<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Şeyda Nur Cantürk &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/seydanurcanturk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Fri, 10 Apr 2026 15:45:40 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Şeyda Nur Cantürk &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Uyuyan Adam Filmi Üzerinden Yabancılaşma Eylemsizlik ve Kayıtsızlık Üzerine</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/uyuyan-adam-filmi-uzerinden-yabancilasma-eylemsizlik-ve-kayitsizlik-uzerine/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=uyuyan-adam-filmi-uzerinden-yabancilasma-eylemsizlik-ve-kayitsizlik-uzerine</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/uyuyan-adam-filmi-uzerinden-yabancilasma-eylemsizlik-ve-kayitsizlik-uzerine/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şeyda Nur Cantürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Apr 2026 21:30:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Varoluşçu Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=30156</guid>

					<description><![CDATA[Uyuyan adam (The Man Who Sleeps/ Un Homme Quı Dort) 1974 yapımı aynı adlı romandan esinlenen bir Fransız filmidir. Filmin genel teması isimsiz bir gencin topluma ve kendine yabancılaşması, bilinçli eylemsizliği ve kayıtsızlığı ele alınır fakat filmin ilerleyişinde karakterin içsel yapısı da değiştiği için bu kavramları part1 ve part 2 şeklinde ele alacağım. Film, 25 [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="container">
<div id="model-response-message-contentr_d4e31e7f97049007" class="markdown markdown-main-panel stronger enable-updated-hr-color" dir="ltr" aria-live="polite" aria-busy="false">
<p data-path-to-node="1">Uyuyan adam (The Man Who Sleeps/ Un Homme Quı Dort) 1974 yapımı aynı adlı romandan esinlenen bir Fransız filmidir. Filmin genel teması isimsiz bir gencin topluma ve kendine yabancılaşması, bilinçli eylemsizliği ve kayıtsızlığı ele alınır fakat filmin ilerleyişinde karakterin içsel yapısı da değiştiği için bu kavramları part1 ve part 2 şeklinde ele alacağım. Film, 25 yaşındaki karakterin bir sabah alarmını kapatması ve sınava girmemeyi tercih etmesiyle başlar. Film siyah beyazdır kahramanımız gridir. Part 2 de mekanın değişimi de karakterin ruh değişimine paralel değişmektedir. Film, diyaloglardan oluşmaması sadece dış sesin olması, mekan kullanımı ile de konusuna bütünlük sağlamaktadır. Küçük bir uyarıda bulunmalıyım film bazılarına rahatsızlık verebilir içsel sıkıntıyı ve nihilizmi yansıttığı için fakat bazen de rahatın bozulması gerekmez mi?</p>
<h2 data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Part 1</b></h2>
<p data-path-to-node="4">Film, aktörün alarmına kalkmayıp sınavına gitmemesiyle başlar fakat aktörün silikçe kalabalığın içinde okula gittiği sınavına girdiği bir kısmı da gösterilir sınav anında soyutlanan, sorgulayan yabancılaşan bir özne. Burada bahsedeceğim konular Hegel’in diyalektiği sonra aktörün eylemsizliği seçimi Sartre üzerinden ele alınacaktır. Hegel diyalektiği, tez- antitez ve sentez üçlüsü ve bunların zıtlıklarıyla açıkladığı bir sisteme dayandırır ve ilk hali (tez) olan önermeden onun zıddı olan (antitez) başka bir halini alır ve ilkini olumsuzlar, çatışan iki unsur uyumlanarak sentez halini alır (Kalyoncuoğlu ve Kalyoncuoğlu,2022). Burada ilk başta sınava giren, uyanan adam aktörün tezidir ve sistemin kölesidir. Aktörün part 1 de dönüştüğü sistemin efendisi olmaya çalışan bilinçli eylemsizliği seçen, akış halde olan uyuyan adam antitezdir. Part 2 de yalnızlığını, korkusunu fark eden huzursuz aktör ise sentezdir. Filmde, ikiz portrenin asılı olması ve gösterilmesi dış sesin ‘Başka birisi, belki ikizin belki de düzenli benzerin senin yapmadıklarını, birer birer senin yerine yapıyordur; uyanıyor, yüzünü yıkıyor, dışarı çıkıyor ve sınava yetişmesine izin veriyorsun’ demesini bu diyalektik ile açıklayabiliriz. Part 2 ye dönüşümünü hem Lacan’ın simgeselin çöküşüyle gerçeğin istilasına uğramasıyla hem de Hegel’in tez ve antitezin çatışmasıyla sentezin oluşumuyla açıklayabiliriz.</p>
<h2 data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">Yabancılaşma ve Eylemsizlik</b></h2>
<p data-path-to-node="6">Filmde aktörün bir ismi olmaması ve aktörün erkek olduğu halde dış sesin kadın olması ve ‘sen’ diliyle konuşması yabancılaşma temasını yansıtıyor aynı zamanda sen dili aktörün yerine kendinizi koymanızı özdeşleşmenizi sağlıyor. Sınavına gitmek istememesi, modern kapital toplumun özneyi performansa zorlaması ve öznenin nesneye dönüşüp kendine yabancılaşması olarak açıklanabilir. Aktör, eylemsizliği ve seçim yapmamayı seçerek bir tepki veriyor part 1 de. İnsanın özneden nesneye evrilme durumu Marx’ın yabancılaşma kavramıdır ve insanın kendisini düşünen, duyan, kendi sesi olarak değil kendini dışlamış nesnesi olarak algılamasını yabancılaşma kavramı ile açıklar (Turanalp, 2019). Bu filmde de aktörün konuşmaması, dış sesinin kadın olması ve kendisini özne olarak algılamaması bu yabancılaşmaya örnektir. Byung-Chul Han toplumun performans toplumuna dönüştüğünden bahsetmiştir. Performans toplumu, bireylerin sürekli kendini başkalarıyla kıyasladığı ve kendilerini iyi göstermeye uğraştıkları bir toplumdur ve insanlar bunun yarattığı baskı ile karşı karşıyadır (Yücedağ ve Demir, 2024). Modern insanın yabancılaşmasına Lacenyen perspektiften bakarsak kapitalist söylem, eksiği örten tamlığı vadeden bir söylemdir ulaşılması imkansız olan nesne a (objet petit a, arzunun nedeni olan ama erişilmesi mümkün olmayan şey) erişilebilir olarak tanıtılmaktadır (Çelik, 2021). Kapitalist söylem tamlığı, eksiği reddederek imkansızlığı da reddeder ama filmdeki karakterin kendini kırık aynada görmesi ve bir bütün olarak görmemesi tamlık ilizyonuna giremediğini de göstermektedir. Lacan’ a göre nesne a ve <b data-path-to-node="6" data-index-in-node="1602">jouissance</b> bağlantılıdır ve kapitalist söylemde nesne a ulaşılabilir olduğu için Jouissance’ın da sürekli olması vadedilir bunun sonucunda Jouissance fazlası ortaya çıkar bu fazlalılığın alanı ölüm dürtüsüne aittir (Çelik, 2021). Sürekli tüketim vadinde bulunan hazzı teşvik eden sisteme yabancılaşan bir aktör görüyoruz filmde. Eylemsizliği seçen, Jouissance’dan feragat eden bir özne. Yalnızlığı seçen, odasını dünyanın merkezine koyan, yemek yemeği zevk aracına dönüştürmeyen, cinsel ilişkide bulmayan Jouissance’ndan vazgeçen bir özne. <b data-path-to-node="6" data-index-in-node="2142">Ölüm dürtüsü</b> Freud’a göre libidonun sakinlik anına geri dönme isteğidir bu filmde saatin 05:15’te durması zamanın akışına karşı gelmesi ölüm dürtüsü ile açıklanabilir. Karakterin eylemsizliğine gelirsek bu ilk kısımda bilinçli bir çekilme ve yalnızlık gibi daha sakin bir biçimde ele alınır. ‘Çalar saatin çalıyor, kılını kıpırdatmıyorsun, yatağından çıkmıyorsun, tekrar kapatıyorsun gözlerini, yeniden düşündüğün bir eylem değil hatta bir eylem bile değil eylem yoksunluğu. Çalar saati duymuştun zaten uyanıktın ama hareket etmiyorsun, hareket etmeyeceksin’ monoloğu ile aktarılıyor. ‘Yaşama, bir şeyler yapma havanda değilsin: sadece devam etmek istiyorsun belemeye ve unutmaya devam etmek’ bu monolog sonrası aktörün kendiyle sırt sırta halleri gösterilir bu sırt sırta hali karakterin tezi ve antitezi olarak yorumlanabilir. Part 2 de içsel durumunun değişimiyle bu bekleme ve unutma isteğinin öfkeli halini göreceğiz. ‘Ölmüş vakitler, hiçbir şey duymama, görmeme sessiz ve hareketsiz kalma isteği. Hiçbir şey istememek. Bekleyecek bir şey kalmayana kadar beklemek.’ Burada hem ölüm dürtüsünden bahsedebiliriz hem de aktörün eylemsizlik isteğinden. Part 1de mekan seçimi de karakterin akışkan, şeffaf, dingin yapısına paralel olarak daha silik ve dingin. Sartre’ a göre kişi seçmemeyi bile seçer. Eylemsizlik, hiçbir şeyi seçmemek değil seçmemeyi seçmektir. Sartre, insanların kendi yaşamını seçme ve bu seçimlerin sonuçlarıyla yüzleşme özgürlüğü olduğunu savunur ve bu özgürlük beraberinde sorumluluğu da getirir ‘özgür olmaya mahkum insan dünyanın yükünü de taşır’ birey bu sorumluluğu reddettiğinde <b data-path-to-node="6" data-index-in-node="3748">varoluşsal kriz</b> yaşar (Pamukcu,2024). Filmin sonlarına doğru o kriz anları gözle görünür hale gelmeye başlar. Filmin ilk kısımlarında eylemsizlik bir kayıtsızlık şeklinde iken daha sonra karakterin kriz anını, korkularını görmekteyiz.</p>
<h2 data-path-to-node="8"><b data-path-to-node="8" data-index-in-node="0">Part 2</b></h2>
<p data-path-to-node="9">Filmin sonlarına doğru dış ses tekinsizleşir, hızlanır ve kaygı yaratır bu karakterin iç dünyası ile de uyumludur. Uyuyan adam artık uyanmaya korkusuz olmadığını, unutamadığını, akışta kalamadığını fark etmeye başlar. Kaygılandığını, tırnaklarını yemeye başladığını görürüz. Filmi partlara ayırma nedenimde karakterin iç dünyasının nasıl değiştiğini o sakin eylemsiz hallerinin çökmeye başladığını değişimini daha iyi yansıtabilmek. Burada mekan kullanımında karakterdeki yoğun nefret dönüşümüne paralel olarak oyun parklarını hapishane olarak görmesi silik mekan kullanımından daha boğucu hale geçtiğini görüyoruz. Odasının yıkıldığı sahne Lacan’ın simgesel düzenin çöküşüyle açıklanabilir. Simgesel düzen yasa, dil ve kültürün alanıdır. Karakterin hiç konuşmaması toplumdan kopması simgeselin çöküşüdür. Simgesel çökerse Lacan’a göre gerçekle (Reel) ile karşılaşır ve gerçeğin istilasına uğrayan özne yoğun kaygı yaşar. Filmde artık öznenin tırnaklarının etini yemeye başlaması, korku yaşaması ve uyuyamaması bununla bağdaşır. ‘kayıtsızlığın çok durağan, yağan yağmuru sezemeyen kişisin. Ama fareler bir hışımla, kan ter içinde kalkmazlar yataklarından. Tırnağının yarısını koparıyorsun etine tutunduğu yerden sökerek.’ Buradaki monologlardan karakterin değişimini artık akışkan, bilinçli dingin eylemsizliğinden kayıtsızlığından kaygılı, korkularını fark eden özneye dönüşünü görüyoruz ama sonunda tekrar aynı döngüye başlıyor eski kayıtsızlığı olmadan. Bu geri dönüş Hegel’in antitezin teze geri dönüşü ile açıklanabilir bu geri dönüşte de tekrar aynı hali olmaz değişir. Filmin sonlarında kameradan karakterin gözüne geçişi Lacan’ın öznenin bakışa yakalanması ile açıklanabilir kendini toplumdan soyutladığını sanan karakter artık toplumun bakışına yakalanmış ve içselleştirmiştir. ’Mutsuzluk, üzerine çökmedi usulca sokuldu sana. Titizlikle girdi hayatına, hareketlerine, saatlerine, odana, kırık aynanda gördüğün yüzündeki çizgileri eline geçirdi, musluğundan damlayan suya sızdı. Tuzak, bazen seni neşelendiren kibirlendiren coşturan o duygudu; sadece odana ihtiyacın olduğunu sanıyordun güçlerin terk etti seni’ bu monologtan karakterin değişimini ve yaptığı şeylerin boş olduğunun farkına vardığını görüyoruz. Filmin son dakikalarında sesin iyice tekinsizleştiğini, şehrin daha gürültülü, kalabalık bir yere dönüştüğünü ve karakterin insanlarla kendi gibi hissetmeye başladığını görüyoruz ve nefretini yansıtmaya başlıyor ‘sana ne kadar yakın olduklarını hissedebiliyor, gölgelerini takip ediyorsun ve onlardan nefret ediyorsun: tavan arasındaki canavarlar’ insanları canavar olarak görüp nefretini yansıtmaya başlıyor. Filmin sonlarında karakterin olduğu çevresel görüş giderek silikleşiyor ve nesnelerin anlamını kaybettiği bu sahneyi filmi beraber izlediğim arkadaşım Gülderen Özgür, Filmin başlarında bilinçli bir unutma, geri çekilme tarif edilirken artık öznenin ‘unutmayı öğrendiğini unutuyorsun’ ifadesiyle bilişsel süreçlerindeki farkındalığını kaybettiğini ve artık iradi değil otomatikleşen unutmaya döndüğünü, bu çevresel görüşün silikleştiği sahnenin de bu bilişsel çözülmenin görsel hali olduğu ve yaşadığı krizin yapay unutma halinin çöküşü olduğu görüşünde bulundu bende yazımda buna yer vermek istedim. Filmin en sonunda karakterin tekrar aynı yere dönmesiyle son buluyor.</p>
<h2 data-path-to-node="10"><b data-path-to-node="10" data-index-in-node="0">Sonuç</b></h2>
<p data-path-to-node="11">Eylemsizliği, kayıtsızca seçen isimsiz bir aktörün filmdeki değişimlerini özgürlük ve yabancılaşma kavramları üzerinden yansıtmaya çalıştım. Dijital yabancılaşma ilginizi çekiyorsa eğer İnanılmaz Dijital Sirk dizisini önermekteyim.</p>
