<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Selin Türkay &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/selinturkay/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 25 Aug 2025 08:56:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Selin Türkay &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Psikoterapi Nasıl İyileştirir?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/psikoterapi-nasil-iyilestirir/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=psikoterapi-nasil-iyilestirir</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/psikoterapi-nasil-iyilestirir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selin Türkay]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Aug 2025 08:56:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikoterapi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=12122</guid>

					<description><![CDATA[Psikoterapi, başta psikopatolojik hastalıklar olmak üzere kişilerin günlük hayatta yaşadığı problemlerin sağaltımı için bilimsel olarak faydası gösterilmiş bir tedavi yöntemidir. Freud’un psikanalizi ortaya koymasından sonra birçok modern psikoterapi yöntemi geliştirilmiş ve bunlar hastalıkları tedavi etmek amacıyla bilimsel olarak araştırılmış ve günümüzde de psikolojik rahatsızlıkları yaşayan kişilerin en sık başvurduğu yöntemlerden biri olmuştur. Buna karşın günümüzde [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="346" data-end="801">Psikoterapi, başta psikopatolojik hastalıklar olmak üzere kişilerin günlük hayatta yaşadığı problemlerin sağaltımı için bilimsel olarak faydası gösterilmiş bir tedavi yöntemidir. Freud’un psikanalizi ortaya koymasından sonra birçok modern psikoterapi yöntemi geliştirilmiş ve bunlar hastalıkları tedavi etmek amacıyla bilimsel olarak araştırılmış ve günümüzde de psikolojik rahatsızlıkları yaşayan kişilerin en sık başvurduğu yöntemlerden biri olmuştur.</p>
<p data-start="803" data-end="1124">Buna karşın günümüzde halen toplum içinde etkisi tartışılmakta ve toplum, nasıl bir değişim sağladığıyla alakalı yeterince bilgilendirilmiş durumda değildir. Bu yazının amacı psikoterapinin etkisiyle ilgili bilimsel araştırmaları ortaya koymak ve hem ruhsal hem de biyolojik düzeyde yaptığı değişiklikleri açıklamaktır.</p>
<h2 data-start="1126" data-end="1169"><strong data-start="1129" data-end="1167">Psikoterapi Ekolleri Neyi Amaçlar?</strong></h2>
<p data-start="1170" data-end="1367">Modern psikoterapinin doğumuyla onlarca farklı psikoterapi yöntemi bulunmuştur. Bunlardan en temellerini açıklamak gerekirse bunlar psikanaliz, bilişsel davranışçı terapi ve hümanistik terapidir.</p>
<ul data-start="1369" data-end="2096">
<li data-start="1369" data-end="1744">
<p data-start="1371" data-end="1744"><strong data-start="1371" data-end="1385">Psikanaliz</strong>: Analistler, serbest çağırışım ve yorumlama yoluyla danışanın bilinçdışında bastırılmış motivasyonlarının ve anılarının günümüzde yaşadıkları problemlerin altyapısını oluşturduğunu fark etmelerini sağlarlar. Bu farkındalık onların çözülemeyen içsel çatışmalarını çözmelerini ve hayatlarındaki problemleri çözmek için daha adaptif yollar bulmalarını sağlar.</p>
</li>
<li data-start="1745" data-end="1851">
<p data-start="1747" data-end="1851"><strong data-start="1747" data-end="1768">Hümanistik terapi</strong>: Danışanla terapistin arasındaki bağı kullanarak kişilerin iyileşmesini amaçlar.</p>
</li>
<li data-start="1852" data-end="2096">
<p data-start="1854" data-end="2096"><strong data-start="1854" data-end="1890">Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT)</strong>: Öğrenme teorisinden yola çıkarak kişilerin davranışlarına yol açan bilişsel süreçleri inceler ve bu sayede hastalıklara yol açan düşünceleri değiştirerek davranışı da iyileştirmeye çalışır (Carr, 2007).</p>
</li>
</ul>
<h2 data-start="2098" data-end="2138"><strong data-start="2101" data-end="2136">Psikoterapi Ne Kadar Etkilidir?</strong></h2>
<p data-start="2139" data-end="2346">Psikoloji, bilimsel çalışmalarla geliştirilen bir bilim dalıdır ve aynı şekilde psikoterapötik yöntemler de toplumsal yarar göz önünde bulundurularak bilimsel süreçlerle araştırılarak faydası ortaya konur.</p>
<p data-start="2348" data-end="2646">147 tane araştırmanın incelenmesi sonucunda bütün psikoterapi türlerinde, terapi alan depresyon tanılı danışan grubunun, psikoterapi almayan gruba göre depresyon semptomlarında düşüş gözlemlenmiştir. 20 seanslık kısa terapi türlerinde bile depresyon semptomlarında düşüş yaşandığı belirlenmiştir.</p>
<p data-start="2648" data-end="3024">14 tane çalışmada 705 katılımcı gözlemlendiğinde 55 yaş üzeri kişilerde de psikoterapinin efektif olduğu bulunmuştur. Psikoterapinin sadece daha hafif depresyonlarda etkili olduğu iddiasına karşın incelenen çalışmalarda tam tersine psikoterapi hem ciddi hem de daha hafif depresyonlarda etkili bulunmuş, ayrıca ciddi depresyon vakalarında çok daha etkili olduğu bulunmuştur.</p>
<p data-start="3026" data-end="3274">Ayrıca ilaç tedavisiyle karşılaştırıldığında uzun vadede psikoterapi daha iyi sonuçlar vermiştir. Bipolar bozuklukta ilaç tedavisi ile karşılaştırıldığında psikoterapinin bozukluğun tekrarını %40’a kadar düşürdüğü gözlemlenmiştir (Hunsley, 2014).</p>
<h2 data-start="3276" data-end="3322"><strong data-start="3279" data-end="3320">Anksiyete ve Travma Üzerinde Etkileri</strong></h2>
<p data-start="3323" data-end="3544">Yaygın anksiyete bozukluğunda (YAB), 12 tane çalışmada BDT ile genel tedavi yöntemleri (ilaç tedavisi) uygulanan ve hiç tedavi olmayan kişiler karşılaştırıldığında YAB’da BDT ile 2/3 oranında düzelme olduğu bulunmuştur.</p>
<p data-start="3546" data-end="3796">Diğer terapi yöntemleriyle karşılaştırıldığında da hepsinin aynı derecede etkili olduğu görülmüştür. Ayrıca yine yaygın anksiyete bozukluğunda bütün psikoterapi yöntemleri orta yaş danışanlarda da en az diğer yaş gruplarında olduğu kadar etkilidir.</p>
