<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Mücahit Özcanan &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/mucahitozcanan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Sun, 15 Mar 2026 11:21:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Mücahit Özcanan &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kendini Tanıma Konusunda Psikolojik Bir Rahatlama</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/kendini-tanima-konusunda-psikolojik-bir-rahatlama/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kendini-tanima-konusunda-psikolojik-bir-rahatlama</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/kendini-tanima-konusunda-psikolojik-bir-rahatlama/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mücahit Özcanan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Mar 2026 21:10:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Zihin ve Davranış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=28193</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Gerçekte psikoloji anlamındaki bir rahatlamanın sonucunda kendini kontrol edebilir, sana yetecek olanı bilebilir ve salt duygusal veya akılsal ihtiyaçlarını planlayabiliyorsun. Bir suni enjekte modeli değildir; bu bir doğal enjekte ya da detoks modelidir.’ Pekâlâ, gelir mi her yoğunluktan sonra bir güzel son? Sanmıyorum. Neden mi? Çünkü hiçbir şekilde bir fırsat bulup rahat olamıyorsun aslında veya [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="3">&#8220;Gerçekte psikoloji anlamındaki bir rahatlamanın sonucunda kendini kontrol edebilir, sana yetecek olanı bilebilir ve salt duygusal veya akılsal ihtiyaçlarını planlayabiliyorsun. Bir suni enjekte modeli değildir; bu bir doğal enjekte ya da detoks modelidir.’</p>
<p data-path-to-node="4">Pekâlâ, gelir mi her yoğunluktan sonra bir güzel son? Sanmıyorum. Neden mi? Çünkü hiçbir şekilde bir fırsat bulup rahat olamıyorsun aslında veya olanı kabullenemiyorsun! Gün boyunca işle geçirdiğin bütün vaktini şimdide “işim bitti, oh ne güzel, evime gidip bir güzel rahat dinleneyim.” Diyorsundur muhtemelen. Evli olanlar muhtemelen evde işlerin yolunda gittiğini düşünecektir. Bekâr olanlar ise birazcık eğleneceğini düşünüyor ve muhtemel ki “ne yapayım da kafamı dağıtayım” diye kara kara düşünüyordur. Yani kısaca böyle özetleyelim.</p>
<h2 data-path-to-node="5"><strong>Dinlendiğini Düşünüyor Musun?</strong></h2>
<p data-path-to-node="6">Peki evine ya da dinlenmek için gittiğin herhangi bir mekânında dinlendiğini mi düşünüyorsun? Evet, bu sefer gerçekte bedenini dinlendiriyorsundur, ama bütün bedeninin asıl sisteminin ana parçası olan <b data-path-to-node="6" data-index-in-node="201">beyin</b> sistemini dinlendiremiyorsundur. Peki bunu dinlendirmek senin elinde mi? Ya da bedeni dinlendirip fakat bu ana parçayı dinlendiremiyorsan bunun adı kendini rahatlatmak veya dinlendirmek mi oluyor? Sence dinlenmek veya kendinin rahat olması ne anlama gelmektedir? Gel bir de psikolojik anlamdaki bu ‘rahatlamak’ kavramının anlamına bakalım. Rahatlamak: Vakit ayırarak, olumlu duygular bırakarak, halinden memnun kalarak, geçmişten gelen bütün olumsuzlukları geride bırakarak ve bütün bunlardan sonra derin odaklanarak dinlenmek demektir. Tabidir ki rahatlamanın gerçekteki karşılığı dinlenmektir. Dinlenmek zihni dinlendirmektir.</p>
<h2 data-path-to-node="7"><strong>Sırf Salt Kendimiz için Dinleniyor Muyuz?</strong></h2>
