<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Şeyma Kacar &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/seymakacar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Wed, 18 Jun 2025 10:22:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Şeyma Kacar &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Panik Atak Geliyorum Der mi?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/panik-atak-geliyorum-der-mi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=panik-atak-geliyorum-der-mi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/panik-atak-geliyorum-der-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şeyma Kacar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Jun 2025 10:22:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=7311</guid>

					<description><![CDATA[Aklımı kaybediyorum? Ellerim titremeye başladı, sanırım bayılacağım. Yeniden atak mı geçiriyorum acaba? Ölecekmişim gibi hissediyorum? Yine aynı şeyleri yaşayacak mıyım? Bunlar panik atak yaşayan bireylerin sahip olduğu endişeli ve panik düşüncelerden birkaçıdır. Bir kez bu duyguyu yaşayanlar ufak bir endişe halinde sinir sistemleri tarafından uyarılarak gittikçe artan panik, stres ve korku duyguları yaşarlar. Peki, neden [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aklımı kaybediyorum? Ellerim titremeye başladı, sanırım bayılacağım. Yeniden atak mı geçiriyorum acaba? Ölecekmişim gibi hissediyorum? Yine aynı şeyleri yaşayacak mıyım? Bunlar <strong>panik atak</strong> yaşayan bireylerin sahip olduğu endişeli ve panik düşüncelerden birkaçıdır. Bir kez bu duyguyu yaşayanlar ufak bir endişe halinde sinir sistemleri tarafından uyarılarak gittikçe artan panik, stres ve korku duyguları yaşarlar.</p>
<p><em><strong>Peki, neden böyle hisseder ve söyleriz?</strong></em></p>
<p>Bir tehditle veya tehlikeyle karşılaştığımızda tüm canlıların ortak tepkisi 2 şekilde olacaktır. Ya bu tehlikeyle yüzleş ya da bu tehlikeden arkanı bakmadan kaç. Bu &#8220;<strong>savaş ya da kaç</strong>&#8221; tepkisi olarak adlandırılır. Bu tepkiler tehlikeli durum karşısında hayat kurtarıcı olabilir. Bu 2 seçenek arasında kalırken bedenimiz de birtakım tepkiler verebilir. Örneğin; kalp hızımız atar, midemiz kasılır, ellerimiz titrer, bacaklarımız uyuşur ve nefes alamıyormuş gibi hissederiz.</p>
<p>Eğer ortada tehlikeli bir durum yokken bedenimiz yanlış alarm veriyor ve <strong>savaş ya da kaç</strong> mekanizmamız aktif oluyorsa o zaman yaşadığımız şeyi &#8220;<strong>panik atak</strong>&#8221; olarak tanımlayabiliriz. Bu sahte alarm tepkilerini birkaç kez yaşadığımızda ve sonrasında aynı durumlar karşısında yeniden panik olacağınızı düşünebilirsiniz. Örneğin; arabanızla birlikte tünelden geçiyorsunuz ve panik yaşadınız, elleriniz titremeye, bacaklarınız uyuşmaya başladı. Yeniden bir tünelden geçmenizi gerektirecek zamanlarda elleriniz aynı şekilde titreyip, bacaklarınızın uyuştuğunu hissedebilirsiniz. Böyle bir durumda farkında olmamız gereken yaşadığınız olayın mekâna bağlı olmadığıdır. Yani bu durumu panik olduğumuz için yaşıyoruz. Farkında olmadığımızda yaşadığımız durumun girdiğimiz mekânlardan dolayı olduğunu düşünür, paniği mekânla bağdaştırır ve bu alanlardan uzak durmaya başlarız. Hatta bir süre sonra isimlerini duymak bile bize duyumsadığımız tepkileri tekrardan yaşatabilir. Bu durumu çoğumuz hayatlarımızda bir kez yaşadık ya da yaşayacağız. Zaten daha öncesinde böyle bir deneyimimiz varsa bunun oldukça korkutucu olabileceğini biliyorsunuzdur.</p>