<p data-start="3798" data-end="4018">Travma sonrası stres bozukluğunda (TSSB), BDT, EMDR, maruz bırakma terapisi gibi farklı terapi yöntemleri incelendiğinde terapi alan kişilerin ekol fark etmeksizin travma belirtilerinde azalma olmuştur (Hunsley, 2014).</p>
<h2 data-start="4020" data-end="4059"><strong data-start="4023" data-end="4057">Psikoterapi ve Fiziksel Sağlık</strong></h2>
<p data-start="4060" data-end="4504">Psikolojik rahatsızlıkların dışında da koroner kalp hastalığı olan kişilerin hastalık kaynaklı mental bozukluklarında terapinin efektif olduğu, hastaların daha sağlıklı alışkanlıklar edinmesine yardımcı olduğu (sigarayı bırakmak gibi), kalp hastalığı kaynaklı ölümleri azaltmakla birlikte genel ölüm yüzdesini önlemede etkisi sınırlı olsa bile kişilerin hayat kalitesini yükselttiği ve semptomları rahatlattığı belirtilmiştir (Hunsley, 2014).</p>
<p data-start="4506" data-end="4762">İnsanların sadece ilaçların biyolojik değişikliklere yol açtığına inanmasına rağmen psikoterapi sonrası beyni inceleyen araştırmalar terapinin her çeşidinin psikopatolojiyi hem ruhsal hem de beyin seviyesinde değiştirdiğini göstermiştir (Karlsson, 2011).</p>
<h2 data-start="4764" data-end="4813"><strong data-start="4767" data-end="4811">Psikoterapi Beyin Düzeyinde Nasıl İşler?</strong></h2>
<p data-start="4814" data-end="5028">Psikoterapi aslında bilinçdışında bastırılmış, dürtüsel ve istenmeyen düşüncelerin açığa çıkarılıp işlenerek daha bilinçli ve mantıklı hale getirilmesidir ve bu sayede kişi problemleri üzerinde hakimiyet kazanır.</p>
<p data-start="5030" data-end="5219">Bu değişimi sağlayan düşünce, değerlendirme, özdenetim gibi işlevleri yöneten <strong data-start="5108" data-end="5130">prefrontal korteks</strong>tir. Yani sonuç olarak, psikoterapi prefrontal korteksin işlevini geliştirmeyi amaçlar.</p>
<ul data-start="5221" data-end="6083">
<li data-start="5221" data-end="5421">
<p data-start="5223" data-end="5421">Serbest çağırışım yoluyla kişi duygu ve düşüncelerini kelimelere dökerken bilinçdışı dürtüler ilkelliğini kaybeder ve danışan bunları bir bilgi olarak değerlendirerek öz-farkındalığını geliştirir.</p>
</li>
<li data-start="5422" data-end="5520">
<p data-start="5424" data-end="5520">Terapist ve danışan arasındaki kurulan bağ ayna nöronları kullanarak iyileşmeye yardımcı olur.</p>
</li>
<li data-start="5521" data-end="5766">
<p data-start="5523" data-end="5766">Bastırılmış anılar ve dürtüler bilinç seviyesinde işlenemez ve bilinçdışında kalır. Terapide kişinin terapistle aktarım ilişkisi ve anlattıkları, duyguları incelenerek bellek sistemleri aktifleşir ve dürtüler bilinç düzeyinde tekrar işlenir.</p>
</li>
<li data-start="5767" data-end="5869">
<p data-start="5769" data-end="5869">Çocukluk döneminde duygular yoluyla yanlış üretilmiş tahminler tekrar konuşularak yeniden yazılır.</p>
</li>
<li data-start="5870" data-end="6083">
<p data-start="5872" data-end="6083">Ayrıca terapi süreci amigdala gibi korku anında otomatik tepkiler veren duygu alanlarını yöneten bölgenin daha az kullanılmasını ve prefrontal korteksin duygu düzenlemede daha çok rol oynamasına yardımcı olur.</p>
</li>
</ul>
<h2 data-start="6085" data-end="6099"><strong data-start="6088" data-end="6097">Sonuç</strong></h2>
<p data-start="6100" data-end="6293">Sonuç olarak, psikoterapi sadece bir uzmanla konuşmak değildir. Psikoterapi aynı anda hem kişinin bir uzmanla iyileştirici bağ kurmasını, hem de ruhsal ve biyolojik olarak değişmesini sağlar.</p>
<p data-start="6295" data-end="6433">Psikoterapi diğer bilimsel yöntemlerle birlikte hastalıkların tedavisinde önemli etkiler gösteren bilimsel olarak çalışılan bir alandır.</p>
<h2 data-start="6440" data-end="6457"><strong data-start="6443" data-end="6455">Kaynakça</strong></h2>
<p data-start="6458" data-end="6583">Carr, A. (2007). The effectiveness of psychotherapy. A review of research prepared for the Irish Council for Psychotherapy.</p>
<p data-start="6585" data-end="6794">Hunsley, J., Elliott, K., &amp; Therrien, Z. (2014). The efficacy and effectiveness of psychological treatments for mood, anxiety, and related disorders. <em data-start="6735" data-end="6787">Canadian Psychology/Psychologie canadienne, 55(3),</em> 161.</p>
<p data-start="6796" data-end="6888">Karlsson, H. (2011). How psychotherapy changes the brain. <em data-start="6854" data-end="6881">Psychiatric Times, 28(8),</em> 1-5.</p>
<p data-start="6895" data-end="6986">
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/psikoterapi-nasil-iyilestirir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Olumsuz Kendilik Algısı ve Depresyon</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/olumsuz-kendilik-algisi-ve-depresyon/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=olumsuz-kendilik-algisi-ve-depresyon</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/olumsuz-kendilik-algisi-ve-depresyon/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selin Türkay]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Jul 2025 07:50:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=10172</guid>