<p data-path-to-node="8">Evet, bizler gerçekte bütün iş yoğunluğumuzun sonunda gerçekten rahatlıyor muyuz? Gerçekte dinlenmiş oluyor muyuz? En başından başlayalım şimdi. Sadece kendimize dinlenmek için, kendimizi dinlemek, hissetmek veya kendimizi kendimizde bularak vakit ayırıyor muyuz? Sırf başta kendimiz için olumlu duygular yaratıyor muyuz? Gerçekten sırf sadece kendimizi düşünmemiz açısından halimizden memnun olduğumuzu onaylıyor muyuz? Geçmişten gelen bütün olumsuzlukları sırf sadece kendimiz için tüm bunlara gerçekten bir elveda diyerek orada, arkamızda bırakıyor muyuz? Bütün varlığımıza binaen, salt duygularımıza, düşüncelerimize gerçek <b data-path-to-node="8" data-index-in-node="628">kadim benlik</b> yapımıza derinden odaklanıyor muyuz?</p>
<p data-path-to-node="9">O halde büyük bir iddiaya girelim ki bunlardan sadece bir tanesini bile yapmaya ya vaktimiz, imkânlarımız ya da ortamımız veyahut karakterimiz uygun değildir. Kimimizin ortamı, bazılarımızın karakteri ve bir çoğumuzun ise vakti yoktur. Hatta şunu dahi düşünenler olacaktır aranızda: “Bunu yapacağıma giderim sporumu, doğa yürüyüşümü yaparım.” Bundan da öte “giderim müzik dinlerim, film izlerim ya da arkadaşlarımla dışarda bir şeyler içeriz, laflaşır, eğlenir ve oyun oynarız&#8230;” Peki bazılarınıza göre bu mu dinlenmek? Evet, bunu yaptığınızda bedeniniz dinleniyor, ama bunun ana parçası, merkezi olan beyniniz-zihniniz dinleniyor mu? Hayır, asla!</p>
<p data-path-to-node="10">Sadece beyniniz-zihninizin dinlenmesi de söz konusu değil, kendinizi, kadim benliğinizi anlamanız bağlamında hiçbir şekilde kendinizi rahatlamış, tanımış ya da kendinize yetkin olmanız açısından asla rahatlamış olmazsınız. Çevrenizde olup bitenlere karşı tam anlamıyla kendinizi yetkin göremezsiniz, empati yeteneğinizi geliştiremezsiniz ve duygusal olanı, duygusal ve akılla uyumlu olanı da akılla çözemezsiniz. Bu tür bir denge için genelde mücadele ruhunuz eksik kalacaktır. Spor yapmak gibi bir sürü egzersizler konusunda kendinizi dinlendiğinizi sanıyorsanız bunlar sadece bir beden egzersizidir ve beyni onaylama noktasında bir eylem değildir. Kendinizi olumlama, onaylama yönünde beyninizi buna göre hazır ettiğiniz bir eylemdir. Oysa gerçekte sadece psikoloji anlamındaki bir rahatlamanın sonucunda kendinizi kontrol edebilir, size yetecek olanı bilebilir ve salt duygusal veya akılsal ihtiyaçlarınızı planlayabiliyorsunuz. Bir suni enjekte modeli değildir. Bu bir doğal enjekte ya da detoks modelidir.</p>
<h2 data-path-to-node="11"><strong>Psikolojik Rahatlamanın Maddi ve Manevi İmkânlarla Alakası Var Mıdır?</strong></h2>
<p data-path-to-node="12">Gerçekten de bizler sadece maddi imkânlarımız değil manevi imkânlarımızın da sınırlı olması bakımından kendimizi bu tür bir psikolojik rahatlamaya tabi tutamıyoruz. Çünkü sürekli birilerine bağlı yaşıyoruz. Bu da işin gerçeğidir ki buna ne kadar yönelmek istesek de bizimle iletişim halinde olmaları dâhilinde bu süreci ya sürekli erteleyerek ya da yapamayız diyerek bunu bir rutin haline getiremiyoruz! Getirsek bile kendimizi tanıma, bilme noktasında yeteri kadar bir rahatlama olmayacaktır. Ancak bir insanın gerçekten kendini tanıma noktasında ya da gerçekten bir dinlenmeye, rahatlamaya ihtiyacının olduğunu bilmesi ve bununla <b data-path-to-node="12" data-index-in-node="632">irade</b> gücünü tamamlaması “tabi buna hazırım, bu benim işime yarar” deyip