<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Nupelda İçke &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/nupeldaicke/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 23 Jun 2026 08:52:26 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Nupelda İçke &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kıyaslama Kıskacında Skor Odaklı Maraton: Sınav Döneminde Ergen Olmak</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/kiyaslama-kiskacinda-skor-odakli-maraton-sinav-doneminde-ergen-olmak/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kiyaslama-kiskacinda-skor-odakli-maraton-sinav-doneminde-ergen-olmak</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/kiyaslama-kiskacinda-skor-odakli-maraton-sinav-doneminde-ergen-olmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nupelda İçke]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Jun 2026 08:52:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk ve Ergen Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveyn tutumu/sınav kaygısı/ ebeveyn çocuk ilişkisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/kiyaslama-kiskacinda-skor-odakli-maraton-sinav-doneminde-ergen-olmak/</guid>

					<description><![CDATA[Çocuklarımızın başarılı olmasını mı istiyoruz, yoksa onların başarısı üzerinden kendi başarı duygumuzu mu tatmin ediyoruz? Sınav dönemleri yaklaştıkça ve sonrasında basına düşen haberler genellikle benzer içeriklere sahip: Ergenlik çağındaki çocukların yoğun sınav stresi ve başarı kaygısıyla birlikte gelen intihar haberleri, ebeveyn tutumları&#8230; Eğitim sistemi ve diğer birçok sistem, maalesef yoğun kıyaslama barındıran bir süreç; üstelik [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarımızın başarılı olmasını mı istiyoruz, yoksa onların başarısı üzerinden kendi başarı duygumuzu mu tatmin ediyoruz? Sınav dönemleri yaklaştıkça ve sonrasında basına düşen haberler genellikle benzer içeriklere sahip: Ergenlik çağındaki çocukların yoğun sınav stresi ve başarı kaygısıyla birlikte gelen intihar haberleri, ebeveyn tutumları&#8230; Eğitim sistemi ve diğer birçok sistem, maalesef yoğun kıyaslama barındıran bir süreç; üstelik uzun bir maraton. Yetişkinler bile iş yaşamındaki yoğun stres karşısında zaman zaman çaresiz ve tükenmiş hissederken, duyguların ve hormonların yoğun olduğu ergenlik dönemindeki bireylerin birden fazla değişkeni sağlıklı bir şekilde kontrol altına almasını bekliyoruz.</p>
<h3>Kaygı, Korku, Stres ve Başarı Arasındaki İlişki</h3>
<p>Kaygıyı en yalın haliyle açıklamak gerekirse; endişe ve huzursuzluk hali olarak tanımlayabiliriz. Ancak kaygının da dereceleri vardır; basit (anlık) ya da geçici kaygı ile sürekli (yoğun) kaygı arasında elbette farklılıklar bulunur. Basit kaygı, bir durum karşısında anlık olarak duyulan endişe ya da huzursuzluktur; ancak yoğun kaygıda süreklilik vardır ve sadece tek bir olay karşısında meydana çıkmaz. Küçümsenmeyecek kadar ciddi etki ve sonuçları olabilir.</p>
<p>Kaygı ve korku çoğu zaman birbiriyle karıştırılsa da aslında farklı kavramlardır. Kaygı, belli bir nedeni olmadan da ortaya çıkabilen huzursuzluk hissi iken; korku, net bir duruma ya da özneye sahiptir. Örneğin: &#8220;Zor sorular karşısında donup kalıyorum,&#8221; demek bir korkuyken; &#8220;Sınavda kesin zor sorular çıkacak ve başarısız olacağım,&#8221; diye düşünmek bir kaygıdır. Korku çoğu zaman duruma karşı somut bir tepki ile sonuçlanır ancak kaygının net bir öznesi/nesnesi yoktur.</p>
<p>Stres ve kaygı bazı durumlarda birlikte görülebilir ve birbirlerinin tetikleyicisidirler. Stres kaygıyı besler, kaygı stresi artırır ve bir kısır döngü oluşur; çoğu zaman stres ile kaygı arasında kişinin benliği ezilir. Kaygı ile başarı arasında iki tür ilişki olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır: Birincisi kaygı arttıkça başarının düşmesi, ikincisi ise yeteri kadar kaygıya sahip olmanın başarıyı desteklemesidir.</p>
<h3>Kaygılı Ebeveynlerin Kaygılı Çocukları: Koşullu Sevginin Gölgesinde Büyümek</h3>
<p>Yapılan bazı çalışmalar, kaygının ebeveynler ve çocuklar arasında benzer düzeyde olduğunu ortaya koymuştur. Çocuklarına fazla sorumluluk ve beklenti yükleyen ebeveynlerin genellikle kaygılı ebeveynler olduğu; aynı zamanda kaygılı ve nevrotik ebeveynlerin kaygılı çocuklar yetiştirdiği gözlemlenmiştir. Nitekim bu ebeveynlerin, çocuklarına sevgi göstermek için kendi beklentilerinin karşılanmasını bekledikleri saptanmıştır (Biçkur, 2015).</p>
