<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>nazlıcan sude baş &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/nazlicansudebas/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 05 May 2026 16:13:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.1</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>nazlıcan sude baş &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>MÜKEMMEL PROFİLİN ARKASINDAKİ YALNIZLIK: NEDEN HER ŞEYİ KAÇIRIYORMUŞ GİBİ HİSSEDİYORUZ?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/mukemmel-profilin-arkasindaki-yalnizlik-neden-her-seyi-kaciriyormus-gibi-hissediyoruz/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=mukemmel-profilin-arkasindaki-yalnizlik-neden-her-seyi-kaciriyormus-gibi-hissediyoruz</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/mukemmel-profilin-arkasindaki-yalnizlik-neden-her-seyi-kaciriyormus-gibi-hissediyoruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[nazlıcan sude baş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 May 2026 22:20:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyal Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=32174</guid>

					<description><![CDATA[Selamlar! Kahvenizi, çayınızı ya da o an elinizde ne varsa onu yudumlarken arkanıza yaslanın; çünkü bugün biraz sizinle, biraz da kendi iç sesimizle dertleşeceğiz. Bir psikolog olarak klinik terimlerin soğuk duvarlarını bir kenara bırakıp, sokağın, sosyal medyanın ve modern hayatın tam ortasındaki o kafa karıştırıcı histen bahsetmek istiyorum: FOMO, yani &#8220;Gelişmeleri Kaçırma Korkusu&#8221;. Hatırlayın; gece [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="container">
<div id="model-response-message-contentr_058420831ecc6329" class="markdown markdown-main-panel stronger enable-updated-hr-color" dir="ltr" aria-live="polite" aria-busy="false">
<p data-path-to-node="1">Selamlar! Kahvenizi, çayınızı ya da o an elinizde ne varsa onu yudumlarken arkanıza yaslanın; çünkü bugün biraz sizinle, biraz da kendi iç sesimizle dertleşeceğiz. Bir psikolog olarak klinik terimlerin soğuk duvarlarını bir kenara bırakıp, sokağın, sosyal medyanın ve modern hayatın tam ortasındaki o kafa karıştırıcı histen bahsetmek istiyorum: FOMO, yani &#8220;Gelişmeleri Kaçırma Korkusu&#8221;.</p>
<p data-path-to-node="2">Hatırlayın; gece yatağa uzandınız, aslında uykunuz var ve ertesi sabah erken kalkmanız gerekiyor. Ama o el istemsizce telefona gidiyor. &#8220;Sadece bir dakika bakıp çıkacağım&#8221; dediğiniz o platformda, kendinizi başkalarının akşam yemeğini izlerken, hiç tanımadığınız birinin tatil fotoğraflarına bakarken ya da bir arkadaşınızın konser hikayelerini kaydırırken buluyorsunuz. Saatler akıp giderken içinizde bir sızı başlıyor: &#8220;Herkes eğleniyor, herkes bir şeyler başarıyor, herkes bir yerlere gidiyor&#8230; Ben neden buradayım? Ben neyi kaçırıyorum?&#8221;</p>
<h2 data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">O Mükemmel Karenin Arkası: Görünenden Fazlası</b></h2>
