterince ilgilenmediğinde bir anda &#8220;Aslında ne kadar sıkıcı ve yetersiz birisin, sana harcadığım zamana yazık&#8221; diyerek sert bir dönüş yapabilir. Bu ani geçişler, bireyin iç dünyasındaki parçalı yapıdan ve duyguları bütünleştirememesinden kaynaklanan derin yapısal süreçlerdir.</p>
<h2 data-path-to-node="16"><b data-path-to-node="16" data-index-in-node="0">Modern Toplum ve Terapi Odası</b></h2>
<p data-path-to-node="17">Günümüzün başarı, performans ve sosyal onay odaklı kültürel sistemi, bu narsistik kırılganlıkları tetikleyen bir zemin hazırlamaktadır. Sosyal medyadaki &#8220;beğeniler&#8221; veya statü sembolleri, Kohut’un bahsettiği o eksik kalan aynalanma ihtiyacını yapay bir şekilde doyurmaya çalışsa da, Kernberg’in vurguladığı o derin boşluk hissini asla tam olarak kapatamaz.</p>
<p data-path-to-node="18">Klinik pratikte bu bireyler genellikle &#8220;Narsist olduğum için geldim&#8221; demezler. Daha ziyade, dışarıdaki tüm başarılarına rağmen geçmek bilmeyen bir anlamsızlık, kronik boşluk hissi, depresyon veya kontrol edilemeyen öfke patlamaları şikayetiyle terapiye başvururlar. Terapi süreci, bu kişilerin eleştiriye karşı aşırı duyarlı olmaları ve utanç duygusundan kaçınmak için ördükleri duvarlar nedeniyle oldukça hassas bir denge gerektirir.</p>
<p data-path-to-node="19">Narsisizm, sadece bir karakter özelliği değil; çocukluk yaralarının, savunma mekanizmalarının ve toplumsal dinamiklerin iç içe geçtiği çok boyutlu bir yapıdır. Kohut’un empati ve büyüme odaklı bakışı ile Kernberg’in yapısal çatışma ve savunma odaklı analizi birleştirildiğinde, narsistik bireyin dışarıdaki &#8220;aşılmaz&#8221; zırhının altında atan o ürkek kalbi ve duyulmayı bekleyen çığlığı anlamak mümkün olur. Bu <b data-path-to-node="19" data-index-in-node="407">bütüncül perspektif</b>, narsisizmi bir yargılama konusu olmaktan çıkarıp, anlaşılması gereken derin bir insanlık hali olarak görmemizi sağlar.</p>
<h2 data-path-to-node="21"><b data-path-to-node="21" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<p data-path-to-node="22">Akça, S. (2017). Kohut’un Kendilik Nesnesi İhtiyaçları Bağlamında Kırılgan Narsisizmin İncelenmesi: Bir Vaka Örneği. AYNA Klinik Psikoloji Dergisi, 4(1), 1-13. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.31682/ayna.470729" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahcKEwjvn9KK_JOTAxUAAAAAHQAAAAAQZA">https://doi.org/10.31682/ayna.470729</a></p>
<p data-path-to-node="23">Ana Schmidt. (2019). Kernberg ve Kohut’un narsisistik kişilik bozukluğu kuramlarının karşılaştırması. Türk Psikiyatri Dergisi.</p>
<p data-path-to-node="24">Karaaziz, M., &amp; Atak, İ. E. (2013). NARSİSİZM VE NARSİSİZMLE İLGİLİ ARAŞTIRMALAR ÜZERİNE BİR GÖZDEN GEÇİRME. Nesne Psikoloji Dergisi, 1(2), 44-59. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.7816/nesne-01-02-03" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahcKEwjvn9KK_JOTAxUAAAAAHQAAAAAQZQ">https://doi.org/10.7816/nesne-01-02-03</a></p>
<p data-path-to-node="25">Turan, K. (2022). NARSİSİSTİK KİŞİLİK BOZUKLUĞU VE PSİKODİNAMİK ALT TİPLERİ. Türkiye Bütüncül Psikoterapi Dergisi, 5(9), 114-129. <a class="ng-star-inserted" href="https://izlik.org/JA36LM23DE" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahcKEwjvn9KK_JOTAxUAAAAAHQAAAAAQZg">https://izlik.org/JA36LM23DE</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/kusursuzluk-zirhinin-altindaki-yarali-cocuk-narsisizmin-psikodinamik-anatomisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Maskenin Öteki Yüzü: Psikolojik Bir Perspektifle &#8220;Mış Gibi&#8221; Yaşamak ve İçsel Uyanış</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/maskenin-oteki-yuzu-psikolojik-bir-perspektifle-mis-gibi-yasamak-ve-icsel-uyanis/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=maskenin-oteki-yuzu-psikolojik-bir-perspektifle-mis-gibi-yasamak-ve-icsel-uyanis</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/maskenin-oteki-yuzu-psikolojik-bir-perspektifle-mis-gibi-yasamak-ve-icsel-uyanis/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sıla Şallıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Feb 2026 21:05:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Varoluşçu Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=24575</guid>

					<description><![CDATA[Hayat, doğası gereği doğrusal bir çizgide ilerlemez; aksine, en kritik dönemlerde en sert manevralarla bizi karşı karşıya bırakabilir. İnsan deneyimi, umulan dağlara kar yağması ile hiç beklenmedik anlarda güneşin doğması arasındaki o geniş spektrumda şekillenir. Bu karmaşa içerisinde rutin, birey için kıymeti bilinmesi gereken bir nimettir; çünkü kriz anlarında ilk kopuşlar rutinlerde başlar ve kişi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">Hayat, doğası gereği doğrusal bir çizgide ilerlemez; aksine, en kritik dönemlerde en sert manevralarla bizi karşı karşıya bırakabilir. İnsan deneyimi, umulan dağlara kar yağması ile hiç beklenmedik anlarda güneşin doğması arasındaki o geniş spektrumda şekillenir. Bu karmaşa içerisinde rutin, birey için kıymeti bilinmesi gereken bir nimettir; çünkü kriz anlarında ilk kopuşlar rutinlerde başlar ve kişi kendisini daha önce hiç görmediği, yabancı bir noktada bulabilir. Bu yabancılaşma süreci, beraberinde savunma mekanizmalarını ve toplumsal bir gereklilik olan &#8220;maskeleri&#8221; getirir.</p>
<h2 data-path-to-node="2"><b data-path-to-node="2" data-index-in-node="0">&#8220;Mış Gibi&#8221; Olmanın Psikolojisi ve Maskeler</b></h2>
<p data-path-to-node="3">İnsan, sosyal bir varlık olarak toplum içinde çeşitli maskeler takar; bu maskelerin bütünü ise psikolojik düzlemde &#8220;-mış gibi olmak&#8221; şeklinde tanımlanır. Burada kritik olan nokta, kişinin büründüğü maskenin kendisi olması değil, sadece o role uygun davranmasıdır. Kaynaklarda vurgulandığı üzere, kişi büründüğü rolden bir parça taşıyabilir ancak bu, onun gerçek özüyle bütünleştiği anlamına gelmez.</p>
<p data-path-to-node="4">Örneğin, iş yerinde çok ağır bir duygusal çöküş yaşayan bir profesyonelin, toplantı sırasında &#8220;son derece profesyonel ve dayanıklıymış gibi&#8221; davranması bir maskedir. Bu kişi, o anki içsel acısından ziyade, dış dünyaya yansıttığı maske ile tanımlanır. Ancak bu durumun süreklilik kazanması, kişinin kendi gerçekliğinden kopmasına yol açabilir. Kaynaklar dışından bir bilgi olarak, psikolojide bu durum <b data-path-to-node="4" data-index-in-node="401">Sahte Kendilik</b> kavramıyla da ilişkilendirilir; birey toplumun beklentilerine göre bir kişilik inşa ederken kendi gerçek ihtiyaçlarını baskılar.</p>
<h2 data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">Dışsal Baskılar ve içsel imza</b></h2>
<p data-path-to-node="6">Bireyin kişiliği; aile, iş, sorumluluklar, sosyal çevre ve duygusal ilişkiler gibi pek çok katmandan etkilenir. Tüm bu dışsal faktörler ve içsel istekler, kişinin ruhsal yapısında silinmez bir &#8220;imza&#8221; bırakır. Bu etkilerden tamamen sıyrılmak, ancak kişinin kendi içine dönme kapasitesiyle doğru orantılıdır.</p>
<p data-path-to-node="7">Carl Jung’un meşhur ifadesiyle, &#8220;Dışa bakan rüya görür, içe bakan uyanır&#8221;. Modern insan, dış dünyaya ve sosyal maskelerine o kadar odaklanır ki bazen bu rüyanın kendisiyle bütünleşir; rüya bir kabusa dönüşse dahi oradan çıkamaz. Öte yandan, aşırı içe dönüklük de bir denge sorunu yaratabilir; o kadar çok içeriye bakılır ki birey zihinsel gürültüden uyuyamaz hale gelir. Bu noktada <b data-path-to-node="7" data-index-in-node="382">Denge</b>, ruh sağlığının anahtarıdır.</p>
