<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Reyyan Ünaldı &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/reyyanunaldi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Sat, 11 Apr 2026 12:18:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Reyyan Ünaldı &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>O Palyaço Benim</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/o-palyaco-benim/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=o-palyaco-benim</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/o-palyaco-benim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reyyan Ünaldı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Apr 2026 21:55:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dijital Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=30255</guid>

					<description><![CDATA[“Hiçbir şeyden zevk alamıyorum, çok mutsuzum.” demiş karşısında oturan doktora bakarken hasta. “Şehirde bir palyaço var, ona git, o seni güldürür.” diye cevap vermiş doktor. Derin bir iç çekmiş hasta. “O palyaço benim.” Bu hikâyeyi eminim bir yerlerde okumuşsunuzdur, tam olarak böyle olmasa da, buna benzeyen bir hikâye muhakkak görmüşsünüzdür. Doktorun kendisine gelen hastayı yeterince [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div id="chat-history" class="chat-history-scroll-container">
<div id="0baf929803fa8517" class="conversation-container message-actions-hover-boundary ng-star-inserted">
<div class="user-query-container">
<div id="user-query-content-1" class="query-content ng-star-inserted verticle-align-for-single-line-text" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ3ucQahgKEwjt5ZHVhOOTAxUAAAAAHQAAAAAQqh0">
<div class="query-text gds-body-l" dir="ltr" role="heading" aria-level="2">
<p class="query-text-line ng-star-inserted"><b data-path-to-node="1" data-index-in-node="0">“Hiçbir şeyden zevk alamıyorum, çok mutsuzum.”</b> demiş karşısında oturan doktora bakarken hasta. “Şehirde bir palyaço var, ona git, o seni güldürür.” diye cevap vermiş doktor. Derin bir iç çekmiş hasta. <b data-path-to-node="1" data-index-in-node="201">“O palyaço benim.”</b></p>
</div>
</div>
</div>
<div>
<div class="response-container response-container-with-gpi ng-tns-c403943283-397 no-background response-container-has-multiple-responses" data-hveid="1">
<div class="presented-response-container ng-tns-c403943283-397" data-hveid="2">
<div class="response-container-content ng-tns-c403943283-397">
<div class="response-content ng-tns-c403943283-397">
<div class="container">
<div id="model-response-message-contentr_0baf929803fa8517" class="markdown markdown-main-panel stronger enable-updated-hr-color" dir="ltr" aria-live="polite" aria-busy="false">
<p data-path-to-node="2">Bu hikâyeyi eminim bir yerlerde okumuşsunuzdur, tam olarak böyle olmasa da, buna benzeyen bir hikâye muhakkak görmüşsünüzdür. Doktorun kendisine gelen hastayı yeterince umursamayıp başından savmaya çalışıyormuş gibi görünmesini bir kenara bırakırsak, eminim bu kısacık hikâye aklınıza bir sürü düşünce getirmiştir. Ya da belki gülüp geçmişsinizdir. Gün içinde görüp de üstünde hiç durmadan hızlıca geçtiğimiz başka bir sürü içerik gibi&#8230;</p>
<p data-path-to-node="3">Bugün çok büyük bir çoğunluğumuz çeşitli sebep ve motivasyonlarla farklı farklı sosyal medya mecralarını aktif şekilde kullanıyoruz. Bildirimleri kontrol etmek, kısa videoları dakikalarca kaydırmak artık bizim için üzerine düşündüğümüz bir eylem değil, her boş anımızda otomatik şekilde elimizin gittiği bir alışkanlık. Hayatımızı bu denli ele geçirmiş ekranın ardındaki bu sanal dünya, elbette ekranın dışındaki gerçek yaşamlarımızı da büyük ölçüde etkiliyor.</p>
<h2 data-path-to-node="4"><b data-path-to-node="4" data-index-in-node="0">Algıyı Yönetmek</b></h2>
<p data-path-to-node="5">Erving Goffman, Impression Management (<b data-path-to-node="5" data-index-in-node="39">İzlenim Yönetimi</b>) teorisini ortaya atan isimdir. Bu teoriye göre insanlar, diğer insanların kendileri hakkındaki algısını yönetebilir ve düzenleyebilirler. Şüphesiz, sosyal bir ortamdayken insanların bizimle ilgili neyi görüp neyi görmeyeceğini seçebiliriz. Bizi nasıl tanımalarını istiyorsak o şekilde onların algılarını “yönetebiliriz”. Goffman, bu sebeple hayatı bir tiyatro sahnesine benzetir, biz de çeşitli roller üstlenen oyuncularızdır (Goffman, 1990, aktaran Al-Shatti, 2022).</p>
<p data-path-to-node="6">Birbirimizi yakından gördüğümüz, birbirimizin duygularına daha kolay şahitlik edebildiğimiz gerçek dünyada bile bunu yapabiliyorsak, ekranın dışındaki hiç kimsenin ekrandaki videonun arka planıyla ilgilenmediği sosyal medyada ne kadar iyi saklanabileceğimizi tahmin etmek zor değil. Sadece ekran yüzü hâline gelmiş içerik üreticileri de değil, hepimiz sosyal medya için kendimize yeni kişilikler ve görevler belirleyebiliyoruz. Neyi paylaşacağımızı biz seçiyoruz, insanların ne kadarını göreceklerine biz karar veriyoruz. Neredeyse tüm gününü “paylaşan” içerik üreticileri bile aslında o günün ne kadarını görmemizi istiyorsa bize onu sunuyor. Hem onların hem bizim paylaştıklarımız iki tıkla beğenildiğinde de kendimizi onaylanmış hissediyoruz. Evet! Doğru şeyi paylaşmışım. Goffman’ın teorisine göre, bu zaten beklenen ve hep olan bir durum. Sonuç olarak algımız “yönetilmiş” ve bir noktada bozulmuş oluyor.</p>
<h2 data-path-to-node="7"><b data-path-to-node="7" data-index-in-node="0">Beğeniler ve Arkadaşlar</b></h2>
<p data-path-to-node="8"><b data-path-to-node="8" data-index-in-node="0">Öz Temsil</b>; özün, kişinin kendi yorum ve değerlendirmesine göre olan zihinsel temsili anlamına gelir (Karakaş, 2017). Katılımcıların sosyal medyadaki öz temsilleriyle depresyon semptomları arasındaki ilişki inceleyen bir araştırma, katılımcıların çoğunun günde ortalama 1-3 saat sosyal medyada vakit geçirdiğini ve %88 gibi büyük bir oranının birden fazla sosyal medya sitesine üye olduğunu göstermiştir. Bununla birlikte, yalnızca üçte biri sosyal medya mecralarını arkadaşlarıyla iletişim kurmak için kullanıyor. Bu araştırmayla elde ettiğimiz en önemli bulgulardan biri, sosyal medya kullanıcılarının paylaştıkları selfie ve fotoğraflara olumlu geri dönüş aldığında tatmin olmuş hissetmeleri. Aynı şekilde, kendileri de arkadaşlarının paylaşımlarına geri bildirim vererek onlara desteklerini ve sempatilerini gösteriyorlar (Loucia, 2018).</p>
<p data-path-to-node="9">Aynı araştırma, katılımcıların neredeyse yarısının hafif depresif belirtiler gösterdiğini ama yine de sosyal medyada kendilerini mutlu ve coşkulu şekilde ifade ettiklerini ortaya koyuyor. Bu duruma da <b data-path-to-node="9" data-index-in-node="201">“Smiling Depression”</b> (gülümseyen/maskeli depresyon) adını verebiliriz (Loucia, 2018).</p>
<h2 data-path-to-node="10"><b data-path-to-node="10" data-index-in-node="0">Sonuç</b></h2>
<p data-path-to-node="11">Sosyal medyada gördüğümüz gülen yüzlerin arkasında nelerin gizlendiğini, tıpkı doktorun palyaçonun palyaço olduğunu fark edememesi gibi belki de hiçbir zaman anlayamayacağız. Ama sosyal medyanın bütün olayının bu olduğunu kabul etmek, kendimizi başkalarıyla kıyaslayıp kötü hissetmeden önce yapabileceğimiz en iyi şey. Bütün bu sistemden bir adım geri çekilip gerçekten ne hissettiğimiz, beğendiğimiz ve istediğimiz üzerine düşünmek de kendimize yapabileceğimiz çok büyük bir iyilik. Çünkü bizim karar vermediğimiz her saniye, bir başkası bizim için verecek.</p>
<h2 data-path-to-node="12"><b data-path-to-node="12" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<p data-path-to-node="13">Al-Shatti, E., Ohana, M., Odou, P., &amp; Zaitouni, M. (2022). Impression management on instagram and unethical behavior: The role of gender and social media fatigue. International journal of environmental research and public health, 19(16), 9808.</p>
<p data-path-to-node="14">Demetriou, L. (2018). The smiling depression of the social media: Psychological aspects of social media on mental well-being. 1. Uluslararası Psikoloji Kongresi Bildiriler Kitabı (ss. 119-127). Frederick University.</p>
<p data-path-to-node="15">Karakaş, S. (2017). Prof. Dr. Sirel Karakaş Psikoloji Sözlüğü: Bilgisayar Programı ve Veritabanı &#8211; <a class="ng-star-inserted" href="https://www.psikolojisozlugu.com/" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwjt5ZHVhOOTAxUAAAAAHQAAAAAQtR0">www.psikolojisozlugu.com</a> (sürüm: 5.2.0/2022)</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/o-palyaco-benim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sanal Sığınaklarımız</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/sanal-siginaklarimiz/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sanal-siginaklarimiz</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/sanal-siginaklarimiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reyyan Ünaldı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Feb 2026 21:50:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Medya ve Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=24868</guid>

					<description><![CDATA[Sonunu bildiğimiz, bildiğimiz için artık bizi çok da heyecanlandırmaması gereken bir dizi ya da filmi neden defalarca kez tekrar izlemek isteriz? Repliklerini ezberleyecek seviyeye gelmemize rağmen bizi ilk izleyişimizdeki kadar heyecanlandıran ya da güldüren nedir? İzleme alışkanlıklarımıza eşlik eden karakter hayranlıkları neyden kaynaklanır? Neden aynı şeyi izlememize rağmen bir başkası A karakterini haklı ve sempatik [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="3">Sonunu bildiğimiz, bildiğimiz için artık bizi çok da heyecanlandırmaması gereken bir dizi ya da filmi neden defalarca kez tekrar izlemek isteriz? Repliklerini ezberleyecek seviyeye gelmemize rağmen bizi ilk izleyişimizdeki kadar heyecanlandıran ya da güldüren nedir? İzleme alışkanlıklarımıza eşlik eden karakter hayranlıkları neyden kaynaklanır? Neden aynı şeyi izlememize rağmen bir başkası A karakterini haklı ve sempatik bulurken biz B karakteriyle empati yaparız?</p>
