<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Rümeysa Köse &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/rumeysakose/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Fri, 22 May 2026 12:47:19 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Rümeysa Köse &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Belki De Ait Olmak</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/belki-de-ait-olmak/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=belki-de-ait-olmak</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/belki-de-ait-olmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rümeysa Köse]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 May 2026 21:57:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyal Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=35940</guid>

					<description><![CDATA[Bazı insanlar vardır, nerede olurlarsa olsunlar içlerinde hep bir yabancılık, ait olmama hissi taşırlar. Uzun süre aynı şehirde yaşasa bile o şehrin sokaklarına bir türlü alışamaz, defalarca oturduğu masalarda bile bazen misafir gibi hissederler. Gittikleri yerlerde biraz eksik, döndükleri yerlerde ise biraz değişmiş olurlar. Bu yüzden geri dönüşler bile onlar için gerçek bir geri dönüş [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı insanlar vardır, nerede olurlarsa olsunlar içlerinde hep bir <strong>yabancılık</strong>, ait olmama hissi taşırlar. Uzun süre aynı şehirde yaşasa bile o şehrin sokaklarına bir türlü alışamaz, defalarca oturduğu masalarda bile bazen misafir gibi hissederler. Gittikleri yerlerde biraz eksik, döndükleri yerlerde ise biraz değişmiş olurlar. Bu yüzden geri dönüşler bile onlar için gerçek bir geri dönüş sayılmaz. Çünkü insan bazen bir yere geri döner ama aynı kendine dönemediğini fark eder; bir şeyler değişmiştir.</p>
<p>Belki de dünyada görünmez, adı konmamış bir topluluk vardır. Bu insanlar birbirini tanımaz ama içlerinde aynı duyguyu taşırlar: hiçbir yere tam olarak ait hissedememe. Bavullarını tamamen açamayan insanlar gibi düşünebiliriz; bir yanları hep başka bir şehirde, başka bir zamanda, başka bir hatırada kalmıştır. Bu yüzden bulundukları yere tamamen ait hissedemezler. Sanki hayatları hep bir eşiktedir; ne tam içerde ne de tam dışarda.</p>
<h3>Aidiyet: Görünmeyen Mutlak İhtiyaç</h3>
<p>Psikolojide <strong>aidiyet</strong>, bireyin en temel ihtiyaçlarından biri olarak kabul edilir. İnsan yalnızca fizyolojik ihtiyaçlarının karşılandığı bir eve değil, aynı zamanda kabul gördüğü, “buraya aitim” diyebileceği bir yere ihtiyaç duyar. Çünkü ait olmak, kişinin kimliğini ve dünya ile kurduğu bağı şekillendirir. Birey ait olduğu yerlerde daha güvende, daha görünür ve daha tamamlanmış hisseder. Maslow&#8217;un ihtiyaçlar hiyerarşisine göre sosyal ihtiyaçlar (ilişki kurmak, ait olmak gibi) insanın beslenme, barınma gibi temel ihtiyaçlarından hemen sonra gelir. Ait olma ihtiyacının karşılanmasının psikolojik iyi oluşu desteklemekten bilişsel işlevleri iyileştirmeye kadar birçok psikolojik faydası vardır.</p>
<p>Fakat modern dünyada bu duygu daha hassas ve kırılgan bir hale gelmiştir. Sürekli değişen şehirler, insanlar, ortamlar ve sosyal medya ile aynı anda maruz kalınan birçok hayat&#8230; İnsanlar artık sadece yaşadığı yere değil, zihninde taşıdığı onlarca farklı dünyaya bağlanıyor.</p>
<h3>İki Dünya Arasında Kalmak</h3>
<p>İnsan bazen çok sevdiği insanların yanında bile kendini uzak hissedebilir. Kalabalıkların içinde yalnızlık çekebilir. Çünkü ait olmak yalnızca fiziksel olarak o yerde bulunmak demek değildir; zihinsel ve duygusal olarak da o yerde olduğunu hissetmektir. Bazı insanların ise zihni hiçbir zaman tek bir yerde olmaz.</p>
<p>Psikolojide bu durum “arada kalmışlık” hissiyle açıklanır. Özellikle geçiş dönemlerinde (yeni bir şehre taşınırken, yeni bir işe başlarken, büyürken ya da kendi kimliğini inşa ederken) insan eski benliği ile yeni benliği arasında sıkışıp kalabilir. Bu süreçte kişi kendini iki dünya arasında asılı kalmış gibi hisseder. Ne geçmişi tamamen arkasında bırakabilir ne de yeni duruma, geleceğe tamamen yerleşebilir.</p>
<p>Özellikle birden fazla kültürle, şehirle, kimlikle büyüyen insanlar için ait hissedememe durumu daha derindir. Kişi bazen çocukluğunun geçtiği yere özlem duyar ama oraya geri döndüğünde oranın artık eskisi gibi olmadığını hisseder. Ama değişen tek şey o yer değildir; aslında kişinin kendisi de değişmiştir. Bir zamanlar “ev” dediği yer artık hafızasındaki bir anıya dönüşmüştür. İnsan en çok da bunu anlamakta zorlanır: Özlediği şey gerçekten o yer midir yoksa o yerde bıraktığı eski hali mi? Belki de ait hissedememenin en yorucu tarafı da budur. Sürekli eksik, yabancı hissetmek değil, hangi parçanın eksik olduğunu bilememek.</p>
<p>Bu yüzden bazı insanlar, hayatı boyunca elinde bir biletle istasyonlar arasında dolaşan yolcular gibidir. Her vardıkları yerde biraz soluklanırlar ama hiçbir şehir tamamen onların olmaz. Cam kenarında unutulmuş bavullar gibi içlerinde hep başka bir yere ait parçalar taşırlar. Bir tren yaklaşırken gitmek isterler, uzaklaşırken kalmak. Ne indikleri peron gerçekten bir varıştır onlar için ne de geride bıraktıkları yer tam anlamıyla bir geçmiş. Sanki hayat, ışıkları hiç sönmeyen büyük bir terminaldir; insanlar bir yerlere ulaşırken onlar hep geçiş hâlindedir.</p>