<h2 data-path-to-node="8"><b data-path-to-node="8" data-index-in-node="0">Yalnızlığın Bilinçli Dengesi</b></h2>
<p data-path-to-node="9">Yalnızlık, sadece fiziksel olarak tek başına olma hali değil, insanın kendi içinde ve dış dünyasında bulduğu bir denge halidir. Kaynaklarda sunulan çarpıcı bir örnek, yalnızlığın niteliğini anlamamıza yardımcı olur: Evde sırf ses olsun diye televizyonu açan bir kadının yalnızlığı ile, o yalnızlıkla &#8220;dans etmek&#8221; için sesini açan kadının yalnızlığı bir değildir.</p>
<p data-path-to-node="10">İlk örnekte televizyon, bir boşluğu doldurma ve dışsal bir gürültüyle içsel sessizliği bastırma aracıdır; bu bir kaçış halidir. İkinci örnekte ise televizyonun sesi, bireyin yalnızlığını kutladığı, onunla uyumlandığı bir tercihtir. Bu bağlamda yalnızlık, bilinçli bir dengede durma halidir. &#8220;-Mış gibi olma&#8221; durumu yalnızlıkta pek görülmez çünkü gerçek yalnızlık, maskelerin düştüğü ve kişinin kendi çıplak <b data-path-to-node="10" data-index-in-node="407">Hakikat</b>iyle karşılaştığı andır.</p>
<h2 data-path-to-node="11"><b data-path-to-node="11" data-index-in-node="0">Sonuç: Uyanışa Geçiş</b></h2>
<p data-path-to-node="12">Hayatın zorlayıcı manevraları karşısında takındığımız maskeler, bir noktaya kadar bizi korur. Ancak gerçek huzur, bu maskelerin ötesine geçip içsel bir uyanış yaşamakla mümkündür. Kişinin kendi üzerindeki ailevi, sosyal ve profesyonel baskıların &#8220;imzasını&#8221; tanıması, neyin kendine neyin maskeye ait olduğunu ayırt etmesi gerekir.</p>
<p data-path-to-node="13">Rutinlerimize tutunurken, aynı zamanda iç dünyamızdaki dengeyi korumak ve kalabalıklar içinde dahi kendi yalnızlığımızla barışık kalabilmek, maskenin öteki yüzündeki gerçek özümüzle tanışmamızı sağlar. Unutulmamalıdır ki, hayat her şeyiyle &#8220;insan içindir&#8221; ve bu yolculukta maskeler sadece birer duraktır; asıl olan o duraklardan geçip içsel dengeye ulaşmaktır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/maskenin-oteki-yuzu-psikolojik-bir-perspektifle-mis-gibi-yasamak-ve-icsel-uyanis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Psikiyatrik İlaçlar Hakkında Doğru Bilinen Yanlışlar: İyileşme Yolculuğunda Bilinmesi Gerekenler</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/psikiyatrik-ilaclar-hakkinda-dogru-bilinen-yanlislar-iyilesme-yolculugunda-bilinmesi-gerekenler/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=psikiyatrik-ilaclar-hakkinda-dogru-bilinen-yanlislar-iyilesme-yolculugunda-bilinmesi-gerekenler</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/psikiyatrik-ilaclar-hakkinda-dogru-bilinen-yanlislar-iyilesme-yolculugunda-bilinmesi-gerekenler/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sıla Şallıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Jan 2026 21:05:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[psikofarmatoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=22293</guid>

					<description><![CDATA[Zihinsel sağlıkla ilgili yardım aramak, günümüzde hala pek çok önyargı ve yanlış bilgiyle karşı karşıya kalabilmektedir. Televizyon dizilerinde veya filmlerde gördüğümüz &#8220;mucize haplar&#8221; ya da insanı tamamen uyuşturan korkutucu ilaç sahneleri, gerçek hayattaki tıbbi uygulamaları yansıtmamaktadır. Bu tür yanlış inanışlar, insanların ihtiyaç duydukları yardımı almalarını geciktirmekte ve yaşadıkları sıkıntıların süresini uzatmaktadır. Oysa psikiyatrik ilaçlar, vücudumuzdaki [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="3"><span class="text-block-with-attachment">Zihinsel sağlıkla ilgili yardım aramak, günümüzde hala pek çok önyargı ve yanlış bilgiyle karşı karşıya kalabilmektedir. Televizyon dizilerinde veya filmlerde gördüğümüz &#8220;mucize haplar&#8221; ya da insanı tamamen uyuşturan korkutucu ilaç sahneleri, gerçek hayattaki tıbbi uygulamaları yansıtmamaktadır. Bu tür yanlış inanışlar, insanların ihtiyaç duydukları yardımı almalarını geciktirmekte ve yaşadıkları sıkıntıların süresini uzatmaktadır. Oysa psikiyatrik ilaçlar, vücudumuzdaki diğer organlar için kullandığımız ilaçlar gibi, sağlığımızı iyileştirmek için geliştirilmiş bilimsel araçlardır. Bu yazıda, kaynaklardan elde edilen bilgiler ışığında, bu ilaçlar hakkında en çok merak edilen konuları ve toplumda yaygın olan yanlış inanışları inceleyeceğiz.</span></p>
<h2 data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">İlaçlar Kişiliğimi Değiştirir Mi?</b></h2>
<p data-path-to-node="6">İnsanların psikiyatrik ilaçlara karşı en büyük korkularından biri, ilacın onları &#8220;başka birine&#8221; dönüştüreceği düşüncesidir. Ancak bu ilaçların temel amacı kişiyi değiştirmek değil, aksine hastalığın etkisiyle kaybolan &#8220;eski halini&#8221; ona geri kazandırmaktır. Depresyon veya kaygı bozukluğu gibi durumlar; uykumuzu, enerjimizi ve hayata bakışımızı değiştirerek bizi kendimizden uzaklaştırabilir. İlaçlar doğru şekilde kullanıldığında, bu belirtileri azaltarak kişinin tekrar kendisi gibi hissetmesini sağlar. Eğer bir kişi ilaç kullanırken duygusal olarak &#8220;donuk&#8221; veya &#8220;robot gibi&#8221; hissediyorsa, bu durum ilacın kişiliği değiştirmesinden değil, dozajının ayarlanması gerektiğinden kaynaklanıyor olabilir. <b data-path-to-node="6" data-index-in-node="702">Psikofarmakoloji</b> alanındaki gelişmeler, bu dengeyi en hassas şekilde kurmayı hedefler.</p>
<h2 data-path-to-node="7"><b data-path-to-node="7" data-index-in-node="0">Bağımlılık Yapar Mı?</b></h2>
<p data-path-to-node="8">Bir diğer yaygın mit ise tüm psikiyatrik ilaçların bağımlılık yaptığıdır. Gerçekte ise antidepresanlar, duygu durum dengeleyiciler ve antipsikotiklerin büyük bir çoğunluğu bağımlılık yapıcı maddeler değildir; vücutta bir &#8220;aşerme&#8221; veya sarhoşluk hissi yaratmazlar. Bazı kaygı giderici ilaçlar veya dikkat eksikliği için kullanılan uyarıcılar, uzun süreli kullanımda dikkat gerektirebilir, ancak bu ilaçlar da doktor kontrolünde ve belirli kurallarla güvenle kullanılmaktadır. Uzmanlar, hastanın durumuna en uygun ve güvenli ilacı seçmek için titiz bir çalışma yürütürler.</p>
<h2 data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">&#8220;Mutluluk Hapı&#8221; Mı, Yoksa Beyin Dengesi Mi?</b></h2>
<p data-path-to-node="10">Antidepresanlar genellikle yanlış bir şekilde &#8220;insanı sürekli mutlu eden haplar&#8221; olarak algılanır. Ancak bu ilaçlar yapay bir neşe kaynağı değildir. Beynimizde duygu durumumuzu, uykumuzu ve motivasyonumuzu düzenleyen kimyasal habercilerin dengesini yeniden kurmaya yardımcı olurlar. İlacın amacı, kişiyi sürekli güldürmek değil, en dipteki karamsarlıktan kurtarıp normal insani duyguları sağlıklı bir şekilde yaşayabileceği bir seviyeye taşımaktır. Her bir <b data-path-to-node="10" data-index-in-node="457">nörotransmitter</b> bu süreçte belirli bir görevi yerine getirir. Yani bu ilaçları kullanan kişiler de herkes gibi yeri geldiğinde üzülebilir veya sinirlenebilir; ilaçlar sadece bu duyguların aşırı ve yıkıcı olmasını engellemeye yardımcı olur.</p>
<h2 data-path-to-node="11"><b data-path-to-node="11" data-index-in-node="0">İlaç Kullanmak Bir Zayıflık Belirtisi Midir?</b></h2>
<p data-path-to-node="12">Toplumda bazen zihinsel sağlığın sadece &#8220;irade gücüyle&#8221; veya &#8220;pozitif düşünerek&#8221; çözülebileceğine dair yanlış bir algı vardır. İlaç kullanmak ise genellikle &#8220;kolay yolu seçmek&#8221; veya bir zayıflık olarak görülür. Oysa zihinsel sağlık sorunları tıpkı şeker hastalığı veya yüksek tansiyon gibidir; kimse tansiyonunu sadece iradesiyle düşüremez. Yardım istemek ve gerekli tıbbi desteği almak bir zayıflık değil, aksine kişinin iyileşmek için gösterdiği cesaretin ve kendine olan saygısının bir göstergesidir.</p>