					<description><![CDATA[Günümüzde en yaygın olan ve birçok kişinin yaşamını kötü etkileyen en hayati psikolojik rahatsızlıklardan birisi depresyondur. Depresyon; derin üzüntü, günlük aktivitelerden zevk almamak, olumsuz düşünceler, umutsuzluk, öz bakımda eksiklik, intihara teşebbüs ve intihar düşünceleri, sürekli yorgunluk ve bitkinlik, sosyal hayatta geri çekilme ve kişilerarası iletişimde azalma gibi belirtilerle ortaya çıkan bir hastalıktır. Depresyonun nedenleri hakkında [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="474" data-end="1292">Günümüzde en yaygın olan ve birçok kişinin yaşamını kötü etkileyen en hayati psikolojik rahatsızlıklardan birisi <strong data-start="587" data-end="603">depresyondur</strong>. <strong data-start="605" data-end="618">Depresyon</strong>; derin üzüntü, günlük aktivitelerden zevk almamak, olumsuz düşünceler, umutsuzluk, öz bakımda eksiklik, intihara teşebbüs ve intihar düşünceleri, sürekli yorgunluk ve bitkinlik, sosyal hayatta geri çekilme ve kişilerarası iletişimde azalma gibi belirtilerle ortaya çıkan bir hastalıktır. <strong data-start="907" data-end="920">Depresyon</strong>un nedenleri hakkında literatürde birçok farklı açıklama bulunmaktadır. Her ne kadar farklı ekoller farklı açıklamalar getirse de, <strong data-start="1051" data-end="1061">benlik</strong>, negatif <strong data-start="1071" data-end="1083">kendilik</strong> algısı, benlik saygısı, depresyonla ilişkilendirilen, depresyonla ilişkisi ve depresyonun oluşumundaki etkisi yadsınamayan kavramlardır. Peki <strong data-start="1226" data-end="1243">benlik algısı</strong> nedir ve depresyonun oluşumunda nasıl etkilidir?</p>
<h3 data-start="1294" data-end="1321"><strong data-start="1294" data-end="1321">Benlik Algısının Tanımı</strong></h3>
<p data-start="1323" data-end="2427">Cüceloğlu (2011) <strong data-start="1340" data-end="1351">benliği</strong>, kişinin doğumdan itibaren hayatı boyunca kendisi hakkındaki oluşturduğu “duygusal, fiziksel, zihinsel, psikometrik” görüşlerin tümüdür. <strong data-start="1489" data-end="1499">Benlik</strong>, kendileri ve çevreleri hakkındaki değerlendirmelerini etkiler. Kişilerin kendilerinin hangi alanlarda daha iyi olduğunu bilmesi, kendilerinin kim olduğu ile ilgili farkındalığının olması, kişilik özellikleriyle alakalı fikrinin olması <strong data-start="1736" data-end="1746">benlik</strong> kavramı ile ilgilidir. Bireylerin kişiliklerine dair duygu ve düşünceleri <strong data-start="1821" data-end="1831">benlik</strong> kapsamında değerlendirilir. Kişilik özellikleri, düşünce süreçleri, olayları değerlendirme biçimleri, kişilerin çevreleriyle oluşturdukları etkileşimler <strong data-start="1985" data-end="1997">benliğin</strong> oluşmasında etkilidir. <strong data-start="2021" data-end="2033">Kendilik</strong>, bireyin kendi kişiliğine dair duygularını ve düşüncelerini kapsar. Örneğin, kişinin bir işi başarabileceğiyle ilgili düşüncesi, kendinin sevilebilir bir insan olup olmadığıyla ilgili düşüncesi, kendi bedeni ve kişiliğiyle ilgili olumlu olumsuz duyguları, çevresiyle ilişkisi hakkındaki iyi veya kötü düşünceleri, <strong data-start="2348" data-end="2359">benliği</strong> oluşturan etkenlerden sadece bazılarıdır (Çınar, 2020; Özen, 2014).</p>
<h3 data-start="2429" data-end="2476"><strong data-start="2429" data-end="2476">Kendilik Algısının Ruhsal Sağlıkla İlişkisi</strong></h3>
<p data-start="2478" data-end="3648"><strong data-start="2478" data-end="2490">Kendilik</strong> algısının gelişmesi kişinin kendi davranışlarını kontrol edebilmesi, sağlıklı bir birey olabilmesi ve ruhsal gelişimi açısından oldukça önemlidir. Benlik saygısı düşük, <strong data-start="2660" data-end="2672">kendilik</strong> algısı olumsuz olan bireyler kendine güveni düşük, insan ilişkilerinde de uyumsuz olurlar. Olumsuz <strong data-start="2772" data-end="2784">kendilik</strong> algısı yoğun utanç ve kendini suçlama gibi davranış örüntüleri gösterebilir. Bu kişiler savunma olarak sahte benlikler oluşturabilirler ya da hep başkalarına göre hareket edebilirler. Bu olumsuz <strong data-start="2980" data-end="2992">kendilik</strong> algısı, kişiyi farklı psikopatolojik rahatsızlıklara sürükleyebilir. Benlik saygısı ayrıca <strong data-start="3084" data-end="3097">depresyon</strong>la ilişkili gösterilen kişilik özellikleri üzerinde de doğrudan ve dolaylı olarak etkilidir. Kişinin dengeli bir <strong data-start="3210" data-end="3222">kendilik</strong> algısının olması, kişinin kendisiyle alakalı olumlu yorumlar yapabilmesini, yetkin hissedebilmesini, kendisiyle ilgili olumlu duygular hissedebilmesini sağlar. Olumlu <strong data-start="3390" data-end="3407">benlik algısı</strong>na sahip kişiler, sosyal hayatta karşılaştıkları sorunlarla daha sağlıklı bir şekilde başa çıkabiliyorken, olumsuz <strong data-start="3522" data-end="3539">benlik algısı</strong>na sahip kişilerin benlik saygılarını yükseltmekte sorun yaşadıkları görülmektedir (Çınar, 2020; Özen, 2014).</p>
<h3 data-start="3650" data-end="3695"><strong data-start="3650" data-end="3695">Kendilik Gelişimi ve Erken Dönem Etkileri</strong></h3>
<p data-start="3697" data-end="4702"><strong data-start="3697" data-end="3709">Kendilik</strong> gelişimi ana rahminden itibaren başlamaktadır (Çınar, 2020). Olumlu bir <strong data-start="3782" data-end="3794">kendilik</strong> gelişimi için bireyler bebeklikten itibaren sevgiyle ve empatiyle ihtiyaçlarının karşılandığı bir ortamda büyümelidir. Olumlu <strong data-start="3921" data-end="3938">benlik algısı</strong> için en önemli şart “kayıtsız ve şartsız sevgidir”. Bedensel bütünlük, çevre, kültür, ebeveyn tutumları <strong data-start="4043" data-end="4055">benliğin</strong> gelişmesinde doğumdan itibaren rol oynamaktadır. Çevrenin ve özellikle de Kohut’un <strong data-start="4139" data-end="4151">kendilik</strong> nesneleri olarak tanımladığı, <strong data-start="4182" data-end="4196">kendiliğin</strong> bir uzantısı olarak algılanan anne ve babanın onay verici veya katı tutumda olması <strong data-start="4280" data-end="4297">benlik algısı</strong>nın olumlu mu olumsuz mu olacağında çok önemli bir yer tutmaktadır. Birey gelişiminde kendini değerlendirirken <strong data-start="4408" data-end="4420">kendilik</strong> nesnelerinin ve diğer önem verdiği kişilerin kendisi hakkındaki duygu ve düşüncelerinden etkilenir. <strong data-start="4521" data-end="4533">Kendilik</strong> gelişimi bu kişilerin verdiği değerin bir yansımasıdır. Freud’a göre bu kişilerin olumlu değerlendirmeleri <strong data-start="4641" data-end="4652">benliğe</strong> katılır ve kişinin <strong data-start="4672" data-end="4691">benlik algısını</strong> oluşturur.</p>
