<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Sıla Demircan &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/silademircann/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Sun, 12 Jul 2026 11:13:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Sıla Demircan &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Çocukların Sessiz Dili: Oyun Terapisi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/cocuklarin-sessiz-dili-oyun-terapisi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=cocuklarin-sessiz-dili-oyun-terapisi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/cocuklarin-sessiz-dili-oyun-terapisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sıla Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Jul 2026 11:13:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Oyun Terapisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/cocuklarin-sessiz-dili-oyun-terapisi/</guid>

					<description><![CDATA[Bir çocuğa ‘‘Bugün seni üzen bir şey oldu mu?’’ diye sorulduğunda çoğu zaman ‘‘Hayır’’ cevabı alabilirsiniz. Ancak aynı çocuğun önüne birkaç oyuncak koyulduğunda ortaya bambaşka bir hikaye çıkabilir. Belki oyuncak bebek durmadan ağlıyordur, belki küçük bir ayıcık kimsenin onu görmediği ve duymadığı karanlık bir odada bekliyordur ya da oyuncak arabalar durmadan birbirine çarpıyordur. İlk bakışta [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir çocuğa ‘‘Bugün seni üzen bir şey oldu mu?’’ diye sorulduğunda çoğu zaman ‘‘Hayır’’ cevabı alabilirsiniz. Ancak aynı çocuğun önüne birkaç oyuncak koyulduğunda ortaya bambaşka bir hikaye çıkabilir. Belki oyuncak bebek durmadan ağlıyordur, belki küçük bir ayıcık kimsenin onu görmediği ve duymadığı karanlık bir odada bekliyordur ya da oyuncak arabalar durmadan birbirine çarpıyordur. İlk bakışta bunlar sıradan oyunlar gibi görünse de aslında çocuğun iç dünyasını yansıtacak önemli ipuçları taşıyabilir.</p>
<p>Çocuklar, yetişkinler gibi farklı yaşadıkları duyguları her zaman sözcüklere dökemezler. Korktuklarında, üzüldüklerinde bunu anlatacak doğru kelimeleri bulmaları kolay olmayabilir. Bu nedenle <strong>oyun</strong>, çocuklar için yalnızca bir eğlence değil; aynı zamanda kendilerini ifade ettikleri doğal bir dildir.</p>
<p>Oyun terapisi de bu dili anlamaya çalışan özel bir psikolojik destek sürecidir. Terapi odasında çocuk, oyun kurarken aslında kendi dünyasını inşa etmektedir. Seçtiği oyuncaklar, oluşturduğu hikayeler, canlandırdığı karakterler ve tekrar eden oyunlar çocuğun yaşadığı deneyimlerden izler taşıyabilir. Terapistin görevi ise oyunu yönetmek değil; çocuğun kurduğu dünyaya saygıyla eşlik ederek onu anlamaya çalışmaktır.</p>
<p>Her çocuğun oyunu kendine özgüdür. Aynı oyuncakla oynayan iki çocuk, birbirinden tamamen farklı hikayeler oluşturabilmektedir. Bu nedenle oyun terapisinde önemli olan yalnızca hangi oyuncağın seçildiği değil, çocuğun oyuna yüklediği anlam, kurduğu ilişkiler ve kendini ifade etme biçimidir.</p>
<p>Bazen çocuk oyun sırasında aynı sahneyi defalarca canlandırabilmektedir. Aynı karakterler, aynı oyuncaklar ya da aynı hikaye tekrar tekrar yaşanır. Bunun nedeni çoğu zaman oyunu monotonlaştırmak değildir. Çocuk, baş etmekte zorlandığı ya da anlamlandıramadığı bir duyguyu kendi hızında işlemeye çalışıyor olabilir. Oyun ona bunu güvenli bir şekilde yapabileceği bir alan sunar.</p>
<p>Terapi odası, çocuğun yargılanmadan kabul gördüğü güvenli bir alandır. Bu ortamda çocuk, öfkesini, korkularını, özlemlerini ya da hayal kırıklıklarını oyun aracılığıyla ortaya koyabilir. Bazen kelimelerle anlatamadığı duygularını bir oyuncak bebeğe yükler, bazen de bir kuklanın yaşadıkları üzerinden kendi hikayesini anlatır. Terapist ise bu sürece yön vermekten ziyade, çocuğun duygularını anlamaya ve ona eşlik etmeye odaklanır.</p>