<h2 data-path-to-node="13"><b data-path-to-node="13" data-index-in-node="0">Sadece &#8220;Çok Ağır&#8221; Hastalar Mı İlaç Kullanır?</b></h2>
<p data-path-to-node="14">Psikiyatrik ilaçların sadece çok ciddi veya &#8220;hastanelik&#8221; durumlar için olduğu düşüncesi de büyük bir yanılgıdır. Günümüzde pek çok insan iş hayatını, sosyal ilişkilerini veya uyku düzenini etkileyen orta düzeydeki kaygı ve mutsuzluk halleri için bu ilaçlardan destek almaktadır. İstatistikler, Amerika’da yetişkinlerin yaklaşık %17’sinin daha iyi hissetmek ve <b data-path-to-node="14" data-index-in-node="360">yaşam kalitesi</b> seviyesini artırmak için bu tür destekler aldığını göstermektedir. Dolayısıyla ilaç kullanmak için &#8220;çok kötü&#8221; olmayı beklemek gerekmez; yaşam kalitesini artırmak temel amaçtır.</p>
<h2 data-path-to-node="15"><b data-path-to-node="15" data-index-in-node="0">Yan Etkiler ve Tedavi Süresi</b></h2>
<p data-path-to-node="16">Pek çok kişi, ilaçların yan etkilerinin hastalıktan daha kötü olacağını düşünerek tedaviden kaçınır. Evet, bazı ilaçlar başlangıçta mide bulantısı veya hafif baş ağrısı yapabilir, ancak bu etkiler genellikle birkaç hafta içinde geçer. Öte yandan, tedavi edilmeyen bir depresyonun kişinin hayatında yaratacağı iş kaybı, ilişki sorunları veya fiziksel sağlık problemleri çok daha ağır sonuçlar doğurabilir. Tedavi süresi ise kişiden kişiye değişir; bazıları için bu sadece geçici bir destekken, bazıları için daha uzun süreli bir yol arkadaşı olabilir. Bu süreç tamamen doktorla iş birliği içinde yönetilir.</p>
<p data-path-to-node="17">Psikiyatrik ilaçlar hakkındaki gerçekleri bilmek, korkuları azaltır ve iyileşme sürecini hızlandırır. Bu ilaçlar bizi değiştirmek için değil, bizi kendimize kavuşturmak için oradadırlar. En iyi sonuçlar genellikle ilaç tedavisiyle birlikte terapi ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları (uyku, beslenme, hareket) birleştirildiğinde alınır. Unutulmamalıdır ki yardım aramak bir başarısızlık değil, daha sağlıklı bir hayata doğru atılan cesur bir adımdır.</p>
<p data-path-to-node="18">Bu durumu daha iyi anlamak için şöyle bir benzetme yapabiliriz: Psikiyatrik ilaçlar, yoğun sisli bir yolda ilerlemeye çalışan bir sürücüye verilen sis farları gibidir. Sis farları arabayı sizin yerinize sürmez veya arabanın modelini değiştirmez; sadece önünüzdeki engelleri görmenizi sağlar ki siz güvenle direksiyonu kontrol edip yolunuza devam edebilin. Sis dağıldığında ve yol netleştiğinde, artık onlara ihtiyacınız kalmayabilir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/psikiyatrik-ilaclar-hakkinda-dogru-bilinen-yanlislar-iyilesme-yolculugunda-bilinmesi-gerekenler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kontrol Paradoksu: Albert Ellis ve Bırakmanın Psikolojisi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/kontrol-paradoksu-albert-ellis-ve-birakmanin-psikolojisi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kontrol-paradoksu-albert-ellis-ve-birakmanin-psikolojisi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/kontrol-paradoksu-albert-ellis-ve-birakmanin-psikolojisi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sıla Şallıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Dec 2025 21:33:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=19928</guid>

					<description><![CDATA[Modern çağ, bireyleri karmaşıklık ve sadelik ikileminin ortasında konumlandıran bir dönem olarak nitelendirilmektedir. Bu çağda, bazı bireyler karmaşıklığı sadeleştirmeye çalışırken, diğerleri sadelikten karmaşık yapılar oluşturma eğilimi sergilemektedir. Çağın sunduğu en belirgin ancak aynı zamanda en karmaşık psikolojik sorunlardan biri, her şeyi kontrol altında tutma baskısı ve çabasıdır. Yaşamı aşırı düzeyde planlama, düzenleme ve geleceği zihinsel [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="547" data-end="1268">Modern çağ, bireyleri karmaşıklık ve sadelik ikileminin ortasında konumlandıran bir dönem olarak nitelendirilmektedir. Bu çağda, bazı bireyler karmaşıklığı sadeleştirmeye çalışırken, diğerleri sadelikten karmaşık yapılar oluşturma eğilimi sergilemektedir. Çağın sunduğu en belirgin ancak aynı zamanda en karmaşık psikolojik sorunlardan biri, her şeyi <strong data-start="898" data-end="909">kontrol</strong> altında tutma baskısı ve çabasıdır. Yaşamı aşırı düzeyde planlama, düzenleme ve geleceği zihinsel olarak denetleme gayreti, kontrol kaybı ihtimali belirdiğinde kaygı bozukluklarına neden olabilmektedir. Planlı ve düzenli olma hali bir seviyeye kadar rahatlatıcı olsa da, bu durumun patolojik seviyeye ulaşması ciddi psikolojik problemlere yol açabilmektedir.</p>
<p data-start="1270" data-end="2051">Ruhsal iyi oluşun temelini an ve akış kavramları oluştururken, Albert Ellis, kontrolcülüğün kökeninin bilişsel süreçlerde başladığını öne sürmektedir. Ellis&#8217;e göre, bireylerin en temel bilişsel hatalarından biri, “her şey benim istediğim gibi gitmeli” şeklindeki <strong data-start="1533" data-end="1553">irrasyonel inanç</strong>tır. Dış dünyayı yönetme kapasiteleri sınırlı olduğu için, kişiler iç dünyalarında geliştirdikleri düşünceler aracılığıyla dış dünyaya müdahale edebilecekleri yanılsamasına kapılmaktadır. Bu kontrol ihtiyacı, aslında dış dünyayı yönetememe kaygısına karşı geliştirilmiş irrasyonel bir tepki olarak yorumlanmaktadır. Ellis, olayların kendisini değil, olaylara yüklediğimiz inançları sorgulamanın gerekliliğini vurgulamaktadır. Bu bilişsel yapıyı açıklamak için A-B-C kişilik kuramı kullanılmaktadır.</p>
<p data-start="2053" data-end="2760">A-B-C kuramında, <strong data-start="2070" data-end="2075">A</strong>, bireyin kontrol edemediği bir durumu (Activating Event) temsil eder. <strong data-start="2146" data-end="2151">B</strong> ise bu duruma karşı geliştirilen irrasyonel inancı (“Bu asla bu şekilde olmamalı!”) (Belief) ifade eder. <strong data-start="2257" data-end="2262">C</strong> ise bu inançtan kaynaklanan duygusal ve davranışsal sonuçları (Consequence), yani kaygı, öfke, hayal kırıklığı ve özgüven problemlerini içerir. Olaylara karşı geliştirdiğimiz inançlar, zihnimizi ya sade ve akışta bir duruma ya da karmaşık bir labirente sürükleyebilmektedir. Kontrol edilemeyen bir durum karşısında, bireyin “bunu ben yapabilirim ve değiştirebilirim” şeklindeki tepkisi, olayın dışsal sadeliğine rağmen zihni karmaşıklaştırarak kaygı ve çeşitli duygudurumları tetikleyebilmektedir.</p>
<p data-start="2762" data-end="3366">Modern bireyin “Her şeyi ben hallederim” düsturu, bir noktadan sonra yardım istememe ve nihayetinde tükenmişliğe yol açabilmektedir. Mükemmeliyetçilikle yakından ilişkili olan “Başarısız olursam her şey biter” gibi cümleler, kişinin sürekli tetikte kalmasına neden olmakta ve başarısızlığı hayatın sonu olarak etiketleyerek zihnen bir sona sürüklemektedir. İlişkisel bağlamda ise, karşısındaki kişiyi sürekli yönlendirme ve denetleme çabası, sevgi ve empatinin gelişimini engellemektedir. Bu sürekli kontrol çabası, hem kişisel düzeyde hem de toplumsal düzeyde kaygı salgınına zemin hazırlayabilmektedir.</p>
<p data-start="3407" data-end="4079">Kontrol etme arzusunun ilk aşamada bilinçli olarak başlamasına rağmen, zamanla bu durum bireylerde bilinçdışı bir otomasyon haline gelebilmektedir. Zihin, kişinin isteği dışında kendini sürekli müdahale etme ve tetikte olma moduna sokmaktadır; sürekli tekrarlanan davranışlar otomatik düşüncelere dönüşebilmektedir. Ellis, bırakma psikolojisinin temelinde <strong data-start="3763" data-end="3772">kabul</strong> etmenin yattığını belirtmekle birlikte, bu sürece ulaşmadan önce bilişsel farkındalık kazanmanın şart olduğunu vurgulamaktadır. Bilişsel müdahale, o an zihinden geçen “müdahale et” düşüncesine durarak, bireyin “bu düşünce gerçek mi, yoksa sadece benim alışkanlığım mı?” sorusunu yöneltmesiyle başlamalıdır.</p>