<h3 data-start="4704" data-end="4745"><strong data-start="4704" data-end="4745">Kendilik Algısı ve Depresyon İlişkisi</strong></h3>
<p data-start="4747" data-end="5279"><strong data-start="4747" data-end="4766">Kendilik algısı</strong>, <strong data-start="4768" data-end="4781">depresyon</strong>un oluşmasında nasıl etkilidir? Freud’a göre <strong data-start="4826" data-end="4839">depresyon</strong> sevgi nesnesinin kaybıyla oluşur. Sevgi nesnesi aynı zamanda <strong data-start="4901" data-end="4913">kendilik</strong> nesnesi olan bakımveren yani anne ve babadır. Bu kayıp fiziksel bir kayıp olmak zorunda değildir. Sevgi nesnesi fiziksel olarak var olsa bile bireyin, yani bebeğin ihtiyaçlarını duygusal olarak doyuramıyor olabilir. Bu da çocukta terkedilmişlik ve değersizlik hisleri oluşturacaktır. Sonuç olarak bu duygular depresif bir ruh haline ve melankoliye neden olmaktadır.</p>
<p data-start="5281" data-end="6282">Bebek yaşamının ilk 12-18 ayları arasında anneye bağımlı olarak yaşamaktadır. Bu dönemde annenin fiziksel veya duygusal yokluğu bebekte nesne kaybı endişesini oluşturur çünkü doyumu emzirme yoluyla sağlar ve <strong data-start="5489" data-end="5503">benliğinin</strong> devamlılığı annenin varlığına bağlıdır. Birey doyuma ulaşamadığı için nesneye karşı agresyon beslese de nesneye zarar geleceğinden korktuğu için zamanla agresyonu kendi içine döndürür ve suçluluk ve değersizlik duyguları yaşar. Suçluluk duyguları ve üstbenliğin cezalandırıcı rolü kişiyi iç çatışmaya sürükler. Bu nedenle <strong data-start="5826" data-end="5839">depresyon</strong> tanısı alan kişilerde yoğun olumsuz <strong data-start="5876" data-end="5895">kendilik algısı</strong> görülmektedir. Kendilerini yetersiz ve suçlu görmektedirler ve genellikle agresyonu çevrelerine yansıtamadıkları için kendi <strong data-start="6020" data-end="6030">benlik</strong>lerine döndürürler (Çınar, 2020). Şahin ve arkadaşları (2011), olumsuz <strong data-start="6101" data-end="6120">kendilik algısı</strong>nın kişilerin sosyal iletişimde memnuniyetsizlik ve öfkeyle ilişkili olduğunu bulmuşlardır. Bu da <strong data-start="6218" data-end="6231">depresyon</strong>un oluşmasında ve ciddileşmesinde rol oynamaktadır.</p>
<h3 data-start="6284" data-end="6293"><strong data-start="6284" data-end="6293">Sonuç</strong></h3>
<p data-start="6295" data-end="6568">Sonuç olarak, bireylerin ruhsal sağlığının korunması için kendileri hakkında tutarlı ve olumlu bir <strong data-start="6394" data-end="6411">benlik algısı</strong>nın olması çok önemlidir. Bu da bebeklikten itibaren çevrenin kişiye duygusal olarak sevgiyle yaklaşması, olumlu geribildirimler alabilmesi ile oluşmaktadır.</p>
<h3 data-start="6575" data-end="6590"><strong data-start="6575" data-end="6590">Referanslar</strong></h3>
<p data-start="6592" data-end="6789">Çınar, B., &amp; Karaaziz, M. (2020). <em data-start="6626" data-end="6703">Depresyon, Benlik Saygısı ve Denetim Odağı Arasındaki İlişkinin İncelenmesi</em>. Yakındoğu Üniversitesi. Sosyal Bilimler Enstitüsü. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi.</p>
<p data-start="6791" data-end="6945">Hisli Şahin, N., Durak Batogün, A., &amp; Koç, V. (2011). <em data-start="6845" data-end="6900">Kişilerarası tarz, kendilik algısı, öfke ve depresyon</em>. Türk Psikiyatri Dergisi. doi: 10.5080/u6264</p>
<p data-start="6947" data-end="7140">Özen, Y. (2014). <em data-start="6964" data-end="7072">Kendilik, Kendilik Algısı ve Kendilik Algısına Bağlı Psikosomatik Bozukluklara Sosyal Psikolojik Bir Bakış</em>. Akademik Bakış Uluslararası Hakemli Sosyal Bilimler Dergisi, (40).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/olumsuz-kendilik-algisi-ve-depresyon/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Agresyon’un Şiddete Dönüşümü</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/agresyonun-siddete-donusumu/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=agresyonun-siddete-donusumu</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/agresyonun-siddete-donusumu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selin Türkay]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jun 2025 09:28:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=8299</guid>

					<description><![CDATA[Agresyon günlük hayatta kişilerarası iletişimlerde sıkça karşılaştığımız bir durumdur. Agresif davranış hayatın bir parçasıdır. Bununla birlikte agresyon toplum içinde yıkıcı bir şekle bürünerek şiddete dönüşebilmekte ve ciddi güvenlik sorunları da yaratabilmektedir. Bu yazıda agresif dürtünün işlevine ve agresyonun neden şiddete dönüştüğüne odaklanacağım. Şiddeti, agresyondan farklı olarak bedeni içeren bir davranış olarak tanımlıyoruz (Glasser, 1978). Bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Agresyon günlük hayatta kişilerarası iletişimlerde sıkça karşılaştığımız bir durumdur. Agresif davranış hayatın bir parçasıdır. Bununla birlikte agresyon toplum içinde yıkıcı bir şekle bürünerek şiddete dönüşebilmekte ve ciddi güvenlik sorunları da yaratabilmektedir. Bu yazıda agresif dürtünün işlevine ve agresyonun neden şiddete dönüştüğüne odaklanacağım. Şiddeti, agresyondan farklı olarak bedeni içeren bir davranış olarak tanımlıyoruz (Glasser, 1978). Bir kişinin başka bir kişiye fiziksel zarar vermesi, beden sınırını ihlal etmesi ve fiziksel yaralanmanın meydana gelme potansiyeline sahip olması, şiddetin gerçek tanımıdır (Yakaley &amp; Meloy, 2012). Bu bedensel zarar eylemi, bilinçli ya da bilinçdışı güdülerle gerçekleştirilebilir. Ancak, bu eylemler genellikle şiddet eylemini gerçekleştiren kişinin zihni için erişilemez durumdadır. Bununla birlikte, şiddetin sembolik bir anlam taşımadığı durumlar da vardır: anlamsızdır, yalnızca bedensel bir coşku ya da başka birine yönelik fiziksel şiddetin verdiği bedensel zevk ile sınırlıdır. Bu kadar şiddetli bir düşünce yoktur. Böyle durumlara farklı patolojilerde rastlanabilmektedir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Freud’a göre agresif dürtü doğuştan gelir. Bireyin arzuları doyuma ulaşmadığında agresif dürtü ortaya çıkar. Örneğin, bir bebek süte istediği zaman ulaşamadığında, onu rahatsız eden durumlar anne veya bakım veren tarafından giderilmediğinde, agresyon bebekte artar. Agresyon ebeveynler tarafından doğru tepkilerle karşılandığında daha yapıcı bir hal alır. Bion bu durumu kapsama kavramı üzerinden açıklar. Bion’a göre, şiddet eğilimli bireylerin bebekliğinde annelerinden duygusal olarak yeterince kabul görmedikleri ve yıkıcı dürtüleriyle arzularının yeterince temsil edilemediği görülür</span><span style="font-weight: 400;">. Bu nedenle, bu dürtüler ilkel ve tehlikeli hale gelir.</span><span style="font-weight: 400;"> Eğer ebeveynlerin kapsayıcı işlevi düşükse, bebek veya çocuğun duyusal ve duygusal ihtiyaçları doğru bir şekilde karşılanmazsa, doğru sınırlar çizilmezse çocuğun simgeleştirme yeteneği gelişmez ve çocuk agresif dürtüyü doğru bir şekilde işleyemeyerek dışarı vurur. Bu da şiddet içeren davranışlara yol açar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ayrıca bireyler çocukluk döneminde anneden ayrışma olmadan önce gerçeklikte de mutlak bir doyum olduğunu düşünürler. Fakat, büyüdükçe ve anneden ayrıştıkça, araya üçüncü bir kişi (baba) girdikçe sürekli bir doyum olmayacağı gerçeğiyle bir yüzleşme yaşarlar. Çocuk, anneden ayrıştıkça toplumun kurallarını kabullenmeyi öğrenmelidir. Nesneden sağlayabildiği ideali ve sürekli doyumu istediği zaman elde edemeyeceği için bu onda bir agresyon yaratır. Fakat, sembolizasyon yeteneği gelişmiş, kapsayıcı işlevi yüksek ailelerin çocukları bu arzuladıkları doyumları ruhsallıklarında tekrar işlerler ve söz aracılığıyla tekrar tasarlayarak ifade etmeyi öğrenirler. Agresyonun ruhsallığın işleyişini zorladığı anlarda libido (yaşam dürtüsü) tekrar tasarıma bağlayıp ruhsallığı toparlamaktadır (Soysal, 2007-08). </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Her bireyin agresyona karşı geliştirdiği savunma mekanizmaları vardır. Sembolizasyon yeteneği yüksek olan bireylerde genellikle süblimasyon gibi daha adaptif savunma mekanizmaları kullanılır. Fakat, şiddet eyleminde ilkel savunmalar, özellikle de yansıtma ve yansıtmalı özdeşimin kullanılır. Bu savunmalar, kişinin ilişkileri, hayalleri ve dürtüleriyle birlikte çalışarak psikolojik sorunlara yol açan savunma mekanizmalarını oluşturur. Bu mekanizmalar, kişinin yaşadığı yoğun psikolojik acıları ve zorlayıcı düşünceleri uzak tutmayı amaçlamaktadır. Bununla birlikte, bunun bir sonucu olarak kişilik parçalanır ve temel zihinsel imgeler ve şiddetle bağlantılı duygular gelişmeden ve izole olur (Yakaley &amp; Meloy, 2012).</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Klein (1946)&#8217;a göre doğuştan gelen kıskançlık ve yıkıcılık, agresif dürtünün yansımasıdır ve erken çocuklukta baskındır. Bu da savunmalar, kaygılar, bilinçdışı fanteziler ve anormal üstbenlik gelişimine neden olur. Bu nedenle, bazı analistler, şiddet uygulayan kişilerin zihinlerinde egonun savunma işlevlerinin bozulduğunu ve ölüm, yıkım ve yok olma gibi bilinçdışı fantezilerin hakim olduğunu iddia ediyorlar. Hyatt-Williams (1998), 1960 ve 70&#8217;li yıllarda Birleşik Krallık hapishanelerinde tutuklularla yaptığı kapsamlı çalışmalarda, bu tutukluların zihinlerinde kabul edilemez zarar görme kaygılarının baskın olduğunu söylüyor. Bu bireylerin, bu endişelerden kurtulmak için yansıtmalı özdeşim yöntemini kullandıklarını belirtiyorlar. Bununla birlikte, bu savunma yaklaşımı başarısız olur çünkü yansıtıldıktan sonra kurban, yansıtmayı gerçekleştiren kişiye saldırgan bir şekilde tepki verebilir, bu da şiddetli bir saldırıyı başlatabilir. Hyatt-Williams&#8217;a göre, öldürmenin temel özelliği sembolik düşünmenin çöküşüdür. Bu çöküş, daha önce akılda var olmayan ölüm deneyimlerini serbest bırakır. Bu deneyimler zihni kaplar ve dışa vurarak ya da içe yönelerek intihara yol açar (Yakaley &amp; Meloy, 2012).</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Karl Menninger, çocukken bilinçdışı öldürme fantezilerinin olduğunu kabul eder. Stresli bir ortamda benliğin, saldırgan bir dürtüyü çevreye yönlendirerek kendini korumaya çalıştığını iddia eder. Glover, &#8220;tepkisel saldırganlık&#8221; ile &#8220;birincil ya da değiştirilmemiş saldırganlık&#8221; arasında fark olduğunu belirtir. Doğrudan saldırganlık, birincil saldırganlık türü olup libidinal enerjiyle bağlantılıdır. Buna karşılık, tepkisel saldırganlık, kaygı, nefret, hayal kırıklığı ve diğer psikolojik tehditlerin tetiklediği bir davranıştır. Glover, antisosyal davranışların bebeklik döneminde gözlemlendiğini ve bu davranışların hem doğuştan gelen özellikler hem de çevresel etkilerden (örneğin, travmatik deneyimler ve bozuk aile yapısı) kaynaklandığını vurgular (Yakaley &amp; Meloy, 2012). Yansıtmalı özdeşimin ve yansıtmanın kullanılması küçüklüğünde şiddete maruz kalan veya aile içi şiddeti yaşamış olan çocukların, bireyleşme süreçlerinde benliklerinin çökmemesi için kendisinin de agresyonu dışa vurarak şiddet göstermesine yol açabilmektedir. Günümüzdeki karşılaştığımız çoğu şiddet olayı, çocukluk çağında şiddete maruz kalan ve bu zayıflığı yansıtarak benlikte rahatlama sağlamaya çalışan kişiler yüzünden olmaktadır.</span></p>
<p><b>Kaynaklar</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Soysal, Ö. 2007-2008. Psikanalitik Bir Deneme Şiddet: Öteki’nin Yıkımı. </span><i><span style="font-weight: 400;">Doğu Batı Düşünce</span></i> <i><span style="font-weight: 400;"> Dergisi </span></i></p>