<h2 data-path-to-node="13"><b data-path-to-node="13" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<ul data-path-to-node="14">
<li>
<p data-path-to-node="14,0,0">Pamukcu, G. (2024). George Perec’in Uyuyan Adam Adlı Yapıtında Eylemsizliğin Varoluşsal Anlamı. Söylem Filoloji Dergisi, Edebiyat Kuramları ve Eleştiri Özel Sayısı, 134-152. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.29110/soylemdergi.1543267" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwjt5ZHVhOOTAxUAAAAAHQAAAAAQlQM">https://doi.org/10.29110/soylemdergi.1543267</a>.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="14,1,0">Kalyoncuoğlu, K. S., &amp; Kalyoncuoğlu, S. (2022). Aydınlanma Sonrası Eleştirel Felsefe Geleneğinde İki Düşünür: Hegel ve Foucault. The Journal of International Scientific Researches, 7(2), 149-160. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.23834/isrjournal.1097713" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwjt5ZHVhOOTAxUAAAAAHQAAAAAQlgM">https://doi.org/10.23834/isrjournal.1097713</a>.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="14,2,0">Turanalp, M. F. (2019). Din ve Eğitim Bağlamında “Yorgunluk Toplumu”. Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 48(48), 227-278. <a class="ng-star-inserted" href="https://izlik.org/JA37JE73BZ" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwjt5ZHVhOOTAxUAAAAAHQAAAAAQlwM">https://izlik.org/JA37JE73BZ</a>.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="14,3,0">Yücedağ, İbrahim &#8211; Demir, Ali Eren. “Performans Toplumunda Mutluluk Endüstrisi ve Spiritüellik”. Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi. 34 (01 Haziran 2024): 6-26. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.35415/sirnakifd.1413220" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwjt5ZHVhOOTAxUAAAAAHQAAAAAQmAM">https://doi.org/10.35415/sirnakifd.1413220</a>.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="14,4,0">Çelik, D. (2021). Kapitalist Söylemde Zevk ve Lacanyen Etik. Bitig Edebiyat Fakültesi Dergisi, 1(1), 173-181. <a class="ng-star-inserted" href="https://izlik.org/JA78JZ34AS" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwjt5ZHVhOOTAxUAAAAAHQAAAAAQmQM">https://izlik.org/JA78JZ34AS</a>.</p>
</li>
</ul>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/uyuyan-adam-filmi-uzerinden-yabancilasma-eylemsizlik-ve-kayitsizlik-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ölüm Dürtüsü ve İntihar Üzerine</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/olum-durtusu-ve-intihar-uzerine/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=olum-durtusu-ve-intihar-uzerine</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/olum-durtusu-ve-intihar-uzerine/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şeyda Nur Cantürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 21:30:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikanalitik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=27683</guid>

					<description><![CDATA[İntihar, karşımıza çok çıkan bir olgudur. Nedenini sorguladığımız ve düşündüğümüz zamanlar olmuş olabilir. İntihar çok boyutlu ve karmaşık bir kavram olduğu için açıklamaya çalışan birçok kuram vardır ve her kuram kendine göre bir boyutunu açıklamaya çalışır. Bu yazının amacı intiharı psikanalitik ve sosyal boyutuyla ele almak ve ölüm dürtüsüyle ilişkisini açıklamaktır. İntihar ile ilgili çalışmalar [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">İntihar, karşımıza çok çıkan bir olgudur. Nedenini sorguladığımız ve düşündüğümüz zamanlar olmuş olabilir. İntihar çok boyutlu ve karmaşık bir kavram olduğu için açıklamaya çalışan birçok kuram vardır ve her kuram kendine göre bir boyutunu açıklamaya çalışır. Bu yazının amacı intiharı psikanalitik ve sosyal boyutuyla ele almak ve ölüm dürtüsüyle ilişkisini açıklamaktır. İntihar ile ilgili çalışmalar çoğunlukla risk faktörlere dayanırken öznellik geri plana atılmaktadır. Psikanaliz için öznellik ön plandadır.</p>
<h2 data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Ölüm Dürtüsü</b></h2>
<p data-path-to-node="4">Çok kez duyduğumuz bu ölüm dürtüsü nedir? Sigmund Freud tarafından tanımlanan ve oldukça tartışmaları kavramlardan biridir. Freud, yaşam ve ölüm dürtüsünün temel çatışması olarak ruhsal yapıyı kavramsallaşmıştır. Ölüm ve yaşam bir bütündür ve dürtüler ikisi arasında konumlanır (Faraji, Bat ve Özen, 2022). Eros (yaşam dürtüsü), bağları güçlendirmeyi ve zevk almayı hedeflerken Thanathos (Ölüm dürtüsü); yıkıcılığı, sakinliğe ve hareketsizliğe tekrar dönüşü hedeflerken gerilimlerin yok edilmesini hedeflemektedir (Faraji, Bat ve Özen, 2022). Ölüm dürtüsü kavramını anlamak hem toplumların yıkıcılığının hem de bireyin yıkıcılığının bu kadar arttığı günümüzde önem kazanmaktadır. İnsanın kendine ve topluma olan yıkıcılığını ve şiddetini anlamak her dönemde önemli bir durum olmaktadır. Freud’a göre yıkıcılığın dışarıya yönlendirilmesi şiddet ile ilgili iken içeriye yönlendirilmesi öz yıkım ile ilgilidir. Ölüm dürtüsü, olumsuz eylemlerin tekrar tekrar yaşanma eğilimini de içerir ve <b data-path-to-node="4" data-index-in-node="986">tekrarlama zorlantısı</b> bununla açıklanabilir.</p>
<h2 data-path-to-node="6"><b data-path-to-node="6" data-index-in-node="0">İntihar Kuramları</b></h2>
<p data-path-to-node="7">İntiharın sosyal, bilişsel, biyolojik gibi çok fazla yönü olan bir kavram olduğunu hatırlatmakta fayda var. Bu yazıda hepsinden detaylı bir şekilde bahsedilmeyecektir. Daha çok analitik yönelim ve sosyal kuramlar üzerinden açıklanacaktır.</p>
<h2 data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">İntihara Psikanalitik Bir Bakış</b></h2>
<p data-path-to-node="10">Freud, intihar ve savaşın insan doğasında aynı yere sahip olduğunu ve saldırganlık ile yıkımın ölüm dürtüsünün farklı şekillerde meydana gelişi olduğunu belirtmektedir (Özkul, 2023). Viyana Psikanaliz Topluluğu’nda yapılan intihar konuşmalarında intiharın mekanizması ‘Bir başkasını öldürmek istemeyen ya da en azından bir başkasının ölümünü dilemeyen hiç kimse kendini öldürmez’ şeklinde özetlemiştir aynı toplantıda Freud yas ve melankolinin karmaşık süreçleri hakkında daha fazla şey bilinmedikçe intiharın anlaşılamayacağını ifade etmiştir (Özkul, 2023). Freud, melankoliyi bir kayıptan sonra yaşanan çelişkili duygular olarak tarif etmiş ve intiharla ilişkilendirmiştir başta başkasına edilen nefretin, kendisinin o başka ile özdeşim kurduğu parçasına yönlendirdiğini belirtmiştir (Bulut ve Demirtaş, 2021). Freud’a göre ayrılık ve terk edilmeden dolayı sevilen kişiye duyulan bilinçdışı saldırganlık; aşırı suçluluk duygularına, kaygıya ve fiziksel bir tehlikeye yol açtığı için dışa vurumu olmayan bilinçdışı ambivalan duygulara neden olmaktadır bu nedenle intiharda patalojik yas tutmanın ortaya çıkardığı nefret duygularına yönelik bir savunma olarak ele alınmıştır (Bulut ve Demirtaş, 2021).</p>
<p data-path-to-node="11">Ölüm dürtüsünü Freud’dan sonra Klein ve Lacan da ele almıştır. Klein’ın açılamaları paranoid-şizoid ve depresif konum ve bölme mekanizmasıyla ilgilidir. ‘Ölüm olmasaydı, yaşamın ızdırabına nasıl katlanabilirdik ki?’ ifadesinin kullanan Lacan intihara Freud’un ölüm dürtüsü ve eyleme geçme üzerinden ele almaktadır (Özkul, 2023). Lacan, içgüdünün hayata kalmayı sağladığını ölüm içgüdüsünün kendi başına çelişkili olduğunu belirten Lacan ‘dürtü’ kavramını tercih etmiştir (Özkul, 2023). Ölüm dürtüsü, kişinin daha önce bilinçdışında zaten var olduğu kayıpla ilgilidir bu kayıp ayna evresinde çocuğun aynadaki görüntüsü ile kurduğu özdeşimden sonraki kendine yabancılaşmasıdır ve eksik ve parçalanmış benlik ve mükemmel yansıma arasındaki fark aşılamamakta ancak ‘kendini kandırmayı başardığı sürece ölüm dürtüsüne direnebilmektedir’ (Özkul, 2023). Ölüm, yaşamın vadedemeyeceği bir şey sunmaktadır imge aracılığıyla (ayna evresi, imajinal olan tamlık ilizyonu) ile gerçek ve çözülemez bir bütünlük (Özkul, 2023). Bu süreçte <b data-path-to-node="11" data-index-in-node="1022">bilinçdışı</b> süreçlerin etkisi yadsınamaz.</p>
<h2 data-path-to-node="13"><b data-path-to-node="13" data-index-in-node="0">İntihara Sosyolojik Bir Bakış</b></h2>
<p data-path-to-node="14">Bireyin yaşadığı toplumdan ve koşullardan etkilendiğini görmezden gelmek her konuda olduğu gibi intihar konusunda da eksik bir yaklaşım olacaktır. Durkheim, intihara yönelmelerinde bireyi etkileyen sosyal faktörlerin üzerine istatistiksel çalışmalar yapmış ve belirli periyotlarda intihar oranlarının aynı değerleri alması, intiharın toplumsal nedenlerle kaynakladığını düşünmesine neden olmuştur (Poyraz, 2019). Durkheim, intihar olgusunu 3 tip üzerinden açıklamıştır: Bencil intiharlar: bireyin yaşadığı toplumla bağının zayıf olması ve yalnızlaşmasının önem kazanmasıyla bireylerin intihar edeceği vurgulanmaktadır, elcil intiharlarda bireyin sadece toplumsal bağın zayıf olması ile değil bağın kuvvetli olacağı durumlarda da intihar edeceği belirtilmiştir, anomik intiharlar: toplumda meydana gelen değişimler (ekonomik kriz, kargaşa vb.) bireyi etkilemektedir bu entegre süreci intihara neden olabilir (Poyraz, 2019). Bu kuramla ekonomik koşullar gibi etmenlerin ve bunların intihara neden olduğu gerçeğini görmezden gelmemiş oluyoruz. Toplumsal yapıda bireyin hissettiği <b data-path-to-node="14" data-index-in-node="1077">melankoli</b> bu sosyal dinamiklerle yakından ilişkilidir.</p>
<h2 data-path-to-node="16"><b data-path-to-node="16" data-index-in-node="0">Sonuç</b></h2>
<p data-path-to-node="17">İntiharın çok boyutlu olduğundan bahsettik mevcut literatür risk faktörleri ve bilişsel olarak incelerken bu yazıda analitik ve sosyal açıdan yaklaşarak farklı perspektiflerde sunmayı amaçladım. İnsan doğasını anlamaya çalışmak şiddet ve yıkımın hem savaş gibi durumlarda topluma zararı hem de bireyin kendine zararını anlamak ve önlemek için gerekli olduğunu düşünmekteyim. İntiharı bir tabu haline getirmek onun hakkında konuşmamak ve bastırmanın bu konuda fayda sağlamadığını düşünüyorum doğasını nedenlerini anlamalıyız ki önlemek için müdahalede bulunabilelim. İntihar olgusunda bireyi hem kendi öznelliğinde hem de sosyal yönüyle ele almaya çalıştım. İntihar ile ilgili bir yazı ne kadar keyifli okunabilirse o kadar keyifli okumalar diliyorum.</p>
<h2 data-path-to-node="19"><b data-path-to-node="19" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<ul data-path-to-node="20">
<li>
<p data-path-to-node="20,0,0">Faraji, H., Ergin Bat, İ., &amp; Özen, Z. (2022). Yaşam ve Ölüm Dürtüsü ile Haz ve Gerçeklik İlkesi Ekseninde Yeni Ahit Filmi Üzerine Psikanalitik Bir İnceleme. AYNA Klinik Psikoloji Dergisi, 9(2), 443-465. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.31682/ayna.984681" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwiPsfDszZWTAxUAAAAAHQAAAAAQhAI">https://doi.org/10.31682/ayna.984681</a></p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="20,1,0">Özkul, K. (2023). İntihar mı, Cinayet mi? Kendini Öldürmenin Psikanalitik İncelemesi. Gençöz, T (Ed.). Freud’dan Lacan’ a Vaka İncelemeleri ve Psikanalitik Değerlendirmeler Cilt 4 (ss.299-325). Nobel Akademik Yayıncılık.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="20,2,0">Demirbaş, H., &amp; Bulut, B. P. (2021). İntihar ve Psikoloji. Bilim ve Kültür Aynasında İntihar, 1, 104-126.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="20,3,0">Poyraz, T., &amp; Çalışkan, A. (2019). Türkiye Özelinde İntihar Olgusunun Sosyolojik Açıdan Analizi. İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, 8(4), 2957-2974. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.15869/itobiad.632542" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwiPsfDszZWTAxUAAAAAHQAAAAAQhQI">https://doi.org/10.15869/itobiad.632542</a></p>
</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/olum-durtusu-ve-intihar-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nolan’ın Batman’ine Lacanyen ve İdeolojik Bir Bakış</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/nolanin-batmanine-lacanyen-ve-ideolojik-bir-bakis/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=nolanin-batmanine-lacanyen-ve-ideolojik-bir-bakis</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/nolanin-batmanine-lacanyen-ve-ideolojik-bir-bakis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şeyda Nur Cantürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Feb 2026 21:25:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikanaliz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=24672</guid>