<p>Çocukların kaygısının ev ortamında, bakım verenler tarafından şekillendiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Tüm bunların yanı sıra bir diğer önemli husus da şudur: Sevgi ve değer görebilmek için bir düzine değişkeni kontrol altında tutmak, bütün beklentileri karşılamak ve ufak bir aksilikte tüm kazanımları (sevgi, değer, telefon, tablet vb.) kaybetmek; çocuklar ve ergenler açısından duygusal olarak son derece örseleyici ve kırıcı durumlardır. Çünkü sevgi ve değer; ebeveynler tarafından koşul aranmaksızın sağlanması ve hissettirilmesi gereken, gelişim açısından en kıymetli yapı taşlarıdır.</p>
<h3>‘Bizim Sınavımız’: Sorumluluk Gaspı</h3>
<p>Günümüzde sınav dönemlerinde sıkça görülen ebeveyn tutumu, sınavı çocukların yerine sahiplenmektir. Bahsettiğimiz sahiplenme, tabii ki de sınav bilincinin ötesinde, sınavın ebeveynler tarafından fazlaca benimsenmesidir. Öyle ki arayan herkese &#8220;Sınavımız var,&#8221; denmesi; gelen misafirlere &#8220;Sınav senemiz,&#8221; &#8220;Sınava hazırlanıyoruz,&#8221; tarzında yapılan fazla sahiplenici beyanlar, çocuklar üzerinde ekstra bir stres yaratabilmektedir.</p>
<p>Çocuklara sınavdan birkaç gün önce bu sınavların bir son olmadığı, büyütülecek bir şey olmadığı, her koşulda yanlarında olunacağı söylense de maalesef sınav senesi (hatta sınav senesinden birkaç yıl öncesinden) sürekli olarak maruz kaldıkları konuşmalar çoktan beyinlerine sirayet etmiştir. Zaten stres içeren sınav teması, her konuşmada ebeveynler tarafından öyle çok telaffuz edilmiştir ki iyice büyüyen, büyüdükçe de kaygıyı tetikleyen bir hal almaya başlamıştır.</p>
<p>Sınavı çocuklardan daha fazla ebeveynler sahiplenince, çocuk sınavı tam olarak benimseyemeyebiliyor. Çünkü sınav hakkında konuşulurken o kadar çok &#8220;biz&#8221; dili kullanılıyor ki anne babalar arkasını döndüğünde çocuk ders çalışmayı bırakabiliyor. &#8220;Sınav ortak bir sınavdı ve onlar yoksa çalışmaya gerek yok,&#8221; düşüncesi oluşabiliyor. Ya da sınav o kadar çok hayatın merkezine konumlandırılıyor ki çocuk, ders çalışmadığı her anı kıymetsiz olarak algılayabiliyor; çok çalışmanın anlayarak çalışmaktan farklı olduğunu ve kendine vakit ayırmanın da kıymetli olduğunu gözden kaçırabiliyor.</p>
<h3>İşler Yolunda Gitmiyorken Sev Beni</h3>
<p>Elbette herkes çocuğu için en iyisini ve en güzelini ister; en başarılı olmasını, en çok kazanıma sahip olmasını, en güçlü benliğe sahip olmasını hayal eder. Fakat bütün bunlar istenirken, bir diğer yandan en kötü, en başarısız ve en güçsüz olduğu anlarda da çocuğun sevilmeye değer, biricik ve önemli olduğunu hissettirmek gerekir. Başarmanın değeri artırmayacağı gibi başarısızlığın da insanı değersiz kılmayacağını, onların öz değerini hiçbir dış değişkenin belirlemediğini çocuklara söylemek ve en önemlisi de bunu hissettirmek şarttır.</p>
<p>Sadece çocuklar değil, süreç içerisinde ebeveynler de çocuklardan bazı şeyleri öğrenir ve dönüşür. Örneğin; çocuklara her şeye sahip olamayacağını öğretirken ebeveynler de çocukların her zaman başarılı olamayacağını öğrenmeli; önemli olanın mutlak başarı değil, emek vermek ve denemek olduğunu kabul etmeli ve çocuğa da bunu telkin etmelidir.</p>
<h3>Ebeveynlerin Başarı Yolunda Gördüğü İkinci Şans Yanılgısı</h3>
<p>Çocuklar ailelerinin birer kopyası ya da sürdürmesi gereken bir başarı aktarımı aracı olmadığı gibi kendi nezdinde başarısız olmuş ailelerin ikinci bir başarı şansı da değildir. Kabul edilmelidir ki çocuklar; ailelere sunulmuş ikinci bir hayat şansı ya da onların kendi kaderlerini yeniden tayin etme lütfu değildir.</p>
<h3>Skorların Ötesinde: Şefkatli Bir Kapanış</h3>
<p>Sınavların gelip geçici olduğunu, hayatta her zaman başka yollar ve başka şanslar bulunduğunu, çocukların ruh sağlığının bir sınav uğruna zedelenmemesi gerektiğini unutmayalım. Çocukların hayatını sınava bağlamak yerine, çocukları hayata bağlamanın daha önemli olduğunu; sınavın gelecekleri için önemli fakat kendi yaşamlarından daha değerli olmadığını akılda tutmalıyız. Büyükleri olarak her zaman yanlarında şefkat ve sevgiyle bulunduğumuzu, onlara duyduğumuz sevginin hiçbir başarı ya da başarısızlık tarafından belirlenmediğini, her sonun bir başlangıç olduğunu ve sonuçlardan daha kıymetli olanın süreçler olduğunu çocuklara söylemeyi ve en önemlisi hissettirmeyi ihmal etmeyelim. Sergilediğimiz tutum ve kullandığımız dilin geri dönülmez yaralar açmaması için, koşulsuz sevgi ve koşulsuz kabulün önemini kalıcı bir şekilde dikkate alalım.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/kiyaslama-kiskacinda-skor-odakli-maraton-sinav-doneminde-ergen-olmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuk Gelişiminde İnce Çizgi: Özgürlük ve Sınırsızlık</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/cocuk-gelisiminde-ince-cizgi-ozgurluk-ve-sinirsizlik/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=cocuk-gelisiminde-ince-cizgi-ozgurluk-ve-sinirsizlik</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/cocuk-gelisiminde-ince-cizgi-ozgurluk-ve-sinirsizlik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nupelda İçke]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 23:25:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gelişim Psikolojisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=31191</guid>

