<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Pınar Akpulat &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/pinarakpulat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Fri, 14 Nov 2025 10:34:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Pınar Akpulat &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İş Hayatında Tükenmişlik Sendromu: Nedenleri, Sonuçları ve Çözüm Yaklaşımları</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/is-hayatinda-tukenmislik-sendromu-nedenleri-sonuclari-ve-cozum-yaklasimlari/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=is-hayatinda-tukenmislik-sendromu-nedenleri-sonuclari-ve-cozum-yaklasimlari</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/is-hayatinda-tukenmislik-sendromu-nedenleri-sonuclari-ve-cozum-yaklasimlari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Akpulat]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Nov 2025 21:25:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=18286</guid>

					<description><![CDATA[Günümüz iş dünyası, rekabetin artması, teknolojik değişimlerin hızlanması ve iş güvencesinin azalmasıyla birlikte çalışanlar üzerinde ciddi bir stres baskısı yaratmaktadır. Bu durum, çalışanların uzun süreli duygusal ve fiziksel yorgunluk yaşamalarına neden olmaktadır. Tükenmişlik Sendromu, bu yorgunluğun kalıcı hâle gelmesiyle ortaya çıkan ve çalışanların işine, kurumuna ve kendine olan bağlılığını azaltan psikolojik bir süreçtir (Maslach &#38; [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="558" data-end="1045">Günümüz iş dünyası, rekabetin artması, teknolojik değişimlerin hızlanması ve iş güvencesinin azalmasıyla birlikte çalışanlar üzerinde ciddi bir stres baskısı yaratmaktadır. Bu durum, çalışanların uzun süreli duygusal ve fiziksel yorgunluk yaşamalarına neden olmaktadır. <strong data-start="828" data-end="852">Tükenmişlik Sendromu</strong>, bu yorgunluğun kalıcı hâle gelmesiyle ortaya çıkan ve çalışanların işine, kurumuna ve kendine olan bağlılığını azaltan psikolojik bir süreçtir (Maslach &amp; Jackson, 1981; Aytaç &amp; Bayram, 2001).</p>
<p data-start="1047" data-end="1217">Türkiye’de de özellikle hizmet, sağlık ve eğitim sektörlerinde tükenmişlik oranlarının yüksek olduğu araştırmalarla ortaya konmuştur (Ardıç &amp; Polatcı, 2008; Çapri, 2006).</p>
<h1 data-start="1219" data-end="1260"><strong data-start="1221" data-end="1260">2. Tükenmişlik Kavramı ve Boyutları</strong></h1>
<p data-start="1262" data-end="1382">Dünya Sağlık Örgütü (WHO, 2019), tükenmişliği “başarısız şekilde yönetilen kronik işyeri stresi” olarak tanımlamaktadır.</p>
<p data-start="1384" data-end="1453">Maslach ve arkadaşları (1996) tükenmişliği üç boyutta incelemektedir:</p>
<ol data-start="1455" data-end="1581">
<li data-start="1455" data-end="1497">
<p data-start="1458" data-end="1497">Duygusal tükenme (enerjinin bitmesi),</p>
</li>
<li data-start="1498" data-end="1544">
<p data-start="1501" data-end="1544">Duyarsızlaşma (sınırlı empati ve sinizm),</p>
</li>
<li data-start="1545" data-end="1581">
<p data-start="1548" data-end="1581">Kişisel başarı hissinin azalması.</p>
</li>
</ol>
<p data-start="1583" data-end="1811">Türkiye’de yapılan araştırmalarda da benzer sonuçlar elde edilmiştir. Özellikle kamu çalışanlarında duygusal tükenme düzeyinin yüksek, kişisel başarı hissinin düşük olduğu tespit edilmiştir (Turgut, 2011; Ardıç &amp; Polatcı, 2008).</p>
<h1 data-start="1813" data-end="1845"><strong data-start="1815" data-end="1845">3. Tükenmişliğin Nedenleri</strong></h1>
<h2 data-start="1847" data-end="1877"><strong data-start="1850" data-end="1877">3.1. Örgütsel Faktörler</strong></h2>
<p data-start="1879" data-end="2314">Aşırı iş yükü, düşük kontrol düzeyi, rol belirsizliği, adaletsizlik ve zayıf liderlik, tükenmişliğin en temel nedenleri arasında yer alır (Bakker &amp; Demerouti, 2017). Türkiye’de yapılan bir çalışmada, örgütsel adalet ve yönetici desteğinin tükenmişliği azalttığı görülmüştür (Eryılmaz &amp; Doğan, 2012). Özellikle katı hiyerarşik yapılarda çalışan bireylerin tükenmişlik riskinin daha yüksek olduğu belirtilmektedir (Aytaç &amp; Bayram, 2001).</p>
<h2 data-start="2316" data-end="2346"><strong data-start="2319" data-end="2346">3.2. Bireysel Faktörler</strong></h2>
<p data-start="2348" data-end="2683">Bireysel düzeyde, mükemmeliyetçilik, düşük özsaygı, aşırı sorumluluk alma ve duygusal dayanıklılığın zayıf olması tükenmişliğe zemin hazırlamaktadır (Hill &amp; Curran, 2016). Türk kültüründe yaygın olan “fedakâr çalışan” anlayışı da, kişilerin sınır koymadan aşırı çaba göstermesine ve uzun vadede tükenmesine yol açabilir (Turgut, 2011).</p>
<h1 data-start="2685" data-end="2717"><strong data-start="2687" data-end="2717">4. Tükenmişliğin Sonuçları</strong></h1>
<h2 data-start="2719" data-end="2748"><strong data-start="2722" data-end="2748">4.1. Bireysel Sonuçlar</strong></h2>
<p data-start="2750" data-end="3032">Tükenmişlik yaşayan bireylerde uykusuzluk, kaygı, depresyon, sinirlilik ve iş tatminsizliği sık görülmektedir (Koutsimani et al., 2019; Çapri, 2006). Eryılmaz ve Doğan (2012), tükenmişliğin <strong data-start="2940" data-end="2963">Psikolojik İyi Oluş</strong> düzeyini düşürdüğünü ve yaşam doyumunu azalttığını ortaya koymuştur.</p>
<h2 data-start="3034" data-end="3063"><strong data-start="3037" data-end="3063">4.2. Örgütsel Sonuçlar</strong></h2>
<p data-start="3065" data-end="3402"><strong data-start="3065" data-end="3078">İş Stresi</strong> ile birleştiğinde tükenmişlik, çalışan devrini artırmakta, performansı düşürmekte ve iş kazalarının artmasına yol açmaktadır (Schaufeli et al., 2009). Türkiye’de yapılan araştırmalarda, tükenmişliğin çalışan bağlılığını azalttığı, özellikle genç çalışanlarda istifa niyetini artırdığı görülmektedir (Ardıç &amp; Polatcı, 2008).</p>
<h1 data-start="3404" data-end="3444"><strong data-start="3406" data-end="3444">5. Önleme ve Müdahale Stratejileri</strong></h1>
<h2 data-start="3446" data-end="3483"><strong data-start="3449" data-end="3483">5.1. Örgütsel Düzeyde Önlemler</strong></h2>
<p data-start="3485" data-end="3751">● İş yükünün dengeli dağıtılması,<br data-start="3518" data-end="3521" />● Karar süreçlerine çalışanların katılımı,<br data-start="3563" data-end="3566" />● Adil ödül sistemlerinin oluşturulması,<br data-start="3606" data-end="3609" />● Yöneticilere psikososyal destek eğitimi verilmesi, tükenmişliği önleyici önemli adımlardır (Maslach &amp; Leiter, 2022; Eryılmaz &amp; Doğan, 2012).</p>
<h2 data-start="3753" data-end="3790"><strong data-start="3756" data-end="3790">5.2. Bireysel Düzeyde Önlemler</strong></h2>
<p data-start="3792" data-end="4114">Mindfulness (farkındalık) uygulamaları, stres yönetimi eğitimi ve iş-yaşam dengesi stratejileri bireysel tükenmişliği azaltabilir (Hülsheger et al., 2013). Türk çalışanlar arasında yapılan bir çalışmada, sosyal destek ve pozitif psikoloji temelli müdahalelerin tükenmişliği azalttığı belirlenmiştir (Arslan &amp; Kemer, 2020).</p>
<h1 data-start="4116" data-end="4130"><strong data-start="4118" data-end="4130">6. Sonuç</strong></h1>
<p data-start="4132" data-end="4490"><strong data-start="4132" data-end="4156">Tükenmişlik Sendromu</strong>, hem bireyin hem de kurumun verimliliğini olumsuz etkileyen çok boyutlu bir sorundur. Türkiye’de son yıllarda çalışan destek programları, esnek çalışma modelleri ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin artmasıyla farkındalık yükselmektedir. Ancak, kalıcı çözüm için örgütsel kültürün insana odaklı bir yapıya dönüşmesi gerekmektedir.</p>