					<description><![CDATA[Batman filmi sadece bir süper kahraman hikayesi değildir. Nolan’ın Batman’inde bir sistem eleştirisi de görülür. Yozlaşmış adalet, satın alınmış polis ve savcılar adalet kavramını ve suçu düşündürür. Bu yazının amacı bu filmlerin hem Lacanyen psikanaliz bağlamında incelenmesi hem de sistemsel çöküşün toplum ve suç ile ilişkisini incelemektir. Özellikle üçlemenin ikinci filmi, Joker karakterine daha fazla [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="flex flex-col text-sm pb-25">
<article class="text-token-text-primary w-full focus:outline-none [--shadow-height:45px] has-data-writing-block:pointer-events-none has-data-writing-block:-mt-(--shadow-height) has-data-writing-block:pt-(--shadow-height) [&amp;:has([data-writing-block])&gt;*]:pointer-events-auto scroll-mt-[calc(var(--header-height)+min(200px,max(70px,20svh)))]" dir="auto" tabindex="-1" data-turn-id="request-WEB:3f2277a3-40a7-4e32-949e-d59b33f9b96c-31" data-testid="conversation-turn-62" data-scroll-anchor="true" data-turn="assistant">
<div class="text-base my-auto mx-auto pb-10 [--thread-content-margin:--spacing(4)] @w-sm/main:[--thread-content-margin:--spacing(6)] @w-lg/main:[--thread-content-margin:--spacing(16)] px-(--thread-content-margin)">
<div class="[--thread-content-max-width:40rem] @w-lg/main:[--thread-content-max-width:48rem] mx-auto max-w-(--thread-content-max-width) flex-1 group/turn-messages focus-visible:outline-hidden relative flex w-full min-w-0 flex-col agent-turn" tabindex="-1">
<div class="flex max-w-full flex-col grow">
<div class="min-h-8 text-message relative flex w-full flex-col items-end gap-2 text-start break-words whitespace-normal [.text-message+&amp;]:mt-1" dir="auto" data-message-author-role="assistant" data-message-id="982754d3-69f8-4b9a-a217-91222b6ce4d8" data-message-model-slug="gpt-5-2">
<div class="flex w-full flex-col gap-1 empty:hidden first:pt-[1px]">
<div class="markdown prose dark:prose-invert w-full wrap-break-word light markdown-new-styling">
<p data-start="59" data-end="538">Batman filmi sadece bir süper kahraman hikayesi değildir. Nolan’ın Batman’inde bir <strong data-start="142" data-end="163">sistem eleştirisi</strong> de görülür. Yozlaşmış adalet, satın alınmış polis ve savcılar adalet kavramını ve suçu düşündürür. Bu yazının amacı bu filmlerin hem <strong data-start="297" data-end="320">Lacanyen psikanaliz</strong> bağlamında incelenmesi hem de <strong data-start="351" data-end="372">sistemsel çöküşün</strong> toplum ve suç ile ilişkisini incelemektir. Özellikle üçlemenin ikinci filmi, Joker karakterine daha fazla yer verilmesiyle sistemin deliklerini gözler önüne serer.</p>
<h2 data-start="545" data-end="570"><strong data-start="548" data-end="570">1. Batman Başlıyor</strong></h2>
<p data-start="572" data-end="1168">Üçlemenin ilk filmi 2005 yapımı Batman Başlıyor’dur. Film, küçük Bruce Wayne’in kuyuya düşmesi ve yarasa saldırısı ile başlar. Küçük Bruce yarasalardan çok korkmaya başlar ve daha sonra bu korku teması, korkuyla yüzleşme, filmin ilerleyen kısmında çok işlenen konulardan birisidir. Freud’un Wolfman (Kurt Adam) vakası travma ve hayvan fobisi olan bir vaka ile Batman’in isim benzerliği dikkat çekicidir. Bruce, ailesiyle beraber bir opera gösterisine gider ve gösterinin bir sahnesi yarasa korkusunu tetikler ve çıkmak ister. Gösterinin çıkışında evsiz biri tarafından anne ve babası öldürülür.</p>
<p data-start="1170" data-end="1843">Lacan’ın üç düzen tanımı vardır. Gerçek, dilin dışında sembolleştirilemeyen alandır; Gerçek imkânsız olandır ve dilin dışında, imkânsız oluşuyla travmatiktir (Korkmaz, 2021). Kuyu sahnesini ve ailesinin ölümünü Gerçek düzlemde ele alabiliriz. Simgesel düzen yasa, dil ve kültürü temsil eder. Lacanyen psikanalizde Büyük Başka kavramı önemli bir rol oynamaktadır. Başka konumunda ilk olarak anne vardır. Zaman içerisinde anne, çocuğun ihtiyaçlarını karşılarken sevgi ile eşleşmekte ve simgesel işlev kazanmaktadır ve imgesel anne, babanın devreye girmesiyle bozulmaktadır; burada annenin babaya yönelmesi fallus arayışı, annenin eksiğini işaret etmektedir (Korkmaz, 2021).</p>
<p data-start="1845" data-end="2642">Bruce’un anne ve babasını erken yaşta kaybetmesine rağmen babanın adını, yasayı tanıması sembolik düzene girdiğini gösterir. Babasını ve annesini gururlandırmaya çalışması, bedensel olarak onları kaybetse de simgesel düzende yaşattığını gösterir. Batman’in yapısına baktığımızda nevrotik yapılanma göstermesi de simgesel düzene girdiğini gösterir. Başka’nın eksiğiyle baş etmeye çalışırken kullandığı mekanizma onun yapısını belirler ve nevrotik yapı obsesyon ve histeri şeklinde iki kategoriye ayrılır (Korkmaz, 2021). Histerik özne, düşleminde Başka’nın eksiğini tamamlamak için Başka ile ilişkilenir, obsesif özne bu eksiği reddeder (Korkmaz, 2021). Batman’in de arzusunu ertelemesi, jouissance’ı feda etmesi, yasayı aşırı sahiplenmesi ve suçluluk duygusu obsesif yapı özelliklerini gösterir.</p>
<p data-start="2644" data-end="3066">Bruce’un ailesinin katilinin, büyük buhrandaki ekonomik sorunlar da göz önünde bulundurularak erken tahliye kararı verilmiştir. Bu Bruce için adaletsizlik deneyimi, yasanın çatlamasıdır ve Batman bu çatlağı onarmaya çalışır, isyan etmez. Büyük Buhran ekonomik krizi de gölgeler birliğinin Gotham’ı yok etmek için ekonomiyi kullanması ve “yeterince açlık yaratırsan herkes suçlu olabilir” repliğiyle yorumlamak mümkündür.</p>
<p data-start="3068" data-end="3517">Bruce, adalet ve intikam arasındaki arayışında yolu Gölgeler Birliği adındaki bir örgütle kesişir fakat “ben cellat değilim, bir intikamcı değilim” diyerek bu örgütten ayrılır ve örgüt Gotham’ı yok etmeye çalışır. Filmin başında gelir eşitsizliğinin halkın sonunda isyanına neden olacağı mesajı verilirken bu örgütle yaşanan intikam–adalet dikotomisi üzerinden ilerlemekte ve bireysel rüşvet alıp almama ahlaki norma dönmektedir (Bölükbaşı, 2013).</p>
<p data-start="3519" data-end="3811">Bruce kendine bir simge yaratmak ister; adaletin simgesi olarak Batman’i yaratır. Batman’i yaratırken ailesindeki kaynakları kullandığını ve süper kahraman olmak için üst sınıf mensubu olmak gerektiğini, çünkü Batman’in hiçbir süper yeteneği olmadığını hatırlamak gerekir (Bölükbaşı, 2013).</p>
<h2 data-start="3818" data-end="3840"><strong data-start="3821" data-end="3840">2. Kara Şövalye</strong></h2>
<p data-start="3842" data-end="4393">Üçlemenin ikinci filmi 2008 yılında gösterime giren Kara Şövalye’dir. Heath Ledger’in unutulmaz Joker rolüyle film ön plana çıkar. Joker, sadece bir suçluyu temsil etmez; sistemdeki deliği temsil eder. Bu deliği gizlemeye çalışmaz, aksine bunu gözler önüne serer. Filmin başlarında bir banka soygunu olur; burada banka müdürü Joker’e “eskiden suçluların bir onur inancı olurdu, sen neye inanıyorsun?” diye sorar ve Joker “benim inandığım şey, seni öldürmeyen şey tuhaflaştırır” der. Burada tuhaflık kavramı, ucube olarak anılan Joker için ironiktir.</p>
<p data-start="4395" data-end="4670">Adalet ve yasa arayışındaki filmde Joker’in temsil ettiği şey kaostur ve Joker “ben kaosum ve kaos adildir” der. Filmin başlarında Harvey Dent adında idealist bir savcının Gotham’ın umudu olduğundan bahsedilir; yazının ilerleyen kısmında bu umuda neler olacağını göreceğiz.</p>
<p data-start="4672" data-end="5315">Batman ve Joker ilişkisine gelecek olursak, ikisinin ilişkisini efendi–köle diyalektiğine benzetebiliriz. Efendi olmadan köle var olamaz, köle olmadan da efendi var olamaz. Var olmak için birbirlerine ihtiyaçları vardır. Bunu sorgu sahnesinde net olarak görüyoruz. Joker, Batman’e “seni öldürmek istemiyorum. Sensiz ben ne yaparım? Sen beni tamamlıyorsun. Onlar gibi konuşma, sen onlar gibi olmak istesen bile değilsin. Onlar için bir ucubesin, tıpkı benim gibi. Şu anda sana ihtiyaçları var ama olmadığı zaman cüzamlı gibi dışlarlar seni” der. Bu diyaloğu sistemin işe yaramayanı dışlayan ikiyüzlülüğünü sergilemesi olarak yorumlayabiliriz.</p>
<p data-start="5317" data-end="5713">Lacanyen bakış için önce Joker’in yapılanmasından bahsetmek gerekir. Joker’in yasayla oyun oynaması, onunla dalga geçmesi, yasayı tanıyıp onu reddettiğini gösterir; bu da pervert yapı örneğidir. Joker, bir yasanın olduğunu bilir; simgesel düzen vardır ama işlemez. Yasadaki boşlukla oynar. Pervert özne, yasayı temsil eden Öteki’ye bağımlıdır; burada “beni tamamlıyorsun” cümlesi bunu yansıtır.</p>
<p data-start="5715" data-end="6362">Harvey Dent’e gelirsek; Joker, kurtarması için Batman’e iki seçenek sunar; ya Rachel’i ya Dent’i kurtaracaktır. Joker’in oyunuyla Rachel’i kurtaramaz; Dent kurtulur fakat yüzünün yarısı yanar. Joker’le karşılaşmasında Dent’in adalete olan inancı çöker ve İki Yüz’e dönüşür. Dent’in yazı–tura atması, karar verirken adil olanın şans olması düşüncesiyle örtüşür. Dent’in Rachel’in kaybıyla yaşadığı travma simgesel düzende kırılma yaşatır; bu kırılmayı, savcı Schreber’in mahkemede üst mevkiye gelince simgesel sistemin çöktüğü ve kriz yaşayan Schreber vakasına benzetebiliriz. Burada Joker, iyi bir insanın bile yozlaşabileceğini göstermek ister.</p>
<p data-start="6364" data-end="6573">Filmin sonunda Gotham halkını umutsuzluktan kurtarmak için Dent’in suçunu Batman üstlenir ve Gordon’un “o bir süper kahraman değil, o suskun bir nöbetçi” demesi sistemi korumaya çalışan Batman için uygundur.</p>
<h2 data-start="6580" data-end="6592"><strong data-start="6583" data-end="6592">Sonuç</strong></h2>
<p data-start="6594" data-end="7138">Bu filmlerde adaletin yozlaştığını, polislerin rüşvet aldığını, halkın ise adalet inancının zayıflayarak bir süper kahraman mitine ihtiyaç duyduğunu görüyoruz; fakat ilk başlarda adalet eşitsizliğinin suçla ilişkisini de göz ardı etmemek gerekir. Film, bize bir sistem eleştirisi sunuyor fakat bir çözüm sunmuyor. Dikkatli bakıldığında zengin Wayne’in kaynaklarını yozlaşmış sistemi değiştirmek için kullanmak yerine sistemi devam ettiren bir bekçi gibi kullandığını görüyoruz. Joker ise bu sistemin deliklerini bize gösteren bir karakterdir.</p>
<p data-start="7140" data-end="7353">Günümüzdeki gelir eşitsizlikleri ve adaletteki yozlaşma göz önüne alındığında bu süper kahraman miti örneklerini görmek mümkündür. Üçlemenin son filmi bu yazıda yer almamaktadır; sadece iki film incelenmektedir.</p>
<h2 data-start="7360" data-end="7375"><strong data-start="7363" data-end="7375">Kaynakça</strong></h2>
<p data-start="7377" data-end="7523">Korkmaz, A. (2021). Lacanyen Psikanalizde Travma ve Düşlem. <em data-start="7437" data-end="7471">AYNA Klinik Psikoloji Dergisi, 8</em>(2), 161-185. <a class="decorated-link" href="https://doi.org/10.31682/ayna.820540" target="_new" rel="noopener" data-start="7485" data-end="7521">https://doi.org/10.31682/ayna.820540</a></p>
<p data-start="7525" data-end="7634" data-is-last-node="" data-is-only-node="">Bölükbaşı, M. (2013). Christopher Nolan’ın “Batman Üçlemesi” Üzerine İdeolojik Bir İnceleme. <em data-start="7618" data-end="7624">Yedi</em>(9), 1-10.</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</article>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/nolanin-batmanine-lacanyen-ve-ideolojik-bir-bakis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Manchester By The Sea: Sonsuz Bir Yasın Hikayesi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/manchester-by-the-sea-sonsuz-bir-yasin-hikayesi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=manchester-by-the-sea-sonsuz-bir-yasin-hikayesi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/manchester-by-the-sea-sonsuz-bir-yasin-hikayesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şeyda Nur Cantürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Dec 2025 22:31:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Medya ve Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=20025</guid>