					<description><![CDATA[Özgürlüğün Çerçevesi ve Sınırları Yaşamda birçok önemli kavram vardır elbette, ancak bu yazıda kritik ve ince sınırlar üzerinde bulunan özgürlük ve vicdan kavramlarını psikoloji perspektifinden ele alacağız. Özgürlük kavramının çoğu zaman doğru biçimde kullanılıp kullanılmadığı tartışmalıdır. Türk Dil Kurumu’na göre özgürlük, her türlü dış etkiden bağımsız olarak insanın kendi iradesine, kendi düşüncesine dayanarak karar vermesi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="container">
<div id="model-response-message-contentr_767f8f1b182329e6" class="markdown markdown-main-panel stronger enable-updated-hr-color" dir="ltr" aria-live="polite" aria-busy="false">
<h2 data-path-to-node="1"><b data-path-to-node="1" data-index-in-node="0">Özgürlüğün Çerçevesi ve Sınırları</b></h2>
<p data-path-to-node="2">Yaşamda birçok önemli kavram vardır elbette, ancak bu yazıda kritik ve ince sınırlar üzerinde bulunan özgürlük ve vicdan kavramlarını psikoloji perspektifinden ele alacağız. Özgürlük kavramının çoğu zaman doğru biçimde kullanılıp kullanılmadığı tartışmalıdır. Türk Dil Kurumu’na göre özgürlük, her türlü dış etkiden bağımsız olarak insanın kendi iradesine, kendi düşüncesine dayanarak karar vermesi durumu olarak açıklanmıştır. İrade, sorumluluk ve muhakeme yeteneği henüz gelişim aşamasında olan çocuklarda iradenin kesin olarak gelişmediği varsayılınca, tam bir özgürlükten bahsetmek tehlikeli sonuçların oluşmasına zemin hazırlayabilir. Ancak bu, çocuklar üzerinde tahakküm kurulmasını meşrulaştırmaz.</p>
<p data-path-to-node="3">Özgürlük anlayışı bireyden bireye farklılık göstermektedir; ancak en azından şunu söyleyebiliriz ki, özgürlük bir başkasının alanını ihlal ettiği ya da başka birinin özgürlüğünü sınırlandırdığı takdirde burada özgürlük hak gaspı olarak değerlendirilebilir. Özgür düşünce keyfi düşünce olmadığı gibi özgür davranış da aklına eseni yapmak değildir (Portakal, 2013, sayfa 13).</p>
<h2 data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">Psikoloji Perspektifinde: Vicdan ve Özgürlük İlişkisi</b></h2>
<p data-path-to-node="6">Vicdan kavramı ise Türk Dil Kurumu’na göre, kişiyi kendi davranışları hakkında bir yargıda bulunmaya iten; kişinin kendi ahlak değerleri üzerine dolaysız ve kendiliğinden yargılama yapmasını sağlayan duygu olarak açıklanmıştır. Vicdan, yıkılmaz bir yaşam kaidesinin mevcudiyetinden kuşku duymamak demektir; aynı zamanda neyin genel doğru olduğunu bildirmek de vicdanın işlevlerinden bir tanesidir (Zulliger, 2013, sayfa 19, 145). Psikolojide yargı, ahlak, değerler gibi kavramlar toplum ve aile tarafından gelişen <b data-path-to-node="6" data-index-in-node="514">süperego</b> ile ilişkili kavramlardır. Birey geliştikçe, olgunlaştıkça ve büyüdükçe id kontrolünden sıyrılır; aynı zamanda toplumsallaştıkça süperego gelişir. Özgürlük ve vicdan birbirini tamamlaması gereken kavramlardır. Vicdandan noksan olan bir özgürlük tehlikeli ve öngörülemez olabilmektedir. Özgür yetiştirmek ile hiçbir denetimde bulunmamak farklı şeylerdir.</p>
<h2 data-path-to-node="7"><b data-path-to-node="7" data-index-in-node="0">Özgür Çocuk ve Toplum Sorumluluğu</b></h2>
<p data-path-to-node="8">Özgür çocuklar kavramını biraz irdeleyelim. Uygar bir toplum, bir çocuğu yalnızca bir ailenin çocuğu saymamalı, onu toplumun bireyi saymalıdır (Portakal, 2013, sayfa 157). Çocuğun yetişmesinde ve eğitilmesinde toplum da sorumludur. Çocuk yetiştirmek komplike bir süreç içerir; çocuklar fiziksel ve duygusal açıdan istismardan korunmalı, üzerlerinde tahakküm kurulmamalı ve özgür büyütülmelidir. Ancak buradaki özgürlük sınırsızlık anlamına gelmemelidir. Sınırsız özgürlük anlayışı; toplum kurallarına uymayan, sosyal sınırları ihlal eden, insanlara zarar veren ve bunu da özgür davranış olarak yorumlayan bir yapıya dönüşebilir. Ayrıca sosyal izolasyon ve içe kapanmayı da ‘kişisel alan’ olarak yorumlayabilir.</p>
