<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Selin Kore &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/selinkore/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Fri, 27 Mar 2026 13:32:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Selin Kore &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Çalışıyoruz ama Neden Tükeniyoruz?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/calisiyoruz-ama-neden-tukeniyoruz/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=calisiyoruz-ama-neden-tukeniyoruz</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/calisiyoruz-ama-neden-tukeniyoruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selin Kore]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Mar 2026 22:15:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Endüstri ve Örgüt Psikolojisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=29196</guid>

					<description><![CDATA[Alarm çalıyor. Gözümüzü açar açmaz elimiz telefona gidiyor. Henüz yataktan kalkmadan iş başlamış gibi hissediyoruz. Gün boyunca toplantılar, mesajlar, özel hayat bildirimleri ve tabii ki yetişmesi gereken işler derken zaman akıp gidiyor. Akşam olduğunda ise belki fiziksel olarak değil ama zihinsel olarak tükenmiş hissediyoruz. Üstelik çoğumuz bu durumu “yoğunluk” olarak normalleştiriyoruz. Peki gerçekten sorun sadece [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">Alarm çalıyor. Gözümüzü açar açmaz elimiz telefona gidiyor. Henüz yataktan kalkmadan iş başlamış gibi hissediyoruz. Gün boyunca toplantılar, mesajlar, özel hayat bildirimleri ve tabii ki yetişmesi gereken işler derken zaman akıp gidiyor. Akşam olduğunda ise belki fiziksel olarak değil ama zihinsel olarak tükenmiş hissediyoruz. Üstelik çoğumuz bu durumu “yoğunluk” olarak normalleştiriyoruz. Peki gerçekten sorun sadece yoğun çalışmak mı? Yoksa bu yoğunluğu normalleştirerek süreklilik sağlamaya çalışmak mı?</p>
<h2 data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Tükenmişlik Sadece Yorgunluk Değildir</b></h2>
<p data-path-to-node="4">Tükenmişlik çoğu zaman yanlış anlaşılır. Birçok kişi bunu yalnızca yorgunlukla eşdeğer görür. Oysa psikoloji literatürüne göre tükenmişlik; duygusal olarak yorulma, işe karşı mesafe koyma ve kişinin kendini yetersiz hissetmesiyle ilerleyen çok katmanlı bir süreçtir (Maslach &amp; Jackson, 1981). Yani mesele sadece dinlenerek geçecek bir yorgunluk değildir. O zaman ortaya şöyle bir soru da çıkıyor. Sorun bireyde mi yoksa sistemde mi?</p>
<p data-path-to-node="5">Bugün iş hayatında tükenmişliğin bu kadar yaygın olmasının temel sebeplerinden biri, çalışan ile iş koşulları arasındaki uyumsuzluktur. Kişi ne kadar çabalarsa çabalasın, yaptığı işte karar alma sürecine çok dahil olamadığını, emeğinin karşılığını tam olarak alamadığını ya da sürekli bir baskı hissettiğini düşünen kişilerde, bu durum zamanla tükenmişlik hissine yol açabilir.</p>
