<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Selin Kurt &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/selinkurt/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Sat, 11 Apr 2026 12:46:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Selin Kurt &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Direksiyonda Kim Var: Yetişkin Benliğim mi Çocukluğum mu?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/direksiyonda-kim-var-yetiskin-benligim-mi-cocuklugum-mu/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=direksiyonda-kim-var-yetiskin-benligim-mi-cocuklugum-mu</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/direksiyonda-kim-var-yetiskin-benligim-mi-cocuklugum-mu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selin Kurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Apr 2026 22:25:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gelişim Psikolojisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=30275</guid>

					<description><![CDATA[Bazen istemsizce kararlar verdiğinizi fark ettiniz mi? Sizi yansıtmayan, istemsizce de olsa bazı kararların arkasına sığındığınız zamanlar oldu mu? Bu noktada acaba kararları olduğunuz yaştaki siz mi yoksa çocukluk dönemindeki benliğiniz mi alıyor? Bireylerin yetişkinlik dönemlerindeki davranış ve tutumlarını açıklamaya çalışan araştırmalar, bireylerin erken dönem şemalarına ve geçmiş dönem deneyimlerine odaklanır. Çocukluk çağında kurulan her [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">Bazen istemsizce kararlar verdiğinizi fark ettiniz mi? Sizi yansıtmayan, istemsizce de olsa bazı kararların arkasına sığındığınız zamanlar oldu mu? Bu noktada acaba kararları olduğunuz yaştaki siz mi yoksa çocukluk dönemindeki benliğiniz mi alıyor?</p>
<p data-path-to-node="2">Bireylerin yetişkinlik dönemlerindeki davranış ve tutumlarını açıklamaya çalışan araştırmalar, bireylerin erken dönem şemalarına ve geçmiş dönem deneyimlerine odaklanır. Çocukluk çağında kurulan her bağ, farklı bir anlam taşır; bireyin iç dünyasında yer edinerek davranış ve tutumlarını hatta algılarını şekillendiriyor olabilir.</p>
<p data-path-to-node="3">Psikoloji literatüründe bu konuya en güçlü yaklaşımlardan biri Jeffrey Young’ın geliştirdiği <b data-path-to-node="3" data-index-in-node="93">erken dönem uyumsuz şemalar</b> kavramıdır. Bu teoriye göre erken dönemde uyumsuz davranışlara maruz kalındığında, sevgi, güven ve kabul ihtiyaçları yeterince karşılanmadığında bireyin yetişkinlik döneminde sürekli kendini sorgulamasına, değersiz hissetmesine ve güvenli bağlar geliştirememesine sebep olur. Bu uyumsuz şemaları geliştiren biri herkesin onu terk edeceğine dair inançlar geliştirebilir, kendisinin yeterince iyi olmadığını hissedebilir ve tüm bunlarla birlikte özgüven eksikliği yaşayabilir. Şemalar, çocuklukta temel duygusal ihtiyaçlarımız karşılanmadığında oluşan ve zamanla otomatikleşen düşünce-duygu kalıplarıdır. Bu noktada şemaların önemi büyük bir rol oynamakta bireylerin dünyayı nasıl algılayacaklarını belirlemektedir.</p>
<p data-path-to-node="4">Yine bu alanda psikoloji literatüründe büyük bir yer kaplayan bir diğer önemli fikir Diana Baumrind’den çıkmıştır. Geliştirmiş olduğu 4 temel ebeveynlik şeklinin çocukların karakter gelişiminde, düşünce ve davranışları belirlemesinde büyük rol oynadığını savunur. Otoriter, demokratik (authoritative), izin verici ve ihmalkâr olarak adlandırıp kategorileştirdiği bu dört ebeveynlik şekli çocuğun duygusal ihtiyaçlarının nasıl karşılandığını belirler. Örneğin sürekli eleştiren, sürekli çocuktan beklentisi olan ebeveynler, çocuğun kendini sürekli yetersiz hissetmesine, kendinde sürekli kusur aramasına ve güvende hissetmesine sebep olabilir.</p>
<p data-path-to-node="5">Bu noktada <b data-path-to-node="5" data-index-in-node="11">demokratik ebeveynlik</b> stili genellikle en sağlıklı sonuçlarla ilişkilendirilir. Çocuğun hem duygusal ihtiyaçlarını karşılar hem de bireyleşmesine zemin hazırlar. Kontrol hem ailede hem çocuktadır. Güvenli olan bu yaklaşım çocuğu yetişkinlik döneminde de güvenli bağlar kurmasını destekler.</p>
<p data-path-to-node="6">Tam tersi bir şekilde aşırı korumacı ailelerde yetişen çocuklar, sorumluluk bilinci geliştirememenin yanında kendi başlarına karar almakta çok zorlanabilirler, bağımlılık şeması geliştirip yetişkinlikte partnerlerine bağımlı bireyler haline bile gelebilirler. Cam bir fanus içerisinde büyüdükleri için ufak bir sorunla karşılaştıklarında bile hemen bocalayabilirler. Yetişkinlik dönemlerindeki partnerlerine net sınır çizmekte zorlanabilirler.</p>
<p data-path-to-node="7">Günlük hayattan bir örnek vermek gerekirse, kişinin iş hayatında yöneticisinden bir geri bildirim aldığını varsayalım. Bu geri bildirim olumsuz bir geri bildirim olduğu takdirde, eleştirel ailelerde yetişen biri bu durum karşısında direkt utanç duyabilir, kendini yetersiz hisseder ve kendisine iç sesiyle olumsuz yorumlar yapabilir. Aslında belki de yöneticisi gerçekten gelişim odaklı bir eleştiri yapmıştır fakat erken dönem uyumsuz şemalara sahip biri bunu olumsuz bir yönden algılayıp kendisine çok baskı yapabilir. Burada bu kişinin iç sesi çocuklukta kendini yetersiz hisseden kendisidir. Sonuç olarak kişi ya aşırı mükemmeliyetçi davranarak kendini zorlar ya da eleştiriden tamamen kaçınmak için risk almaktan uzak durur.</p>
<p data-path-to-node="8">Peki bu uyumsuz şemaları değiştirebilir miyiz? Evet değiştirebiliriz ama büyük bir farkındalıkla. Yetişkinlik döneminde yaşadığımız bu tarz olaylar karşısında verdiğimiz tepkileri sorgulayarak ‘’ Şu anda direksiyonda ben mi varım, yoksa çocukken hissettiğim yetersiz duygular mı?’’ sorusunu kendimize sormalıyız. Bu soruya verdiğimiz cevap eminim hepimizde büyük bir <b data-path-to-node="8" data-index-in-node="367">farkındalık</b> yaratacak, davranışlarımızı yeniden şekillendireceğizdir.</p>
<p data-path-to-node="9">Sonuç olarak erken dönem ebeveyn şemaları ve ebeveynlik stilleri yetişkinlik hayatımızda büyük bir rol oynayıp davranış ve tutumlarımızı şekillendiriyor olabilir. Şemalar, dünyayı nasıl algıladığımızı, kendimizi nasıl konumlandırdığımızı belirler. Peki direksiyonda kimin olduğunu fark ettiğimizde, yönü değiştirebilir miyiz?</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/direksiyonda-kim-var-yetiskin-benligim-mi-cocuklugum-mu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Birey Hissetmek Üzerine</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/birey-hissetmek-uzerine/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=birey-hissetmek-uzerine</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/birey-hissetmek-uzerine/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selin Kurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Feb 2026 22:15:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gelişim Psikolojisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=24885</guid>

					<description><![CDATA[İnsan gelişiminin temel psikolojik süreçlerinden biri birey olma, birey olduğunu hissetme isteğidir. Özellikle kişi, 20’li yaşlarına geldiğinde kendini daha özgür, daha bağımsızlaşmış ve kendini kendi ayaklarını üzerinde dururken görmek ister. Bu dönemde bireyin kendini özgün bir kimlik olarak ve aileden ayrı görmesi sağlıklı bir sürecin göstergesidir. Türkiye’de yetişen gençleri ve aile yapılarını incelediğimizde Çiğdem Kağıtçıbaşı’nın [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="4">İnsan gelişiminin temel psikolojik süreçlerinden biri birey olma, birey olduğunu hissetme isteğidir. Özellikle kişi, 20’li yaşlarına geldiğinde kendini daha özgür, daha bağımsızlaşmış ve kendini kendi ayaklarını üzerinde dururken görmek ister. Bu dönemde bireyin kendini özgün bir kimlik olarak ve aileden ayrı görmesi sağlıklı bir sürecin göstergesidir.</p>
<p data-path-to-node="5">Türkiye’de yetişen gençleri ve aile yapılarını incelediğimizde Çiğdem Kağıtçıbaşı’nın <b data-path-to-node="5" data-index-in-node="86">özerk-ilişkisel benlik</b> yapısı ile karşılaşırız. Türkiye’deki aile yapısı, Batı kültürlerine göre ailelerinin ve çocuklarının birbirine bağımlılığı açısından farklılık göstermektedir. Buradaki gençler ailelerine duygusal olarak bağlıyken, ekonomik olarak bağımsız olmak isterler. Yani modernleşme süreciyle birlikte ekonomik olarak bağımsızlaşılsa da duygusal bağlılık devam eder. Kısacası Türkiye’deki genç yetişkinler ailelerinden tam olarak kopmaz, bireyleşme sürecine bağlarını güçlü tutarak girerler.</p>