<p data-path-to-node="9">Çocuklar içi boşaltılmış bir özgürlükle büyümemelidir; zira bu sadece büyümektir yetişmek değil. Okul çağına gelmiş çocuklar diğer aile fertlerinden uzak kalabilmeli ve kısıtlı süreliğine de olsa bir konu üzerine çalışabilmelidir unutulmamalıdır ki bir çocuk kendi ailesinin dışındaki bireylerle ilişki kurduğu ölçüde toplumsallaşır ve olgunlaşır (Portakal, 2013, sayfa 69, 163).</p>
<h2 data-path-to-node="10"><b data-path-to-node="10" data-index-in-node="0">Vicdan Gelişiminde Ailenin Önemi</b></h2>
<p data-path-to-node="11">Eğitim ailede başlar ve toplumu oluşturan en küçük yapı taşı ailedir. Çocuklar çoğu zaman söylenilenden ziyade gözlemledikleri davranışı içselleştirmektedirler. Gelişim aşamasında olan çocuk için <b data-path-to-node="11" data-index-in-node="196">model alma</b> süreci kritiktir. Süperegonun ilk tohumları da aile tarafından atılır. Süperego sadece baskı aracı değil, aynı zamanda yönlendiricidir. Ailesi tarafından iyi eğitilmiş, sevgi ile büyütülmüş olmak vicdan duygusunu da olumlu etkiler. Ego ideali ve vicdan ebeveyn modellerinden türetilen değerlerin içselleştirilmesine bağlıdır (Millon ve arkadaşları, 2024, sayfa 221).</p>
<h2 data-path-to-node="12"><b data-path-to-node="12" data-index-in-node="0">Özgürlük ve Şımarıklık Ayrımı</b></h2>
<p data-path-to-node="13">Özgür çocuk, şımartılmış çocuk ile karıştırılmamalıdır. Çocukların üstün yararı gözetilmeli ve korunmalıdır; ancak bu çoğu zaman şımartmak ile karıştırılmaktadır. Çocuğu şımartmak gelişimi açısından negatif sonuçlar ortaya çıkarabilmektedir. Yalnızca toplum açısından olumsuz değil, çocuk açısından da negatif sonuçlardır; çünkü çocuk sosyal yaşama karıştıkça kendisi gibi birçok çocuğun varlığından haberdar olur ve evde kendisine sağlanan konfor ve ayrıcalığın sosyal yaşamda kendisine sağlanmadığını fark eder. Kendi konfor alanını ve gerekliliklerini tek başına gidermesi gerekir; ancak bu daha önce deneyimlediği bir şey değildir ve ayrıcalıklarından mahrum olduğunda ne yapacağını bilemeyip tökezleyebilir. Adler’e göre şımartılma vakalarında aile çoğu zaman çocuğun potansiyeline ulaşmasını engellemekteki etkisini fark etmez ve şımartılmış çocuk toplum için potansiyel bir tehlike oluşturur; çünkü bu bireyler zayıf sosyal duygular geliştirirler ve topluma kendi güç düzeyleri oranında zarar veren despotlardır (Ginter ve arkadaşları, 2022, sayfa 109).</p>
<h2 data-path-to-node="14"><b data-path-to-node="14" data-index-in-node="0">Vicdandan Sıyrılmış Özgürlüğün Psikolojik Sonuçları</b></h2>
<p data-path-to-node="15">İçinde noksanlık barındıran özgürlük olumsuz sonuçlanabilir. Birçok psikolojik sorunu beraberinde getirebilir; bu sonuçlar hafif düzeyden ileri düzeye kadar değişkenlik gösterebilir. Denetimsiz ekrana maruz kalan çocuklar birçok kötü uyaranın pasif alıcıları olabilirler. Buna bağlı olarak sosyal izolasyon gösterebilirler. Sınırsız özgürlükle büyüyen çocuklar başkalarının haklarını gözetme konusunda zorlanabilir ve zorbalığı normalleştirebilir, <b data-path-to-node="15" data-index-in-node="448">empati</b> gücünde yetersizlik ortaya çıkabilir. Şımartılmış çocuklar isteklerinin sürekli başkaları tarafından karşılanmasını öğrendiği için tek başlarına ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanabilir. Vicdandan yoksun özgürlüğü benimsemiş çocuklar, zarar vermenin yanlış bir davranış olduğunu benimsemediğinden başka bireylerin sınırlarını tanımada güçlük çekebilir ve bu durum saldırgan davranış tutumlarına zemin hazırlayabilir. Vicdan olmayınca diğer insanlar tatmin üretiminde kullanılacak hammaddelere dönüşür (Millon ve arkadaşları, 2024, sayfa 213).</p>
<h2 data-path-to-node="16"><b data-path-to-node="16" data-index-in-node="0">Özgürlük ve Vicdan Dengesi</b></h2>
<p data-path-to-node="17">Kısacası özgürlük ve vicdan içi boşaltılmayacak, basite indirgenmeyecek kadar önemli kavramlardır ve bir kelebek etkisine dönüşebilirler. Kavramların içini boşaltmak ve basite indirgemek kendi içinde birçok olumsuz olasılığı barındırabilir. Çocuklara içi boşaltılmış ve vicdandan sıyrılmış bir özgürlükten önce sevgi verilmelidir. Profesör Doktor İlber Ortaylı’nın da söylediği gibi, sevgiyle büyüyen her insan iyi bir insan olur (2019).</p>
<h2 data-path-to-node="19"><b data-path-to-node="19" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<p data-path-to-node="20">Ginter, E. J., Roysircar, G., &amp; Gerstein, L. H. (2022). <i data-path-to-node="20" data-index-in-node="56">Psikolojik danışma ve psikoterapi kuramları ve uygulamaları: Farklı kültürlere ve bağlamlara uygunluğu</i> (Ş. Baştemur &amp; M. A. Kurşuncu, Çev. Ed.). Nobel Yayıncılık.</p>