<p>Belki de çocukları anlamanın ilk adımı, onlara daha fazla soru sormak değil; bazen sessizce oyunlarını izlemektir. Çünkü çocuklar çoğu zaman kelimelerle anlatamadıklarını oyun aracılığıyla aktarabilirler. Bir oyunun içinde saklı kalan küçük bir ayrıntı, bazen uzun cümlelerin anlatamadığını ifade edebilir.</p>
<p>Oyun terapisi, çocuğun kurduğu bu dünyaya saygıyla yaklaşmayı ve onun anlattıklarını kendi dili üzerinden anlamayı amaçlar. Çocuğun kendini güvende hissettiği, kabul gördüğü ve duygularını özgürce ifade edebildiği bu süreç, yalnızca yaşadığı güçlüklerle baş etmesine değil; aynı zamanda kendini tanımasına ve duygusal olarak güçlenmesine de katkı sağlamaktadır.</p>
<p>Belki de en önemlisi, çocukların dünyasına yetişkinlerin gözünden bakmaya çalışmak yerine, onların oyunlarının bize anlattıklarını duymaya çalışmaktır. Çünkü bazen bir çocuğun en güçlü cümlesi, söylediği sözler değil; sessizce kurduğu oyundur.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/cocuklarin-sessiz-dili-oyun-terapisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Dürtüselliği Anlamak: ‘‘ Şimdi Olsun! ’’</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/cocuklarda-durtuselligi-anlamak-simdi-olsun/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=cocuklarda-durtuselligi-anlamak-simdi-olsun</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/cocuklarda-durtuselligi-anlamak-simdi-olsun/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sıla Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 May 2026 22:55:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Zihin ve Davranış]]></category>
		<category><![CDATA[Bekleme becerisi]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[davranış yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[Dürtü kontrolü]]></category>
		<category><![CDATA[Dürtüsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Duygu Düzenleme]]></category>
		<category><![CDATA[Ebeveyn tutumu]]></category>
		<category><![CDATA[Okul öncesi dönem]]></category>
		<category><![CDATA[Sınır koyma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=33564</guid>

					<description><![CDATA[‘‘Anne şimdi!’’ ‘‘Şimdi alabilir miyim?’’ ‘‘Biraz daha bekleyemem!’’ ‘‘Hemen olsun!’’ Bu cümleler birçok ebeveyn için tanıdık bir deneyimdir. Çocukların istekleri hemen gerçekleşmelidir. Ancak, bu durum çoğu zaman ebeveynler için zorluk yaratabilir. Çocukların &#8220;Şimdi alabilir miyim?&#8221;, &#8220;Hemen olsun&#8221;, &#8220;Beklemek istemiyorum&#8221; gibi ifadeleri, genellikle sabırsızlık, inatçılık veya şımarıklık olarak adlandırılır. Fakat psikolojik açıdan bakıldığında, bu davranışların temelinde [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>‘‘Anne şimdi!’’</p>
<p>‘‘Şimdi alabilir miyim?’’</p>
<p>‘‘Biraz daha bekleyemem!’’</p>
<p>‘‘Hemen olsun!’’</p>
<p>Bu cümleler birçok ebeveyn için tanıdık bir deneyimdir. Çocukların istekleri hemen gerçekleşmelidir. Ancak, bu durum çoğu zaman ebeveynler için zorluk yaratabilir. Çocukların &#8220;Şimdi alabilir miyim?&#8221;, &#8220;Hemen olsun&#8221;, &#8220;Beklemek istemiyorum&#8221; gibi ifadeleri, genellikle sabırsızlık, inatçılık veya şımarıklık olarak adlandırılır. Fakat psikolojik açıdan bakıldığında, bu davranışların temelinde farklı bir yapı yatmaktadır: <strong>dürtüsellik</strong>.</p>
<p>Dürtüsellik, çocuğun içinden gelen istekleri erteleme becerisinin henüz yeterince olgunlaşmamış olmasıyla ilişkilidir. Özellikle okul öncesi dönemde bu durum oldukça yaygındır ve tek başına patolojik bir anlam taşımamaktadır. Çünkü beynin planlama, kontrol etme ve bekleme gibi işlevlerinden sorumlu bölgeleri gelişim sürecindedir.</p>
<p>Beynin ön bölgesi, dürtü kontrolü, dikkat ve planlama gibi işlevlerden sorumludur ve çocukluk boyunca gelişimini sürdürmektedir. Bu nedenle çocukların &#8220;hemen olsun&#8221; tepkileri, çoğunlukla bilinçli bir tercihten ziyade gelişimsel bir süreçle ilişkilidir.</p>
<p>Kritik olan nokta, bu davranışların ne sıklıkta ve yoğunlukta ortaya çıktığıdır. Her çocuk zaman zaman sabırsız davranabilir. Ancak bu durum sürekli hale gelirse, sosyal ilişkileri etkiliyorsa ve günlük işlevsellikte zorluk yaratıyorsa, gelişimsel açıdan daha dikkatli bir değerlendirme gerekmektedir.</p>
