<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Müge Özgül &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/mugeozgul/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Wed, 29 Jul 2026 15:42:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Müge Özgül &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Büyüklenmeci Benlikten Sağlıklı Özgüvene</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/buyuklenmeci-benlikten-saglikli-ozguvene/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=buyuklenmeci-benlikten-saglikli-ozguvene</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/buyuklenmeci-benlikten-saglikli-ozguvene/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Müge Özgül]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 May 2026 21:43:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analitik Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Büyüklenmeci benlik]]></category>
		<category><![CDATA[Ego çatışması]]></category>
		<category><![CDATA[Özgüven]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=36257</guid>

					<description><![CDATA[Bugün “özgüven” diye pazarlanan pek çok şeyin arkasında aslında kırılgan bir benlik örgütlenmesi bulunur. En küçük eleştiride sarsılan, görmezden gelindiğinde içten içe çöken ama dışarıdan bakıldığında fazlasıyla iddialı görünen bu yapı, çoğu zaman yanlış okunur. Oysa Heinz Kohut’un kendilik psikolojisi içinde tanımladığı gibi, büyüklenmeci benlik patolojik bir fazlalık değil, gelişimsel olarak anlaşılması gereken bir örgütlenmedir. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün “özgüven” diye pazarlanan pek çok şeyin arkasında aslında kırılgan bir benlik örgütlenmesi bulunur. En küçük eleştiride sarsılan, görmezden gelindiğinde içten içe çöken ama dışarıdan bakıldığında fazlasıyla iddialı görünen bu yapı, çoğu zaman yanlış okunur. Oysa Heinz Kohut’un kendilik psikolojisi içinde tanımladığı gibi, büyüklenmeci benlik patolojik bir fazlalık değil, gelişimsel olarak anlaşılması gereken bir örgütlenmedir.</p>
<p>Büyüklenmeci benlik, çocuğun kendisini değerli, güçlü ve merkezde hissetme ihtiyacının psikolojik karşılığıdır. Bu yapı, erken gelişim döneminde doğal ve hatta gereklidir. Çocuğun “ben özelim”, “ben yapabilirim” duygusu, dış dünyaya karşı psikolojik bir tutunma zemini oluşturur. Bu zeminin tamamen kırılması ya da bastırılması, ilerleyen yaşlarda özgüven değil, kırılganlık üretir.</p>
<p>Bu yapının en erken biçimlerinden biri psikanalitik literatürde tümgüçlülük olarak tanımlanır. Çocuğun kendini sınırsız etkili ve her şeyi belirleyebilir hissetmesi, gerçeklikle çatışma değil, gelişimsel bir aşamadır. Ancak bu deneyimin nasıl karşılandığı belirleyicidir. Eğer çocuk bu duygularıyla birlikte görülür ve empatik biçimde anlaşılırsa, bu ham yapı zamanla gerçekçi bir özgüvene dönüşür. Aksi durumda ya katı bir üstünlük fantezisine ya da kolay kırılan bir benlik yapısına evrilir.</p>
<p>Türkiye’de yaygın aile yapısında bu süreç çoğu zaman dengeli ilerlemez. Çocuk bir yandan yüceltilir “sen farklısın, sen yaparsın” diğer yandan hızla sınırlandırılır “abartma, haddini bil.” Bu çift yönlü mesaj, çocuğun kendi içsel değer duygusunu istikrarlı biçimde kurmasını zorlaştırır. Ne tam olarak görülür ne de tutarlı biçimde aynalanır.</p>