<h2 data-path-to-node="4"><strong>Parasosyal İlişki</strong></h2>
<p data-path-to-node="5">Bu kavram ilk kez Horton ve Wohl tarafından ortaya atılmıştır. Ortaya ilk atıldığında bu kavramı, televizyon figürleriyle izleyici arasında kurulan tek taraflı hayali etkileşim olarak tanımlamışlardır (1956). Günümüzde bunun yalnızca televizyonda gördüklerimizle sınırlı kalmadığını, insanların internet figürleri ve ünlüleriyle de benzer durumlar içinde bulunabileceğini söyleyebiliriz. <b data-path-to-node="5" data-index-in-node="388">Parasosyal</b> ilişkiler tek bir biçimde değil, farklı şekillerde de karşımıza çıkabilir. Bir karakteri rol model olarak görebilir, ailemizden birine benzetebilir ya da ona bir arkadaş seçermişçesine yaklaşıp sonuç olarak tek taraflı ilişki geliştirebiliriz. İlginç olan kısım, bu ilişkinin her zaman olumlu olması da gerekmediğidir. “Kötü” karakterlere sempati besleyebilmemizin yanı sıra, izleyici kendisine uygun bulmadığı karakterden nefret ederek yani ona bir nevi gerçekmiş gibi yaklaşarak da aslında bir tür parasosyal ilişki geliştirmiş olur (Vonderohe, 2016, aktaran Fügan &amp; Tayanç, 2019).</p>
<p data-path-to-node="6">Bu noktada parasosyal ayrılık kavramını da anlamamız gerekir. Sevdiğimiz ve bağ kurduğumuz kurgusal bir karakterin dizide ölmesi ya da diziden ayrılması bizi bu duyguya sürükleyebilir. Üstelik bu davranış kimi zaman basit bir üzülmeden ibaret değildir. İlişki ne kadar güçlüyse, ayrılığın etkisinin de o kadar büyük olduğunu tahmin etmek zor değildir. Yapılan bir araştırmada, kadınların parasosyal ilişki geliştirmeye daha meylli olmalarına rağmen, parasosyal ayrılık tepkilerinin erkeklerden farklı olmadığı kanıtlanmıştır. Ergenlerin ise yetişkinlerden daha üzgün olması beklenmektedir (Cohen, 2003).</p>
<p data-path-to-node="7">Bu bilgiler ışığında, izlediğimiz ve sevdiğimiz yapımları tekrar tekrar izlemekten keyif almamızın sebeplerinden birinin, karakterlerle kurduğumuz bağ ve hikâyede kendimizden bulduğumuz parçalar olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.</p>
<p data-path-to-node="8">COVID-19 salgını dönemiyle ilgili yapılan bir araştırmada, katılımcıların o dönemde televizyon izleme alışkanlıklarında artış gözlemlenmiştir. İzlenilen kurgusal dünyanın, bazı bireyler için ve belirli motivasyonlar altında, onlara geçici bir sığınak sağladığı, duygusal ve çevresel sıkıntılarla başa çıkmalarında yardımcı olabildiği gözlemlenmiştir (Boursier et al., 2021). Belki de yeni ve riskli bir dünyanın içine girmek bize zor geldiğinden, zaten aşina ve içinde mutlu olduğumuz bir dünyaya tekrar girmek daha kolay geliyordur.</p>
<h2 data-path-to-node="9"><strong>Nostalji</strong></h2>
<p data-path-to-node="10"><b data-path-to-node="10" data-index-in-node="0">Nostalji</b>; tatlar, kokular, sesler aracılığıyla tetiklenebilen bir duygu. Bu tetiklenmedeki en önemli nokta da aslında tanıdıklık hissinin ortaya çıkması. Buna dayanarak, Kneuner et al. (2024) tarafından bir araştırma gerçekleştirildi. Çalışmadaki katılımcılar üç gruba ayrılmış ve her gruba amacı doğrultusunda okumalar yaptırılmıştır. İlk grup daha önce okuyup sevdiği bir romanı tekrar okumuş, ikinci grup daha önce okumadığı yeni bir romanı okurken son gruba da gazete makaleleri verilmiştir. Favori kitabını okuyan ilk grup, araştırma sonunda diğer iki gruptan daha güçlü nostaljik duygular göstermiştir (Kneuner et al., 2024).</p>
<p data-path-to-node="11">Sevdiğimiz dizi ve filmleri tekrar tekrar izlemek de bizi her seferinde onu ilk izlediğimiz güne götürüyorsa, ısrarla onlara dönmemiz hiç de anlamsız gelmiyor. Belki de her izlediğimizde bir nebze de olsa değişmiş olduğumuz için eski kendimizi, alışkanlıklarımızı ve zevklerimizi hatırlamak bize iyi hissettiriyordur.</p>
<h2 data-path-to-node="12"><strong>Kişisel Farklılıklarımız</strong></h2>
<p data-path-to-node="13">İzlenen yapımların bazı insanlar ve belirli motivasyonların etkisiyle izleyicilere bir sığınak sağlayabildiğinden daha önce bahsetmiştim. Kişilik özelliklerinin tekrar izleme alışkanlıklarını ve açığa çıkan nostalji duygusunu ne ölçüde etkilediğini bulabilmek için bir araştırma yapıldı. Araştırmada, beş büyük kişilik özelliği (deneyime açıklık, sorumluluk, dışadönüklük, uyumluluk ve duygusal dengesizlik/nevrotiklik) incelendi. Deneyimlere açıklık, uyumluluk ve <b data-path-to-node="13" data-index-in-node="465">nevrotiklik</b> özelliklerini gösteren katılımcıların tekrar izleme alışkanlıklarına yatkın oldukları bulundu. Yine nostalji duygusunun da bu alışkanlıkta etkili olduğu, tekrar izleme alışkanlıklarındaki motivasyonlardan biri olduğu kanıtlandı (Zhang et al., 2023).</p>
<p data-path-to-node="14">Maalesef, bunun her zaman çok olumlu bir şey olduğunu söyleyemeyiz. Negatif nostalji, yani geçmişi hatırlamak ama hatırlarken oradan ayrılmak istemek, geleceğe aktif bir biçimde yönelememek; nevrotik insanların kolaylıkla içine düşebildiği bir durumdur. Aslında bu durum da tekrar izleme davranışlarını tetikleyebilir (Zhang et al., 2023).</p>
<h2 data-path-to-node="15"><strong>Sonuç</strong></h2>
<p data-path-to-node="16">Favori dizimize baştan başlamak ya da çok sevdiğimiz bir kitabın alıntılarını okumak bizi onlarla ilk tanıştığımız zamanlara tam olarak götüremez belki, yine de geçmişe dönmeye en çok yaklaştığımız anlardır bunlar. Önemli olan nokta, eski kendimizi ve hayatımızı hatırlarken yenilerini unutmamak, ikisini de sevip yaşatabileceğimizi fark etmektir.</p>
<h2 data-path-to-node="17"><strong>KAYNAKÇA</strong></h2>
<p data-path-to-node="18">Boursier, V., Musetti, A., Gioia, F., Flayelle, M., Billieux, J., &amp; Schimmenti, A. (2021). Is watching TV series an adaptive coping strategy during the COVID-19 pandemic? Insights from an Italian community sample. Frontiers in psychiatry, 12, 1–7. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.3389/fpsyt.2021.599859" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahcKEwjg19qNntGSAxUAAAAAHQAAAAAQXQ">https://doi.org/10.3389/fpsyt.2021.599859</a></p>
<p data-path-to-node="19">Cohen, J. (2003). Parasocial Breakups: Measuring Individual Differences in Responses to the Dissolution of Parasocial Relationships. Mass Communication and Society, 6(2), 191–202. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.1207/S15327825MCS0602_5" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahcKEwjg19qNntGSAxUAAAAAHQAAAAAQXg">https://doi.org/10.1207/S15327825MCS0602_5</a></p>
<p data-path-to-node="20">Fügan, S., &amp; Kars Tayanç, N. (2019). Parasosyal İli̇şki̇: Kavramsal Bi̇r Çerçeve. İletişim Kuram Ve Araştırma Dergisi, 2019(48), 257–277. <a class="ng-star-inserted" href="https://izlik.org/JA64DX68MR" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahcKEwjg19qNntGSAxUAAAAAHQAAAAAQXw">https://izlik.org/JA64DX68MR</a></p>
<p data-path-to-node="21">Horton R. ve Wohl, R. (1956), “Mass Communication and Para-social Interaction: Observation on Intimacy at a Distance”, Psychiatry, 19(3), 188–211.</p>
<p data-path-to-node="22">Kneuner, M. A., Green, J. D., &amp; Cairo, A. H. (2024). Psychological effects of reading: the role of nostalgia in re-reading favorite books. The Journal of Social Psychology, 164(5), 695–703. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.1080/00224545.2022.2151403" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahcKEwjg19qNntGSAxUAAAAAHQAAAAAQYA">https://doi.org/10.1080/00224545.2022.2151403</a></p>
<p data-path-to-node="23">Zhang, X., Zhang, X., &amp; Yu, X. (2023). Behavioral Intention of Repeated Watching and Personality Traits: Testing Mediation Model of Nostalgia Arousal and Social Connectedness. Psychology Research and Behavior Management, 16, 483–495. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.2147/PRBM.S391130" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahcKEwjg19qNntGSAxUAAAAAHQAAAAAQYQ">https://doi.org/10.2147/PRBM.S391130</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/sanal-siginaklarimiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Soul ve İçimizdeki Kıvılcım</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/soul-ve-icimizdeki-kivilcim/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=soul-ve-icimizdeki-kivilcim</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/soul-ve-icimizdeki-kivilcim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reyyan Ünaldı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Dec 2025 21:55:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Medya ve Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=20117</guid>

					<description><![CDATA[Hayat amacımızı bulmak üzerine çok düşünürüz. Yaptığımız işlerde anlam arar, “en iyi” olduğumuz şeyi, gerçek tutkumuzu bulmayı çok önemseriz. Şanslıysak ve bir şey bulduysak, “Dünyaya vereceğim şey bu olabilir.” diye düşünür, belki de bütün hayatımızı o tutkunun etrafında şekillendiririz. Hatta çoğunlukla onu mesleğimiz yaparız, başarılı olabildiysek yaşamımızı anlamlı sayarız, olamadıysak tekrar tekrar deneriz. Ya da [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="400" data-end="1182">Hayat amacımızı bulmak üzerine çok düşünürüz. Yaptığımız işlerde <strong data-start="465" data-end="474">anlam</strong> arar, “en iyi” olduğumuz şeyi, gerçek tutkumuzu bulmayı çok önemseriz. Şanslıysak ve bir şey bulduysak, “Dünyaya vereceğim şey bu olabilir.” diye düşünür, belki de bütün <strong data-start="645" data-end="654">hayat</strong>ımızı o tutkunun etrafında şekillendiririz. Hatta çoğunlukla onu mesleğimiz yaparız, başarılı olabildiysek yaşamımızı anlamlı sayarız, olamadıysak tekrar tekrar deneriz. Ya da o “<strong data-start="833" data-end="845">kıvılcım</strong>”ı hiçbir zaman bulamayız. Hayatımızı onu arayarak ve hep birazcık huzursuzca geçiririz. Peki, bu kıvılcımı, hayata gelişinizi anlamlı kılacak o şeyi önce bulduğunuza inanır, sonra bir anda onun hiçbir anlam ifade etmediğini öğrenirseniz? Hayatınızı şöyle bir izleme imkânı elde eder ve bütün anlam arayışını tamamen anlamsız bulursanız?</p>