<p data-path-to-node="6">Aile, bireye ‘’ben kimim?’’ sorusunun cevabının ilk verildiği topluluktur. Kişinin benlik algısı ilk burada oluşur. Burada tabii ki ebeveyn tutumları çok önemlidir. Çocuğun kendini nasıl algıladığı ve algılayacağı, ilerideki ilişkilerinde ne derece bağımsız hissedeceği erken dönemdeki ebeveyn tutumlarına bağlıdır. Mesela çocuğa özel alan tanımayan ebeveynler, çocuğunun sınır koyamamasına sebep olabilir. Çocukta ‘’ben-sen’’ ayrımı gelişmez hatta çocuk hayır diyebilmekte çok zorlanır hale gelir. İç içe geçmiş aile yapılarında bu sorunla karşılaşmamız normaldir. Yine aynı şekilde aşırı eleştirel tutumlarla karşılaşan çocuklar, öz-değerlerini geliştirmekte zorluk çekerler. Onların iç sesleri çok katı ve eleştireldir. Bir süre sonra anne-babanın eleştirilerine bile gerek kalmaz çünkü onların iç sesi en büyük baskıyı ve eleştiriyi yapmaya başlar.</p>
<p data-path-to-node="7">Koşullu sevgi gösteren ebeveynleri ve çocuklarını incelediğimizde, çocukta sürekli bir ispat ihtiyacı olduğu görülür. Çünkü ona küçüklüğünden beri ‘’eğer beni üzmezsen seni severim.’’ algısı işlenmiştir. Çocuk bu şekilde sevginin performansa bağlı olduğunu düşünür. Sürekli kendini başarılı göstermeye çabalar ki ebeveynlerinden takdir ve sevgi görsün. Bu durum yetişkinlikte de bir sorun olarak karşımıza çıkar ve bireyleşmenin önündeki büyük engellerden biridir. Yine aynı şekilde aşırı kontrolcü ve müdahaleci aileler çocuklarına erken dönemde zarar verir.</p>
<h2 data-path-to-node="8"><b data-path-to-node="8" data-index-in-node="0">Bireyleşmeye Psikanalitik Bakış</b></h2>
<p data-path-to-node="9">Freud’a göre erken dönem ebeveyn-çocuk ilişkisi yetişkinlikteki ilişki dinamiklerini belirler, kişideki benlik algısı bu erken dönemlerdeki ilişkilere göre kurulur. Psikoseksüel Gelişim Kuramına göre kişi çocukluk döneminde bazı aşamalardan geçer ve bu çatışmalar sağlıklı bir şekilde çözülmezse, ilerleyen yaşlardaki kişilik örüntülerinde sıkıntılar görülebilir. Freud, aşırı baskıcı ve koşullu sevgi gösteren ailelerde yetişmiş çocukların güçlü bir <b data-path-to-node="9" data-index-in-node="451">süperego</b> geliştirdiklerini savunur. Bu şekilde kişi yetişkinlikte sürekli kendini yargılar ve eleştirir. Birey olma yolunda kendini baskılar.</p>
<h2 data-path-to-node="10"><b data-path-to-node="10" data-index-in-node="0">Deneysel Bulgular</b></h2>
<p data-path-to-node="11">Bireyleşme sürecinin deneysel bulgularla desteklendiği psikoloji literatüründe görülmektedir. Özellikle ebeveyn tutumlarının özerklik algısı üzerindeki etkisi, yapılan deneylerle ortaya konmuştur. Soenens ve Vansteenkiste (2010) tarafından yapılan deneysel bir çalışmada, 400’den fazla genç yetişkinin algıladıkları ebeveyn tutumları ile psikolojik iyi oluş düzeyleri incelenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, ebeveynlerinden yüksek düzeyde psikolojik kontrol algılayan bireylerin özerklik puanları anlamlı düzeyde daha düşük bulunmuştur. Bu bireylerin kaygı ve depresyon ölçeklerinden aldıkları puanlar, özerklik destekleyici ailelerde yetişen bireylere kıyasla yaklaşık %30 daha yüksek çıkmıştır. Yine aynı şekilde Deci ve Ryan’ın Öz Belirleme Kuramı çerçevesinde yürütülen deneysel çalışmalarda, özerklik destekleyici ebeveyn tutumlarının bireylerin içsel motivasyonunu ve benlik bütünlüğünü güçlendirdiği gösterilmiştir. Üniversite öğrencileriyle yapılan kontrollü bir çalışmada, ebeveynlerinden karar alma süreçlerinde destek gördüğünü belirten katılımcıların %68’inin kendini “bağımsız bir birey” olarak tanımladığı; bu oranın kontrolcü ebeveynlere sahip bireylerde %34’e düştüğü bulunmuştur. Bu bulgu, birey olma hissinin yalnızca yaşla değil, erken dönemde deneyimlenen ilişkisel dinamiklerle şekillendiğini göstermektedir.</p>
<p data-path-to-node="12">Ayrıca Ainsworth’un Yabancı Durum Deneyi’nden elde edilen <b data-path-to-node="12" data-index-in-node="58">bağlanma</b> bulgularının yetişkin örneklemlerine uyarlandığı araştırmalar, güvenli bağlanma geliştiren bireylerin hem aile ilişkilerini sürdürebildiğini hem de bağımsız karar alma becerilerinin daha yüksek olduğunu ortaya koymaktadır. Güvensiz bağlanma stiline sahip bireylerin ise yetişkinlikte daha fazla onay ihtiyacı duyduğu ve bireysel sınırlarını belirlemekte zorlandığı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Tüm bu deneysel veriler, bireyleşme sürecinin aile içinde başlayan ve yetişkinliğe taşınan çok boyutlu bir gelişim alanı olduğunu göstermektedir.</p>
<h2 data-path-to-node="13"><b data-path-to-node="13" data-index-in-node="0">Sonuç</b></h2>
<p data-path-to-node="14">Birey gibi hissetmek, düşünülenin aksine aileden tamamen kopmak, bunu hedeflemek değil, aile bağlarını da güçlü tutarak bağımsızlaşmayı içeren sağlıklı bir gelişim sürecidir. Bu süreçte aileyle kurulan bağlar yeniden yapılandırılır. Çocukluk dönemlerinin, erken gelişim dönemlerinin bu süreç üzerindeki etkisi büyüktür. Özellikle ebeveyn davranışları kişinin yetişkinlikte nasıl bağlar kuracağına kadar etkili olabilir. Deneysel bulgular ve veriler de bireyin özerklik algısı üzerindeki bu süreçlerin önemini desteklemektedir. Bu nedenle bireyleşme, yalnızca bireysel bir çaba değil, aile ile koordineli yürütülmesi ve ilişki dinamiklerinin esnek bir şekilde dönüşmesi gereken bir süreçtir.</p>
<h2 data-path-to-node="16"><b data-path-to-node="16" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<ul data-path-to-node="17">
<li>
<p data-path-to-node="17,0,0">Soenens, B., &amp; Vansteenkiste, M. (2010). A theoretical upgrade of the concept of parental psychological control: Proposing new insights on the basis of self-determination theory. Developmental Review, 30(1), 74–99.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="17,1,0">Deci, E. L., &amp; Ryan, R. M. (2000). The “what” and “why” of goal pursuits: Human needs and the self-determination of behavior. Psychological Inquiry, 11(4), 227–268.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="17,2,0">Ryan, R. M., &amp; Deci, E. L. (2017). Self-determination theory: Basic psychological needs in motivation, development, and wellness. New York, NY: Guilford Press.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="17,3,0">Ainsworth, M. D. S., Blehar, M. C., Waters, E., &amp; Wall, S. (1978). Patterns of attachment: A psychological study of the strange situation. Hillsdale, NJ: Erlbaum.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="17,4,0">Fraley, R. C., &amp; Shaver, P. R. (2000). Adult romantic attachment: Theoretical developments, emerging controversies, and unanswered questions. Review of General Psychology, 4(2), 132–154.</p>
</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/birey-hissetmek-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bağımsız Yolcular: Kaçıngan Bağlanmaya Sahip Kişilere Bakış</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/bagimsiz-yolcular-kacingan-baglanmaya-sahip-kisilere-bakis/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=bagimsiz-yolcular-kacingan-baglanmaya-sahip-kisilere-bakis</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/bagimsiz-yolcular-kacingan-baglanmaya-sahip-kisilere-bakis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selin Kurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Jan 2026 10:08:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aşk ve İlişkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=22496</guid>

					<description><![CDATA[Partnerinize ihtiyaç duymak, birine bağlanıyor hissetmek, görüştüğünüz kişiyle her şeyin yolunda gitmesi size acınası ve korkunç mu geliyor? Ya da belki bu düşünceleri korkuyla karşılayan bir partnere sahipsiniz. Büyük ihtimalle kaçıngan bağlanma stiline sahip biriyle karşı karşıyasınız veya sizin bağlanma şekliniz böyle. Kaçıngan bağlanan bireylerin temel özelliklerinden biri, duygusal yakınlığı mesafeyi koruma stratejisiyle bastırmaları veya [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="541" data-end="868">Partnerinize ihtiyaç duymak, birine bağlanıyor hissetmek, görüştüğünüz kişiyle her şeyin yolunda gitmesi size acınası ve korkunç mu geliyor? Ya da belki bu düşünceleri korkuyla karşılayan bir partnere sahipsiniz. Büyük ihtimalle <strong data-start="770" data-end="791">kaçıngan bağlanma</strong> stiline sahip biriyle karşı karşıyasınız veya sizin bağlanma şekliniz böyle.</p>