<p>Bu noktada sorun, büyüklenmeci benliğin varlığı değil; onun nasıl karşılandığıdır. Bastırılan ya da küçümsenen bu yapı ortadan kaybolmaz. Aksine, ya içeride gizli bir üstünlük ihtiyacı olarak kalır ya da dışarıda aşırı hassasiyet ve savunmacı bir tutum olarak geri döner. Kişi, ya sürekli haklı olma ihtiyacı geliştirir ya da en küçük eleştiride dağılır.</p>
<p>Sağlıklı özgüven ise bu iki uçtan da farklıdır. Ne sürekli bir üstünlük iddiasına dayanır ne de dışarıdan gelen onaya bağımlıdır. Kohut’un vurguladığı gibi mesele, büyüklenmeci benliği yok etmek değil, onu empatik bir ilişki içinde dönüştürmektir. Çocuğun </p>
<h3>“büyük” hisleri görülüp</h3>
<p> anlaşıldıkça, bu yapı zamanla gerçekçi hedeflere, içsel istikrara ve hatadan öğrenebilen bir benliğe evrilir.</p>
<p>Bu açıdan bakıldığında, karşımızdaki insanların “fazla iddialı” ya da “fazla kırılgan” oluşu sadece bir kişilik özelliği değil, çoğu zaman erken dönem aynalanma deneyimlerinin bir sonucudur. Büyüklenmeci benlik ya olgunlaşmış bir özgüvene dönüşür ya da yanlış karşılandığında yaşam boyu süren bir dengesizlik alanı olarak kalır.</p>
<p>Belki de bu yüzden, birinin aşırı iddialı ya da tam tersine aşırı kırılgan göründüğü anlarda şu soruyu sormak daha anlamlı: Karşımızda gerçekten bir “özgüven” mi var, yoksa yeterince aynalanmamış bir tümgüçlülüğün izleri mi? Bu soruya vereceğimiz yanıt, hem başkalarına nasıl yaklaştığımızı hem de kendi içimizde neyi bastırdığımızı belirler.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/buyuklenmeci-benlikten-saglikli-ozguvene/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Neden Bazı İlişkiler Çok Hızlı Başlar ve Çok Hızlı Biter?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/neden-bazi-iliskiler-cok-hizli-baslar-ve-cok-hizli-biter/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=neden-bazi-iliskiler-cok-hizli-baslar-ve-cok-hizli-biter</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/neden-bazi-iliskiler-cok-hizli-baslar-ve-cok-hizli-biter/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Müge Özgül]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 22:00:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlişkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=28962</guid>

					<description><![CDATA[İlişkilerin başlangıçları hep güzeldir. Karşımızdaki insanı kısa sürede hayatımızın merkezine koyarız. İlk zamanlar hep iyi halimiz vardır. İki taraf da verici olan, birbirine love bombing yapan bir ilişki oluşur. Bu özelliklerle birlikte karşımızdaki insanı bir anda idealize etmeye başlarız, kişinin olumlu taraflarını görüp hayranlık derecesine çıkartırız. Bir anda hayatımızın kadını ya da erkeği oluverir. Kişi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="3">İlişkilerin başlangıçları hep güzeldir. Karşımızdaki insanı kısa sürede hayatımızın merkezine koyarız. İlk zamanlar hep iyi halimiz vardır. İki taraf da verici olan, birbirine love bombing yapan bir ilişki oluşur. Bu özelliklerle birlikte karşımızdaki insanı bir anda <b data-path-to-node="3" data-index-in-node="268">idealize</b> etmeye başlarız, kişinin olumlu taraflarını görüp hayranlık derecesine çıkartırız. Bir anda hayatımızın kadını ya da erkeği oluverir. Kişi çok özel olur, farklı olur. Fakat bunun bir de diğer yüzü vardır. Bir anda mükemmel görünen ilişki, küçük bir sorunla bitiverir. Bir zamanlar gözümüzde hayranlık uyandıran kişi, aniden nefret ettiğimiz insana dönüşür. Böylece idealizasyon, hayal kırıklığı ve değersizleştirme arasında ilerleyen bir döngü ortaya çıkar.</p>