<p>Dürtüselliği yalnızca çocuğun karakteriyle açıklamak eksik bir yaklaşımdır. Çevresel koşullar da bu süreci doğrudan etkileyebilir. Net olmayan kurallar, tutarsız sınırlar ve yoğun uyarıcılara maruz kalma (örneğin dijital içerikler), çocuğun kendini düzenleme becerisini zorlayabilir. Ayrıca, bazı çocuklar duygularını sözel olarak ifade edemediklerinde davranış yoluyla kendilerini ortaya koyabilirler.</p>
<p>Bu nedenle müdahale yaklaşımı, &#8220;davranışı durdurmak&#8221; değil, &#8220;beceriyi geliştirmek&#8221; olmalıdır. Dürtü kontrolü öğrenilebilir bir süreçtir. Çocuğun bu beceriyi geliştirebilmesi için somut, tutarlı ve anlaşılır yönlendirmelere ihtiyaç vardır.</p>
<p>Örneğin, bir çocuk markette istediği bir ürünü hemen almak isteyebilir. Bu durumda yalnızca &#8220;hayır&#8221; demek çoğu zaman yeterli olmaz ve çatışmayı artırabilir. Bunun yerine, &#8220;Şu an alamıyoruz ama alışveriş bittikten sonra birlikte bakabiliriz&#8221; gibi bir yönlendirme, hem sınırı korur hem de çocuğun bekleme becerisini destekler. Bekleme süresi küçük adımlarla artırılabilir ve zaman zaman geri sayım gibi yöntemlerle süreç somutlaştırılabilir. Aynı zamanda çocuğa sınırlı seçenekler sunmak da kontrol hissini destekler ve dürtüsel tepkileri azaltabilir.</p>
<p>Örneğin, &#8220;bekle&#8221; ifadesi çocuk için soyut kalabilir. Bunun yerine zamanın yapılandırılması olarak &#8220;biraz sonra&#8221;, &#8220;şu iş bittiğinde&#8221; gibi ifadeler, çocuğun süreci daha iyi anlamasına yardımcı olur. Duyguların kabul edilmesi de önemlidir: &#8220;Bunu hemen yapmak istemen çok normal, beklemek şu an zor geliyor olabilir&#8221; gibi ifadelerle çocuğun hisleri önemsenmelidir.</p>
<p>Eğer dürtüsellik sık tekrar ediyor, yoğun öfke patlamalarına neden oluyorsa, akran ilişkilerini belirgin şekilde zorluyorsa veya okul uyumunu etkiliyorsa, bir uzmandan destek almak faydalı olabilir. Çünkü bazı durumlarda bu davranışlar daha kapsamlı bir değerlendirme gerektirebilir.</p>
<p>Çocuklar çoğu zaman anlatılanlardan çok, karşılarında gördüklerini içselleştirir. Bu yüzden yetişkinlerin zor anlarda nasıl tepki verdiği, ne kadar sabır gösterdiği ve ne kadar tutarlı olduğu, çocuk için doğrudan bir rehber niteliğindedir. Günlük hayatta sergilenen davranışlar, çoğu zaman söylenenlerden daha kalıcı bir etki bırakmaktadır.</p>
<p>Bu açıdan bakıldığında, dürtüsellik çoğunlukla &#8220;düzeltilmesi gereken bir sorun&#8221; değil, gelişimin doğal bir parçası olarak görülmelidir. Buradaki asıl ihtiyaç, çocuğu baskılamak değil; onu anlamak, duygusunu fark etmek ve uygun şekilde yönlendirebilmektir.</p>
<p>Bir davranışa müdahale etmeye çalışmadan önce, o davranışın altında yatan ihtiyacı fark etmek önemlidir. Çünkü çocuk anlaşıldığını hissettiğinde, değişim çoğu zaman kendiliğinden ve daha sağlıklı bir şekilde ortaya çıkar.</p>
<p>Bu nedenle çocuk davranışlarını değerlendirirken odak noktası &#8220;Nasıl değiştiririm?&#8221; değil, &#8220;Bu davranışın altında ne var?&#8221; olmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/cocuklarda-durtuselligi-anlamak-simdi-olsun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital Çağda Duygular: Yapay Zekaya Anlatılan Hayatlar</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/dijital-cagda-duygular-yapay-zekaya-anlatilan-hayatlar/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=dijital-cagda-duygular-yapay-zekaya-anlatilan-hayatlar</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/dijital-cagda-duygular-yapay-zekaya-anlatilan-hayatlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sıla Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Apr 2026 22:55:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=30295</guid>