<p data-path-to-node="4">Dijital dünyanın nasıl işlediğine şöyle bir uzaktan baktığımızda, o gördüğünüz &#8220;mükemmel&#8221; ve &#8220;estetik&#8221; karelerin aslında büyük bir emeğin ve bazen de küçük illüzyonların sonucu olduğunu fark ediyoruz. Bir düşünün; o harika, dumanı üstünde tüten kahve fotoğrafını en doğru açıdan çekmek için bazen kahve buz gibi soğuyabiliyor. Ya da evin en dağınık olduğu günde, sadece yarım metrelik temiz bir köşe bulup, o dar açıyı &#8220;kusursuz bir yaşam alanı&#8221; gibi gösterip geri kalan dağınıklığı kadrajın dışında bırakabiliyoruz. Biz bir illüzyonu izlerken, kendi gerçekliğimizden şüphe duymaya başlıyoruz. İşte bu, modern zamanın en büyük paradoksu: Her şeye bağlanmaya çalışırken, aslında kendimizden kopuyoruz.</p>
<h2 data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">FOMO: Ruhun Sürekli Aç Kalma Hali</b></h2>
<p data-path-to-node="6">Psikolojide bu durumu &#8220;yukarı doğru sosyal karşılaştırma&#8221; olarak tanımlıyoruz. Kendimizden daha &#8220;mutlu&#8221;, daha &#8220;başarılı&#8221; veya daha &#8220;aktif&#8221; gördüğümüz profillere baktıkça, beynimiz eksik olduğumuza dair sinyaller gönderiyor. Bu durum sadece mutsuzluk değil, aynı zamanda ciddi bir karar felcine de yol açıyor. Bir arkadaşımızla kahve içerken bile telefonumuza bakıyoruz; çünkü &#8220;acaba şu an başka bir yerde daha iyi bir etkinlik mi var?&#8221; sorusu ruhumuzu kemiriyor. Sonuç mu? Ne o kahvenin tadını alabiliyoruz ne de o &#8220;diğer&#8221; etkinlikte olabiliyoruz. Ruhumuz hep bir adım sonrasının, bir tık ötesinin açlığını çekiyor.</p>
<h2 data-path-to-node="7"><b data-path-to-node="7" data-index-in-node="0">&#8220;Mükemmel&#8221; Olanın Yalnızlığı</b></h2>
<p data-path-to-node="8">Şunu hiç düşündünüz mü? Takip ettiğimiz o kusursuz hayatlar, aslında en büyük yalnızlıkların maskesi olabilir mi? Sürekli onaylanma ihtiyacı, her anı dijital bir kanıta dönüştürme çabası, anın kendisini yaşamaktan çok &#8220;nasıl göründüğünü&#8221; önemsemek, insanı kendi hayatının izleyicisi konumuna düşürür. Gerçek mutluluk, filtrelere ihtiyaç duyulmayan, kimsenin görmediği o sıradan anlarda gizlidir.</p>
<h2 data-path-to-node="9"><b data-path-to-node="9" data-index-in-node="0">Kaçırmanın Keyfine Varmak: JOMO’ya Merhaba</b></h2>
<p data-path-to-node="10">Peki, bu dijital koşu bandından nasıl ineceğiz? Çözüm telefonu çöpe atmak ya da dünyadan kopmak değil. Çözüm, odağı dışarıdan içeriye çevirmek. Literatürde buna JOMO (Joy of Missing Out) yani &#8220;Kaçırmanın Keyfi&#8221; diyoruz.</p>
<p data-path-to-node="11">JOMO, bir şeyleri kaçırdığında aslında kendine neyi kazandırdığını fark etmektir. Bir akşam evde pijamalarınla otururken, dışarıdaki o büyük partiye gitmediğin için hissettiğin huzur JOMO&#8217;dur. Bildirimleri kapatıp sadece okuduğun kitaba odaklanmak JOMO&#8217;dur. Başkalarının hikayelerini izlemek yerine, kendi hikayeni yazmaya vakit ayırmaktır.</p>
<h2 data-path-to-node="12"><b data-path-to-node="12" data-index-in-node="0">Dijital Farkındalık İçin Küçük Bir Yol Haritası</b></h2>
<p data-path-to-node="13">Eğer siz de bu döngüden yorulduysanız, şu pratik adımları hayatınıza dahil etmeye ne dersiniz?</p>
<ul data-path-to-node="14">
<li>