<h1 data-start="4492" data-end="4506"><strong data-start="4494" data-end="4506">Kaynakça</strong></h1>
<p data-start="4508" data-end="6776">● Ardıç, K., &amp; Polatcı, S. (2008). Tükenmişlik sendromu: Akademisyenler üzerinde bir uygulama. Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 10(2), 69–96.<br data-start="4680" data-end="4683" />● Arslan, G., &amp; Kemer, G. (2020). Pozitif psikoloji temelli müdahalelerin tükenmişlik üzerindeki etkisi. Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Dergisi, 10(58), 25–38.<br data-start="4848" data-end="4851" />● Aytaç, S., &amp; Bayram, N. (2001). İş stresinin tükenmişlik üzerine etkisi: Kamu çalışanları üzerine bir araştırma. Uludağ Üniversitesi İİBF Dergisi, 20(1), 1–15.<br data-start="5012" data-end="5015" />● Bakker, A. B., &amp; Demerouti, E. (2017). Job demands–resources theory: Taking stock and looking forward. Journal of Occupational Health Psychology, 22(3), 273–285.<br data-start="5178" data-end="5181" />● Çapri, B. (2006). Tükenmişlik ölçeğinin Türkçe uyarlaması ve tükenmişliğin bazı değişkenlerle ilişkisi. Mersin Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 2(1), 62–77.<br data-start="5345" data-end="5348" />● Eryılmaz, A., &amp; Doğan, T. (2012). Tükenmişliğin yordayıcısı olarak psikolojik iyi oluş. Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Dergisi, 4(38), 15–25.<br data-start="5497" data-end="5500" />● Hill, A. P., &amp; Curran, T. (2016). Perfectionism: A review of theory, research, and interventions. Psychological Bulletin, 142(8), 831–895.<br data-start="5640" data-end="5643" />● Hülsheger, U. R., Alberts, H. J., Feinholdt, A., &amp; Lang, J. W. (2013). Benefits of mindfulness at work. Journal of Applied Psychology, 98(2), 310–325.<br data-start="5795" data-end="5798" />● Koutsimani, P., Montgomery, A., &amp; Georganta, K. (2019). The relationship between burnout, depression and anxiety. Frontiers in Psychology, 10, 284.<br data-start="5947" data-end="5950" />● Maslach, C., &amp; Jackson, S. E. (1981). The measurement of experienced burnout. Journal of Occupational Behavior, 2(2), 99–113.<br data-start="6077" data-end="6080" />● Maslach, C., Jackson, S. E., &amp; Leiter, M. P. (1996). Maslach Burnout Inventory Manual (3rd ed.). Palo Alto, CA: Consulting Psychologists Press.<br data-start="6225" data-end="6228" />● Maslach, C., &amp; Leiter, M. P. (2022). The Burnout Challenge: Managing People’s Relationships with Their Jobs. Harvard University Press.<br data-start="6364" data-end="6367" />● Schaufeli, W. B., Leiter, M. P., &amp; Maslach, C. (2009). Burnout: 35 years of research and practice. Career Development International, 14(3), 204–220.<br data-start="6517" data-end="6520" />● Turgut, T. (2011). Çalışanlarda tükenmişlik ve örgütsel bağlılık ilişkisi üzerine bir araştırma. İş ve İnsan Dergisi, 1(1), 19–28.<br data-start="6652" data-end="6655" />● World Health Organization (2019). Burn-out an “occupational phenomenon”: International Classification of Diseases. WHO.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/is-hayatinda-tukenmislik-sendromu-nedenleri-sonuclari-ve-cozum-yaklasimlari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nasıl Dahya Yaratıcı Düşünebilirim? Zihinsel Dayanıklılık, Dikkat ve Farkındalık Üzerin</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/nasil-dahya-yaratici-dusunebilirim-zihinsel-dayaniklilik-dikkat-ve-farkindalik-uzerin/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=nasil-dahya-yaratici-dusunebilirim-zihinsel-dayaniklilik-dikkat-ve-farkindalik-uzerin</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/nasil-dahya-yaratici-dusunebilirim-zihinsel-dayaniklilik-dikkat-ve-farkindalik-uzerin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Akpulat]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Oct 2025 11:43:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Zihin ve Davranış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=15988</guid>

					<description><![CDATA[Modern çağda hepimiz bilgiyle çevriliyiz ama aynı zamanda zihinsel gürültüyle de boğuluyoruz. Her gün yüzlerce uyarana maruz kalıyor, birden fazla rol arasında gidip geliyoruz. Bu koşullar altında “yaratıcılık” çoğu insanın zihninde bir ayrıcalık, yalnızca sanatçılara özgü bir beceri gibi görünür. Oysa yaratıcılık, yalnızca resim yapmak ya da beste çıkarmak değildir; işte, ilişkilerde, hatta kriz anlarında [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="43" data-end="103">Modern çağda hepimiz bilgiyle çevriliyiz ama aynı zamanda zihinsel gürültüyle de boğuluyoruz. Her gün yüzlerce uyarana maruz kalıyor, birden fazla rol arasında gidip geliyoruz. Bu koşullar altında “yaratıcılık” çoğu insanın zihninde bir ayrıcalık, yalnızca sanatçılara özgü bir beceri gibi görünür. Oysa yaratıcılık, yalnızca resim yapmak ya da beste çıkarmak değildir; işte, ilişkilerde, hatta kriz anlarında bile farklı düşünebilme kapasitesidir. Ve bu kapasitenin temeli, <strong data-start="580" data-end="609">zihinsel dayanıklılıktır.</strong></p>
<h2 data-start="618" data-end="669"><strong data-start="621" data-end="669">Yaratıcılığı Engelleyen Sessiz Düşman: Stres</strong></h2>
<p data-start="671" data-end="1029">Stres, beynin en yaratıcı kısmı olan prefrontal korteksin (problem çözme, empati, esneklik ve planlama merkezinin) işlevini geçici olarak kapatır. Yani stres altındayken beynimiz aslında “hayatta kalma” kipine geçer; yeni fikirler üretmek yerine tehlikeyi savuşturmaya odaklanır. Bu durum, <strong data-start="961" data-end="1027">yaratıcı düşüncenin önündeki en temel nöropsikolojik engeldir.</strong></p>
<p data-start="1031" data-end="1323">Yaratıcılığın gelişebilmesi için beyin rahat bir uyarılma seviyesine ihtiyaç duyar. Bunun için de stresle savaşmak değil, <strong data-start="1153" data-end="1182">onu yönetebilmek gerekir.</strong> Dayanıklılık, baskı altında bile üretken kalabilme becerisidir. Bu da esneklik, farkındalık ve iyileşme kapasitesinin birleşiminden doğar.</p>
<h2 data-start="1330" data-end="1387"><strong data-start="1333" data-end="1387">Dışsal Onay Döngüsü ve İçsel Motivasyonun Erozyonu</strong></h2>
<p data-start="1389" data-end="1608">Günümüz iş kültürü sürekli bir mükemmellik arayışıyla besleniyor. Çoğu kişi, bir işi ya da fikri sadece yeterince “iyi görünmediği” için paylaşmaktan vazgeçiyor. Bu durum, <strong data-start="1561" data-end="1588">dışsal onay ihtiyacının</strong> bir yansımasıdır.</p>
<p data-start="1610" data-end="1907">Motivasyon psikolojisinde bilinir ki, bir hedefi yüksek sesle dile getirmek beyinde ödül sistemini erken aktive eder. Dopamin salgısı artar ve kişi, hedefe ulaşmadan da başarmış gibi hisseder. Bu nedenle sürekli dışarıdan onay beklemek, çabayı azaltır ve <strong data-start="1865" data-end="1905">yaratıcı üretim sürecini zayıflatır.</strong></p>
<p data-start="1909" data-end="2101">Yaratıcılığın sürdürülebilmesi için kişinin <strong data-start="1953" data-end="1991">kendi içsel motivasyonunu koruması</strong> gerekir. Başkalarının alkışıyla değil, kendi merakıyla harekete geçen zihin, çok daha kalıcı üretim sağlar.</p>
<h2 data-start="2108" data-end="2145"><strong data-start="2111" data-end="2145">İletişim Stresi: Topu Tutmamak</strong></h2>
<p data-start="2147" data-end="2329">Yaratıcı düşünmenin önündeki bir diğer engel, iş hayatındaki <strong data-start="2208" data-end="2235">pasif-agresif ilişkiler</strong> ve toksik iletişimdir. Bu tür ortamlarda kişi, enerjisini üretmeye değil, savunmaya harcar.</p>