<h1 data-start="1189" data-end="1199"><strong data-start="1191" data-end="1199">Soul</strong></h1>
<p data-start="1201" data-end="2035">Soul animasyon filminde ana karakterimiz Joe Gardner, hayatını caz müziğe adamış, en büyük hayali sahnede piyano çalmak olan bir müzik öğretmenidir. Filmin başında işlerin onun için nihayet iyi gittiğini ve bir gruba kabul aldığını görürüz. Joe, hayalinin sonunda gerçekleşiyor olmasının sevincini yoğun şekilde yaşarken bir anda kendini bir kanalizasyon çukurunda bulur. Gözlerini yeniden açtığında ise hiç bilmediği bir yerde, ruhlar âlemindedir. Hayatının şu an kesinlikle bitmemesi gerektiğini, hatta daha yeni başladığını düşünen Joe, Dünya’ya yeniden dönebilmek için çabalar. Yanında bir de yol arkadaşı vardır: 22. 22, henüz <strong data-start="1833" data-end="1845">kıvılcım</strong>ını bulamadığı için Dünya’ya gitmeye hak kazanamamış ancak asırlardır orada olan, kıvılcımı olabilecek binlerce farklı şey denemiş bir ruhtur. Film boyunca Joe ve 22’nin yolculuğunu izleriz.</p>
<h1 data-start="2042" data-end="2060"><strong data-start="2044" data-end="2060">Kayıp Ruhlar</strong></h1>
<p data-start="2062" data-end="2670">Filmde çok fazla sevdiğim detay olmasına rağmen belki de en çok ilgimi çeken yan mesaj “kayıp ruhlar” konusuydu. Ruhlar âleminde, hâlâ Dünya’da olan ve tutkularını bulup onunla uğraşırken nirvanaya ulaşan insanların ruhlarının gözüktüğü bir alan vardır. Sevdiğimiz bir işi yaparken adeta kendimizden geçtiğimiz zamanları temsil eder bu yer. Dünyayla bağımızın koptuğu, başka bir yerdeymiş gibi hissettiğimiz ve çok büyük bir zevk içinde olduğumuz o anlar… Oradaki insanların ruhları uçuyormuş gibi resmedilir filmde. 22, Joe’ya burayı gezdirirken kocaman karanlık yaratıklar görürler. Bunlar kayıp ruhlardır.</p>
<p data-start="2672" data-end="2949">Filmde kayıp ruhlardan “Bazı insanlar kendi kaygılarından ve takıntılarından kurtulamıyorlar ve sonuçta kayboluyorlar, yani hayattan kopuyorlar.” şeklinde bahsediliyor. Yani Soul bize akışta olmanın da depresyonda olmanın da bir çeşit <strong data-start="2907" data-end="2932">hayattan kopma biçimi</strong> olduğunu söyler.</p>
<h1 data-start="2956" data-end="2983"><strong data-start="2958" data-end="2983">Hayatın Gerçek Anlamı</strong></h1>
<p data-start="2985" data-end="3342">Gelelim filmin asıl temasına. Filmin en can alıcı kısmı Joe’nun Dünya’ya dönmeye çalışırken yanlışlıkla peşinde 22’yi de sürüklemesi ve Dünya’ya birlikte dönmeleridir. Ancak yanlış giden bir şeyler vardır. 22, Joe’nun bedenine; Joe’nun ruhu ise hastanede kendi bedeninin yanında duran bir kedinin bedenine düşer. Böylece Dünya’daki maceraları başlamış olur.</p>
<p data-start="3344" data-end="3810">22 Dünya’daki ilk gününe, yürümeyi dahi bilmeyerek, adapte olmaya çalışırken; Joe da hem kedi bedenine uyum sağlamaya hem de 22’yi idare edip kendi imajını kurtarmaya çalışır. 22, yaşamaya alıştıkça Joe’nun bedenine kendinden bir şeyler katmaya başlar. Acıkmanın ne olduğunu bile bilmezken yediği pizzadan inanılmaz bir keyif alır, yürümeyi sevmeye başlar. Joe da onu izledikçe yeniden doğmuş gibi hem kendisiyle hem de çevresiyle ilgili bir sürü yeni şey fark eder.</p>
<p data-start="3812" data-end="4256">Mesela Joe’nun (yani aslında 22’nin) saçlarını kestirmeye berbere gittiklerinde 22 artık adapte olmuştur, yönlendirme olmaksızın insanlarla sohbet edebilmeye ve bundan keyif almaya başlamıştır. Joe işte ilk kez o zaman, berberini hiç tanımadığını fark eder. Çünkü kendisini tutkusuna ve oluşturmaya çalıştığı dünyasına o kadar kaptırmıştır ki yıllardır tanıdığını sandığı berberi hakkında bile hiçbir şey bilmiyordur, hiç merak bile etmemiştir.</p>
<p data-start="4258" data-end="4679">Yeni şeyler öğrenen tek kişi Joe değildir, 22 de deneyimlerinden çıkarımlar yapar. Dünya’nın sandığı kadar korkunç bir yer olmadığını, en küçük eylemlerin bile ona zevk verdiğini fark eder. Benim <strong data-start="4454" data-end="4466">kıvılcım</strong>ım bu, diye düşünür. Yaşamak. Abartılı hiçbir şey olmadan, bir şeyin peşinde koşmadan, sadece yaşamak. Bir yaprağın dalından süzülerek düşüşünü izlemek veya çok acıkmışken bir dilim pizzadan koca bir ısırık almak.</p>
<h1 data-start="4686" data-end="4700"><strong data-start="4688" data-end="4700">Kıvılcım</strong></h1>
<p data-start="4702" data-end="5322">Joe, filmin başlarında ruhlar âlemine ilk gittiğinde ve hayatını izleme imkânı bulduğunda gördükleri karşısında biraz hayal kırıklığına uğramıştır. Filmin sonlarına doğru da kendi bedeniyle Dünya’ya döndüğünde ve sahneye çıktığında yine de tatmin olmuş hissetmez. Hatta “Yıllardır istediğim şey bu muydu?” diye düşünür. Hayatına dışarıdan baktığında gördüğü hiç de hayal ettiği gibi olmamıştır çünkü. Bütün ömrünü bir hedef uğruna yaşamış, sonuca ulaşmak için çabalarken sürece ve yoldakilere hiç önem vermemiştir bile. Hedefe ulaştığında yeni bir hedef koymak zorunda kalacaktır, elinde başka bir şey kalmamıştır çünkü.</p>
<p data-start="5324" data-end="5762">Soul, bize yaşarken fark etmediklerimizi gösterir. Gerçek <strong data-start="5382" data-end="5394">kıvılcım</strong>ımızın ne olması gerektiğini… Kıvılcım, tek bir yetenek ya da bir ideal olmamalıdır; hayatımızı gerçekten anlamlı kılmak istiyorsak bunu tek bir hedefe bağlamamamız gerekir. Çünkü yoldayken sürekli varacağımız yeri düşünmek, yoldaki güzellikleri kaçırmamıza sebep olur. Bu da bizi mutlu etmez çünkü her şey bittiğinde elimizde kalacak asıl şey, yoldaki güzelliklerdir.</p>
<h1 data-start="5769" data-end="5780"><strong data-start="5771" data-end="5780">Sonuç</strong></h1>
<p data-start="5782" data-end="6137">Bu yazımda filmin bütün güzel detaylarını anlatmam mümkün değildi ancak filmi kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim. Joe ve 22’nin yolculuğunda muhakkak kendinize ve yaşama dair bir şeyler bulacak ve asıl <strong data-start="5986" data-end="5998">kıvılcım</strong>ınızın farkına varacaksınız. Çünkü <strong data-start="6033" data-end="6042">hayat</strong>, dalından süzülerek inen bir yaprağın düşüşünü izlemek ve onu izlerken huzur bulmaktan ibaret.</p>
<h2 data-start="6144" data-end="6159"><strong data-start="6147" data-end="6159">Kaynakça</strong></h2>
<p data-start="6161" data-end="6253">Docter, P. (Director). (2020). <em data-start="6192" data-end="6198">Soul</em> [Film]. Pixar Animation Studios; Walt Disney Pictures.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/soul-ve-icimizdeki-kivilcim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hepimiz Prensesiz</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/hepimiz-prensesiz/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=hepimiz-prensesiz</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/hepimiz-prensesiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reyyan Ünaldı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Oct 2025 21:45:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Zihin ve Davranış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=15751</guid>

					<description><![CDATA[Küçükken dinlemeyi ve okumayı çok sevdiğim masallar vardı. Özellikle prenseslerle ilgili olanlar çok hoşuma gidiyordu. Ama “Prenses ve Bezelye Tanesi” masalı bana ne anlamlı ne de eğlenceli geliyordu. Masalda, oğluyla evlenmesi için gerçekten soylu, kibar bir prenses arayan bir kraliçe vardır. Kraliçe, bir gün fırtınaya yakalandığı için kapısına gelen ve prenses olduğunu söyleyen genç bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="477" data-end="679">Küçükken dinlemeyi ve okumayı çok sevdiğim masallar vardı. Özellikle prenseslerle ilgili olanlar çok hoşuma gidiyordu. Ama “Prenses ve Bezelye Tanesi” masalı bana ne anlamlı ne de eğlenceli geliyordu.</p>
<p data-start="681" data-end="1243">Masalda, oğluyla evlenmesi için gerçekten soylu, kibar bir prenses arayan bir kraliçe vardır. Kraliçe, bir gün fırtınaya yakalandığı için kapısına gelen ve prenses olduğunu söyleyen genç bir kızı sarayına alır. Onun gerçekten prenses olup olmadığını anlayabilmek için üst üste yirmi döşek ve yirmi tane minderden oluşan bir yatak hazırlatır, en altına da küçük bir bezelye tanesi yerleştirir. Kız tam da kraliçenin istediği gibi o küçücük bezelye tanesinden rahatsız olur ve tüm gece hiç uyuyamadığını söyler. Böylece gerçek bir prenses olduğu anlaşılmış olur.</p>
<p data-start="1245" data-end="1386">Peki, prensesin kocaman güzel bir yatağın altındaki küçücük bir bezelye tanesine takılması gerçekten takdir edilmesi gereken bir şey midir?</p>
<h2 data-start="1393" data-end="1427"><strong data-start="1396" data-end="1427">Gerçek Dünyadaki Bezelyeler</strong></h2>
<p data-start="1429" data-end="1750">Bu masalı çok da sevmememin sebebi, prensesin bezelyeden rahatsız olmasını ve bunu söylemesini garip bulmamdı. Üstelik kraliçenin beklediği de buydu. Fakat masalı sadece bir masal olarak değil, gerçek hayatla bağlantı kurarak okuyunca aslında bizim de gerçek hayattaki bezelyelere ne kadar çok takıldığımızı fark ettim.</p>
<p data-start="1752" data-end="2019">Bu küçük konforsuzluklar bizi kimi zaman yalnızca şikâyet etmeye kimi zaman da kocaman rahat yatağı görmezden gelmeye itebiliyor. Bazen küçük konforsuzlukları deneyimlemeye zaman kalmadan onlara maruz kalma fikri bile bizi herhangi bir şey yapmaktan alıkoyabiliyor.</p>
<p data-start="2021" data-end="2223">1907 yılında Robert Yerkes ve John Dodson yaptıkları deneye dayanarak bir yasa ortaya atıyor. Farelerin kullanıldığı bu deneyle anksiyete ve performans arasındaki ilişkiyi ortaya koymayı amaçlıyorlar.</p>