<p data-start="870" data-end="1384"><strong data-start="870" data-end="891">Kaçıngan bağlanan</strong> bireylerin temel özelliklerinden biri, duygusal yakınlığı mesafeyi koruma stratejisiyle bastırmaları veya bu duygusal bağdan kaçmalarıdır. Onlara göre birine ihtiyaç duymak bir zayıflık belirtisidir ve tek başlarına yapamayacakları hiçbir şey yoktur. Hatta bazı kitaplarda bu tip bağlanma stiline sahip kişiler yalnız yolculara benzetilir. Onlar her an kendilerine yeterler ve bağımlı olmak küçümsenecek bir olaydır. <strong data-start="1309" data-end="1330">Duygusal yakınlık</strong>, çoğu zaman onlar için tehdit edici bir köşede durur.</p>
<p data-start="1386" data-end="1933">Çok güzel geçen bir buluşmanın ardından kişinin sizi hiç aramaması, “Ben ciddi bir şeylere hazır değilim” ya da “İlişkide bu kadar iç içe olmak bana göre değil” gibi cümleler tam olarak da onların gerçekleştirebileceği davranışlar veya onlardan duyabileceğiniz ifadelerdir. Bu kişiler kendi duygularını da yeterince ifade edemez ve duygusal durumlarla karşılaştıklarında içlerine çekilirler. Sıkıntı şuradadır ki, geliştirdikleri baş etme stratejisi yüzünden etraflarındaki kişilerin veya partnerlerinin de duygularını önemsememeyi öğrenmişlerdir.</p>
<h2 data-start="1940" data-end="1978"><strong data-start="1943" data-end="1978">Kaçıngan Bağlanma Nasıl Oluşur?</strong></h2>
<p data-start="1980" data-end="2234">Sürekli etrafa sinyal veren, acıktığında ağlayan ve bağıran ama duyulmayan ve ilgilenilmeyen bir bebek düşünün. Acıktığında da veya başka durumlarda hep daha çok ağlayıp sesini duyurmaya çalışan ve istediğini daha fazla ses çıkararak elde eden bir bebek…</p>
<p data-start="2236" data-end="2558">Aslına baktığınızda “kendi kendine yeten,” çünkü isteğini çabalar sonucunda elde etmiş bir bebek. Aynı zamanda ağladığında “kendi kendine sussun,” “İlgilenmeyelim, kucağa alışır sonra” tutumuyla karşılaşan bir bebek, duygularını göstermenin önemsiz olduğunu anlayacak ve duygularını bastırma mekanizmasını geliştirecektir.</p>
<p data-start="2560" data-end="2968"><strong data-start="2560" data-end="2581">Bağlanma stilleri</strong> doğuştan değil, çevrenin etkisiyle gelişir. Mary Ainsworth’un çalışmasında kaçıngan bağlanma stiline sahip bebeklerin ebeveynleri odadan çıktığında tepki vermedikleri görülmüştür. Ebeveyn geri döndüğünde ise yine kayıtsızdırlar. Fakat stres seviyeleri ölçüldüğünde oldukça yüksek olduğu saptanır. Yani dışarıdan “umursamayan” görünen bebek aslında içsel olarak yoğun stres yaşamaktadır.</p>
<h2 data-start="2975" data-end="3011"><strong data-start="2978" data-end="3011">Hayalet Eski Sevgili Fenomeni</strong></h2>
<p data-start="3013" data-end="3212">Bu fenomen, ilişkinin resmen bitmiş olmasına rağmen kişinin eski partnerinin duygusal varlığını hâlâ hissetmesi, hatta yeni ilişkilerinde bile eski partneriyle yenisini sürekli kıyaslaması durumudur.</p>
<p data-start="3214" data-end="3607">Bu durumun kaçıngan bağlanma stiline sahip kişilerde görülme yüzdesi oldukça yüksektir. Kaçıngan bağlanan kişi ilişkisinde mükemmel partneri ve ruh eşini arıyordur. O ilişki çok iyi gitse bile partnerinin yemek yeme şekli, gülme şekli bile bir süre sonra batmaya başlayabilir. Ve bu kişiler sorunun hep karşısındakinde olduğunu düşünürler. Karşıdaki insanın yeterince iyi olmadığına inanırlar.</p>
<p data-start="3609" data-end="3981">Bu tip meseleler yüzünden partnerlerinden ayrılsalar da bir süre sonra ayrılık acısını yaşamaya başlarlar ve aslında ilişkilerinin ne kadar iyi olduğunu fark ederler. Partnerlerine dair sinir oldukları o ufak meseleleri unuturlar ve ilişkiyi hasretle anarlar. Çünkü artık güvenli bir mesafe vardır ve sevgi hissiyatları geri gelmiştir. Yakınlık tehdidi ortadan kalkmıştır.</p>
<h2 data-start="3988" data-end="4007"><strong data-start="3991" data-end="4007">Sonuç Olarak</strong></h2>
<p data-start="4009" data-end="4268"><strong data-start="4009" data-end="4030">Kaçıngan bağlanma</strong>, doğuştan gelen değil; çevreye uyum sağlamak amacıyla geliştirilen bir baş etme stratejisidir. İyileşmek ve bağlarını düzenleyip sağlıklı ilişkiler kurmak isteyen kişiler öncelikle bu durumu, kendilerini ve iç dünyalarını fark etmelidir.</p>
<p data-start="4270" data-end="4420">Siz artık ağladığınızda sesi duyulmayan o bebek değilsiniz.<br data-start="4329" data-end="4332" />Duygularınızı ifade edebilen, değerli, sağlıklı ilişkileri hak eden bir yetişkinsiniz.</p>
<p data-start="4422" data-end="4484">Değişim ve dönüşüm için bu farkındalık kritik nokta olacaktır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/bagimsiz-yolcular-kacingan-baglanmaya-sahip-kisilere-bakis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Neden Hâlâ Freud’u Konuşuyoruz? Psikoloji Biliminin Temeline Yolculuk</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/neden-hala-freudu-konusuyoruz-psikoloji-biliminin-temeline-yolculuk/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=neden-hala-freudu-konusuyoruz-psikoloji-biliminin-temeline-yolculuk</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/neden-hala-freudu-konusuyoruz-psikoloji-biliminin-temeline-yolculuk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selin Kurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Dec 2025 22:25:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikanaliz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=20136</guid>

					<description><![CDATA[Modern psikolojinin yok saymak istediği ama bir türlü unutulamayan o deha: Freud. Teorileriyle, geliştirdiği kuramlarla hâlâ adından söz ettirmeye ve hâlâ psikolojiye yön verip geliştirdiği yöntemlerle kişileri iyileştirmeye de devam etmektedir. Seveni olduğu kadar eleştireni de çok olan bir isim Freud. Modern psikolojideki bu eleştirilerin sebebini, psikanalitik kavramların çoğunun deney ve gözlem yoluyla ölçülemeyeceğine bağlayabiliriz. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="427" data-end="952">Modern psikolojinin yok saymak istediği ama bir türlü unutulamayan o deha: <strong data-start="502" data-end="511">Freud</strong>. Teorileriyle, geliştirdiği kuramlarla hâlâ adından söz ettirmeye ve hâlâ psikolojiye yön verip geliştirdiği yöntemlerle kişileri iyileştirmeye de devam etmektedir. Seveni olduğu kadar eleştireni de çok olan bir isim Freud. Modern psikolojideki bu eleştirilerin sebebini, psikanalitik kavramların çoğunun deney ve gözlem yoluyla ölçülemeyeceğine bağlayabiliriz. Fakat psikoloji bilimine olan katkısı da göz ardı edilemeyecek kadar güçlüdür.</p>
<p data-start="954" data-end="1384">Diğer birçok kuramcı gibi onun teorilerini anlamak da hayat hikâyesini anlamaktan geçer. Annesine çok bağlı bir çocukmuş Freud. Viyana’ya taşındıktan sonra nöroloji alanında uzmanlaşıp bir nörolog olarak kariyerine adım atmıştır. O dönemlerde histolojik çalışmalar da yürütmüştür. Zihinsel bozuklukları anlamlandırmak için biyolojik değil, psikolojik boyutta incelemelere başlamıştır. Bu da psikanalizin doğuş noktası sayılabilir.</p>
<p data-start="1386" data-end="2115">Bu kuram kronolojik olarak incelendiğinde, karşımıza çıkan ilk topografik model, zihni üç boyutta inceliyordu. Iceberg metaforuna benzetilen model, zihni bilinç, bilinçöncesi ve <strong data-start="1564" data-end="1578">bilinçdışı</strong> olarak üçe ayırıyordu. Freud, insan davranışlarının büyük kısmının bastırılmış arzu ve dürtülerimizi saklayan kısım olan bilinçdışı tarafından yönetildiğini düşünüyordu. Ona göre bu kısım kişiliğin de en önemli ve en geniş parçasıydı. Bu düzeyin farkına varamayacağımızı fakat buradaki bastırmış olduğumuz arzuların, unutulan anıların, büyük travmatik deneyimlerimizin de bir yolunu bulup (rüyalar veya Freudian slips) karşımıza çıkabileceğini savunuyordu. Terapi yoluyla bastırılmış içeriğin dışavurumu iyileştirici etki yaratmaktadır.</p>
<p data-start="2117" data-end="2495">Freud bununla da kalmayıp yapısal modelini daha da genişletmiştir. Burada karşımıza id, ego ve superego kavramları çıkar. İd, en ilkel hâlimiz olup haz ilkesine göre çalışır. Superego, toplumsal ve ahlaki yönümüzdür; ego ise gerçeklik ilkesine göre çalışan ve bu iki kısmı dengeleyen yönümüzdür. Bir arabulucudur. Ona göre kişilik, bu üç kavramın birbiriyle çatışmasından doğar.</p>