<p data-start="2331" data-end="2742">Burada işlevsel bir metafor var: “<strong data-start="2365" data-end="2382">Top hikayesi.</strong>” Biri size bir top atar — örneğin eleştirel ya da küçümseyici bir söz söyler. Eğer o topu yakalayıp cevap verirseniz, oyuna dâhil olursunuz. Oysa o topu düşürmek, yani karşılık vermemek, <strong data-start="2570" data-end="2618">psikolojik sınır koymanın en sade biçimidir.</strong> Savunmak yerine yönlendirmek; açıklamak yerine soruyla yanıt vermek, hem çatışmayı yumuşatır hem zihinsel enerjiyi korur.</p>
<h2 data-start="2749" data-end="2791"><strong data-start="2752" data-end="2791">Esnemek: Direnmek Değil, Uyarlanmak</strong></h2>
<p data-start="2793" data-end="3008">Psikolojik dayanıklılık çoğu zaman “güçlü durmak” sanılır. Oysa dayanıklılık, <strong data-start="2871" data-end="2910">kırılmadan esneyebilme becerisidir.</strong> Tıpkı deprem anında yere sıkı sıkıya tutunmak yerine dengeyi koruyacak bir pozisyon almak gibi.</p>
<p data-start="3010" data-end="3237">Esneklik, kişisel değerlerinden ödün vermeden farklı koşullara uyum sağlayabilmektir. Yaratıcı zihin de böyledir; <strong data-start="3124" data-end="3178">katı kalıplarla değil, yeni bağlantılarla çalışır.</strong> Beyin yeni bağlantılar kurdukça, düşünce alanı genişler.</p>
<h2 data-start="3244" data-end="3273"><strong data-start="3247" data-end="3273">Dikkat Bir Kas Gibidir</strong></h2>
<p data-start="3275" data-end="3532">Yaratıcılıkla dikkat arasında doğrudan bir <strong data-start="3318" data-end="3340">nöropsikolojik bağ</strong> vardır. Dikkat, uzun uzun odaklanmak değil; gerektiğinde odağı bilinçli olarak yönlendirebilmektir. Günümüzde kısa süreli uyaranlara alıştığımız için, uzun süreli dikkat giderek zayıflıyor.</p>
<p data-start="3534" data-end="3596">Bu kası güçlendirmek için basit ama etkili pratikler vardır:</p>
<ul data-start="3597" data-end="3726">
<li data-start="3597" data-end="3624">
<p data-start="3599" data-end="3624">Mindful yürüyüş yapmak,</p>
</li>
<li data-start="3625" data-end="3668">
<p data-start="3627" data-end="3668">Kahve içerken sadece kahveyi hissetmek,</p>
</li>
<li data-start="3669" data-end="3691">
<p data-start="3671" data-end="3691">Adımlarını saymak,</p>
</li>
<li data-start="3692" data-end="3726">
<p data-start="3694" data-end="3726">Çevredeki renkleri fark etmek.</p>
</li>
</ul>
<p data-start="3728" data-end="3986">Bu tür farkındalık anları, <strong data-start="3755" data-end="3801">beynin duyusal entegrasyonunu güçlendirir.</strong> EMDR terapisinde olduğu gibi ritmik göz hareketleri de zihinsel dengeyi yeniden kurar. Farkındalık pratikleri yalnızca rahatlamak için değil, <strong data-start="3944" data-end="3984">yaratıcılık için de bir ön koşuldur.</strong></p>
<h2 data-start="3993" data-end="4029"><strong data-start="3996" data-end="4029">Dinlenmek Yeniden Yorulmaktır</strong></h2>
<p data-start="4031" data-end="4298">Uyumak veya ekran karşısında vakit geçirmek, sanıldığı kadar dinlendirici değildir. Zihin, farklı görevler arasında geçiş yaptığında dinlenir. Gün boyu dinleyen birinin akşam sessizlikte kitap okuması, yazan birinin ise müzikle uğraşması bu yüzden daha etkili olur.</p>
<p data-start="4300" data-end="4360">Bu dengeyi en iyi anlatan ifade <strong data-start="4332" data-end="4358">İnşirah Suresi’ndedir:</strong></p>
<p data-start="4363" data-end="4401">“Boş kaldığında kalk yeniden yorul.”</p>
<p data-start="4403" data-end="4547">İnançtan bağımsız olarak bu cümle, insan zihninin doğasına dair büyük bir gözlemdir. İnsan boş kalmaya değil, <strong data-start="4513" data-end="4545">anlam üretmeye programlıdır.</strong></p>
<h2 data-start="4554" data-end="4611"><strong data-start="4557" data-end="4611">Sonuç: Yaratıcılık Bir Kas Değil, Bir Ekosistemdir</strong></h2>
<p data-start="4613" data-end="4792">Yaratıcı düşünmek bir beceriden çok bir <strong data-start="4653" data-end="4673">yaşam biçimidir.</strong> Düşünsel esneklik, stres yönetimi, farkındalık ve doğru dinlenme bir araya geldiğinde zihin yeniden üretmeye başlar.</p>
<p data-start="4794" data-end="5091">Yaratıcılık, bazılarına bahşedilmiş bir yetenek değil; herkesin zihinsel esnekliğini ve merak duygusunu koruyabilmesiyle gelişen bir süreçtir. Dolayısıyla soru “Yaratıcı mıyım?” değil, “Zihinsel alanımı ne kadar koruyorum?” olmalıdır. Çünkü <strong data-start="5035" data-end="5089">üretkenliğin başladığı yer, sessizliğin içindedir.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/nasil-dahya-yaratici-dusunebilirim-zihinsel-dayaniklilik-dikkat-ve-farkindalik-uzerin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hayvan Sevgisi, Duygusal İttifak ve Nöropsikolojik Bir Bakış</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/hayvan-sevgisi-duygusal-ittifak-ve-noropsikolojik-bir-bakis/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=hayvan-sevgisi-duygusal-ittifak-ve-noropsikolojik-bir-bakis</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/hayvan-sevgisi-duygusal-ittifak-ve-noropsikolojik-bir-bakis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Akpulat]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Aug 2025 09:36:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=11444</guid>

					<description><![CDATA[Görünmeyen Bir İyileştirici Bazen bir insanın yapamadığını bir kedi yapar.Bazen yıllardır tutulmamış bir yas, köpeğinizin sessizce dizinize kıvrılmasıyla su yüzüne çıkar.Ve bazen&#8230; Tam da “hiçbir şey beni iyi edemez” dediğiniz bir anda, o kuyruk bir umut gibi sallanır. Hayvan sevgisi, kültürel hafızamızda genellikle “iyi kalpli” olmakla ilişkilendirilir. Oysa bu sevgi, sadece iyi niyetle açıklanamayacak kadar [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3 data-start="383" data-end="667"><strong data-start="383" data-end="414">Görünmeyen Bir İyileştirici</strong></h3>
<p data-start="383" data-end="667">Bazen bir insanın yapamadığını bir kedi yapar.<br data-start="463" data-end="466" />Bazen yıllardır tutulmamış bir yas, köpeğinizin sessizce dizinize kıvrılmasıyla su yüzüne çıkar.<br data-start="562" data-end="565" />Ve bazen&#8230; Tam da “hiçbir şey beni iyi edemez” dediğiniz bir anda, o kuyruk bir umut gibi sallanır.</p>
<p data-start="669" data-end="869"><strong data-start="669" data-end="687">Hayvan sevgisi</strong>, kültürel hafızamızda genellikle “iyi kalpli” olmakla ilişkilendirilir. Oysa bu sevgi, sadece iyi niyetle açıklanamayacak kadar biyolojik, duygusal ve hatta politik bir meseledir.</p>
<h3 data-start="871" data-end="1363"><strong data-start="871" data-end="913">Oksitosinli Bakışlar: Bilimin Patileri</strong></h3>
<p data-start="871" data-end="1363">Araştırmalar, bir hayvana dokunduğumuzda veya onunla göz teması kurduğumuzda beynimizin <strong data-start="1004" data-end="1017">oksitosin</strong>, dopamin ve serotonin salgıladığını gösteriyor. Bu hormonlar; stresi azaltır, güven ve aidiyet duygusunu artırır, kaygıyı hafifletir.<br data-start="1151" data-end="1154" />Japonya’da yapılan bir çalışmada, köpek ve sahibi arasındaki göz temasının <strong data-start="1229" data-end="1242">oksitosin</strong> seviyelerini karşılıklı olarak yükselttiği görüldü. Bu, anne-bebek ilişkisine benzer bir biyolojik bağ mekanizmasıdır.</p>
<h3 data-start="1365" data-end="1867"><strong data-start="1365" data-end="1391">Vaka: Maviş’in Gözleri</strong></h3>