<p data-start="2225" data-end="2502">Farelere belli bir düzeye kadar elektrik şoku veriliyor ve önlerindeki labirenti tamamlamaları bekleniyor. Şokun yoğunluğu arttıkça performansın yükseldiğini gözlemliyorlar — ancak belli bir düzeye kadar. Yoğunluk bu sınırı aştığında bu sefer performansları gittikçe düşüyor.</p>
<p data-start="2504" data-end="2849">Yerkes-Dodson Yasası da böylece ortaya çıkmış oluyor. Bu yasada uyarılma seviyesine göre üç farklı alan tanımlanıyor: sıkılma, <strong data-start="2631" data-end="2640">kaygı</strong> ve panik. Sıkılma alanında uyarılma arttıkça ilgide artma, panik alanında ise uyarılma arttıkça başarıda düşme gözlemleniyor. En iyi düzey ise <strong data-start="2784" data-end="2802">kaygı alanının</strong> tam ortası olarak tanımlanıyor (Page, 2020).</p>
<p data-start="2851" data-end="3039">Buradan çıkarabileceğimiz sonuç, küçük konforsuzlukların her zaman olumsuz olmadığı, aksine onlardan duyduğumuz belli düzeydeki <strong data-start="2979" data-end="3026">kaygının performansımızı yükseltmede etkili</strong> olduğudur.</p>
<h2 data-start="3046" data-end="3068"><strong data-start="3049" data-end="3068">Konfor Alanımız</strong></h2>
<p data-start="3070" data-end="3335">Artık hepimiz <strong data-start="3084" data-end="3100">konfor alanı</strong> kavramına aşinayız. Kısaca kendimizi rahat ve güvende hissettiğimiz, içinden çıkmaktan korktuğumuz bölge olarak tanımlayabiliriz. Bu, her zaman somut bir yer olmayabilir; bazen bazı hisler, alışkanlıklar da bizim konfor alanımızdır.</p>
<p data-start="3337" data-end="3523">Özellikle hisler ve alışkanlıklar söz konusu olduğunda, bize hiçbir faydası olmasa hatta zarar bile verse sırf tanıdık geldiği için onları bırakamadığımız durumlar söz konusu olabilir.</p>
<p data-start="3525" data-end="3698">Bilmediğimiz herhangi bir şeyin bizi korkutması doğaldır fakat yaşanacak küçük rahatsızlıklar yüzünden büyük gelişimleri bir kenara atmak bize her anlamda zarar verebilir.</p>
<p data-start="3700" data-end="3897"><strong data-start="3700" data-end="3735">Konfor alanı ve kişisel gelişim</strong> ilişkisinin temelinde, insanın güvenli alanından çıkma cesareti vardır. Konfor bölgesi ve oradan çıkınca karşımıza çıkacaklarla ilgili çok yaygın bir şema var.</p>
<p data-start="3899" data-end="4018">Bu şemaya göre, konfor alanının ardından sırasıyla korku bölgesi, öğrenme bölgesi ve gelişim bölgesi bizi karşılıyor.</p>
<p data-start="4020" data-end="4243">Yani, <strong data-start="4026" data-end="4048">konfor alanımızdan</strong> ilk çıktığımızda endişe duymamız, bu yüzden de çıkmak istemememiz çok doğal. Bu bölgedeyken başkalarının düşüncelerinden etkilenebilir, bahaneler üretebilir ve özgüven eksikliği yaşayabiliriz.</p>
<p data-start="4245" data-end="4534">Önemli olan bu bölgeden bir gün çıkacağımızın farkında olmak ve devam etmek. Çünkü sırada öğrenme bölgesi var. Kendimizi maruz bıraktığımız yenilik her neyse orada elbette zorluklarla karşılaşırız ama öğrenme bölgesindeyken bunlara çözüm üretmeyi ve yeni beceriler elde etmeyi öğreniriz.</p>
<p data-start="4536" data-end="4717">Aynı zamanda bu bölgedeyken konfor alanımızın genişlemesi de mümkündür. Kısa bir süre önce size çok yeni ve korkutucu gelen o şey artık normaliniz ve rahat hissettiğiniz olabilir.</p>
<p data-start="4719" data-end="5008">Son olarak belki de tüm zorluklara onun için katlandığımız gelişim bölgesi var. Buradayken artık amacınıza ulaşmış şekilde yeni hedefler koyabilir, kendinize yeni amaçlar bulabilirsiniz. Aynı zamanda başta çok korkutucu duran ama artık gerçekleşmiş hayallerinizin de tadını çıkarırsınız.</p>
<h2 data-start="5015" data-end="5061"><strong data-start="5018" data-end="5061">Sonuç: Kişisel Gelişim Cesaretle Başlar</strong></h2>
<p data-start="5063" data-end="5313"><strong data-start="5063" data-end="5079">Konfor alanı</strong>ndan çıkmak, ilk adımı atmak dahi bazen çok zorlayıcı olabiliyor. Bunu yapmaya karar verdiğimizde ama korkarak geri durduğumuzda oradan çıkınca neler olacağını hatırlayıp gözden geçirmek ve o şekilde ilk adımı atmak etkili olabilir.</p>
<p data-start="5315" data-end="5436">Bir de tabii benim gibi prensesin bezelye tanesinden bile rahatsız olmasını anlamsız buluyorsanız, o masalı hatırlamak.</p>
<h2 data-start="5443" data-end="5458"><strong data-start="5446" data-end="5458">Kaynakça</strong></h2>
<p data-start="5460" data-end="5670">Page, O. (2020, November 4). <em data-start="5489" data-end="5551">How to Leave Your Comfort Zone and Enter Your ‘Growth Zone’.</em> PositivePsychology.com. <a class="decorated-link" href="https://positivepsychology.com/comfort-zone/" target="_new" rel="noopener" data-start="5576" data-end="5668">https://positivepsychology.com/comfort-zone/</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/hepimiz-prensesiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Ne İçindeyim Zamanın Ne de Büsbütün Dışında”</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/ne-icindeyim-zamanin-ne-de-busbutun-disinda/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ne-icindeyim-zamanin-ne-de-busbutun-disinda</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/ne-icindeyim-zamanin-ne-de-busbutun-disinda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reyyan Ünaldı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Sep 2025 21:22:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Zihin ve Davranış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=13306</guid>

					<description><![CDATA[Sevdiğiniz insanlarla geçirdiğiniz yarım saatle bir ders ya da ciddi bir konuşma dinlerken geçirdiğiniz bir başka yarım saat, matematiksel olarak aynı süreyi kapsasa da hiç de öyle hissettirmeyebilir. Ya da siz küçük bir çocukken bitmek bilmeyen koca bir gün, yetişkin olduğunuzda hiçbir işinizi yetiştiremediğiniz kısacık bir 24 saate dönüşebilir. Bu, muhtemelen bütün insanların muzdarip olduğu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="387" data-end="874">Sevdiğiniz insanlarla geçirdiğiniz yarım saatle bir ders ya da ciddi bir konuşma dinlerken geçirdiğiniz bir başka yarım saat, matematiksel olarak aynı süreyi kapsasa da hiç de öyle hissettirmeyebilir. Ya da siz küçük bir çocukken bitmek bilmeyen koca bir gün, yetişkin olduğunuzda hiçbir işinizi yetiştiremediğiniz kısacık bir 24 saate dönüşebilir. Bu, muhtemelen bütün insanların muzdarip olduğu kafa karıştırıcı bir durumdur. Peki, <strong data-start="821" data-end="837">zaman algısı</strong> nasıl bu kadar göreceli ilerliyor?</p>
<h2 data-start="876" data-end="898"><strong>Zaman ve Duygular</strong></h2>
<p data-start="900" data-end="1231">Warren H. Meck, zamanın algı ve işlenişinin beynin tek bir bölgesine değil, geniş bir nöral bilgiler ağına dayandığını ortaya koymuştur. Yani, aynı zaman diliminin kimi zaman daha uzun kimi zaman da daha kısa olduğunu düşünmemiz tek bir sebebe dayanmaz. Özellikle <strong data-start="1164" data-end="1185">duygular ve zaman</strong> ilişkisi, bu sürecin önemli bir parçasıdır.</p>
<p data-start="1233" data-end="1571">Bu noktada karşımıza Csikszentmihalyi tarafından tanımlanan “flow (akış)” kavramı çıkıyor. Bu kavramı kısaca, çok sevdiğimiz bir işle meşgulken kendimizi o işin içinde kaybetmek ve zamanın nasıl geçtiğini anlayamamak olarak açıklayabiliriz. Ayrıca <strong data-start="1481" data-end="1498">akış deneyimi</strong> içindeki kişi, yüksek bir tatmin duygusu yaşar (Dawson &amp; Sleek, 2018).</p>
<p data-start="1573" data-end="1969">Eğlenceli bir şeye odaklandığımızda, zihnimizden ve çevremizden gelen diğer düşünce ve uyaranları arka plana atmış oluruz. Tek, küçük bir şeye odaklandığımızda zamanı daha hızlı hissederiz. Sıkıldığımızda ise bir sürü düşünce ve duyguyla baş başa kalırız. Bu da zamanı bizim için yavaşlatır. Kısaca bu durumu “Ne kadar çok uyaran, o kadar yavaş zaman.” şeklinde ifade edebiliriz (Taylor, 2024).</p>
<p data-start="1971" data-end="2219">Bizi bütünüyle etkileyen bir diğer duygu da şüphesiz korkudur. Tahmin edebileceğiniz gibi, korku hâlindeyken zaman yavaşlar. Bu algı bozulması, tehlike anında hızlı hareket etmemizi sağlar ve bizi olası tehlikelerden korur (Dawson &amp; Sleek, 2018).</p>
<h2 data-start="2221" data-end="2242"><strong>Yavaşlayan Zaman</strong></h2>
<p data-start="2244" data-end="2898"><strong data-start="2244" data-end="2260">Zaman algısı</strong>nı etkileyebilecek bir diğer durum, “oddball effect (aykırı uyaran etkisi)” olarak ifade edilir. Bu terim, yeni bir durumla karşılaşmanın algılanan süreyi “şişirmesini” ifade eder. Dartmouth Üniversitesi’nde görev yapan psikoloji bilimcisi Peter Ulric Tse ve meslektaşları, yaptıkları bir araştırmada katılımcılara bir bilgisayar ekranından tekrarlayan görüntüler ve tek bir yeni görüntü göstermiştir. Hepsi aynı süre boyunca ekranda kalmasına rağmen, katılımcılar farklı olanın ekranda daha çok kaldığını ifade etmişlerdir (Dawson &amp; Sleek, 2018). Buradan, farklılıkların genel olarak zaman algımızı yavaşlattığı sonucunu çıkarabiliriz.</p>
<p data-start="2900" data-end="3374">Kanada’nın Carleton Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada, araştırmacılar doğada ve şehirde geçirdiğimiz zamanı nasıl algıladığımızı inceler. Katılımcılar hem orman patikası gibi doğal alanlarda hem de büyük ve kalabalık şehirlerde yürüyüş yapar. Aslında geçirilen süreler arasında bir fark olmamasına rağmen, katılımcılar doğada yapılan yürüyüşü daha yavaş bulduklarını ifade ederler. Üstelik kaygıları da bu doğa yürüyüşünde oldukça azalmıştır (Dawson &amp; Sleek, 2018).</p>
<p data-start="3376" data-end="3894">Peki, doğada zamanın yavaşlamasını nasıl açıklayabiliriz? Bunun çok kısa ama büyüleyici bir cevabı var: hayranlık duygusu. Denize, ağaca, kuşa, böceğe, dağa ve taşa hayran oluruz. Çok güzel bir manzara görünce oturup onu izlemek, yolumuz denize çıkarsa dalgaların sesini dinlemek isteriz. Eğer hayranlık duygusunu sık sık yaşıyorsak gerçekten çok şanslıyızdır. Çünkü bu hislerin hepsi bulunduğumuz andan aldığımız keyfi artırır. Anda kalabilmeyi başarırız ve bu da adeta zamanı yavaşlatan sihirli bir değnek gibidir.</p>