azimli davranması sonucunda tekrarlanabilir bir süreç yani rutin haline gelebilir. Bu, insanın kendini özümsemesi ve diğer başka insanlara karşı tutumlarını bilmesi ya da diğer başka insanları tanıyabilmesi açısından dikkate değer bir konuysa bu psikolojik rahatlama tekrarlanan bir süreç haline gelebilir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/kendini-tanima-konusunda-psikolojik-bir-rahatlama/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Acemice Sevmek: Kendini Kandırmanın Sarhoşluğu</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/acemice-sevmek-kendini-kandirmanin-sarhoslugu/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=acemice-sevmek-kendini-kandirmanin-sarhoslugu</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/acemice-sevmek-kendini-kandirmanin-sarhoslugu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mücahit Özcanan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2026 21:00:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aşk ve İlişkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=25332</guid>

					<description><![CDATA[Acemi bir sevgiden tamamlanmamış bir aşk çıkıyor. Çünkü aşk böyle değildir. Sonu gelecek olan bütün mevcudiyetin hem halleriyle adeta bu işte cebelleşen ve olması için ısrar eden bir bilincin sonucunda aşk da “ben buradayım der” ve de diyecektir. İşte orada kendine yuva bulan aşk, iki kişinin ilelebet mevcudiyetinde sadık kalmaya hazırdır. Bunda da tekerrür edecek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">Acemi bir sevgiden tamamlanmamış bir aşk çıkıyor. Çünkü aşk böyle değildir. Sonu gelecek olan bütün mevcudiyetin hem halleriyle adeta bu işte cebelleşen ve olması için ısrar eden bir bilincin sonucunda aşk da “ben buradayım der” ve de diyecektir. İşte orada kendine yuva bulan aşk, iki kişinin ilelebet mevcudiyetinde sadık kalmaya hazırdır. Bunda da tekerrür edecek şekilde mukabil olur. Zapt edilen her hissin dirilmesi sonucunda aşkı bulmuş iki kişi her daim birbirine bütün hisleriyle adeta “ben sana hazırım” demeye uyumludur. Bütün bunlar eksik ise acemice seviyoruz demektir. İşte asıl mesele de budur zaten! Ya iki kişiden birinin ısrarı sonucunda birinin sevgisine maruz kalıyorsak! Ve bunda kendimizi zan altında bırakıyorsak! Buna ne diyebiliriz ve bunu nasıl kanıtlayabiliriz? Birinin gidişinde birinin kalışında ve birinin kararsızlığında ya da birinin belirsizliğinde acemice sevdiğimizin tüm kanıtları ortadadır, ancak bireyler görmezden geliyor. Neden mi? Çünkü bireyler sadece tahammül edilemeyen duygulara yeniliyor. Tüm duygular olumlu değildir ve tüm olumlu geliyor hissine yönelten düşünceler de psikolojik olarak sağlıklı değildir. Kısacık bir duygunun yaşanması ve buna kapılmak bireylerin tüm hayatına mal olabiliyor. İşte bu kavramlara dikkat edelim.</p>
<h2 data-path-to-node="2"><b data-path-to-node="2" data-index-in-node="0">Birinin Sevgisi İstemeyen Bir Diğerine Zorunlu Sevgi Olur!</b></h2>