					<description><![CDATA[2016 yapımı bu filmin konusunu Lee Chandler adında sessiz, kendini sosyal olarak izole etmiş bir karakterin şimdiki kayıpları, geçmişte yaşadığı kayıpları ve bu kayıpların ardındaki aile dinamikleri oluşturmaktadır. Chandler, kimseyle etkileşim kurmayan sakin bir hayat süren bir kapıcıdır. Çoğunlukla donuk bir ifadesi vardır. Bir sabah abisinin ölüm haberini telefonla alır ve geçmişte teknede abisi ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="654" data-end="1244">2016 yapımı bu filmin konusunu Lee Chandler adında sessiz, kendini sosyal olarak izole etmiş bir karakterin şimdiki kayıpları, geçmişte yaşadığı kayıpları ve bu kayıpların ardındaki aile dinamikleri oluşturmaktadır. Chandler, kimseyle etkileşim kurmayan sakin bir hayat süren bir kapıcıdır. Çoğunlukla donuk bir ifadesi vardır. Bir sabah abisinin ölüm haberini telefonla alır ve geçmişte teknede abisi ve yeğeniyle mutlu oldukları balık tuttukları anıyı hatırlar. Abisi Joe’nun cenaze işlerini halletmek için eskiden yaşadığı kasabada yeğeni Patrick ile abisinin evinde bir süre kalacaktır.</p>
<p data-start="1246" data-end="1750">O kasabada kalmak Lee için katlanılması zor bir durumdur çünkü Lee, arkadaşlarıyla içtikleri bir gün gece dışarı çıktığında şöminenin önüne siperlik koymayı unutmuştur. Bunun sonucunda evde yangın çıkmış ve çocuklarını kaybetmiştir. Lee bu durumdan kendini sorumlu tutmuş, yoğun <strong data-start="1525" data-end="1537">suçluluk</strong> duymuş ve karakolda başına silah dayayarak intihar etmeye çalışmıştır. Eşiyle de boşanmıştır ve şehirden uzaklaşır. Lee için hayatına devam etmek zordur ve <strong data-start="1694" data-end="1706">suçluluk</strong> duygusuyla melankolik bir hâle bürünmüştür.</p>
<p data-start="1752" data-end="2252">Lee, abisinin oğlu Patrick’in vasisi olarak kendisini görevlendirdiğini öğrenir ve bunu istemez çünkü Manchester geçmişteki <strong data-start="1876" data-end="1886">travma</strong>larını yüzeye çıkarmaktadır. Patrick çok sosyal, sporla ilgilenen bir gençtir ve babasının <strong data-start="1977" data-end="1984">yas</strong>ını yaşarken bunu belli etmemeye çalışır. Babasının cenazesi hava şartlarından dolayı bir süre defnedilmediği için morgda tutulmaktadır ve bu durum Patrick için çok zordur. Dondurucudaki tavukların düşmesiyle krize girer ve burada gerçek acısını baskıladığını görürüz.</p>
<h2 data-start="2259" data-end="2299"><strong data-start="2262" data-end="2299">Ortak Yaraların İyileştirici Gücü</strong></h2>
<p data-start="2301" data-end="2847">Lee ve Patrick hayatlarını düzene sokana kadar beraber kalacaktır. Bu süre zarfında Lee’nin, babasının acısını kimseye göstermeden yaşayan yeğenine destek olduğunu, ikisinin birbirlerinin hayatında sessiz desteklerinin dönüştürücü etkisini görmekteyiz. Lee de geçmişiyle yüzleşme fırsatı bulmuştur. Orada eski eşiyle karşılaşırlar ve geçmişteki pişmanlıklarını konuşurlar. Eski eşi evlenmiş ve hamiledir; hayatına devam etmeye çalışmıştır. Lee içinse hayat sanki yangının olduğu gün durmuş gibidir. Stabil ve donuk hayatı yeğeni ile değişecektir.</p>
<p data-start="2849" data-end="3488">Lee, Patrick ile birlikte Boston’a taşınmak ister fakat Patrick bunu istemez. Lee, Manchester’da hayatlarını oturtana kadar bir süre daha kalır ve yeğeniyle vakit geçirmeye başlarlar. Aralarında güçlü bir bağ oluşur. Lee, Patrick’in acılarını anlarken Patrick de Lee’nin acılarını anlar. Lee, Manchester’da kalamayacağını fark eder ve Patrick için vasi ayarlamaya çalışır ve dostları George onu evlatlık edinmeyi kabul eder. Defin işleminden sonra Lee, Patrick’le bağını koparmak istemez ve ne zaman isterse gelebileceğini ve bir odası olacağını söyler. Filmin sonunda amca ve yeğenin tekrar Joe’nun teknesinde balık tuttuğunu görmekteyiz.</p>
<h2 data-start="3495" data-end="3523"><strong data-start="3498" data-end="3523">Suçluluk ve Depresyon</strong></h2>
<p data-start="3525" data-end="3892">Çocuklarının ölümünden kendini sorumlu tutan Lee <strong data-start="3574" data-end="3581">yas</strong>ını yaşayamaz ve <strong data-start="3598" data-end="3610">suçluluk</strong> duyguları yaşamına devam etmesini de engeller. Lee, sorumluluk duygusuyla baş edemez ve karakolda intihar teşebbüsünde bulunur. Evliliğini de sürdüremez. Lee için hayat o kaza anında durmuştur ve ilerleyemez çünkü <strong data-start="3825" data-end="3837">suçluluk</strong> duygusu o kadar yoğundur ki <strong data-start="3866" data-end="3873">yas</strong>ını bile yaşayamaz.</p>
<p data-start="3894" data-end="4316">Manchester’dan ve kendinden kaçar. Bu duygu, melankolik ve depresif bir hayat yaşamasına neden olur. <strong data-start="3995" data-end="4002">Yas</strong>ın ardından gerçeklerle yüzleşilen ve bu olayların sonuçlarıyla başa çıkılan bir süreç yaşandığı görülmektedir ve bu süreç, kişinin kaybettiği kişiyle barışmasıyla sonuçlanan bir yas tutmadır (Erçetingöz, 2022). Lee için durum böyle olmamıştır ve kendinden kaçmış, yasıyla — çocuklarının ölümüyle — barışamamıştır.</p>
<p data-start="4318" data-end="4721">Abisinin ölümünden sonra Manchester’a gitmek zorunda kalması, yeğeniyle ilişki kurması, yasıyla yüzleşmesine olanak tanımıştır. Filmin sonlarına doğru Lee kanepede uzanırken kızının “baba” diye seslenişini duyar ve baktığında “yandığımızı göremiyor musun?” der. Lee ise “hayır tatlım, yanmıyorsunuz” der ve ocağın alarmına uyanır. Bunu bir inkâr olarak da yorumlayabiliriz, bir inkârın kabulü olarak da.</p>
<h2 data-start="4728" data-end="4740"><strong data-start="4731" data-end="4740">Sonuç</strong></h2>
<p data-start="4742" data-end="5156">Lee, hayatımızda çok tanıdık ve sıradan olan insanları temsil ediyor. Kapıcıdır ve kimseyle iletişim kurmaz ama içinde gizledikleri, suçlulukları ve <strong data-start="4891" data-end="4898">yas</strong>ı vardır. Dışarıdan bunu anlamayız ve sıradan işlerle günü hep aynı monoton geçen insanların iç dünyasını düşünmeyiz. Bu film bize bunu sorgulatıyor. Sıradan, basit gördüğümüz insanların iç dünyasında neler oluyor ve bu hislerle yaşama devam etmek mümkün mü?</p>
<p data-start="5158" data-end="5605">Lee’nin yaşadığı kayıp sonrasında kendini izole etmesi, kendini cezalandırması, hayatına devam edememesine ve sonsuz melankoliye hapsolmuş gibi yaşamasına neden olur. Oysa yas sürecinden sonra kaybımızla yüzleşmeli, onunla barışmalı ve devam etmeliyiz. Patrick ise sosyal bir çocuktur ama o da amcası gibi yasını gizler ve yaşayamaz. Daha sonra ise ikisinin ilişkisi dönüştürücü bir hâl alır; ikisi de kayıplarıyla yüzleşir ve kaybı kabullenirler.</p>
<p data-start="5607" data-end="6028">Burada sosyal desteğin, ortak acıların bize nasıl güç verdiğini ve yasımızı nasıl dönüştürebileceğini görüyoruz. Yaşam, kayıpların olduğu bir yer ve bu kaçınılmaz bir gerçek. Bu gerçekle yüzleşirken aileden kaçmamanın, sosyal destek almanın önemini görmekteyiz. Kendi içimizdeki pişmanlıklarda boğulurken bir elin bizi kurtarıcı etkisini gözden kaçırmamalıyız. Lee, içindeki kederi sonsuzluğa taşıyan bir adamın hikâyesi.</p>
<h2 data-start="6035" data-end="6050"><strong data-start="6038" data-end="6050">Kaynakça</strong></h2>
<p data-start="6052" data-end="6248">Erçetingöz, A. (2022). <em data-start="6075" data-end="6181">Yaşamın Kıyısında Filminde Mağduriyetin İmkansızlığı ve Bitmeyen Yas: Zaman Her Şeyin İlacı Olabilir mi?</em> sinecine, 13(1), 67–97.<br data-start="6205" data-end="6208" /><a class="decorated-link" href="https://doi.org/10.32001/sinecine.955451" target="_new" rel="noopener" data-start="6208" data-end="6248">https://doi.org/10.32001/sinecine.955451</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/manchester-by-the-sea-sonsuz-bir-yasin-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Neden Kötü Karakterleri Severiz?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/neden-kotu-karakterleri-severiz/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=neden-kotu-karakterleri-severiz</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/neden-kotu-karakterleri-severiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şeyda Nur Cantürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Nov 2025 21:43:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Medya ve Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=17965</guid>

					<description><![CDATA[Hiç dizi ya da film izlerken kötü bir karakterle empati yapmaya çalışırken kendinizi buldunuz mu? O muğlak, karanlık, çatışmalar yaşayan karakterde kendinizden bir parça buldunuz mu?Kötü karakterleri severiz çünkü onlarla özdeşim kurarız. O karakterlerin geçmiş travmaları, kendi içsel çatışmaları bizim kendi hayatımızdaki hesaplaşmalara benzer. Karakterlerle bağ kurarız ve onu anlamaya çalışırız. Bu karakterler, Jung’un gölge [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="87" data-end="491">Hiç dizi ya da film izlerken kötü bir karakterle empati yapmaya çalışırken kendinizi buldunuz mu? O muğlak, karanlık, çatışmalar yaşayan karakterde kendinizden bir parça buldunuz mu?<br data-start="269" data-end="272" />Kötü karakterleri severiz çünkü onlarla özdeşim kurarız. O karakterlerin geçmiş travmaları, kendi içsel çatışmaları bizim kendi hayatımızdaki hesaplaşmalara benzer. Karakterlerle bağ kurarız ve onu anlamaya çalışırız.</p>
<p data-start="493" data-end="991">Bu karakterler, <strong data-start="509" data-end="535">Jung’un gölge arketipi</strong> olarak tanımladığı karanlık yanımızı temsil eder. <strong data-start="586" data-end="595">Gölge</strong>, yüzleşemediğimiz, bastırdığımız ve kabul etmediğimiz özelliklerimizi içerir. Gölge bilinçdışındadır ve kişi farkında değildir. Jung, bireysel gölge için “<strong data-start="751" data-end="760">öteki</strong>” kavramını da kullanır. Öteki, bizi utandıran ve ayıplanan alt benlik, benliğin olumsuz özellikleridir (Pelister, 2015). Yani bu kurgusal karakterler gölge yanımızı temsil ettiği için bastırdığımız arzularımızı ortaya çıkarabilir.</p>
<h2 data-start="998" data-end="1035"><strong data-start="1001" data-end="1035">Bazı Karakterler ve Temsilleri</strong></h2>
<h3 data-start="1037" data-end="1069"><strong data-start="1041" data-end="1069">The Dark Knight ve Joker</strong></h3>
<p data-start="1071" data-end="1420"><em data-start="1071" data-end="1088">The Dark Knight</em> filmindeki <strong data-start="1100" data-end="1109">Joker</strong> karakteri, toplumsal olarak hiçbir ahlaki kuralı tanımaz. Freud’a göre insan zihni; <strong data-start="1194" data-end="1200">id</strong>, <strong data-start="1202" data-end="1209">ego</strong> ve <strong data-start="1213" data-end="1225">süperego</strong> olmak üzere üç katmandan oluşur.<br data-start="1258" data-end="1261" />Süperego, ahlak gelişimini temsil eder. Freud, <strong data-start="1308" data-end="1336">haz, gerçeklik ve toplum</strong> dengesinin sağlıklı bir birey için gerekli olduğunu düşünür (Nurdan, G. T. 2024).</p>
<p data-start="1422" data-end="1748">Joker’in süperegosunun gelişmediği ve toplumsal kurallara başkaldırıyı temsil ettiği söylenebilir. İlginç bir biçimde Joker karakteri, <strong data-start="1557" data-end="1595">Batman’den daha fazla sevilmiştir.</strong> Joker’in geçmiş travmaları, seyircide özdeşleşme duygusu yaratabilir. Seyirci, travmalarıyla baş etmeye çalışan Joker’e hak verme eğilimine girebilir.</p>
<p data-start="1750" data-end="2006">Lacanyen açıdan bakıldığında <strong data-start="1779" data-end="1819">Lacan’ın sembolik özdeşleşme kavramı</strong>, öznenin yasakla, yasayla ve eksikle özdeşleşmesini ifade eder (Seven, 2023). Joker karakteri burada yasaya karşı konumlanır — ve tam da bu başkaldırı onu izleyici gözünde “özgür” kılar.</p>
<h3 data-start="2013" data-end="2053"><strong data-start="2017" data-end="2053">Dexter ve Adaletin Karanlık Yüzü</strong></h3>
<p data-start="2055" data-end="2343"><em data-start="2055" data-end="2063">Dexter</em> dizisinde <strong data-start="2074" data-end="2084">Morgan</strong> karakteri, bir seri katil olmasına rağmen sadece suç işleyen kişileri öldürdüğü için seyirci tarafından sevilen ve desteklenen bir karakter haline gelmiştir. Seyircinin onu bir <strong data-start="2262" data-end="2284">adalet sağlayıcısı</strong> olarak görmesi, Morgan’ı “katil” sıfatından sıyırmıştır.</p>