<p data-path-to-node="14,0,0"><b data-path-to-node="14,0,0" data-index-in-node="0">Algoritmanızı</b> Terbiye Edin: Size kendinizi yetersiz, mutsuz veya öfkeli hissettiren profilleri sessize alın ya da takibi bırakın. Takip listeniz, ruh halinizin aynasıdır.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="14,1,0">&#8220;Siyah Ekran&#8221; Molaları Verin: Günün belirli saatlerinde telefonu başka bir odada bırakın. O 15-20 dakikada dünyanın yıkılmadığını görmek beyninize &#8220;güvendesin&#8221; mesajı verecektir.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="14,2,0"><b data-path-to-node="14,2,0" data-index-in-node="0">Dijital</b> Farkındalık: En çok eğlendiğiniz anlarda telefonunuzu cebinizden çıkarmama kararı alın. O anın fotoğrafı galerinizde değil, kalbinizde ve zihninizde kalsın.</p>
</li>
</ul>
<h2 data-path-to-node="15"><b data-path-to-node="15" data-index-in-node="0">Kendi Akışını Yaratmak İçin Küçük Bir Not</b></h2>
<p data-path-to-node="16">Sevgili okuyucu, hayat bir performans ödevi değil. Her trendi yakalamak, her yeni mekanı ilk keşfeden olmak ya da her anını estetik bir kareye sığdırmak zorunda değilsin. Eksik kaldığını sandığın o anlarda, aslında kendine yer açıyorsun.</p>
<p data-path-to-node="17">Eğer şu an bu yazıyı okurken içinizde &#8220;yetişemiyorum&#8221; diyen bir ses varsa, ona şunu söyleyin: Yetişmen gereken tek yer, kendi anındır. Hayat planladığımız o kusursuz düzlükte ilerlemiyor; bazen rotadan sapmak, bazen hiçbir şey yapmadan durmak, hatta bazen sadece gökyüzünü izlemek gerekir.</p>
<p data-path-to-node="18">Enerjinizi, &#8220;en popüleri&#8221; yakalamak için harcamak yerine, size gerçekten neyin iyi geldiğini bulmak için kullanmaya ne dersiniz? Çünkü hayat, başkalarının hayatlarını izleyerek beklemek için çok kısa ve keşfedilecek çok fazla &#8220;kusurlu ama gerçek&#8221; anınız var.</p>
<p data-path-to-node="19">Bir sonraki yazıda, ruhunuzun enerjisini yükselten başka konularda buluşmak üzere. Kendinize, hatalarınıza ve o güzel &#8220;<b data-path-to-node="19" data-index-in-node="119">eksik</b>&#8221; kalışlarınıza iyi bakın!</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/mukemmel-profilin-arkasindaki-yalnizlik-neden-her-seyi-kaciriyormus-gibi-hissediyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Masadan Kalkma Suçluluğu: Kpss ve Üretkenlik Kaygısı</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/masadan-kalkma-suclulugu-kpss-ve-uretkenlik-kaygisi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=masadan-kalkma-suclulugu-kpss-ve-uretkenlik-kaygisi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/masadan-kalkma-suclulugu-kpss-ve-uretkenlik-kaygisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[nazlıcan sude baş]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Apr 2026 22:40:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyal Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=29793</guid>

					<description><![CDATA[Her gün çözülen binlerce soru, bitmek bilmeyen denemeler ve rakiplerin gerisinde kalma korkusu&#8230; KPSS sürecinde adayların en büyük düşmanı tarih veya matematik değil; dinlenirken duyulan o ağır suçluluk hissidir. Peki, durmak gerçekten bir kayıp mıdır? Türkiye’de atanma hayaliyle yola çıkan yüz binlerce aday için takvimler işlemeye başladığında, zaman artık sadece bir ölçü birimi değil, bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="container">
<div id="model-response-message-contentr_eb1e54ecf9209137" class="markdown markdown-main-panel stronger enable-updated-hr-color" dir="ltr" aria-live="polite" aria-busy="false">