<p><span style="font-weight: 400;">https://www.ozgesoysal.com/uploads/dosya/1505226446bbce-siddet,_oteki&#8217;nin_yikimi.pdf</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yakeley, J., &amp; Meloy, J. R. (2012). Understanding violence: Does psychoanalytic thinking </span> <span style="font-weight: 400;">matter?. </span><i><span style="font-weight: 400;">Aggression and Violent Behavior</span></i><span style="font-weight: 400;">, </span><i><span style="font-weight: 400;">17</span></i><span style="font-weight: 400;">(3), 229-239.</span></p>
<p><a href="https://doi.org/10.1016/j.avb.2012.02.006" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">https://doi.org/10.1016/j.avb.2012.02.006</span></a></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/agresyonun-siddete-donusumu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) Bize Ne Söylüyor?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/dikkat-eksikligi-ve-hiperaktivite-bozuklugu-dehb-bize-ne-soyluyor/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=dikkat-eksikligi-ve-hiperaktivite-bozuklugu-dehb-bize-ne-soyluyor</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/dikkat-eksikligi-ve-hiperaktivite-bozuklugu-dehb-bize-ne-soyluyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selin Türkay]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Jun 2025 09:15:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=6380</guid>

					<description><![CDATA[Çağımızda en çok görülen ve özellikle çocuklarda sıkça tanı konulan hastalıklardan biri Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB). Bu tanıyı alan kişiler, dikkat eksikliği nedeniyle uzun süre bir işe odaklanmakta zorlanır, dışarıdan gelen uyarıcılarla kolayca dikkatleri dağılır, unutkanlık yaşar, okulda verilen ödevleri yapamaz veya gerekli eşyaları kaybedebilir. Ayrıca, hiperaktivite nedeniyle fazlasıyla hareketlidirler, uzun süre bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çağımızda en çok görülen ve özellikle çocuklarda sıkça tanı konulan hastalıklardan biri <b>Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu</b> (<b>DEHB</b>). Bu tanıyı alan kişiler, <b>dikkat eksikliği</b> nedeniyle uzun süre bir işe odaklanmakta zorlanır, dışarıdan gelen uyarıcılarla kolayca dikkatleri dağılır, unutkanlık yaşar, okulda verilen ödevleri yapamaz veya gerekli eşyaları kaybedebilir. Ayrıca, <b>hiperaktivite</b> nedeniyle fazlasıyla hareketlidirler, uzun süre bir yerde oturmayı sevmez, sabırsızdırlar ve okulda veya toplum içinde kurallara uymakta güçlük çekerler. Bu durum, özellikle çocuklarda öğrenme güçlüklerine, performans düşüklüğüne ve sınıf düzenini bozmalarına yol açar (American Psychiatric Association [APA], 2013). Peki, <b>DEHB</b> bize ne mesaj veriyor?</p>
<h2><b>DEHB’nin Arkasındaki Mesaj</b></h2>
<p><b>DEHB</b> tanısı, kimi zaman arkasında yatan önemli sorunları göz ardı etmemize engel olabilir. Farklı psikoterapötik yaklaşımların çeşitli yorumlamaları olsa da, <b>dikkat eksikliği</b> ve <b>hiperaktivite</b> bozukluğu, birçok kuramcı ve psikolog için tek başına bir tanıdan çok bir semptom olarak değerlendirilir. <strong>DEHB’yi</strong> yalnızca nörolojik bir durum olarak görmek, nesne ilişkilerine dayanan psikolojik sorunların atlanmasına yol açabilir. <b>DEHB</b>, çocukluk çağı depresyonları, kaygı bozuklukları veya nevrotik işleyişler gibi durumların bir semptomu olabilir. Bu nedenle, <strong>DEHB’nin</strong> arkasındaki nedenleri ve çocuğun gerçek endişelerini anlamak, semptomların azaltılmasında kritik bir rol oynar. Öncelikle, <strong>DEHB’ye</strong> yol açan asıl endişeyi ve bu savunma mekanizmasının neden kullanıldığını bilmek gerekir.</p>
<h2><b>Beden ve Ruh Sağlığı İlişkisi</b></h2>
<p>Beden, ruh sağlığımızın bir tezahürü olarak görülebilir. <b>Hiperaktivite</b> ve somatizasyon gibi bedensel ifadeler, ruh sağlığındaki dengesizliklere işaret eder. <b>DEHB</b>, aynı zamanda bir psikomotor dengesizliktir ve bu dengesizlik psikolojik sorunlardan kaynaklanır. Sürekli hareket etmek, vücutta endorfin salgılanmasına yol açarak çocuğun endişelerini hafifletir. Hem yetişkinler hem de çocuklar için <b>hiperaktivite</b>, kaygılandıran iç dünyadan kaçış yoludur. İç dünya tehdit edici nesnelerle dolu olduğunda, kişi ondan kaçmak ister ve <b>hiperaktivite</b> gibi savunma mekanizmalarına başvurur.</p>
<h2><b>DEHB’nin Psikolojik Nedenleri</b></h2>
<h3><b>Kastrasyon Kaygısı ve Nevrotik İşleyiş</b></h3>
<p>Çocuklarda <strong>DEHB’ye</strong> neden olan sorunlardan biri, kastrasyon kaygısının yüksek olması, yani nevrotik işleyiştir. Babanın otoritesinin zayıf olması veya çocuğun anneyle aşırı yakın ilişkide olması, kastrasyon kaygısını artırır. Bu yoğun uyarım, çocuğun heyecan ve endişesini azaltmak için harekete başvurmasına neden olur. Ayrıca, kural ve sınır konulmayan, mahremiyetine dikkat edilmeyen ve her istediği yapılan çocuklar, sınır eksikliği nedeniyle üstbenliklerini geliştiremez ve haz ertelemesi yapamaz. Bu durum, okul çağında kurallara uymada zorluk çekmelerine yol açar. Aslında bu çocuklar, gerçek bir yasa ve sınır konulmasını, ebeveynlerinin onları durdurmasını ister. Çocukların yetişkinler kadar güç sahibi olmaları, onlar için korkutucudur. Yasa ve kuralı bilmeyen çocuklar, iç dünyalarında suç işlemekten ve ebeveynlerinin onları durdurmamasından korkarlar. İç dünyasından kaçan çocuk, <b>dikkat eksikliği</b> yaşar çünkü dikkat toplamak için içe dönebilmek gerekir. Bu işleyişteki çocuklar, ilgilendikleri konularda odaklanabilirken, istemedikleri durumlarda <b>hiperaktif</b> ve dağınık olurlar.</p>
<h3><b>Depresif İşleyiş ve Kayıp Endişesi</b></h3>