<p data-start="2345" data-end="2649">Seyircinin gözünde işlenen cinayetlerin bir amacı varmış gibi görünür. Morgan karakterinin adaleti sağladığına inanmak, onun katil kimliğini meşrulaştırma anlamına gelebilmektedir. Ancak bu, <strong data-start="2536" data-end="2566">toplumsal açıdan tehlikeli</strong> bir durumdur. Çünkü adalet sağlamak cinayetle, adaletsizlikle eşleştirilmemelidir.</p>
<h3 data-start="2656" data-end="2705"><strong data-start="2660" data-end="2705">American Psycho ve İmaj Kültürünün Çöküşü</strong></h3>
<p data-start="2707" data-end="2968"><em data-start="2707" data-end="2724">American Psycho</em> filminde <strong data-start="2734" data-end="2753">Patrick Bateman</strong> karakteri, <strong data-start="2765" data-end="2797">imaj kültürünün eleştirisini</strong> temsil eder.<br data-start="2810" data-end="2813" />Gösteri dünyası, pahalı mekanlar, şık kıyafetler ve yüzeysel ilişkiler arasında kaybolmuş Patrick, <strong data-start="2912" data-end="2950">modern dünyanın kimliksiz insanını</strong> sembolize eder.</p>
<p data-start="2970" data-end="3316">Patrick, dışarıdan bakıldığında mükemmel bir imaja sahiptir; pahalı takımlar, prestijli iş, statü ve güç&#8230; Ancak iç dünyasında <strong data-start="3098" data-end="3154">boşluk, varoluşsal anlamsızlık ve saldırgan dürtüler</strong> vardır. Kendi benliğinden şüphe duyar ve varlığını kanıtlamak için şiddete başvurur. <strong data-start="3240" data-end="3259">Tüketim toplumu</strong> onu yutmuştur; geriye sadece dışsal bir kabuk kalmıştır.</p>
<h2 data-start="3323" data-end="3355"><strong data-start="3326" data-end="3355">Sonuç: Gölgeyle Yüzleşmek</strong></h2>
<p data-start="3357" data-end="3577">Kötü karakterler çoğunlukla muğlak, karizmatik ve karmaşık doğalarıyla bize sempatik gelebilir. Travmalarının olması, onların da <strong data-start="3486" data-end="3520">insani, hata yapan taraflarını</strong> görmemize ve onlarla özdeşim kurmamıza neden olabilir.</p>
<p data-start="3579" data-end="3814">Bazı karakterler; <strong data-start="3597" data-end="3660">bastırdığımız, bilinçdışında kabul etmediğimiz, utandığımız</strong> özellikleri sergiler — yani gölge yanımızı görünür kılar. Onların yaşadığı içsel çatışmalar, psikolojik sorunlar, seyircide empati duygusunu uyandırır.</p>
<p data-start="3816" data-end="4051">Ancak bu karakterlerle kurulan empati, <strong data-start="3855" data-end="3889">suçluluğun meşrulaştırılmasına</strong> dönüşmemelidir. Travmaları anlamak, suçlarını haklı kılmak anlamına gelmez. Bu karakterlerin popülerliği, “kötülük” kavramını yeniden sorgulamamıza neden olur.</p>
<p data-start="4053" data-end="4378">Kötü karakterler, içimizdeki karanlık gölgeye seslenir ve özdeşleşmeyle bir tür <strong data-start="4133" data-end="4148">sevgi hissi</strong> yaratır. Fakat bu hisler, tehlike yaratacak boyutlara ulaşmamalıdır.<br data-start="4217" data-end="4220" />Onların içsel motivasyonlarını anlayabiliriz ama eylemlerini <strong data-start="4281" data-end="4306">meşrulaştırmamalıyız.</strong><br data-start="4306" data-end="4309" />Kötülük yapmalarının nedenleri, onların suçlu kimliğini örtmemelidir.</p>
<h2 data-start="4385" data-end="4400"><strong data-start="4388" data-end="4400">Kaynakça</strong></h2>
<ul data-start="4402" data-end="4969">
<li data-start="4402" data-end="4565">
<p data-start="4404" data-end="4565">Seven, R. (2023). <em data-start="4422" data-end="4480">Lacan Düşüncesinde Mutlak Bir Öteki Olarak Baba Ve Tanrı</em> [Doktora tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi]. Yükseköğretim Kurulu Ulusal Tez Merkezi.</p>
</li>
<li data-start="4566" data-end="4821">
<p data-start="4568" data-end="4821">Nurdan, G. T. (2024). <em data-start="4590" data-end="4674">Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet Romanında Bilincin Üç Katmanı: İd-Ego-Süperego.</em> Avrasya Uluslararası Araştırmalar Dergisi, 12(38), 80–90. <a class="decorated-link" href="https://doi.org/10.33692/avrasyad.1361121" target="_new" rel="noopener" data-start="4733" data-end="4819">https://doi.org/10.33692/avrasyad.1361121</a></p>
</li>
<li data-start="4822" data-end="4969">
<p data-start="4824" data-end="4969">Pelister, T. G. (2015). <em data-start="4848" data-end="4901">Othello’da İlkel Kavramı Bağlamında Gölge Arketipi.</em> Yedi: Sanat, Tasarım ve Bilim Dergisi, Kış 2016, Sayı 15: 99–109.</p>
</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/neden-kotu-karakterleri-severiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Neden Mağduru Suçlarız ve Faili Aklarız</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/neden-magduru-suclariz-ve-faili-aklariz/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=neden-magduru-suclariz-ve-faili-aklariz</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/neden-magduru-suclariz-ve-faili-aklariz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şeyda Nur Cantürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Oct 2025 11:04:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyal Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=15681</guid>

					<description><![CDATA[Toplumumuzda kadına yönelik bir şiddet haberi gördüğümüzde mağduru suçlayıcı “O saatte dışarıda ne işi vardı?”, “Neden mini etek giymişti?”, “Kim bilir ne yaptı da başına bu geldi?” gibi ifadelerle karşılaşmışızdır. Neden empati yaptığımız taraf mağdur değil de suçlu? Bu inanışların kadın tecavüzlerinde kadının erkeği kışkırtıcı rolü olduğu ve erkeğin suç sorumluluğunun kadına yüklenmesine neden olabilmektedir. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="314" data-end="728">Toplumumuzda kadına yönelik bir şiddet haberi gördüğümüzde mağduru suçlayıcı “O saatte dışarıda ne işi vardı?”, “Neden mini etek giymişti?”, “Kim bilir ne yaptı da başına bu geldi?” gibi ifadelerle karşılaşmışızdır. Neden empati yaptığımız taraf mağdur değil de suçlu? Bu inanışların kadın tecavüzlerinde kadının erkeği kışkırtıcı rolü olduğu ve erkeğin suç sorumluluğunun kadına yüklenmesine neden olabilmektedir.</p>
<h2 data-start="730" data-end="773"><strong data-start="733" data-end="773">Adil Dünya İnancı ve Mağduru Suçlama</strong></h2>
<p data-start="775" data-end="1146">İnsan sosyal bir varlık olduğu için toplumla beraber uyumlu bir şekilde yaşamak ister. Yaşadığı toplumun düzenli olduğunu hissetmek, bir gün onun da başına bir şey geleceği ihtimalini düşünmesini engeller ve rahatlama sağlar. Lerner’in (1980) <strong data-start="1018" data-end="1039">adil dünya inancı</strong>na göre insanlar; herkesin hak ettiği gibi yaşadığına, kötülerin cezalandırıldığına inanmaya eğilimlidir.</p>
<p data-start="1148" data-end="1577">Bu inanış, bir insanın kötü bir şey yaşadığında, bir suçun kurbanı olduğunda, onun bunu hak edecek bir şey yaptığını düşünmemize yol açar. Adil bir dünyada yaşadığını düşünmek insanlarda “Ben iyi bir insanım, dikkat edersem benim başıma gelmez” diye düşünüp kendisini rahatlatsa da toplumsal açıdan yıkıcı sonuçlara sebebiyet verebilir. Bu görüş, öngörülemez olaylara karşı rahatlatıcı bir <strong data-start="1538" data-end="1561">savunma mekanizması</strong> görevi görür.</p>
<p data-start="1579" data-end="1933">Bu inançla dünyayı güvenli bir yer olarak algılayabilir ve ruh sağlıklarını korurlar (Lerner, 1980; 1998). Bu inanç, uyum sağlayıcı rahatlama sağlayan bir görevde olduğu için bu eğilimi terk etmede dirençlidir. Heider (1958, akt. Rubin ve Peplau, 1975) adil dünya inancının bilişsel denge ilkesinden kaynaklanan bilişsel yanlılık olduğunu belirtmiştir.</p>
<p data-start="1935" data-end="2265">İnsanlar, adaletsizlikle karşılaştıklarında — bir cinayet, şiddet ve tecavüz gibi durumlarda — dünyanın adil olduğu inancı sekteye uğrayabilir ve bu insanlarda bilişsel çelişkiye neden olur, kaygı uyandırır. Bu kaygıdan kurtulmak için kurbanı değersizleştirme yoluna gidilebilir; bu da <strong data-start="2221" data-end="2245">faili aklama eğilimi</strong>ne neden olabilir.</p>
<p data-start="2267" data-end="2643">Türkiye’de yapılan bir çalışmada (Yalçın, 2006) adil dünya inancının tecavüz kurbanlarına yönelik önyargıyı pozitif yordadığı bulunmuştur. Bu kişilerin, tecavüz mitlerini destekleme eğilimi gösterdiklerini (Hayes, Lorenz ve Bell, 2013; Vonderhaar ve Carmody, 2015; Russel ve Hand, 2017) belirten çalışmalar, kurbanı suçlama eğilimine daha fazla sahip olduklarını göstermiştir.</p>
<h2 data-start="2645" data-end="2657"><strong data-start="2648" data-end="2657">Sonuç</strong></h2>
<p data-start="2659" data-end="2982">Kötülerin cezasını çektikleri bir dünyada yaşamaya inanmak istemek hepimiz için bir ihtiyaçtır. Dünyanın iyi bir yer olduğuna inanırsak bizim de başımıza kötü bir şey gelemez sonuçta. Eğer dünyanın adil olduğu yanılsamasından kurtulamazsak, toplumsal olarak suçu meşrulaştırma gibi yıkıcı sonuçlara sebebiyet verebiliriz.</p>
<p data-start="2984" data-end="3376">Dünyada yaşanan adaletsizlikleri görmezden gelmezsek bilişsel çelişki yaşarız, bu da bizde kaygı yaratır. Bu bilişsel çelişkiden kurtulmak için ya kurbana yardım ederiz ya da yardım edemezsek kurbanı itibarsızlaştırma yoluna gideriz. Suçu önlemeye yönelik konuşmamız gerekirken “Onun da orada ne işi varmış?”, “Gitmeseymiş”, “Hayır deseymiş” gibi söylemlerle mağduru suçlamamıza neden olur.</p>
<p data-start="3378" data-end="3740">Kadın cinayetlerinin sık yaşandığı toplumumuzda bu söylemler, erkeği haklı gösterme ve kadını suçlamaya neden olabilir. Bizi rahatsız da etse eğilimlerimizin ve söylemlerimizin farkında olmalıyız. <strong data-start="3575" data-end="3603">Savunma mekanizmalarımız</strong> bize rahatlık sağlasa da toplumumuz için olumsuz sonuçlar doğurabilir. Dünya hepimizin her zaman hak ettiğini aldığı bir yer değildir.</p>
<p data-start="3742" data-end="3902">Bu yanılsama, <strong data-start="3756" data-end="3775">tecavüz mitleri</strong>nin de önünü açmaktadır. Suçluyla empati yapmak daha kolay ve rahatlatıcı olsa da empati yapmamız gereken asıl taraf mağdurdur.</p>
<h2 data-start="3909" data-end="3924"><strong data-start="3912" data-end="3924">Kaynakça</strong></h2>
<ul data-start="3926" data-end="5359">
<li data-start="3926" data-end="4029">
<p data-start="3928" data-end="4029">Lerner, M. J. (1980). <em data-start="3950" data-end="4003">The Belief In A Just World: A Fundamental Delusion.</em> New York: Plenum Press.</p>
</li>
<li data-start="4030" data-end="4295">
<p data-start="4032" data-end="4295">Lerner, M. J. (1998). <em data-start="4054" data-end="4152">The two forms of belief in a just world: Some thoughts on why and how people care about justice.</em> In (L. Montada, M. Lerner ve J. Melvin Eds). <em data-start="4198" data-end="4255">Responses To Victimizations and Belief in a Just World,</em> (s. 247-269). New York: Plenum Press.</p>
</li>
<li data-start="4296" data-end="4406">
<p data-start="4298" data-end="4406">Rubin, Z. ve Peplau, L. A. (1975). Who believes in a just world. <em data-start="4363" data-end="4390">Journal of Social Issues,</em> 31(3), 65-90.</p>
</li>
<li data-start="4407" data-end="4625">
<p data-start="4409" data-end="4625">Yalçın, Z. S. (2006). <em data-start="4431" data-end="4550">Effects of ambivalent sexism, locus of control, empathy, and belief in a just world on attitudes toward rape victims.</em> Yayımlanmamış yüksek lisans tezi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Ankara.</p>
</li>
<li data-start="4626" data-end="4784">
<p data-start="4628" data-end="4784">Akgün, S. (2019). Adil dünya inancı ve toplumsal sonuçları. <em data-start="4688" data-end="4737">OPUS–Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi,</em> 14(20), 2227-2247. DOI: 10.26466/opus.610173</p>
</li>
<li data-start="4785" data-end="4947">
<p data-start="4787" data-end="4947">Hayes, R. M., Lorenz, K., ve Bell, K. A. (2013). Victim blaming others: Rape myth acceptance and the just world belief. <em data-start="4907" data-end="4930">Feminist Criminology,</em> 8(3), 202-220.</p>
</li>
<li data-start="4948" data-end="5169">
<p data-start="4950" data-end="5169">Vonderhaar, R. L. ve Carmody, D. C. (2015). There are no “innocent victims”: The influence of just world beliefs and prior victimization on rape myth acceptance. <em data-start="5112" data-end="5148">Journal of Interpersonal Violence,</em> 30(10), 1615-1632.</p>