					<description><![CDATA[Son yıllarda teknoloji yalnızca günlük yaşamı kolaylaştırmakla kalmayıp, aynı zamanda duygularımızı ifade etme biçimimize de değiştirdi. Özellikle yapay zeka tabanlı sistemlerin yaygınlaşmasıyla birlikte, bireylerin psikolojik destek arayışlarında farklı bir eğilim ortaya çıktı: Psikoloğa gitmek yerine yapay zeka ile konuşmak. Bu durum, ilk bakışta bireyler için basit bir tercih olarak görünse de aslında modern insanın ihtiyaçlarını [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="container">
<div id="model-response-message-contentr_58f16d9cc84363ee" class="markdown markdown-main-panel stronger enable-updated-hr-color" dir="ltr" aria-live="polite" aria-busy="false">
<p data-path-to-node="1">Son yıllarda teknoloji yalnızca günlük yaşamı kolaylaştırmakla kalmayıp, aynı zamanda duygularımızı ifade etme biçimimize de değiştirdi. Özellikle yapay zeka tabanlı sistemlerin yaygınlaşmasıyla birlikte, bireylerin psikolojik destek arayışlarında farklı bir eğilim ortaya çıktı: Psikoloğa gitmek yerine yapay zeka ile konuşmak. Bu durum, ilk bakışta bireyler için basit bir tercih olarak görünse de aslında modern insanın ihtiyaçlarını ve beklentilerini anlamak açısından oldukça önemli ipuçları barındırıyor.</p>
<p data-path-to-node="2">Bu tercihin en belirgin nedenlerinden biri, bireyin kendini rahat ve güvende hissetme ihtiyacıdır. Psikolojik destek süreci; anlaşılmama endişesi, yargılanma korkusu ya da kendini açıkça ifade edememe gibi çeşitli engeller içerebilmektedir. Yapay zeka ile kurulan iletişimde ise bu tür kaygılar azalmaktadır. Çünkü birey, karşısında bir insan olmadığını bildiği için daha açık, daha kontrollü ve çoğu zaman daha dürüst bir şekilde kendini ifade edebilmektedir. Bu da özellikle içe dönük ya da çekingen bireylerde önemli bir avantaj sağlamaktadır.</p>
<h2 data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Erişilebilirlik ve Hızın Etkisi</b></h2>
<p data-path-to-node="4">Bunun yanında <b data-path-to-node="4" data-index-in-node="14">erişebilirlik</b> ve hız da bu tercihi etkileyen önemli faktörler arasında yer almaktadır. Günümüz insanı yoğun bir tempo içinde yaşamaktadır ve çoğu zaman süreçlere ayıracak zamanı ya da enerjiyi bulmakta zorlanır. Psikoloğa gitmek belirli bir planlama, zaman ve çoğu durumda ekonomik kaynak gerektirirken; yapay zekaya ulaşmak zahmetsiz ve oldukça hızlıdır. Bu da bireylerin anlık olarak rahatlama ihtiyacını karşılamada etkili bir rol oynamaktadır.</p>
<p data-path-to-node="5">Öte yandan, yapay zeka ile kurulan iletişimin bireye sunduğu kolaylıklar, onun sınırlarını da beraberinde getirir. Yapay zeka, bireyin söylediklerine mantıklı ve düzenli yanıtlar verebilir, düşünceleri organize etmeye yardımcı olabilir; ancak insanın insana temas ettiği terapötik ilişkinin yerine tam anlamıyla doldurduğu söylenemez. Psikolojik danışmanlık sürecinde empati, duygusal bağ, beden dili ve karşılıklı iletişim gibi unsurlar oldukça etkilidir. Bu nedenle yapay zeka daha çok destekleyici bir araç olarak değerlendirilmeli, bir alternatiften ziyade tamamlayıcı bir unsur olarak görülmelidir.</p>
<h2 data-path-to-node="6"><b data-path-to-node="6" data-index-in-node="0">Farkındalık Yolunda Bir İlk Adım</b></h2>
<p data-path-to-node="7">Dikkat çeken bir diğer nokta ise, yapay zekanın aslında bireyler için bir ‘‘ilk adım’’ işlevi görebilmesidir. Kimi insanlar duygularını doğrudan bir uzmanla paylaşmakta zorlanabilmektedir. Bu durumda yapay zeka ile başlamak, kişinin kendini ifade etme sürecini kolaylaştırabilir ve <b data-path-to-node="7" data-index-in-node="282">farkındalık</b> kazanmasına yardımcı olabilir. Bu farkındalık, daha sonraki süreçte profesyonel destek almaya geçişi de kolaylaştırabilir.</p>
<p data-path-to-node="8">Sonuç olarak, yapay zekaya duyulan ilginin artışı yalnızca teknolojik ilerlemenin bir çıktısı değil; aynı zamanda insanın değişen ihtiyaçlarının, hız arayışının ve duygularını daha güvenli alanlarda ifade etme ihtiyacının bir yansımasıdır. Günümüzde birçok kişi, yargılanma korkusu olmadan konuşabileceği, anında dönüş alabileceği ve kendini daha az savunmasız hissedeceği yolları tercih etmektedir. Bu yönüyle yapay zeka, önemli bir boşluğu doldurur gibi görünmektedir.</p>