<p data-start="1365" data-end="1867">Klinik staj dönemimde, eşini kaybettikten sonra ağır depresyona giren 72 yaşındaki Ayşe Hanım ile çalışıyordum. Haftalarca konuşmadan oturuyor, göz teması dahi kurmuyordu.<br data-start="1565" data-end="1568" />Bir gün, torununun sahiplendiği gri tüylü “Maviş”ten bahsetti. Maviş’in eve gelişiyle yemek yemeye, çiçeklerini sulamaya, pencere kenarında oturmaya yeniden başladı.<br data-start="1733" data-end="1736" />Maviş, onun için yalnızca bir kedi değil; yas sürecinde simgesel bir eşlikçi, duyguların yeniden düzenlenmesinde bir katalizördü.</p>
<h3 data-start="1869" data-end="2376"><strong data-start="1869" data-end="1915">Neden Bizim Onlara İhtiyacımız Daha Fazla?</strong></h3>
<p data-start="1869" data-end="2376">Hayvanlar, koşulsuz temas kurabilen nadir varlıklardır. Ne statümüze, ne dış görünüşümüze, ne de sosyal becerilerimize aldırış ederler.<br data-start="2053" data-end="2056" />Bu temassız çağda, birçok insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey: şartsız bir şefkat aynası.<br data-start="2144" data-end="2147" />Özellikle travma yaşamış bireylerde, hayvanlarla kurulan bağ güven duygusunu yeniden inşa edebiliyor. “İnsanlara güvenemiyorum ama köpeğime güveniyorum” diyen danışanlar, yeniden güvenmeyi önce hayvanlar aracılığıyla öğreniyor.</p>
<p data-start="1869" data-end="2376"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9290" src="https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/07/hayvan-sevgisi.jpg" alt="" width="1280" height="854" srcset="https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/07/hayvan-sevgisi.jpg 1280w, https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/07/hayvan-sevgisi-300x200.jpg 300w, https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/07/hayvan-sevgisi-1024x683.jpg 1024w, https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/07/hayvan-sevgisi-768x512.jpg 768w, https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/07/hayvan-sevgisi-150x100.jpg 150w, https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/07/hayvan-sevgisi-696x464.jpg 696w, https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/07/hayvan-sevgisi-1068x713.jpg 1068w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></p>
<h3 data-start="2378" data-end="2427"><strong data-start="2378" data-end="2425">Hayvan Destekli Terapi: Bilimsel Dayanaklar</strong></h3>
<ul data-start="2428" data-end="2872">
<li data-start="2428" data-end="2571">
<p data-start="2430" data-end="2571">Otizm spektrum bozukluğu olan çocuklarda <strong data-start="2471" data-end="2500">hayvan destekli terapinin</strong> sosyal etkileşimi %60’a kadar artırdığı görülmüştür (O’Haire, 2013).</p>
</li>
<li data-start="2572" data-end="2715">
<p data-start="2574" data-end="2715">Anksiyete bozukluğu yaşayan bireylerde, terapi sırasında bir köpeğin varlığı kortizol seviyesini anlamlı biçimde düşürmüştür (Beetz, 2012).</p>
</li>
<li data-start="2716" data-end="2872">
<p data-start="2718" data-end="2872">Depresyon tanısı almış yaşlı bireylerde, evcil hayvanla düzenli temasın tedaviye uyumu ve yaşam kalitesini artırdığı saptanmıştır (Banks &amp; Banks, 2002).</p>
</li>
</ul>
<h3 data-start="2874" data-end="3400"><strong data-start="2874" data-end="2926">Biraz da Politik: Hayvana Bakış, İnsana Bakıştır</strong></h3>
<p data-start="2874" data-end="3400">Toplumun hayvana yaklaşımı, aslında kendi içindeki şefkat kapasitesini gösterir. Hayvana kötü davranan bir toplumda, insanın kendine ve birbirine şefkat göstermesi de zordur.<br data-start="3103" data-end="3106" />Sokakta taşlanan bir köpeğe tepki duymak, yalnızca o köpeğe değil, içimizde taşlanan çocukluğa da bir tepkidir.<br data-start="3217" data-end="3220" /><strong data-start="3220" data-end="3238">Hayvan sevgisi</strong>, toplumsal ruh halimizi yansıtan güçlü bir göstergedir. Barınaklardaki zor koşullar ya da sokağa atılan kediler, bir toplumun duygusal yoksulluğunu da anlatır.</p>
<p data-start="2874" data-end="3400"><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-11446" src="https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/08/hayvan-sevgisi-2.jpg" alt="" width="1280" height="854" srcset="https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/08/hayvan-sevgisi-2.jpg 1280w, https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/08/hayvan-sevgisi-2-300x200.jpg 300w, https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/08/hayvan-sevgisi-2-1024x683.jpg 1024w, https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/08/hayvan-sevgisi-2-768x512.jpg 768w, https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/08/hayvan-sevgisi-2-150x100.jpg 150w, https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/08/hayvan-sevgisi-2-696x464.jpg 696w, https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/08/hayvan-sevgisi-2-1068x713.jpg 1068w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></p>
<h3 data-start="3402" data-end="3908"><strong data-start="3402" data-end="3433">Sonuç: Ruhun Kuyruğu Vardır</strong></h3>
<p data-start="3402" data-end="3908">Bir köpeğin kuyruğunu sallaması, evde olmanın, güvende olmanın ve sevilmenin en sade hâlidir.<br data-start="3529" data-end="3532" />Bir kedinin mırlaması, annemizin kalp atışlarını hatırlatan bir ritimdir.<br data-start="3605" data-end="3608" /><strong data-start="3608" data-end="3639">Hayvanlara duyduğumuz sevgi</strong>, aslında kendimize tutunduğumuz yerin adıdır.<br data-start="3685" data-end="3688" />Belki de bu yüzden, hayatımıza giren bir hayvan, bazen bir terapistten çok daha önce, çok daha derin bir yerden bize dokunur.<br data-start="3813" data-end="3816" />Ve bazen bir insanı hayata döndüren şey, bir çift göz, bir sessizlik ve bir mırıldanmadır.</p>
<h3 data-start="3402" data-end="3908"><strong data-start="3914" data-end="3926">Kaynakça</strong></h3>
<ul data-start="3929" data-end="4541">
<li data-start="3929" data-end="4093">
<p data-start="3931" data-end="4093">Banks, M. R., &amp; Banks, W. A. (2002). The effects of animal-assisted therapy on loneliness in an elderly population. The Journals of Gerontology, 57(7), 428–432.</p>
</li>
<li data-start="4094" data-end="4231">
<p data-start="4096" data-end="4231">Beetz, A., et al. (2012). Psychosocial and psychophysiological effects of human-animal interactions. Frontiers in Psychology, 3, 234.</p>
</li>
<li data-start="4232" data-end="4411">
<p data-start="4234" data-end="4411">O’Haire, M. E. (2013). Animal-assisted intervention for autism spectrum disorder: A systematic literature review. Journal of Autism and Developmental Disorders, 43, 1606–1622.</p>
</li>
<li data-start="4412" data-end="4541">
<p data-start="4414" data-end="4541">Nagasawa, M., et al. (2015). Oxytocin-gaze positive loop and the coevolution of human-dog bonds. Science, 348(6232), 333–336.</p>
</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/hayvan-sevgisi-duygusal-ittifak-ve-noropsikolojik-bir-bakis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Psikolojinin Gölge Tarafı: Cinler, Ruhlar, Ölüm ve Ötesi..</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/psikolojinin-golge-tarafi-cinler-ruhlar-olum-ve-otesi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=psikolojinin-golge-tarafi-cinler-ruhlar-olum-ve-otesi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/psikolojinin-golge-tarafi-cinler-ruhlar-olum-ve-otesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Akpulat]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Jul 2025 21:40:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Zihin ve Davranış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=10511</guid>