<p data-path-to-node="6">Özellikle modern iş kültüründe “sürekli daha fazlası” beklentisi dikkat çekicidir. Daha hızlı olmak, daha üretken olmak, daha ulaşılabilir olmak… Üstelik bu sadece tek seferlik bir durum değildir; çoğu zaman “daha fazlasını yapma” döngüsü başlar. Bazen bu, kişinin kendi hedeflerinden kaynaklanır. Örneğin ev almak için ekstra çalışmak ya da kariyerinde bir adım öne geçmek isterken daha çok çaba harcamak. Bazen de üst yönetimin beklentileri ya da şirketin hızlı temposu bu döngüyü tetikler. Başlarda kişinin bu ekstra çabası motivasyon gibi görünse de zamanla yoğun çalışmayı alışkanlık hâline getirir ve kişi, yoğunluğu normal olarak kabul etmeye başlar. Ne var ki normalleşen bu durum, <b data-path-to-node="6" data-index-in-node="690">tükenmişlik sendromu</b> fark etmeyi zorlaştırır; kişi artık sürekli çaba harcamayı olağan bir durum olarak görür ve farkında olmadan tükenmişlik sarmalına kapılır.</p>
<p data-path-to-node="7">Bu bakış açısıyla, tükenmişlik yalnızca bireysel bir problem değil, çoğu zaman sistemle olan etkileşimden doğan karmaşık bir süreç olarak anlaşılabilir.</p>
<h2 data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">Anlam Kaybı ve Motivasyonun Çöküşü</b></h2>
<p data-path-to-node="10">“Daha fazlasını yapma” döngüsünü normalleştirdikçe, işler dışarıdan yolunda gidiyor gibi görünse de içten içe bir boşluk hissi oluşabilir. Yoğunluk, ekstra çaba ve sürekli yetiştirme telaşı normal kabul edildiğinde, kişi bu duyguyu fark etmekte zorlanır.</p>
<p data-path-to-node="11">Bununla birlikte, yapılan işin anlamını yitirmesi tükenmişliği derinleştiren önemli bir faktördür. Kişi, yaptığı işin bir amaca hizmet ettiğini hissetmediğinde motivasyonu giderek azalır. Bu noktada yüksek maaş ya da iyi bir unvan bile yeterli olmaz; insanlar sadece çalışmak değil, yaptıkları işin değerli ve fark yaratıyor olduğunu hissetmek ister.</p>
<p data-path-to-node="12">Bunu kendi deneyimimden de çok net hatırlıyorum. İş arıyordum ve kendi alanımda pek çok başvuru yaptım; bazı teklifler geri dönmedi, bazıları beklentimi karşılamadı. Bu süreçte, çabamın ve emeğimin yeterince değer görmediğini hissettim. İşim anlamını kaybetmeye başlamıştı ve kendime “Peki ben şimdi ne yapıyorum, neden uğraşıyorum?” diye sormadan edemedim. O an fark ettim ki, sadece iş yoğunluğu değil, işin kişisel anlamı da tükenmişliği belirleyen kritik bir unsur.</p>
<p data-path-to-node="13">Üstelik günümüzde iş sadece ofisteki birkaç saatle sınırlı değil. Dijitalleşen dünya sayesinde iş, hayatımızın her alanına sızabiliyor; düşünmek istemesek bile mesajlar, mailler ve görevler hep yanımızda. Bu büyük gelişme elbette pek çok avantaj sağlıyor, ama beraberinde ciddi bir yük de getiriyor. İş artık sadece yapılması gereken görevler değil, sürekli zihnimizde taşıdığımız bir sorumluluk hâline geliyor. İşin hayatımıza bu kadar yakın olması motivasyonun düşmesine ve içten içe boşluk hissinin artmasına da sebep olabiliyor.</p>
<h2 data-path-to-node="15"><b data-path-to-node="15" data-index-in-node="0">Türkiye’de Tükenmişlik Gerçeği</b></h2>
<p data-path-to-node="16">Türkiye’de yapılan çalışmalar da benzer bir tabloyu ortaya koyuyor. Özellikle yoğun iş temposuna sahip meslek gruplarında tükenmişlik düzeylerinin yüksek olduğu görülmektedir (Ardıç &amp; Polatçı, 2009). Bu durum, tükenmişliğin yalnızca bireysel değil, aynı zamanda yapısal bir problem olduğunu gösteriyor.</p>