<p data-path-to-node="4">Bu döngü aslında sadece romantik ilişkilerde değil arkadaşlık ilişkilerimizde de olur. Bir insan başlangıçta çok yakın hissettirir ancak yaşanan küçük bir problemden sonra bir anda algımız değişir ve o kişiye sert bir mesafe koyma ihtiyacı hissederiz. Tam olarak bu durumu Otto Kernberg’in ‘splitting’ yani bölme savunması ile açıklayabiliriz. Kernberg, özellikle borderline kişilik üzerinde yoğunlaşmış ve bu yapıdaki ilişkisel dalgalanmaları açıklamak için splitting kavramını geliştirmiştir. Splitting, bireyin kendisi ve başkaları hakkında zihninde iyi ve kötü temsilleri birleştirememesi durumudur. Yani kişi, başkalarını veya kendisini aynı anda hem güçlü hem zayıf, hem iyi hem kötü yönleriyle görme kapasitesine sahip değildir. Bunun sonucunda insanlar ve ilişkiler, siyah-beyaz algılanan bir dünyada şekillenir.</p>
<h2 data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">Splitting ve Savunma Mekanizmaları</b></h2>
<p data-path-to-node="6">Kernberg’e göre splitting, özellikle primitive (ilkel) savunma mekanizmalarıyla birlikte çalışır. Bu savunmalar arasında idealizasyon, değersizleştirme, projeksiyon ve bazen agresyon yönlendirmeleri bulunur. Örneğin, bir kişi ilişkide karşısındakini başlangıçta aşırı bir hayranlıkla yüceltebilir (idealizasyon). Ancak kişi, beklenmedik veya olumsuz bir davranışla karşılaştığında, zihnindeki “iyi” ve “kötü” temsillerin ayrılığı devreye girer ve aynı kişi bir anda değersizleştirilmiş, olumsuz bir figüre dönüşebilir. Bu mekanizma, ilişkilerde görülen hızlı bağlanma ve ani kopma döngülerinin temelini oluşturur.</p>
<p data-path-to-node="7">Bu teoride splitting yalnızca başkalarıyla sınırlı değildir; kişinin kendi kendisiyle ilgili temsilleri de bölünmüş olabilir. Yani kişi kendi güçlü yönlerini ve zayıf yönlerini bir arada göremez ve bu da kimlik difüzyonu ile birleşerek borderline yapının karakteristik özelliklerinden birini oluşturur. Bu durum, ilişkilerdeki duygusal yoğunluğun ve uç noktalarda değişimlerin psikolojik bir açıklamasını sunar.</p>
<h2 data-path-to-node="8"><b data-path-to-node="8" data-index-in-node="0">Terapötik Süreç ve Entegrasyon</b></h2>
<p data-path-to-node="9">Ayrıca Kernberg, splitting’in psikodinamik terapilerde çok önemli bir gösterge olduğunu vurgular. Terapötik süreçte, danışanın kendi içindeki ve başkalarındaki iyi-kötü temsilleri fark etmesi ve zamanla bunları <b data-path-to-node="9" data-index-in-node="211">entegre</b> edebilmesi amaçlanır. Bu sayede kişi, ilişkilerinde yaşanan idealizasyon ve değersizleştirme döngüsünden yavaş yavaş kurtulabilir. Terapötik bağlamda splitting’in anlaşılması, hem danışanın kendisini hem de başkalarını daha gerçekçi ve bütüncül bir şekilde algılamasını sağlar.</p>
<p data-path-to-node="10">Özetle, ilişkilerdeki ani duygusal değişimlerin ve döngülerinin psikodinamik bir temelini sunar. Kişinin hem kendi deneyimlerini anlamasına hem de psikolojik süreçleri daha bilinçli değerlendirmesine olanak tanır.</p>
<h2 data-path-to-node="11"><b data-path-to-node="11" data-index-in-node="0">Psikolojik Olgunluk ve Sağlıklı İlişkiler</b></h2>