<h3>İnsan Kaç Yere Ait Olabilir?</h3>
<p>Belki de mesele gerçekten hiçbir yere ait olamamak değildir. Belki bazen insanın ruhu tek bir yere sığamayacak kadar büyür. Çünkü insan sadece yaşadığı yere ait olmaz; hatırlarına, değiştiği dönemlere, sevdiği insanlara, terk etmek zorunda kaldığı hislere de ait olur.</p>
<p>Çocukluğunu geçirdiğin şehirde bir parçanı taşırken, ilk kez özgür hissettiğin şehirde de başka bir parçanı taşırsın. Bir yerde öğrendiğin bir kelime, başka bir ülkede kurduğun dostluk, başka bir anın kokusu, başka insanların sende bıraktığı hisler&#8230;</p>
<p>İnsan fark etmeden kendisini birçok yere dağıtır. Belki de bu yüzden bazı insanlar köklerini tek bir yerde hissetmezler. Çünkü içlerinde aynı anda birden fazla hayat taşırlar. Yeni bir yere alışmaya çalışırken geride bıraktıkları başka bir yerin özlemi sessizce omuzlarına dokunur. Döndüklerinde bile tam anlamıyla dönmüş hissedememelerinin sebebi de budur; geride bıraktıkları kendine ait olan parçaları vardır. İnsan eski yerlere geri dönebilir ama eski haline geri dönemeyebilir. Ve belki de aidiyet dediğimiz şey sandığımız kadar kesin bir kavram değildir.</p>
<p>“Ait olmak tek bir şehirde eksiksiz hissetmek değil, parçalarının dağıldığı yerleri içinde taşıyabilmektir belki de.”</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/belki-de-ait-olmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sevginin Fark Etmediğimiz Hali: Koşullu Sevgi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/sevginin-fark-etmedigimiz-hali-kosullu-sevgi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sevginin-fark-etmedigimiz-hali-kosullu-sevgi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/sevginin-fark-etmedigimiz-hali-kosullu-sevgi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rümeysa Köse]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 23:30:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=31194</guid>

					<description><![CDATA[“Çocuk, sevildiğini koşullarla öğrenirse büyüdüğünde sevgiyi bir hak olarak değil kazanılması gereken bir ödül olarak görür.” Sevgi her bireyin ihtiyaç duyduğu doğal bir bağdır; fakat bazen fark etmeden bir koşula, beklentiye, hatta bir anlaşmaya dönüşür. Sevgi bazen bir bakışta bazen bir kelimenin içinde bazen de eksikliğini en çok hissettiğin anların içinde gizlidir. Bir çocuk için [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="container">
<div id="model-response-message-contentr_e372fa902d5d6fa2" class="markdown markdown-main-panel stronger enable-updated-hr-color" dir="ltr" aria-live="polite" aria-busy="false">
<p data-path-to-node="1">“Çocuk, sevildiğini koşullarla öğrenirse büyüdüğünde sevgiyi bir hak olarak değil kazanılması gereken bir ödül olarak görür.”</p>
<p data-path-to-node="2">Sevgi her bireyin ihtiyaç duyduğu doğal bir bağdır; fakat bazen fark etmeden bir koşula, beklentiye, hatta bir anlaşmaya dönüşür. Sevgi bazen bir bakışta bazen bir kelimenin içinde bazen de eksikliğini en çok hissettiğin anların içinde gizlidir. Bir çocuk için sevgi sadece hissettiği bir duygu değil çözmeye çalıştığı bir bilmecedir aynı zamanda. Hangi haliyle kabul edildiğini, ne zaman sevildiğini, ne yaparsa bu sevginin artacağını bulmaya çalışır. Bu arayışında da fark etmeden öğrenir: Sevgi her zaman kendiliğinden gelmez bazen hak edilmesi, bazen korunması, bazen de kaybetmemek için çaba harcanması gerekir. İşte tam olarak burada sevgi artık bir “bağ” olmaktan çıkar ve “koşul” haline gelir. Çocuk belki bunu doğrudan açıkça duymaz ama hisseder, öğrenir. Ağladığında kabul görmediği bir bakıştan, sustuğunda gelen kabul görmeden, başarılı olduğunda kavuştuğu bir sarılmadan, kendinden verdiği zamanlarda aldığı bir gülümsemeden&#8230; Tüm bu küçük, fark edilmeyen deneyimler aslında büyük etkiler yaratır: “Demek ki ben böyle olursam sevilirim.” Belirli bir zaman sonra bu durum artık sadece bir düşünce olmaktan çıkıp yaşam biçimi haline gelir. Fark etmeden çocuk sadece sevilmeyi değil koşullu sevgiyi öğrenir.</p>
<h2 data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Koşullu Sevgi: Fark Etmeden Öğrendiğimiz Sevgi Biçimi</b></h2>
<p data-path-to-node="4">Koşullu sevgi; sevginin kişinin varlığına değil başarılarına, davranışlarına, uyumlu oluşuna göre verilmesidir. Yani sevginin doğal bir bağ olmaktan çıkıp belirli şartlara bağlı hale gelmesidir. Çocuk için bu durum çok karmaşık gelir çünkü çocuk sevgiyi sorgulamaz anlamlandırır. Bir süre sonra koşullu sevgi çocukta içselleşir ve bir inanca dönüşür: “Sevilmek için belli biri olmam gerekiyor.” Artık çocuk kendisi olmaya çalışmaz sevilen versiyonu olmaya çalışır. Bazı duygularını bastırır üzüntü, öfke gibi bazı yanlarını ise büyütür uyumlu, fedakâr, iyi çocuk olan tarafını bazı hallerini ise tamamen saklar koşulsuz, olduğu haliyle sevgiye ihtiyaç duyduğu tarafını. Artık sadece var olmaya çalışmaz çünkü kabul edilmeye, sevilmeye, terk edilmemeye çalışır ve bunun için kendinden vazgeçmeye başlar. Olması gerektiği kişi olmaya çalışırken kendinden vazgeçtiğini fark etmez bile.</p>