</li>
<li data-start="5170" data-end="5359">
<p data-start="5172" data-end="5359">Russell, K. J. ve Hand, C. J. (2017). Rape myth acceptance, victim blame attribution and just world beliefs: A rapid evidence assessment. <em data-start="5310" data-end="5344">Aggression and Violent Behavior,</em> 37, 153-160.</p>
</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/neden-magduru-suclariz-ve-faili-aklariz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sırça Fanusa Sıkışmış Bir Kadın: Sylvia Plath ve Nilgün Marmara</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/sirca-fanusa-sikismis-bir-kadin-sylvia-plath-ve-nilgun-marmara/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sirca-fanusa-sikismis-bir-kadin-sylvia-plath-ve-nilgun-marmara</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/sirca-fanusa-sikismis-bir-kadin-sylvia-plath-ve-nilgun-marmara/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şeyda Nur Cantürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Sep 2025 22:52:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikanaliz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=13234</guid>

					<description><![CDATA[Çoğumuz yaratıcılıkla psikolojik rahatsızlıkların paralel ilerlediğini düşünmüşüzdür. Şairlerin hassaslıkları, kırılganlıkları sanatla birleştiğinde bizi etkilemeyi başarmıştır. Depresif ve melankolik sözcüklerde ruhumuzdan bir parça buluruz. Sylvia Plath, Amerikalı şair ve yazardı. Plath, hayatını manik depresyon bozukluğuyla geçirdi ve eserlerindeki melankolik izlerle tanındı. İngiliz şair Ted ile hayatının aşkı olduğu yanılgısıyla evlendi ve Ted’in aldatmalarıyla ilişkileri bozuldu ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="354" data-end="1324">Çoğumuz <strong data-start="362" data-end="379">yaratıcılıkla</strong> psikolojik rahatsızlıkların paralel ilerlediğini düşünmüşüzdür. Şairlerin hassaslıkları, kırılganlıkları sanatla birleştiğinde bizi etkilemeyi başarmıştır. Depresif ve melankolik sözcüklerde ruhumuzdan bir parça buluruz. Sylvia Plath, Amerikalı şair ve yazardı. Plath, hayatını manik depresyon bozukluğuyla geçirdi ve eserlerindeki melankolik izlerle tanındı. İngiliz şair Ted ile hayatının aşkı olduğu yanılgısıyla evlendi ve Ted’in aldatmalarıyla ilişkileri bozuldu ve Sylvia iki çocuğuna kahvaltı hazırladıktan sonra fırının gazını açtıktan sonra başını sokarak <strong data-start="945" data-end="956">intihar</strong> etti. Plath; acısını şiirleriyle harmanlayan, gizlemeye çalışan bir kadındı. Babasını 8 yaşında kaybettikten sonra ilk şiirini kaleme aldı. Şiirlerinde ölüm temasını işlemekten kendini alamadığı aşikardır. <em data-start="1163" data-end="1176">Sırça Fanus</em> en bilinen eserlerinden, yarı otobiyografik bir romandır. Kendisini sırça fanusun içinde sıkışmış, anlaşılmamış hisseden bir kadının hikayesidir.</p>
<h2 data-start="1326" data-end="1359"><strong data-start="1329" data-end="1359">Sylvia Plath Etkisi Nedir?</strong></h2>
<p data-start="1361" data-end="2160"><strong data-start="1361" data-end="1384">Sylvia Plath etkisi</strong>ni psikolog James C. Kaufman 2001 yılında ortaya atmıştır. Kaufman’a göre kadın şairlerin akıl hastalığına yakalanma oranı daha yüksektir ve daha yatkındırlar. Bu olguyu kanıtlar nitelikte çalışmalar olmasına rağmen nedensellik ilişkisi henüz bulunamamıştır. Sanat ile delilik arasındaki ince çizgi sınırı bulanıklaştırmaktadır ve <strong data-start="1715" data-end="1732">yaratıcılığın</strong> komplike yapısı da tartışmalara neden olmaktadır. Sylvia Plath ile benzer kaderi yaşayan kadın şairler de olmuştur. Nilgün Marmara kendisinden etkilenmiş ve <em data-start="1890" data-end="1947">Sylvia Plath’ın Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi</em> adlı yüksek lisans tezinde <strong data-start="1975" data-end="1986">intihar</strong>ını incelemiş, yıllar sonra kendisiyle benzer kaderi yaşamış ve evinin balkonundan atlayarak hayatına son vermiştir. Nilgün Marmara da eserlerinde ölüm temasını işlemiştir.</p>
<h2 data-start="2162" data-end="2211"><strong data-start="2165" data-end="2211">Sylvia Plath ve Toplumsal Cinsiyet Rolleri</strong></h2>
<p data-start="2213" data-end="2927">Plath’ın eserlerinde kadın kimliği, annelik sorunları ve <strong data-start="2270" data-end="2292">toplumsal cinsiyet</strong> dikkat çeker. Şiirlerinde ezilen ve baskı altındaki kadının hiddetli sesini duyurmaya çalıştığı (Orlijan 2002, 286; Spivack 2004, 218) ve sadece kadınlık deneyimi içerisinden anlaşılabilecek derin duygulara ayna tuttuğu anlaşılmıştır (Pipoş 2013, 17). <em data-start="2545" data-end="2559">Lady Lazarus</em> adlı şiiri, Lazarus karakterinin mücadelesiyle ezilen kadının ataerkil düzende verdiği hayat mücadelesine benzetilmiştir (Karakoç, 2016, 72). Nilgün Marmara da Plath’ın şiirlerinde feminizm tohumları taşıdıklarından bahsetmiştir. Marmara’ya (2011, 22) göre Plath, “kadınların toplumsal bir hastalığın sonucu olan perişanlığının kurbanı olmuştur” (Marmara 2011, 66).</p>
<p data-start="2929" data-end="3405">Plath’ın aile yapısı da ataerkil düzenin bir yansımasıdır. Otoriter bir baba ve babaya itaat eden uysal ve sessiz bir annenin kızı olarak büyümüştür. İleride kendisi de çocuklarına anne, kocasına iyi bir eş, ideal kadın rolüne girecektir ve bu durum eserlerine de yansımıştır. Güncelerinde bakirelik tabuları, cinsel politika, annelik gibi konulara yer vermiştir. Plath, kadın kimliği içinde kaybolmuştur. Anne maskesi, sanatçı maskesi altında benliğini arayan bir kadındır.</p>
<p data-start="3407" data-end="3912">Nilgün Marmara da şiirlerinde varoluşçu edebiyattan izler taşır. <strong data-start="3472" data-end="3483">İntihar</strong>, umutsuzluk, yabancılaşma temalarını işler. Bu temalarda manik depresif hastalığının ve kadın rollerinin etkisi vardır. Nilgün Marmara da mutsuz bir evlilik içinde sıkışmış ve kendini yalnız hissetmiştir. Toplumda kadının evlenme baskısı altında ezilmiştir ve yabancılaşmıştır. Toplumun susması için kadını pasifize etmesi topluma karşı yabancılaştırmıştır. Eril egemen sanat dünyasında da kendini yalnız hissetmiştir Marmara.</p>
<h2 data-start="3914" data-end="3926"><strong data-start="3917" data-end="3926">Sonuç</strong></h2>
<p data-start="3928" data-end="4399"><strong data-start="3928" data-end="3945">Yaratıcılığın</strong>, sanatın ruhsal hastalıklarla beraber ilerlediğini düşünmek hep ilgimizi çekmiştir. Bu olguya ilişkin pek çok kanıt <strong data-start="4062" data-end="4073">intihar</strong> eden şair, edebiyatçı örneği görsek de yaratıcılık çok boyutlu bir kavramdır. Bu kavramı yalnızca akıl hastalığı ile bağdaştırmak sanatçının yardım çağrısını engelleyebilir. Melankolinin ve sanatın eşsiz dansı, acının sanata dönüşmesi de kaçınılmazdır. Ruhumuzu acının sanatla evrilmesi besler ve anlaşılmış hissedebiliriz.</p>
<p data-start="4401" data-end="5189">Plath ve Marmara’nın <strong data-start="4422" data-end="4433">intihar</strong>ına sadece kadın şairlerin hassaslığı üzerinden yaklaşmak eksik kalacaktır. İki kadının da hayatını ve sanatını incelediğimizde benzerlikler görmemiz kaçınılmazdır. İki kadın da ataerkil düzende yaşamıştır. Ataerkil otorite baba ve ona itaat eden annenin varlığını görmüşler ve eşlerine de ideal kadın olma maskesi takmışlardır. İki kadın da toplum ve eşleri tarafından yalnız bırakılmıştır. Eril düzen iki kadını da <strong data-start="4850" data-end="4872">toplumsal cinsiyet</strong> rollerini sorgulamaya itmiştir ve topluma yabancılaşan kadınlar yalnız hissetmiştir. İki kadın şairin de eserlerinde <strong data-start="4990" data-end="5001">intihar</strong>, umutsuzluk, yabancılaşma temaları izlenmektedir. Ve hayatlarında baba ve eş otoritesi kadın kimliğini bunalıma sokmuştur. Sanat kadının sesi olmuştur ve yardım çığlıkları duyulmalıdır.</p>
<h2 data-start="5191" data-end="5206"><strong data-start="5194" data-end="5206">Kaynakça</strong></h2>
<p data-start="5208" data-end="5997">Orlijan K. (2002) “Sylvia Plath”. Ed. C. Cucinella. <em data-start="5260" data-end="5306">Contemporary American Poets: An A-to-Z Guide</em> (2002) 284-289. London.<br data-start="5330" data-end="5333" />Spivack K. (2004). “Some Thoughts on Sylvia Plath”. <em data-start="5385" data-end="5416">The Virginia Quarterly Review</em> 80/2 (2004) 212-218.<br data-start="5437" data-end="5440" />Pipoş C. (2013). “An Analysis of Intimacy in Sylvia Plath’s Poetry”. <em data-start="5509" data-end="5535">Bulletin of Transilvania</em> 6/55 (2013) 15-18.<br data-start="5554" data-end="5557" />Karakoç M. (2016). <em data-start="5576" data-end="5645">Readings Sylvia Plath’s Poetry through Contemporary Literary Theory</em>. Yayımlanmamış Doktora Tezi, İstanbul Aydın Üniversitesi, İstanbul 2016.<br data-start="5718" data-end="5721" />Marmara N. (2011). <em data-start="5740" data-end="5797">Sylvia Plath’ın Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi</em>. Çev. D. Körpe, İstanbul 2011.<br data-start="5828" data-end="5831" />Kaufman JC (2011). &#8220;Sylvia Plath etkisi: Ünlü yaratıcı yazarlarda akıl hastalığı&#8221;. <em data-start="5914" data-end="5941">Yaratıcı Davranış Dergisi</em>. 35(1):37–50. doi:10.1002/j.2162-6057.2001.tb01220.x.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/sirca-fanusa-sikismis-bir-kadin-sylvia-plath-ve-nilgun-marmara/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Psikoterapide Duyguların Önemi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/psikoterapide-duygularin-onemi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=psikoterapide-duygularin-onemi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/psikoterapide-duygularin-onemi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şeyda Nur Cantürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Aug 2025 21:13:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=11318</guid>

					<description><![CDATA[Modern yaşamın hızından kendinizi hissiz hissettiğiniz oldu mu hiç? Duygularımız, bizi insan yapan önemli bir özelliğimizdir. Fakat bazen duygularımızla yeterince temas edemeyiz ve onları anlamlandıramayız. Bu durum, bazen bizde bedensel semptomlar yaratabilir. Duygularımızı yaşamak ve onları hissetmek, kendimize yabancılaşmamak için önemlidir. Çoğu insan duygularının farkında değildir. Psikoterapi sürecinde de duyguların farkında olmak ve duygular ile [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="365" data-end="1141">Modern yaşamın hızından kendinizi hissiz hissettiğiniz oldu mu hiç? Duygularımız, bizi insan yapan önemli bir özelliğimizdir. Fakat bazen duygularımızla yeterince temas edemeyiz ve onları anlamlandıramayız. Bu durum, bazen bizde bedensel semptomlar yaratabilir. Duygularımızı yaşamak ve onları hissetmek, kendimize yabancılaşmamak için önemlidir. Çoğu insan duygularının farkında değildir. <strong data-start="792" data-end="807">Psikoterapi</strong> sürecinde de duyguların farkında olmak ve duygular ile çalışmak önemlidir. Duygularımızdan kaçmak, onları yaşamamıza engel olabilir veya duygularımızdan utanmamıza neden olabilir. Terapide bunları kabul edip düzenlenmesi sağlanabilir. Psikoterapilerin genel amacı, duygusal olarak yoğun sıkıntı çeken danışanın acısını azaltmaktır.</p>
<p data-start="1143" data-end="1985"><strong data-start="1143" data-end="1184">Psikoterapide Duygu Yaklaşımları: DOT</strong><br data-start="1184" data-end="1187" />Duygu odaklı terapi (DOT) de duygular, terapinin merkezinde yer alır. BDT’de düşünce odaklı bir yönelim varken DOT, duygular üzerine yoğunlaşır. Duygular, insanın neye, nasıl tepki vereceğini ve ne düşüneceğini etkileyen temel oluşumlardır (Crick ve Dodge, 1994; Greenberg, 2010a). Hissedilen duyguların terapideki yeri ve yararı nedir? Bu sorulara yanıt, Leslie Greenberg ve Sue Johnson’dan gelir. Psikoterapötik değişimde duyguların yeri karmaşık ve önemlidir. DOT; birey merkezli terapi, modern duygu kuramları, gestalt terapi ve bağlanma teorisinden etkilenen eklektik neo-hümanistik bir kuramdır. Davranışçı ve dinamik deterministik görüşe karşın, insan doğasını olumlu gören hümanistik yaklaşımları temel alan DOT, insanın seçim yapma ve farkında olma kapasitesine inanır (Greenberg, 2016).</p>