<p data-path-to-node="1">Her gün çözülen binlerce soru, bitmek bilmeyen denemeler ve rakiplerin gerisinde kalma korkusu&#8230; KPSS sürecinde adayların en büyük düşmanı tarih veya matematik değil; dinlenirken duyulan o ağır suçluluk hissidir. Peki, durmak gerçekten bir kayıp mıdır? Türkiye’de atanma hayaliyle yola çıkan yüz binlerce aday için takvimler işlemeye başladığında, zaman artık sadece bir ölçü birimi değil, bir düşmana dönüşür. Masanın üzerindeki kalın konu anlatımlı kitaplar, bitmek bilmeyen deneme sınavları ve her gün çözülmesi gereken o &#8220;sihirli&#8221; soru sayıları&#8230; KPSS süreci, sadece bir akademik bilgi ölçme sınavı değil; aynı zamanda devasa bir psikolojik dayanıklılık testidir. Bu testin en sinsi aşaması ise modern dünyanın ve rekabetçi sınav sisteminin bir ürünü olan <b data-path-to-node="1" data-index-in-node="762">&#8220;Üretkenlik Kaygısı&#8221;</b> (Productivity Anxiety) durumudur.</p>
<h2 data-path-to-node="2"><b data-path-to-node="2" data-index-in-node="0">Dinlenmenin Suçluluk Duygusuyla Savaşı</b></h2>
<p data-path-to-node="3">Bir KPSS adayı için en zor eylem nedir? Soru çözmek mi? Hayır. Tarih ezberlemek mi? Yine hayır. Bir KPSS adayı için en zor eylem; hiçbir şey yapmadan, suçluluk duymadan koltuğa uzanıp bir saat dinlenebilmektir. Üretkenlik kaygısı, adayın kulağına sürekli şu zehirli fısıltıyı bırakır: &#8220;Sen şu an dizi izlerken, birileri senin atanacağın kadro için o en zor matematik problemini çözüyor.&#8221; Bu fısıltı, dinlenmeyi bir &#8220;hak&#8221; veya &#8220;ihtiyaç&#8221; değil, doğrudan bir &#8220;kayıp&#8221; olarak kodlar. Oysa psikoloji bilimi bize şunu net bir şekilde söyler: Zihin, tıpkı bir kas gibi çalışır. Nasıl ki bir sporcu 24 saat boyunca aralıksız ağırlık kaldıramazsa ve kas gelişimi aslında antrenman sırasında değil, dinlenme aşamasında gerçekleşirse; öğrenme de benzer bir biyolojik sürece tabidir. Bilginin kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe aktarılması ve nöronlar arasında sağlıklı bağlar kurulması için zihnin &#8220;boşluklara&#8221; ve düşük uyaranlı anlara ihtiyacı vardır. &#8220;Zihin bir kas gibidir; gelişim antrenman sırasında değil, dinlenme sırasında gerçekleşir. Dinlenmeyi reddetmek, öğrenmeyi reddetmektir.&#8221;</p>
<h2 data-path-to-node="4"><b data-path-to-node="4" data-index-in-node="0">Dijital İllüzyon: &#8220;Herkes Çalışıyor, Bir Tek Ben Duruyorum&#8221;</b></h2>
<p data-path-to-node="5">Üretkenlik kaygısını körükleyen en büyük dış etkenlerden biri de sosyal medyadaki &#8220;studygram&#8221; hesapları ve çalışma gruplarıdır. Gece yarısı paylaşılan kahve fincanı eşliğindeki soru bankası fotoğrafları, kronometrelerle yarıştırılan çalışma saatleri, adayda &#8220;herkes mükemmel bir disiplinle ilerliyor&#8221; algısı yaratır. Bu dijital kıyaslama, bireyin kendi hızını ve kapasitesini unutmasına neden olur. Oysa her zihnin bir &#8220;doyma noktası&#8221; vardır. Sosyal medyadaki o parlatılmış üretkenlik kareleri, aslında o kişilerin de yaşadığı tükenmişlikleri, odaklanma sorunlarını ve boşluğa bakılan o verimsiz saatleri göstermez. Aday, bu hayali standartlara yetişmeye çalışırken kendi doğal ritmini bozar ve sonuçta daha fazla çalışmasına rağmen daha az öğrenmeye başlar.</p>