<h2 data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">Bu Hikâye Nerede Başlar?</b></h2>
<p data-path-to-node="6">Bu sorunun cevabı çocukluk yaşantılarında saklıdır. Çünkü insanın sevgiyle ilk karşılaşması bakım vereni ile kurduğu ilişkidedir. Burada karşımıza “Bağlanma Kuramı” çıkar. Bağlanma kuramcısı John Bowlby’ye göre çocuk bakım vereni ile kurduğu bağ üzerinden hem kendisi hem de dünya ile ilgili temel inançlar geliştirir. Eğer çocuk tüm duyguları ile kabul görüyorsa, hata yaptığında da sevildiğini hissetmeye devam ediyorsa şöyle bir inanç geliştirir: “Ben olduğum halimle değerliyim ve seviliyorum.” Fakat çocuk sevgiyi başarıya, uyumlu olmasına, iyi çocuk olmaya bağlı görüyorsa farklı bir inanç geliştirir: “Sevilmek için kendimi değiştirmem lazım.” İşte “Koşullu Sevgi” tam olarak buradan doğar.</p>
<h2 data-path-to-node="7"><b data-path-to-node="7" data-index-in-node="0">İçimizdeki Görünmez Kurallar</b></h2>
<p data-path-to-node="8">Bu durumu en iyi açıklayan isimlerden biri de Carl Rogers’tır. Rogers bu süreci “Koşullu Kabul” olarak tanımlar. Rogers’a göre her insanın doğuştan gelen ihtiyaçları vardır: Kabul edilmek ve sevilmek. Ama çocuk bu ihtiyaçları her zaman koşulsuz şekilde deneyimleyemez. Çocuk bakım vereninin tepkilerine bakarak belli kurallar geliştirir. Hangi davranışlar ödüllendiriliyor, hangi davranışlar kabul görüyor gibi. Rogers bu kurallara “Değer Koşulları” der. Örneğin; ağlamamalıyım, her zaman başarılı olmalıyım, güçlü olmalıyım, herkesi mutlu etmeliyim&#8230; Rogers&#8217;a göre bu durum sonucunda <b data-path-to-node="8" data-index-in-node="586">gerçek benlik</b> ve <b data-path-to-node="8" data-index-in-node="603">ideal benlik</b> (olması istenilen benlik) arasında bir ayrım oluşur. Yani kişi gerçekte ne hissediyorsa onu bastırır kabul görmek için olması gereken versiyonu gibi olmaya başlar. Bu da zamanla içsel çatışmalara, değersizlik hissine, kendine yabancılaşmaya sebep olur.</p>
<h2 data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">Koşullu Sevginin Yetişkinlikteki Yansımaları</b></h2>
<p data-path-to-node="10">Koşullu sevgi çocuklukta öğrenilmeye başlanır ama etkisi yetişkinlikte görünür. Çocuklukta sevgi görmek için olması gereken çocuk olan birey büyüdüğü zaman da ilişkilerinde kendisi olmak yerine kabul edilebilir olanı oynamaya devam eder. Bireyin karşısına bu durum günlük hayatında ve ilişkilerinde şu şekilde ortaya çıkar:</p>
<ul data-path-to-node="11">
<li>
<p data-path-to-node="11,0,0">Sürekli onay aramak,</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="11,1,0">“Yeterince iyi miyim?” diye düşünmek,</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="11,2,0">Karşı tarafın sevgisini test etmek,</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="11,3,0">Hayır diyememek,</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="11,4,0">Mesajlara geç cevap verildiğinde huzursuz olmak,</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="11,5,0">İlişkide kendinden fazla verip tükenmek,</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="11,6,0">Karşı tarafın istek ve ihtiyaçlarını kendininkinin önüne koymak,</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="11,7,0">Sevilmediğini düşündüğünde hızlıca geri çekilmek ya da daha fazla çabalamak,</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="11,8,0">Sürekli yanlış bir şey mi yaptım? diye düşünmek,</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="11,9,0">Sürekli sevdiklerini kaybetme korkusu yaşamak,</p>
</li>
</ul>
<p data-path-to-node="12">Bunları yaşamak bir zayıflık değil bir zamanlar sevilmek için öğrenilen koşullardır. Yıllar geçer o çocuk büyür o çocukla birlikte koşullu sevgi sonucu öğrenilenler de büyümeye devam eder. Koşullar bu kez kişinin kurduğu ilişkilerde kendini gösterir. Bir mesajın geç gelmesiyle huzursuz olan, sevildiğini hissetmek için sürekli çabalayan, “yeterince iyi miyim?” diye sürekli kendini sorgulayan birine dönüşür insan. Ve bu durumu anlamak için bugününü irdeler durur oysa bu durumun kökleri çocukluk anılarında saklıdır.</p>
<h2 data-path-to-node="13"><b data-path-to-node="13" data-index-in-node="0">Sonuç</b></h2>
<p data-path-to-node="14">Şimdi şu soru geliyor akıllara: “Peki bu koşullu sevgi döngüsünü kırmak mümkün mü?” Bu sorunun cevabı basit bir “Evet” ya da “Hayır” dan çok daha derindir. Koşullu sevgi bir anda oluşmadığı gibi bir anda da çözümlenemez. Yıllar önce öğrenilmiş, içselleştirilmiş, çoğu zaman fark etmeden yaşam biçimi haline gelmiştir. Bu sebeple ilk adım onu değiştirmek değil fark etmektir. Kişi “Sevilmek için neden kendimi değiştirmem, belli koşullara uymam gerekiyor?” sorusunu sorduğu zaman ilk adımı atmış olur zaten. Değişim çoğu zaman direkt davranışı düzeltmekle değil o davranışın kaynağını görmekle başlar.</p>