<p data-path-to-node="3">Bilhassa biri kalıyor, diğeri gitmek için çabalıyorsa ve biri, bir diğerini zorla tutuyor demektir. O halde buna aşk, sevgi veya sevmek denilir mi hiç? Ya da yukarıda saydıklarıma benzer olanın tıpkısı; senin sevgin birini zan altında bırakması demek değil midir? Peki ya sevdiğin birinin sana karşı adil olmasını sevgiyle karıştırıyorsan, ama gerçekte sana karşı sevgisinin olmadığını bilmiyorsan ve yine de yanında ister misin? Ve evet, yine de bireyler karşı tarafın duygularına, hislerine ya da fikirlerine saygılı davranmadan, karşı istemediği halde o istiyor ve hem de bunda ısrarcı davranıyor. İşte o birini gerçekten sadece sen istediğin için onun istemediği bir kalışıyla onu mecbur ediyorsun! Bu karşı tarafın ruhuna, duygularına, hislerine, düşüncelerine bir tecavüz değil midir? Buna da sevmek mi demeliyiz? Ya öylesine beğenmişse seni, ancak duygusal bağlamda sevmemişse? Ya kalmak istiyorsa seninle, ancak sevmiyorsa seni? Ya kimseye güvenmeyip algısı sadece sana açık olmuşsa, ancak gerçekte seni sevmiyorsa? Yine de ister misin yanında? Bireyler yine de tüm bunlara rağmen istiyor mudur? Evet, bireyler karşı tarafın duygularını, hislerini ve düşüncelerini hiçe sayarak yine de kendisinin onun tarafından sevildiğini hissediyor. Ve başka bir şey; karşı tarafın bu bilinmez <b data-path-to-node="3" data-index-in-node="1289">akıl</b> karışıklığından, bu masum halinden yararlanmak sana adil geliyor mu? Sevmek gerçekte böyle midir? Sevmek bilinç istemez mi? Kalp ise yani duygular bu işlerde geride durur mu? Ve birbirini karşılıklı seven bireylerin ruhu buna zaten aşina değil midir? Bütün bunlar yoksa gerçekte acemice sevdiğini neden inkâr ediyorsun? Ve itiraf et; acemice seviyorsun! Acemice seviyorlar!</p>
<h2 data-path-to-node="4"><b data-path-to-node="4" data-index-in-node="0">Acemice Sevmenin Akıbeti</b></h2>
<p data-path-to-node="5">Hissederek sevmiyorsan bu işte başka bir iş vardır. Titremiyorsa kalbin, sandığın kadar aşkın için mücadele edemezsin ve tek bir insan için ömrün boyunca kendini adayamazsın! Tutamazsın gözlerini; kayar. Arzularına sahip çıkamazsın; peşinden gidersin güzelliklerin, renklerin ve cıvıldayan tonların. Flört etmek isteyeceksin; gösterişin, güzelliğin, yakışıklılığın ve bütün dışa dönük mevcudiyetin başkalarına hasıl olacaktır. Başkalarına münhasırdır acemice seven insan! Şimdi bütün bunlara mukabil acemice sevip sevmediğimizi bilebilir miyiz? Şimdi değerlendirebilir miyiz gerçekte hangi karakterimizden gem vururuz, vurabiliriz? Hangimiz hangi sevenlere karşı sevmek konusunda daha adiliz ya da daha tutumluyuz? Ve hatta hangimiz aşk konusunda daha edepliyiz? Hangimiz aşk konusunda daha etik davranabiliyoruz? Birbirimiz için mi var olmalıyız? Yoksa birimiz bizi sevmeyen birine mi var olmalıdır? Ve sizce de diğeri başka birini sevecek olana var olmaya arayış içinde değil midir? Hangi sevende arayış olmalı halen? Acemice seven arayıştadır belki de hep! Ve sen bunu doyurabilir misin sevginle ya da edebilme veya tutumunla?</p>
<h2 data-path-to-node="6"><b data-path-to-node="6" data-index-in-node="0">Acemice Değil, Gerçekten Sevmenin Olabilirliği</b></h2>
<p data-path-to-node="7">Renkleri anlayacak olan insan, renkleri seveninde görüyor. Seveni ise renkleri sevdiğinde dile getiriyor ve renkler birbirini seven insanda çoğalıyor. Acemice seven renklerin dilinden anlar mı ya da renkleri birbirinin üzerinden konuşturur mu? Anlamlar gerçekte sevenler için vardır ve bu yüzden iki kişi başka herkes tarafından bir bütün dünyadır parçalanmayan&#8230; Acemice seven birbirinden iki kutuplaşmış dünya değil midir? Acemice sevenler mi yoksa gerçekten sevenler mi birbirinden daha yoksuldur? Hangilerinin dünyası daha renklidir ve daha berrak ve daha bereketlidir? Hangisinin dünyasında sular ışıltılı, çiçekler taptaze, nimetler bereketli olur? Hangisinin dünyasında ruhlar birbirine aşina olur?</p>
