<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>şevval koç &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/sevvalkoc/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 14 Apr 2026 19:02:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>şevval koç &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>20’li Yaşlar: Kaybolmak mı, Kendini Bulmak mı?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/20li-yaslar-kaybolmak-mi-kendini-bulmak-mi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=20li-yaslar-kaybolmak-mi-kendini-bulmak-mi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/20li-yaslar-kaybolmak-mi-kendini-bulmak-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[şevval koç]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Apr 2026 22:35:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=30551</guid>

					<description><![CDATA[20’li yaşlarımız, çoğu zaman hayal ettiğimiz gibi geçmez. Popüler kültürün sunduğu anlatılarda; geniş ve kopmayan arkadaş grupları, istikrarlı kariyerler ve hızla çözülen sorunlar neredeyse sıradan, hayatın olağan akışında gibi görünür. Oysa gerçek yaşam, bu idealize edilmiş senaryodan oldukça farklıdır. 20’li yaşlar; neyle, ne kadar ve nasıl sınanacağımızı öğrendiğimiz, kim olduğumuzu anlamaya çalıştığımız ve çoğu zaman [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="container">
<div id="model-response-message-contentr_ab4b3f2bdc0882f3" class="markdown markdown-main-panel stronger enable-updated-hr-color" dir="ltr" aria-live="polite" aria-busy="false">
<p data-path-to-node="1">20’li yaşlarımız, çoğu zaman hayal ettiğimiz gibi geçmez. Popüler kültürün sunduğu anlatılarda; geniş ve kopmayan arkadaş grupları, istikrarlı kariyerler ve hızla çözülen sorunlar neredeyse sıradan, hayatın olağan akışında gibi görünür. Oysa gerçek yaşam, bu idealize edilmiş senaryodan oldukça farklıdır. 20’li yaşlar; neyle, ne kadar ve nasıl sınanacağımızı öğrendiğimiz, kim olduğumuzu anlamaya çalıştığımız ve çoğu zaman bu arayış içinde yönümüzü kaybettiğimiz bir dönemdir. Bazen derin bir yalnızlık hissiyle karşılaşırız, bazen kalabalıklar içinde kendimize yabancılaşırız, bazen de o kalabalık arkadaş grupları ile eğleniriz ama tek bir çizgide veya doğru yanlış ile ilerlemez. Sadece yaşar ve keşfetmeye çalışırız.</p>
<p data-path-to-node="2">Aslında bu deneyimler şaşırtıcı değil, aksine gelişimsel olarak oldukça beklenir. Çünkü bu yıllar, bireyin genç yetişkinliğe adım attığı; kimliğini sorguladığı, yeniden yapılandırdığı ve anlamlandırmaya çalıştığı bir geçiş sürecine karşılık gelir. Bu süreçte kişi yalnızca dış dünyayla değil, kendi iç dünyasıyla da yoğun bir müzakere içindedir. “Ben kimim?”, “Ne istiyorum?”, “Nasıl bir hayat kurmak istiyorum?” gibi sorular, bu dönemin merkezine yerleşir.</p>
<p data-path-to-node="3">Psikososyal gelişim kuramı bu süreci anlamlandırmak için güçlü bir çerçeve sunar. Bu yaklaşıma göre birey, yaşamı boyunca belirli gelişim evrelerinden geçer ve her evrede çözülmesi gereken bir çatışmayla karşılaşır. 20’li yaşlara denk gelen dönemde ise <b data-path-to-node="3" data-index-in-node="253">kimlik oluşumu</b> ön plandadır. Kimlik henüz netleşmediğinde, bireyde belirsizlik, dağınıklık ve yer yer yalnızlık duyguları ortaya çıkabilir. Bu durum bir eksiklikten ziyade, kimliğin inşa sürecinin doğal bir parçasıdır.</p>
<p data-path-to-node="4">Bu dönemin en zorlayıcı yönlerinden biri de karşılaştırmadır. Özellikle sosyal medyanın etkisiyle, başkalarının hayatlarının özenle seçilmiş kesitlerine maruz kalırız. Sanki herkes hayatını yoluna koymuş, doğru kariyeri seçmiş, sağlıklı ilişkiler kurmuş ve ilerlemesini tamamlamış gibidir. Bu algı, bireyin kendi yaşamını eksik, yetersiz ya da geride kalmış olarak değerlendirmesine neden olabilir. Oysa bu kıyaslama çoğu zaman gerçekçi değildir; çünkü görülen şey bir sürecin tamamı değil, yalnızca vitrindir.</p>