<p data-path-to-node="17">Yoğun iş temposu ve uzun çalışma saatleri, sosyal hayattan uzaklaşmayı da beraberinde getirebiliyor. Hayatın amacı gerçekten sadece çalışmak mı diye düşünmeden edemiyoruz. İnsanlar sıklıkla “30 yıl çalıştım, artık emekli olup gezip, eğlenip, çalışırken yapamadıklarımı yapacağım” diyor; peki bu fırsatı çalışırken yaratmak mümkün olamaz mı? <b data-path-to-node="17" data-index-in-node="341">Endüstri psikolojisi</b> açısından bence mümkün, ama bu düzen, iş saatlerinin yoğunluğu, iş yükü ve bazen de bireysel iş sebeplerimizle sınırlanıyor. İşe, eve, mesaiye sıkışmış bir hayat; gezmeyi, eğlenmeyi ve keşfetmeyi erteliyor.</p>
<p data-path-to-node="18">Bu noktada soruyu okura bırakmak istiyorum: Siz işinizle hayatınız arasında dengeyi kurabiliyor musunuz? İş sadece bir görev mi, yoksa hayatınıza değer ve anlam katan bir alan mı? Belki de tükenmişlikten korunmanın yolu, sadece daha az çalışmak değil; çalışırken de hayatın tadını çıkarabilmekten geçiyor.</p>
<h2 data-path-to-node="20"><b data-path-to-node="20" data-index-in-node="0">Çözüm: Daha Çok Çalışmak mı, Daha Sağlıklı Çalışmak mı?</b></h2>
<p data-path-to-node="21">Bugün birçok insan çalışıyor, üretiyor ve sorumluluklarını yerine getiriyor. Ancak buna rağmen kendini yorgun, isteksiz ve kopuk hissediyor. Bunun nedeni çoğu zaman daha fazla çalışmak değil, yanlış koşullar altında çalışmaktır.</p>
<p data-path-to-node="22">Tükenmişliği azaltmak için yalnızca bireyin dayanıklılığını artırmaya odaklanmak yeterli değildir. İş ortamlarının daha adil, daha şeffaf ve daha destekleyici hale gelmesi gerekir. Bununla birlikte bireysel düzeyde de bazı küçük ama etkili adımlar mümkündür. Özellikle iş ve özel hayat arasına net sınırlar koyabilmek, gün içinde kısa da olsa zihinsel molalar verebilmek ve sürekli ulaşılabilir olma baskısını azaltmak, tükenmişliğin etkilerini hafifletebilir.</p>
<p data-path-to-node="23">Sonuç olarak, tükenmişlik kaçınılmaz değildir. Asıl soru şu: Hayatı sadece çalışmaya sığdıran bir düzenin içinde mi kalacağız, yoksa çalışmayı hayatın bir parçası hâline getirip onunla birlikte yaşamayı mı öğreneceğiz? Belki de çözüm, daha çok çalışmakta değil; çalışırken de yaşayabildiğimiz, nefes alabildiğimiz ve kendimizi kaybetmediğimiz bir <b data-path-to-node="23" data-index-in-node="347">iş-özel hayat dengesi</b> kurabilmektedir.</p>
<h2 data-path-to-node="25"><b data-path-to-node="25" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<ul data-path-to-node="26">
<li>
<p data-path-to-node="26,0,0">Maslach, C., &amp; Jackson, S. E. (1981). The measurement of experienced burnout. Journal of Occupational Behavior, 2(2), 99–113.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="26,1,0">Maslach, C., &amp; Leiter, M. P. (2016). Understanding the burnout experience: Recent research and its implications for psychiatry. World Psychiatry, 15(2), 103–111.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="26,2,0">Ardıç, K., &amp; Polatçı, S. (2009). Tükenmişlik sendromu ve akademisyenler üzerinde bir uygulama. Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 10(2), 69–96.</p>