<p data-path-to-node="15">En önemli farkındalık şudur: Geçmişte sevilmek için öğrendiğimiz koşullar bugün yaşadığımız ilişkileri yönetmek zorunda değildir. İnsan, geçmişini fark ettiğinde onu yeniden yazma gücüne de sahip olur. Koşullu sevgi döngüsünü kırmak bir “mükemmel olma” süreci değil tersine “olduğun gibi kalabilmeyi öğrenme” sürecidir. Ve bu süreç dışarıda değil insanın kendi içinde başlar. Belki de mesele hiçbir zaman sevilmemek değildi. Belki mesele hangi halimizin sevildiğini öğrenirken diğer hallerimizi sessizce geride bırakmamızdı. Şimdi yetişkinlikte yeniden o soruyla karşı karşıyayız: Eğer hiçbir şey kanıtlamak zorunda olmasaydık kim olurduk? Çünkü gerçek sevgi insanı değiştirmeye çalışmaz, onu görünür kılar. Belki de en derin iyileşme ilk kez hiçbir şart olmadan kabul edildiğimizi hissettiğimiz yerde başlar.</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/sevginin-fark-etmedigimiz-hali-kosullu-sevgi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hissetmemek: Duygusal Uyuşma ve Kaçınma</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/hissetmemek-duygusal-uyusma-ve-kacinma/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=hissetmemek-duygusal-uyusma-ve-kacinma</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/hissetmemek-duygusal-uyusma-ve-kacinma/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rümeysa Köse]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Mar 2026 23:30:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Zihin ve Davranış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=28843</guid>

					<description><![CDATA[“Hiçbir şey hissetmemek mümkün mü, yoksa bu da hissetmenin başka bir şekli mi?” Günlük hayattaki olaylara verilen tepkiler zamanla değişir. Bir zamanlar çok heyecanlandıran durumlar belli süre sonra eskisi gibi heyecanlandırmamaya, çok üzen durumlar artık o kadar da üzmemeye başlar hatta bazı durumlarda kişi hissettiği duyguyu tanımlayamaz bile. Sanki duyguların sesi kısılmış, iç dünya sessizleşmiş [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="2">“Hiçbir şey hissetmemek mümkün mü, yoksa bu da hissetmenin başka bir şekli mi?”</p>
<p data-path-to-node="3">Günlük hayattaki olaylara verilen tepkiler zamanla değişir. Bir zamanlar çok heyecanlandıran durumlar belli süre sonra eskisi gibi heyecanlandırmamaya, çok üzen durumlar artık o kadar da üzmemeye başlar hatta bazı durumlarda kişi hissettiği duyguyu tanımlayamaz bile. Sanki duyguların sesi kısılmış, iç dünya sessizleşmiş gibi. Bu durum çoğu zaman “rahatlama” olarak değil “boşluk hissi” olarak deneyimlenir. Bu durumlarda karşımıza çıkan psikoloji literatüründeki kavram emotional numbing olarak adlandırılan “duygusal uyuşmadır”.</p>
<h2 data-path-to-node="4"><b data-path-to-node="4" data-index-in-node="0">Duyguların Varlığı</b></h2>
<p data-path-to-node="5">Duygular, insan yaşamının ayrılmaz parçasıdır ve günlük yaşamdaki kararlarımızdan uzun vadeli hedeflerimize kadar birçok alanda etkilidir (Özyaral, 2024). Duygular, sadece içsel deneyimler değil aynı zamanda kişinin çevresiyle kurduğu ilişkinin de temelini oluşturur. Korku tehlikelerden korur, üzüntü kaybı anlamlandırır, mutluluk ise tekrar edilmesi gereken yaşantıları işaret eder. Duygular, kişinin hem kendisiyle hem de dünyayla kurduğu bağın dilidir.</p>
<p data-path-to-node="6">Ancak duygular her zaman denge içinde olmayabilirler. Yoğun stres, sürekli uyarılma, baş etmesi zor deneyimler bu dengeyi bozar. Burada da devreye <b data-path-to-node="6" data-index-in-node="147">duygu düzenleme</b> becerileri girer. Duygusal düzenleme duygusal durumların dengeli biçimde deneyimlenmesini, ifade edilmesini ve düzenlenmesini içerir. Duygu düzenleme ruh sağlığı alanında yadsınamaz bir öneme sahiptir çünkü bu süreçlerdeki işlevsel bozukluklar birçok psikolojik bozukluklarla yakından bağlantılıdır (Bozdemir, n.d.).</p>
<p data-path-to-node="7">Duygu düzenleme stratejileri uyarlanabilir ve uyumsuz stratejiler şeklindedir. Uyarlanabilir stratejilere “bilişsel yeniden yapılandırma” örnek verilebilir. Uyarlanabilir stratejiler dayanıklılığı arttırır, kaygıyı azaltma gibi olumlu psikolojik sonuçlarla ilişkilidir. Uyumsuz stratejilere ise ruminasyon ve duygusal baskılama örnek verilebilir. Uyumsuz stratejiler duygusal sıkıntıyı daha da kötüleştirebilmekle birlikte psikolojik rahatsızlıkların başlamasına katkıda bulunabilir (Bozdemir, n.d.).</p>
<p data-path-to-node="8">Duyguların tamamen ortadan kaldırılması mümkün olmasa da bireyin duygularını hissetmesi geçici olarak azalabilir. Bu durum başlangıçta bir eksiklik olarak görünse de aslında zihnin kendini koruma biçimidir. Bu duruma duygusal uyuşma denir.</p>
<h2 data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">Bir Savunma Mekanizması: Hissetmemek</b></h2>
<p data-path-to-node="10">Duygusal uyuşma, yalnızca üzülmemek değil; aynı zamanda sevinç, heyecan, bağlılık gibi olumlu duyguların da körelmesi anlamına gelir. Bu durum çoğunlukla bilinçli bir tercih değildir. Aksine kişinin baş edemediği yoğun duygusal yük karşısında geliştirdiği bir savunma mekanizmasıdır.</p>