<h2 data-path-to-node="8"><b data-path-to-node="8" data-index-in-node="0">Acemice Seven mi? Gerçekten Seven mi?</b></h2>
<p data-path-to-node="9">Hangisi sevmek? Acemice sevip kalan mı seviyor yoksa gerçekten sevip gitmek mi sevmek? Hangi sevmekten bahsedebiliriz şu durumda? Bütün bilinç, bütün kalp ve bütün ruh sevmeye açık olmuyor mu gerçekten seven için? Yoksa acemice sevende ne eksiktir ki illa gitmek için nedenler bulacaktır? Acemide sevende ne eksiktir ki sevdiğinin yanında başka birinin gönlüne kayar kalbi? Yoksa belli değil midir gerçekten sevenin hali? Oysa acemice seven bize göstermiyor mu gerçekte sevenin yanında kendindeki kusurlarını? Bu karşılaştırma her şeyi anlatmıyor mu? Yoksa kulağa gelmiyor mu, gözler görmüyor mu ve kalpler hissetmiyor mu sevmeyenin kalpsizliğini? Yoksa acemice seven toplumda belli değil midir? Halbuki gidende değil midir bu acemice tutum ve kandıranda değil midir bu tutum? Maske takanda değil midir acemice sevmenin tutumları? Yoksa hayal kırıklığına uğratanda değil midir acemice sevmenin tutumu? Toplumda dışlanmıyorsa gerçek, sevenin kalbinde gözlerinde ve bütün hissiyatlarından dışlanmıyorsa acemice seven, gerçek seven anlayamıyor mu <b data-path-to-node="9" data-index-in-node="1044">sahtekâr</b> sevgi tutumlarını? Acemice seven sevgisini gizler mi? Çünkü gerçek sevenler saklamaz sevgisini, gerçekten sevenler sevgisini esirgemez ve gerçekten sevenler sahtekârca tutumlar sergilemez, değil mi? Hâlbuki gerçekten seven kimden sakınabilir ki? Ve gerçekten seven, karşılığını bulduğunda tuttuğu hayat dalını seveninde bulur ve haykırmak istemez mi? İçindeki coşkuyu, heyecanını saklar mı? Gerçekten paylaşmaz mı gerçekte seven? Peki ya acemice seven, sevgisini hiç dile getirir mi? Acemice seven sevgisini hiç haykırır mı? Acemice seven korkak değil midir? Sevgisini, heyecanını, güzel umutlarını ve sevgiye dair sevgiyle anlatılan ifadelerini erteler mi? En güzel anıların içinde bir kara leke bulmuyor mu acemice seven? Şimdi gerçekten seven ile acemice seveni ayırt etmenin zamanı gelmedi mi? Şimdi hangisi seni gerçekte seviyor? Hangisi senden gerçekten uzak kalıyor veya gerçekten seni zorla yanında tutuyor? O istemediğin sevgiye maruz kaldığını ayırt etmenin zamanı gelmedi mi? Şimdi hangisi seninle hayata ruh verir? Hangisi senin ruhunu bozar, ruhunu bu hayattan parçalar? Ruhu bulan gerçekten seven değil midir veya gerçekten senin ruhuna aşina olan, senin ruhunu okşayan ve seninle aynı senin gibi seven, senin gerçek sevenin değil midir? Gerçekten acemice sevene mi gitmek istersin yoksa gerçekten senin gibi seni istemeyenin yanında mı durmak istersin? Şimdi acemice sevmek mi yoksa gerçekten <b data-path-to-node="9" data-index-in-node="2461">sevmek</b> mi?</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/acemice-sevmek-kendini-kandirmanin-sarhoslugu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sessizlik Nedir? Sessiz Olmak Mı Yoksa Sessiz Bir Ortama Girmek Mi?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/sessizlik-nedir-sessiz-olmak-mi-yoksa-sessiz-bir-ortama-girmek-mi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sessizlik-nedir-sessiz-olmak-mi-yoksa-sessiz-bir-ortama-girmek-mi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/sessizlik-nedir-sessiz-olmak-mi-yoksa-sessiz-bir-ortama-girmek-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mücahit Özcanan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jan 2026 21:05:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Zihin ve Davranış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=22731</guid>