<p data-path-to-node="5">Literatürde <b data-path-to-node="5" data-index-in-node="12">çeyrek hayat krizi</b> olarak adlandırılan bu dönem; belirsizlik, yön arayışı, mesleki kaygılar ve ilişkisel sorgulamalarla karakterizedir. Birey, henüz netleşmemiş bir yaşam planını çoğu zaman bir başarısızlık göstergesi olarak yorumlama eğilimine girer. Ancak bu karmaşa, gelişimin kaçınılmaz bir aşamasıdır ve kalıcı bir yetersizliğe işaret etmez.</p>
<p data-path-to-node="6">20’li yaşları anlamlandıran bir diğer önemli yaklaşım ise bu dönemi <b data-path-to-node="6" data-index-in-node="68">beliren yetişkinlik</b> olarak ele alır. Bu bakış açısına göre 20’li yaşlar; keşif, değişim ve istikrarsızlıkla tanımlanır. Bireyler bu süreçte farklı seçenekleri deneyerek kim olduklarını ve ne istediklerini anlamaya çalışır. Bu nedenle yön değiştirmek, kararsızlık yaşamak ya da belirsizlik hissetmek bir sorun değil, sürecin kendisidir.</p>
<p data-path-to-node="7">Bu dönemin sunduğu özgürlük, aynı zamanda bir belirsizlik alanı yaratır. Kendi yolunu çizme imkânı, net sınırların yokluğunda kaygıyı da beraberinde getirebilir. Bu yüzden 20’li yaşları bir “yerleşme” sürecinden ziyade, bir “keşif” alanı olarak görmek daha gerçekçi bir yaklaşım sunar.</p>
<p data-path-to-node="8">Peki bu süreçle nasıl baş edilebilir?</p>
<p data-path-to-node="9">İlk olarak, sosyal medyada karşılaşılan içeriklerin bütün gerçeği yansıtmadığını hatırlamak gerekir. İnsanlar çoğunlukla sonuçları paylaşır; süreçte yaşanan belirsizlikler, kaygılar ve başarısızlıklar görünmez kalır. Bu nedenle yapılan kıyaslamalar çoğu zaman yanıltıcıdır.</p>
<p data-path-to-node="10">İkinci olarak, bu dönemin doğasının deneme-yanılma üzerine kurulu olduğunu kabul etmek önemlidir. Meslek değiştirmek, fikirlerin dönüşmesi, ilişkilerde yanılmak ya da yönünü kaybetmiş hissetmek; bunların hiçbiri bir başarısızlık değil, kimlik oluşumunun yapı taşlarıdır.</p>
<p data-path-to-node="11">Son olarak, odağı başkalarının yaşamından kendi içsel değerlerimize yöneltmek, bu dönemin yarattığı baskıyı önemli ölçüde azaltır. Her bireyin yaşam ritmi, deneyimi ve zaman çizelgesi farklıdır. Bu farklılık bir eksiklik değil, bireyselliğin kendisidir.</p>
<p data-path-to-node="12">Kısacası, 20’li yaşlarda yaşanan karmaşa; bir başarısızlık göstergesi değil, kimliğin şekillendiği, yönün yavaş yavaş belirdiği ve yaşamın temellerinin atıldığı doğal bir süreçtir. Bu dönemde zaman zaman kaybolmak, yalnız hissetmek ya da kararsız kalmak; aslında bir şeylerin yanlış gittiğini değil, tam da olması gerektiği gibi ilerlediğini gösterir.</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/20li-yaslar-kaybolmak-mi-kendini-bulmak-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her Şey Bir Çanta İle mi Başladı?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/her-sey-bir-canta-ile-mi-basladi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=her-sey-bir-canta-ile-mi-basladi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/her-sey-bir-canta-ile-mi-basladi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[şevval koç]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Mar 2026 22:45:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aşk ve İlişkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=28139</guid>