<h2 data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">İnsan Temasının İyileştirici Gücü</b></h2>
<p data-path-to-node="10">Ancak gözden kaçırılmaması gereken temel bir nokta vardır; Cevap almak geçici rahatlama sağlayabilir; fakat insanın asıl ihtiyacı derinlemesine anlaşılmaktır. Anlaşılmak ise yalnızca kelimelerle değil; bakışla, ses tonuyla, sessizlikle ve kurulan o görünmez bağla mümkündür. Belki de bu yüzden, ne kadar gelişirse gelişsin, hiçbir teknoloji insanın insana temas ettiği o <b data-path-to-node="10" data-index-in-node="371">iyileştirici</b> alanın yerini tam anlamıyla dolduramaz. Çünkü bazı duygular vardır ki; ancak başka bir insanın varlığında gerçekten anlam bulur.</p>
<h2 data-path-to-node="11"><b data-path-to-node="11" data-index-in-node="0">KAYNAKÇA</b></h2>
<p data-path-to-node="11">Ülker, S. V., &amp; Akkan, G. (2023). Ruh hizmetlerinde yapay zeka uygulamaları ve ilişkili teknolojiler. Fenerbahçe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 3(2), 242-263.</p>
<p data-path-to-node="11">Akalın, B., &amp; Veranyurt, Ü. (2020). Sağlıkta dijitalleşme ve yapay zeka. SDÜ Sağlık Yönetimi Dergisi, 2(2), 128-137.</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/dijital-cagda-duygular-yapay-zekaya-anlatilan-hayatlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Günümüzde Sınır Koyma: Neden Bu Kadar Zor?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/gunumuzde-sinir-koyma-neden-bu-kadar-zor/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=gunumuzde-sinir-koyma-neden-bu-kadar-zor</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/gunumuzde-sinir-koyma-neden-bu-kadar-zor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sıla Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Mar 2026 22:35:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=27815</guid>

					<description><![CDATA[Günümüzde çoğu insan gün içinde istemediği halde ‘‘tamam’’ dediği anlar yaşamaktadır. Yoğun olduğu bir günde ek bir sorumluluk alır, rahatsızlık duyduğu bir davranışı dile getirmez veyahut sırf ortam gerilmesin diye sessiz kalmayı tercih etmektedir. O an kişi için çatışmadan kaçmak kolay görünebilir ancak sonrasında hissedilen huzursuzluk aslında ihmal edilen bir ihtiyacın işaretidir. Bu noktada ise [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">Günümüzde çoğu insan gün içinde istemediği halde ‘‘tamam’’ dediği anlar yaşamaktadır. Yoğun olduğu bir günde ek bir sorumluluk alır, rahatsızlık duyduğu bir davranışı dile getirmez veyahut sırf ortam gerilmesin diye sessiz kalmayı tercih etmektedir. O an kişi için çatışmadan kaçmak kolay görünebilir ancak sonrasında hissedilen huzursuzluk aslında ihmal edilen bir ihtiyacın işaretidir. Bu noktada ise temel soru şudur: Sınır koymak biz insanlar için neden bu kadar zorlayıcıdır?</p>
<p data-path-to-node="2">Psikolojik sınırlar, kişinin duygusal, fiziksel ve zihinsel alanını koruyabilme kapasitesi olarak düşünülebilir. Sınır koymak; ilişkiyi sonlandırmak ya da mesafe yaratmak değildir; kişinin kendi ihtiyaçlarını görünür hala getirebilmesidir. Buna rağmen çoğu kişi için sınır koymak; sertlik, bencillik, kabalık ile eş anlamlıymış gibi algılanmaktadır. Oysa sağlıklı sınırlar, kişinin hem <b data-path-to-node="2" data-index-in-node="386">benlik bütünlüğünü</b> hem de ilişkilerini sürdürebilmesini desteklemektedir.</p>
<h2 data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Reddedilme Korkusu ve Kabul Görme İhtiyacı</b></h2>
<p data-path-to-node="4">Günümüzde sınır koymayı zorlaştıran en önemli faktörlerden birisi ise reddedilme korkusudur. İnsan sosyal bir varlıktır ve kabul görme ihtiyacı psikolojik iyi oluşla yakından ilişkilidir. Bu ihtiyaç, bazı durumlarda kişinin kendi ihtiyaçlarını geri plana atmasına yol açabilmektedir. Özellikle erken dönem deneyimlerinde sevginin koşullu algılandığı ortamlarda, ‘‘uyumlu olursam eğer değer görürüm’’ şeklinde bir inanç geliştirebilir. Bu inanç, yetişkinlikte de etkisini sürdürerek hayır demeyi bir tehdit davranışı gibi hissettirebilir.</p>