<p data-path-to-node="12">Bu teori aslında kişiye güçlü bir farkındalık katar. Bu bağlamda bölmeyi anlamak ve iyileşme sürecine girebilmek çok değerlidir. Sağlıklı ilişkilerde kişi ilişkilerinde iyi kötü ayrımı yapmak yerine hayatındaki insanı daha bütünüyle ele alabilir. Yani hem kendini kusurlu yönleriyle de kabul eder ve bu durum aslında diğer ilişkilerinde de bütüncül bakabilmesine destek olur. Böyle bir algılama, ilişkilerdeki sert iniş çıkışların önüne geçer ve daha istikrarlı bağların kurulmasına imkan tanır. Kısacası, <b data-path-to-node="12" data-index-in-node="506">psikolojik olgunluk</b>, idealizasyon ve değersizleştirme döngüsünden çıkabilmenin, hem kendimizi hem başkalarını daha gerçekçi ve kapsayıcı bir şekilde görebilmenin anahtarıdır.</p>
<h2 data-path-to-node="14"><b data-path-to-node="14" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<p data-path-to-node="14">Gagnon, J., Quansah, J. E., Saleh, G., &amp; Levin, C. (2022). Is splitting related to resistance to proactive interference? A process-oriented study of Kernberg’s conceptualization of splitting. Psychopathology, 55(6), 345–361. <a class="ng-star-inserted" href="https://doi.org/10.1159/000525006" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwi0o8aDp7iTAxUAAAAAHQAAAAAQ6wM">https://doi.org/10.1159/000525006</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/neden-bazi-iliskiler-cok-hizli-baslar-ve-cok-hizli-biter/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Neden Güvenmekte Zorlanıyoruz? Erikson’un Psikososyal Gelişim Teorisine Psikodinamik Bir Bakış Açısı</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/neden-guvenmekte-zorlaniyoruz-eriksonun-psikososyal-gelisim-teorisine-psikodinamik-bir-bakis-acisi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=neden-guvenmekte-zorlaniyoruz-eriksonun-psikososyal-gelisim-teorisine-psikodinamik-bir-bakis-acisi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/neden-guvenmekte-zorlaniyoruz-eriksonun-psikososyal-gelisim-teorisine-psikodinamik-bir-bakis-acisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Müge Özgül]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Jan 2026 02:32:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlişkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=23444</guid>

					<description><![CDATA[Son zamanlarda yeni insanlarla tanıştığımızda çoğumuzun yaşadığı duygular arasında belki de en zorlayıcı olanı güven meselesi. Bazılarımız karşısındakine hızla bağlanıp güvenebilirken, bazılarının güvenini kazanmak zaman ve sabır gerektirir. Peki bu fark nereden geliyor? Erikson’un psikososyal gelişim kuramı tam da bu noktada devreye giriyor. Güvenle ilgili yaşadığımız zorluklar yalnızca bugünki ilişkilerimizin bir sonucu mu yoksa çocukluğun [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">Son zamanlarda yeni insanlarla tanıştığımızda çoğumuzun yaşadığı duygular arasında belki de en zorlayıcı olanı güven meselesi. Bazılarımız karşısındakine hızla bağlanıp güvenebilirken, bazılarının güvenini kazanmak zaman ve sabır gerektirir. Peki bu fark nereden geliyor?</p>
<p data-path-to-node="2">Erikson’un psikososyal gelişim kuramı tam da bu noktada devreye giriyor. Güvenle ilgili yaşadığımız zorluklar yalnızca bugünki ilişkilerimizin bir sonucu mu yoksa çocukluğun derin deneyimlerine mi uzanıyor? Bu yazımda, güven problemini Erikson’un temel güven ve güvensizlik evresi üzerinden ele alarak, psikodinamik bir perspektifle biraz daha derinlemesine incelemek istiyorum.</p>