<h2 data-start="3896" data-end="3921"><strong>Yıllar Akıp Giderken</strong></h2>
<p data-start="3923" data-end="4534">Eğer <strong data-start="3928" data-end="3944">zaman algısı</strong>ndan bahsediyorsak, şüphesiz yıllar geçerken ve biz yaş alırken zamanın nasıl da sürekli hızlandığını konuşmamız gerekir. Psikolog Ruth Ogden’in yaptığı bir çalışmada 918 yetişkinin %77’si Noel’in her yıl biraz daha hızlı geldiğini söylemiştir. %14’ü bu konuda nötr hissederken yalnızca %9’u katılmadığını belirtmiştir. İlgi çekici kısım ise, Ogden’in çalışma ortakları da Iraklı bir gruba Ramazan hakkında aynı soruyu yöneltmiş ve çok benzer sonuçlar elde etmiştir (Taylor, 2024). Yani zamanın gittikçe hızlandığını hissetmemiz, kültürden bağımsız bir evrensellik taşıyor gibi gözüküyor.</p>
<p data-start="4536" data-end="5027">Bunun sebebiyle ilgili çeşitli görüşler vardır. İlki daha önce bahsettiğim hayranlık duygusuyla kesişiyor. Çocukken daha çok deneyime ve bilgiye maruz kalırız. Hatta yürümek, yemek yemek, okuyup yazmak gibi şu an bize çok basit ve gündelik gelen birçok davranışı bile ilk kez deneyimleriz. Yaşımız büyüdükçe her gün aynı şeyleri yapmaya daha meyilli bir hâle geliriz, belki gördüğümüz yeni yerleri bile birbirine benzetmeye başlarız. Bu da zamanı bizim için hızlandırabilir (Taylor, 2024).</p>
<p data-start="5029" data-end="5456">İkincisi ise “proportional theory (oransal teori)” olarak geçer. Bu teoriye göre, 10 yaşındaki bir çocuk için bir yıl çok büyük bir zaman dilimidir çünkü hayatının 1/10’unu kapsar. Fakat 50 yaşına geldiğinde bir yıl artık hayatının 1/50’sidir. Elbette hayatı bu kadar matematiksel değerlendirmek her zaman doğru değildir çünkü hayatı tümüyle algılamaktan çok yıl, ay, gün ya da saat olarak yaşamaya meyilliyiz (Taylor, 2011).</p>
<h2 data-start="5458" data-end="5482"><strong>Nasıl Baş Edeceğiz?</strong></h2>
<p data-start="5484" data-end="5800">Tüm bunları düşünmek kimi zaman elbette can sıkıcı olabiliyor. Daha uzun yaşamak istediğimiz anların geçivermesi, geriye baktığımızda üstünden nasıl o kadar zaman geçtiğini anlamadığımız anılar… Yeni şeyler denemek, hayranlık duygumuzu her zaman taze tutmaya çalışmak süreci bizim için şüphesiz kolaylaştıracaktır.</p>
<p data-start="5802" data-end="6154">Bu konu üzerine düşünmek bana <em data-start="5832" data-end="5844">This Is Us</em> dizisindeki bir karakterin yaptığı çok sevdiğim şu konuşmayı hatırlattı:<br data-start="5917" data-end="5920" />“Küçükken yaz tatilleri bir ömür gibi gelir, yaş aldıkça zaman sanki uçuyormuşçasına hızlanır. Ama bu demek değil ki yaz tatillerinden hâlâ keyif almayacağız. Hâlâ güzel zamanlar geçirebiliriz, sadece hepsi biraz daha hızlı olacak.”</p>
<h3 data-start="6156" data-end="6169"><strong>Kaynakça</strong></h3>
<ul data-start="6171" data-end="6825">
<li data-start="6171" data-end="6389">
<p data-start="6173" data-end="6389">Dawson, J., &amp; Sleek, S. (2018, September 28). The fluidity of time: Scientists uncover how emotions alter time perception. <em data-start="6296" data-end="6320">Psychological Science.</em> <a class="decorated-link" href="https://www.psychologicalscience.org/observer/the-fluidity-of-time" target="_new" rel="noopener" data-start="6321" data-end="6387">https://www.psychologicalscience.org/observer/the-fluidity-of-time</a></p>
</li>
<li data-start="6390" data-end="6602">
<p data-start="6392" data-end="6602">Taylor, S. (2011, July 3). Why does time seem to pass at different speeds? <em data-start="6467" data-end="6486">Psychology Today.</em> <a class="decorated-link cursor-pointer" target="_new" rel="noopener" data-start="6487" data-end="6600">https://www.psychologytoday.com/us/blog/out-of-the-darkness/201107/why-does-time-seem-to-pass-at-different-speeds</a></p>
</li>
<li data-start="6603" data-end="6825">
<p data-start="6605" data-end="6825">Taylor, S. (2024, September 11). Why we feel time speed up as we start to get older. <em data-start="6690" data-end="6709">Psychology Today.</em> <a class="decorated-link cursor-pointer" target="_new" rel="noopener" data-start="6710" data-end="6823">https://www.psychologytoday.com/us/blog/out-of-the-darkness/202409/why-does-time-seem-to-speed-up-as-we-get-older</a></p>
</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/ne-icindeyim-zamanin-ne-de-busbutun-disinda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Şahane Bir Mutsuzluk” Mümkün mü?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/sahane-bir-mutsuzluk-mumkun-mu/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sahane-bir-mutsuzluk-mumkun-mu</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/sahane-bir-mutsuzluk-mumkun-mu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reyyan Ünaldı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Aug 2025 08:51:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=11412</guid>

					<description><![CDATA[“Travma”, özellikle son yıllarda sıkça konuşulan bir kavram hâline geldi. İnsanlar yaşadıkları birtakım acı ya da atlatılması güç olayları bu kelimeyi kullanarak açıklayabiliyor. Yakın zamanda, bu konuya belki de üzerinde çok durmadığımız bir açıdan bakan Boris Cyrulnik ve onun “Şahane Bir Mutsuzluk” kitabıyla tanıştım. Boris Cyrulnik, Fransız bir psikiyatrist. 1942’de, kendisi henüz 5 yaşındayken, ailesi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="291" data-end="636">“Travma”, özellikle son yıllarda sıkça konuşulan bir kavram hâline geldi. İnsanlar yaşadıkları birtakım acı ya da atlatılması güç olayları bu kelimeyi kullanarak açıklayabiliyor. Yakın zamanda, bu konuya belki de üzerinde çok durmadığımız bir açıdan bakan Boris Cyrulnik ve onun <strong data-start="588" data-end="614">“Şahane Bir Mutsuzluk”</strong> kitabıyla tanıştım.</p>
<p data-start="638" data-end="1123">Boris Cyrulnik, Fransız bir psikiyatrist. 1942’de, kendisi henüz 5 yaşındayken, ailesi Auschwitz toplama kampına gönderilmiş. Bu olay gerçekleşmeden önce de ailesi, onu korumak amacıyla bir yatılı okula yerleştirmiş. Hayatı boyunca da etkisi kalıcı olacak zor olaylar yaşamış. Fakat o, belki de bu olaylar sebebiyle, <strong data-start="955" data-end="965">travma</strong> ve özellikle de “dayanıklılık” yani “resilience” kavramı üzerine çalışmalar yapmış. <em data-start="1050" data-end="1072">Şahane Bir Mutsuzluk</em> kitabında da çoğunlukla bu kavramlara değiniyor.</p>
<h3 data-start="1125" data-end="1329"><strong data-start="1125" data-end="1154">Dayanıklılık (Resilience)</strong></h3>
<p data-start="1125" data-end="1329">Boris Cyrulnik, ne zaman yaşadığı kötü çocukluğa rağmen ayağa kalkıp toparlanmış, kendine güzel bir hayat kurmuş bir yetişkin görsek ona hayranlık duyduğumuzdan bahseder.</p>
<p data-start="1331" data-end="1927">Peki, bu nasıl mümkündür? Aynı ya da benzer deneyimler yaşamış iki çocuktan biri hayatına devam edebilirken, hatta yaşadığı kötü deneyimleri kendi lehine çevirebilirken bir diğeri neden bunu yapamaz? Kitapta bununla ilgili önemli bir örnek yer alır. Amerikan Sosyal Hizmetleri on bir çocuk seçmiş ve bu çocukları elli yıl boyunca izlemiştir. Çocukların hepsi başta “bozulmuş” durumdadır ancak ilişki kurma, yaratıcılık ve mizah gibi <strong data-start="1764" data-end="1781">dayanıklılığı</strong> artıran unsurlara yetenekli olan çocuklar ergenlik çağında –çeşitli konularda hâlâ büyük riskler barındırsalar da– bağımsızlık kazanabilmiştir.</p>
<p data-start="1929" data-end="2282">Bu örnekten yola çıkarak, belki de en önemli gelişim faktörünün çevre desteği yani ilişkiler olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü bu çocukların yaklaşık %72’si 45 yaşına yaklaştığında gayet mutlu yetişkinler olabilmişken, çevre desteğinden en çok yalıtılmış olan geri kalanların maalesef bu yüzde içinde bulunmamasından çıkarabiliriz (Cyrulnik, 2023, s. 8).</p>
<p data-start="2284" data-end="2548">Göçmenlerle ilgili de buna benzer bir durum söz konusudur. Bir göçmen ne kadar yalnız yaşarsa kaygısının da o kadar arttığı tespit edilmiştir. Bunun yanında, yaşadıkları toprakların dilini öğrenmek ve kültürle bütünleşmek göçmenlerin <strong data-start="2518" data-end="2537">dayanıklılığını</strong> artırır.</p>
<h3 data-start="2550" data-end="3014"><strong data-start="2550" data-end="2573">Hayatta Kalan Olmak</strong></h3>
<p data-start="2550" data-end="3014">Kitapta bahsedilen bir diğer ilgi çekici konu ise birileri giderken hayatta kalan olmanın insanın omzuna yüklediği bazı zorunluluklar. Yakınlarını kaybetmiş insanlardan toplumun beklediği bazı şeyler vardır. O acı olay yaşandıktan sonra yaşam yüzlerine gülmüşse, mutlu olabilmişlerse bu hoş karşılanmaz. Kurban olanın hep kurban kalması istenir. Çünkü onlara yardım etmek, bir başkası için her zaman çok sağlam bir iyi hissetme yoludur.</p>
<p data-start="3016" data-end="3409">Yani dayanıklı kişi kendine hayran da bırakabilir, üstüne bütün kötü dikkatleri de çekebilir. Peki, sevdiği birinin ölümü, kişinin yas yoluyla özgürleşmesini sağladıysa ya da onda bazı olumlu özelliklerin ortaya çıkmasına yol açtıysa? Bu, elbette mümkündür ancak hiç kimse bundan bahsetmek bile istemez; sonuçta herkesin farkında olduğu ama konuşmaya cesaret edemediği bir konu olarak kalır.</p>
<p data-start="3411" data-end="4148">Yazar, buna da değiniyor. Kitapta Mouloud adında, derslerinde çok başarılı ve herkesin kendisinden büyük şeyler beklediği bir çocuktan bahsediliyor. Büyük üniversitelerin hazırlık sınavına girecekken bir gece çocuk, bilincini yitirmesine sebep olacak kadar büyük bir mide sancısı yaşıyor. Mouloud, kısa süre sonra bu kaygının sebebinin dul ve okumamış annesiyle beraber dokuz küçük kardeşini terk edeceği düşüncesi olduğunu anlıyor. Eğer çok başarılı olup güzel bir okula giderse, annesi ve kardeşlerini bir başına bırakmaktan hep suçluluk duyacağını fark ediyor. Bulduğu çözüm yolu onu ulaşmayı umduğu hayallerinden alıkoysa da, sınavda bilerek başarısız olmaya karar veriyor. Bu fedakârlık tabii ki herkes tarafından takdir ediliyor.</p>