<p data-start="4081" data-end="4775">Bu bilişsel sorgulama süreci, bireyin kendini kabul etmesine olanak tanır ve hata yapmanın insani, doğal ve olması gereken bir durum olduğunu içselleştirmesini sağlar. Kişinin kendini kabul etmesiyle birlikte, başkalarının da kendisinden farklı olmadığını ve onların da oldukları gibi kabul edilmesi gerektiğini anlaması gerekmektedir. Duygusal olgunluğun ilk adımı, Ellis’e göre, kontrol edemediğimiz durumları kabul etmekten geçmektedir. Nihai olarak ise, bireyin yaşamın kendisini kabul etmesi gerekmektedir. Ellis’e göre, belirsizliğin doğasını kabul etmek, kişilerin bıraktıklarında gerçekten yönetebildikleri tek şeyi, yani kendi düşünce-tepkilerini kazanmaya başlamalarını sağlamaktadır.</p>
<h2 data-start="4816" data-end="4831"><strong data-start="4819" data-end="4831">Kaynakça</strong></h2>
<p data-start="4833" data-end="5276">Corey, G. (2015). <em data-start="4851" data-end="4907">Psikolojik Danışma, Psikoterapi Kuram ve Uygulamaları.</em> (Çev. T. Ergene). Mentis Yayıncılık.<br data-start="4944" data-end="4947" />Kabadayı, F., &amp; Güven, M. (2022). Akılcı duygusal davranış terapisine dayalı müdahale çalışmalarının incelenmesi: Sistematik bir derleme. <em data-start="5085" data-end="5091">TEBD</em>, 20(2), 517-540. <a class="decorated-link" href="https://doi.org/10.37217/tebd.1052844" target="_new" rel="noopener" data-start="5109" data-end="5146">https://doi.org/10.37217/tebd.1052844</a><br data-start="5146" data-end="5149" />Özmen, A. (2019). “Kontrol İhtiyacı ve Psikolojik Esneklik Arasındaki İlişki.” <em data-start="5228" data-end="5259">Psikoloji Çalışmaları Dergisi</em>, 39(3), 251–270.</p>
<p data-start="5283" data-end="5420" data-is-last-node="" data-is-only-node="">
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/kontrol-paradoksu-albert-ellis-ve-birakmanin-psikolojisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geçmiş ile Gelecek Arası: Panik Bozukluk</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/gecmis-ile-gelecek-arasi-panik-bozukluk/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=gecmis-ile-gelecek-arasi-panik-bozukluk</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/gecmis-ile-gelecek-arasi-panik-bozukluk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sıla Şallıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Oct 2025 10:01:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=15541</guid>

					<description><![CDATA[Panik bozukluk, temel özelliği aniden ortaya çıkan, kişiyi yoğun sıkıntı ve korku içinde bırakan; kişilerin tanımlamalarına göre “dehşet verici” nöbetlerdir. Kriz olarak adlandırılmakla beraber birdenbire başlayan, yaklaşık 10-35 dakika aralığında süregelen ve sonrasında kendiliğinden geçen panik atak, genellikle ilk 10 dakika içinde maksimum seviyeye ulaşmaktadır. Atakların aniden başlaması ve giderek şiddetlenmesi, kişide dehşet verici ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="376" data-end="753"><strong data-start="376" data-end="394">Panik bozukluk</strong>, temel özelliği aniden ortaya çıkan, kişiyi yoğun sıkıntı ve korku içinde bırakan; kişilerin tanımlamalarına göre “dehşet verici” nöbetlerdir. Kriz olarak adlandırılmakla beraber birdenbire başlayan, yaklaşık 10-35 dakika aralığında süregelen ve sonrasında kendiliğinden geçen <strong data-start="672" data-end="686">panik atak</strong>, genellikle ilk 10 dakika içinde maksimum seviyeye ulaşmaktadır.</p>
<p data-start="755" data-end="1108">Atakların aniden başlaması ve giderek şiddetlenmesi, kişide dehşet verici ve korku hissinin hiç geçmeyeceğine dair düşünceler oluşturmaktadır. Bu düşünceler ataklar sonucu şiddetlenebilmekle beraber kişiyi tetikleyebilmektedir. Geçirilen ataklara <strong data-start="1002" data-end="1020">panik bozukluk</strong> denilebilmesi için atakların sürekliliği ve belirli semptomlar barındırması gereklidir.</p>
<ul data-start="1110" data-end="1577">
<li data-start="1110" data-end="1159">
<p data-start="1112" data-end="1159">Çarpıntı, kalbin kuvvetli ya da hızlı vurması</p>
</li>
<li data-start="1160" data-end="1171">
<p data-start="1162" data-end="1171">Terleme</p>
</li>
<li data-start="1172" data-end="1213">
<p data-start="1174" data-end="1213">Nefes darlığı ya da boğulur gibi olma</p>
</li>
<li data-start="1214" data-end="1235">
<p data-start="1216" data-end="1235">Soluğun kesilmesi</p>
</li>
<li data-start="1236" data-end="1297">
<p data-start="1238" data-end="1297">Baş dönmesi, sersemlik, düşecek ya da bayılacak gibi olma</p>
</li>
<li data-start="1298" data-end="1327">
<p data-start="1300" data-end="1327">Uyuşma ya da karıncalanma</p>
</li>
<li data-start="1328" data-end="1365">
<p data-start="1330" data-end="1365">Üşüme, ürperme ya da ateş basması</p>
</li>
<li data-start="1366" data-end="1396">
<p data-start="1368" data-end="1396">Bulantı ya da karın ağrısı</p>
</li>
<li data-start="1397" data-end="1423">
<p data-start="1399" data-end="1423">Titreme ya da sarsılma</p>
</li>
<li data-start="1424" data-end="1493">
<p data-start="1426" data-end="1493">Kendini ya da çevresindekileri değişmiş, tuhaf ve farklı hissetme</p>
</li>
<li data-start="1494" data-end="1540">
<p data-start="1496" data-end="1540">Kontrolünü kaybetme ya da çıldırma korkusu</p>
</li>
<li data-start="1541" data-end="1557">
<p data-start="1543" data-end="1557">Ölüm korkusu</p>
</li>
<li data-start="1558" data-end="1577">
<p data-start="1560" data-end="1577">Göğüs sıkışması</p>
</li>
</ul>
<p data-start="1579" data-end="1992">Beyinde korku ve ilgili yanıtlardan sorumlu bölge, medial temporal lobda yer alan amigdaladır. <strong data-start="1674" data-end="1692">Panik bozukluk</strong>, nöron adı verilen sinir hücrelerinden salgılanan duygusal yaşantımızı düzenleyen bazı beyin hormonlarının anormal işleyişi sonucu ortaya çıkmaktadır. Korku, heyecan, <strong data-start="1860" data-end="1869">stres</strong> gibi yoğun duyguların yanında <strong data-start="1900" data-end="1934">travma sonrası stres bozukluğu</strong> gibi psikolojik durumlardan sonra da görülebilmektedir.</p>
<p data-start="1994" data-end="2358">Ataklar genellikle şimdiki zamanla alakalı değildir. Geçmiş yaşam, genetik ve gelecek düşünceleri atakları beslemektedir. Keşkeler ve acabalar kişide <strong data-start="2144" data-end="2153">kaygı</strong> duygusunu büyütmektedir. Kişinin kendini ve ruhunu sıkışmış hissetmesi; “keşke” ve “acaba” arasında kalmasıdır. Umut, pişmanlık ve travmalar kişiyi derin <strong data-start="2308" data-end="2317">kaygı</strong> ve düşünme haline yönlendirebilmektedir.</p>
<h2 data-start="2365" data-end="2406"><strong data-start="2368" data-end="2406">Panik Atak ve Travmanın Bağlantısı</strong></h2>
<p data-start="2408" data-end="2787">Kişiler bastırdıklarının ve unuttuklarının farkında olmayabilir. Geçmişte yaşadığı travma, bugün karşısına <strong data-start="2515" data-end="2533">panik bozukluk</strong> olarak çıkabilir. Yaşadığı duygu durumlarına kulak vermeyip fiziksel hastalıklara yorabilir. Göğüs sıkışmasını kalp krizi sanma, bilinç kaybını çıldırma sanma, kendine ve çevreye yabancılaşmayı ölüm hissi olarak algılama gibi yanılsamalar yaşayabilir.</p>