					<description><![CDATA[Masumiyet Müzesi’nde Sibel ve Özdeğerin Sessiz Gücü Masumiyet Müzesi’ni düşündüğümüzde çoğu kişi Kemal ve Füsun’u konuşur. Saplantılı aşkı, geçmişe tutunmayı ve kaybolan zamanın yasını. Ama bu hikâyede çoğu zaman gözden kaçan başka bir karakter vardır: Sibel. Ve ilginçtir ki Sibel’in hikâyesi lüks ama sahte bir çantayla başlar. Bu detay ilk bakışta küçük görünür. Ama aslında [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2 data-path-to-node="1"><b data-path-to-node="1" data-index-in-node="0">Masumiyet Müzesi’nde Sibel ve Özdeğerin Sessiz Gücü</b></h2>
<p data-path-to-node="2">Masumiyet Müzesi’ni düşündüğümüzde çoğu kişi Kemal ve Füsun’u konuşur. Saplantılı aşkı, geçmişe tutunmayı ve kaybolan zamanın yasını. Ama bu hikâyede çoğu zaman gözden kaçan başka bir karakter vardır: Sibel. Ve ilginçtir ki Sibel’in hikâyesi lüks ama sahte bir çantayla başlar. Bu detay ilk bakışta küçük görünür. Ama aslında romanın <b data-path-to-node="2" data-index-in-node="334">ilişkisel dinamiğini</b> çok iyi özetler. Gösterişli, arzu edilen ama hakiki olmayan bir nesne. Bu bize şu sorunu sordurur: Gerçekten her şey bir çanta ile mi başladı, yoksa başından beri bir şeyler sahte miydi?</p>
<h2 data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Başlangıçtaki Uyum: Sosyal Olarak “Doğru” Bir Eşleşme</b></h2>
<p data-path-to-node="4">Sibel ve Kemal birbirine oldukça uygun görünür. Aynı sosyal sınıf, benzer kültürel kodlar ve ailelerin onayı. Bu ilişki dışarıdan bakıldığında son derece mantıklıdır. Nişan, bu uyumun resmileşmesi gibi görünür. Güvenli, öngörülebilir ve toplumsal olarak kabul gören bir birliktelik. Ama ilişkilerde uyum her zaman yakınlık anlamına gelmez. Bazen uyum sadece çatışmanın ertelenmiş halidir. Kemal’in duygusal dünyasında tam da böyle bir bölünmüşlük vardır. Sibel onun güvenli geleceğini temsil eder. Ama arzu başka bir yerde titreşir.</p>
<h2 data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">İlk Kırılma: Merhamet Apartmanı</b></h2>
<p data-path-to-node="6">Füsun henüz hayatlarına girmeden önce Kemal’in Sibel’e Merhamet Apartmanı’nda buluşmayı önermesi dikkat çekicidir. Bu sahne küçük gibi görünür ama ilişkisel konumu açık eder. Merhamet Apartmanı merkez değildir. Kenardadır. Yarı gizlidir. Bu öneri, ilişkinin açık ve kamusal bir bağ olmaktan çok kontrollü bir mesafede tutulduğunu gösterir. Sibel bu durumu hemen fark eder ve kısa ama güçlü bir cümle kurar: “Metres gibi gelemem.” Bu cümle ilk bakışta sadece bir reddetme gibi görünür. Ama aslında reddedilen şey bir buluşma ya da bir mekân değildir. Sibel aslında şunu reddeder: İlişkide <b data-path-to-node="6" data-index-in-node="588">ikincil bir konum</b>.</p>
<h2 data-path-to-node="7"><b data-path-to-node="7" data-index-in-node="0">İyileştirme Vaadi: İlişkilerde Tanıdık Bir Dinamik</b></h2>
<p data-path-to-node="8">Sibel’in Kemal’le ilişkisinde ilginç bir başka nokta vardır. Sibel, Kemal’in kırılgan ve dağınık taraflarını görür. Ve bir noktada ilişkiyi sürdürmenin yolu olarak onu iyileştirme fikrine tutunur. Bu oldukça tanıdık bir ilişkisel mekanizmadır. Bir taraf eksik ve kararsızdır. Diğer taraf ise ilişkiyi kurtarmak için daha çok emek verir. Bu dinamik başta sevgi gibi görünür. Ama çoğu zaman aslında duygusal sorumluluğun eşit dağılmaması ile karakterizedir. Sibel ve Kemal’in bir süre aynı evde yaşamaları da bu sürecin bir parçasıdır. Bu birlikte yaşam, ilişkiyi onarma girişimi gibi görünür. Ama gerçek şu ki birlikte yaşamak her zaman yakınlığı artırmaz. Bazen sadece mevcut çatlakları daha görünür hale getirir.</p>
<h2 data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">Saplantı ve Özdeğer</b></h2>