<p><strong>DEHB’nin</strong> bir diğer nedeni, çocuğun depresif işleyişte olmasıdır. Bebeklik döneminde, özellikle 5.-6. aylarda, annenin veya bakım verenin aşırı yokluğu ya da aşırı varlığı, çocukta depresif endişe, yani kayıp veya nüfuz edilme endişesi yaratır. Bakım verenin kapsayıcılığının (çocuğun duygusal ihtiyaçlarını anlayıp doyurabilme) eksik olması, neşe kaybı endişesine yol açar. Çocuğun içsel nesnelerinin zayıf olması, içe dönmesini ve dolayısıyla <b>dikkat </b><strong>eksikliğini</strong> engeller. Bu endişeler, çocukta korku yarattığı için düşünmekten kaçar, içe dönemez ve öğrenmesi etkilenir. <b>Hiperaktivite</b>, içteki boşluğa ve zayıf içsel nesnelere karşı bir savunma olarak ortaya çıkar. Aşırı müdahaleci ancak duygusal kapsayıcılığı düşük bakım verenler karşısında çocuk, hem nesneyi var etmeye hem de uzak tutmaya çalışır. Bunu, fazla hareket ederek, nüfuz edilmekten kaçarak ve ilgiyi üzerinde tutarak yapar. Çocukluk çağı depresyonlarında <b>dikkat eksikliği</b> ve <b>hiperaktivite</b>, göz ardı edilmemelidir. Bu çocuklarda okuldan kaçma, saklanma gibi eylemler daha sık görülür. Yetişkinlerdeki isteksizlikten farklı olarak, çocukluk çağı depresyonları <b>hiperaktivite</b>, okuldan kaçma ve enerji patlamaları gibi semptomlarla kendini gösterebilir.</p>
<h2><b>Sonuç: DEHB’yi Anlamak ve Çözüm Yolları</b></h2>
<p><b>DEHB</b>’nin arkasındaki nedenler ve <b>dikkat eksikliği</b> ile <strong>hiperaktiviteye</strong> yol açan endişeler, çocuğu anlamada ve semptomları azaltmada kritik öneme sahiptir. <b>DEHB</b>’ye tek başına bir hastalık olarak bakmak, asıl sorunun gözden kaçmasına neden olabilir. Çocuğun ebeveyn tarafından kral veya kraliçe gibi üst konuma konulması, yetişkin rolü alması, bakım verenin aşırı yokluğu ya da varlığı gibi etkenler <strong>DEHB’ye</strong> yol açabilir. <strong>DEHB’de</strong> multidisipliner yaklaşımlar kullanılmalıdır. Depresif endişesi olan, okula devamda zorluk çeken veya sınav senesinde olan çocuklarda, psikiyatriyle birlikte karar verilerek ilaç kullanımı gerekebilir. Nörotik işleyişteki çocuklarda ise ilaçların yan etkileri dikkatle değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>
<h3><b>Kaynakça</b></h3>
<ul>
<li>American Psychiatric Association. (2013). <i>Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders</i> (5th ed.). <a href="https://doi.org/10.1176/appi.books.9780890425596" target="_blank" rel="noopener">https://doi.org/10.1176/appi.books.9780890425596</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/dikkat-eksikligi-ve-hiperaktivite-bozuklugu-dehb-bize-ne-soyluyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aileden Topluma Sürekli Gözetim ve Kontrolün Psikolojik Etkileri</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/aileden-topluma-surekli-gozetim-ve-kontrolun-psikolojik-etkileri/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=aileden-topluma-surekli-gozetim-ve-kontrolun-psikolojik-etkileri</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/aileden-topluma-surekli-gozetim-ve-kontrolun-psikolojik-etkileri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selin Türkay]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 May 2025 11:23:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk Psikolojisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=4546</guid>

					<description><![CDATA[İnsanların gelişim süreci boyunca ayrışma, mahremiyet, kontrol duygusu çok önemli bir yer tutar. Özellikle iki yaşından itibaren çocuklar mahremiyet ve otonomi duygularını ele almak ve özellikle kendi bedenleri üzerinde kontrol sağlamak isterler. Anal dönemden itibaren çocuklar, anneden ayrışarak dünyayı daha özgür keşfetmeye devam etmek isterler. Bu noktada çocuğun yeterlik algısı psikolojik sağlığı için dikkat edilmesi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanların gelişim süreci boyunca ayrışma, <b>mahremiyet</b>, kontrol duygusu çok önemli bir yer tutar. Özellikle iki yaşından itibaren çocuklar <b>mahremiyet</b> ve otonomi duygularını ele almak ve özellikle kendi bedenleri üzerinde kontrol sağlamak isterler. Anal dönemden itibaren çocuklar, anneden ayrışarak dünyayı daha özgür keşfetmeye devam etmek isterler. Bu noktada çocuğun yeterlik algısı psikolojik sağlığı için dikkat edilmesi gereken bir durumdur. İnsanlar henüz çocukluklarında kendi duygularını ve davranışlarını baskısız ve kontrolsüz bir şekilde yaşayabilmelidirler ve bu şekilde hayatta karşılaştıkları zorluklara başa çıkabilir, duygularını yaşayabilirler. Bu da hem çocuklukta hem de yetişkinlik dönemlerinde sağlıklı bir mentale olanak sağlar.</p>
<h2><b>Mahremiyetin Ergenlikteki Rolü</b></h2>
<p>Bu dönemden sonrasında da sağlıklı psikolojik gelişim için <b>mahremiyet</b> önemli bir yer tutmaya devam eder. Ergenlik döneminden itibaren insanlar ailelerinden ayrışıp, kendi kimliklerini, kendi düşüncelerini oluşturmaya çalışırlar. Özellikle ergenlik döneminde, ailelerin çocuklarının <b>mahremiyetine</b> ve karar verme süreçlerine ve duygularına saygı duymalı, davranışlarını kontrol etmeyi dikkatli bir şekilde gerçekleştirmelidirler. Bu yüzden sağlıklı bir gelişim için insanların özel hayatlarını, içsel süreçlerini, hayatlarıyla alakalı karar alma davranışlarını özgürce yaşayabilmeleri çok önemlidir. Fakat hem aile hem de toplum yapısında özel hayata müdahale, bilinçli duygu ve davranışların gözetimi insanlarda başta <b>anksiyete</b> olmak üzere birçok psikolojik ve kişilerarası soruna yol açabilmektedir.</p>
<h2><b>Aşırı Kontrolün Psikolojik Etkileri</b></h2>
<p>Aile içinde ebeveynlerin çocuk üzerinde <b>aşırı kontrolcü</b> tutumları çocukları başta stres olmak üzere <b>anksiyete</b> gibi farklı psikolojik hastalıklara sürükleyebilir. <b>Aşırı kontrol</b>, ebeveynin çocuğun davranışlarını gözetip onu doğruya yönlendirmesinden farklı olarak, ebeveynin çocuğun duygularının ve düşüncelerini açıkça değiştirmeyi hedeflemesidir (Borelli et al., 2015). <b>Aşırı kontrol</b>, çocuğun her hareketine fazla dikkat gösterme, çocuğun günlük rutinlerini kendisinin düzenlemesine izin vermek yerine ebeveynin müdahale etmesi, çocuğun karar verme sürecine müdahale, tek başına sorunları çözmesine izin verilmemesi gibi ebeveyn davranışları olarak karşımıza çıkabilir.</p>