<p data-path-to-node="11">Psikolojide bu süreç <b data-path-to-node="11" data-index-in-node="21">deneyimsel kaçınma</b> olarak da açıklanır. Deneyimsel kaçınma, kişilerin olumsuz deneyimleriyle temas halinde kalmak istememesi, bu deneyimlerin biçimini ve sıklığını, olumsuz duygu ve düşüncelere neden olacak taraflarını değiştirmeye çalışmasıdır.</p>
<p data-path-to-node="12">Kaçınma davranışlarının temelde üç bileşeni vardır: duygusal kaçınma, bilişsel kaçınma ve davranışsal kaçınma. Duygusal kaçınma, kişilerin rahatsız edici duygusal deneyimlerden kaçınmak, duygusal acıyı hissetmemek amacıyla çeşitli kaçınma davranışlarında bulunmasıdır. Duyguların bastırılması da uzun vadede hissizleşme gibi sonuçlanmaktadır aynı zamanda psikolojik bozuklukların da gelişmesine neden olabilmektedir (Caner, 2025).</p>
<p data-path-to-node="13">Deneyimsel kaçınmada birey rahatsız edici duygu ve düşüncelerden kaçmak isterken zihin yalnızca acıyı değil onunla gelen diğer tüm duyguları da kapatır. Bu durumu bir ses ayar düğmesine benzetmek mümkündür. Başlangıçta yalnızca rahatsız edici sesleri kısmak için kullanılan bu düğme zamanla tüm sesleri kısar hale gelir. Sonuçta ortaya çıkan durum sessizliktir, fakat bu sessizlik huzurla değil boşluk hissiyle doludur.</p>
<p data-path-to-node="14">Araştırmalar duygusal uyuşmanın özellikle yoğun stres, travmatik deneyimler ve uzun süreli duygusal yüklenmeler sonrasında daha sık ortaya çıktığını göstermektedir. “Fazla hissetmekten yorulmak” zamanla “hiç hissetmemeyi tercih etmek” gibi bir sürece dönüşebilir.</p>
<h2 data-path-to-node="15"><b data-path-to-node="15" data-index-in-node="0">Günlük Hayatta Duygusal Uyuşma</b></h2>
<p data-path-to-node="16">Duygusal uyuşma çoğu zaman ani ve dramatik bir şekilde ortaya çıkmaz. Yavaş yavaş gerçekleşen ve fark edilmesi zor bir süreçtir. Kişi daha önce keyif aldığı aktivitelerden artık aynı keyfi almadığını fark eder. Sosyal ilişkilerde yüzeysel bağlar oluşur; konuşmalar sürer, etkileşim devam eder ancak duygusal bir yakınlık hissedilmemeye başlar.</p>
<p data-path-to-node="17">Bazı durumlarda birey nasıl hissetmesi gerektiğini bildiği halde bunu içsel olarak hissedemez. Örneğin mutlu olması gereken bir zamanda nötr kalmak ya da üzücü bir olay karşısında tepkisiz kalmak gibi. Bu kişinin kendisiyle olan bağını da zayıflatabilir. Çünkü duygularımız aynı zamanda kimliğimizin de bir parçasıdır.</p>
<h2 data-path-to-node="18"><b data-path-to-node="18" data-index-in-node="0">Sonuç: Hissetmeye Yeniden Yaklaşmak</b></h2>
<p data-path-to-node="19">Duygusal uyuşma kalıcı bir durum olmak zorunda değildir. Ama süreçten çıkış da bir anda yeniden hissetmeye başlamak şeklinde gerçekleşmez. Duygusal uyuşmadan kurtulmak küçük ve fark edilmesi zor adımlarla ilerler.</p>
<ol start="1" data-path-to-node="20">
<li>
<p data-path-to-node="20,0,0"><b data-path-to-node="20,0,0" data-index-in-node="0">Gün İçinde “Ne Hissediyorum?” Farkındalığı:</b> Gün içinde kısa molalar verip içsel durumunu fark etmeye çalışmak duygularla temas kurmanın ilk adımıdır. Bu soruya her seferinde net bir cevap verilemeyebilir önemli olan iç dünyaya kısa bir bakış atmaktır.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="20,1,0"><b data-path-to-node="20,1,0" data-index-in-node="0">Duyguları İsimlendirmeye Çalışmak:</b> Duygular karmaşık ve belirsiz olabilir. Bu yüzden hissedilen duyguyu tek bir kelimeyle açıklamaya çalışmak zihnin duyguları organize etmesine yardımcı olabilir.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="20,2,0"><b data-path-to-node="20,2,0" data-index-in-node="0">Bedensel Sinyallere Dikkat Etmek:</b> Duygular her zaman zihinde değil çoğunlukla bedende hissedilir. Omuzlarda gerginlik, göğüste sıkışma duygusal durumun bedensel yansımaları olabilir. Gün içinde aralıklarla bedensel semptomlara odaklanmak duygulara dolaylı bir kapı açabilir.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="20,3,0"><b data-path-to-node="20,3,0" data-index-in-node="0">Küçük Keyif Anlarını Fark Etmek:</b> Duygusal uyuşma yaşayanlar genelde olayların hiçbir şey hissettirmediğini düşünürler. Fakat burada amaç büyük mutluluklar değil küçük ve kısa süreli olumlu yaşantıları fark etmektir. Bir kahve içmek, sevilen bir müziği dinlemek gibi anlar duygusal sistemin yeniden aktive olmasına yardımcı olur.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="20,4,0"><b data-path-to-node="20,4,0" data-index-in-node="0">Otomatik Kaçınmaları Fark Etmek:</b> Zorlayıcı durumlar ortaya çıktığında dikkat dağıtmak, sürekli meşgul olmak, düşünmemeye çalışmak sık kullanılan kaçınma davranışlarıdır. Bu anları fark etmek ve kaçmak yerine birkaç saniye durabilmek duygularla teması arttırır.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="20,5,0"><b data-path-to-node="20,5,0" data-index-in-node="0">Güvenli Bir Kişiyle Paylaşım Kurmak:</b> Duygular bazen tek başına anlamlandırılamaz güvende hissedilen bir kişiyle paylaşımda bulunmak duyguların tekrar hissedilmesini ve düzenlenmesini kolaylaştırır.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="20,6,0"><b data-path-to-node="20,6,0" data-index-in-node="0">Kendine Karşı Daha Şefkatli Olmak:</b> Duygusal uyuşma yaşayan kişiler kendini “Ben neden böyleyim?” diyerek eleştirirler. Oysa bu durum zayıflık değil zihnin kendini koruma şeklidir. Bireyin kendisine daha anlayışlı yaklaşması bu sürecin sağlıklı ilerlemesini sağlar.</p>