					<description><![CDATA[Sessizlik nedir? Türk dil kurumuna göre sessizlik ortalıkta gürültü olmama durumu, sükût demek anlamına geliyor. Sessizliğe verilmiş cevap bu kadar net ve kısadır. Üstelik anlaşılır şeffaf ve tutucudur. Tutucu dememin maksadı da daha fazla akılda kalınabilir olması yönündedir. Peki derinlere inildiğinde neden sessizlik kavramını daha çok anlamak istiyoruz? Bu merak nereden geliyor olabilir? Bir şeyleri [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Sessizlik nedir?</b> Türk dil kurumuna göre sessizlik ortalıkta gürültü olmama durumu, sükût demek anlamına geliyor. Sessizliğe verilmiş cevap bu kadar net ve kısadır. Üstelik anlaşılır şeffaf ve tutucudur. Tutucu dememin maksadı da daha fazla akılda kalınabilir olması yönündedir. Peki derinlere inildiğinde neden sessizlik kavramını daha çok anlamak istiyoruz? Bu merak nereden geliyor olabilir? Bir şeyleri çok sık tecrübe ettiğimizden kaynaklı sonradan buna yönelik gelen bilme, anlama ve anlamlandırma merakı sebebiyet vermektedir.</p>
<h2 data-path-to-node="4"><b data-path-to-node="4" data-index-in-node="0">Sessizlikte Uyum Ararız</b></h2>
<p data-path-to-node="5">Evet, sessizlikte uyum ararız. O uyumu bulduğumuz zaman ister mutlu ister mutsuz olalım yine de orada o sessizliğin içinde durgun olmaya teslim ederiz kendimizi. Sessizlik iki çarşımda bulunur ve iki anlam çağrıştırır. Bunlar; uyum içindeki sessizliğin uyumsuzluğu ve uyumsuzluk içindeki sessizliğin uyumudur. Bize çağrıştırdığı anlamlar ise şöyledir: Uyum içindeki sessizliğin uyumsuzluğu bize keyif veremez. Çünkü o sessizlik bize uyumlu değildir. Aksine bize huzursuzluk vermektedir. Düşünün ki gecenin karanlığında aniden basan bir sessizlik bizi ancak tedirgin edecektir. Her gece veya gündüz alışık olduğumuzun yan komşumuzun aniden kesilen sesleri de yine aynı şekilde bize kaygı verecektir. Bir fabrikada çalışanların alışık olduğu seslerin aniden kesilmesi de bütün çalışanları tereddüt edecektir. Bunların hepsi bize uyumsuz olacak sessizlik türünün örnekleridir. Burada bilincimiz için olumlu bir süreç işlenmeyecektir. Bilincimiz sadece bize tetikte durmamız gerektiğini yansıtacaktır. Algılarımız buna açık olacaktır. Uyumsuzluk içindeki sessizliğin uyumu ise şöyledir: Olumlu bir süreçtir. Burada biz arayışa çıkarız. Bu sessizliği insan arıyor. İnsanın aradığı bu sessizlik insanın gürültülü bir alandan sessiz bir alanı tercih etmesiyle uyum ortaya çıkıyor. Bu uyum, insanın doğayla, toplumla ya da bir grup insanla birebir uyumsuz olduğu söylenemez. Burada her bir farklılık bir sessizliğin manasını çağrıştırıyor. İnsan burada dinlenmek istiyor. Dinlenmek ise bazen bir gözlemdir. İçsel gözlem ise bu sükûtun içinde başlar.</p>
<h2 data-path-to-node="6"><b data-path-to-node="6" data-index-in-node="0">Sessizliğin Çağrıştırdığı Anlamlar</b></h2>