<h2 data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Temel Güven Karşısında Güvensizlik</b></h2>
<p data-path-to-node="4">Erikson&#8217;a göre güven duygusu daha yaşamın ilk yıllarında belirlenir. Çocuğun ihtiyaçları karşılanıyor mu? Çocuğa bakım veren kişi duygusal yakınlık kurabiliyor mu? gibi sorular devreye girer. Burada amaç çocuğa mükemmel bir bakım vermek değil, ihtiyacını görebilmektir. Aslında kilit nokta çocuğa karşı bakımda tutarlı davranabilmektir. Bir gün çocuğu ilgiye boğduktan sonra ertesi gün ortadan kaybolan anne, çocukta güvensizlik duygusu yaratır. Çünkü annenin hep orada olacağı kesin değildir, duygular tutarsızdır. Çocuklukta kurulan bu ilk ilişki biçimi, ilerleyen yıllarda insanlara ne kadar yakın durduğumuzu ya da ne kadar temkinli olduğumuzu etkiler.</p>
<h2 data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">Bilinçdışı Temsiller ve İlk İlişkiler</b></h2>
<p data-path-to-node="6">Psikanalitik açıdan güven duygusu, çocuğun bakımverenle kurduğu erken ilişkinin iç dünyada bıraktığı izlerle şekillenir. Bebek için bakımveren yalnızca dışarıdaki bir kişi değil, aynı zamanda dünyanın ne kadar güvenli olduğuna dair ilk <b data-path-to-node="6" data-index-in-node="236">temsil</b>dir. Bakımın tutarlı ve duygusal olarak erişilebilir olduğu durumlarda çocuk, ihtiyaç duyduğunda bir karşılık bulacağına dair içsel bir güven geliştirir. Buna karşılık, tutarsız ya da öngörülemez bakım deneyimleri, çocuğun dünyayı belirsiz ve kontrol edilemez olarak algılamasına yol açabilir. Bu algı <b data-path-to-node="6" data-index-in-node="544">bilinçdışı</b> düzeyde içselleştirilir ve ilerleyen yıllarda ilişkilerde güven kurma biçimini etkilemeye devam eder.</p>
<h2 data-path-to-node="7"><b data-path-to-node="7" data-index-in-node="0">Günlük Hayattaki Yansımalar</b></h2>
<p data-path-to-node="8">Buraya kadar biraz kuramsal bir çerçeve çizmiş olsam da, aslında sözünü ettiğimiz bu dinamikler günlük hayatımızda hep var olan duygulara karşılık geliyor. Güven duygusu o kadar temel bir ihtiyaç ki, karşılanmadığında ilişkilerimizde zorlanmalar yaşamamız kaçınılmaz oluyor. Kimi zaman kaybetmekten korktuğumuz insanlara gereğinden fazla fedakâr davranıp kendimizden veriyoruz; kimi zaman ise tam tersine, kendimize kalın bir kabuk örüp kimseyi içeri almıyoruz. Bu iki tutum birbirinin zıttı gibi görünse de, altında yatan duygular oldukça benzer.</p>
<p data-path-to-node="9">Günlük hayatta bu zorlanmalar çoğu zaman çok tanıdık anlarla kendini gösterir. Atılan bir mesaja geç gelen cevap, saatlerce zihni meşgul edebilir; “Bir şey mi oldu?”, “Yanlış bir şey mi söyledim?” soruları hızla devreye girer. Bazı ilişkilerde kişi, terk edilme ihtimaline karşı daha fazla vermeye, daha fazla uyum sağlamaya çalışır. Kendi sınırlarını geri plana atmak, bir tür güvence arayışına dönüşür.</p>
<h2 data-path-to-node="10"><b data-path-to-node="10" data-index-in-node="0">Kontrol İhtiyacı ve Belirsizlik</b></h2>
<p data-path-to-node="11">Bazı durumlarda ise bunun tam tersi yaşanır. Kişi karşısındakini sürekli kontrol etme ihtiyacı hisseder; nerede olduğu, ne yaptığı, ne hissettiği netleşmeden rahatlayamaz. Bu kontrol hali çoğu zaman karşı tarafa güvensizlik gibi görünse de, aslında kişinin belirsizlikle baş etmekte zorlanmasının bir yansımasıdır. Yakınlık isterken aynı anda kaybetme ihtimaline karşı tetikte olmak, güvenle ilgili içsel bir gerilimi beraberinde getirir.</p>