<p data-start="2497" data-end="3674">Kişilik gelişimindeki psychosexual gelişim dönemlerini öncelediğimizde karşımıza oral, anal, phallic, latency ve genital dönemler çıkar. Buradaki psikoloji biliminin en çok tartıştığı konu ise bir çocuğun phallic dönemde yaşadığı oedipus complex dediğimiz bir erkek çocuğunun annesine duyduğu cinsel arzudur. Freud’un geliştirdiği kuram genellikle erkek çocukları üzerinedir. Kız çocukları için geliştirdiği yorumlar erkek çocuklarına kıyasla daha azdır. Oedipus complex evresinde erkek çocuğunun en büyük düşmanı babadır. Çünkü o, dünyanın en güzel kadınına sahiptir, yani annesine. Babaya karşı bir kıskançlık duyması olasıdır. Bu evrede kız çocuklarını da incelediğimizde, Freud kız çocuklarının erkek çocuklarını kıskandığını hatta penis envy’ye sahip olduklarını savunuyordu. Kız çocuklarının kendinde bir eksiklik hissettiğini düşünüyordu. Erkek çocuklarının da bir hata yaptıklarında karşılaşacakları cezanın hadım edilme olduğunu düşündüğünü savunuyordu. Bununla birlikte castration anxiety geliştirme olasılıklarının da yüksek olduğunu düşünüyordu. Bu evre sağlıklı çözülmezse, yüksek narsisizm, sürekli beğenilme ihtiyacı veya olgun ilişkilerde zorluklar görülebilir.</p>
<p data-start="3676" data-end="4160">Psikanalizin en etkili açıklamalarından bir diğeri de Freud’un geliştirmiş olduğu savunma mekanizmalarıdır. Savunma mekanizmalarını geliştirmemizdeki temel amaçlar, egoyu anksiyeteden korumak ve iç çatışmalarımızı azaltmaktır. Bu mekanizmalar bilinçdışı çalışır ve gerçekliği çarpıtırlar. Bastırma, yansıtma, yer değiştirme gibi mekanizmalar otomatik gelişen ve çevremizdeki tehdit edici dürtülerle başa çıkmamızı sağlayan stratejilerdir. En temel savunma mekanizması ise bastırmadır.</p>
<p data-start="4162" data-end="4505">Bugünkü modern psikolojiye baktığımızda ise, Freud’un kuramının deneysel yöntemlerle direkt ölçülememesi, klinik vakalara ve bireysel gözlemlere dayanması sebebiyle bilimsel bir kuram olarak sınıflandırılamıyor. Tekrarlanabilirlik ve ölçülebilirlik kriterlerini sağlayamıyor. Bu nedenle psikanaliz deneysel psikolojinin temelinde yer alamıyor.</p>
<p data-start="4507" data-end="5001">Yine de bilinçdışı kavramı, bilinçdışının nasıl işlediği, erken dönem kişilik gelişimi, savunma mekanizmaları gibi teorik buluşların günlük hayatımızdaki yerine baktığımızda da Freud’un haklı olduğu birçok konu var gibi duruyor. Terapi alanında geliştirdiği yöntemlerin iyileştirici etkisi de bu kanıyı destekler nitelikte. Bu sebeple psikoloji biliminin kimliğinin bu cesur yaklaşım ile şekillendiğini söylersek çok da haksız sayılmayız. Bu konuda Freud’un payını tartışmak anlamsız olacaktır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/neden-hala-freudu-konusuyoruz-psikoloji-biliminin-temeline-yolculuk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>FloreLuctus: Cem Güventürk’ün Sergisi İle Yasın 5 Evresine Bakış</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/floreluctus-cem-guventurkun-sergisi-ile-yasin-5-evresine-bakis/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=floreluctus-cem-guventurkun-sergisi-ile-yasin-5-evresine-bakis</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/floreluctus-cem-guventurkun-sergisi-ile-yasin-5-evresine-bakis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selin Kurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Nov 2025 10:21:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sanat ve Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=18072</guid>

					<description><![CDATA[Belki de bir sergiye konulabilecek en güzel isimdir FloreLuctus: “Yasla sulanmış çiçek.” Tek bir kelimeyle Cem Güventürk, yaşadığı duygusal ve içsel yolculuğu anlatmayı başarıyor. ArtsWeek kapsamında yer alan ve sanatçının üçüncü kişisel sergisi olan FloreLuctus, 15–26 Ekim tarihleri arasında altı eseriyle sanatseverlerle buluştu. Ağır bir duygusal deneyimin ardından duygularını sanata dönüştürmek isteyen Güventürk, Kübler-Ross’un yasın [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<article class="text-token-text-primary w-full focus:outline-none [--shadow-height:45px] has-data-writing-block:pointer-events-none has-data-writing-block:-mt-(--shadow-height) has-data-writing-block:pt-(--shadow-height) [&amp;:has([data-writing-block])&gt;*]:pointer-events-auto [content-visibility:auto] supports-[content-visibility:auto]:[contain-intrinsic-size:auto_100lvh] scroll-mt-[calc(var(--header-height)+min(200px,max(70px,20svh)))]" dir="auto" tabindex="-1" data-turn-id="request-690fbdfc-bc5c-8330-9e80-6e7ae4c4adc6-15" data-testid="conversation-turn-128" data-scroll-anchor="true" data-turn="assistant">
<div class="text-base my-auto mx-auto pb-10 [--thread-content-margin:--spacing(4)] thread-sm:[--thread-content-margin:--spacing(6)] thread-lg:[--thread-content-margin:--spacing(16)] px-(--thread-content-margin)">
<div class="[--thread-content-max-width:40rem] thread-lg:[--thread-content-max-width:48rem] mx-auto max-w-(--thread-content-max-width) flex-1 group/turn-messages focus-visible:outline-hidden relative flex w-full min-w-0 flex-col agent-turn" tabindex="-1">
<div class="flex max-w-full flex-col grow">
<div class="min-h-8 text-message relative flex w-full flex-col items-end gap-2 text-start break-words whitespace-normal [.text-message+&amp;]:mt-1" dir="auto" data-message-author-role="assistant" data-message-id="2190b56c-61f5-4405-bff9-35a2d2bb8703" data-message-model-slug="gpt-5">
<div class="flex w-full flex-col gap-1 empty:hidden first:pt-[1px]">
<div class="markdown prose dark:prose-invert w-full break-words light markdown-new-styling">
<p data-start="72" data-end="809">Belki de bir sergiye konulabilecek en güzel isimdir <em data-start="124" data-end="137">FloreLuctus</em>: “Yasla sulanmış çiçek.” Tek bir kelimeyle Cem Güventürk, yaşadığı duygusal ve içsel yolculuğu anlatmayı başarıyor. <strong data-start="254" data-end="266">ArtsWeek</strong> kapsamında yer alan ve sanatçının üçüncü kişisel sergisi olan <em data-start="329" data-end="342">FloreLuctus</em>, <strong data-start="344" data-end="358">15–26 Ekim</strong> tarihleri arasında altı eseriyle sanatseverlerle buluştu. Ağır bir duygusal deneyimin ardından duygularını sanata dönüştürmek isteyen Güventürk, <strong data-start="504" data-end="548">Kübler-Ross’un yasın beş evresi modelini</strong> (inkâr, öfke, pazarlık, depresyon, kabullenme) eserlerine yansıtmış görünüyor. İlginç olan, sergideki sıralamanın modelin tam tersi biçimde, yani <strong data-start="695" data-end="725">kabullenmeden inkâra doğru</strong> ilerlemesi. Sergideki her çiçek tasviri, yasın beş evresinden birini temsil ediyor.</p>
<h2 data-start="816" data-end="846"><strong data-start="819" data-end="846">Beyaz Zambaklarla İnkâr</strong></h2>
<p data-start="848" data-end="1417">Yasın ilk aşaması olan inkâr, kaybın gerçekliğini reddetme evresidir. Kayıpla baş etmeye çalışan kişi, bu dönemde sanki hiçbir şey olmamış gibi davranabilir, duygusal olarak donabilir veya çevresinden uzaklaşabilir. Zihin, travmayı yavaş işleyebilmek için bir savunma olarak şok haline girer. Cem Güventürk’ün beyaz zambaklarla betimlediği bu aşama, saflığın ardına gizlenen reddedişin sembolüdür. Zambakların dinginliği, kaybın inkâr edilmesinin sessizliğini taşır. Ancak bu aşama uzun sürdüğünde, kişi psikolojik destek almadan yas sürecinde ilerlemekte zorlanabilir.</p>
<h2 data-start="1424" data-end="1453"><strong data-start="1427" data-end="1453">Kırmızı Lalelerle Öfke</strong></h2>
<p data-start="1455" data-end="1973">Yasın ikinci evresi olan öfke, “Neden ben?”, “Neden bu başıma geldi?” gibi sorguların yükseldiği isyan dönemidir. Kayıbın ardından gelen kızgınlık, hem çevreye hem kişinin kendine yönelebilir. “Daha farklı davransaydım, bu olmazdı” düşüncesi, suçlulukla karışık bir öfke yaratır. Güventürk, bu yoğun duyguyu <strong data-start="1763" data-end="1784">kırmızı lalelerle</strong> simgelemiş. Kırmızı, hem tutkunun hem öfkenin rengi olarak bu eserde canlı bir içsel patlamayı yansıtır. Renk seçimi, duygunun bedensel gücünü ve kaybın yakıcılığını vurgular niteliktedir.</p>
<h2 data-start="1980" data-end="2013"><strong data-start="1983" data-end="2013">Mavi Ortancalarla Pazarlık</strong></h2>