</li>
</ol>
<p data-path-to-node="21">Unutulmamalıdır ki bu adımların amacı duyguları zorla ortaya çıkarmak değil onlara yeniden alan açmaktır. Çünkü duygular bastırıldığında kaybolmaz, ortadan kalkmaz sadece sessizleşir. Ve çoğu zaman küçük bir <b data-path-to-node="21" data-index-in-node="208">farkındalık</b> anı bile bu sessizliği bozmak için yeterli olur.</p>
<p data-path-to-node="22">“Bazen hiçbir şey hissetmemek, aslında çok fazla şey hissetmiş olmanın en sessiz ifadesidir.”</p>
<h2 data-path-to-node="24"><b data-path-to-node="24" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<p data-path-to-node="25">Bozdemir, B. S. Duygular ve Psikopatoloji. Prof. Dr. Bilal Semih Bozdemir. Caner, D. (2025). Benlik Ayrımlaşması İle Travma Sonrası Büyüme ve Travma Sonrası Stres Arasındaki İlişkide Psikolojik Sağlamlık Ve Deneyimsel Kaçınmanın Aracı Rolü (Master&#8217;s thesis, Sosyal Bilimler Enstitüsü). Özyaral, O. (2024). KALICI DUYGULAR: DUYGULARI KONTROL ETME ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME. UMAY Sanat ve Sosyal Bilimler Dergisi, 2(2), 76-87.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/hissetmemek-duygusal-uyusma-ve-kacinma/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sevmek İsterken Kaçmak: Yakınlığın Gizli Korkusu</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/sevmek-isterken-kacmak-yakinligin-gizli-korkusu/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sevmek-isterken-kacmak-yakinligin-gizli-korkusu</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/sevmek-isterken-kacmak-yakinligin-gizli-korkusu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rümeysa Köse]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Feb 2026 08:58:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlişkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=26279</guid>

					<description><![CDATA[Sevgiye, yakınlığa en çok ihtiyaç duyduğumuz anlarda neden mesafe koymak isteriz? Biriyle olan yakınlaşmanız arttıkça içiniz ısınmak yerine daralıyor mu? İlişki derinleşmeye başladığında geri çekilme isteği mi doğuyor? Belki de mesele sevememek değil, yakınlığın sizin dünyanıza güvenli bir deneyim olarak yerleşmemiş olmasıdır. Yakınlık Algısının Şekillenmesi: Bağlanma İnsanlar doğaları gereği bağ kurmaya ihtiyaç duyarlar. John Bowlby’nin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="flex flex-col text-sm pb-25">
<article class="text-token-text-primary w-full focus:outline-none [--shadow-height:45px] has-data-writing-block:pointer-events-none has-data-writing-block:-mt-(--shadow-height) has-data-writing-block:pt-(--shadow-height) [&amp;:has([data-writing-block])&gt;*]:pointer-events-auto scroll-mt-[calc(var(--header-height)+min(200px,max(70px,20svh)))]" dir="auto" tabindex="-1" data-turn-id="request-WEB:5767ce5e-b86b-4c79-bdf4-97004326e903-10" data-testid="conversation-turn-8" data-scroll-anchor="true" data-turn="assistant">
<div class="text-base my-auto mx-auto pb-10 [--thread-content-margin:--spacing(4)] @w-sm/main:[--thread-content-margin:--spacing(6)] @w-lg/main:[--thread-content-margin:--spacing(16)] px-(--thread-content-margin)">
<div class="[--thread-content-max-width:40rem] @w-lg/main:[--thread-content-max-width:48rem] mx-auto max-w-(--thread-content-max-width) flex-1 group/turn-messages focus-visible:outline-hidden relative flex w-full min-w-0 flex-col agent-turn" tabindex="-1">
<div class="flex max-w-full flex-col grow">
<div class="min-h-8 text-message relative flex w-full flex-col items-end gap-2 text-start break-words whitespace-normal [.text-message+&amp;]:mt-1" dir="auto" data-message-author-role="assistant" data-message-id="ae240ddb-5768-412f-8abf-986802c13b1a" data-message-model-slug="gpt-5-2">
<div class="flex w-full flex-col gap-1 empty:hidden first:pt-[1px]">
<div class="markdown prose dark:prose-invert w-full wrap-break-word light markdown-new-styling">
<p data-start="56" data-end="384">Sevgiye, yakınlığa en çok ihtiyaç duyduğumuz anlarda neden mesafe koymak isteriz? Biriyle olan yakınlaşmanız arttıkça içiniz ısınmak yerine daralıyor mu? İlişki derinleşmeye başladığında geri çekilme isteği mi doğuyor? Belki de mesele sevememek değil, yakınlığın sizin dünyanıza güvenli bir deneyim olarak yerleşmemiş olmasıdır.</p>
<h2 data-start="386" data-end="434"><strong data-start="389" data-end="434">Yakınlık Algısının Şekillenmesi: Bağlanma</strong></h2>