<h2 data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">Suçluluk Duygusu ve Toplumsal Normlar</b></h2>
<p data-path-to-node="6">Bir diğer boyut ise suçluluk duygusudur. Toplumsal normlar çoğu zaman fedakarlığı yüceltmektedir. Başkaları için çaba göstermek elbette ki ilişki kurmanın doğal bir parçasıdır. Lakin bu durum kişinin sürekli olarak kendini geri plana atmasına dönüştüğünde bu durum psikolojik bir yük haline gelebilmektedir. Kişi kendi sınırını ifade ettiğinde ‘‘bencil’’ olarak değerlendirileceğini düşünebilir. Bu düşünce ise sınır koyma davranışını bastıran güçlü bir içsel mekanizma haline gelmektedir.</p>
<h2 data-path-to-node="7"><b data-path-to-node="7" data-index-in-node="0">Çatışmadan Kaçınma Eğilimi</b></h2>
<p data-path-to-node="8">Çatışmadan kaçınma eğilimi de sürecin oldukça önemli bir parçasıdır. Bazı kişiler için olası bir yoğun kaygı, gerilim, endişe anlamına gelir. Bu nedenle kısa vadede sessiz kalmak onlar için daha güvenli bir seçenek gibi görünmektedir. Ancak bastırılan duygu ve ihtiyaçlar zamanla birikir. İfade edilmeyen sınırlar, içsel gerginlik, kırgınlık, huzursuzluk ve değersizlik duygularına zemin hazırlayabilmektedir. Kişi dışarıdan uyumlu görünürken aynı zamanda iç dünyasında giderek artış gösteren bir rahatsızlık yaşayabilmektedir.</p>
<h2 data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">Benlik Algısı ve Rollerin Etkisi</b></h2>
<p data-path-to-node="10">Sınır koyamamak, <b data-path-to-node="10" data-index-in-node="17">benlik algısı</b> ile de ilişkilidir. Kimi insanlar kendilerini ‘‘her zaman anlayışı, hep güçlü ya da fedakar’’ biri olarak tanımlamaktadır. Bu roller, zamanla kişinin kimliğinin bir parçasına dönüşebilmektedir. Böyle bir durumda ise sınır koymak, yalnızca bir davranış değişikliği değildir, aynı zamanda kimlik algısında bir dönüşüm anlamına gelmektedir. Bu da süreci daha karmaşık hale getirmektedir.</p>
<h2 data-path-to-node="11"><b data-path-to-node="11" data-index-in-node="0">Sağlıklı Sınırların İlişkilere Katkısı</b></h2>
<p data-path-to-node="12">Oysa sınır koymak, ilişkileri zayıflatan bir unsur değildir. Aksine belirsizliği azaltır ve karşılıklı beklentilerin netleşmesine olanak sağlamaktadır. Kişi kendi ihtiyaçlarını ifade edebildiğinde daha kendine has bir ilişki zemini oluşturur. Sürekli uyum sağlamak kısa vadede huzur sağlıyor gibi görünse de uzun vadede <b data-path-to-node="12" data-index-in-node="320">içsel tükenmişliğe</b> yol açabilmektedir. Sağlıklı sınırlar ise kişinin hem kendisiyle hem de çevresiyle daha dengeli bir ilişki kurmasına katkı sağlamaktadır.</p>
<h2 data-path-to-node="13"><b data-path-to-node="13" data-index-in-node="0">Sınır Koyma Becerisini Geliştirmek</b></h2>
<p data-path-to-node="14">Sınır koymak öğrenilebilir bir beceridir. Bu süreç, öncelik olarak kişinin kendi duygularını ve ihtiyaçlarını fark etmesiyle başlamaktadır. Ne zaman rahatsızlık hissedildiğini ayırt edebilmek, sınır ihlalini tanıyabilmenin ilk adımıdır. Ardından bu ihtiyacı açık ve saygılı bir dille ifade etmek gelmektedir. Sınır koymak pasif kalmak değildir. Daha çok kişinin kendi alanını sakin ama net bir biçimde sahiplenmesidir.</p>
<p data-path-to-node="15">Belki de mesele, hayır diyebilmekten çok aslında hayır demenin sonuçlarına tahammül edebilmektir. Herkes tarafından onaylanmak mümkün değildir. Ancak kişi kendi sınırlarını yok saydığı bir ilişkide, gerçek anlamda var olması da oldukça güçtür.</p>
<p data-path-to-node="16">Sınır koymak bazen risklidir; fakat hiçbir zaman kendini kaybetmekten daha riskli değildir. Bazen en küçük ‘‘hayır’’, kişinin kendisine verdiği en güçlü ‘‘evet’’idir.</p>