<p>Zihnimiz hissettiğimiz bu duyguları yanlış değerlendirdiğinde, beynimiz hayatta kalma içgüdümüzü aktif hale getirebilir. Yaşanan fizyolojik duyumsamalar daha fazla alarm ve korku tepkilerini tetikler. Bu süre birkaç dakikadan başlayarak bir saatten fazla vakit aralığında sürebilir. Genellikle panik ilk on dakikasında ulaşabileceği en şiddetli noktaya ulaşır. İlk panik bölümü ne kadar yoğun ve rahatsız edici duygular çağrıştırırsa daha sonraki dönemlerde panik yaşama riskimiz artacaktır. Bundan dolayı <strong>panik atak</strong> anında neler yapabileceğimizi bilmek o anki stresimizi azaltmakla birlikte uzun vadede ruh sağlığımızı sürdürme konusunda size yardımcı olacaktır.</p>
<p>Panik durumundayken bedenimiz üç farklı reaksiyonu bağlantılı bir şekilde yürütür: yıkıcı düşünceler (Örneğin; boğuluyorum, ölüyorum.), fiziksel belirtiler (örneğin; ellerde titreme, kalp atışında hızlanma) ve kaçmak için güçlü bir istek. Bu tepkiler yinelendikçe kısır bir döngü oluşturur ve korkuyu besleyen düşünceler bedensel belirtileri arttırarak kaçma isteğini doğurur. Panik durumunda ortaya çıkan fiziksel belirtiler <strong>otonom sinir sistemi</strong> olarak bilinen beyin sapının merkezindeki <strong>savaş ya da kaç</strong> komutlarıyla ortaya çıkar. <strong>Otonom sinir sistemi</strong> birbirinden zıt iki temel bölümden oluşur. Sempatik sinir sistemi, adrenalin gibi diğer hormonların salınımıyla birlikte savaş veya kaç komutlarını ortaya çıkarırken; parasempatik sistem ise bedeni sakin tutar ve genellikle kendimizi rahat hissediyorsak aktif hale gelir.</p>
<p>Kısır döngüyü kırmak için bedenimizde stresle bağlantılı yaşadığımız belirtileri değerlendirme biçimimizi değiştirmeliyiz. Değiştirme işlemine <strong>otonom sistemimizdeki</strong> dengeyi yeniden sağlayarak ve parasempatik sistemimizi rahatlatarak yapabiliriz. Bazı insanlar <strong>savaş ya da kaç</strong> sisteminin fizyolojisini öğrenerek yaşadığı panik durumu daha az korkutucu hale getirerek panik döngüsünün şiddetini azaltabiliyor. Yaşadığımız panik hissi endişelerimizi gideremiyorsa kendi düşüncelerimize meydan okuyabiliriz. Bu konuda korkutucu düşüncelerimizi fark ederek başka düşüncelerle yer değiştirebiliriz. Örneğin, ellerimiz titriyor ve bacaklarımız uyuşuyor, ölecek gibi hissediyoruz. Yıkıcı düşüncenizi “Buradan hemen git yoksa ölebilirsin.” olarak alabiliriz. Bu düşünceyi “Şu anda biraz stres altındasın fakat strese verdiğin doğal bir duygusal tepki birazdan sona erecek.” şeklinde daha rasyonel bir düşünceyle yer değiştirebiliriz. Nefes alış verişimizi kontrol etmek de dâhil olmak üzere bedenimizi rahatlatmak için bazı teknikler kullanabiliriz. Bazen atak durumunda rahatsızlık veren düşüncemizi ortadan kaldırmak yerine nefes alış veriş tekniğini denemek daha fazla işimize yarayabilir. Çeşitli nefes alıp verme tekniğiyle beraber başka bir teknik olarak kaslarınızı kasıp gevşetme sayabiliriz.</p>
<p>Panik durumun yaşandığı yere dönmeye hazır hissetmek panik döngüsündeki en önemli aşamadır. Kaçma dürtümüze karşı gelerek panik epizodundan kaçmaz ve orada kalırsak bununla ilişkilendirdiğimiz fiziksel duyumsamaların hayatımızı tehlikeye atmadığını öğrenebiliriz. <strong>Panik atak</strong> durdurmak ve rahatsızlık duygusunu azaltmak için nefes alma egzersizleri, rasyonel düşünceye başvurma gibi teknikler yeterli olabiliyor. Fakat bazı kişiler bu durumu ancak profesyonel bir uzmandan yardım alarak giderebiliyor. Uzmanlar bu kişiye rahatlama teknikleri ve baş etme stratejilerini öğretmede yardımcı olarak panik döngüsünü kırmaya yardımcı oluyor. Kişinin <strong>panik atakları</strong> sürekli ve şiddetliyse bu aşamada profesyonel yardım için terapiye gitmek, gerekirse ilaç tedavisine başlamak zihinsel sağlığımız için oldukça önemli olacaktır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/panik-atak-geliyorum-der-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kültürel Bağlamda İstifçilik: Ayıp mı, Psikolojik Bozukluk mu?