<p data-start="436" data-end="1096">İnsanlar doğaları gereği bağ kurmaya ihtiyaç duyarlar. John Bowlby’nin bağlanma kuramına göre bebekler ancak onlara bakmaya ve onları korumaya istekli bir yetişkin varsa yaşamlarını sürdürebilirler (Kesebir &amp; ark., 2011). Bowlby’e göre bağlanma; “Kişilerin korktukları, hastalandıkları ya da yorulduklarında bir nesneye, kişiye karşı duydukları güçlü yakınlık arzusudur.” Erken çocukluk döneminde bu yakınlık arzusunun karşılanıp karşılanmamasına göre <strong data-start="888" data-end="909">bağlanma stilleri</strong> ortaya çıkar (Dalgar &amp; ark., 2021). Bağlanma kuramına göre bebeklerin bakım verenleri ile kurduğu ilişki yalnızca o dönemi değil, ileride kurulacak tüm yakın ilişkileri de şekillendirir.</p>
<h2 data-start="1098" data-end="1137"><strong data-start="1101" data-end="1137">Günlük Hayatta Bağlanma Stilleri</strong></h2>
<p data-start="1139" data-end="1869">Bağlanma kuramına göre ebeveyn davranışları ve çocukla etkileşim biçimleri daha sonraki yıllarda bireylerin yakın ilişkilerden beklentilerini, inançlarını ve tutumlarını etkileyen “İçsel Çalışma Modellerini” oluşturur. İçsel Çalışma Modelinde kişinin zihninde kendisi ile bağlandığı kişiler arasındaki etkileşimi barındıran ve sonraki ilişkilerindeki algı, beklenti ve davranışlarını yönlendiren bir harita üzerinde yol bulunur. Kurama göre anne-çocuk etkileşiminde zihnin iki temel şeması vardır; bu şemalar birbirini doğrulayıcı ve tamamlayıcı şekilde gelişir. Bunlar “Değerli Ben” ve “Güvenilir O” şemalarıdır. Bu iki şema yakın ilişkilerdeki bağlanma kaygısı, mesafe ve kaçınma davranışıyla ilişkilidir (Kesebir &amp; ark., 2011).</p>
<p data-start="1871" data-end="2075">Bağlanma teorisi bireylerin yetişkinliklerindeki romantik ilişkileri ile çocukluktaki bakım verenleriyle olan ilişkilerine paralellik gösteren “Üç Ana Bağlanma Stili” ortaya koyar (Levine &amp; Heller, 2025).</p>
<ol data-start="2077" data-end="3138">
<li data-start="2077" data-end="2345">
<p data-start="2080" data-end="2345"><strong data-start="2080" data-end="2101">Güvenli Bağlanma:</strong> “Değerli Ben” + “Güvenilir O” şemaları vardır. Bu bağlanma stiline sahip kişi kendini sevilebilir, değerli ve yeterli görür. Karşısındaki kişiyi ise ulaşılabilir, destekleyici ve güvenli olarak algılar. Bu insanlar yakınlık konusunda rahattır.</p>
</li>
<li data-start="2347" data-end="2692">
<p data-start="2350" data-end="2692"><strong data-start="2350" data-end="2371">Kaygılı Bağlanma:</strong> “Değersiz Ben” + “Güvenilir O” şemaları vardır. Burada kişi kendini yeterince değerli ve sevilebilir olarak görmeyebilir. Karşısındakini ise değerli ve önemli görür; ancak onun da sürekliliğinden emin değildir. Terk edilme korkusu yüksek düzeydedir. Yakınlık ihtiyacı yoğundur, mesafe ise terk edilme kaygısını tetikler.</p>
</li>
<li data-start="2694" data-end="3138">
<p data-start="2697" data-end="3138"><strong data-start="2697" data-end="2719">Kaçıngan Bağlanma:</strong> “Değerli Ben” + “Güvenilmez O” şemaları vardır. Kişi kendini güçlü, bağımsız ve yeterli görür. Ancak başkalarını duygusal olarak güvenilmez ya da hayal kırıklığı yaratabilecek olarak algılar. Onlar için yakınlık kontrol kaybı ve incinme riski demektir. Duygusal ihtiyaçlar ve yakınlık ihtiyacı bastırılabilir ya da küçümsenebilir. Kaçıngan birey için yakınlık sevgi değil, savunma sistemini aktive eden bir deneyimdir.</p>
</li>
</ol>
<h2 data-start="3140" data-end="3222"><strong data-start="3143" data-end="3222">Yakınlık Neden Tehlikeli Gelir? Kaçıngan Bağlanmanın Psikolojik Dinamikleri</strong></h2>
<p data-start="3224" data-end="3563">Kaçıngan bağlanma stilinde birey, karşısındaki kişiyi duygusal olarak güvenilmez ve hayal kırıklığı yaratma potansiyeline sahip olarak algılar. Bu nedenle yakınlık ihtiyaç duyulan bir bağdan çok kontrol kaybı ve incinme ihtimalini temsil eder. İşte bu noktada yakınlık, güvenli bir liman olmaktan çıkarak tehlikeli bir alan haline dönüşür.</p>
<p data-start="3565" data-end="3868">Kaçıngan bağlanmada mesele sevememek değil güvenememektir. Çünkü “Güvenilmez O” şeması karşıdaki kişiyi potansiyel bir destek figüründen çok hayal kırıklığı yaratabilecek biri olarak algılar. Bu nedenle yakınlık, duygusal bir ihtiyaçtan ziyade savunma sistemini harekete geçiren bir uyaran görevi görür.</p>
<p data-start="3870" data-end="4272">Kaçıngan bağlananlarda ilişkide yakınlık arttıkça içsel alarm sistemi aktive olur. Yakınlaşmak; kırılgan olmak, ihtiyaç duymak anlamına gelir. Kişinin geçmiş yaşantılarında yakınlık, ihtiyaçların karşılanmadığı ve duygusal temasın güvenli olmadığı şeklinde deneyimlenmiş ise zihin yakınlığı “risk” olarak algılar. Bu durumda kişi bilinçli olarak değil, otomatik olarak yakınlık karşısında mesafe koyar.</p>
<p data-start="4274" data-end="4421">Yakınlık arttıkça geri çekilmek, soğumak ya da ilişkiyi sabote etmek sevgisizlikten değil, psikolojik olarak kendini koruma çabasından kaynaklanır.</p>
<h2 data-start="4423" data-end="4502"><strong data-start="4426" data-end="4502">Yakınlık Neden “Tehdit Olarak” Algılanır? Erken Dönem İlişki Deneyimleri</strong></h2>