<p data-start="2789" data-end="2985">Kişi böyle bir durumda önlem ve teşhis amacıyla bir hastaneye başvurup tanısını öğrenmelidir. <strong data-start="2883" data-end="2901">Panik bozukluk</strong>, günümüzde ilaç tedavisi ve psikoterapi ikilisiyle atlatılabilen bir hastalıktır.</p>
<p data-start="2987" data-end="3423">İlaç tedavisi bağımlılık yapmamakla beraber kişinin yaşam kalitesini artırmaktadır; ancak bununla beraber psikoterapinin kişiye eşlik etmesi, kişinin sağ ve sol koluna karanlık bir yoldan geçerken ışık verilmesi gibidir. Tek ışıkla, yani ilaç tedavisiyle yolu görebilirsin elbette; ancak iki ışıkla, yani psikoterapi ve ilaç tedavisiyle yol daha da aydınlanır. Zamanla bu ışık kişinin içine yansır ve çözülmesi gereken sorunlar çözülür.</p>
<h2 data-start="3430" data-end="3465"><strong data-start="3433" data-end="3465">Kaygı Çağında Panik Bozukluk</strong></h2>
<p data-start="3506" data-end="3817"><strong data-start="3506" data-end="3515">Kaygı</strong> çağında yaşamakla beraber duyulan kaygıya karşı eleştiriler de mevcuttur. Yargılama, aşağılama, kişinin kendini güçsüz hissetmesine yol açabilecek fikirler, kişinin kaygısına çaresizlik tohumu atmaktadır. Kişi, geçmişte yaşadığı sorunları ve travmatik durumları çağın kaygısının yanına eklemektedir.</p>
<p data-start="3819" data-end="4192">Çağın kaygısının geçeceğine dair ümidin varlığı, tam tersinin olabilme ihtimaline karşılık <strong data-start="3910" data-end="3929">gelecek kaygısı</strong> olarak kişinin yanında durur. Şimdiki zamanda elde kaygıdan başka bir şey kalmadığı için geçmiş ve gelecek, şimdinin kaygısını besler; kişi “an” kavramını zamanla unutur. Kişi yarını bekler ancak beklediği yarın da ona kaygıdan başka bir his uyandırmayacaktır.</p>
<p data-start="4194" data-end="4403"><strong data-start="4194" data-end="4211">Panik ataklar</strong> geçmişi ve geleceği çok sever; ancak şimdiki zamanı sevmez. Anları yaşamak yerine anıları önüne sürer. Bir seviyeden sonra anıları tekrar etmekten vücut isyan etmeye başlar ve amacına ulaşır.</p>
<h2 data-start="4410" data-end="4448"><strong data-start="4413" data-end="4448">An’da Kalmak ve İyileşme Süreci</strong></h2>
<p data-start="4450" data-end="4632">Anı yaşamak, yaşamaya çalışmak, yürümek, destek almak, konuşmak, denemek, kabul etmek, hobi edinmek, bakış açılarını keşfetmek gibi kişiye iyi gelecek şeyler, atakların düşmanıdır.</p>
<p data-start="4634" data-end="4838">Karşınızda ve arkanızda sizi durmadan kendinizle kavga etmeye zorlayan düşünce yığınları vardır. Durmak ve beklemekten ziyade sağa ya da sola yürümek, anı yaşamaya ve “şimdi”ye dönmenin ilk adımlarıdır.</p>
<p data-start="4840" data-end="5027">Bastırmak ve “ben hallederim” demek sizi <strong data-start="4881" data-end="4890">kaygı</strong> durumunuzda yüceltmez; aksine süreci zorlaştırabilir. Ancak dile getirmek ve “kendim için ne yapabilirim?” demek sizi iyileştirebilir.</p>
<p data-start="5029" data-end="5242">Çağın kaygısı şimdiki zamanın sohbeti olurken, işin içine geçmiş ve geleceğin karışması bunun kabullenilmesi kişide bireysel psikolojik hasara yol açabilir. Bununla mücadele etmek, onu kabul etmekle başlamaktadır.</p>
<h3 data-start="5295" data-end="5311"><strong data-start="5299" data-end="5311">Kaynakça</strong></h3>
<p data-start="5313" data-end="5763">American Psychiatric Association. (2013). <em data-start="5355" data-end="5415">Zihinsel bozuklukların tanısal ve sayısal el kitabı: DSM-5</em> (E. Köroğlu, Çev.). Hekimler Yayın Birliği.<br data-start="5459" data-end="5462" />Erdoğan, S. (2007). <em data-start="5482" data-end="5518">Panik bozukluğunun nörobiyolojisi.</em> Klinik Psikiyatri, 10 (Ek 4), 3-13. <a class="decorated-link" href="https://jag.journalagent.com/kpd/pdfs/KPD_10_80_3_13.pdf" target="_new" rel="noopener" data-start="5555" data-end="5632">Kaynak bağlantısı</a><br data-start="5632" data-end="5635" />Türkiye Psikiyatri Derneği. (t.y.). <em data-start="5671" data-end="5689">Panik Bozukluğu.</em> <a class="decorated-link cursor-pointer" target="_new" rel="noopener" data-start="5690" data-end="5763">Web sayfası</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/gecmis-ile-gelecek-arasi-panik-bozukluk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsanın Anlam Arayışı: Viktor Frankl’ın Logoterapi Perspektifi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/insanin-anlam-arayisi-viktor-franklin-logoterapi-perspektifi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=insanin-anlam-arayisi-viktor-franklin-logoterapi-perspektifi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/insanin-anlam-arayisi-viktor-franklin-logoterapi-perspektifi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sıla Şallıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Jun 2025 14:54:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Varoluşçu Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=7355</guid>

					<description><![CDATA[Logoterapi, Avusturyalı psikiyatrist Viktor Frankl tarafından geliştirilen bir psikoterapi tekniğidir. Bu yaklaşım, insanın yaşamındaki temel motivasyonun ‘anlam arayışı’ olduğunu savunur. Frankl, yaşadığı zor dönemlerde yaptığı çeşitli gözlemler sonucunda insanların zor koşullar altında bile yaşamlarına anlam yükleyerek psikolojik dayanıklılık gösterdiklerini ve zor dönemlerini bu şekilde atlatabildiklerini gözlemlemiştir. Bu gözlemleme sonucunda Frankl, “insanın son insan özgürlüğü” olarak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Logoterapi</strong>, Avusturyalı psikiyatrist <strong>Viktor Frankl</strong> tarafından geliştirilen bir psikoterapi tekniğidir. Bu yaklaşım, insanın yaşamındaki temel motivasyonun <strong>‘anlam arayışı’</strong> olduğunu savunur. Frankl, yaşadığı zor dönemlerde yaptığı çeşitli gözlemler sonucunda insanların zor koşullar altında bile yaşamlarına anlam yükleyerek psikolojik dayanıklılık gösterdiklerini ve zor dönemlerini bu şekilde atlatabildiklerini gözlemlemiştir. Bu gözlemleme sonucunda Frankl, “insanın son insan özgürlüğü” olarak adlandırdığı, hayatın her koşulunda tutum seçme özgürlüğü fikrinin temelini atmıştır.</p>
<p><strong>Logoterapi</strong>, kişinin hayatında bir anlam keşfetmesini ve bu keşfettiği anlam üzerinden hayatında hareket etmesini savunur. Yaşamın anlamı, kişiden kişiye göre değişmekle beraber her insanın yaşadığı sıkıntılar ve güzellikler farklıdır. Buna bağlı olarak her insanın anlam bulma süreci kişiseldir ve biriciktir. Anlam bulma ve <strong>anlam arayışı</strong>, yaşamın her koşulunda mümkündür. Kişilerin zaman zaman anlam arayışı sancılı geçebilmektedir, kişinin belirli başlı sorumluluklar alması da gerekebilir. Bu yönüyle <strong>logoterapi</strong>, bireyin sorumluluk alarak kendi varoluşsal anlamını yaratmasına destek olmaktadır.<br />
<strong>Logoterapinin Temel Kavramları Arasında:</strong></p>
<ul>
<li>İnsanın seçim özgürlüğü</li>
<li>Her koşulda anlam bulma yeteneği</li>
<li>Hayatın her anının anlamlı olması</li>
<li>Kişinin kendini keşfetmesi-aşması bulunmaktadır.</li>
</ul>
<p><strong>Logoterapi</strong>ye göre, insan yaşamının her anından anlam çıkartabilir. Bu anlamları çıkartırken kişi özgürdür. Kişinin acısı, mutluluğu ve yaşamının her anı anlamlıdır. Kişi bu anlamları kendini keşfetmeye başladığında bulmaya başlar. ‘Yaşamak acı çekmektir; yaşamı sürdürmek, çekilen bu acıda bir anlam bulmaktır,’ der <strong>Frankl</strong>. Kişinin yaşadığı her şeyin bir anlamının olması, kişinin hayatta kalabilmek için kendine bulduğu nedenlerdir. Yaşamak, Frankl’nin deneyimlediği acılar üzerinden anlam çıkartmak olabilmekle beraber, herhangi bir kişinin üç saniyelik tebessümü ile de anlamlı olabilir. Kişinin varoluşu, yaşadıkları, duyguları ve biricikliği, hayatta kalma temeli üzerinde kişiyi bir <strong>anlam arayışına</strong> itebilir. “Beni korkutan tek şey çektiklerime değmeyecek olmasıdır,” der Dostoyevski. Kişiler, yüzyıllardan beri çektiklerinin karşılığını alma ve “bu yaşadığımın bir anlamı olmalı” temelinde yatan bilişlere sahiptir. <strong>Logoterapi</strong>ye göre de bu bilişleri anlamlandırmak, yaşamı yaşanılabilir kılmaktadır.</p>