<p data-start="4150" data-end="4375">Peki, konuşulmayan ne? Eğer annesi ölürse ve kardeşleri yetimhaneye yerleştirilirse Mouloud istediğini elde edebilir. Belki de o, bu üzücü çözüm yolu sayesinde <strong data-start="4310" data-end="4326">dayanıklılık</strong> sahibi olabilirdi (Cyrulnik, 2023, ss. 47-48).</p>
<h3 data-start="4377" data-end="4548"><strong data-start="4377" data-end="4414">Hayatı Güzelleştiren Rol Modeller</strong></h3>
<p data-start="4377" data-end="4548">“Büyüleyici bir bahçıvan, bir etüt ablası ya da bir siyasi parti çekilen acının anlamını değiştirebilir.” (Cyrulnik, 2023, s. 59)</p>
<p data-start="4550" data-end="5370">Birçok insanın geçmişinde onu çok etkilemiş bir öğretmen, belki kendinden yaşça büyük bir abi veya abla ya da –gerçek anlamda onu tanımıyor olsa bile– bir televizyon figürü bulmamız mümkündür. Özellikle küçük yaşlarda hayranlık duyulan kişi, çocuklar için pek çok durumda <strong data-start="4822" data-end="4838">rol modeller</strong> hâline gelebilir. Okul, doğru kişilerle dolu olduğunda bunun için mükemmel bir yerdir. Travma yaşamış, savaştan kaçmış çocukların hayatlarındaki yetişkinler ilk defa artık birer katil değil, nazik de olabilen kişilerse, okul onlar için mutluluk veren bir yere dönüşür. Bu çocukların okula ders saatinden çok önce gelip, kapı önünde soğukta dahi beklemesi hiç de az rastlanan bir durum değildir (s. 58). <strong data-start="5242" data-end="5258">Dayanıklılık</strong> sahibi olmak için çevrenin ve <strong data-start="5289" data-end="5307">rol modellerin</strong> ne kadar önemli olduğunu buradan bir kez daha anlayabiliriz.</p>
<h3 data-start="5372" data-end="5762"><strong data-start="5372" data-end="5381">Sonuç</strong></h3>
<p data-start="5372" data-end="5762">Boris Cyrulnik, pek fazla konuşulmayan ama şüphesiz önemli olan çeşitli konuları <em data-start="5465" data-end="5489">“Şahane Bir Mutsuzluk”</em> kitabında ele almış. <strong data-start="5511" data-end="5521">Travma</strong> ve <strong data-start="5525" data-end="5541">dayanıklılık</strong> kavramlarına onun gözüyle bakmak, yaşadığımız olumsuzlukların her zaman o kadar da korkunç ve geri döndürülemez olmadığını bilmek içimizi rahatlatıyor ve bize her zamankinden farklı, güzel bir bakış açısı kazandırıyor.</p>
<h3 data-start="5764" data-end="5875"><strong data-start="5764" data-end="5776">KAYNAKÇA</strong></h3>
<p data-start="5764" data-end="5875">Cyrulnik, B. (2023). <em data-start="5800" data-end="5822">Şahane Bir Mutsuzluk</em> (H. C. Utku, çev.). İstanbul: Monografi Yayınları.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/sahane-bir-mutsuzluk-mumkun-mu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Stres Karşısında Zihin</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/stres-karsisinda-zihin/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=stres-karsisinda-zihin</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/stres-karsisinda-zihin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reyyan Ünaldı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Jul 2025 21:55:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=9380</guid>

					<description><![CDATA[Stres, hayatımızdaki olumlu ya da olumsuz değişimlerin kaçınılmaz bir sonucudur. Ve yalnızca hayatımızdaki büyük değişimlerle değil, küçük gibi gözüken zorluklarla da ortaya çıkabilir. Stres yönetimi, bireyin yaşam kalitesini doğrudan etkileyen bir süreçtir. Stresle başa çıkma yöntemleri çeşitlidir ve hepimiz farklı olaylara farklı tepkiler verebiliriz. Bu tepkileri kabaca doğrudan başa çıkma (direct coping) ve savunmacı başa [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="388" data-end="873">Stres, hayatımızdaki olumlu ya da olumsuz değişimlerin kaçınılmaz bir sonucudur. Ve yalnızca hayatımızdaki büyük değişimlerle değil, küçük gibi gözüken zorluklarla da ortaya çıkabilir. <strong data-start="573" data-end="591">Stres yönetimi</strong>, bireyin yaşam kalitesini doğrudan etkileyen bir süreçtir. Stresle başa çıkma yöntemleri çeşitlidir ve hepimiz farklı olaylara farklı tepkiler verebiliriz. Bu tepkileri kabaca doğrudan başa çıkma (direct coping) ve savunmacı başa çıkma (defensive coping) olarak ikiye ayırabiliriz.</p>
<h3 data-start="875" data-end="914"><strong data-start="875" data-end="914">Doğrudan Başa Çıkma (Direct Coping)</strong></h3>
<p data-start="916" data-end="1325">Doğrudan başa çıkma genellikle problem odaklıdır, o anki sorunu çözmeyi amaçlar. Bu yöntemi de yüzleşme (confrontation), geri çekilme (withdrawal) ve uzlaşma (compromise) olmak üzere üçe ayırabiliriz. Ortada bir sorun olduğunu kabul etmek, bu sorunu ele alıp bir çözüme kavuşturmaya çalışmak yüzleşme örneğidir. Uygulaması kimi zaman zor olan bu metot aslında doğru şekilde gerçekleştiğinde oldukça etkilidir.</p>
<p data-start="1327" data-end="1590">Başta öyle gibi gelmese de yine oldukça etkili olan bir diğer mekanizma geri çekilmedir. Özellikle kişi, karşısındaki durumla baş edemeyecekse, duygusal yoğunluğunu dengelemek için bilinçli şekilde o durumdan veya konumdan uzaklaşarak da stresiyle başa çıkabilir.</p>
<p data-start="1592" data-end="1978">Doğrudan başa çıkma mekanizmalarının sonuncusu ise uzlaşmadır. Özellikle hayal kırıklığı ve çatışmayla baş etmede bu yöntem çok etkilidir. İnsanlar her zaman bizim istediğimiz gibi davranamaz, etrafımızdaki -bizimle ilgili olan veya olmayan- tüm olaylar istediğimiz şekilde gerçekleşemez. Bunu, olanı olduğu gibi kabul etmek bizi rahatlatır ve durumun içimizde yarattığı stresi azaltır.</p>
<h3 data-start="1980" data-end="2023"><strong data-start="1980" data-end="2023">Savunmacı Başa Çıkma (Defensive Coping)</strong></h3>
<p data-start="2025" data-end="2579"><strong data-start="2025" data-end="2050">Savunma mekanizmaları</strong>, doğrudan başa çıkmaya kıyasla daha çeşitlidir ve genellikle bilinçdışı süreçler içerir. Yine anksiyete ve kaygıyla başa çıkmamıza yardımcı olurlar ancak genellikle uzun vadeli değillerdir. Savunmacı başa çıkma, ilk kez Sigmund Freud tarafından, onun psikoanalitik teorisinde bahsedilmiştir. Freud’a göre bu mekanizmalar, bizi ilkel dürtülerle hareket eden id ve ahlaki denetleyici görevi üstlenen süperego arasında yaşanan içsel çatışmadan korur. Anna Freud -Sigmund Freud’un kızı- da bu teoriyi genişletip katkıda bulunmuştur.</p>
<p data-start="2581" data-end="2908">Bu başa çıkma modelindeki en yaygın 10 başlık şunlardır: yer değiştirme (displacement), inkâr (denial), bastırma (repression), yüceltme (sublimation), yansıtma (projection), tepki oluşturma (reaction formation), gerekçelendirme (rationalization), gerileme (regression), içselleştirme (introjection) ve özdeşim (identification).</p>
<p data-start="2910" data-end="3148">İlk başlığımız olan yer değiştirme, kısaca duyguları başkasından çıkarmak olarak açıklanabilir. İş yerinde patronuna sinirlenen bir babanın ona gösteremediği öfkesini evde çocuklarına bağırarak içinden atması bir yer değiştirme örneğidir.</p>
<p data-start="3150" data-end="3608">İnkâr, aslında var olan stresimize ve kaygımıza yokmuş gibi davranıp bizi strese sokan durum olmamış gibi davranmaktır. Bu savunma mekanizması hem çok basit günlük durumlarda hem de daha büyük stres yaratan olaylarda karşımıza çıkabilir. Sigaranın zararlı olduğunu bilmesine rağmen bunu görmezden gelip içmeye devam eden kişi de, istismara uğrayıp bu olay hiç yaşanmamış gibi hayatına devam etmeye çalışan kişi de “inkâr” savunma mekanizmasını kullanıyordur.</p>
<p data-start="3610" data-end="3878">Yine istismar örneğinden giderek “bastırma”yı anlayabiliriz. Bastırmada, istenmeyen durumu bilinçdışı şekilde zihinden uzak tutma gerçekleşir. İstismar edilen kişinin olayı hatırlamaması, bu savunucu başa çıkma mekanizmasını –farkında olmasa da– kullandığını gösterir.</p>
<p data-start="3880" data-end="4187">Yüceltme, kabul edilemez dürtülerin kabul edilebilir hâle döndürülmesi anlamına gelir. Burada kabul edilebilme ölçütü toplum normları ya da kişisel ahlak kuralları olabilir. Öfkesini şiddetle göstermeyi yanlış bulan birinin spora ya da sanata yönlenmesi, duygularını bu yollarla açığa vurması buna örnektir.</p>
<p data-start="4189" data-end="4509">Yansıtma ise yine günlük hayatta sıklıkla karşılaşabileceğimiz bir yöntem. Burada da kabul edilmeyen düşünce ve duyguların başkalarına atfedilmesi söz konusu. Mesela bir adam karısından başka birine ilgi duyuyorsa ve buna bir tepki olarak karısının kendisini aldatmasından yoğun şekilde korkuyorsa, yansıtma yapmış olur.</p>
<p data-start="4511" data-end="4785">Tepki oluşturma terimi karşımıza tersine çevirme şeklinde de çıkabilir. İstenmeyen dürtü ya da duygu tam tersi şeklinde dışa vurulur. Bir konu hakkında üzgünken aksine çok mutluymuş gibi davranabilirsiniz, bu da sizin “tepki oluşturma” mekanizmasını kullandığınızı gösterir.</p>
<p data-start="4787" data-end="4986">Hayalinizdeki evi almak için kredi başvurusu yaparsanız ama başvurunuz reddedilirse, siz de evin zaten o kadar da güzel ya da büyük olmadığını söyleyebilirsiniz. Bu, gerekçelendirmenin ta kendisidir.</p>
<p data-start="4988" data-end="5290">Çocukluğunuzdan kalan bir oyuncağı hâlâ yanınızda tutmanız, streslendiğinizde ya da korktuğunuzda ona sarılıp uyumanız çocukça gibi gözükse de bunu yapmanızın sebebi savunucu başa çıkma mekanizmalarından “gerileme”yi deneyimlemenizdir. Gerilemede geçmişe dönük “çocuk gibi” davranışlar gözlemlenebilir.</p>