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/kulturel-baglamda-istifcilik-ayip-mi-psikolojik-bozukluk-mu/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kulturel-baglamda-istifcilik-ayip-mi-psikolojik-bozukluk-mu</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/kulturel-baglamda-istifcilik-ayip-mi-psikolojik-bozukluk-mu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şeyma Kacar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 May 2025 11:03:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=5562</guid>

					<description><![CDATA[İstifçilik (biriktirme) bozukluğu, kişisel eşya ya da nesnelerin değeri ne olursa olsun, onları elden çıkarmakta ya da bırakmakta yaşanan zorluk, atma konusunda kararsızlık veya yoğun rahatsızlık hissetme ve aslında gerekli olmayan eşyalara karşı aşırı sahip olma isteği ile tanımlanan bir psikolojik bozukluktur. Dispozofobi olarak da bilinen bu psikolojik bozukluğa sahip bireyler, eşyalar değersiz, sağlıksız ya da [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>İstifçilik</b> (biriktirme) bozukluğu, kişisel eşya ya da nesnelerin değeri ne olursa olsun, onları elden çıkarmakta ya da bırakmakta yaşanan zorluk, atma konusunda kararsızlık veya yoğun rahatsızlık hissetme ve aslında gerekli olmayan eşyalara karşı aşırı sahip olma isteği ile tanımlanan bir <b>psikolojik bozukluk</b>tur.</p>
<p>Dispozofobi olarak da bilinen bu <b>psikolojik bozukluğa</b> sahip bireyler, eşyalar değersiz, sağlıksız ya da tehlikeli olsa bile onları atmakta zorlanır ve biriktirmeye devam ederler. Bu durum, kişinin yaşam alanını ciddi şekilde etkileyerek ev ortamının düzeninden hareket kabiliyetine, temizlik alışkanlıklarından sağlığına, uyku düzenine ve hatta beslenme biçimine kadar pek çok alanı olumsuz yönde değiştirir. Aşırı <b>istifçilik</b> vakalarında, evde yaşanabilir alan kalmayabilir ve birey kendi yaşam alanında fiziksel risk altında kalabilir.</p>
<p><b>İstifçilik</b> davranışı, ilk kez Amerikan Psikiyatri Birliği’nin <i>Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı</i>’nın dördüncü baskısında (DSM-IV), obsesif kompulsif kişilik bozukluğu ve obsesif kompulsif bozukluğun bir tanı ölçütü olarak ele alınmıştır. Bu baskının gözden geçirilmiş versiyonunda ise, obsesif kompulsif bozukluğun bir belirtisi olarak tanımlanmıştır.</p>
<p><b>İstifçilik</b> (hoarding), DSM-5’te ayrı bir <b>psikolojik bozukluk</b> olarak tanımlanmasına rağmen, <b>kültürel bağlam</b>, ekonomik ve tarihsel faktörlerden güçlü şekilde etkilenmektedir. Bu çalışma, <b>istifçilik</b> davranışının bazı kültürlerde nasıl anlam kazandığını ve ne zaman <b>psikolojik bozukluk</b> olarak değerlendirilmesi gerektiğini tartışmaktadır. <b>İstifçilik</b>, <b>kültürel bağlam</b>da “ayıp” ya da “alışkanlık” olarak görülebilirken, klinik ölçütler sağlandığında ciddi bir ruhsal bozukluk olarak ele alınmalıdır.</p>
<p>İnsanların nesneleri biriktirme ve saklama davranışı tarih boyunca var olmuştur. Ancak bu davranışın sınırları, niyetleri ve sonuçları değiştikçe <b>istifçilik</b>, toplumsal olarak ya makbul bir davranış ya da <b>psikolojik bozukluk</b> olarak değerlendirilmiştir (Frost &amp; Gross, 1993). <b>İstifçilik</b>, özellikle DSM-5’te (2013) bağımsız bir tanı olarak yer aldığından bu yana daha fazla klinik dikkat çekmektedir.</p>
<h2><b>Kültürel Değerler ve Eşyaya Yüklenen Anlam</b></h2>