<p data-start="4504" data-end="5132">İlişkide kurulan yakınlığın tehdit olarak algılanması çoğu zaman bugüne ait bir değerlendirme değildir; erken dönem ilişki deneyimlerinin içselleştirilmiş izleriyle bağlantılıdır. <strong data-start="4684" data-end="4703">Bağlanma kuramı</strong> çerçevesinde bakım veren ile kurulan ilk ilişkiler çocuğun hem kendilik algısını hem de başkalarına dair beklentilerini şekillendirir. Duygusal ve fiziksel ihtiyaçların tutarlı ve duyarlı bir şekilde karşılanmadığı; çocuğun üzüntü, korku ve yakınlık arayışlarında bakım vereninin mesafeli, reddedici ya da aşırı bağımsızlığı vurgulayan tutumlar sergilemesi çocukta önemli bir uyum stratejisine sebep olur: İhtiyaçları bastırmak.</p>
<p data-start="5134" data-end="5814">Erken çocukluk döneminde bakım verenin fiziksel olarak var olsa bile duygusal olarak erişilebilir olmaması çocuğun “yakınlık talep etmek sonuç vermez” ya da “ihtiyaçları göstermek zayıflıktır” şeklinde inançlar geliştirmesine yol açabilir. Duygusal ihtiyaçların tutarlı olarak karşılanmadığı, yakınlığın zaman zaman geri çekilme ya da mesafe ile sonuçlandığı deneyimler çocuk zihninde belirli bir öğrenme yaratır: Yakınlık güvenli olmayabilir. Bu öğrenme bir hatıra olarak değil, içsel bir ilişki şeması olarak varlığını korur. Bu nedenle ilişkilerde ortaya çıkan yakınlığa karşı mesafe koyma mevcut partnerlerle ilgili değil, geçmişte oluşmuş bir koruma mekanizmasıyla ilgilidir.</p>
<p data-start="5816" data-end="6057">Kaçıngan bağlanma örüntüsü duygusal bir termostata benzetilebilir. Yakınlık belirli bir eşiği aştığında sistem dengeyi sağlamak amacıyla mesafeyi artırır. Bu bilinçli bir tercih olmaktan çok erken dönemde öğrenilmiş bir regülasyon biçimidir.</p>
<h2 data-start="6059" data-end="6105"><strong data-start="6062" data-end="6105">Kaçınganların Gündelik Korunma Araçları</strong></h2>
<p data-start="6107" data-end="6629">• “Bağlanmaya hazır değilim.” demek.<br data-start="6143" data-end="6146" />• Partnerdeki ufak kusurlara takılıp bunun duyguları sekteye uğratmasına izin vermek.<br data-start="6231" data-end="6234" />• Geçmiş partnerlerden sıkça bahsedip kıyaslama yapmak.<br data-start="6289" data-end="6292" />• Karşı tarafa hisleri olduğunu vurgulayıp “Seni seviyorum” diyememek.<br data-start="6362" data-end="6365" />• İlişkide hiçbir sorun yokken uzaklaşmak.<br data-start="6407" data-end="6410" />• Fiziksel yakınlıktan kaçınmak.<br data-start="6442" data-end="6445" />• Sır saklamak, meseleleri belirsiz bırakmak.<br data-start="6490" data-end="6493" />• İlişki içinde olmadığı günlere özlem duymak.<br data-start="6539" data-end="6542" />• “Mükemmel partner” kriterlerini aramak.<br data-start="6583" data-end="6586" />• Tek başına kalmak için fırsat kollamak.</p>
<h2 data-start="6631" data-end="6643"><strong data-start="6634" data-end="6643">Sonuç</strong></h2>
<p data-start="6645" data-end="6813">Yakınlık bazı insanlar için bir alarmdır. <strong data-start="6687" data-end="6708">Kaçıngan bağlanma</strong> örüntüsünde yakınlıktan kaçınma çoğu zaman sevgisizlik değil, geçmişte öğrenilmiş bir korunma biçimidir.</p>
<p data-start="6815" data-end="7189">Ancak bağlanma örüntüleri sabit yapılar değildir. İçsel çalışma modelleri, yeni ve tutarlı ilişki deneyimleriyle dönüşebilir. İhtiyaç duyduğunda karşılık bulmak, kırılgan olduğunda reddedilmemek ve yakınlaştığında incinmemek; zihnin tehdit algısını yeniden düzenleyebilir. Böylece bir zamanlar alarm yaratan yakınlık, zamanla düzenleyici ve güvenli bir deneyime evrilebilir.</p>
<p data-start="7191" data-end="7361">Belki de mesele yakınlıktan kaçmak değildir. Belki mesele yakınlığın bir zamanlar tehlikeli olmuş olabileceğini kabul etmek ve onu yeniden öğrenmeye cesaret edebilmektir.</p>
<p data-start="7363" data-end="7451">“Çünkü insanın temel ihtiyacı yalnızca bağımsız kalmak değil, güvenle bağlanabilmektir.”</p>
<h2 data-start="7458" data-end="7473"><strong data-start="7461" data-end="7473">Kaynakça</strong></h2>
<p data-start="7475" data-end="7600">Bı̇lgı̇ç, Ö., &amp; Evrensel, Ö. Ü. A. Kaygılı-Kaçıngan Kapanı: Bağlanma Stilleri Kapsamında Romantik İlişkilerin Ele Alınması.</p>
<p data-start="7602" data-end="7795">Dalgar, G., Civil, F., Savaş, E. N., &amp; Şahin, A. (2022). Attachment In Early Childhood: An Examination From John Bowlby And Mary Ainsworth. <em data-start="7742" data-end="7779">Eurasian Journal Of Health Sciences</em>, 5(1), 85-92.</p>
<p data-start="7797" data-end="7931">Kesebir, S., Kavzoğlu, S. Ö., &amp; Üstündağ, M. F. (2011). Bağlanma Ve Psikopatoloji. <em data-start="7880" data-end="7913">Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar</em>, 3(2), 321-342.</p>
<p data-start="7933" data-end="8074" data-is-last-node="" data-is-only-node="">Levine, A., &amp; Heller, R. (2025). <em data-start="7966" data-end="8021">Bağlanma: Aşkı Bulmanın Ve Korumanın Bilimsel Yolları</em> (25. Basım). (E. Güldemler, Çev.). Aganta Yayınları.</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</article>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/sevmek-isterken-kacmak-yakinligin-gizli-korkusu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