<p data-start="1987" data-end="2554"><strong data-start="1987" data-end="2015">Kuramsal Arka Planda DOT</strong><br data-start="2015" data-end="2018" />DOT, birey merkezli terapinin kullandığı saydamlık, empati, koşulsuz olumlu kabul gibi araçları, danışanların değer algılarını düzenlemede kullanır. Varoluşçu arka planda ise danışan, duygularının kurbanı değil; onları seçen özgür bir birey olarak kabul edilir. Duygularımızın tutsağı değiliz; onların seçme iradesine sahibiz. DOT, varoluşçuların kaygı ve seçim yapma inancını benimser ve terapinin merkezi haline getirir (Greenberg, 2016). Gestalt terapiye göreyse insan bir bütündür ve tek tek özelliklerine odaklanmak mantıksızdır.</p>
<p data-start="2556" data-end="3020"><strong data-start="2556" data-end="2580">DOT’un Yeri ve Önemi</strong><br data-start="2580" data-end="2583" />DOT, terapide duyguların önemsiz olduğu fikrini reddeder ve duygu düzenlenmesine önem verir. Duygularımızın işlevsiz olduğu görüşünü kabul etmez; aksine onların işlevinin olduğunu öne sürer. İnsan olarak benliğimizi hissetmede ve kendimiz olabilmede duygularımızı anlamak, onları yaşamak son derece önemlidir. Sanat ve edebiyatta duygularımızdan bir parça bulur ve bunu hissederiz. Terapide de duyguların önemi anlaşılmaya başlamıştır.</p>
<p data-start="3022" data-end="3674">Duygular, travmalar, duyguları bastırma ve inkâr etme gibi nedenlerden dolayı maladaptif hale gelebilir. Duygular, neyin ihtiyaç olduğuna dair kılavuzluk eder. Birinin ne hissettiğinin farkında olmak, sorunun doğasını anlamada yardım etmenin ilk adımıdır. Böylelikle belirli bir durumda en uygun tepkinin ne olacağı tanımlanabilir (Greenberg, 2016). Duygular, deneyimlerimizi yorumlarken de önemlidir. Bilinçsiz bir şekilde önce üzülür, endişeleniriz; sonra değerlendirip bu duyguların işlevsel olup olmadığına karar veririz. Duygular, mutlak şekilde kontrol edilmesi gereken bir olgu değil; düzenlenmesi gereken ana malzemelerdir (Greenberg, 2010a).</p>
<p data-start="3676" data-end="4205"><strong data-start="3676" data-end="3685">Sonuç</strong><br data-start="3685" data-end="3688" />Dünyaya anlam vermede ve kendimizin farkında olmada duygularımız kritik önem taşır. Çoğu zaman duygularımızın farkında olmayız ve onlarla temas edemeyiz. İhtiyaçlarımızın fark edilmesi için duygular, önemli ve işlevseldir. Bazen geçmiş bir travmadan, bazen kendimizden kaçışta duygularımızın farkında olmayabiliriz. Onları işlevsiz hale getirip bastırabiliriz. Duygularından kaçan insan, kendine de yabancılaşabilir. Kendine yabancılaşan birey, topluma da yabancılaşabilir ve uyumsuz olarak işlevsiz hale gelebilir.</p>
<p data-start="4207" data-end="4682"><strong data-start="4207" data-end="4231">Duygusal farkındalık</strong>, duygularımızı anlamlandırmak ve kendimizle temas edebilmek, kaygılarımızı da azaltabilir. Terapistin de danışanın duygularını fark etmesi ve onlara alan açması son derece önemlidir. Her şeyin hızlıca tükendiği, kendini dinlemediğin bir dünyada duygular, bireyin hissizleşmemesi için önemlidir. Duyguların insanın anlam dünyasındaki etkileri ve sanatla yaratıcılığa dönüştürmesi de önemlidir. İnsan, duygularıyla yaratıcılığını şiire, sanata döker.</p>
<p data-start="4684" data-end="5252">Duygularımızı fark edip onlara izin verdiğimizde hayatımıza derinlik katarız. İnsan olmanın değerini merhamette, empatide, hüzünde; yani duygularımızda buluruz. Öfkemizi dinlediğimizde, onun altındaki engellenmişlikleri ve hayal kırıklıklarını fark edebiliriz. Öfkemize izin verip dinleyince altındaki hayal kırıklıklarını da görebiliriz. Duygularımızla mücadele etmek yerine onlara izin vermeli ve suçluluk hissetmemeliyiz. Duygular, insanların zayıflıkları değil; güçlü bir özelliğidir. Duygularımızı bastırmak yerine onlara alan açmalı, onları anlamlandırmalıyız.</p>
<p data-start="5254" data-end="5443"><strong>Terapist</strong> de boş sandalye tekniği, çift sandalye diyaloğu, sistematik çağrışımlı açılma gibi tekniklerle danışanının duygularını düzenlemede ve dönüştürmesinde yardımcı olabilmektedir.</p>
<p data-start="5445" data-end="5459"><strong data-start="5445" data-end="5457">Kaynakça</strong></p>
<ul data-start="5460" data-end="5984">
<li data-start="5460" data-end="5689">
<p data-start="5462" data-end="5689">Crick, N. R., &amp; Dodge, K. A. (1994). A review and reformulation of social information-processing mechanisms in children&#8217;s social adjustment. Psychological Bulletin, 115(1), 74-101. <a class="cursor-pointer" target="_new" rel="noopener" data-start="5643" data-end="5687">http://dx.doi.org/10.1037/0033-2909.115.1.74</a></p>
</li>
<li data-start="5690" data-end="5827">
<p data-start="5692" data-end="5827">Greenberg, L. S. (2010a). Emotion-focused therapy: A clinical synthesis. The Journal of Lifelong Learning in Psychiatry, 8(1), 32-42.</p>
</li>
<li data-start="5828" data-end="5984">
<p data-start="5830" data-end="5984">Greenberg, L. S. (2016). Emotion-focused therapy: Theories of psychotherapy series. (Revised Edition) Washington, DC: American Psychological Association</p>
</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/psikoterapide-duygularin-onemi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Psikoterapide Direnci Anlamak ve Yorumlamak</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/psikoterapide-direnci-anlamak-ve-yorumlamak/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=psikoterapide-direnci-anlamak-ve-yorumlamak</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/psikoterapide-direnci-anlamak-ve-yorumlamak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şeyda Nur Cantürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Jul 2025 21:45:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=9307</guid>

					<description><![CDATA[Hepimiz hayatımızda yeni şeylerle karşılaştığımızda değişimi reddettiğimizi ve yenilikten korktuğumuzu fark etmişizdir. Psikoterapide de direnç, danışanın yeniliğe, değişime direnmesidir. Direnç, aşılması gereken bir problem olarak değil, terapinin doğal bir parçası olarak görülmelidir. Direnci anlamak, danışanla terapistin ortak çabasıyla gerçekleşmelidir ve terapötik ittifakı artıran bir süreç olarak düşünülebilir. Terapist, danışanını empati göstererek anlamaya çalışmalıdır. Direnci anlamaya [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="359" data-end="1546">Hepimiz hayatımızda yeni şeylerle karşılaştığımızda değişimi reddettiğimizi ve yenilikten korktuğumuzu fark etmişizdir. Psikoterapide de direnç, danışanın yeniliğe, değişime direnmesidir. Direnç, aşılması gereken bir problem olarak değil, terapinin doğal bir parçası olarak görülmelidir. Direnci anlamak, danışanla terapistin ortak çabasıyla gerçekleşmelidir ve terapötik ittifakı artıran bir süreç olarak düşünülebilir. Terapist, danışanını empati göstererek anlamaya çalışmalıdır. Direnci anlamaya çalışmak, onun üzerine gitmek terapi için ipuçları verebilir; bu yüzden önemli bir durumdur. Direnç kavramı farklı ekollerde farklı şekillerde ele alınmaktadır. Psikanalizde direnç önemli bir yere sahiptir ve çalışılması gerekli bir kavramdır. Hayatta hemen açamayacağımız içsel düşüncelerimizin olması, savunma mekanizmalarını kullanıp kendimizi savunmaya geçmemiz, gerçekleri kabul etmekte zorlanmamız, dışarıda bir kabuğumuzun olması insani bir durumdur. Terapist bu durumu fark etmeli, sabırla, empatiyle, anlayışla iç dünyaya girmeyi beklemelidir. Direnç, terapinin önünde bir engel değildir; anlaşılması gereken doğal bir süreçtir.</p>
<h3 data-start="1548" data-end="2317"><strong data-start="1548" data-end="1579">Farklı Ekollere Göre Direnç</strong></h3>
<p data-start="1548" data-end="2317">Direnç kavramı her ekol tarafından farklı yorumlanmaktadır ve farklı şekillerde ele alınmaktadır. Freud’un dinamik terapi uygularken fark ettiği şeylerden biri, danışanda tekrarlayıcı olarak ortaya çıkan ve terapi çalışmasına karşı duran bir gücün varlığı olmuştur (Yalom, 1980). Davranışçı ekole göre terapist direnci yönergelere uymama şeklinde tanımlayabilecekken (Leahy, 2003), dinamik bakış açısıyla direnç, aktarıma yönelik bir savunma olarak tanımlanabilir (Schlesinger, 1982). Direnç, terapistin beklentisiyle de şekillenir ve bu da her terapi ekolü için farklıdır. Buna bağlı olarak bir psikoterapi sürecinde direnç olarak görülen şey, başka bir terapide direnç olarak kabul edilmeyebilir (Leahy, 2003; Turkat ve Meyer, 1982).</p>
<h3 data-start="2319" data-end="3155"><strong data-start="2319" data-end="2353">Psikanalitik Ekole Göre Direnç</strong></h3>
<p data-start="2319" data-end="3155">Direnç kavramı, psikanalitik ekol için önemlidir ve yorumlanması gerekir. Bu yaklaşıma göre danışanın geldiği konu yüzeyseldir; danışanın içsel çatışmalarının bir temsilidir ve danışanda bu çatışmalar ilkel biçimde çıktığında kaygı uyandırır (Leahy, 2003). Direnç, kaygı uyandıran bilinçdışı materyalin bilince ulaşmasını engelleyici bir role sahiptir. Freud’un gözlemlerinden biri, direncin terapiye bir engel olmadığı; aksine terapinin odak noktası olduğudur (Mitchell ve Black, 1995). Psikanaliste düşen görev, direnci engel olarak görmek değil; terapide derine inip yorumlamaktır. Psikanalitik ekolde direnç çalışılır ve savunma mekanizmaları ortaya çıkartılır. Terapist için danışanın sessizliği, seansa geç gelmesi, konuyla alakasız sorularla konuyu dağıtmaya çalışması önemli ipuçlarındandır.</p>
<h3 data-start="3157" data-end="3816"><strong data-start="3157" data-end="3196">Bilişsel Davranışçı Terapide Direnç</strong></h3>
<p data-start="3157" data-end="3816">Danışanlar için iyileşme göstermek için yeniliğe gitmek cesareti her zaman olmayabilir. Bilinen, sorunlu durum olsa da kendine tanıdık olandan uzaklaşıp bilinmeyen iyileşmeye gitmeye cesareti olmayabilir; çünkü bilinmezlik korkutabilir ve dirence sebep olabilir (Van Deurzen ve Adams, 2011). BDT’de direnci danışana gösterme için davranışsal yöntemler vardır (Haugaard, 2008). BDT’de direnç için motivasyonel görüşme yöntemi kullanılır. Bu yöntem, danışan odaklı yönlendirici bir yöntemdir. Hedef, danışana empatiyle yaklaşıp yeniliğe hazırlamaktır. Direncin altında işlevsel olmayan düşüncelerin olduğunu savunurlar.</p>
<h3 data-start="3818" data-end="4557"><strong data-start="3818" data-end="3854">Birey Merkezli Ekole Göre Direnç</strong></h3>
<p data-start="3818" data-end="4557">Bu ekolde direnci, danışanın kendisini tehdit altında hissetmesiyle olan bir savunma biçimi olarak görürler; fakat direncin kaynağı psikoterapisttir. Danışanı fazla zorladıkları için ortaya çıktığını savunurlar. Birey merkezli ekole göre, danışanın kendisine yönelik farkındalık için en iyi yol danışanın bunları kendi kendine yaşamasıdır. Danışan, sorunun cevabını bir dış etken olmadan kendisi tarafından bulduğunda öğrenme daha anlamlı olacaktır. Farkındalık, danışanın kendi çabasıyla elde ettiği bir kazanım olmalıdır; fakat psikoterapistin danışanını özgür bırakıp yeterli terapötik koşulları (Rogers, 2007) hazırlamak yerine zorladığında dirençle karşılaşması muhtemeldir (Rogers, 1942, 1961).</p>
<h2 data-start="4559" data-end="5313"><strong data-start="4559" data-end="4568">Sonuç</strong></h2>
<p data-start="4559" data-end="5313">Direnç kavramını ele alış şekli ve tedavi için yöntemleri her ekolde değişiklik gösterse de direnç her zaman vardır ve terapistlerin direnci anlamaya yönelik çaba göstermesi, bu durumun farkında olması önemlidir. Danışanlar için kendini açma, derinlerdeki bilgiyi birisiyle paylaşma, tanıdık eskiyi –yıpratıcı bile olsa– bilinmezlik yaratan değişim ve yeniliğe tercih etme olağan bir durumdur. Değişim ve yenilik bir korku yaratır. Danışana bu duruma empati ile yaklaşılmalı; terapötik ittifak kurularak bu süreç danışanla beraber aşılmaya çalışılmalıdır. Değişim cesaret ister fakat büyük farklar yaratır. Terapist direnci terapinin önünde bir engel olarak değil de varlığını kabullenip empati göstermesi gereken bir durum olarak görmelidir.</p>
<h3 data-start="5320" data-end="5334"><strong data-start="5320" data-end="5332">Kaynakça</strong></h3>
<ul data-start="5335" data-end="6591">
<li data-start="5335" data-end="5410">