</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/calisiyoruz-ama-neden-tukeniyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aitlik ve Benlik Arasındaki ince Çizgi: Kimlik İnşası</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/aitlik-ve-benlik-arasindaki-ince-cizgi-kimlik-insasi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=aitlik-ve-benlik-arasindaki-ince-cizgi-kimlik-insasi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/aitlik-ve-benlik-arasindaki-ince-cizgi-kimlik-insasi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selin Kore]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Feb 2026 22:55:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Zihin ve Davranış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=26787</guid>

					<description><![CDATA[İnsan çoğu zaman kendini, bir yere ait hissettiği sürece var olur gibi yaşar. Ancak büyüdükçe şu soru sessizce belirir: Ait olduğum yerler beni gerçekten ben yapıyor mu, yoksa benliğim bu aidiyetler içinde mi eriyor? İnsan, kendini tanımaya çoğu zaman bir yere ait olarak başlar ancak gelişim süreci ilerledikçe, bu aidiyetlerin benliği ne kadar temsil ettiği [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">İnsan çoğu zaman kendini, bir yere ait hissettiği sürece var olur gibi yaşar. Ancak büyüdükçe şu soru sessizce belirir: Ait olduğum yerler beni gerçekten ben yapıyor mu, yoksa benliğim bu aidiyetler içinde mi eriyor? İnsan, kendini tanımaya çoğu zaman bir yere ait olarak başlar ancak gelişim süreci ilerledikçe, bu aidiyetlerin benliği ne kadar temsil ettiği sorgulanmaya başlar. “Ben kimim?” sorusu, ilk kez ergenlik döneminde bireyde güçlü bir yankı bulmaya başlar. Çocuklukta birey, kendisini çoğunlukla ait olduğu aile ve kendisine atfedilen roller üzerinden tanımlar. Ergenliğe geçişle birlikte ise çocukluktan yetişkinliğe uzanan bir eşikte durur ve kendini tanıma sorumluluğunu yavaş yavaş üstlenir. Bu noktada benlik, yalnızca ilişkiler aracılığıyla değil, bireyin kendisi üzerinden de inşa edilmeye çalışılır.</p>
<p data-path-to-node="2">Bu geçişle birlikte aidiyetin anlamı da dönüşür. Artık yalnızca sosyal bir ihtiyaç olmaktan çıkar; kimliğin inşa sürecinde belirleyici bir araç hâline gelir. Birey, ait olduğu yerler ve gruplar aracılığıyla kim olduğunu anlamaya çalışırken, içsel olarak temel bir soruyla karşılaşır: Ait olmadan da ben olmak mümkün müdür?</p>
<h2 data-path-to-node="4"><b data-path-to-node="4" data-index-in-node="0">Ergenlikte Kimlik ve Aidiyetin Gerilimi</b></h2>
<p data-path-to-node="5">Ergenlik, yalnızca bedensel değişimlerin değil, benliğin yeniden yapılandığı psikolojik dönüşümlerin de yaşandığı bir gelişim evresidir. Erik Erikson’un psikososyal gelişim kuramında bu dönem, <b data-path-to-node="5" data-index-in-node="193">kimlik karmaşası</b> evresi olarak tanımlanır. Birey bu aşamada, kendisiyle ilgili bir bütünlük oluşturabilmek adına farklı roller, değerler ve aidiyetler arasında denemeler yapar (Erikson, 1968). Bu süreçte ergen, bir yandan kendini farklılaştırma ve özgünleşme ihtiyacı taşırken, diğer yandan ait olma arzusunu yoğun biçimde deneyimler. Modern dünyada bireyselliğin yüceltilmesi ile sosyal kabul beklentisi arasındaki çelişki, bu gerilimi daha da görünür kılar. “Kendin ol” çağrıları ile “bir yere ait ol” beklentileri arasında kalan ergen, çoğu zaman aynı soruyla baş başa kalır: Kendim gibi davranırsam dışarıda kalır mıyım?</p>