<h2 data-path-to-node="18"><b data-path-to-node="18" data-index-in-node="0">KAYNAKÇA</b></h2>
<p data-path-to-node="18">Güner, M. I., &amp; Doğan, O. (2025). Kişisel sınır kavramının gelişimde psikoterapi alımının rolü. Karaelmas Sosyal Bilimler Dergisi, 3(1), 30-43. Albayrak, S., Asık, E., Aydoğdu, B., Yaman, A., ve Üstün, E. (2023). Ergenlerde benlik algısı ile hayır diyebilme arasındaki ilişki. Genel Sağlık Bilimleri Dergisi, 5(2), 135-144.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/gunumuzde-sinir-koyma-neden-bu-kadar-zor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bağlanmanın Sessiz İzleri: İlişkilerde Tekrar Eden Hikayelerimiz?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/baglanmanin-sessiz-izleri-iliskilerde-tekrar-eden-hikayelerimiz/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=baglanmanin-sessiz-izleri-iliskilerde-tekrar-eden-hikayelerimiz</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/baglanmanin-sessiz-izleri-iliskilerde-tekrar-eden-hikayelerimiz/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sıla Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Feb 2026 23:05:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aşk ve İlişkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=24916</guid>

					<description><![CDATA[Bazen bir ilişkide olup bitenler bize tanıdık gelir. Henüz ortada somut bir sorun yokken içimizi kaplayan huzursuzluk, karşımızdaki kişi bizi biraz mesafe aldığında artan endişe ya da biri bize yaklaştığında istemsizce geri çekilme isteği… Çoğu zaman bu tepkiler o anki durumla açıklarız. Oysa birçok ilişkisel davranış, bugüne ait gibi görünse de geçmişten taşınan duygusal öğrenmelerin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">Bazen bir ilişkide olup bitenler bize tanıdık gelir. Henüz ortada somut bir sorun yokken içimizi kaplayan huzursuzluk, karşımızdaki kişi bizi biraz mesafe aldığında artan endişe ya da biri bize yaklaştığında istemsizce geri çekilme isteği… Çoğu zaman bu tepkiler o anki durumla açıklarız. Oysa birçok ilişkisel davranış, bugüne ait gibi görünse de geçmişten taşınan duygusal öğrenmelerin izlerini taşır.</p>
<p data-path-to-node="2">İnsan doğası gereği ilişki kurmak ister; anlaşılmak, görülmek ve güvende hissetmek temel ihtiyaçlarımız arasındadır. Ancak bu ihtiyaçları nasıl ifade ettiğimiz, çoğunlukla çocukluk döneminde bakım verenle kurduğumuz ilişki biçimiyle şekillenir. Bu erken deneyimler, yetişkinlikte kurduğumuz bağlarda nasıl yakınlaştığımızı, nasıl uzaklaştığımızı ve duygusal zorlanmalar karşısında nasıl tepki verdiğimizi sessizce belirler.</p>
<h2 data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Güvenli Bağlanma ve İlişkisel Denge</b></h2>
<p data-path-to-node="4">Bazı insanlar ilişkilerde daha dengeli bir duruş sergiler. Yakınlık onlar için boğucu değildir, mesafe ise yoğun bir tehdit yaratmaz. Duygusal ihtiyaçlarını ifade etmekte görece daha rahattırlar ve karşısındakinin davranışlarını hemen kişisel bir reddedilme olarak yorumlama eğiliminde olmazlar. Bu durum, <b data-path-to-node="4" data-index-in-node="306">güvenli</b> bağ kurma biçiminin bir yansıması olarak değerlendirilebilir.</p>
<h2 data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">Belirsizliğin Yarattığı Kaygı Döngüsü</b></h2>
<p data-path-to-node="6">Ancak herkes bu kadar rahat hissetmeyebilir. Bazı kişiler için belirsizlik, ilişkide en zorlayıcı duygulardan biridir. Mesajların gecikmesi, tonun değişmesi ya da küçük bir mesafe bile yoğun kaygıyı tetikleyebilir. İç dünyada ‘‘Bir şey mi yanlış gidiyor?’’, ‘‘Beni artık istemiyor mu?’’ gibi sorular dolaşmaya başlar. Bu hassasiyet, çoğu zaman çocuklukta sevginin sürekliliğine dair net bir deneyim yaşanmamasından kaynaklanır. Sevgi vardır ama ne zaman ve nasıl geleceği öngörülmezdir. Yetişkinlikte ise bu belirsizlik, ilişkilerde aşırı teyit ihtiyacı ve yoğun <b data-path-to-node="6" data-index-in-node="563">bağlanma</b> davranışları olarak ortaya çıkabilir.</p>