					<description><![CDATA[Bu tür anlatılar, kültürle psikolojinin tam kesişim noktasındadır.Ne yalnızca bir inanç meselesidir, ne de sadece tıbbi bir tanıya indirgenebilir.Toplumda sıkça karşılaştığımız cin görme deneyimleri, ruh çağırma seansları ve doğaüstü korkular&#8230; Gerçekten paranormal bir gücün eseri mi?Yoksa tüm bu anlatılar, insan zihninin derinliklerinde bastırılan duyguların ve kültürel kodların bir yansıması mı? Bu makalede; korku hikâyelerinin neden [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="376" data-end="863">Bu tür <strong data-start="452" data-end="465">anlatılar</strong>, kültürle psikolojinin tam kesişim noktasındadır.<br data-start="515" data-end="518" />Ne yalnızca bir inanç meselesidir, ne de sadece tıbbi bir tanıya indirgenebilir.<br data-start="598" data-end="601" />Toplumda sıkça karşılaştığımız <strong data-start="632" data-end="657">cin görme deneyimleri</strong>, ruh çağırma seansları ve doğaüstü korkular&#8230; Gerçekten paranormal bir gücün eseri mi?<br data-start="745" data-end="748" />Yoksa tüm bu anlatılar, insan zihninin derinliklerinde bastırılan duyguların ve kültürel kodların bir yansıması mı?</p>
<p data-start="865" data-end="1132">Bu makalede; <strong data-start="878" data-end="901">korku hikâyelerinin</strong> neden özellikle kadınlar ve çocuklar arasında bu kadar yaygınlaştığını, “cin musallatı” olarak yorumlanan deneyimlerin aslında hangi psikolojik temellere dayandığını ve ruh çağırmanın kimi zaman neyin yerine geçtiğini inceliyoruz.</p>
<p data-start="1134" data-end="1508">Freud’dan Maria Tatar’a, Ernest Becker’dan DSM-5’e uzanan bu yolculukta; korkunun yalnızca korkutmak için değil, <strong data-start="1247" data-end="1270">anlam yaratmak için</strong> de var olduğunu göreceksiniz.<br data-start="1300" data-end="1303" />DSM-5’e göre, kültürel bağlam göz ardı edilmeden bir tanı konulamaz.<br data-start="1371" data-end="1374" />Çünkü kimi zaman bireyin yaşadığı içsel karmaşa, yaşadığı toplumun diliyle ifade edilir:<br data-start="1462" data-end="1465" />Cin olarak, gölge olarak, fısıltı olarak&#8230;</p>
<h3 data-start="1515" data-end="1999"><strong data-start="1515" data-end="1570">Cin Gördüğünü Söyleyen Kadın: Gerçek mi, Psikoz mu?</strong></h3>
<p data-start="1515" data-end="1999">Yirmili yaşlarının sonlarında bir kadın gece uyurken uyanıyor.<br data-start="1635" data-end="1638" />Odasında bir gölge var. Gözleri kıpkırmızı. Kadına yaklaşıyor ama hiç ses çıkmıyor. Kadın donakalıyor.<br data-start="1740" data-end="1743" />Sonraki günlerde panik atak belirtileri, uyku bozuklukları, odada hâlâ birilerinin olduğunu hissetme&#8230;<br data-start="1846" data-end="1849" />Annesi bir hocaya götürüyor. “Cin musallat olmuş,” diyor hoca.<br data-start="1911" data-end="1914" />Ama birkaç hafta sonra bir psikiyatrist tarafından tanı konuluyor: psikotik bozukluk.</p>
<p data-start="2001" data-end="2255">Cin mi gerçekten?<br data-start="2018" data-end="2021" />Yoksa zihnin bastırdığı korkular, travmalar, bilinçdışı imgeler mi?<br data-start="2088" data-end="2091" />Freud der ki: <strong data-start="2105" data-end="2139">“Bilinçdışı, şiirsel konuşur.”</strong><br data-start="2139" data-end="2142" />Belki de cin görmedik.<br data-start="2164" data-end="2167" />Ama çocukken yalnız kaldık.<br data-start="2194" data-end="2197" />Ve o yalnızlık gecenin bir vaktinde bize gölge gibi döndü.</p>
<h3 data-start="2262" data-end="2470"><strong data-start="2262" data-end="2335">Korku Hikâyeleri Neden Hoşumuza Gider? Özellikle Kadınlar ve Çocuklar</strong></h3>
<p data-start="2262" data-end="2470">Karanlık çöktüğünde anlatılan hikâyeler&#8230;<br data-start="2380" data-end="2383" />Cinli kuyular, ağlayan gelinler, mezar taşı oynatan çocuklar.<br data-start="2444" data-end="2447" />Neden dinleriz bunları?</p>
<p data-start="2472" data-end="2789">Çünkü <strong data-start="2478" data-end="2487">korku</strong>, sadece korkutmaz.<br data-start="2506" data-end="2509" />Korku, aslında bir kolektif boşaltım aracıdır.<br data-start="2555" data-end="2558" />Kadınlar ve çocuklar, bastırılmış duygularını doğrudan ifade edemez.<br data-start="2626" data-end="2629" />Ama bir hikâye anlatılırsa—örneğin “Gelinlikli kadın geceleri ağlıyormuş”—hep birlikte o sessiz, görünmeyen kaygıyı paylaşmış oluruz.<br data-start="2762" data-end="2765" />Bir tür sosyal katarsis.</p>
<p data-start="2791" data-end="3298"><strong data-start="2791" data-end="2815">Psikolog Maria Tatar</strong>, çocuklara anlatılan karanlık hikâyelerin ahlak, sınır ve aidiyet hissi verdiğini söyler.<br data-start="2905" data-end="2908" />Ve bilinçdışı için <strong data-start="2927" data-end="2936">korku</strong>, hayatta kalmayı prova etmektir.<br data-start="2969" data-end="2972" />Ayrıca, korku aynı zamanda bir duygu boşaltımı sağlar.<br data-start="3026" data-end="3029" />Kendimizi güvende hissettiğimiz bir yerde tehlikeyi hayal etmek, zihinsel bir tatmin sunar.<br data-start="3120" data-end="3123" />Bu bir çeşit kontrollü dehşet deneyimidir.<br data-start="3165" data-end="3168" />Yani o anlatılan “cadı kadın” ya da “siyah gölgeli adam” aslında içimizdeki bastırılmış korkuların hikâye formunda dışa vurumudur.</p>
<h3 data-start="3305" data-end="3608"><strong data-start="3305" data-end="3355">Türkiye’de Cin Anlatılarının Kültürel Serüveni</strong></h3>
<p data-start="3305" data-end="3608">Türkiye’de özellikle kırsal bölgelerde <strong data-start="3397" data-end="3418">cin anlatılarının</strong> geçmişi Osmanlı dönemine kadar uzanır.<br data-start="3457" data-end="3460" />Cinler, İslam inancı içerisinde gerçek varlıklar olarak tanımlanırken; halk arasında korkutucu, cezalandırıcı ve sınır koyucu figürlere dönüşmüştür.</p>
<p data-start="3610" data-end="3789">Örneğin çocukların akşam ezanından sonra dışarı çıkmaması gerektiği öğüdü, sıklıkla “cin çarpar” korkusuyla desteklenir.<br data-start="3730" data-end="3733" />Bu, pedagojik olmayan ama etkili bir disiplin biçimidir.</p>
<p data-start="3791" data-end="3965">Ayrıca 1990’lardan sonra sinema ve televizyon kültüründe cin anlatılarının artması (örneğin <em data-start="3883" data-end="3890">Dabbe</em> serisi), bu korkuların kolektif bilinçte daha da pekişmesine yol açmıştır.</p>
<h3 data-start="3972" data-end="4339"><strong data-start="3972" data-end="4026">Ruh Çağırma Seansları: Kiminle Konuşmak İstiyoruz?</strong></h3>
<p data-start="3972" data-end="4339">Kahve fincanı ve ortada bir mum.<br data-start="4061" data-end="4064" />Sessizlik.<br data-start="4074" data-end="4077" />“Burada mısın?” diye soran fısıltılar&#8230;<br data-start="4117" data-end="4120" /><strong data-start="4120" data-end="4145">Ruh çağırma seansları</strong> genellikle ergenlik çağındaki kızlar arasında yaygındır.<br data-start="4202" data-end="4205" />Çünkü bu çağda kimlik, beden, ölüm, aidiyet gibi duygular çok yoğundur.<br data-start="4276" data-end="4279" />Ve bu pratikler aslında kontrolsüz bir psikolojik ritüeldir.</p>
<p data-start="4341" data-end="4616">Bir araştırma (<em data-start="4356" data-end="4382">Univ. of Amsterdam, 2018</em>), <strong data-start="4385" data-end="4412">paranormal deneyimlerin</strong> %65’inin, daha önce travmatik bir kayıp ya da bastırılmış suçluluk duygusuyla bağlantılı olduğunu ortaya koymuştur.<br data-start="4528" data-end="4531" />Yani belki de o ruhu çağıran aslında bir kişiyi değil&#8230;<br data-start="4587" data-end="4590" />“Bir cevabı” çağırıyordur.</p>