<p data-path-to-node="21">Millon, T., Grossman, S., Millon, C., Meagher, S., &amp; Ramnath, R. (2024). <i data-path-to-node="21" data-index-in-node="73">Modern yaşamda kişilik bozuklukları</i> (E. O. Gezmiş, Çev.). Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.</p>
<p data-path-to-node="22">Ortaylı, İ. (2019). <i data-path-to-node="22" data-index-in-node="20">Bir ömür nasıl yaşanır?</i> Kronik Kitap.</p>
<p data-path-to-node="23">Portakal, H. (2013). <i data-path-to-node="23" data-index-in-node="21">Eğitimde özgürlük ve saldırganlık.</i> Cem Yayınevi.</p>
<p data-path-to-node="24">Zulliger, H. (2013). <i data-path-to-node="24" data-index-in-node="21">Çocuk vicdanı ve biz</i> (K. Şipal, Çev.). Cem Yayınevi.</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/cocuk-gelisiminde-ince-cizgi-ozgurluk-ve-sinirsizlik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bavula Sığmayanlar: Geride Bırakılanın Yas Süreci</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/bavula-sigmayanlar-geride-birakilanin-yas-sureci/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=bavula-sigmayanlar-geride-birakilanin-yas-sureci</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/bavula-sigmayanlar-geride-birakilanin-yas-sureci/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nupelda İçke]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Mar 2026 23:15:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yas Psikolojisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=28838</guid>

					<description><![CDATA[Gitmek mi Zor, Kalmak mi? Vedalar, yarım kalan sevdalar, parçalanan benlik ve yitip giden hatıralar&#8230; Kalan mı alır en çok hasarı, yoksa gidene mi zordur? Birçok yazar ve kıymetli şairler bu husus üzerine epeyi düşünüp birçok satır süzmüştür kaleminden; ancak pek azı kalana vah etmiştir. Elbetteki gitmek zordur: Bir bavula sığdırmak koca bir ömrü, gençliği, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2 data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Gitmek mi Zor, Kalmak mi?</b></h2>
<p data-path-to-node="4">Vedalar, yarım kalan sevdalar, parçalanan benlik ve yitip giden hatıralar&#8230; Kalan mı alır en çok hasarı, yoksa gidene mi zordur? Birçok yazar ve kıymetli şairler bu husus üzerine epeyi düşünüp birçok satır süzmüştür kaleminden; ancak pek azı kalana vah etmiştir. Elbetteki gitmek zordur: Bir bavula sığdırmak koca bir ömrü, gençliği, sevdayı, çocukluğu, hüzünleri ve mutlulukları. Peki ya kalanlar; gidenlerin bavula sığdıramayıp bıraktığı bir avuç hasret kırıntısıyla avunurken daha mı az yıpranır?</p>
<h2 data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">Psikoloji Perspektifinde Gitmek: Konfor Alanından Belirsizliğe</b></h2>
<p data-path-to-node="6">Gitmek, bazen bir kentten, bazen de bir insandan&#8230; Vedalar zordur. Alıştığın simalar, müdavini olduğun yerler ve ezbere bildiğin sokaklardan; bilmediğin ve bilinmediğin bir yere göçmek, insan ruhunda acı yaratan ve örseleyici olaylardan/durumlardan bir tanesidir. Göç durumlarında (zorunlu ya da istekli) fark etmeksizin insan ruhu yıpranır; çünkü <b data-path-to-node="6" data-index-in-node="349">konfor alanı</b> terk edilmiş ve bilinmezlik ile baş başa kalınmıştır. Göç sadece mekân değişimi değil, aynı zamanda bir kayıptır; aynı şekilde vedalar da sadece gitme meselesi değil, veda edilende alışılmış her şeyden vazgeçiş hikayesidir. Artık o kişi yoktur ve onunla olan anılar, ezbere bilinen suretler ve sesler de kaybolmuştur. Bir göze alma hikayesidir; her bir zerreye arkanı dönebilme cüreti ve elinde kalan geçmişle idare edebilme yeteneğidir. Beraberinde birçok psikolojik aşamayı gerektiren süreçtir. Ayrılık, insan psikolojisinde (şehir, kişi, aile, ev, ölüm) herhangi bir fark yaratmaksızın birer yas sürecidir. Ölüm vasıtasıyla yaşanan ayrılıkta bir zorunluluk vardır. Yası tutan kişi gerçek bir sevgi nesnesini yitirmiştir (Öztürk ve Uluşahin, 2023). Dolayısıyla bir süre sonra yaşama uyum sağlamak, insanlığın ortak becerisi olan <b data-path-to-node="6" data-index-in-node="1193">adaptasyon</b> yeteneğinin avantajlarından birisidir. Bir süreç olmakla beraber içerisinde çeşitli ivmeler, iniş çıkışlar barındırır.</p>
<h2 data-path-to-node="7"><b data-path-to-node="7" data-index-in-node="0">Terk Edenin Cüreti, Terk Edilenin Ağıtı</b></h2>