<h2 data-path-to-node="6"><b data-path-to-node="6" data-index-in-node="0">&#8220;Masa Başında Olmak&#8221; İle &#8220;Verimli Çalışmak&#8221; Arasındaki Uçurum</b></h2>
<p data-path-to-node="7">Üretkenlik kaygısının en büyük tuzağı, adayı masaya zincirlemesidir. Aday, zihni artık tek bir kelimeyi bile almayacak kadar yorulmuş olsa dahi, o masadan kalkamaz. Çünkü masadan kalkmak, &#8220;çalışmıyor olmak&#8221; demektir. Bu durum, <b data-path-to-node="7" data-index-in-node="227">&#8220;Toksik Üretkenlik&#8221;</b> dediğimiz kavramı doğurur. Kişi, saatlerini masada geçirir ama odaklanamaz; aynı sayfayı beş kez okur ama anlamaz. Sonuçta gün biter, aday bedenen ve ruhen yorgundur ama aslında heybesine yeni bir bilgi koyamamıştır. Üstelik dinlenmediği için bir sonraki güne de bilişsel olarak &#8220;borçlu&#8221; ve tükenmiş bir zihinle başlar. Buradaki temel yanılgı, başarının sadece &#8220;nicelikle&#8221; (çözülen soru sayısı, çalışılan saat) ölçülmesidir. Oysa sınav başarısı bir &#8220;nitelik&#8221; meselesidir. Günde 10 saat boyunca dikkati dağınık şekilde masada oturmaktansa, zihnin en açık olduğu 4 saatte derinlemesine odaklanarak çalışmak, bilişsel esneklik açısından çok daha değerlidir. &#8220;Eğer masadan kalktığınızda suçluluk duyuyorsanız, aslında o masada verimli bir şekilde oturmuyorsunuz demektir. Gerçek verimlilik, ne zaman duracağını bilme bilgeliğidir.&#8221;</p>
<h2 data-path-to-node="8"><b data-path-to-node="8" data-index-in-node="0">Geleceği Kurtarma Telaşında &#8220;Anı&#8221; Kaybetmek</b></h2>
<p data-path-to-node="9">KPSS adayları genellikle hayatlarını bir &#8220;paranteze&#8221; alırlar. &#8220;Atanınca gezeceğim&#8221;, &#8220;Atanınca kitap okuyacağım&#8221;, &#8220;Atanınca nefes alacağım&#8221;&#8230; Bu sürekli erteleme mekanizması, adayı bugünden koparır ve sadece belirsiz, stresli bir geleceğe odaklar. Bu süreçte yaşanan kronik stres, vücutdaki kortizol seviyelerini sürekli yüksek tutarak beynin öğrenme ve hafıza merkezi olan hipokampüse zarar verebilir. Yani aslında daha fazla çalışmak için feda ettiğimiz o huzurlu anlar, tam da sınavda ihtiyacımız olan zihinsel kapasiteyi elimizden alıyor olabilir. Kaygı, dikkati daraltır; oysa sınavda karmaşık problemleri çözmek için geniş bir dikkat penceresine ihtiyaç vardır.</p>
<h2 data-path-to-node="10"><b data-path-to-node="10" data-index-in-node="0">Çözüm: Zihinsel &#8220;Nadas&#8221; ve Öz Şefkat</b></h2>
<p data-path-to-node="11">Peki, bu döngüden nasıl çıkılır? İlk adım, dinlenmenin çalışmanın bir &#8220;alternatifi&#8221; veya &#8220;düşmanı&#8221; değil, onun en hayati &#8220;parçası&#8221; olduğunu kabul etmektir. Tıpkı toprağın verimini artırmak için nadasa bırakılması gibi, insan zihninin de nadasa ihtiyacı vardır.</p>
<ol start="1" data-path-to-node="12">
<li>
<p data-path-to-node="12,0,0">Zamanı Değil, Enerjiyi Yönetin: Enerjiniz düştüğünde zorla masada oturmak yerine, suçluluk duymadan uzaklaşın.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="12,1,0">Mola Vermeyi Bir &#8220;Görev&#8221; Sayın: Tıpkı &#8220;Günde 200 soru çözmek&#8221; gibi, &#8220;Günde 1 saat yürümek&#8221; de listenizde bir madde olsun ve o maddeyi tamamladığınızda kendinizi başarılı sayın.</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="12,2,0"><b data-path-to-node="12,2,0" data-index-in-node="0">Öz Şefkat</b> Geliştirin: Kendinize bir rakip gibi değil, sevdiğiniz bir arkadaşınız KPSS&#8217;ye hazırlanıyormuş gibi yaklaşın.</p>