<p data-start="2015" data-end="2581">Üçüncü evre olan pazarlık, kaybı kabullenemeyen zihnin son umut arayışıdır. Kişi, gidenin geri dönmesi için içten içe evrenle ya da Tanrı’yla pazarlığa girişir. “Eğer daha iyi bir insan olursam, belki her şey düzelir” düşüncesi bu dönemin karakteristiğidir. Bu aşama öfkenin ardından gelir ve kişi bir yandan gerçeği kabul etmeye yaklaşırken bir yandan da mucizeye sığınır. Sergideki <strong data-start="2399" data-end="2418">mavi ortancalar</strong>, bu umutsuz umudu temsil eder. Soğuk mavi tonlar, hem duygusal donukluğu hem de içsel dinginliği bir arada taşır; sanatçının kırılgan denge arayışının ifadesidir.</p>
<h2 data-start="2588" data-end="2619"><strong data-start="2591" data-end="2619">Kasımpatılarla Depresyon</strong></h2>
<p data-start="2621" data-end="3123">Yasın en ağır evresidir depresyon. Kişi, artık kaybın geri dönüşü olmadığını fark eder. Pazarlığın sona ermesiyle birlikte umut tükenir ve yerini yoğun bir sessizlik alır. Bu dönemde birey içe döner, duygusal bir çöküş yaşar; hüzün, yalnızlık ve yorgunluk belirginleşir. Cem Güventürk bu evreyi <strong data-start="2916" data-end="2934">kasımpatılarla</strong> temsil etmiş. Kasımpatı, birçok kültürde ölüm ve vedayı simgeler; burada ise derin farkındalıkla yoğrulmuş bir hüznü taşır. Artık kişi öfke duymaz, sadece kaybın ağırlığını sessizce taşır.</p>
<h2 data-start="3130" data-end="3160"><strong data-start="3133" data-end="3160">Manolyalarla Kabullenme</strong></h2>
<p data-start="3162" data-end="3676">Serginin en huzurlu ve olgun eseri olan <strong data-start="3202" data-end="3216">manolyalar</strong>, kabullenme evresini sembolize eder. Güventürk bu aşamayı, eserinde yer alan kadın figürü üzerinden “Artık savaşmıyor, sadece var oluyor gibi” sözleriyle tanımlar. Kabullenme, acının bitmesi değil, onunla yaşamayı öğrenmektir. Kişi yavaş yavaş yeniden yaşamla bağ kurar, geleceğine dair adımlar atar. Manolyalar bu evrede, içsel dinginliği ve yeniden doğuşun sessiz gücünü temsil eder. Sanatçının renk ve form dili, acıyla barışan bir ruhun sakinliğini taşır.</p>
<h2 data-start="3683" data-end="3711"><strong data-start="3686" data-end="3711">Son Eser: Solan Bahçe</strong></h2>
<p data-start="3713" data-end="4160">Serginin son eseri olan <strong data-start="3737" data-end="3752">Solan Bahçe</strong>, tüm evreleri bir araya getiren sembolik bir bütünlük sunar. Bu eser, hem bitişi hem yeniden doğuşu aynı karede taşır. Yasın içinden geçerken insanın aslında dönüşmekte olduğunu hatırlatır. Benim yorumumla, bu eser Güventürk’ün içsel yolculuğunun bir sonucu değil; yeniden başlamanın, kabuğunu sessizce kırmanın temsili. “Her kayıp bir son değil, yeniden doğuşun habercisidir” fikrini en sade haliyle taşır.</p>
<h2 data-start="4167" data-end="4179"><strong data-start="4170" data-end="4179">Sonuç</strong></h2>
<p data-start="4181" data-end="4701" data-is-last-node="" data-is-only-node="">Cem Güventürk’ün babasına ithaf ettiği <em data-start="4220" data-end="4233">FloreLuctus</em>, yasın evrelerini yalnızca psikolojik bir süreç olarak değil, aynı zamanda estetik ve sanatsal bir dönüşüm olarak ele alıyor. Sergi, kaybın acısını güzelliğe dönüştürmenin, sanat aracılığıyla duygusal bir iyileşme yaratmanın mümkün olduğunu gösteriyor. Güventürk’ün eserleri, izleyiciyi hem kendi içsel yaslarına hem de insanın evrensel duygusal döngüsüne davet ediyor. Sanatın birleştirici, dönüştürücü ve iyileştirici yönü bu sergide derin bir şekilde hissediliyor.</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</article>
<div class="pointer-events-none h-px w-px" aria-hidden="true" data-edge="true"></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/floreluctus-cem-guventurkun-sergisi-ile-yasin-5-evresine-bakis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaprak Dökümü’ne Derinden Bir Bakış: Karakterlerin Psikanalitik Çözümleri</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/yaprak-dokumune-derinden-bir-bakis-karakterlerin-psikanalitik-cozumleri/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=yaprak-dokumune-derinden-bir-bakis-karakterlerin-psikanalitik-cozumleri</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/yaprak-dokumune-derinden-bir-bakis-karakterlerin-psikanalitik-cozumleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selin Kurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Sep 2025 21:33:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Medya ve Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=13320</guid>

					<description><![CDATA[Her evin duvarları arkasında yaşanan, yaşanırken zaman zaman acı veren zaman zaman mutluluktan ağlatan bir gizem saklıdır. Her bir gözyaşı, her bir dram aileyi yeri geldiğinde birleştirir, yeri geldiğinde de yapraklarını erkenden döken bir sonbahar ağacı misali aileyi zedeler. Türk dizi tarihinde aile kavramını, aile içerisinde zamanla zedelenen ilişki örüntülerini bize en iyi anlatan dizilerin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="389" data-end="825">Her evin duvarları arkasında yaşanan, yaşanırken zaman zaman acı veren zaman zaman mutluluktan ağlatan bir gizem saklıdır. Her bir gözyaşı, her bir dram <strong data-start="542" data-end="550">aile</strong>yi yeri geldiğinde birleştirir, yeri geldiğinde de yapraklarını erkenden döken bir sonbahar ağacı misali aileyi zedeler. Türk dizi tarihinde aile kavramını, aile içerisinde zamanla zedelenen ilişki örüntülerini bize en iyi anlatan dizilerin başında gelir <strong data-start="805" data-end="822">Yaprak Dökümü</strong>.</p>
<p data-start="827" data-end="1457">Batırılmış arzu ve duyguların, korkuların nelere sebep olabileceğini çok etkili bir şekilde gösterdi bize. Aynı zamanda çok gerçektir <strong data-start="961" data-end="978">Yaprak Dökümü</strong>. Bize hayatımızın içinden bir sürü sahne sunar; Ayşe’nin börek yapılırken çiğ yufka yemesi, okul öncesi ayakkabılarını boyaması, aileden zorla alınan izinler… Aynı zamanda karakterler de çok tanıdık gelir bize. Kendi içsel çatışmalarımızı görebiliriz Leyla ve Necla’da, bazen ait olma hissi açlığını hissederiz Ferhunde’de. İşte <strong data-start="1308" data-end="1322">psikanaliz</strong> bu noktada bir mercek gibi dizideki karakterlerin kişiliğini yansıtır bize; neden bu karakterler bize tanıdık geliyor, bunu açıklar.</p>
<h2 data-start="1464" data-end="1500"><strong data-start="1467" data-end="1500">Psikanaliz ve Freud’un Kuramı</strong></h2>
<p data-start="1502" data-end="1886">Freud’un Psikanalitik kuramına göre, insan zihnini şekillendiren üç ana unsur bulunur: id, ego, süperego. Bastırılan arzular, sınırları çok keskin çizilmiş ahlak kurallarıyla yaşama çabası kişinin hareketlerini şekillendirir. Aslında baktığımızda <strong data-start="1749" data-end="1766">Yaprak Dökümü</strong> dizisinde de bu unsurların sıkıntısı sahnelenir. Bu dizide karakterler arasında tüm bu çatışmaları gözlemleyebiliriz.</p>
<h2 data-start="1893" data-end="1936"><strong data-start="1896" data-end="1936">Karakterlerin Psikanalitik Çözümleri</strong></h2>
<h3 data-start="1938" data-end="1958"><strong data-start="1942" data-end="1958">Ali Rıza Bey</strong></h3>
<p data-start="1960" data-end="2477">Ailenin reisi, herkes tarafından sevilen aynı zamanda herkes tarafından saygı duyulmak zorunda bırakılan, sürekli keskin kurallar koyan kısıtlayıcı baba. Aslına baktığımızda süperegonun tam kendisi. Değişmez kurallar bütünüyle tüm aileyi denetlemeye çalışsa da, çocuklarını hiç dinlememenin, onları anlamaya çalışmamanın cezasını fazlasıyla sonradan çekecek olan karakterimiz. Ailesini korumak adına bu kurallara sahip çıksa da bireyselleşmenin önüne geçmesi bence aile içinde yaptığı en büyük yanlışlardan biridir.</p>
<h3 data-start="2479" data-end="2500"><strong data-start="2483" data-end="2500">Hayriye Hanım</strong></h3>
<p data-start="2502" data-end="2962">Mal ve para düşkünlüğü ile birçok kez ailesini yanlışa sürüklemeye sebep olmuştur. Ama mal ve para düşkünlüğünün nereden geldiğini hiç sorgulamamışızdır şu ana kadar. Hayriye Hanım aslında ailemizdeki edilgen figürümüzdür. Aile içinde çok söz hakkı olmayan, hep dışarıda tutulan, yeri geldiğinde değer görmediğini de anladığımız bir ilişki içindedir. Bu zenginlik hırsı onun bastırılmış ve hiç gün yüzüne çıkaramadığı istek ve arzularının bir ürünü olabilir.</p>
<h3 data-start="2964" data-end="2978"><strong data-start="2968" data-end="2978">Şevket</strong></h3>