<p data-path-to-node="10">Kemal’in hikâyesi giderek bir saplantıya dönüşür. Geçmişe tutunan, hatıraları biriktiren ve kaybedilen şeyi dondurmaya çalışan bir zihin. Sibel’in hikâyesi ise başka bir yönde ilerler. O gerçeği fark ettiği anda durur. Çünkü Sibel’in temel meselesi aşk değil, konumdur. Sevilmekten çok nasıl sevildiği önemlidir. Bu yüzden Sibel’in gücü dramatik değildir. Sessizdir. Ama tam da bu yüzden güçlüdür.</p>
<h2 data-path-to-node="11"><b data-path-to-node="11" data-index-in-node="0">Kendini Seçmek</b></h2>
<p data-path-to-node="12">Masumiyet Müzesi’nde en çok konuşulan karakter Kemal’dir. Ama belki de en güçlü psikolojik hamle Sibel’e aittir. Çünkü Sibel bir noktada şunu fark eder: Bir ilişkide kalmak her zaman sevginin göstergesi değildir. Bazen kalmak sadece alışkanlıktır. Bazen korkudur. Bazen de yüzleşmekten kaçınmaktır. Sibel bu noktada farklı bir şey yapar. Yarım seçilmeyi reddeder. Ve belki de hikâyenin en önemli <b data-path-to-node="12" data-index-in-node="396">psikolojik cümlesi</b> tam burada saklıdır: Saplantı geçmişe saplanır. Özdeğer ise insanı ileri taşır.</p>
<h2 data-path-to-node="13"><b data-path-to-node="13" data-index-in-node="0">Sonuç</b></h2>
<p data-path-to-node="14">Sibel karakteri üzerinden okunan Masumiyet Müzesi, aslında bir kadının kendi sınırlarını çizme ve bir başkasının saplantısında figüran olmayı reddetme hikâyesidir. O sahte çanta ile başlayan süreç, Sibel’in kendi hakikatini bulmasıyla sonlanır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/her-sey-bir-canta-ile-mi-basladi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Neden Hep Daha az İhtiyaç Duyan Yön Verir?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/neden-hep-daha-az-ihtiyac-duyan-yon-verir/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=neden-hep-daha-az-ihtiyac-duyan-yon-verir</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/neden-hep-daha-az-ihtiyac-duyan-yon-verir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[şevval koç]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Feb 2026 22:45:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kişilik Psikolojisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=25265</guid>

					<description><![CDATA[Gone Girl, izleyicinin elinden gerçeği çalarak başlar. Başlangıçta sıradan bir evlilik ve kayıp vakası izleyeceğimizi düşünürüz. Ancak Amy’nin anlatımına geçtiğimizde fark ederiz ki bu hikâye bir suç hikâyesi değildir. Bu film bize Amy ve Nick üzerinden bir ilişki mekanizmasını ifşa eder. Bu mekanizma hem kurgusal hem o kadar tanıdıktır ki bizi rahatsız eder. Ekranda bütün [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1"><i data-path-to-node="1" data-index-in-node="0">Gone Girl</i>, izleyicinin elinden gerçeği çalarak başlar. Başlangıçta sıradan bir evlilik ve kayıp vakası izleyeceğimizi düşünürüz. Ancak Amy’nin anlatımına geçtiğimizde fark ederiz ki bu hikâye bir suç hikâyesi değildir. Bu film bize Amy ve Nick üzerinden bir ilişki mekanizmasını ifşa eder. Bu mekanizma hem kurgusal hem o kadar tanıdıktır ki bizi rahatsız eder. Ekranda bütün uç noktalara rağmen deriz ki &#8220;aslında bu dinamikleri ben biliyorum&#8221;. Bu film bize şunu sorar: Sorun kötü niyetli insanlar mıdır yoksa normal sandığımız ilişki kalıpları mı?</p>
<h2 data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Başlangıçta Yanılsama: Sevgi ve uyum</b></h2>
<p data-path-to-node="4">Amy ve Nick’in ilişkisi, sıradan bir ilişkinin başladığı yerden başlar: karşılıklı hayranlık, espri ve benzerlik hissi. Amy ilişkiye bazen herkesin yaptığı gibi rol yaparak başlar; bu ilişkide Amy <b data-path-to-node="4" data-index-in-node="197">&#8220;Cool Girl&#8221;</b> olarak konumlanır. Bu rol oldukça kabul gören bir performans olmakla beraber öğrenilmiş bir ilişki stratejisidir. Cool girl; talep etmez, rahatsızlık yaratmaz… Aslında bakarsak cool girl kulağa olgun ve sakin bir kişi gibi gelir. Oysa bu maskeli olgunluk ihtiyaçların askıya alınmasıdır.</p>