<p data-start="5292" data-end="5611">İçselleştirme, bir başkasının kişiliğini, davranışlarını sahiplenmektir. Bu yöntem bazen yaşadığımız duygusal zorlukları aşmamızda oldukça etkili olabilir. Gençlerin kimlik oluşturma sürecinde kendilerine bir rol model seçip onu taklit ettiklerini de gözlemleyebiliriz. Bu da yine içselleştirme olarak adlandırılabilir.</p>
<p data-start="5613" data-end="5952">Son olarak özdeşim, “Stockholm Sendromu” olarak da bildiğimiz durumdur. Burada da yine birinin davranışının benimsenmesi söz konusudur ancak benimsenen kişi hayranlık duyulan birinden çok kişinin kendisinden daha güçlü gördüğü ve ona düşmanca davranan biridir. Mağdur, saldırganın davranışını içselleştirerek istismardan kaçınmayı amaçlar.</p>
<h3 data-start="5954" data-end="5963"><strong data-start="5954" data-end="5963">Sonuç</strong></h3>
<p data-start="5965" data-end="6409">Hepimiz hayatla mücadele hâlindeyken bizi etkileyen iç ve dış etkenlere farklı şekillerle cevap veririz. Bunların kimi bilinçli kimi de bilinçdışıdır. Bahsettiğimiz yöntemlerin birçoğu kısa vadede etkili olsa da uzun vadede <strong data-start="6189" data-end="6216">psikolojik dayanıklılık</strong> kazanmak ve <strong data-start="6229" data-end="6247">stres yönetimi</strong> becerimizi artırmak gerekir. Bunun için de fiziksel ve ruhsal egzersizler, pozitif self-talk (iç konuşma) gibi alışkanlıklar ve çevreden alınan destek önemlidir.</p>
<h3 data-start="6411" data-end="6423"><strong data-start="6411" data-end="6423">KAYNAKÇA</strong></h3>
<p data-start="6425" data-end="6581">Cherry, K. (2021, February). <em data-start="6454" data-end="6505">20 defense mechanisms we use to protect ourselves</em>. Verywell Mind.<br data-start="6521" data-end="6524" /><a class="" href="https://www.verywellmind.com/defense-mechanisms-2795960" target="_new" rel="noopener" data-start="6524" data-end="6579">https://www.verywellmind.com/defense-mechanisms-2795960</a></p>
<p data-start="6583" data-end="6742">GuyEvans, O. (2023). <em data-start="6604" data-end="6661">Defense mechanisms in psychology explained (+ examples)</em>. Simply Psychology.<br data-start="6681" data-end="6684" /><a class="" href="https://www.simplypsychology.org/defense-mechanisms.html" target="_new" rel="noopener" data-start="6684" data-end="6740">https://www.simplypsychology.org/defense-mechanisms.html</a></p>
<p data-start="6744" data-end="6933">PositivePsychology.com Editorial Team. (2023). <em data-start="6791" data-end="6848">Healthy coping mechanisms: 9 adaptive strategies to try</em>. PositivePsychology.com.<br data-start="6873" data-end="6876" /><a class="" href="https://positivepsychology.com/healthy-coping-mechanisms/" target="_new" rel="noopener" data-start="6876" data-end="6933">https://positivepsychology.com/healthy-coping-mechanisms/</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/stres-karsisinda-zihin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzleniyorsunuz</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/izleniyorsunuz/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=izleniyorsunuz</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/izleniyorsunuz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reyyan Ünaldı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 May 2025 12:19:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyal Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=5709</guid>

					<description><![CDATA[Hepimiz her gün yüzlerce yeni yüzle karşılaşırız. Sokakta, toplu taşımada, oturduğumuz kafe ve restoranlarda sadece gördüğümüz ve bir daha hiç görmeyeceğimizi düşündüğümüz birbirinden çok farklı yüzlerle… Büyük bir kısmını tanıma fırsatı elde edemez, onları orada, o gördüğümüz yerlerde bırakıveririz. Ama yine de bazen onlar için kafamızda bir hikâye uydurur, istemsiz duygu ve düşüncelere kapılırız. Yapılan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hepimiz her gün yüzlerce yeni yüzle karşılaşırız. Sokakta, toplu taşımada, oturduğumuz kafe ve restoranlarda sadece gördüğümüz ve bir daha hiç görmeyeceğimizi düşündüğümüz birbirinden çok farklı yüzlerle… Büyük bir kısmını tanıma fırsatı elde edemez, onları orada, o gördüğümüz yerlerde bırakıveririz. Ama yine de bazen onlar için kafamızda bir hikâye uydurur, istemsiz duygu ve düşüncelere kapılırız. Yapılan araştırmalar <b>ilk izlenim</b>in çok önemli olduğunu, hatta birçok <b>ilk izlenim</b>in büyük oranda hiç de değişmediğini ortaya koyuyor. Hem de bunu tıpkı uydurduğumuz hikâyeler ve kişilere yakıştırdığımız karakterler gibi bilinçsizce yapıyoruz.</p>
<h2><b>Thin-Slicing (İnce Dilimleme)</b></h2>
<p>Bu kavram ilk kez Nalini Ambady ve Robert Rosenthal tarafından ortaya atılmış fakat Malcolm Gladwell tanıtılmasında ve detaylandırılmasında önemli bir rol oynamıştır. Zihnimizin bilinçsizce hızlı bir analiz yaptığını ve bu kısa analizin –doğal olarak kısıtlı bilginin– sonunda da bazı yargılar oluşturduğunu söyleyebiliriz. <b>Thin-slicing</b> tam da bu ilginç durumu açıklar. (Gladwell, 2005, akt. Johnny’s Book Summaries, 2023). 5 dakikadan daha az gördüğümüz bir insan hakkında edindiğimiz fikir ve aslında <b>önyargı</b>, Ambady ve Rosenthal’ın yaptığı çalışmaya göre büyük oranda doğru. (Simply Psychology, 2023). Aslında burada kullanılanın tamamen sezgiler olduğu, çünkü bir insanı 5 dakikada tanıyamayacağımız aşikâr. Sezgilerimizin bu denli kuvvetli ve doğru olabilmesi ise oldukça ilginç. Şimdi bu konuyla ilgili önemli bir deneyi inceleyeceğiz.</p>
<h2><b>İlk İzlenim Deneyi</b></h2>
<p>2006 yılında Princeton Üniversitesi’nde psikolog Alexander Todorov ve araştırmacı öğrenci Janine Willis bu konuyla alakalı bir araştırma yaptı. Araştırmada yarısı kadın, yarısı erkek olacak şekilde toplam 70 amatör aktör ve aktris kullanıldı. Hepsinin yaşı 20-30 civarındaydı ve hepsine gri tişört giydirildi. Aynı zamanda hiçbirinde sakal, makyaj, gözlük gibi ayırt edici unsurlar bulunmuyordu. Bu tekdüzelik, nötr yüz ifadeleriyle desteklenerek seçilen insanların fotoğrafları çekildi.</p>
<p>Sırada, katılımcıların bu insanlara atfettikleri özelliklerle onları görme süreleri arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarmak vardı. Çekicilik, sempatiklik, güvenilirlik, yeterlilik ve saldırganlık olmak üzere 5 farklı özellik belirlendi. Bazı katılımcılara fotoğraflar 100 milisaniye, bazılarına 500 milisaniye, diğerlerine ise 1000 milisaniye yani 1 saniye gösterildi. Bir gruba da “bilinçli değerlendirme” için fotoğraflara süresiz bakma hakkı verildi. Daha sonra katılımcılardan, fotoğraflarını gördükleri insanları belirlenen 5 özellik için derecelendirmeleri istendi. Şaşırtıcı şekilde, 100 milisaniye gibi çok kısa bir süre bakabilenler ile uzun süre bakanlar arasında kayda değer bir değerlendirme farkı bulunmadı. Bakılan süre arttıkça insanların değerlendirme yaparken kendilerine duydukları güven de genellikle artıyordu, fakat sonuç çok da değişmiyordu. (Willis &amp; Todorov, 2006)</p>
<p>Şimdi de <b>ilk izlenim</b> etkisinin hayatımızdaki çok önemli olayları dahi nasıl etkileyebileceğine bakalım.</p>
<h2><b>İşe Alım Süreçlerinde İlk İzlenim Etkisi</b></h2>
<p><b>İlk izlenim</b>in ne kadar önemli olduğunu anlatmak için Head&amp;Shoulders 1980’lerdeki reklam kampanyasında “You never get a second chance to make a first impression.” yani “<b>İlk izlenim</b> için ikinci bir şansınız yoktur.” sloganını kullanıyor. (Bock, 2015).</p>
<p>Mülakatlarda <b>ilk izlenim</b>in önemine gelirsek, yapılan görüşmelerin büyük çoğunluğunun aslında bir tür zaman kaybı olduğunu artık tahmin edebiliyoruz. İşverenler çok kısa sürelerde adaylar hakkında bir fikre kapılıyor ve mülakatın geri kalanı aslında bu fikirleri doğrulamak için gerçekleştiriliyor. Yani, eğer sizin hakkınızdaki <b>ilk izlenim</b> olumluysa kalan süre içinde sizi almak için, olumsuzsa da reddetmek için bahane arıyorlar. Fakat bu yöntem elbette adayları işe aldıktan sonra nasıl performans gösterecekleriyle ilgili çoğunlukla hiçbir fikir vermiyor. Bu da bir çeşit olumsuz <b>önyargı</b>yı ortaya çıkarmış oluyor. Bunun için 1998’de Frank Schmidt ve John Hunter “yapılandırılmış mülakat”ı ortaya atıyor. (Bock, 2015). Bu sistem, standart bir sırayla sorulan soruları ve adayların rahatça kıyaslanabileceği net kriterler içeren bir puanlandırma sistemini içeriyor. Sorular da elbette ki talip olunan işe göre değişkenlik gösteriyor. Google gibi çok büyük firmaların da kullandığı bu sistem sayesinde adaylar adil şekilde değerlendiriliyor ve <b>ilk izlenim</b> <b>önyargı</b>larından daha az etkileniyorlar.</p>
<h2><b>Mere Exposure Effect (Salt Maruz Kalma Etkisi)</b></h2>
<p><b>İlk izlenim</b>in ne kadar önemli olduğundan bahsettik, peki ya bu izlenimleri etkileyen faktörlere gelirsek, <b>önyargı</b>larımızı olumlu ya da olumsuz etkileyen etmenler neler olabilir? Bu soruyu sorduğumuzda salt maruz kalma etkisini konuşmak için bir nevi bir kapı açmış oluruz. Bu kavramla anlatılmak istenen şey kısaca “bir şeye ne kadar aşinaysak onu seçmeye o kadar yatkınızdır.” Bildiğimiz her zaman bilmediğimizden daha az korkutucu gelir, aslında korkunun temelinde de belirsizlik vardır. Ve bir şeye ne kadar çok maruz kaldıysak bize o kadar az korkutucu gözükür. Bu gerçeği de elbette <b>ilk izlenim</b> etkisiyle bağdaştırabiliriz. <b>Önyargı</b>larımızın temelinde de aslında geçmiş beklentilerimiz, deneyimlerimiz yatar. Bir insanı ilk gördüğümüzde onda tanıdık gelen herhangi bir şey ona karşı olan <b>ilk izlenim</b>imizi muhtemelen etkileyecektir. Bu tanıdıklık iyi hissettiriyorsa olumlu, tam tersiyse olumsuz olması muhtemeldir. Ayrıca bir insanla hiç tanışmadan onu defalarca görmek de ortaya bir tanıdıklık hissi çıkarır. Bu da yine, tanıştığımızda karşılaşacağımız karaktere daha pozitif bakmamıza sebep olabilir.</p>
<h2><b>Sonuç</b></h2>
<p>İnsan beyninin henüz tam olarak keşfedilememiş sırlarından biri olan <b>ilk izlenim</b> etkisi, biz hiç farkına varmadan hayatımızı etkilemeye devam ediyor.</p>
<h3><b>Kaynakça</b></h3>
<p>Bock, L. (2015, Nisan 20). Hire like Google. <i>Wired</i>.</p>