<p data-start="2980" data-end="3204">Bir anda ağır bir sorumluluk yüklenen ve bunu kaldıramayan, baba figürünün otoritesi ve ağırlığıyla yetişen ve ezilen bir karakterdir. İd ve ego arasındaki dengesizlik sebebiyle yanlış kararlarının cezasını ağır ödemiştir.</p>
<h3 data-start="3206" data-end="3219"><strong data-start="3210" data-end="3219">Leyla</strong></h3>
<p data-start="3221" data-end="3437">Beğenilmek ve sevilmek açlığı ile kendini var etmeye çalışan ailenin ikinci büyük kızı. Aslında baba sevgisine derinden açlığı sebebiyle ilişkilerinde sürekli onay arayan ve erkek figürünü yücelten bir karakterdir.</p>
<h3 data-start="3439" data-end="3452"><strong data-start="3443" data-end="3452">Necla</strong></h3>
<p data-start="3454" data-end="3640">Ailesine uyumlu gibi gözükmeye çalışsa da pasif-agresif hareketleri sonradan gün yüzüne çıkmış, Leyla’ya olan ihaneti aslında bastırdığı kişiliğini gün yüzüne çıkardığı kısım olmuştur.</p>
<h3 data-start="3642" data-end="3654"><strong data-start="3646" data-end="3654">Ayşe</strong></h3>
<p data-start="3656" data-end="3768">Ailenin masum tanığı… İleriki yaşlarında neler oldu? Nasıl ilişkiler kurdu bunu hep çok merak ediyor olacağım.</p>
<h3 data-start="3770" data-end="3786"><strong data-start="3774" data-end="3786">Ferhunde</strong></h3>
<p data-start="3788" data-end="4056">Bence Ferhunde, bu kısa bölümden çok daha uzun bir yazıyı hak ediyor. Ferhunde, geliştirdiği savunma mekanizmaları sebebiyle dışarıya tırnaklarını çıkarmış, yılmadan mücadele eden ve çok güçlü gözüken ama içten içe kalbi çok kırık, savunmasız küçücük bir kız çocuğu.</p>
<p data-start="4058" data-end="4649">Yaptığı yanlışlar var mı? Tabii ki, ama yansıtıldığı gibi dizinin en kötü karakteri ilan edilmeyi kesinlikle hak etmiyor. Çocukluğunda yaşadığı güven açlığı, babasız büyümüş olması, annesinin varken yok olması onu güçlü kılmaya iten yaşadıklarıdır. Çok derinden hissedilen bir ait olma ihtiyacı vardır, kendini bir <strong data-start="4373" data-end="4381">aile</strong>ye sahipken görmek ister. Kabul ve onay ihtiyacı, onu hep zorlayan ve farklı yollara savrulmasını sağlayan unsurlardır. Bu noktada Ali Rıza Bey’le yaptıkları bir konuşmayı ve Ali Rıza Bey’in kibri sebebiyle Ferhunde’yi reddettiği sahneyi sizlere hatırlatmak isterim.</p>
<h2 data-start="4656" data-end="4697"><strong data-start="4659" data-end="4697">Sonuç: Yaprak Dökümü’nün Derinliği</strong></h2>
<p data-start="4699" data-end="4970">Sonuç olarak, <strong data-start="4713" data-end="4730">Yaprak Dökümü</strong> dizisini sadece bir pembe dizi olarak görmek yanlış olacaktır. <strong data-start="4794" data-end="4811">Yaprak Dökümü</strong>, hayatın her anından izler taşıyıp bize sunar, <strong data-start="4859" data-end="4867">aile</strong> yapısını ve nasıl şekillendiğini en etkili şekilde sunar. Aile, bireyin içine itildiği ilk okuludur.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/yaprak-dokumune-derinden-bir-bakis-karakterlerin-psikanalitik-cozumleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ACT ve Psikolojik Esneklik: Zihninin Savaş Alanı Olmasına Artık İzin Verme!</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/act-ve-psikolojik-esneklik-zihninin-savas-alani-olmasina-artik-izin-verme/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=act-ve-psikolojik-esneklik-zihninin-savas-alani-olmasina-artik-izin-verme</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/act-ve-psikolojik-esneklik-zihninin-savas-alani-olmasina-artik-izin-verme/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selin Kurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Aug 2025 09:19:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=11441</guid>

					<description><![CDATA[Psikoloji alanının son yıllardaki çarpıcı yaklaşımlarından biri olan ACT, yani Kabul ve Kararlılık Terapisi, bu terapi şeklinin ne olduğunu öğrenen bireylere farklı bakış açıları kazandırıyor. Bu yıl katılmış olduğum, Dr. İbrahim Bilgen öncülüğünde gerçekleşen bir seminerde bu kavramı yakından tanımış olup “kabullenmenin” önemini gün geçtikçe daha da anlamaya devam ediyorum. ACT, bireylere psikolojik esneklik kazandırıp [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="247" data-end="827">Psikoloji alanının son yıllardaki çarpıcı yaklaşımlarından biri olan <strong data-start="398" data-end="405">ACT</strong>, yani Kabul ve Kararlılık Terapisi, bu terapi şeklinin ne olduğunu öğrenen bireylere farklı bakış açıları kazandırıyor. Bu yıl katılmış olduğum, Dr. İbrahim Bilgen öncülüğünde gerçekleşen bir seminerde bu kavramı yakından tanımış olup <strong data-start="641" data-end="660">“kabullenmenin”</strong> önemini gün geçtikçe daha da anlamaya devam ediyorum. <strong data-start="715" data-end="722">ACT</strong>, bireylere <strong data-start="734" data-end="757">psikolojik esneklik</strong> kazandırıp zorlukları kabullenme konusunda önemli rol oynamaktadır.</p>
<h3 data-start="829" data-end="1238"><strong data-start="829" data-end="840">Tarihçe</strong></h3>
<p data-start="829" data-end="1238">1980’lerin sonunda Steven C. Hayes, Kelly G. Wilson ve Kirk Strosahl tarafından geliştirilen Kabul ve Kararlılık Terapisi (Acceptance and Commitment Therapy – <strong data-start="1002" data-end="1009">ACT</strong>), klasik bilişsel davranışçı terapiler gibi düşünceleri değiştirmeye çalışmaz. Bunun yerine, kişinin bu düşünceleri <strong data-start="1126" data-end="1142">kabullenmesi</strong>yle olumsuzluklara olan bakış açısını değiştirmeyi hedefler (Hayes, Strosahl, &amp; Wilson, 1999).</p>
<h3 data-start="1240" data-end="1542"><strong data-start="1240" data-end="1257">ACT Yaklaşımı</strong></h3>
<p data-start="1240" data-end="1542">Bu yaklaşımın temelinde <strong data-start="1284" data-end="1307">psikolojik esneklik</strong> önemli bir rol oynar. <strong data-start="1330" data-end="1353">Psikolojik esneklik</strong>, bireyin karşılaştığı zorluklar dahilinde, yani onların varlığıyla, değerleri doğrultusunda hareket etmeye devam edebilmesidir (Kashdan &amp; Rottenberg, 2010). <strong data-start="1511" data-end="1518">ACT</strong> altı süreçten oluşur:</p>
<ul data-start="1543" data-end="1671">
<li data-start="1543" data-end="1552">
<p data-start="1545" data-end="1552">Kabul</p>
</li>
<li data-start="1553" data-end="1573">
<p data-start="1555" data-end="1573">Bilişsel Ayrışma</p>
</li>
<li data-start="1574" data-end="1595">
<p data-start="1576" data-end="1595">Şimdiki Anda Olma</p>
</li>
<li data-start="1596" data-end="1640">
<p data-start="1598" data-end="1640">Kendilik Olarak Bağlam (Self-as-context)</p>
</li>
<li data-start="1641" data-end="1653">
<p data-start="1643" data-end="1653">Değerler</p>
</li>
<li data-start="1654" data-end="1671">
<p data-start="1656" data-end="1671">Kararlı Eylem</p>
</li>
</ul>
<p data-start="1673" data-end="1741">Bu süreçlere kurgusal bir danışan yaratarak örnek oluşturabiliriz.</p>
<p data-start="1743" data-end="1997">Zeynep, 22 yaşında, sosyal kaygı bozukluğu ile baş etmeye çalışan bir öğrenci olsun. Sosyal kaygı bozukluğu sebebiyle toplu alanlardan hep kaçıyor, üniversite arkadaş gruplarına katılamıyor, sunum yapması gerektiğinde panik atak belirtileri gösteriyor.</p>
<p data-start="1999" data-end="2226">Terapiste bu şikâyetlerle gittiğinde, <strong data-start="2037" data-end="2044">ACT</strong> yaklaşımını belirlemiş bir terapist, Zeynep’e bu duyguları bastırmak yerine onların varlığını benimsemesini tavsiye eder. Yani bu kaygıyı “yenmek” yerine ona alan açmasını önerir.</p>
<p data-start="2228" data-end="2382">Kabul aşamasında, Zeynep, kaygının içinde olduğu gerçeğini <strong data-start="2287" data-end="2301">kabullenir</strong> ama zihinsel yönetiminin bu kaygıda değil, kendisinde olduğunun farkına varır.</p>
<p data-start="2384" data-end="2536">Bilişsel ayrışma evresinde, bu kaygının onda yarattığı olumsuz düşüncelerin sadece zihninden geçen bir düşünce olduğunu, gerçek olmadığını ayırt eder.</p>
<p data-start="2538" data-end="2759">Şimdiki anda olma, pratik için güzel bir aşamadır. Bu aşamada, mindfulness egzersizleri ile kaygı sırasındaki belirtileri fark edip (ör. titreme, hızlı kalp çarpıntısı) dikkati tekrar ana, yani ortama odaklamak esastır.</p>