<p data-path-to-node="6"><span class="text-block-with-attachment">Bu sorular genellikle açıkça dile getirilmez; gündelik hayatta küçük uyum davranışlarıyla kendini gösterir. Örneğin bir ergen, okul ortamında arkadaş grubunun parçası olabilmek için kendi düşüncelerini geri planda tutabilir. Aslında katılmadığı bir fikre sessiz kalmak ya da istemediği bir etkinliğe eşlik etmek, onun için dışlanma riskini azaltan bir stratejiye dönüşür. Bu tür davranışlar yüzeysel görünse de ergenin ait kalabilmek adına benliğiyle yaptığı küçük pazarlıkların parçasıdır. Baumeister ve Leary’nin ortaya koyduğu ait olma ihtiyacı kuramı, insanın kalıcı ve anlamlı bağlar kurma arzusunun temel bir psikolojik motivasyon olduğunu vurgular (Baumeister &amp; Leary, 1995). Ergenlikte bu ihtiyaç daha kırılgan, daha görünür ve daha talepkâr bir hâl alır.</span></p>
<p data-path-to-node="8">Karar verme ve dürtü kontrolüyle ilişkili prefrontal korteksin henüz gelişim aşamasında olması, kimlik ile aidiyet arasında dengeli bir ilişki kurmayı zorlaştırabilir. Bu nedenle ergen, ait olduğunu hissettiği alanlarda kendisi olamadığını düşündüğünde ya da dışlanma riski algıladığında, bu deneyim içsel bir çatışmaya dönüşebilir. Aidiyet, bu noktada destekleyici bir zemin olmaktan çıkıp kimliği sınayan bir ölçüt hâline gelebilir. Bu nedenle ergenlikte kimlik ve aidiyetin kesişimi, yalnızca bir arayış süreci değil; benliğin sınırlarının öğrenildiği kritik bir eşiktir. Bu gerilim, bireyin ilerleyen yaşamında kuracağı aidiyetlerin niteliğini belirleyen sessiz bir prova gibidir (Kağıtçıbaşı, 2007; 2010).</p>
<h2 data-path-to-node="10"><b data-path-to-node="10" data-index-in-node="0">Geçici Aidiyetler ve Benliğin Şekillenmesi</b></h2>
<p data-path-to-node="11">Kimlik ve aidiyet arasındaki gerilim, bireyi farklı gruplara, görüşlere ve ilişkilere yöneltirken benliğin inşasında önemli bir işlev görür. Bu aidiyetler deneme yoluyla kişinin kendini tanımasına olanak sağlar; geçici olmaları ise işlevsiz oldukları anlamına gelmez. Örneğin bir ergen, sosyal çevresinde kabul görebilmek için kendisini belirli bir görüşle ya da yaşam tarzıyla özdeşleştirebilir. Bu duruşu savunur, buna dair içerikler paylaşır, eleştirildiğinde hızla karşılık verir. Ancak bazen bir noktadan sonra bu paylaşımları sessizce silmeye başlayabilir. Görüşünden vazgeçtiği için değil; o görüşü savunurken kendisini giderek daha az “kendisi gibi” hissettiğini fark ettiği için. Bu geri çekilme çoğu zaman çevre tarafından tutarsızlık olarak okunur. Oysa ergen için bu aidiyet, benliği genişletmek yerine daraltmaya başladığında, bu deneyimi geride bırakmak bir kayıp değil; bir farkındalık göstergesidir.</p>
<p data-path-to-node="12">James Marcia’nın kimlik statüleri modelinde tanımlanan <b data-path-to-node="12" data-index-in-node="55">moratoryum</b>, bireyin kalıcı bağlanmalar geliştirmeden önce farklı kimlik ve aidiyetleri denediği bu evreye işaret eder (Marcia, 1980). Bu evrede ergen, neye ait olmak istediğini anladığı kadar, neye ait hissetmediğini de fark etmeye başlar. Kağıtçıbaşı’nın özerk-ilişkisel benlik yaklaşımı da bireyin hem ilişkisel bağlarını koruyarak hem de özerk bir benlik geliştirebileceğini vurgular (Kağıtçıbaşı, 2010).</p>
<h2 data-path-to-node="14"><b data-path-to-node="14" data-index-in-node="0">Yetişkinliğe Geçerken: Aidiyet Yeniden Tanımlanır mı?</b></h2>