<p><a href="https://www.wired.com/2015/04/hire-like-google/" target="_blank" rel="noopener">https://www.wired.com/2015/04/hire-like-google/</a></p>
<p>Cherry, K. (2023, Mart 17). Mere Exposure Effect: How Familiarity Breeds Attraction. <i>Verywell Mind</i>.</p>
<p><a href="https://www.verywellmind.com/mere-exposure-effect-7368184" target="_blank" rel="noopener">https://www.verywellmind.com/mere-exposure-effect-7368184</a></p>
<p>Indeed Editorial Team. (2025, Mart 26). How to use and score structured interview questions. <i>Indeed</i>.</p>
<p><a href="https://www.indeed.com/career-advice/interviewing/how-to-structure-interview-questions" target="_blank" rel="noopener">https://www.indeed.com/career-advice/interviewing/how-to-structure-interview-questions</a></p>
<p>Johnny’s Book Summaries. (t.y.). Summary of Blink: The Power of Thinking Without Thinking by Malcolm Gladwell. <i>Medium</i>.</p>
<p><a href="https://medium.com/@johnnysbooksummaries/summary-of-blink-the-power-of-thinking-without-thinking-by-malcolm-gladwell-96c5dceeb1c1" target="_blank" rel="noopener">https://medium.com/@johnnysbooksummaries/summary-of-blink-the-power-of-thinking-without-thinking-by-malcolm-gladwell-96c5dceeb1c1</a></p>
<p>Simply Psychology. (2023, Aralık 18). Thin slicing in psychology.</p>
<p><a href="https://www.simplypsychology.org/thin-slicing-psychology.html" target="_blank" rel="noopener">https://www.simplypsychology.org/thin-slicing-psychology.html</a></p>
<p>Willis, J., &amp; Todorov, A. (2006). First impressions: Making up your mind after a 100-ms exposure to a face. <i>Psychological Science, 17</i>(7), 592-598.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/izleniyorsunuz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evsizliğe Sığınmak</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/evsizlige-siginmak/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=evsizlige-siginmak</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/evsizlige-siginmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reyyan Ünaldı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Apr 2025 10:19:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyal Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=3959</guid>

					<description><![CDATA[Ev, insanın kendini rahat hissettiği ve ait olduğuna inandığı yerdir. Sadece iki harften oluşan bu kelime, birçok insan için altında çok derin anlamlar barındırır. Bazen yakınından uzaklaşınca bir an önce yeniden kavuşmak istediği, bazen ona ait bir şey gördüğünde ya da bir koku duyduğunda düşünmeden duramadığıdır. Bir evi doğuştan elde edebilir ya da sonradan sahiplenebilirsiniz. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ev, insanın kendini rahat hissettiği ve ait olduğuna inandığı yerdir. Sadece iki harften oluşan bu kelime, birçok insan için altında çok derin anlamlar barındırır. Bazen yakınından uzaklaşınca bir an önce yeniden kavuşmak istediği, bazen ona ait bir şey gördüğünde ya da bir koku duyduğunda düşünmeden duramadığıdır. Bir evi doğuştan elde edebilir ya da sonradan sahiplenebilirsiniz. İnsan, bunu doğuştan elde ediyorsa ya da çabalamasına gerek kalmadan sonradan kazandığını sahiplenebiliyorsa çok şanslıdır, muhtemelen hayatı boyunca kaybetmekten korkacağı çok değerli bir şeye sahiptir çünkü.</p>
<h2><b>Ev Hissinin Değeri ve Mültecilerin Kaybı</b></h2>
<p>Bazen de insan o kadar uzun süredir evdedir ya da o hissi hiç kaybetmemiştir ki ona sahip olduğunu bile fark etmez. İçine doğduğun kültürü özgürce yaşayabilmek, ailenden duyduğun ve öğrendiğin dili konuşabilmek, doğduğun topraklar yüzünden ayrıştırılmamak şüphesiz en değerli fakat belki de hiç farkında olmadığımız en güçlü ev hislerinden biridir. Şimdi, bu “ev”e sahip olduğunuzu fark ettiyseniz, 2024 yılındaki resmî verilere göre dünyanın yaklaşık yüzde %1,5’inden daha şanslı olduğunuzu ve bu oranın son on yılda neredeyse iki katı kadar bir artış gösterdiğini bilmelisiniz (BBC News Türkiye, 2024).</p>
<p><b>Mülteci</b> kelimesinin TDK’deki anlam karşılığı “sığınmacı”dır. Sığınmak fiili ise yine TDK’de dört farklı anlama gelir. Bunlardan biri bence oldukça dikkat çekici: “Güvenmek, yardım istemek veya ummak.” Bu kelimenin mecazi boyutunu hiçbir zaman görmezden gelmemeliyiz, vatanını kaybeden insanların aslında evini kaybettiğini, bir nevi yas hâlinde olabileceklerini unutmamalıyız. Bu duruma 1948 Nakba Olayı’nı örnek verebiliriz. Bu felakette birçok Filistinli evinden zorla alıkoyulmuş, evlerini terk etmek zorunda kaldıklarında ev anahtarlarını da bir gün geri dönebilme umuduyla yanlarına almıştı. Bu anahtarlar Filistinlilerin direnişiyle özdeşleşmiş ve bir çeşit sembol hâline gelmişti. Bu insanların gerçek bir <b>kolektif travma</b> yaşadıkları, gitmek zorunda oldukları farklı ülkelere “sığınmak” zorunda oldukları aşikârdır.</p>
<h2><b>Önyargılar ve Nefret Suçları</b></h2>
<p>Teoride belki de hepimiz bu durumun farkındayız ancak iş kendi mahallemizde yaşayan <b>mülteci</b>lere geldiğinde maalesef tutumumuz değişebiliyor. Hiçbirimiz seçemediğimiz bir durum yüzünden yargılanmak, ayrıştırılmak istemeyiz. Nasıl anne babamızı, göz rengimizi seçemiyorsak ırkımızı ve doğduğumuz toprakları da seçmemiz mümkün değil. Ancak özellikle artan <b>mülteci</b> nüfusuyla birlikte ırkçı söylemlerin, hedef göstermelerin arttığını da söyleyebiliriz. <b>Önyargılar</b>dan ve kalıplaşmış cümlelerden beslenen bir toplumda nefret suçlarının yaygın olması kaçınılmazdır. Bu <b>önyargılar</b> ve nefret suçları, soykırım gibi korkunç insanlık suçlarının dahi çıkış noktası sayılabilir. Nefret suçlarıyla ilgili verebileceğimiz en net örnek ülkemizdeki Suriyeli <b>mülteci</b>ler olacaktır. Suriyeli <b>mülteci</b>lerle ilgili yapılan haberlerde ırkın özellikle belirtildiğine, bu haberlerde zaman zaman aşağılama ve hakaret ifadelerine dahi yer verildiğine şahit olabiliriz. Bu konu yapılan bir araştırmayla da desteklenmiş, yerel gazeteler incelenmiş ve Suriyeli <b>mülteci</b>lerle ilgili yapılan haberlerin %42’sinin hakaret ve aşağılama içerdiği raporlanmıştır (Alp, 2018). Sürekli olarak ayrıştırılan insanların ruh hâlinin bu durumdan etkilenmemesi mümkün değildir.</p>
<h2><b>Mülteci Çocukların Dramı</b></h2>
<p>Bugün hâlâ, para kazanmak zorunda olduğu için –ve belki de arkalarında pek kimse olmadığı için- olumsuz çalışma koşullarına razı olmak durumunda kalan bir sürü <b>mülteci</b> var. <b>Mülteci</b>lerin yaklaşık %40-50’sinin çocuklardan oluşması durumu daha da dramatikleştiriyor (BBC News Türkiye, 2024). Çocukların okula gitmeleri, arkadaşlarıyla oynamaları gereken yaşlarda dahi bu şartlara zorunda bırakıldıklarını görüyoruz. UNICEF’in 2022 yılında hazırlamış olduğu Türkiye Yıllık Raporu’nda belirttiğine göre, Eylül 2022 itibarıyla Türkiye’deki <b>mülteci</b> çocukların yaklaşık üçte biri okul dışındaydı, daha küçük yaş gruplarının da araştırmaya dahil olduğunu düşündüğümüzde bu gerçekten ciddi bir orandır (UNICEF Türkiye, 2022). Elbette bu çocukların sağlıklı bir psikolojiyle büyümesinden bahsedemiyoruz bile. Çünkü küçücük yaşlarda ayrıştırılan, yaşıtlarının elde ettiği birçok imkândan mahrum kalan çocuklar bunun sebebini anlayamaz, belki sorgular ama etrafından mantıklı bir cevap da alamaz.</p>
<h2><b>Kolektif Travma ve Duygusal Tepkisizlik</b></h2>
<p>Son olarak bahsetmek istediğim konu, özellikle <b>kolektif travma</b> yaşayan <b>mülteci</b>lerde görülen hiçbir şey hissedememe yani duygusal tepkisizlik hâli. Bu durum aslında bir çeşit savunma mekanizmasıdır ve insanları sosyal hayattan, toplumdan uzaklaşmaya itebilir (İHH İnsani Yardım Vakfı, t.y.). Topraklarından kelimenin tam anlamıyla koparılmış insanların, yepyeni bir yer ve insanlar arasındaki kabul görme mücadelesi de bu durumu elbette daha da zorlaştıracaktır. Hiçbir zaman kabul görmeyeceklerine dair geliştirdikleri inanç bu tepkiyi pekiştirebilir. Denk geldiğimiz, ismini bildiğimiz ama fazlasını bilmediğimiz <b>mülteci</b>leri gerçekten “görmek” ve tanımak belki evlerini onlara geri getirmeyecektir ama muhakkak verdikleri mücadeleyi kolaylaştıracaktır.</p>
<h3><strong>Kaynakça</strong></h3>
<p class="" data-start="164" data-end="358">Alp, H. (2018). Suriyeli sığınmacılara yönelik ayrımcı ve ötekileştirici söylemin yerel medyada yeniden üretilmesi. <em data-start="280" data-end="342">Karadeniz Teknik Üniversitesi İletişim Araştırmaları Dergisi</em>, <em data-start="344" data-end="347">8</em>(1), 22–37.</p>
<p class="" data-start="360" data-end="475">BBC News Türkçe. (2024, 13 Haziran). Dünya Mülteciler Günü. <em data-start="420" data-end="425">BBC</em>. <a class="" href="https://www.bbc.com/turkce/articles/cx88r7g5020o" target="_new" rel="noopener" data-start="427" data-end="475">https://www.bbc.com/turkce/articles/cx88r7g5020o</a></p>
<p class="" data-start="477" data-end="604">İHH İnsani Yardım Vakfı. (t.y.). Mültecilerin psikolojik sorunları. <a class="" href="https://ihh.org.tr/anlati/multecilerin-psikolojik-sorunlari" target="_new" rel="noopener" data-start="545" data-end="604">https://ihh.org.tr/anlati/multecilerin-psikolojik-sorunlari</a></p>
<p class="" data-start="606" data-end="771">Tayınmak, İ. (2021). Nefret söylemleri ve nefret suçlarının sosyal psikoloji bakış açısı ile incelenmesi: Bir derleme. <em data-start="725" data-end="752">Nesne – Psikoloji Dergisi</em>, <em data-start="754" data-end="757">9</em>(22), 938–957.</p>
<p class="" data-start="773" data-end="948">UNICEF Türkiye. (2022). <em data-start="797" data-end="845">Country Office Annual Report 2022 Türkiye 4350</em>. <a target="_new" rel="noopener" data-start="847" data-end="948">https://www.unicef.org/turkiye/en/media/17576/file/UNICEF%20T%C3%BCrkiye%20Annual%20Report%202022.pdf</a></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/evsizlige-siginmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