<p data-start="5337" data-end="5410">Yalom, I. D. (1980). <em data-start="5358" data-end="5385">Existential psychotherapy</em>. New York: Basic Books</p>
</li>
<li data-start="5411" data-end="5500">
<p data-start="5413" data-end="5500">Leahy, R. L. (2003). <em data-start="5434" data-end="5478">Overcoming resistance in cognitive therapy</em>. Guilford: New York</p>
</li>
<li data-start="5501" data-end="5661">
<p data-start="5503" data-end="5661">Schlesinger, H.J. (1982). Resistance as process. In P.L. Wachtel (Ed.), <em data-start="5575" data-end="5628">Resistance: Psychodynamic and behavioral approaches</em> (pp. 25–44). New York: Plenum.</p>
</li>
<li data-start="5662" data-end="5842">
<p data-start="5664" data-end="5842">Turkat, I. D., &amp; Meyer, V. (1982). The behavior-analytic approach. In P.L. Wachtel (Ed.), <em data-start="5754" data-end="5807">Resistance: Psychodynamic and behavioral approaches</em> (pp. 157-184). New York: Plenum.</p>
</li>
<li data-start="5843" data-end="5973">
<p data-start="5845" data-end="5973">Mitchell, S. A., &amp; Black, M. J. (1995). <em data-start="5885" data-end="5947">Freud and beyond: A history of modern psychoanalytic thought</em>. New York: Basic Books.</p>
</li>
<li data-start="5974" data-end="6086">
<p data-start="5976" data-end="6086">Van Deurzen, E., &amp; Adams, M. (2011). <em data-start="6013" data-end="6066">Skills in Existential Counselling and Psychotherapy</em>. Sage Publishing.</p>
</li>
<li data-start="6087" data-end="6241">
<p data-start="6089" data-end="6241">Haugaard, C., &amp; Sandberg, K. (2008). Resistance in cognitive therapy: An analysis of paradigm and contemporary practice. <em data-start="6210" data-end="6224">Nord Psychol</em>, 60(1), 24-42.</p>
</li>
<li data-start="6242" data-end="6413">
<p data-start="6244" data-end="6413">Rogers, C. R. (2007). The necessary and sufficient conditions of therapeutic personality change. <em data-start="6341" data-end="6394">Psychotherapy: Theory, Research, Practice, Training</em>, 44(3), 240-248.</p>
</li>
<li data-start="6414" data-end="6506">
<p data-start="6416" data-end="6506">Rogers, C. R. (1942). <em data-start="6438" data-end="6468">Counseling And Psychotherapy</em>. Boston: Houghton Mifflin Harcourt.</p>
</li>
<li data-start="6507" data-end="6591">
<p data-start="6509" data-end="6591">Rogers, C. R. (1961). <em data-start="6531" data-end="6553">On becoming a person</em>. Boston: Houghton Mifflin Harcourt.</p>
</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/psikoterapide-direnci-anlamak-ve-yorumlamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şiddetin Meşru Maskesi: İnsandışılaştırma</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/siddetin-mesru-maskesi-insandisilastirma/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=siddetin-mesru-maskesi-insandisilastirma</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/siddetin-mesru-maskesi-insandisilastirma/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şeyda Nur Cantürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Jun 2025 11:43:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=7383</guid>

					<description><![CDATA[Kendinizi hiçbir insana nefret söyleminde bulunurken, onun insani özelliklerini yok sayarken buldunuz mu? Eğer cevabınız evetse, muhtemelen insandışılaştırma mekanizmasını kullanıyorsunuz. İnsandışılaştırma (dehumanization), kişinin insani özelliklerinin kısmen veya tamamen inkârı anlamını taşır (Oliver, 2011). Bu kavram, bizim vicdan yükümüzü hafifleterek şiddete meşru bir zemin hazırlamamızı sağlar. Eğer bir gruba, kişiye kendi grubunuzdan aşağı nitelikler atfediyorsanız, kişileri [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kendinizi hiçbir insana nefret söyleminde bulunurken, onun insani özelliklerini yok sayarken buldunuz mu? Eğer cevabınız evetse, muhtemelen <strong>insandışılaştırma</strong> mekanizmasını kullanıyorsunuz. <strong>İnsandışılaştırma (dehumanization)</strong>, kişinin insani özelliklerinin kısmen veya tamamen inkârı anlamını taşır (Oliver, 2011). Bu kavram, bizim vicdan yükümüzü hafifleterek <strong>şiddete</strong> meşru bir zemin hazırlamamızı sağlar. Eğer bir gruba, kişiye kendi grubunuzdan aşağı nitelikler atfediyorsanız, kişileri kendinizden aşağı bir konuma getiriyorsanız, “onlar insan değil, aşağılık bir ırk” diyorsanız <strong>insandışılaştırma</strong> yapıyor olabilirsiniz.</p>
<h2><strong>İnsandışılaştırma ve Şiddet Eylemi</strong></h2>
<p>Bu kavram literatürde kişiler veya gruplar arasında çıkan <strong>şiddet</strong> eylemlerini meşrulaştırmaya yarayan bir etken olarak incelenmiştir (Haslam ve Loughnan, 2014). <strong>Şiddet</strong> eyleminde bulunanlar, kurbanlarının kendilerinden farklı özelliklerini, insani özelliklerini yadsımakta ve <strong>şiddeti</strong> kendileri için kolay bir hâle getirmektedir. <strong>İnsandışılaştırma</strong>, karşı tarafın hisleri olduğunu ve merhameti hak ettiğini inkâr etmeyle ortaya çıkar (Opotow, 1990). Bunun sonucunda, normal insanların bile <strong>şiddeti</strong> kendisine meşru gördüğü ve vicdanen rahatsız olmadan eylemlerini gerçekleştirebildiği gözlemlenmiştir.</p>
<p>Toplu <strong>şiddet</strong> olaylarında karşı tarafı hayvan olarak görmek, animalistik <strong>insandışılaştırma</strong> ile açıklanabilir (Haslam, 2006; Haslam ve Loughnan, 2014). Buna en iyi örnek olarak Vietnam Savaşı’nı verebiliriz. ABD, Vietnamlılarla savaştığı sırada, ABD askerleri düşmanlarından genellikle “Balçık” olarak söz ediyordu; böylece onları değersizleştiriyorlardı. İnsandan daha aşağıda gördüğünüz bir varlığa acı çektirmeniz daha kolay olacaktır. Bu tarzda rasyonelleştirmeler, <strong>şiddeti</strong> devam ettirmemize ve vahşi davranışlarımızın empatiyi ortadan kaldırarak ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu davranışımızı fark edip empatiyle yaklaşmayı öğrenmemiz, bu tarz <strong>şiddet</strong> olaylarının engellenmesi için önemlidir.</p>
<h2><strong>İnsandışılaştırma ve Kutuplaşma</strong></h2>
<p>Bir kişi veya grubu kendi görüşümüzden farklı özelliklerinden dolayı daha aşağı bir konumda görüp, insani özelliklerini dışlamamız, toplum olarak birbirimizle <strong>kutuplaşmamıza</strong> neden olabilir. Sağ–sol siyasi ayrımlara ve “terör yandaşı”, “dinsiz”, “eğitimsiz”, “düşünce yönünden kısıtlı”, “koyun” gibi etiketlerle iki görüşün, kişilerin hislerini unutarak birbirini <strong>kutuplaştırmaya</strong> neden olabilir.</p>
<p>Ahlaki dışlamaya maruz kalan taraf, adalete ilişkin değerlendirmelerden uzak tutulur. <strong>İnsandışılaştırmanın</strong> neden olduğu dışlama sonucu insanların, karşı tarafa yönelik eylemlerinde ahlaki boyutuyla bağlantısını koparabildiklerini (Bandura, 1999) ve bunun sonucunda sıradan insanların bile kendilerini haklı göstererek eylemlerini rahatlıkla gerçekleştirdiklerini ifade edilmiştir.</p>
<p>Meşrulaştırma, bir grubun temel normu ihlal ettiğini ve bu nedenle kötü muameleyi hak ettiğini düşünerek dışlanması ve olumsuz sosyal kategorilere ayrılmasıdır (Bar-Tal ve Hammack, 2012: 2). Savaş, soykırım gibi çatışma zamanlarında, zarar verilmek istenen kişiye düşüncede hayvansı özelliklerin atfedilmesi, ona <strong>şiddet</strong> uygulanmasını zorunlu kılar (Smith, 2016: 426).</p>
<p>Yalnızca savaş değil; işkence, cinayet, tecavüz, kölelik de <strong>insandışılaştırmanın</strong> örneklerindendir (Harris, 2017: 173). Jacques-Philippe Leyens’in geliştirdiği Alt İnsan Modeli’nde, bir dış grubun insani özelliklerinin inkâr edilmesi ve bu dış grubun iç gruptan daha az insan olarak algılanması yer alır (Leyens vd., 2001). İç grup, kendimizi ait hissettiğimiz grup; dış grup, “diğerleri”ni temsil eder.</p>
<p>Etnosentrizm bu düşünceye verilebilecek örneklerdendir. Etnosentrizm, bir kişinin grubunun üstün olduğunu ve dış grupların iç grupla karşılaştırılacak özelliklere sahip olmadığını düşünmek anlamına gelmektedir (Leyens vd., 2007: 141). Bu da kendi grubunu korurken dış grubu ötekileştirmeye neden olur.</p>
<p>Kendimizden farklı ve sosyal normlara uymadığını düşündüğümüz farklı cinsel yönelime sahip bireyleri, farklı siyasi görüşe sahip bireyleri, kadınları, engelli bireyleri, azınlık gruplarını insani özelliklerinden arındırıp onların bireyselliklerini unutup başka özellikler atfetmemiz, <strong>kutuplaşmamıza</strong> ve hatta cana kast etme gibi vahşi, kabul edilemez durumların meşrulaştırılmasına neden olabilir.</p>
<p>Bugün toplum olarak kötülüğün sıradanlaşmasına izin vermemeliyiz. Karşı tarafa yönelik alt insan algımız varsa, nefret söylemi içerisindeysek bunu fark etmeli; empati ile bu algılarımızın üstesinden gelmeli ve barışçıl yaklaşmalıyız.</p>
<h2><strong>Sonuç</strong></h2>
<p>Bir gruba ya da kişiye yönelik, onun biricikliğini, insani özelliklerini, hislerini, ahlaki özelliklerini, kültürünü inkâr edip o kişiye ya da gruba insani olmayan özellikler atfetmek <strong>insandışılaştırmadır</strong>. Bu durumun toplumsal ve bireysel olarak birçok olumsuz sonucu olmaktadır.</p>
<p>Bir kişiyi <strong>insandışılaştırmak</strong>, ona yönelik <strong>şiddet</strong> içeren eylemlerimizde empatiyi ortadan kaldıracak ve <strong>şiddeti</strong> meşrulaştıracaktır.</p>
<p>Toplum olarak iç grup–dış grup ayrımı yapılması, bizleri sosyal kategorizasyonlara ayırmaya ve <strong>kutuplaşmaya</strong> neden olabilmektedir. Bu mekanizmanın, en sıradan insanın bile eylemlerinde ahlaki düşünceyi ortadan kaldırdığını ve rahatlıkla <strong>şiddet</strong> eylemi yapabileceğini unutmamalıyız.</p>
<p>Toplum olarak her türlü ayrıştırıcı söylemin farkında olmalı, kötülüğün sıradanlığına boyun eğmemeli ve bilinçlenmeliyiz.</p>
<p><strong>Şiddetsiz ve ayrımcılığın olmadığı bir toplum olma yolunda, zihnindeki kategorilere dikkat edilmelidir.</strong></p>
<h3><strong>Kaynakça</strong></h3>
<ul>
<li>Oliver, S. (2011). <em>Dehumanization: Perceiving the body as (in)human</em>. In P. Kaufmann, H. Kuch, C. Neuhauser, &amp; E. Webster (Eds.), <em>Humiliation, degradation, dehumanization: Human dignity violated</em> (pp. 85–97). New York, NY: Springer.</li>
<li>Haslam, N. &amp; Loughnan, S. (2014). <em>Dehumanization and infrahumanization</em>. <em>Annual Review of Psychology</em>, 65, 399–423.</li>
<li>Opotow, S. (1990). <em>Moral exclusion and injustice: An introduction</em>. <em>Journal of Social Issues</em>, 46(1), 1–20.</li>
<li>Haslam, N. (2006). <em>Dehumanization: An integrative review</em>. <em>Personality and Social Psychology Review</em>, 10, 252–264.</li>
<li>Bandura, A. (1999). <em>Moral disengagement in the perpetration of inhumanities</em>. <em>Personality and Social Psychology Review</em>, 3, 193–209.</li>
<li>Bar-Tal, D. &amp; Hammack, P. L. (2012). <em>Conflict, delegitimization, and violence</em>. In L. Tropp (Ed.), <em>Oxford Handbook of Intergroup Conflict</em> (pp. 29–52). New York: Oxford University Press.</li>
<li>Smith, D. L. (2016). <em>Paradoxes of dehumanization</em>. <em>Social Theory and Practice</em>, 42(2), 416–443. <a href="https://doi.org/10.5840/soctheorpract201642222" target="_blank" rel="noopener">https://doi.org/10.5840/soctheorpract201642222</a></li>
<li>Harris, L. T. (2017). <em>Invisible Mind: Flexible Social Cognition and Dehumanization</em>. Cambridge: MIT Press.</li>
<li>Leyens, J. P., Rodriguez‐Perez, A., Rodriguez‐Torres, R., Gaunt, R., Paladino, M. P., Vaes, J., &amp; Demoulin, S. (2001). <em>Psychological essentialism and the differential attribution of uniquely human emotions to ingroups and outgroups</em>. <em>European Journal of Social Psychology</em>, 31(4), 395–411. <a href="https://doi.org/10.1002/ejsp.50" target="_blank" rel="noopener">https://doi.org/10.1002/ejsp.50</a></li>
<li>Leyens, J. P., Demoulin, S., Vaes, J., Gaunt, R., &amp; Paladino, M. P. (2007). <em>Infra‐humanization: The wall of group differences</em>. <em>Social Issues and Policy Review</em>, 1(1), 139–172. <a href="https://doi.org/10.1111/j.1751-2409.2007.00006.x" target="_blank" rel="noopener">https://doi.org/10.1111/j.1751-2409.2007.00006.x</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/siddetin-mesru-maskesi-insandisilastirma/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