<p data-path-to-node="15">Yetişkinliğe geçişle birlikte aidiyet, bir kabul arayışından çok bilinçli bir seçime dönüşür. Ergenlikte birey, kimliğini büyük ölçüde kabul edilme ve reddedilme deneyimleri üzerinden sınarken; yetişkinlikte bu deneyimlerin bedelini daha net fark etmeye başlar. Sürekli uyum sağlama, onay arama ya da benliği bastırma çabası, zamanla ne kadar sürdürülebilir olduğu sorgulanan bir yük hâline gelir. “Olması beklenen” ile “olunan” arasındaki mesafe açıldıkça, birey bu uyumsuzluğu taşımakta zorlanmaya başlar.</p>
<p data-path-to-node="16">Self-determinasyon kuramı, psikolojik iyilik hâlinin özerklik, yeterlik ve ilişkisellik ihtiyaçlarının birlikte karşılanmasına bağlı olduğunu vurgular (Deci &amp; Ryan, 2000). Bu ihtiyaçlardan biri uzun süre ihlal edildiğinde, yetişkin birey aidiyeti korumaktan çok benliği korumaya yönelir. Bu eşik aşıldığında soru değişir: Ait kalmak mı, ben kalmak mı? Yetişkin birey bu soruyu sormaya, aidiyetin artık benliği destekleyen bir zemin olmaktan çıkıp onu aşındırdığını fark ettiği noktada başlar. Bu nedenle aidiyet terk edilmez; yeniden tanımlanır. Yetişkinlik, aidiyeti çoğaltmaktan çok, ben kalınabilen yerlerde durma cesareti geliştikçe olgunlaşır.</p>
<p data-path-to-node="17">Sonuç olarak kimlik, yaşam boyunca kurulan aidiyetlerin toplamı değildir; bu aidiyetlerle kurulan ilişkinin niteliğiyle şekillenir. Ergenlikte kabul görme ihtiyacıyla esnetilen benlik, yetişkinlikte sınırlarını daha net hissetmeye başlar. Bu farkındalık, bireyi ait olmaktan vazgeçirmeye değil, ait olduğu yerleri yeniden seçmeye yöneltir çünkü kimlik, bir yere tutunarak değil; kendini kaybetmeden tutunabilmeyi mümkün kılan bağlar içinde gelişir. <b data-path-to-node="17" data-index-in-node="449">Psikososyal gelişim</b> süreci göstermektedir ki aidiyet, benliği bastırdığı yerde değil; benliğe alan açtığı yerde iyileştiricidir.</p>
<h2 data-path-to-node="19"><b data-path-to-node="19" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<ul data-path-to-node="20">
<li>
<p data-path-to-node="20,0,0">Arnett, J. J. (2000). Emerging adulthood: A theory of development from the late teens through the twenties. American Psychologist, 55(5), 469–480.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="20,1,0">Baumeister, R. F., &amp; Leary, M. R. (1995). The need to belong: Desire for interpersonal attachments as a fundamental human motivation. Psychological Bulletin, 117(3), 497–529.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="20,2,0">Deci, E. L., &amp; Ryan, R. M. (2000). The “what” and “why” of goal pursuits: Human needs and the self-determination of behavior. Psychological Inquiry, 11(4), 227–268.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="20,3,0">Erikson, E. H. (1968). Identity: Youth and crisis. New York, NY: W. W. Norton &amp; Company.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="20,4,0">Kağıtçıbaşı, Ç. (2007). Benlik, aile ve insan gelişimi: Kültürel psikoloji. İstanbul: Koç Üniversitesi Yayınları.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="20,5,0">Marcia, J. E. (1980). Identity in adolescence. In J. Adelson (Ed.), Handbook of adolescent psychology (pp. 159–187). New York, NY: Wiley.</p>
</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/aitlik-ve-benlik-arasindaki-ince-cizgi-kimlik-insasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