<p>Her ne kadar çocuğun davranışları engellenmeye ve değiştirilmeye çalışılsa da ebeveynin asıl hedefi çocuğun duygularını ve bilişsel süreçlerini değiştirmektir. Bunu açıkça veya gizli girişimlerle yapabilir. Bu kontrol etme girişimleri çocuğun davranışını, içsel süreçlerini önleyici olabileceği gibi tepkisel amaçla da olabilmektedir. Örneğin, ebeveynler, çocukları toplum içerisinde onlara göre sorun çıkardığında veya onların tasvip etmediği bir davranışta bulunduklarında sevgi ve desteklerini ondan çekerek cezalandırırlar ve çocuğun bu davranışını tekrarlamamasını sağlamaya çalışırlar. Hâlbuki, çocukla açık iletişim kurmak ve davranışı üstünde konuşabilmek hem çocuğa her koşulda kabul edildiği ve sevildiği mesajını verecek hem de onu psikolojik rahatsızlıklardan koruyacaktır.</p>
<h2><b>Aşırı Kontrolün Uzun Vadeli Sonuçları</b></h2>
<p><b>Aşırı kontrol</b> küçük yaşlardan itibaren çocuğa dünyanın tehlikeli bir yer olduğu mesajını verir. Bu durum çocukta hem insanlara olan güvenini azaltarak kaçıngan veya kaygılı bağlanmaya sebebiyet verebilir hem de kişilerarası ilişkileri etkileyerek ciddi psikolojik rahatsızlıklara yol açabilir. Ek olarak bireye kendi sorunlarını çözme kapasitesinin yani yeterlik algısının azaltır ve <b>anksiyeteyi</b> artırır. Özellikle ergenliğe geçiş çağında otonomi ihtiyacı çocukluk döneminden çok daha fazla olur. Hâlihazırda birey fazlasıyla stres ile başa çıkmaya çalışırken ebeveynlerin <b>aşırı kontrolcü</b> davranışları <b>anksiyete</b> şikâyetlerinin fazlalaşmasına sebep olur.</p>
<p>İnsanlar özellikle bu dönemde otonomi elde ederek ailelerinden ayrışmak ve kendi duygu, düşünce dünyalarını yaratmak isterler fakat eğer sürekli kontrol altında olduklarını hissederlerse zaten dürtülerinin yoğunlaştığı bu dönemde daha da sıkışarak kendi benliklerine göre değil ailelerinin isteklerine göre hareket etmeye çalışacaklardır. Hata yaptıklarında sevgi görmeyecekleri düşüncesi onları fazlasıyla endişeye sürükleyecektir. Bu yüzden de bireylerin yetişkinliğe adım attığı bu dönemde otonomilerine, <b>mahremiyetlerine</b>, karar verme süreçlerine doğru ve orantılı bir kontrol ile saygı gösterilmesi onların daha sağlıklı bireyler olması açısından önemlidir.</p>
<h2><b>Toplumda Aşırı Kontrol ve Kitlesel Gözetim</b></h2>
<p>Günümüzde <b>aşırı kontrol</b> ve gözetim sadece aile içi dinamikleriyle sınırlı kalmıyor. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte bu <b>aşırı kontrol</b> ve gözetimle aile dışındaki yapılarda da sıklıkla karşılaşmaya başladık. İnsanlar iş yerlerinde, sosyal medyada ve hatta kamusal alanda sürekli bir gözetim hâlindeler. Buna kitlesel gözetim adı veriliyor. Sosyal medyada insanlarla ilgili birçok bilgi kayıt altına alınıyor. Otoriteler kapalı devre televizyonları ile sokakta dahi davranışlarımızı takip ediyor, kimlik bilgilerimizle bilgilerimize ulaşabiliyor. Bu uygulamaların güvenlik amacıyla yapılması insanları biraz da olsa rahatlatsa da bilgilerimizin sürekli gözetim altında olması da psikolojik etkilere yol açabiliyor.</p>
<p>Otoriteler tarafından hareketlerinizin, ifadelerinizin, aramalarınızın sürekli gözlenmesi bu konudaki <b>anksiyete</b> duygularımızı normalleştiriyor. İnsanlar kaygılarının gerçek mi yoksa gerçek dışı mı olduğuyla alakalı bir belirsizliğe sürükleniyor ve kaygılı insanlar gittikçe çoğalıyor (Friedman, 2020). İnsan ilişkileri de bu durumdan kötü etkilenmekte. İnsanlar, diğerlerinin doğru bulacağı şekilde davranmaya ve görünmeye çalışıyorlar. Bu da gerçek benliklerini yaşamayı engelliyor ve insanları daha mutsuz hâle getiriyor. İnsan ilişkileri yapaylaşmaya başlıyor.</p>
<h2><b>Mahremiyet ve Kontrol Duygusunun Önemi</b></h2>
<p>Bireylerin kendi hayatlarının kontrolünü eline alması mental sağlık için önemlidir. Nasıl ki aile içinde kendi hayatımızla ilgili kararları özgürce almak istiyorsak kamusal alanda da kontrol duygumuz olmalı ki <b>anksiyete</b> bozukluğu gibi hastalıklar azalsın. Fakat, sürekli gözetim altında yaşamak insanların özgür iradeyle hareket etmelerini ve karar süreçlerini kötü etkiliyor. Bu da <b>mahremiyet</b> duygusunu azaltıyor. <b>Mahremiyet</b> duygusunun azalması ise <b>anksiyeteyi</b> arttırmaktadır (Villines, 2013).</p>
<h2><b>Sonuç: Özgürlük ve Psikolojik Sağlık</b></h2>
<p>Sonuç olarak, toplumun her aşamasında bireylerin kendi başlarına hareket etme özgürlüğü, duygularının ve davranışlarının ketlenmeye çalışılmaması hem toplum hem aile hem de birey sağlığı açısından çok önemlidir. Gelişim aşamalarında çocuğun, toplum içinde bireylerin <b>mahremiyet</b>, kontrol ve yeterlik duygularının azalması <b>anksiyetenin</b> artmasına neden olacaktır.</p>
<h3><b>Kaynakça</b></h3>
<ul>
<li>Borelli, J. L., Margolin, G., &amp; Rasmussen, H. F. (2015). Parental overcontrol as a mechanism explaining the longitudinal association between parent and child anxiety. <i>Journal of Child and Family Studies, 24</i>(6), 1559-1574. DOI: 10.1007/s10826-014-9960-1</li>
<li>Friedman, B. (July 16, 2020). What are the Effects of Invasion of Privacy – Social Media and Mental Health. FHE Health. <a href="https://fherehab.com/learning/public-exposure-and-mental-health/" target="_blank" rel="noopener">https://fherehab.com/learning/public-exposure-and-mental-health/</a></li>
<li>Villines, Z. (September 16, 2013). The Psychological Effects of Mass Surveillance. Good Therapy. <a href="https://www.goodtherapy.org/blog/watch-out-psychological-effects-of-mass-surveillance-0910137" target="_blank" rel="noopener">https://www.goodtherapy.org/blog/watch-out-psychological-effects-of-mass-surveillance-0910137</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/aileden-topluma-surekli-gozetim-ve-kontrolun-psikolojik-etkileri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