<p><strong>Logoterapi</strong>ye göre insanın üç anlam kaynağı bulunmaktadır. Bunlar:</p>
<ol>
<li><strong>Yaratıcı Değerler:</strong> Üretim ve başarıyla anlam bulma. Kişinin vermiş olduğu emek sonucunda bir başarıya ulaşması, kişinin yaşamında bir anlamın oluşmasına neden olmaktadır. İnsan, yaptığı işle, yarattığı şeylerle ve başardığı görevlerle kendini gerçekleştirir, der <strong>Frankl</strong>.</li>
<li><strong>Deneyimsel Değerler:</strong> Sevgi, sanat, doğa deneyimleriyle anlam bulmadır. Kişinin bir kişiyi sevmesi, ailenin koşulsuz sevgisini hissetmesi, bir canlıya koşulsuz sevgi duyması, bir çiçek beslemesi, bir meyve ağacı büyütmesi, kişinin belirli başlı müzik, resim, heykel gibi sanatsal faaliyetlere ilgisinin olması, kendini buna adaması, doğa ile bağ kurması da deneyimsel değerlerin içine girebilmektedir.</li>
</ol>
<ol start="3">
<li><strong>Tutumsal Değerler:</strong> Değiştirilemeyen acı ve zorluklara karşı anlamlı tutum sergileme. Koşullar ne olursa olsun, insanın kendi tutumunu seçme özgürlüğü elindedir. Bu, insanın son özgürlüğüdür, der <strong>Frankl</strong>. Kişi zor ve acılı zamanlardan geçebilir. Bu kişinin yaşamının bir parçasıdır, bunu anlamlandırabilmek kişiye kalmış bir durumdur. Kişi özgür hissetmese bile, özgürsüzlüğünü anlamlandırabilmek bir özgürlüktür.<br />
<strong>Logoterapi</strong>, bu değerlerle beraber kişinin manevi-tinsel (ruhsal) boyutuna da anlam yüklemektedir. <strong>Logoterapi</strong>, dinsel bir yaklaşım olmaktan ziyade amaçsal-anlamsal bir yaklaşımdır; ancak bazı kişilerin yaşam ve varoluş anlamları inançları ve ibadetleri de olabilmektedir. İnançlar, duygular, tutumlar, emekler, insanlar, canlılar herhangi bir kişinin yaşamının anlamı olabilir.</li>
</ol>
<p><strong>Logoterapi</strong> öğretileri, hayatımızın bu kadar içinde olmakla beraber bir o kadar da yaşamın hızından, yoğunluğundan ve çöküş haline hazır olma ruh halinden kaynaklı hayatımızın dışında kalır. Duraksayıp yaşanan acının anlamlandırılması, o acının geçeceğinin kesinliğini vermez; ancak yaşanan şeyin anlamlandırılması, kişinin onur, özsaygı, özşefkat vb. duygularının farkındalığını arttırabilmekle beraber bundan sonra izleyeceği yol gibi belirli başlı kapıları aralayabilmektedir.</p>
<p><strong>Logoterapi Uygulama Alanları Nelerdir?</strong></p>
<ul>
<li>Varoluşsal sorunlar, bunalımlar, krizler</li>
<li>Travma sonrası bozukluklar</li>
<li>Kaygı, bağımlılık, depresyon gibi psikolojik sorunlar</li>
<li>Palyatif bakım ve yaşlılarla psikolojik destek</li>
</ul>
<p>Varoluşsal sorunlar, bunalımlar, krizler genellikle geçiş dönemlerinde görülmektedir. Kişiler hayatlarına bir amaç ve anlam katmak için uğraşırlar; bununla baş edemedikleri zaman psikoterapi yöntemlerinden biri olan <strong>logoterapi</strong>alabilmektedirler. <strong>Logoterapi</strong>, anlam kapılarını aralamada bireye eşlik etmektedir.</p>
<p>Travma sonrası bozukluklar; yıkıcı doğal afetler, yas, ani kayıplar, hastalık, savaş gibi zor süreçler sonrası ortaya çıkar. <strong>Logoterapi</strong>, bu durumlara neden olan sebepler yerine “Bundan sonra ne yapabilirim? Bundan sonrasını nasıl anlamlı kılabilirim?” sorusunun üzerine gitmektedir. <strong>Frankl</strong>’nin de deneyimlediği gibi acıya anlam yükleyerek o acıya karşı dayanıklılığı arttırmayı hedefler.</p>
<p>Kaygı, bağımlılık ve depresyon gibi psikolojik sorunların varlığının yanında <strong>logoterapi</strong>, destekleyici bir tutum sergilemektedir. Palyatif bakım ve yaşlılara psikolojik destek kısmında <strong>logoterapi</strong>, ölüm korkusu ve yaşamına karşı duyulan değersizlik hislerine odaklanmaktadır. Kişinin hâlâ varlığıyla bir anlam taşıdığını ve yaşlanmanın da anlamın bir parçası olduğuna yönelik katkı sağlayacak yönlendirmeler yapmaktadır.</p>
<p>Dünya üzerinde bir insanı, en zor dışsal zorlukların ya da içsel engellerin üstesinden gelmesinde, hayatta bir görevi olduğunun farkındalığı kadar güçlendirecek bir şey yoktur, der <strong>Frankl</strong>. Var olmanın zorluğunun yanında bir nedeninin olması, hayatın bütün zorluklarında yağan yağmurlara karşı bir şemsiyedir. Kişi bazen doluya tutulur, bazen güneşin altında pişer, bazen kar soğuğundan eklemleri ağırır, bazen havanın kasveti içinin kasvetiyle yarışır. Toprak her daim yağar. İnsanlar, mevsimlerin varlığını değiştiremez. İnsanlar, kendi saatini ileri veyahut geri alamaz. Islanması gerekiyorsa ıslanır, kederlenmesi gerekiyorsa kederlenir, acı çekmesi gerekiyorsa acı çeker, gülmesi gerekiyorsa güler, üşümesi gerekiyorsa üşür. Bunları değiştirmenin zorluğuna ve imkansızlığına kıyasla bunlarla dönüşmek ve bunları hayatının anlam çerçevesine yerleştirmek kişiler için kıymetlidir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/insanin-anlam-arayisi-viktor-franklin-logoterapi-perspektifi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hayalet Deprem Algısı ve Benlik</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/hayalet-deprem-algisi-ve-benlik/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=hayalet-deprem-algisi-ve-benlik</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/hayalet-deprem-algisi-ve-benlik/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sıla Şallıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 May 2025 09:06:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=5530</guid>

					<description><![CDATA[Depremler, kişilerde fiziksel etkiler, sosyal etkiler, ekonomik etkiler, ve psikolojik etkiler bırakabilmektedir. Bu etkiler, kişiden kişiye göre değişmektedir. Bazı kişilerde bu etkiler uzun sürmekle beraber bazı kişilerde kısa sürebilmektedir. Depremler, kişileri psikolojik etkiler açısından çok fazla etkilemektedir. Depremin yaratmış olduğu korku hissi kişilerde bazı davranışlara yol açabilmektedir. Bu davranışlar:   ● Sürekli tetikte olma hali [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Depremler</b>, kişilerde <b>fiziksel etkiler</b>, <b>sosyal etkiler</b>, <b>ekonomik etkiler</b>, ve <b>psikolojik etkiler</b> bırakabilmektedir. Bu <b>etkiler</b>, kişiden kişiye göre değişmektedir. Bazı kişilerde bu <b>etkiler</b> uzun sürmekle beraber bazı kişilerde kısa sürebilmektedir. <b>Depremler</b>, kişileri <b>psikolojik etkiler</b> açısından çok fazla etkilemektedir. <b>Deprem</b>in yaratmış olduğu <b>korku hissi</b> kişilerde bazı davranışlara yol açabilmektedir. Bu davranışlar: <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>● <b>Sürekli tetikte olma hali</b><b></b></p>
<p>● <b>Geceleri tek uyuyamama</b><b></b></p>
<p>● <b>Korkunun geliştirmiş olduğu kaçınma davranışları</b><b></b></p>
<p>● <b>Her an deprem olacakmış hissi</b><b></b></p>