<h3 data-start="4623" data-end="4886"><strong data-start="4623" data-end="4668">Bilinmezliğe Merak: Ölümden Sonra Ne Var?</strong></h3>
<p data-start="4623" data-end="4886">Paranormal olana, cinlere ya da ruhlara duyulan ilginin temelinde bir soru yatar: <strong data-start="4753" data-end="4780">“Ölümden sonra ne var?”</strong><br data-start="4780" data-end="4783" />Bu soru öylesine güçlüdür ki, sadece dini değil, psikolojik ve kültürel pek çok anlatıyı şekillendirir.</p>
<p data-start="4888" data-end="5142">İnsan zihni, belirsizlikten hoşlanmaz. Özellikle de ölüm gibi geri dönülmez ve tanımsız bir olayla karşı karşıya kaldığında.<br data-start="5012" data-end="5015" />Ruhlar, reenkarnasyon, musallat gibi kavramlar bu boşluğu doldurur.<br data-start="5082" data-end="5085" />Çünkü bilinmeyene bir isim vermek, kontrol hissi yaratır.</p>
<p data-start="5144" data-end="5359"><strong data-start="5144" data-end="5173">Psikanalist Ernest Becker</strong>’a göre, insanın en temel güdüsü ölüm korkusuyla başa çıkmaktır.<br data-start="5237" data-end="5240" />Ve çoğu kültürel anlatı—ister din, ister mit, ister hikâye olsun—ölümün yarattığı dehşeti yatıştırmak için inşa edilir.</p>
<h3 data-start="5366" data-end="5535"><strong data-start="5366" data-end="5419">Neden Kadınlar Daha Çok Anlatır, Daha Çok Dinler?</strong></h3>
<p data-start="5366" data-end="5535"><strong data-start="5422" data-end="5443">Korku psikolojisi</strong> bağlamında korku hikâyelerinin özellikle kadınlar arasında yaygın olması bir tesadüf değil.</p>
<p data-start="5537" data-end="5723">Kadınlar tarih boyunca bastırılmış, duygularını doğrudan ifade edememiş bireyler olarak dolaylı yollarla konuşmayı öğrenmiştir.<br data-start="5664" data-end="5667" />Ve korku hikâyesi, tam da bu dolaylı anlatımın aracıdır.</p>
<p data-start="5725" data-end="6153">Anadolu köylerinde kadınlar arasında yayılan “kuyuda yaşayan cin”, “gelinliğiyle intihar eden kız” gibi anlatılar aslında kadınlık deneyiminin travmatik yönlerini simgeler.<br data-start="5897" data-end="5900" />Kadın, yaşadığı yalnızlığı ya da bastırılmış öfkeyi anlatmaz.<br data-start="5961" data-end="5964" />Ama bir “kara saçlı hayalet kadın” figürü üzerinden hepsini aktarır.<br data-start="6032" data-end="6035" />Kolektif bilinçdışı bu anlatıları kuşaktan kuşağa aktarır.<br data-start="6093" data-end="6096" />Ve her anlatan kadın, aslında kendi sesini yeniden kurar.</p>
<h3 data-start="6160" data-end="6308"><strong data-start="6160" data-end="6170">Sonuç:</strong></h3>
<p data-start="6160" data-end="6308">Cinler, ruhlar, ölümden sonra gelenler&#8230;<br data-start="6214" data-end="6217" />Hepsi insan zihninin bir çağrısı olabilir:<br data-start="6259" data-end="6262" /><strong data-start="6262" data-end="6308">“Beni duy. Beni anla. Bana bir anlam ver.”</strong></p>
<h3 data-start="6310" data-end="6681"><br data-start="6311" data-end="6314" /><strong data-start="6317" data-end="6330">Kaynakça:</strong></h3>
<p data-start="6310" data-end="6681">• Freud, S. (1919). <em data-start="6353" data-end="6366">The Uncanny</em>.<br data-start="6367" data-end="6370" />• Becker, E. (1973). <em data-start="6391" data-end="6412">The Denial of Death</em>.<br data-start="6413" data-end="6416" />• DSM-5. <em data-start="6425" data-end="6459">American Psychiatric Association</em>.<br data-start="6460" data-end="6463" />• Tatar, M. (2009). <em data-start="6483" data-end="6537">Enchanted Hunters: The Power of Stories in Childhood</em>.<br data-start="6538" data-end="6541" />• University of Amsterdam (2018). <em data-start="6575" data-end="6613">Paranormal Belief and Trauma Studies</em>.<br data-start="6614" data-end="6617" />• Kaya, A. (2010). <em data-start="6636" data-end="6678">Türkiye’de Halk Anlatılarında Cin İmgesi</em>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/psikolojinin-golge-tarafi-cinler-ruhlar-olum-ve-otesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sessizliğin En Ağır Yükü: &#8220;Yalnızlık&#8221;</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/sessizligin-en-agir-yuku-yalnizlik/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sessizligin-en-agir-yuku-yalnizlik</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/sessizligin-en-agir-yuku-yalnizlik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Akpulat]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Jul 2025 21:38:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=9403</guid>

					<description><![CDATA[Modern Dostluklarda Görünmeyen Kayboluşlar Üzerine Belki de bu çağın en büyük yalnızlığı, “kalabalıkken terk edilmek.”Herkesin story’lerinde yanında olduğu ama gerçekte kimsenin senin tarafında olmadığı bir yalnızlık.Bu yazı, sessizlikle şekillenen görünmez ihanet biçimlerini, “abartıyorsun” denilerek yalnızlaştırılan insanın iç dünyasını ve çağın en konforlu kaçış yollarını psikolojik bir mercekten inceliyor. Haklı Olmak Yetmiyor, Kalabalıkta Olmak Gerek Bazen [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2 data-start="356" data-end="415"><strong data-start="359" data-end="413">Modern Dostluklarda Görünmeyen Kayboluşlar Üzerine</strong></h2>
<p data-start="440" data-end="812">Belki de bu çağın en büyük <strong data-start="467" data-end="481">yalnızlığı</strong>, “kalabalıkken terk edilmek.”<br data-start="511" data-end="514" />Herkesin story’lerinde yanında olduğu ama gerçekte kimsenin senin tarafında olmadığı bir yalnızlık.<br data-start="613" data-end="616" />Bu yazı, sessizlikle şekillenen görünmez ihanet biçimlerini, “abartıyorsun” denilerek yalnızlaştırılan insanın iç dünyasını ve çağın en konforlu kaçış yollarını psikolojik bir mercekten inceliyor.</p>
<h2 data-start="819" data-end="875"><strong data-start="824" data-end="873">Haklı Olmak Yetmiyor, Kalabalıkta Olmak Gerek</strong></h2>
<p data-start="877" data-end="1025">Bazen bir kişi sana açıkça haksızlık eder ama üç kişi onun yanındadır.<br data-start="947" data-end="950" />Ve dışarıdan bakanlar şöyle düşünür:<br data-start="986" data-end="989" />“Demek ki sende de bir şey var&#8230;”</p>
<p data-start="1027" data-end="1152">Toplumda bir şey ne kadar çok kişi tarafından savunulursa, o kadar meşru görünür.<br data-start="1108" data-end="1111" />Bu, tehlikeli bir konfor alanı yaratır.</p>
<p data-start="1154" data-end="1237">Çünkü haklı olanı savunmak risklidir;<br data-start="1191" data-end="1194" />çoğunlukta kalmaksa güvenli ve sessizdir.</p>
<p data-start="1239" data-end="1374">Ama senin için <strong data-start="1254" data-end="1269">yalnızlığın</strong> başlangıcıdır bu an.<br data-start="1290" data-end="1293" />Çünkü artık sadece kırılmamışsındır;<br data-start="1329" data-end="1332" />bir de üzerine abartmakla suçlanmışsındır.</p>
<h2 data-start="1381" data-end="1424"><strong data-start="1387" data-end="1424">Sessiz Kalmak: En Konforlu İhanet</strong></h2>
<p data-start="1426" data-end="1538">Bugünün <strong data-start="1434" data-end="1459">modern dostluklarında</strong> artık kimse açıkça zarar vermiyor.<br data-start="1494" data-end="1497" />Ama olan bitene sessizce göz yumuluyor.</p>
<p data-start="1540" data-end="1626">Üstelik bu tutum, “tarafsızlık” gibi sunuluyor.<br data-start="1587" data-end="1590" />Halbuki susmak da bir pozisyondur.</p>
<p data-start="1628" data-end="1691">“Ben karışmadım.”<br data-start="1645" data-end="1648" />“O işlerin böyle büyüyeceğini bilemedim.”</p>