<p data-path-to-node="5">Cool girl olmak başta işe yarar ve Amy Nick ile akıcı bir ilişki kurar. Ama bu akıcı ilişkinin gizli bir bedeli vardır: kendilikten vazgeçmek. Ancak <b data-path-to-node="5" data-index-in-node="149">bağlanma</b> literatürü bize şunu fısıldar: &#8220;İlişkide tek taraflı uyum, yakınlık değil; asimetrik güç üretir.&#8221; Amy başta bunu fark etmez. Çünkü performans Amy için yeni bir şey değildir. Çocukluğundan beri ailesinin yarattığı ideal bir performans olan &#8220;Muhteşem Amy&#8221;nin içinde büyümüştür. Muhteşem Amy, gerçek Amy’nin olamadığı, başaramadığı veya beceremediği her şeyde ondan daha iyi olmuştur. Gerçek Amy kusurlu ve hatalıyken, muhteşem Amy hep sevilen ve takdir edilen olmuştur.</p>
<p data-path-to-node="6">Bu durum Amy’ye şunu öğretir: Sevilmek için olduğun halin yetmez, yerine geçebileceğin muhteşem bir versiyonunu üretmen gerekir. Kimlik Amy için, içeriden gelen bir deneyim ve keşif olmaktan çıkıp, dış beklentilere göre şekillenen bir performansa dönüşür. Bu bireysel hikâye hepimize tanıdık gelir çünkü kültürel anlatının bir parçasıdır. Kadınların erken yaştan itibaren &#8220;uyum sağla, zorluk çıkarma ve beklentileri karşıla ki sevilesin&#8221; öğretisi, Amy’nin cool girl performansı ile örtüşür. Bu bize performansın tercih değil, toplumsal olarak ödüllendirilen bir <b data-path-to-node="6" data-index-in-node="562">hayatta kalma</b> stratejisi olduğunu gösterir. Bu nedenle Amy, başta kendilikten vazgeçtiğini anlamaz, bunu sevgi sanır.</p>
<h2 data-path-to-node="8"><b data-path-to-node="8" data-index-in-node="0">Sessiz Güç: Kaçıngan Bağlanma</b></h2>
<p data-path-to-node="9">Nick bağırmaz, tehdit etmez, kontrol etmez ama onu etkili yapanlar tam olarak bunlardır. Duygusal olarak geri çekilir, belirsiz kalır… Tıpkı tipik bir kaçıngan bağlanan gibi. Nick’in mesafesi ilişkide bir boşluk yaratır. Bu boşluk Amy’yi daha çok uyum sağlamaya, daha az talep etmeye iter. Manipülasyon burada açık değildir; sessizdir. Talep etmemek, sorun çıkarmamak ve geri çekilmek &#8220;olgunluk&#8221; gibi görünür. Oysa sonuç nettir: Amy görünmezleşir, Nick rahatlar. Bu noktada güç, fark edilmeden el değiştirir.</p>
<h2 data-path-to-node="11"><b data-path-to-node="11" data-index-in-node="0">Bastırılan Şey Hangi Yöne Gider?</b></h2>
<p data-path-to-node="12">İnsan psikolojisi bastırılan ile pazarlık yapmaz. Askıya alınan ihtiyaçlar, ifade edilmeyen öfke ve geri çekilen sınırlar yok olmaz; yer değiştirir. Amy’nin yaşadığı dönüşüm tam olarak budur. Başta uyumla sürdürülen ilişki, zamanla kontrol etme arzusuna yenilir. Çünkü görünmez olmak artık dayanılmaz hâle gelir. Bu noktada <b data-path-to-node="12" data-index-in-node="324">manipülasyon</b> bir niyet değil, gecikmiş bir var olma çabasıdır.</p>
<h2 data-path-to-node="14"><b data-path-to-node="14" data-index-in-node="0">Desi Neden Yetmez, Nick Neden Seçilir?</b></h2>
<p data-path-to-node="15">Desi ilk bakışta güvenli bir seçenek gibi görünür. Ancak Desi’nin sevgisi özgürleştirici değil, düzenleyicidir. Amy’yi korumaz; kısıtlar. Tıpkı ailesinin &#8220;Muhteşem Amy&#8221; anlatısında olduğu gibi, ondan sürekli en iyi versiyonunu talep eder. Amy bu ilişkide yeniden performansa zorlanır.</p>
<p data-path-to-node="16">Nick ise eksiktir, dağınıktır ve belirsizdir. Ama tam da bu yüzden Amy için bir alan açar. Nick sınır koymaz; geri çekilir. Bu geri çekilme Amy için hem bir boşluk hem de bir etki alanıdır. Nick, Amy’nin varlığından etkilenir; değişir, korkar, uyum sağlar. Amy Nick’i bu yüzden seçer. Çünkü Nick, Amy’nin sadece &#8220;iyi bir versiyon&#8221; olmasını değil, etkili bir özne olmasını mümkün kılar.</p>