<p>● <b>Sosyal ilişkilerden kaçınma</b> <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bu davranışlardan, <b>her an deprem olacakmış hissi</b> kişilerde <b>hayalet deprem algısı</b>na yol açabilmektedir. <b>Hayalet deprem algısı</b>, <b>deprem</b> olup bittikten sonra kişilerin hala sallantı hissetme haline denir. Bu hisse, bilim dünyasında <b>‘Phantom Earthquake Sensation’</b> denilmektedir. Bu <b>algı</b>, artçıların sürdüğü dönem içerisinde veya <b>deprem</b>i yaşayan kişilerde görülebilmektedir. Kişi, herhangi bir sarsıntı olmasa bile özellikle sakin kaldığında ya da uzandığında çevresinin, vücudunun veya uzandığı yerin sallandığını hissedebilmektedir. Bu hissin ortaya çıkmasının beynin <b>vestibüler sistem</b> (denge sistemi) ile bağıntılı olduğu yapılan araştırmalar sonrasında ortaya çıkmıştır. Herhangi bir sallantı sırasında aktifleşen <b>denge sistemi</b>, sallantı sonrasında &#8220;<b>sallanma olasılığı</b>na karşı&#8221; tetikte kalmaya devam etmektedir. Bazı araştırmacılar, <b>hayalet deprem algısı</b>nı kişinin <b>travmatik deneyim</b> sonrası bedeninin ve zihninin <b>stres</b>e karşı verdiği bir tepki olarak görmektedir. Bazı araştırmacılar ise <b>hayalet deprem algısı</b>nı, <b>bedensel hafıza</b>ya atfedebilmektedir. Bireyin yaşadığı ortam, yaşamış olduğu <b>sarsıntı izleri</b>ni de canlı tutabilmektedir. Aynı zamanda bu <b>algı</b>nın, <b>deprem bölgesi</b>nde <b>artçı sarsıntılar</b>ın süresi uzadıkça daha da kalıcı hale gelebileceği bazı araştırmacılar tarafından söylenmektedir. <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b>Deprem</b> sonrası kişilerde, <b>içsel deprem</b> de yaşanabilmektedir. Bireyin <b>benlik algısı</b> çeşitli yönlerden zarar görebilmektedir. <b>Deprem</b>, kişilerin kendine ve dünyaya olan güvenini zedeler. Kişi kendi <b>kontrol</b>ünü zaman zaman sağlayamaz. Kendini <b>güvende hissetmeme</b>kle beraber çevresiyle olan iletişimi zayıflar. Kişide <b>depersonalizasyon</b> olarak adlandırılan, kişinin kendisinden, hislerinden, düşüncelerinden ve zaman zaman bedeninden kopmuş hissetme hali görülebilir. Kişide <b>derealizasyon</b> olarak adlandırılan, kişinin dünyadan ve insanlardan kopmuş hissetme hali görülebilir. Kişide <b>somatizasyon</b> olarak adlandırılan, <b>içsel çatışmalar</b>ın bedene yansıma hali görülebilir. <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b>Hayalet deprem algısı</b>, kişinin <b>benlik algısı</b>nı etkileyebilmektedir. Kişi <b>içsel bağ</b> ve <b>bedensel bağ</b>ını süreç içinde sorgulamaya başlar. <b>Sürekli tetikte olma hali</b>yle beraber &#8220;<b>bedenim beni doğru mu yönlendiriyor&#8221;,</b> &#8220;<b>şu an depremi sadece ben mi yaşıyorum&#8221;,</b> &#8220;<b>evet, şu an yıkım olacak&#8221;</b>, &#8220;<b>sanırım bilincimi kaybediyorum&#8221;</b>, &#8220;<b>midem bulanıyor&#8221;</b>, &#8220;<b>kalbim duracak&#8221;</b>, &#8220;<b>artık hissetmiyorum, kaldıramıyorum&#8221;</b> gibi <b>içsel sorgulamalar</b> ve dışa vuran davranışlar açığa çıkabilmektedir. Yaşanılan <b>korku</b> ve kişinin <b>güvensizlik hissi</b> <b>benlik algısı</b>na olumsuz etki edebilmektedir. Kişinin, yaşanılan <b>deprem</b> sonrası <b>sosyal ilişkiler</b>den uzaklaşması ve <b>sağlıklı düşünememe hali</b> kişinin <b>aidiyet duygusu</b>nu da etkileyebilmektedir.</p>
<p><b>Hayalet deprem algısı</b>, <b>hassas yapılı bireyler</b>de, yoğun <b>stres</b> yaşayan ve <b>anksiyete geçmişi</b> olan/ o dönem yaşayan kişilerde daha fazla görülebilmektedir. <b>Hayalet deprem algısı</b> kişilerde; <b>kaygı bozuklukları</b>na, <b>obsesif kompulsif düşünceler</b> ve <b>bedensel farkındalık</b>ta bozulmalara yol açabilmektedir. Kişinin normal olaylara karşı bile <b>kaygı</b> ile yaklaşması, <b>her an deprem olacakmış hissi</b>ni zihnine sunması ve <b>kaçma refleksi</b>ni görmezden gelmesi (<b>güç kaybı yaşama hissi</b>) bu duruma örnek gösterilebilmektedir. Kişiler yakın çevreleriyle de birbirlerini etkileyebilmektedir. <b>Felaketleştirme senaryoları</b>, <b>her şeyin en kötüsünü düşünme</b>, <b>kaygı bulaşıcılığı</b> gibi etkenler de kişiyi tetikleyebilmektedir. <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b>Hayalet deprem algısı</b>nın uzmanlar, birkaç gün veya birkaç hafta arasında kendiliğinden geçtiğini söylemektedir. Yaşanılan bu durum normal olmakla beraber kişinin bu histen kurtulabilmesi için bazı şeyler yapmalıdır. Bunlar:</p>
<p>● <b>Haber izleme, okuma süresini kısıtlamak</b><b></b></p>
<p>● <b>Kişiyi rahatlatacak egzersizler yapmak</b><b></b></p>
<p>● <b>Çeşitli aktivitelerle uğraşmak</b><b></b></p>
<p>● <b>Nefes egzersizleri yapmak</b> (<b>beden farkındalığını arttırmak</b>)</p>
<p>● <b>Sakin kalmaya çalışmak</b> <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Kişinin bu <b>algı</b>sı uzun sürüyorsa eğer <b>psikolojik destek</b>/<b>psikiyatrik destek</b> almalıdır. Çeşitli <b>terapiler</b>; <b>travma terapileri</b> (<b>EMDR</b>, <b>beden odaklı terapi</b> vb.), <b>grup terapileri</b> başta olmak üzere kişiler <b>psikoterapi desteği</b> almalıdır. <b>Travma terapileri</b>, kişinin <b>benlik algısı</b> ve beden arasındaki zedelenmiş bağın onarılmasına destek olabilmektedir. <b>Grup terapileri</b>, yaşanan <b>deprem</b>in topluma etkisini yine <b>toplumsal destek</b>le onarılabileceği düşüncesiyle destek olabilmektedir. <b>Hayalet deprem algısı</b> belirtisi, her ne kadar <b>psikolojik</b> ve <b>nörolojik</b> olarak açıklanmış olsa da kişilerin herhangi bir <b>sağlık problemi</b>ne karşın önlem amaçlı <b>tıbbi destek</b> alması öncelikli olmalıdır. <b>Deprem</b>, kişilerde <b>vertigo</b> (<b>kristal oynaması</b>, <b>denge sinir iltihaplanması</b>), <b>dizziness</b> (<b>sürekli hareket hissi</b>) gibi rahatsızlıkları da tetikleyebilmektedir. <b>Psikoterapi</b> uygulamaların yanı sıra <b>tıbbi destek</b> ihmal edilmemelidir. <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<h3><b>Kaynakça</b><b></b></h3>
<p>Abay, A. R. ve Abay Çelik, Z. E. (2023). <b>Deprem sonrası ortaya çıkan sorunlar</b> ve <b>sosyal destek ağlarının rolü</b>. <i>Sosyolojik Bağlam Dergisi</i>, 4(1), 91–100. <a href="https://doi.org/10.52108/2757-5942.4.1.7" target="_blank" rel="noopener">https://doi.org/10.52108/2757-5942.4.1.7</a></p>
<p>American Psychiatric Association. (2013). <i>Zihinsel bozuklukların tanısal ve istatistiksel el kitabı (5. baskı)</i>. Arlington, VA: American Psychiatric Publishing.</p>
<p>Bıçakçı, A. B. ve Ergüney Okumuş, E. (2023). <b>Depremin psikolojik etkileri</b> ve <b>yardım çalışanları</b>. <i>Avrasya Dosyası Dergisi</i>, Cilt 14 (Sayı 1): 218–248, İstanbul.</p>
<p>Dursun, A. (2024). <b>Deprem olgusunu psikoloji bağlamında ele alan lisansüstü tezlerin bibliyometrik ve tematik analizi</b>. <i>Afet ve Risk Dergisi</i>, 7(3), 828–841.</p>
<p>Janovic, U. (2021). <b>Zagreb ve Banovina 2020 depremleri sonrası hayalet deprem sendromu</b>: Bir pilot çalışma. <i>Psychiatria Danubina</i>, 33(Ek 4), 706–709.</p>
<p>Kirmayer, L. J. (1996). <b>Belleğin manzaraları: Travma, anlatı ve dissosiyasyon</b>. P. J. Bracken &amp; C. Petty (Ed.), <i>Savaş travmasını yeniden düşünmek</i> (s. 173–200). New York, NY: Free Association Books.</p>
<p>Merleau-Ponty, M. (1945). <i>Algının fenomenolojisi</i> (C. Smith, Çev.). Londra: Routledge. (Orijinal eser 1945’te yayımlanmıştır.)</p>
<p>Van Der Kolk, B. (2019). <i>Beden Kayıt Tutar: Travmanın İyileşmesinde Beyin, Zihin ve Beden</i>. (Çev. N.C. Maral). İstanbul: Nobel Akademik Yayıncılık.</p>
<p>Van der Kolk, B. (2014). <i>Beden kayıt tutar: Travmanın beyin, zihin ve beden üzerindeki iyileştirici etkileri</i>. New York, NY: Viking.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/hayalet-deprem-algisi-ve-benlik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gelişimin Edebi Dili</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/gelisimin-edebi-dili/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=gelisimin-edebi-dili</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/gelisimin-edebi-dili/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sıla Şallıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Apr 2025 09:00:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gelişim Psikolojisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=3781</guid>