</li>
</ol>
<h2 data-path-to-node="13"><b data-path-to-node="13" data-index-in-node="0">Sonuç: Atanmak mı, Tükenmek mi?</b></h2>
<p data-path-to-node="14">KPSS, hayatın sadece bir durağıdır; varış noktası değil. Elbette emek vermek ve hedefe odaklanmak kıymetlidir. Ancak ruh sağlığınızı feda ederek elde ettiğiniz bir başarı, uzun vadede ağır bir bedel ödetebilir. Unutmayın; sınavı kazanan sadece &#8220;çok çalışanlar&#8221; değil, aynı zamanda zihin sağlığını yönetebilen, kendi limitlerine saygı duyan ve ne zaman duracağını bilenlerdir. Ruhunuzun da bir &#8220;atama&#8221; beklediğini unutmayın; onu dinlenmeye, nefes almaya ve kendisi olmaya atayın. Sadece bir aday değil, bir insan olduğunuzu hatırladığınızda, başarı da peşinden gelecektir.</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/masadan-kalkma-suclulugu-kpss-ve-uretkenlik-kaygisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlişkilerde En Çok Neyi Kaybediyoruz: Karşımızdakini Mi, Kendimizi Mi?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/iliskilerde-en-cok-neyi-kaybediyoruz-karsimizdakini-mi-kendimizi-mi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=iliskilerde-en-cok-neyi-kaybediyoruz-karsimizdakini-mi-kendimizi-mi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/iliskilerde-en-cok-neyi-kaybediyoruz-karsimizdakini-mi-kendimizi-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[nazlıcan sude baş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 23:00:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlişkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=24222</guid>

					<description><![CDATA[Bazen insan herkese fazla, kendine eksik hisseder. Bir ilişkide uyumu bozmamak, sevilme ihtiyacını karşılamak veya karşı tarafı kırmamak adına atılan her &#8220;sessiz&#8221; geri adım, aslında kişinin kendi dünyasından verdiği bir tavizdir. Çoğu zaman fark edilmeyen bu süreç, &#8220;zaten yoğundur&#8221; veya &#8220;büyütmeye gerek yoktur&#8221; gibi rasyonelleştirmelerle başlar. Ancak bu küçük anlar birleştiğinde, kişi ilişkide kendi sesini [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">Bazen insan herkese fazla, kendine eksik hisseder. Bir ilişkide uyumu bozmamak, sevilme ihtiyacını karşılamak veya karşı tarafı kırmamak adına atılan her &#8220;sessiz&#8221; geri adım, aslında kişinin kendi dünyasından verdiği bir tavizdir. Çoğu zaman fark edilmeyen bu süreç, &#8220;zaten yoğundur&#8221; veya &#8220;büyütmeye gerek yoktur&#8221; gibi rasyonelleştirmelerle başlar. Ancak bu küçük anlar birleştiğinde, kişi ilişkide kendi sesini biraz daha kısarak var olmaya başlar. Belki de bu yüzden durup sormak gerekir: Bir ilişkide gerçekten neyi kaybediyoruz; karşımızdakini mi, yoksa kendimizi mi?</p>
<h2 data-path-to-node="2"><b data-path-to-node="2" data-index-in-node="0">Yavaş Yavaş Kaybolan Benlik</b></h2>