<p data-start="1693" data-end="1840">Bu tür cümleler çoğu zaman bir savunma mekanizmasıdır.<br data-start="1747" data-end="1750" />Kişi suçluluk hissetmemek için kendini olaydan sıyırır.<br data-start="1805" data-end="1808" />Görür ama görmemiş gibi yapar.</p>
<p data-start="1842" data-end="1940">Çünkü görüp susmak, konuşmaktan daha kolaydır.<br data-start="1888" data-end="1891" />Ve bazen <strong data-start="1900" data-end="1913">sessizlik</strong>, en yüksek sesli eylemdir.</p>
<h2 data-start="1947" data-end="1979"><strong data-start="1953" data-end="1979">Yalnızlığın Çifte Yüzü</strong></h2>
<p data-start="1981" data-end="2158"><strong data-start="1981" data-end="1996">Yalnızlığın</strong> bir değil, iki yüzü vardır:<br data-start="2024" data-end="2027" />Birincisi terk edilmenin yalnızlığıdır.<br data-start="2066" data-end="2069" />İkincisi, terk edildikten sonra hâlâ<br data-start="2105" data-end="2108" />“Abartıyorsun ama&#8230;”<br data-start="2129" data-end="2132" />denilmesinin yalnızlığı.</p>
<p data-start="2160" data-end="2289">Bu ikinci yalnızlık daha da yıkıcıdır.<br data-start="2198" data-end="2201" />Çünkü burada sadece ilişkini değil, kendi gerçekliğini de sorgulamak zorunda kalırsın.</p>
<p data-start="2291" data-end="2442">Bir vakada danışanım şöyle demişti:<br data-start="2326" data-end="2329" />“Arkadaşlarımın hepsi empati kurduğunu söyledi, ama kimse gözümün içine bakıp ‘Sana haksızlık yapıldı’ demedi.”</p>
<p data-start="2444" data-end="2534">Bu cümle bir travmadır.<br data-start="2467" data-end="2470" />Çünkü orada yalnızlık değil, <strong data-start="2499" data-end="2511">haklılık</strong> bile yalnız kalmıştır.</p>
<h2 data-start="2541" data-end="2598"><strong data-start="2547" data-end="2598">İlişkisel Kimlik: Sessizce Yıkılan Bir Bütünlük</strong></h2>
<p data-start="2600" data-end="2825">Psikolojide &#8220;<strong data-start="2613" data-end="2633">ilişkisel kimlik</strong>&#8220;, kişinin kendini başkalarıyla kurduğu bağlar üzerinden tanımlamasıdır.<br data-start="2705" data-end="2708" />Yani kişi sadece “ben” değildir;<br data-start="2740" data-end="2743" />“onun dostuyum,” “o bana güvenir,” “biz bir ekibiz” gibi tanımlarla da var olur.</p>
<p data-start="2827" data-end="2966">Bu ilişkiler yalnızca duygusal bağlılık sağlamaz;<br data-start="2876" data-end="2879" />kişinin sosyal çevresindeki itibarını, aidiyet duygusunu ve kendi değerini de besler.</p>
<p data-start="2968" data-end="3158">Bu kimlikler yıkıldığında, sadece bir ilişki değil,<br data-start="3019" data-end="3022" />kişiye dair bir parça da çöker.<br data-start="3053" data-end="3056" />Güvende hissettiğin, değerli hissettiğin yer birden boşluğa dönüşür.<br data-start="3124" data-end="3127" />Kendilik sınırların sarsılır.</p>
<p data-start="3160" data-end="3365">Klinik psikolog Dr. Susan Johnson şöyle der:<br data-start="3204" data-end="3207" />“Duygusal yakınlık, kişisel kimliğin duvarlarını ayakta tutar.<br data-start="3269" data-end="3272" />Yıkıldığında kişi sadece ilişkisini değil, içsel bütünlüğünü de kaybetmiş gibi hisseder.” [1]</p>
<h2 data-start="3372" data-end="3410"><strong data-start="3380" data-end="3410">Gerçek Dostluk PR Değildir</strong></h2>
<p data-start="3412" data-end="3670">Bugün “herkesle iyi geçinmek” <strong data-start="3442" data-end="3453">dostluk</strong> zannediliyor.<br data-start="3467" data-end="3470" />Ama gerçek dostluk, kalabalığın karşısında biri için tek başına durabilmektir.<br data-start="3548" data-end="3551" />Gerçek dostluk, kahve içmek değil; gerektiğinde birlikte utanmak ve birinin arkasında değil, yanında durmak demektir.</p>
<p data-start="3672" data-end="3892">Birinin sana yapılan haksızlık karşısında sessiz kalması, sadece pasif bir tutum değildir.<br data-start="3762" data-end="3765" />Bu, aktif bir tercihtir: Seni yalnız bırakmayı seçmiştir.<br data-start="3822" data-end="3825" />Çünkü o ilişki, o empati, onun konforundan daha öncelikli değildir.</p>
<h2 data-start="3899" data-end="3962"><strong data-start="3905" data-end="3962">Peki Karşı Taraf Nasıl Bu Kadar Duyarsız Kalabiliyor?</strong></h2>
<p data-start="3964" data-end="4016">Bazı insanlar bağ kurmaz.<br data-start="3989" data-end="3992" />Kuramaz ya da istemez.</p>
<p data-start="4018" data-end="4120">Bunun psikolojik nedenleri olabilir:<br data-start="4054" data-end="4057" />Kaçıngan bağlanma, empati eksikliği, duygusal yükten kaçma&#8230;</p>
<p data-start="4122" data-end="4190">Ama daha basit bir ihtimal daha vardır:<br data-start="4161" data-end="4164" />Kişi dümdüz duyarsızdır.</p>
<p data-start="4192" data-end="4293">Bu senin fazla duygusal olman değil.<br data-start="4228" data-end="4231" />Bu onun, duygusal hiçbir sorumluluk almamayı tercih etmesidir.</p>
<h2 data-start="4300" data-end="4355"><strong data-start="4306" data-end="4355">Bilimsel Kanıt: Yalnızlık Gerçekten Can Yakar</strong></h2>
<p data-start="4357" data-end="4609">University of Virginia’da yapılan bir çalışmada, <strong data-start="4406" data-end="4425">sosyal dışlanma</strong> sırasında beynin fiziksel acı merkezlerinin aktive olduğu gösterilmiştir.<br data-start="4499" data-end="4502" />Yani dışlanmak, susturulmak, yalnız bırakılmak; beden tarafından gerçek bir yaralanma gibi algılanır. [2]</p>
<p data-start="4611" data-end="4737">Senin canın boşuna yanmıyor.<br data-start="4639" data-end="4642" />Çünkü bu bir duygusal hayal kırıklığı değil;<br data-start="4686" data-end="4689" />beynin acı olarak kaydettiği bir yalnızlaştırma.</p>
<h2 data-start="4744" data-end="4809"><strong data-start="4750" data-end="4809">Son Söz: İnsan Gibi Sevmek Fazla Değil, Gerekli Olandır</strong></h2>
<p data-start="4811" data-end="4947">“Bu kadar da ne var?” diyenler olacak.<br data-start="4849" data-end="4852" />Ama belki de bu yazının en ağır sorusu şu:<br data-start="4894" data-end="4897" />“Belki de sadece ben fazla anlam yüklüyorum&#8230;?”</p>
<p data-start="4949" data-end="5103">Hayır.<br data-start="4955" data-end="4958" />Sen hâlâ yanındakinin gözünün içine bakarak dürüst yaşamak istiyorsun.<br data-start="5028" data-end="5031" />Sen sadece yanında olduklarının da senin yanında olmasını bekliyorsun.</p>
<p data-start="5105" data-end="5146">Bu çok şey değil.<br data-start="5122" data-end="5125" />Bu, olması gereken.</p>
<p data-start="5148" data-end="5234">Ama ne yazık ki bu dünyada,<br data-start="5175" data-end="5178" /><strong data-start="5178" data-end="5196">olması gereken</strong> artık “fazla gelen” bir şeye dönüştü.</p>
<h2 data-start="5241" data-end="5259"><strong data-start="5247" data-end="5259">Kaynakça</strong></h2>
<ol data-start="5261" data-end="5683">
<li data-start="5261" data-end="5380">
<p data-start="5264" data-end="5380">Johnson, S. M. (2013). <em data-start="5287" data-end="5356">Love Sense: The Revolutionary New Science of Romantic Relationships</em>. Little, Brown Spark.</p>
</li>
<li data-start="5381" data-end="5501">
<p data-start="5384" data-end="5501">Mikulincer, M., &amp; Shaver, P. R. (2015). <em data-start="5424" data-end="5482">Attachment in Adulthood: Structure, Dynamics, and Change</em>. Guilford Press.</p>
</li>
<li data-start="5502" data-end="5683">
<p data-start="5505" data-end="5683">Baumeister, R. F., &amp; Leary, M. R. (1995). <em data-start="5547" data-end="5639">The need to belong: Desire for interpersonal attachments as a fundamental human motivation</em>. <em data-start="5641" data-end="5665">Psychological Bulletin</em>, 117(3), 497–529.</p>