<p data-path-to-node="12">Psikanalitik açıdan bakıldığında, erken dönemde yeterince güvenlik duygusu deneyimleyememiş farklı kişilerin benzer içsel sorunlarla baş etmeye çalıştığını söylemek mümkün. “Hayatımdaki kişi beni olduğum halimle, beklentisiz bir şekilde kabul edebilir mi?” sorusu, pek çoğumuzun iç dünyasında zaman zaman kendini hatırlatır. İşte bu <b data-path-to-node="12" data-index-in-node="333">kuramlar</b>, tam da bu tanıdık hisleri anlamlandırmamıza yardımcı olur.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/neden-guvenmekte-zorlaniyoruz-eriksonun-psikososyal-gelisim-teorisine-psikodinamik-bir-bakis-acisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nazar, Kıyas, Haset: Kültürümüzdeki Görünmez Psikoloji</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/nazar-kiyas-haset-kulturumuzdeki-gorunmez-psikoloji/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=nazar-kiyas-haset-kulturumuzdeki-gorunmez-psikoloji</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/nazar-kiyas-haset-kulturumuzdeki-gorunmez-psikoloji/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Müge Özgül]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Dec 2025 21:55:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültürel Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=21212</guid>

					<description><![CDATA[Toplumumuzda dilimize yerleşmiş “Nazar değmesin.” cümlesini çok sık duyarız. Bunu demeden kendimizi rahat hissedemeyen, içten içe kendi mutluluklarımızı bile saklamayı tercih eden bir kültür yapısına sahibiz ve bunun arkasındaki psikolojik nedeni çoğu zaman fark edemeyiz. Nazar, kıyas ve haset kavramları hayatımızın o kadar içindedir ki, bu kelimelerin ardındaki psikolojik gerçekler görünmez hâle gelir. Oysa bu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="80" data-end="577">Toplumumuzda dilimize yerleşmiş “Nazar değmesin.” cümlesini çok sık duyarız. Bunu demeden kendimizi rahat hissedemeyen, içten içe kendi mutluluklarımızı bile saklamayı tercih eden bir kültür yapısına sahibiz ve bunun arkasındaki psikolojik nedeni çoğu zaman fark edemeyiz. <strong data-start="353" data-end="362">Nazar</strong>, kıyas ve haset kavramları hayatımızın o kadar içindedir ki, bu kelimelerin ardındaki psikolojik gerçekler görünmez hâle gelir. Oysa bu duygular, kişinin en temel ihtiyaçlarından ve en kırılgan taraflarından doğar.</p>
<p data-start="579" data-end="911">Psikanalitik açıdan bakıldığında nazar, başkalarının bizim sahip olduğumuz iyi olana tahammül edemeyeceği fikrini temsil eder. Yani nazar, dışarıdaki bakışın içimizde yarattığı tedirginliğin sembolik hâlidir. Bir anlamda, “Benim iyiliğim görünür olursa, birinin içinde <strong data-start="848" data-end="857">haset</strong> uyanabilir ve bu bana zarar verebilir.” düşüncesidir.</p>
<p data-start="913" data-end="1307">Aslında psikoloji bize şunu söyler: İnsan, iyi olduğunda başkalarının buna nasıl karşılık verdiğini çok erken yaşlarda öğrenir. Bu yüzden kimi insanlar mutluluğunu saklamayı, küçültmeyi ya da görünmez kılmayı bir tür güvenlik alanı olarak kullanır. Bu davranışın altında çoğu zaman “göz değmesin” inancı kadar, başkalarının duygularını fazla önemseme ve kendi iyi hâlini koruma isteği de yatar.</p>
<h3 data-start="1309" data-end="1340"><strong data-start="1313" data-end="1340">Kıyasın Psikolojik Yükü</strong></h3>