<p data-path-to-node="3">Bir ilişkide kendimizi kaybettiğimizi çoğu zaman bir anda fark etmeyiz; bu daha çok yavaş yavaş gerçekleşir. Önce küçük tercihler değişir; ne yemek istediğimiz, hafta sonu ne yapmak istediğimiz, neye ihtiyacımız olduğu&#8230; Zamanla bu küçük uyumlar alışkanlığa dönüşür. &#8220;Sorun değil&#8221; dediğimiz her an, ilişkide kendimize ayırdığımız alan biraz daha daralır.</p>
<p data-path-to-node="4">Çoğumuz bunu fedakarlık olarak adlandırırız. Oysa fedakârlık, iki tarafın da var olabildiği bir ilişkide anlam kazanır. Kendi ihtiyaçlarımızı sürekli geri plana ittiğimizde bu denge fark edilmeden bozulur. Bir süre sonra ne istediğimizi söylemek zorlaşır, rahatsız olduğumuz şeyleri dile getirmek yorucu ya da önemsiz gelmeye başlar. İlişkide uyum sağladığımızı düşünürken, aslında kendimizden uzaklaştığımızı fark edemeyebiliriz.</p>
<h2 data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">Öz Saygı ve Sınırların Gücü</b></h2>
<p data-path-to-node="6">Bu noktada kendimizi kaybetmek, tek bir olayla değil; söyleyemediklerimizin ve ertelediklerimizin zamanla birikmesiyle gerçekleşir. Kim olduğumuzdan çok, ilişkiye nasıl uyum sağladığımız öne çıkmaya başlar. Oysa bir ilişkide <b data-path-to-node="6" data-index-in-node="225">bağ</b> kurmak, kendimizden vazgeçmekle değil; kendimiz olarak kalabildiğimiz alanlarda mümkündür.</p>
<p data-path-to-node="7">Bir ilişkide kendimize yer açabilmek, çoğu zaman daha fazlasını talep etmekle değil; neye ihtiyacımız olduğunu fark etmekle başlar. <b data-path-to-node="7" data-index-in-node="132">Öz saygı</b>, kendimizi ne kadar değerli gördüğümüzden çok, kendimize nasıl davrandığımızla ilgilidir. Rahatsız olduğumuz bir durumu dile getirebilmek, istemediğimiz bir şeye &#8220;hayır&#8221; diyebilmek ya da incindiğimizde bunu küçümsememek&#8230; Bunların her biri, öz saygının ilişkideki küçük ama güçlü yansımalarıdır.</p>
<h2 data-path-to-node="8"><b data-path-to-node="8" data-index-in-node="0">İlişkide öz Şefkat ve Dürüstlük</b></h2>
<p data-path-to-node="9">Psikolojide bu süreç, çoğu zaman öz saygı, sınırlar ve <b data-path-to-node="9" data-index-in-node="55">bağlanma</b> ihtiyacının iç içe geçtiği bir alan olarak ele alınır. Kendi sınırlarımızı fark edebilmek, yalnızca ilişkiyi düzenlemek için değil; kendimizle bağımızı koruyabilmek için de önemlidir. <b data-path-to-node="9" data-index-in-node="248">Öz şefkat</b> ise bu sürecin belki de en yumuşak tarafıdır. Kendimize sürekli güçlü olmamız gerektiğini hatırlattığımızda, kırıldığımız yerleri görmezden gelmeye başlayabiliriz.</p>
<p data-path-to-node="10">Oysa öz şefkat, zorlandığımızda kendimizi suçlamak yerine durup anlayabilmeyi içerir. &#8220;Neden böyle hissediyorum?&#8221; diye kendimize kızmak yerine, &#8220;Bu his bana ne anlatıyor?&#8221; diye sorabilmek, ilişki içinde kendimizle bağ kurmanın önemli bir adımıdır. Sınır koymak, uzaklaşmak ya da ilişkiyi tehlikeye atmak değildir; aksine, ilişkinin içinde kalabilmenin daha dürüst bir yoludur. Kendi sınırlarımızı fark ettiğimizde, karşımızdakine de nerede durabileceğini gösteririz. Böylece ilişki, belirsizlikten çok güvenle beslenir. Sevgi, kendinizden vazgeçtiğinizde değil; olduğunuz hâliyle kalabildiğiniz ve eksilmeden sevebildiğiniz ilişkilerde iyileştirir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/iliskilerde-en-cok-neyi-kaybediyoruz-karsimizdakini-mi-kendimizi-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