</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/sessizligin-en-agir-yuku-yalnizlik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kendine Yardım Kapanı: Popüler Psikolojinin Tükenmişliği</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/kendine-yardim-kapani-populer-psikolojinin-tukenmisligi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kendine-yardim-kapani-populer-psikolojinin-tukenmisligi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/kendine-yardim-kapani-populer-psikolojinin-tukenmisligi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Akpulat]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Jun 2025 10:05:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=8115</guid>

					<description><![CDATA[Her Şeyi Bilmek Neyi İyileştiriyor? Günümüzde psikolojik bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay. Sosyal medya, podcast’ler, dijital kitaplar&#8230; “Travma nedir?”, “Bağlanma stili nasıl oluşur?” gibi sorular artık parmaklarımızın ucunda. Bu bilgi bolluğu, görünürde bir farkındalık yaratıyor; birey kendi duygusal yapısını daha iyi anladığını sanıyor. Ancak çelişkili biçimde, bu “bilgi çağı” içinde insanlar kendilerini daha kırılgan, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2 data-start="417" data-end="462"><strong>Her Şeyi Bilmek Neyi İyileştiriyor?</strong></h2>
<p data-start="464" data-end="985">Günümüzde psikolojik bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay. Sosyal medya, podcast’ler, dijital kitaplar&#8230; “Travma nedir?”, “Bağlanma stili nasıl oluşur?” gibi sorular artık parmaklarımızın ucunda. Bu bilgi bolluğu, görünürde bir farkındalık yaratıyor; birey kendi duygusal yapısını daha iyi anladığını sanıyor. Ancak çelişkili biçimde, bu “bilgi çağı” içinde insanlar kendilerini daha kırılgan, yetersiz ve yönsüz hissediyor. Çünkü çoğu zaman bu içerikler derinlik değil, hızlı tüketilen yüzeysel kavrayışlar sunuyor.</p>
<h2 data-start="987" data-end="1029"><strong>KAVRAMLARIN YOZLAŞMASI: Tanıdan Etikete</strong></h2>
<p data-start="1031" data-end="1371">Psikolojik terimler—travma, narsisizm, toksiklik, içsel çocuk gibi-artık günlük dilin sıradan parçaları haline geldi. Ancak bu terimlerin halk dilinde sıkça ve bağlamından kopuk kullanımı, ciddi bir yozlaşmaya yol açıyor. Her duygu inişi çıkışı “kaygı bozukluğu”, her sınır ihlali “toksik ilişki”, her çatışma “travma” olarak etiketleniyor.</p>
<p data-start="1373" data-end="1716">Bu durum bir yandan bireyin kendisini anlamaya çalışmasını engelliyor, diğer yandan öz-eleştiri yerine savunmacı bir psikoloji üretmeye başlıyor. Örneğin, kişi kendi davranışlarını sorgulamak yerine karşısındakine “narsist” diyerek meseleden çıkabiliyor. Böylece kavramlar birer analiz aracı olmaktan çıkıp, duygusal kaçış yöntemine dönüşüyor.</p>
<h2 data-start="1718" data-end="1761"><strong>Kendine Yardım mı, Yetersiz Çaba mı?</strong></h2>
<p data-start="1763" data-end="1931"><strong data-start="1763" data-end="1784">Popüler psikoloji</strong> içerikleri, bireye “kendini onarma” gücü verdiğini iddia ederken aslında yeni bir baskı da yaratıyor: “Kendini iyileştiremiyorsan sorun sendedir.”</p>
<p data-start="1933" data-end="2150">Bu söylem, özellikle <strong data-start="1954" data-end="1972">kendine yardım</strong> kitaplarında ve sosyal medyada sıkça karşımıza çıkar. İyileşmek, dönüşmek, sınır koymak&#8230; Bütün bu hedefler sanki birkaç adımda, birkaç alıntıyla başarılabilirmiş gibi sunulur.</p>
<p data-start="2152" data-end="2390">Ancak gerçek iyileşme, sadece bilgiyle değil, yaşantı, zaman ve bağ kurma ile mümkündür. Sürekli gelişim halinde olma baskısı, kişinin olduğu haliyle yetememesine; dolayısıyla daha fazla kaygı, suçluluk ve tükenmişlik yaşamasına yol açar.</p>
<p data-start="2392" data-end="2598">Bu noktada birey, “Ben hâlâ neden düzelmedim?” sorusuyla boğuşur. Oysa belki de düzelmesi gereken şey birey değil; onun bu sistemde, bu hızda kendini onarmaya çalışırken yaşadığı yalnızlık ve çaresizliktir.</p>
<h3 data-start="2600" data-end="2615"><strong>Örnek Vaka:</strong></h3>
<p data-start="2617" data-end="3021">28 yaşındaki X, son bir yılda psikolojiye dair onlarca kitap okumuş, yüzlerce içerik tüketmiştir. Instagram’da “ruhsal detoks” önerilerini denemiş, içsel çocuğuna mektup yazmış, sabah rutinleri oluşturmuştur. Ama yine de kendini sürekli eksik hissetmektedir. Danışmanlık sürecine başladığında ilk cümlesi şudur: “Ben her şeyi yaptım ama hâlâ kötü hissediyorum, sanırım bende daha derin bir bozukluk var.”</p>
<p data-start="3023" data-end="3316"><strong data-start="3023" data-end="3033">Terapi</strong> sürecinde ortaya çıkan şey, X’in sorunları değil; sorunlara bakış şekliydi. X, “düzgün” hissetme baskısıyla duygularını bastırıyor, içeriklerden gelen beklentilerle kendi temposunu değersizleştiriyordu. Terapötik süreç, onun bilgiyi değil kendini duymaya başlamasıyla ilerleyebildi.</p>
<h2 data-start="3318" data-end="3351"><strong>Ruhsal Açlık ve Dijital Tokluk</strong></h2>
<p data-start="3353" data-end="3699">15 saniyelik videolarda verilen psikolojik tavsiyeler, dikkat çağının bir ürünü olsa da zihinsel olarak doyurmaktan uzaktır. Tıpkı fast-food gibi, bu içerikler hızla tüketilir ama uzun süreli bir ruhsal beslenme sağlamaz. Bu noktada “ruhsal obezite” kavramı devreye girer: Çok fazla içerik tüketen ama duygusal olarak hâlâ aç kalan birey profili.</p>
<p data-start="3701" data-end="3959">Kısa yollarla iyileşmeye çalışan birey, aslında bir tür dijital doyumsuzluk içinde daha fazla içerik ararken daha da derin bir kopukluk yaşar. <strong data-start="3844" data-end="3854">Terapi</strong> sürecinden uzaklaştıkça da “her şeyi bildiği halde neden iyi hissetmediğini” anlamlandıramaz hale gelir.</p>
<h2 data-start="3961" data-end="3992"><strong>SONUÇ: Yavaşla, Anlamaya Dön</strong></h2>
<p data-start="3994" data-end="4235"><strong data-start="3994" data-end="4015">Popüler psikoloji</strong>, bireyleri yalnızlıktan çıkarabilir; ancak bu yalnızlıkla yüzleşme süreci, hızlı çözümlerle değil, derin bağlarla mümkündür. <strong data-start="4141" data-end="4162">Popüler psikoloji</strong>, insanı anlamaya dair önemli bir adım olabilir ama nihai çözüm değildir.</p>
<p data-start="4237" data-end="4460">Gerçek iyileşme, yalnızca bilgiyle değil, hissederek, güvenerek ve zaman içinde değişime alan açarak gerçekleşir. <strong data-start="4351" data-end="4369">Kendine yardım</strong> yolculuğu, başkalarının hazır reçeteleriyle değil, kendi hikâyene cesurca bakmakla başlar.</p>
<h3 data-start="4467" data-end="4491"><strong>KAYNAKÇA (APA 7. ed.)</strong></h3>
<p data-start="4493" data-end="4956">Gergen, K. J. (2009). <em data-start="4515" data-end="4561">Relational Being: Beyond Self and Community.</em> Oxford University Press.<br data-start="4586" data-end="4589" />Illouz, E. (2008). <em data-start="4608" data-end="4682">Saving the Modern Soul: Therapy, Emotions, and the Culture of Self-Help.</em> University of California Press.<br data-start="4714" data-end="4717" />McGee, M. (2005). <em data-start="4735" data-end="4788">Self-Help, Inc.: Makeover Culture in American Life.</em> Oxford University Press.<br data-start="4813" data-end="4816" />Rimke, H. (2000). Governing citizens through self-help literature. <em data-start="4883" data-end="4905">Cultural Studies, 14</em>(1), 61–78. <a class="" href="https://doi.org/10.1080/095023800334986" target="_new" rel="noopener" data-start="4917" data-end="4956">https://doi.org/10.1080/095023800334986</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/kendine-yardim-kapani-populer-psikolojinin-tukenmisligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