<h2 data-path-to-node="7"><b data-path-to-node="7" data-index-in-node="0">Yakınlıktan Kaçınma ve Bağımsızlık Savunması</b></h2>
<p data-path-to-node="8">Bir diğer grupta ise yakınlık farklı bir şekilde zorlayıcıdır. Bu kişiler için fazla duygusal temas, özgürlüğün kaybolacağı ya da kontrol edilecekleri hissini doğurabilir. Biri onlara yaklaştığında geri çekilmek, duygusal mesafeyi artırmak ya da konuyu yüzeyde tutmak bir korunma yöntemi haline gelir. Bunun altında çoğu zaman çocuklukta ihtiyaç duyulan duygusal desteğin yeterince karşılanmaması yatar. Böyle bir ortamda büyüyen çocuk, zamanla kimseye ihtiyaç duymamayı öğrenir; yetişkinlikte de bağımsızlığı aşırı vurgulayan ilişki tutumları geliştirebilir.</p>
<h2 data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">Ortak İhtiyaç Farklı Yöntemler</b></h2>
<p data-path-to-node="10">İlginç olan şudur; Yakınlıktan kaçanlar da, yakınlığa tutunanlar da temelde aynı şeyi ister; güvende olmak ve değer görmek. Ancak biri bunu yakınlaşarak sağlamaya çalışırken, diğeri mesafe koyarak güvenli kalmaya çalışır. Bu karşıt tepkiler, ilişkilerde sıkça gördüğümüz anlaşılmama ve döngüsel çatışmaların temelini oluşturur.</p>
<h2 data-path-to-node="11"><b data-path-to-node="11" data-index-in-node="0">Farkındalıkla Değişime Adım Atmak</b></h2>
<p data-path-to-node="12">Bu noktada bağlanma örüntülerini bilmek, insanın kendisine başka bir gözle bakmasını sağlar. ‘‘Neden böyle hissediyorum?’’ sorusu, zamanla ‘‘Bu tepkimin kökeni nereden geliyor?’’ sorusuna dönüşür. Bu değişim, kişinin davranışlarını otomatik tepkiler olarak değil, öğrenilmiş duygusal kalıplar olarak görmesine yardımcı olur. Bu farkındalık, değişimin en güçlü başlangıç noktasından biridir.</p>
<p data-path-to-node="13">Örneğin, biri partnerinin sessizliğini hemen reddedilme olarak yorumlandığını fark ettiğinde, bu düşüncenin mutlak gerçek olmadığını ayırt etmeye başlayabilir. Ya da bir başkası, ilişkide geri çekilme eğilimini fark ettiğinde, bunun gerçekten ilişkiyi istememekten mi yoksa yakınlıktan korunma ihtiyacından mı kaynaklandığını sorgulayabilir. Bu tür içsel gözlemler, ilişkilerde daha sağlıklı iletişim kurmanın ve daha esnek tepkiler geliştirmenin önünü açar.</p>
<h2 data-path-to-node="14"><b data-path-to-node="14" data-index-in-node="0">Yeniden Yazılan Duygusal Hikayeler</b></h2>
<p data-path-to-node="15">Bağlanma örüntüleri kalıcı kaderler değildir. Ancak değişmeleri, onları fark etmekle başlar. İnsan kendi duygusal reflekslerini tanıdıkça, ilişkilerde daha bilinçli seçimler yapma kapasitesi kazanır. Bu da yalnızca romantik ilişkilerde değil, arkadaşlıklar, aile bağları ve hatta kişinin kendisiyle kurduğu ilişkide bile daha dengeli bir duruş geliştirmesine katkı sağlar.</p>
<p data-path-to-node="16">Sonuç olarak, ilişkilerde tekrar eden duygusal hikayelerimiz tesadüf değildir. Bunlar, geçmişten bugüne taşınan bağlanma deneyimlerinin bugünkü yansımalarıdır. Bu hikayeleri fark etmek, yeniden yazmak için ilk adımdır. Belki de asıl güç, başkasını değil önce kendi <b data-path-to-node="16" data-index-in-node="265">farkındalık</b> biçimimizi anlamakta saklıdır.</p>
<h2 data-path-to-node="18"><b data-path-to-node="18" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<p data-path-to-node="18">Sümer, N., &amp; Güngör, D. (1999). Yetişkinlik bağlanma stilleri ölçeklerinin Türk örneklemi üzerinde psikometrik değerlendirmesi ve kültürlerarası bir karşılaştırma. Türk Psikoloji Dergisi, 14(43), 71-106. Bitgi, B. E., &amp; Akyol, C. Ç. (2025). Bağlanma stilleri, eş seçimi ve evlilik öncesi psikolojik danışma. Aile Psikolojik Danışmanlığı Dergisi, 8(1), 25-45. Babahanoğlu, R. (2021). Gençlerin bağlanma stilleri ile eş seçimi arasındaki ilişkinin incelenmesi. Tıbbi Sosyal Hizmet Dergisi, 17, 98-118.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/baglanmanin-sessiz-izleri-iliskilerde-tekrar-eden-hikayelerimiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