<p data-start="2761" data-end="2952">Kendilik olarak bağlam aşaması, Zeynep’e onun sadece kaygılı bir kadın olmadığını, farklı roller ve değerleri olduğunu hatırlatır. Onun yalnızca düşüncelerden oluşmadığını ön plana çıkarır.</p>
<p data-start="2954" data-end="3062">Değerler aşaması, bireye hayattaki değerlerini hatırlatır ve kaygı sırasında bu değerler kişiye yön verir.</p>
<p data-start="3064" data-end="3337">Kararlı eylem, küçük adımlarla zihninin söylediği şeyin tersini yapmayı hedefler. Yani kaygının getirdiği “kalabalık ortamlarda konuşmamalısın” düşüncesini, bir cümle kurarak ve ardından daha kalabalık ortamlara girerek kaygının kişinin tüm hayatını yönetmesini engeller.</p>
<h3 data-start="3339" data-end="3677"><strong data-start="3339" data-end="3348">Sonuç</strong></h3>
<p data-start="3339" data-end="3677"><strong data-start="3351" data-end="3358">ACT</strong>; depresyon, anksiyete bozuklukları, yeme bozuklukları ve bağımlılık gibi alanlarda etkili olmuştur (A-Tjak et al., 2015). Kısacası, zor duygularımızı yok saymak ya da engellemeye çalışmak yerine onların varlığını <strong data-start="3572" data-end="3586">kabullenip</strong>, bu kabullenmeyle birlikte hareket etmeye çalışmak <strong data-start="3638" data-end="3645">ACT</strong> felsefesinin özünde yer alır.</p>
<p data-start="3679" data-end="3890"><strong data-start="3679" data-end="3702">Psikolojik esneklik</strong>, olumsuz duygularımıza rağmen hayatımıza sınırlar getirmeden yaşamayı içerir. Zihnimizi savaş alanına değil, değerlerimizi hatırlayarak huzurla ilerleyeceğimiz bir rehbere dönüştürelim.</p>
<h3 data-start="3892" data-end="4560"><strong data-start="3892" data-end="3904">Kaynakça</strong></h3>
<p data-start="3892" data-end="4560">A-Tjak, J. G., Davis, M. L., Morina, N., Powers, M. B., Smits, J. A., &amp; Emmelkamp, P. M. (2015). A meta-analysis of the efficacy of acceptance and commitment therapy for clinically relevant mental and physical health problems. Psychotherapy and Psychosomatics, 84(1), 30–36. <a class="" href="https://doi.org/10.1159/000365764" target="_new" rel="noopener" data-start="4182" data-end="4215">https://doi.org/10.1159/000365764</a><br data-start="4215" data-end="4218" />Hayes, S. C., Strosahl, K. D., &amp; Wilson, K. G. (1999). Acceptance and commitment therapy: An experiential approach to behavior change. Guilford Press.<br data-start="4368" data-end="4371" />Kashdan, T. B., &amp; Rottenberg, J. (2010). Psychological flexibility as a fundamental aspect of health. Clinical Psychology Review, 30(7), 865–878. <a class="" href="https://doi.org/10.1016/j.cpr.2010.03.001" target="_new" rel="noopener" data-start="4517" data-end="4558">https://doi.org/10.1016/j.cpr.2010.03.001</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/act-ve-psikolojik-esneklik-zihninin-savas-alani-olmasina-artik-izin-verme/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Popüler Kültürle Kimlik İnşası: Dizi Karakterlerinden Sosyal Kimliğe</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/populer-kulturle-kimlik-insasi-dizi-karakterlerinden-sosyal-kimlige-2/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=populer-kulturle-kimlik-insasi-dizi-karakterlerinden-sosyal-kimlige-2</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/populer-kulturle-kimlik-insasi-dizi-karakterlerinden-sosyal-kimlige-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selin Kurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Jul 2025 22:03:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Popüler Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=9415</guid>

					<description><![CDATA[İçinde yaşadığımız modern dünyada birey kimliğini oluştururken yalnızca içsel süreçlerden değil, dış dünyadan, çevresel faktörlerden de etkilenir. Dış dünyanın ona sunmuş olduğu idealize yaşamlar, beklentiler, algılar bireyin sosyal kimliğine etki etmekte, bu süreç ise oldukça küçük yaşlarda başlamaktadır. Küçük bir kız hayal ettiğimizde “Ben Winx’ten Flora’yım, ben High School Musical’dan Sharpey’im” dediğini duymak çok şaşırtıcı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="373" data-end="1059">İçinde yaşadığımız modern dünyada birey kimliğini oluştururken yalnızca içsel süreçlerden değil, dış dünyadan, çevresel faktörlerden de etkilenir. Dış dünyanın ona sunmuş olduğu idealize yaşamlar, beklentiler, algılar bireyin sosyal kimliğine etki etmekte, bu süreç ise oldukça küçük yaşlarda başlamaktadır. Küçük bir kız hayal ettiğimizde “Ben Winx’ten Flora’yım, ben High School Musical’dan Sharpey’im” dediğini duymak çok şaşırtıcı olmayacaktır. Bu bağlamda incelediğimizde <strong data-start="850" data-end="868">popüler kültür</strong>, yalnızca bir eğlence aracı değil, kişinin değer algısını şekillendiren, <strong data-start="942" data-end="963">kendini tanımlama</strong> yolunda büyük rol oynayan hatta nasıl görünmek istediğini bile şekillendiren güçlü bir araçtır.</p>
<h2 data-start="1061" data-end="1111"><strong data-start="1064" data-end="1111">Peki bu araç psikolojimize nasıl etki eder?</strong></h2>
<p data-start="1113" data-end="1721">Psikoloji tarihinde kimlik birçok psikolog tarafından incelenmiş ve ele alınmıştır. Şunu unutmamak lazım ki <strong data-start="1221" data-end="1238">kimlik inşası</strong> gelişimsel, üzerine inşalarla oluşturulan bir yapıdır. Durağan değildir. Hatta Erik Erikson bu konuyu detaylı incelemiş, ona göre kimlik, ergenlikle birlikte şekillenen, bireyin kendisiyle ve toplumla kurduğu ilişkiyle biçimlenen dinamik bir yapıdır. Fakat postmodern yaklaşımlar bu tanımı biraz daha değiştirip artık kimlik oluşumunun sabit olmadığını, geçici ve değişken olduğunu vurgulamaktadır. Bu dönüşümün temelinde <strong data-start="1661" data-end="1679">popüler kültür</strong> ve <strong data-start="1683" data-end="1699">sosyal medya</strong> büyük rol oynamıştır.</p>
<h2 data-start="1723" data-end="1753"><strong data-start="1726" data-end="1753">Sahne Popüler Kültürün!</strong></h2>
<p data-start="1755" data-end="2510">Popüler kültür geniş çaplı baktığımızda sosyal medya, televizyon dizi ve filmleri, moda, reklamlar gibi birçok alan içerir. Bu alanlarda yaygın olarak karşılaştığımız algı ise “Bu şekilde giyinmelisin çünkü yeni moda bu. / Matcha içmezsen havalı sayılmazsın.” gibi yanıltıcı söylemlerdir. Bir süre sonra kullanıcı istemsizce de olsa bu algıları benimseyip davranışlarını ona göre yönlendirmeye başlar. Geçmiş zamanlardan örnek vermek gerekirse bir televizyon programı olan Kiraz Mevsimi’nin genç kız izleyicileri, dizinin yayın süresi boyunca moda tasarımla ilgilenip elbiseler, kıyafetler tasarlamaya başlamışlardı. Bu süreçlerde bireyler rol aldıkları bu karakterleri içselleştirip kendi benlik algılarını bu imgeler etrafında şekillendirmeye başlarlar.</p>
<p data-start="2512" data-end="2845">Albert Bandura’nın Social Learning Theory’sini incelediğimizde kişi öğrenme eylemini gözlemleyerek, model alarak (modeling), taklit (imitation) ve pekiştirme ile gerçekleştirir. (1977)<br data-start="2696" data-end="2699" />Bu modele de baktığımızda <strong data-start="2725" data-end="2745">popüler kültürün</strong>, özellikle kimlik oluşumları başlayan genç bireylerde derin etkiler bırakabileceğini öngörebiliriz.</p>
<h2 data-start="2847" data-end="2877"><strong data-start="2850" data-end="2877">Sosyal Medyadaki Bizler</strong></h2>
<p data-start="2879" data-end="3504">Bir sosyal medya kullanıcısını bir ‘vitrin’ olarak hayal edebiliriz. İdealize yaşamlarla eşleşen estetik filtreler kişinin dış dünyada beğenilmek için sunduğu bir vitrine dönüşür. <strong data-start="3059" data-end="3075">Sosyal medya</strong> ve <strong data-start="3079" data-end="3097">popüler kültür</strong>, sadece kimlik oluşumumuza değil, aynı zamanda nasıl görünmemiz gerektiğine de müdahale eder. Influencerlar gibi olma yolumuzda onay alma ihtiyacı oluşmaktadır. Kişi, sosyal medya estetiğine kapılarak kendi öz benliğinden uzaklaşmaya başlayıp toplumun istediği şekle bürünmüş olabilir. Fakat bu da sürekli kendini birileriyle kıyaslama, düşük öz saygı ve öz değer gibi problemleri de yanında getirmektedir.</p>
<h2 data-start="3506" data-end="3530"><strong data-start="3509" data-end="3530">Kimlik Temsilleri</strong></h2>