					<description><![CDATA[Çocukluk, masumluğun simgesi olarak anılır. İnsanlar, kendi eksilmiş yaşına dönüp bakar ve yine en çok o döneme dönmek ister. Kişilerin çocukluklarının normal ve huzurlu geçtiğinden değildir aslında bu fikrin doğması. Her şeyin başladığı yerdir, çocukluk. Büyümenin, öğrenmenin, yaşamanın ve kendi olmanın başlangıcıdır. İnsan çocuktur ve beyni beslediği bir bebektir. Büyüme ve Bilinçlenme Süreci İlk olarak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk, masumluğun simgesi olarak anılır. İnsanlar, kendi eksilmiş yaşına dönüp bakar ve yine en çok o döneme dönmek ister. Kişilerin çocukluklarının normal ve huzurlu geçtiğinden değildir aslında bu fikrin doğması. Her şeyin başladığı yerdir, çocukluk. Büyümenin, öğrenmenin, yaşamanın ve kendi olmanın başlangıcıdır. İnsan çocuktur ve beyni beslediği bir bebektir.</p>
<h3><b>Büyüme ve Bilinçlenme Süreci</b></h3>
<p>İlk olarak büyümeyi öğrenir bilinçsizce ve adım adım bilincin basamaklarını çıkar. Düşer, ağlar, kalkar, sosyalleşir, benmerkezcilikten kendiliğe yavaş yavaş geçer. Kişi, düşüncelerini büyütür zihninde. Büyüyen şeylerle baş edebilmek için de öğrenmek gerekir. Öğrenmek, anne karnında başlar ve toprakla son bulur. Öğrenmenin en kritik dönemlerinden biri çocukluktur. Çocuk, kafatasındaki bebeğe yollar açmak ister. Yolların kıvrımlarını düşünmek ister. Bazen çocuk susar. Kendiliğinden mi susar yoksa baskılandığı için mi, bu da çocuk büyüdüğünde anlaşılır.</p>
<h3><b>Yaşamın Temeli: Çocukluk</b></h3>
<p>Çocuk, yaşama doğduğundan itibaren fiilen yaşamaya başlar. Büyürken ve öğrenirken ne kadar kıvrımlarını anlamlandırabilirse ve ne kadar kıvrımlarını benimseyip ona sahip çıkarsa, yaşamının tam olarak olmasa dahi temelinde bir anlamı olur. Fiilen ve ruhen yaşamak, zihnini anlayıp ona sahip çıkmakla başlar belki de.</p>
<p>Her kişi, çocuktur kıvrımının bir köşesinde. Akıldan yoksunluk, patolojik bir kavramla açıklanır. Zaman zaman kişiler anlık kopar gider. Bazen dalgınlığından, bazen yoğunluğundan. Çocukluk fotoğraflarına bakmalı o dönemde. Kim kimi ikna edecek? Kim kimi kendi dönemine sürükleyecek, belirsiz.</p>
<h3><b>Çocukluğa Borçlu Olduğumuz Çocuk</b></h3>
<p>Kişiler, çocukluklarına bu devirde bir çocuk borçlu. Bu çocuk, kişinin kıvrımındaki çocuk. Onu var etme, onu besleme&#8230; En başa dönmek, özellikle kritik dönemlerde, sonradan edinilmiş kimliklerin en kusursuz hali. Genetiğimizle getirdiğimiz özelliklerin filiz vermemiş hali. Beynimiz, flaş bellek anıları önümüze sürmüyor. Belleklerimizde sadece oyuncaklar ve anlatılan masallar. Hayallerimiz var, bu hayaller ben olmak için. Mesleklerimiz de saat başı sevdiğimiz herhangi bir şey. Masumluğun ve insanlığın içinde çocuk gibi yaşayabilme, belki de bir yaratılma sanatının sınavıdır.</p>
<h3><b>Zihnin Başlangıcı ve Sonu: Çocukluk</b></h3>
<p>Her şey zihinde başlar ve biter, derler. Belki de her şey çocuklukta başlar ve ipi tutamadığın zaman çocuklukta biter. Sen devam ettiğini düşünürsün; ancak tıkandığında, aslında başlayan şeyin senin benin olmadığını fark edersin. Kendin olmak için, bunu kanıtlamak için aynı anda birçok tuşa basıp zihninde büyüttüğün fikirleri ve hayalleri aleyhine kullanmaya başlarsın. Büyük bir karmaşa anında zihninden normal olmayı beklemek, çok disiplinli bir idman gerektirebilir. Bu da yaş almayı gerektirir; fakat çocuk idmansızdır ve zihninin kıvrımında tuttuğun tek bir çocuk, seni işin temelini öğrenmeye götürebilir ve sıfırdan öğrenmek de yaşanılan sarsıntılı zamanların daha hafif geçmesini sağlayabilir.</p>
<h3><b>Vücudun ve Ruhun İsyanı</b></h3>
<p>Vücudun zamana ve sahibine baş kaldırışı, kişinin ruhunun yolundan haberdar olmamasından kaynaklanabilir. Yolu kaybetmek, bazen kişinin direksiyona geçmesine neden olurken, bazen yan koltuğa geçmesine neden olabilir. Yan koltukta olmak demek, şoförün artık kişiyi kontrol eden şeyin olması demektir. Bir ergen de belirli bir yaşa kadar çocuktur ve sınav stresi yaşayabilir. Ergen kişisi yolunu kaybettiğinde şoförü stresidir. Her gün şiddet gören bir çocuğun şoförü, şiddet unsuru olan kişidir.</p>
<p>Örnek verecek olursak, X kişisinin çocukluğundan itibaren babasından sürekli şiddet gördüğünü varsayalım. Kişinin hayatının şoförü babası olur. Babası şiddet uygulamadığında bile o unsur, kişiyi hayatının direksiyonunu çeviremeyecek hale getirir. Dünya, direksiyonu babasından almak için geri dönülemeyecek kazalar yapmış kişilerle dolu. Burada baba bir örnek; bir başka kişi için bu kavram değişkenlik gösterebilir.</p>
<h3><b>Gelişimin Sırası ve Önemi</b></h3>
<p>Çocuklar ilk önce emeklemeyi öğrenir, sonra yürümeyi, daha sonra koşmayı. İlk önce dört tekerlekli bisiklet sürmeyi öğretirler, sonra iki tekerleğe düşer bisiklet. Hayat</p>
<p>ının yürüme ve çevirme kısımlarına hâkim olduktan sonra sürme evresine geçerler. Kimisi tek, kimisi çeşit çeşit araba sürmeyi öğrenir. Emeklemeden koşulmaz veya yürümeden sürülmez. Bir çocuktan böyle bir şey istenilemez; ancak bazen isteniliyor.</p>
<p>Hayatının en karmaşık döneminde, otomatik bir refleksle emeklemeye, çaba göstermeye başlayan bir kişiden bir kerede, başka hayatlarda dâhil olmak üzere, bir otobüsün şoförü olması bekleniyor. Bazıları bunu fiziksel, bazıları da psikolojik olarak baskılıyor. Her şeyin bir sırası vardır, özellikle gelişimin. Bu gelişimin çocuk için önemi, patolojik olmanın yanı sıra psikolojik olarak da büyüktür. Özellikle, ötekilerle mücadele etmek için bizimkilerin yükünü al temelini taşıyan cümleler, gelişimin düzenini bozar.</p>
<h3><b>Psikolojik ve Fiziksel Gelişim Dengesi</b></h3>
<p>Psikolojik gelişimin beslenmemiş, sağlıksız bir şekilde büyümesi; buna oranla fiziksel gelişimin akarında gitmesi bir düzensizliktir. İlk başta kulağa ve ebeveynlere olgunluk vasfı kolay ve rahat görünse de, vücudun belirli bir süreçten sonra isyan etmesi de olağandır. Ağlamak, gülmek, şaşırmak, korkmak, sinirlenmek, iğrenmek&#8230; Temel duygularımız, bizlere doğduğumuz andan itibaren verilmiş yaşam alanıdır, insanların içinde ben olabilmenin imzasıdır. Temel duyguların dışa yansıtılması evrensel olsa dahi, kişilerin içlerinde bastırdıkları hissetmelerden ötürü farklılık gösterebilmektedir. Bu bastırımlar, çocuklukta öğretilen şeylerdir.</p>
<h3><b>Çocuk ve Psikoloji: Birbirine Bağlı İki Tanışan</b></h3>
<p>Çocuk ve psikoloji, birbirine geçmişlerden bağlı iki tanışandır. Birbirlerini ne kadar iyi tanırlarsa, o kadar birbirlerine iyi geleceklerdir. Kişi, kendini ne kadar dinlerse ve anlamak için ne kadar mücadele verirse, o zaman direksiyonu kaza yapmadan ele geçirebilir. Her kişi çocuk olmuştur ve her kişi ufak tefek kazalar geçirmiştir. Zihin, her şeyden beslenir; kazalardan, direksiyona zaman zaman geçmiş kavramlardan, gördüklerinden ve görmek istediklerinden&#8230;</p>
<h3><b>Zihin: Bir Araba ve Sınav</b></h3>
<p>Zihin bir arabadır ve başa geçmemen için seni sınar. Geçmişinle ve geleceğinle boğulman için önüne anı seçeneklerini gönderir. Zihin, en çok çocukluktan vurmak ister; o yüzden temelini onunla atar. Masumluğun, çocukluğun bedelini ödeme gereksinimini sunar zihnin, yaş aldıkça. Yola çık diye ısrar ederken, yoldan dön diye korku salar. Çoğu kişi, sosyalliğin ve ruhsal karmaşıklığın arasında kaldığı için her şeyden vazgeçer. Yaşamla başlayan nefes alış, ölümle son bulur.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/gelisimin-edebi-dili/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