<h2 data-path-to-node="18"><b data-path-to-node="18" data-index-in-node="0">Nick Neden Kaldı?</b></h2>
<p data-path-to-node="19"><i data-path-to-node="19" data-index-in-node="0">Gone Girl</i>’de asıl rahatsız edici olan Amy’nin yaptıkları değildir. Asıl rahatsız edici olan, Nick’in her şeyi öğrendikten sonra gitmemesidir. Çünkü bu karar bize yabancı değildir. Tanıdıktır. Nick kalmaz çünkü güçlüdür ya da affedicidir. Nick kalır çünkü gitmek temas gerektirir. Gitmek konuşmayı, netleşmeyi ve duygusal sorumluluk almayı ister. Kalmak ise sessiz bir anlaşmadır: &#8220;Bunu konuşmayalım.&#8221;</p>
<p data-path-to-node="20">Kaçıngan bağlanmanın temel refleksi budur: Tehdit arttığında yüzleşmek yerine donakalmak. Nick için kalmak, ilişkiyi seçmek değil; yüzleşmeden kaçınmayı seçmektir. İnsan psikolojisi tanıdık acıyı bilinmeyen özgürlüğe tercih eder. Çünkü tanıdık acı öngörülebilirdir. Nick’in Amy’yle kalışı korkudan çok alışkanlığın ürünüdür. Bu ilişki güvenli değildir ama tanıdıktır. Ve tanıdıklık çoğu zaman güvenin yerini alır. Nick gitmez çünkü gitmek sadece Amy’yi terk etmek değildir. Gitmek, kendi sessizliğini, kaçınmalarını ve payını da kabul etmektir. Kalmak ise bu yüzleşmeyi ertelemektir.</p>
<h2 data-path-to-node="22"><b data-path-to-node="22" data-index-in-node="0">Kalmanın Görünmeyen Bedeli</b></h2>
<p data-path-to-node="23">Bu yüzden Nick’in kararı romantik değildir. Bu bir aşk anlatısı hiç değildir. Bu, kendilikten vazgeçmenin sessiz bir biçimidir. Belki de <i data-path-to-node="23" data-index-in-node="137">Gone Girl</i>’ün asıl rahatsız edici yanı suç ya da şiddet değildir. Asıl rahatsız edici olan, bu ilişkinin bize yabancı gelmemesidir. Çünkü film bize şunu gösterir: İnsanlar her zaman sevilmek için kalmaz. Bazen sadece yüzleşmemek için kalır. Ve bazen en büyük kayıp, bir ilişkide değil; kendilikten vazgeçtiğimiz anda yaşanır.</p>
<h2 data-path-to-node="25"><b data-path-to-node="25" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<ul data-path-to-node="26">
<li>
<p data-path-to-node="26,0,0">Bowlby, J. (1988). <i data-path-to-node="26,0,0" data-index-in-node="19">A secure base: Parent-child attachment and healthy human development</i>. Basic Books.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="26,1,0">Festinger, L. (1957). <i data-path-to-node="26,1,0" data-index-in-node="22">A theory of cognitive dissonance</i>. Stanford University Press.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="26,2,0">Flynn, G. (2012). <i data-path-to-node="26,2,0" data-index-in-node="18">Gone Girl</i>. Crown Publishing Group.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="26,3,0">Horney, K. (1950). <i data-path-to-node="26,3,0" data-index-in-node="19">Neurosis and human growth: The struggle toward self-realization</i>. W. W. Norton &amp; Company.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="26,4,0">Mikulincer, M., &amp; Shaver, P. R. (2016). <i data-path-to-node="26,4,0" data-index-in-node="40">Attachment in adulthood: Structure, dynamics, and change</i> (2nd ed.). Guilford Press.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="26,5,0">Van der Kolk, B. A. (2014). <i data-path-to-node="26,5,0" data-index-in-node="28">The body keeps the score: Brain, mind, and body in the healing of trauma</i>. Viking.</p>
</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/neden-hep-daha-az-ihtiyac-duyan-yon-verir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