<p data-start="3532" data-end="3948"><strong data-start="3532" data-end="3550">Popüler kültür</strong>, birçok alanda etkili olduğu gibi cinsel yönelimler, toplumsal cinsiyet alanında da büyük rol oynamaktadır. Geçmiş yıllarda yalnızca belirli kimliklerin ön plana çıkarıldığı televizyon programları belki de birçok kişiye kendini görünmez hissettirmiştir. Mesela sürekli heteroseksüel bireylerin veya beyaz ırkın ön plana çıkarılması diğer bireylerin kendini geri planda hissetmesine sebep olabilir.</p>
<p data-start="3950" data-end="4702"><strong data-start="3950" data-end="3968">Popüler kültür</strong>, cinsel kimliklerin görünürlüğünü arttırdığı gibi bazen kafa karışıklığına da sebep olabilir. Marcia’nin Kimlik Statülerini de baz aldığımızda daha yeni kimlik arayışında olan bir birey çok fazla LGBTQ+ temsili içerik ile karşılaştığında “Ben de mi böyle hissetmeliyim?” ya da “Norm artık böyle mi?” gibi sorgulamalar yaşayabilir. Özellikle henüz <strong data-start="4316" data-end="4333">kimlik inşası</strong> oluşmamış ergen bireyler geçici olarak bu kafa karışıklığına sahip olabilir. Psikolojik açıdan önemli olan şey, kişinin burada gördüğü temsilleri iç dünyasında dengeli değerlendirmesi, içsel yönelimlerini dış dünyanın tamamıyla yönlendirmemesi olacaktır. Bireyin kendi kimliğini bir baskı altında değil, kendi keşifleriyle güvenli ortam aracılığıyla sağlaması esastır.</p>
<h2 data-start="4704" data-end="4716"><strong data-start="4707" data-end="4716">Sonuç</strong></h2>
<p data-start="4718" data-end="5050">Sonuç olarak, <strong data-start="4732" data-end="4750">popüler kültür</strong> kimlik oluşumunda önemli bir araç olmakla birlikte kişide baskı oluşumuna da sebep olabilir. Burada önemli olan şey kişinin dış dünya uyarıcılarını dengeli bir içsel süreçle değerlendirip, eleştirel bir bilinçle çözümlemesidir. Bunlar kişinin sağlıklı bir <strong data-start="5007" data-end="5024">kimlik inşası</strong> için gerekli önlemlerdir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/populer-kulturle-kimlik-insasi-dizi-karakterlerinden-sosyal-kimlige-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Travmatik Narsisizm; Narsisist Bir Bireyin Hikayesi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/travmatik-narsisizm-narsisist-bir-bireyin-hikayesi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=travmatik-narsisizm-narsisist-bir-bireyin-hikayesi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/travmatik-narsisizm-narsisist-bir-bireyin-hikayesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selin Kurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Jun 2025 12:17:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Travma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=7504</guid>

					<description><![CDATA[Narsisizm; günümüz dünyasının büyük bir odak noktası olan, terapi odalarını en çok meşgul eden konulardan biri haline gelmiştir. Artık sadece klinik ortamlardan çıkmış, insanların yaygın olarak karşılaştıkları, sosyal ortamlarına da etki eden bir kişilik örüntüsüne dönüşmüştür. Bu zamana kadar bu kavram ile ilgili yapılan birçok tanım, çalışma ve deneyler mevcuttur. Narsisizm’in psikodinamik sürecine inecek olursak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Narsisizm</strong>; günümüz dünyasının büyük bir odak noktası olan, terapi odalarını en çok meşgul eden konulardan biri haline gelmiştir. Artık sadece klinik ortamlardan çıkmış, insanların yaygın olarak karşılaştıkları, sosyal ortamlarına da etki eden bir kişilik örüntüsüne dönüşmüştür. Bu zamana kadar bu kavram ile ilgili yapılan birçok tanım, çalışma ve deneyler mevcuttur.</p>
<p><strong>Narsisizm</strong>’in psikodinamik sürecine inecek olursak Freud, psikoanalitik kuramda bu kavramı libidonun benliğe yönelmiş hali olarak tasvir etmiştir. Kohut ise sağlıklı bir benlik gelişimi için gerekli yapı olarak tanımlamıştır. DSM-5 tanımına baktığımızda ise bu bozukluk, kendini aşırı yüceltme, empati eksikliği ve sürekli beğenilme isteği ile karakterize edilmiştir. Bunlar gibi birçok tanım psikoloji sözlüklerinde yer almıştır. Bu tanımlardan da yola çıkarsak <strong>narsisizm</strong> psikoloji dünyasında hem idealize edilen hem de eleştirilen bir kavram olarak yerini almaktadır.</p>
<p>Aslında “<strong>narsisizm</strong>” kavramı psikoloji ve mitoloji alanlarını da bir araya getirir çünkü kökeni Antik Yunan mitolojisine ait olan “Narkissos” efsanesine dayanır. Bu mitolojiye göre, Narkissos adlı bir genç çok yakışıklı ve çevresindeki herkesi kendisine âşık etmeyi başaran biridir. Bununla birlikte kendisine âşık olan herkesi de küçümser ve hiç kimseyi kendine layık görmez. Kendisine âşık olan orman perisini bile aşağılar, bunun sonucunda orman perisi üzüntüsünden yok olur. Bu duruma sinirlenmeye başlayan tanrılar Narkissos’u cezalandırmak isterler ve onu lanetlerler. Bir gün gölette kendi yansımasını gören Narkissos, bu yansımaya âşık olur fakat kendi yansıması olduğundan habersizdir. Sudan ayrılamaz ve ölümü de orada gerçekleşir. Bu mitolojik hikâye, ilk defa Freud tarafından kendi yazmış olduğu “On Narcissism” kitabında kavramsallaştırılır.</p>
<p>Eğer hayatınızda <strong>narsisist</strong> bir birey var ise bununla baş etmekte zorlanıyor olabilirsiniz. <strong>Narsisist</strong> bireyler, kurbanlarını özel olarak seçerler. Genellikle kendilerini sürekli yücelten (onay arayışı onlar için hayati bir önem taşır), başkalarını memnun etmeye eğilimli, sınır koymakta zorlanan bireylerdir bu kurbanlar. Ama aynı zamanda dış görünüş, belki başarı, sosyallik açısından kendilerinde görmek istedikleri özellikleri taşıyan bireyler de olabilirler.</p>
<p><strong>Narsisist</strong> birey önce kişiyi kendine bağlamak adına çok özel hissettirir, onunla vakit geçirmek çok özeldir, karşısındaki kişiye sürekli ilgi ve sevgi gösterir. Bu, kişiyi kontrol altına alma adımı için de yardımcı olan hamleler olabilir. Daha sonra bir anda değersizleştirme ve karşısındaki kişiyi küçümseme aşamasına geçer. Bu aşamada kurban rolünde olan kişi çok eleştirildiğinden kaynaklı kendini değersiz ve kötü hissedebilir. İlerleyen aşamalarda bu kişinin tüm sosyal çevresinden kopup tamamen kontrolü <strong>narsisist</strong> bireye bıraktığı bile gözlemlenebilir.</p>
<p>Peki, <strong>narsisist</strong> bireyin amacı nedir? Bu kişilerde derin bir öz-değersizlik görülebilir ve kişi görülmediğini hissediyor olabilir. Aslında seçtikleri kişilerden, onlardaki bu boşluğu kapatmalarını beklerler. Kurban seçilen kişi <strong>manipülasyon </strong>etkisiyle ilişkiden kopamıyor gibi gözükse de <strong>narsisist</strong> birey için de bu ilişki çok önemlidir. Artık aralarındaki ilişki “<strong>travmatik bağlanma</strong>” döngüsüne dayanmaya başlamıştır. <strong>Narsisist</strong> birey, karşısındakini önce değerli ve eşsiz hissettirir, onu her açıdan özel olduğuna inandırır. Fakat daha sonra bu büyünün yerini <strong>manipülasyonun</strong> almasıyla birlikte değersizleştirme ve sürekli eleştiri ön plana çıkar. Eğer kurban rolündeki kişi çocukluk deneyimleriyle bu tutarsızlığı eşleştirirse (tutarsız sevgi gördüğü bir ailede yetişmişse) bu döngü ona tanıdık gelir ve bunun sonucunda mantıksız bir sadakat ortaya çıkabilir. Kurban rolündeki kişi de bu bağlanma yoluyla bu ilişkiyi kolay terk edemez hâle gelir.</p>
<p><strong>Narsisist</strong> bireylerin bu aşamaya gelmesinde ise çocukluk dönemleri büyük önem taşır. Bunun hakkında birçok teori ve görüş bulunmakla birlikte özet geçmek gerekirse kişi, çocukluğunda yoğun ilgisizlik yaşadıysa bir noktada “Ben buradayım.” demek zorunda kalır. Tutarsız ve koşullu sevgi, aşağılayıcı ve eleştirel bir yaklaşıma sürekli maruz kalıyorsa bir noktada “Ben harikayım.” savunusunu bir savunma mekanizması olarak geliştirebilir. Bunun tam tersi olarak çok yüceltici ebeveynlere sahip olup, her şeyleri aşırı övgüyle taçlandırılıyorsa da “Herkesten özelim.” olduklarına inandırılmış olabilirler.</p>
<p><strong>Narsisizm</strong>, dışarıdan çok güçlü, <strong>manipülatif</strong>, çok özgüvenli bireylerin kavramı olsa da aslında çocuklukta atılmış ama duyulmamış çığlıkların karşılığıdır. Bu bireyler sahnede bu maskeyi taksalar da gerçeklik algıları zarar görmüş ve yetişkinliklerinde karşılarındaki kişilerle gerçek benliklerini tamamlamaya çalışan çocuklardır. Psikoterapi ise iyileşmeye adım atmak isteyen herkes için bu alanda en etkili yöntemlerden biri olacaktır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/travmatik-narsisizm-narsisist-bir-bireyin-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