<p>Toplumların <b>kültürel bağlam</b>ı, insanların nesnelere yüklediği anlamı şekillendirir. Kolektivist toplumlarda, özellikle geçmişe ve aile mirasına değer verilen kültürlerde, eşyaları saklamak sadakat, vefa ve geçmişle bağ kurma biçimi olarak algılanabilir (Cherrier &amp; Ponnor, 2010). Türkiye gibi topluluk odaklı ve aile merkezli yapılarda eski eşyalar yalnızca nesne değil, duygusal bir anlam taşıyabilir.</p>
<h2><b>Ekonomik Etkenler ve Kıtlık Kültürü</b></h2>
<p>İkinci Dünya Savaşı, göçler, ekonomik krizler gibi tarihsel olayları deneyimlemiş kuşaklarda “her şey lazım olabilir” düşüncesi yerleşmiş olabilir. Bu davranış biçimi, Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin alt basamaklarındaki güvenlik ihtiyacına bir yanıt olarak da değerlendirilebilir (Maslow, 1943). Dolayısıyla, bazı bireyler için <b>istifçilik</b> bir <b>psikolojik bozukluk</b> değil, bir hayatta kalma stratejisi olabilir (David &amp; Szechtman, 2010).</p>
<h2><b>Psikopatolojik Tanı: Ne Zaman Bozukluk Sayılır?</b></h2>
<p>DSM-5’e (2013) göre, <b>istifçilik</b> bozukluğu şu kriterlere dayanır:</p>
<ul>
<li>Eşyaları elden çıkarma konusunda sürekli bir zorluk yaşanması,</li>
<li>Bu davranışın yaşam alanlarını ciddi şekilde daraltması,</li>
<li>Kişisel, sosyal ve mesleki işlevsellikte bozulma yaratması.</li>
</ul>
<p><b>İstifçilik</b> bozukluğu olan bireyler, biriktirdikleri nesneleri kaybetme düşüncesiyle yoğun kaygı yaşarlar ve bu nesnelerin işlevsiz olduğunu kabul etseler dahi elden çıkaramazlar (Frost et al., 2011).</p>
<h2><b>Damgalama ve Toplumsal Algı</b></h2>
<p>Toplumun <b>istifçilik</b> sergileyen bireylere bakışı genellikle eleştirel ve dışlayıcıdır. Bu kişiler “düzen takıntılı”, “dağınık”, “cimri” ya da “pis” gibi etiketlerle anılabilir (Steketee &amp; Frost, 2007). Bu etiketleme süreci, bireyin yardım arama davranışını engelleyebilir ve problemi daha da derinleştirebilir.</p>
<p><b>İstifçilik</b> davranışı, yalnızca bireyin içsel dünyasından değil; ait olduğu <b>kültürel bağlam</b>dan, yaşadığı ekonomik şartlardan ve geçmiş deneyimlerinden de beslenir. Her <b>istifçilik</b> davranışı <b>psikolojik bozukluk</b> değildir; ancak yaşam kalitesini düşürmeye başladığında profesyonel destek gerekir. <b>Kültürel bağlam</b> ile klinik bilgiyi birleştiren bütüncül bir bakış açısı, <b>istifçilik</b> gibi çok boyutlu davranışları anlamada kilit rol oynar.</p>
<h3><b>Kaynakça</b><b></b></h3>
<p>American Psychiatric Association. (2013). <i>Diagnostic and statistical manual of mental disorders</i> (5th ed.). Washington, DC: Author.</p>
<p>Cherrier, H., &amp; Ponnor, L. (2010). A study of hoarding behavior and attachment to possessions in compulsive buying. <i>Journal of Consumer Behaviour, 9</i>(6), 422–433.</p>
<p>David, E., &amp; Szechtman, H. (2010). Perspectives on hoarding from cognitive-behavioral and biological models. <i>Depression and Anxiety, 27</i>(6), 575–586.</p>
<p>Frost, R. O., &amp; Gross, R. C. (1993). The hoarding of possessions. <i>Behaviour Research and Therapy, 31</i>(4), 367–381. <a href="https://doi.org/10.1016/0005-7967(93)90094-b" target="_blank" rel="noopener">https://doi.org/10.1016/0005-7967(93)90094-b</a></p>
<p>Frost, R. O., Steketee, G., &amp; Tolin, D. F. (2011). Hoarding: Basic facts and emerging perspectives. <i>Current Directions in Psychological Science, 20</i>(5), 261–265.</p>
<p>Maslow, A. H. (1943). A theory of human motivation. <i>Psychological Review, 50</i>(4), 370–396.</p>
<p>Steketee, G., &amp; Frost, R. O. (2007). <i>Compulsive hoarding and acquiring: Therapist guide</i>. Oxford University Press.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/kulturel-baglamda-istifcilik-ayip-mi-psikolojik-bozukluk-mu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