<p data-path-to-node="8">Kişi ya da mekân ayrılığında daha farklı bir yas süreci yaşanır; çünkü içinde, bedensel bir yok oluş barındırmazlar, sadece değişim ya da yitim söz konusudur. Mekân ayrılıklarında konfor alanı terk edilmiş ve kişi büyük bir belirsizlik ile karşı karşıya kalmıştır. Bundan farklı olarak, terk edilişlerde ya da terk edişlerde vazgeçme ve vazgeçilme söz konusudur. Vazgeçenin geçerli sebepleri, kendince makul arzuları ve yeni beklentileri vardır; dolayısıyla umudu da vardır: Yeni bir başlangıca, yeni bir kişiye, yeni bir sevdaya, belki de içinde taşıdığı başka bir sevdaya karşı umudu&#8230; Ama terk edilen, kendisini vazgeçilmiş, ilk gözden çıkartılan olarak görür, kimi zaman da sevilişini sorgular. Bir yas vardır; ama öfke kendi benliğindedir. Kişi bilinçdışı imgesel bir yitim duygusu içerisindedir bunun getirisi olarak; özdeğer duygusunu da yitirir ve benlik saygısını sorgular bütün öfke, kırgınlık ve duyguları kişi kendisine yönlendirmiştir ve somut bir ivmeden söz edilmez (Öztürk ve Uluşahin, 2023). Yas süreci çoğu zaman uzun süre devam eder; veda gerçekleşemez. Yasın aşamaları; inkâr, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenmedir (Kübler-Ross, 2010). Ancak <b data-path-to-node="8" data-index-in-node="1168">imgesel yitim</b> söz konusu olduğunda kişi yasın aşamalarını yerine getiremeyebilir. Bazen birey zaten vedalaşmak istemez; çünkü gidenden kalan tek şey, acı bile verse ayrılıktır.</p>
<h2 data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">Bavula Sığmayan Hatıralar</b></h2>
<p data-path-to-node="10">Birey ayrılığı öyle bir sarıp sarmalar ki adeta onu kendi parçası haline getirir. Ayrılık, kendi benliğiyle özdeşleşmiştir; ağırlığını hissetmez ve bir yük olarak görmez. Bir parçası olarak yanında taşır, bedeninin bir uzvu gibi bütünleşir. Sancılı da olsa sevdiği kişiden yadigâr, bavula sığmayan ve arta kalan anılar; onun için dikkatlice tüketmesi gereken ve çabucak tükenmemesi gereken birer besin gibidir. Hepsini aynı anda düşünürse, o kişiyle hatırlanacak pek az şeyi kalacağından, sınırlı sayıda hatırlar ve yad eder; yeni ve yeniden tekrar yaşanıyormuş ve o anlar bir ömür kendisine yettirmesi gereken sevgi kırıntılarıdır. Giden için cüret ve göze alış iken, kalan için yettirme mücadelesidir artık.</p>
<h2 data-path-to-node="11"><b data-path-to-node="11" data-index-in-node="0">İmgesel Yitimin Psikolojik Etkileri ve Sağaltımı</b></h2>
<p data-path-to-node="12">Bireylerin ayrılık ve yas ile mücadele etme yetisi kişiden kişiye değişiklik gösterir. Bazı bireyler için hayatın doğal akışı olsa da, bazı bireyler için özdeğer yitimine bağlı olarak birçok psikolojik problemi de beraberinde getirebilir. Çünkü ayrılık, herkes için örseleyici bir olay olmasına karşın, bazı bireyler imgesel yitim karşısında özdeğer kaybına bağlı olarak çökkün duygudurum yaşayabilir. Sağaltımında duyguları bastırmamak, olduğu gibi kabul etmek, yas sürecinin aşamalarını gerçekleştirmek oldukça kıymetli olmakla beraber, kişinin doğru bir sosyal desteğe sahip olması da önemli bir yerde bulunur. Yüzeysel cümlelerden ziyade, kişinin duygularını gerçekten önemsemek; bu duyguların bastırılması ya da yok sayılmasından ziyade, duyguların yaşanmasına izin verecek yargılamayan, önemseyen sosyal desteğin varlığı; benlik saygısının ve yiten özdeğer duygusunun telafi edilişinde yadsınamayacak bir yere sahiptir. Profesyonel destek almaya teşvik etmek, uzman birinden destek almak, kimi zaman hiç bilinmeyen ancak farkında olmadan mevcut durumu daha çok etkileyen duyguların da yüzeye çıkmasına yardımcı olarak kişinin <b data-path-to-node="12" data-index-in-node="1132">benlik kabulü</b> sürecini daha sağlıklı bir şekilde gerçekleştirmesine yardımcı olacaktır.</p>
<h2 data-path-to-node="14"><b data-path-to-node="14" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<ul data-path-to-node="15">
<li>
<p data-path-to-node="15,0,0">Kübler-Ross, E. (2010). Ölüm ve ölme üzerine (E. Uşşaklı, Çev.). April Yayıncılık.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="15,1,0">Öztürk, M. O. ve Uluşahin, N. A. (2023). Ruh sağlığı ve bozuklukları (güncellenmiş 18. baskı). BAYT Yayın Hizmetleri.</p>
</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/bavula-sigmayanlar-geride-birakilanin-yas-sureci/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsanın İçsel Mücadelesi: Ait Hissetme Arzusu ve Ait Hissetmeme Paradoksu</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/insanin-icsel-mucadelesi-ait-hissetme-arzusu-ve-ait-hissetmeme-paradoksu/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=insanin-icsel-mucadelesi-ait-hissetme-arzusu-ve-ait-hissetmeme-paradoksu</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/insanin-icsel-mucadelesi-ait-hissetme-arzusu-ve-ait-hissetmeme-paradoksu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nupelda İçke]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Feb 2026 09:15:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Klinik Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=26293</guid>