<p data-start="1342" data-end="1739">Kıyas, günlük hayatımızda çokça yaptığımız ve bazen kendimizin bile fark etmeden içimizde taşıdığımız bir duygudur. Son zamanlarda sıkça duyulan “Herkes hayatta bir şekilde işini ya da yerini bulmuş, benim neden onlarınki gibi olmuyor?” ya da “Herkesin hayatı luxury lifestyle olmuş, mükemmel hayatlar yaşıyorlar, ben ise hiçbir şey olamamış gibi hissediyorum.” cümleleri bunun somut örnekleridir.</p>
<p data-start="1741" data-end="2337">Bu cümlelerin altında çoğu zaman <strong data-start="1774" data-end="1789">değersizlik</strong> duygusu yer alır. Kıyaslanmanın özünde, kişinin kendi değerini dışarıdan gelen ölçütlerle değerlendirmesi vardır. İçsel bir değer duygusu yeterince yerleşmediğinde, insan ister istemez aynayı başkalarının hayatında arar. Bu durum, kişinin iç dünyasında “Yeterince iyi değilim.” duygusunu besleyebilir. Kıyas bazen motivasyon sağlayabilir; ancak çoğu zaman kişiyi kendisinden uzaklaştırır ve değerini dış dünyadaki odağa göre belirlemesine neden olur. Bu nedenle kıyas, günümüzde fark etmeden taşınan ama duygusal olarak oldukça yoran bir kalıptır.</p>
<h3 data-start="2339" data-end="2364"><strong data-start="2343" data-end="2364">Hasetle Yüzleşmek</strong></h3>
<p data-start="2366" data-end="2795">Haset, çoğumuzun dile getirmekten çekindiği ama içten içe tanıdığı bir duygudur. Bir başkasının sahip olduğu bir şeye bizim sahip olmamamızdan doğan o iç sıkışması ve hafif rahatsızlık hissi, toplumumuzda oldukça yaygındır. Psikanalitik bakış açısında haset, kişinin “Ben bunu istiyorum ama bende yok.” gerilimiyle karşılaşmasıdır. Bu nedenle haset, çoğu zaman başkasına değil, kişinin kendi eksikliğiyle yüzleşmesine yöneliktir.</p>
<p data-start="2797" data-end="3174">Bizim kültürümüzde bu duygu genellikle ayıplanır ve açıkça konuşulmaz. Bu da hasetin daha gizli biçimlerde ortaya çıkmasına yol açar. Kimi zaman küçümseme, kimi zaman görmezden gelme, kimi zaman da “O da kimmiş, ne kadar iyi olabilir ki?” gibi düşüncelerle kendini gösterir. Oysa tüm bu tepkilerin altında, kişinin kendi içinde <strong data-start="3125" data-end="3144">kendilik algısı</strong> ve değer bulma arayışı yatar.</p>
<h3 data-start="3176" data-end="3203"><strong data-start="3180" data-end="3203">İçsel Anlam Arayışı</strong></h3>
<p data-start="3205" data-end="3606">Kıyas, haset ve nazar; hepsi kişinin kendilik algısıyla ilgili önemli ipuçları taşır. Bu duygularla karşılaştığımızda onları yalnızca başkalarına yönelmiş tepkiler olarak görmek yerine, içimizde hangi ihtiyacın ya da hangi eksiklik hissinin konuştuğunu anlamaya çalışmak çok daha iyileştiricidir. İlk bakışta rahatsız edici görünen bu duygular, aslında benliğimizin en görünmeyen taraflarını gösterir.</p>
<p data-start="3608" data-end="4019">Kimi zaman değer görmek isteriz, kimi zaman yeterli hissetmek, kimi zaman da yalnızca olduğumuz hâliyle kabul edilmek isteriz. Bu duygular tam da bu ihtiyaçların etrafında şekillenir. Belki de yapılması gereken, onları bastırmak ya da kendimize kızmak yerine, içimizde neye işaret ettiklerini sormaktır. Çünkü insanın kendini anlama yolculuğu, çoğu zaman en zorlandığı ve yüzleşmek istemediği duygularla başlar.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/nazar-kiyas-haset-kulturumuzdeki-gorunmez-psikoloji/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