					<description><![CDATA[Ait Hissetmek, Aitlik Duygusu Nedir? Bir yerlerde fazla hissetmek, bir toplulukta fazlalık hissetmek ya da bulunduğun yerde eksik/yarım hissetmek, tam hissedememek, olduğun yer ve kişilerle bütünleşememek, bütünün parçası olamamak; içinde bir boşluğun olması ve o boşluğun her şeyi yutması, dolmaması, kimi zaman da doldurmak isterken daha da derinleşmesi; dünya mekanik bir yapıysa eğer dişlilerden biri [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="flex flex-col text-sm pb-25">
<article class="text-token-text-primary w-full focus:outline-none [--shadow-height:45px] has-data-writing-block:pointer-events-none has-data-writing-block:-mt-(--shadow-height) has-data-writing-block:pt-(--shadow-height) [&amp;:has([data-writing-block])&gt;*]:pointer-events-auto scroll-mt-[calc(var(--header-height)+min(200px,max(70px,20svh)))]" dir="auto" tabindex="-1" data-turn-id="request-WEB:5767ce5e-b86b-4c79-bdf4-97004326e903-20" data-testid="conversation-turn-28" data-scroll-anchor="true" data-turn="assistant">
<div class="text-base my-auto mx-auto pb-10 [--thread-content-margin:--spacing(4)] @w-sm/main:[--thread-content-margin:--spacing(6)] @w-lg/main:[--thread-content-margin:--spacing(16)] px-(--thread-content-margin)">
<div class="[--thread-content-max-width:40rem] @w-lg/main:[--thread-content-max-width:48rem] mx-auto max-w-(--thread-content-max-width) flex-1 group/turn-messages focus-visible:outline-hidden relative flex w-full min-w-0 flex-col agent-turn" tabindex="-1">
<div class="flex max-w-full flex-col grow">
<div class="min-h-8 text-message relative flex w-full flex-col items-end gap-2 text-start break-words whitespace-normal [.text-message+&amp;]:mt-1" dir="auto" data-message-author-role="assistant" data-message-id="ee106ef7-24a0-46bb-aedc-abed60b404e6" data-message-model-slug="gpt-5-2">
<div class="flex w-full flex-col gap-1 empty:hidden first:pt-[1px]">
<div class="markdown prose dark:prose-invert w-full wrap-break-word light markdown-new-styling">
<h2 data-start="81" data-end="124"><strong data-start="84" data-end="124">Ait Hissetmek, Aitlik Duygusu Nedir?</strong></h2>
<p data-start="126" data-end="762">Bir yerlerde fazla hissetmek, bir toplulukta fazlalık hissetmek ya da bulunduğun yerde eksik/yarım hissetmek, tam hissedememek, olduğun yer ve kişilerle bütünleşememek, bütünün parçası olamamak; içinde bir boşluğun olması ve o boşluğun her şeyi yutması, dolmaması, kimi zaman da doldurmak isterken daha da derinleşmesi; dünya mekanik bir yapıysa eğer dişlilerden biri olamamak ya da dişliler arasında öğütülüyormuş ve parçalanıyormuş gibi hissetmek; kimilerine göre ise kusursuz bir tablodaki küçük, anlamsız nokta olmak ya da bir yapbozu tamamladığını düşünürken bir parçasının eksik ya da yanlış olduğunu görmek olarak tanımlanabilir.</p>
<p data-start="764" data-end="1031">Antik Yunanca kökenli, bu duyguyu tarif eden <em data-start="809" data-end="818">anemoia</em> kelimesi, hiç yaşanmamış bir döneme ya da yere duyulan derin bir özlem veya <strong data-start="895" data-end="913">ait hissetmeme</strong> duygusu olarak kullanılmaktadır. Zaman zaman herkesin ait hissetmediği olmuştur; peki, nedir bu ait hissetmeme hissi?</p>
<p data-start="1033" data-end="1634">Ait hissetmeme duygusunu açıklayabilmek için öncelikle ‘ait olma’, ‘<strong data-start="1101" data-end="1119">aitlik duygusu</strong>’ kavramlarının öneminden bahsetmek gerekir. Temelinde sosyal ilgi ile ilişkili olan bu kavram, kişinin kendisini diğer insanlara denk görmesi, onlarla bütünleşmesi, katkı sunması ve eşit olanaklara sahip olması ile açıklanır (Adler, 1933/2011). Günümüze baktığımızda çevresel faktörler gün geçtikçe bireyler üzerinde daha fazla etki bırakıyor denilebilir; aldığımız kıyafetler, hobilerimiz, hatta evlerimizin düzeni bile tek tipleşiyor. Bunun altında bile kimi zaman bir topluluğa ait hissetme duygusu yatabiliyor.</p>
<h2 data-start="1636" data-end="1702"><strong data-start="1639" data-end="1702">Tarihsel Perspektif ile Ait Hissetme Duygusu ve Biz Bilinci</strong></h2>
<p data-start="1704" data-end="2102">Tarih boyunca insanlar öteki olmaktan, diğeri olmaktan çekinmiş; tedirgin hissetmiş ve topluluklar/kabileler hâlinde yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Bu şekilde ait hissederken aynı zamanda <strong data-start="1890" data-end="1905">biz bilinci</strong>ni geliştirmiş ve kendilerini güvende hissetmişlerdir. Hayvanlara baktığımız zaman da durum pek farklı sayılmaz; onlar da sürüleriyle ya da gruplarıyla hareket eder, bu şekilde güvende hissederler.</p>
<p data-start="2104" data-end="2573">Günümüze kadar varlığını sürdürmeyi başaran her kültürde, farklılık gösterse bile kendi içinde kabul gören ve devam eden gelenekler ve ritüellerin (kültürel bayramlar, dini ritüeller, düğünler, kutlamalar) ortak özelliği, biz bilincini pekiştirerek aitlik duygusunu hissettirmeleridir. Kuşkusuz günümüze kadar varlıklarını sürdürmelerinin temeli de yine aynı olgulardır. Bundan dolayıdır ki ait hissetmek, sanılanın aksine yaşamda daha büyük bir yere ve öneme sahiptir.</p>
<h2 data-start="2575" data-end="2608"><strong data-start="2578" data-end="2608">İnsanların Ait Olma Çabası</strong></h2>
<p data-start="2610" data-end="2898">Modern teknoloji çağında yapay ve rakamsal topluluklar oluşturuyor, oluşturduğumuz yapay topluluklara ait hissetmek için birçok standarda uyuyoruz. Rakamlardan ibaret olan o topluluklara sonsuz anlamlar yükleyip, kendileşmemizin önüne en büyük engeli yine kendi ellerimizle inşa ediyoruz.</p>
<p data-start="2900" data-end="3316">Çoğu zaman birilerine uygun görünmek için personalar geliştiriyor ve o personaların altında kayboluyoruz. Yanlış olduğunu bilsek bile ya da kendi doğru cevaplarımız olsa bile, sırf ait olmak, öteki olmamak için kendi doğrularımızdan vazgeçebiliyoruz. Onları sorgularsak dışlanacağımızı ya da dikkat çekeceğimizi düşündüğümüz için kendi doğrularımızı sorguluyor ya da sorgusuz itaat ederek ait oluşumuzu sürdürüyoruz.</p>
<p data-start="3318" data-end="3561">Asch tarafından yapılan deneyde de görülmektedir ki cevap yanlış bile olsa, söz sırası kendisine gelene kadar çoğunluk bir cevapta hemfikir ise kişi, kendi cevabı yerine topluluğun cevabını söyleyerek onlara uyum sağlamaktadır (Kesebir, 2014).</p>
<p data-start="3563" data-end="3904">Aslında fark etmeden ait hissetmek için benliğimizden birçok ödün veriyoruz; ancak gün sonunda kısmen de olsa yine de ait hissedemiyor, kaybettiğimiz benliğimiz ile mutsuz ve huzursuz bir yaşamla baş başa kalıyoruz. Uzaklara gitmek istiyor, bazen hiç tanınmamayı diliyoruz; olduğumuz yerde fazla ya da eksik hissediyoruz: ait hissedemiyoruz.</p>
<h2 data-start="3906" data-end="3949"><strong data-start="3909" data-end="3949">Aidiyet Yoksunluğunun Olası Etkileri</strong></h2>
<p data-start="3951" data-end="3979">Ait hissetmeyince ne oluyor?</p>
<p data-start="3981" data-end="4283">Kişi eğer ait hissetmezse <strong data-start="4007" data-end="4022">sosyal ilgi</strong> gelişmez ve doğuştan gelen aşağılık duygusu yerini aşağılık kompleksine ya da bu aşağılık duygusunu telafi etmeye çalışırken gelişecek olan üstünlük kompleksine bırakabilir. Ruh sağlığının temel ölçütlerinden birisi de sosyal ilgi düzeyidir (Adler, 1933/2011).</p>
<p data-start="4285" data-end="4659">Ait hissetmek; stresle başa çıkma, değerli hissetme gibi birçok bakımdan özü geliştirici ve besleyici özelliğe sahiptir. Gelişmemesi durumunda, yani kişi kendini bulunduğu yere, çevresindeki kişilere, yaşadığı hayata ait hissetmediğinde uzun vadede değersizlik hissine bağlı olarak depresyon yaşayabilir, anksiyete belirtileri gösterebilir ve hatta kronik stres yaşayabilir.</p>
<p data-start="4661" data-end="4892">Bu bağlamda Adler’in kuramıyla da birleştirecek olursak, eğer kişi aşağılık kompleksi ya da üstünlük kompleksi geliştirecek olursa; yaşam sancılı bir hâl alarak benlik bütünlüğünü sağlayamama tehlikesi ile karşı karşıya kalacaktır.</p>
<p data-start="4894" data-end="5008">Bu nedenle ait hissetmek, hayatımızın ve ruh sağlığımızın elzem parçalarından birisidir demek hatalı olmayacaktır.</p>
<h2 data-start="5015" data-end="5030"><strong data-start="5018" data-end="5030">Kaynakça</strong></h2>
<p data-start="5032" data-end="5200">Adler, A. (1933/2011). <em data-start="5055" data-end="5096">Social Interest: A Challenge To Mankind</em> (J. Linton &amp; R. Vaughn, Trans.; H. T. Stein, Ed.). Alfred Adler Institute of Northwestern Washington.</p>
<p data-start="5202" data-end="5324" data-is-last-node="" data-is-only-node="">Kesebir, P. (2014). Sosyal Psikoloji. Z. Cemalcılar (Ed.), <em data-start="5261" data-end="5280">Psikolojiye Giriş</em> (4. baskı). Anadolu Üniversitesi Yayınları.</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</article>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/insanin-icsel-mucadelesi-ait-hissetme-arzusu-ve-ait-hissetmeme-paradoksu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