<p data-path-to-node="7">İnsanın aradığı şey uyumsuzluğun içindeki sessizliğin uyumudur. İnsan mutlu ya da mutsuz olsun burada bir uyum aramaktadır. Uyumsuz olandan bir uyum ile bir çıkış yoludur. Her iki anlamda da insan huzuru bulmanın peşindedir. Sessizliğin çağrıştırdığı anlamlar olumsuz olarak belirlenir. Olumsuz olan uyumun içinden çıkan olumlu sessizliğin uyumsuzluğu olacaktır. Burada kastedilen o ana aktör insandır. Edilgen olan sessizliktir ve etken ise buna karşı tavırlarımızdır. Askıda bıraktıklarımızı -etmeye- programlandırmaya zorluyor. Edilgen olan sessizliktir ve etken olan buna karşı tavırlarımızdır. O halde şöyle bir soru soralım: Biz sessiz bir ortamı seçtiğimiz için mi sessiz kalıyoruz? Hâlbuki tam aksini düşündüğümüzde biz sessiz olduğumuz için mi sessiz bir ortamı seçiyoruz? Eğer böyleyse bu bizim için olumlu bir süreç olacaktır. Çünkü kendi isteğimiz ile sessizliği seçiyor ve sessiz bir ortamı arıyoruz. Burada iyi olacağımızı, düşünce ve bedenimiz için bir konforu seçeceğimizi tahmin ediyoruz.</p>
<h2 data-path-to-node="8"><b data-path-to-node="8" data-index-in-node="0">Nietzsche’ye Sessizlik Bir Güç Müdür?</b></h2>
<p data-path-to-node="9">Eğer bir insan sırf salt kendini tanıyor ve böyle bir seçim arayışına giriyorsa bu hem kendisi için ve hem de ruhsal açısından psikolojisi için olumlu bir süreç olacaktır. Peki neden? Nietzsche’ye göre sessizlik sadece konuşmamak değil, nasıl susmayı da öğrenmenin asıl nihayetine ermektir. İşte burası bize sessizliğin anlamını verecektir. Sessizliğin anlamı sessizliğe zorlamak değildir. Sessizlikten, sessiz kalmak istediğinden memnun duymak demektir. Bu acı da olsa bundan anlam bulmak sessizliğin anlamıdır. İşte o zaman insan sessizlikte anlam bulmuş oluyor. Bir bireyin başka algıların-duyguların farkına varabilmesi demektir. Bilinci zorlayan sürecin nihayetine yavaş da olsa erme aşamasıdır. Bu zor olabilir, ancak zor olan aslında sessizliğin anlamını bulamamaktır. Burada kendin için o uyumu yakalayamamaktır. Nietzsche felsefesinde sessizlik bir kış uykusu gibidir. Ancak bu, sessizliğin sadece bir bölümüdür. Nietzsche’ye göre sessizliğin diğer parçası yani diğer aşaması çileci sessizliktir. Aradaki bölümü ise yani aşamayı ise <b data-path-to-node="9" data-index-in-node="1042">tefekkür</b> olarak anlamlandırmıştır. Bu parçaların her biri bir insan için aşamadır. Bu aşamalardan sonra insan kendi saf, kendi biricikliğine şahit olabilir. Nietzsche’nin sessizliğinde güç yatar. Ona göre sessiz kaldığında, sessizliğe gittiğinde anlama çabasına giriyorsun. Kendini haklı çıkarma çabasından da kurtulmuş oluyorsun. Hiçbir şeyi kanıtlamak zorunda değilsin. Ona veya buna açıklama yapmak zorunda değilsin. Hiçbir şeyi kanıtlamak zorunda olmayan bir insan sessizliğin gücüne inanmıştır. Sessizlik insana bu imajı aşılıyor ve insan burada kabullenmenin rolünü üstleniyor. Bu kabullenme bir zorlayıcı değildir. Kendinden kabullenyorsun. O güç burada başlıyor. Sadece sessiz olduğunda değil, sessiz bir ortamda tabiatın bu denli büyük bir gücünü keşfetmiş oluyorsun.</p>
<h2 data-path-to-node="10"><b data-path-to-node="10" data-index-in-node="0">Sessizliğin Altında Yatan Güç</b></h2>
<p data-path-to-node="11">Nietzsche’ye göre zayıflık bir örtünün altında gizleniyor. Haykıran kişi içindeki zayıflığı anlatıyordur. Oysa gerçekte güçlü değildir. Kendini yüksek sesle kanıtlamaya çalışan aslında zayıflığını kamufle etmektedir. Zayıflığını gizlemektedir. Bu gerçek bir güç değildir. Sessizlikle bağdaşan şey bir ustalıktır. Usta olan sessizliğin dezavantajlarından çok avantajlarını görür. Ona yönelir ve onu keşfeder. Sessizlikte rutin belirlenir, anlamlar teşvik edici olur ve bunlar farkındalığa götürmektedir. Nietzsche’ye göre sessizlikten korkmamak gerekir. Bu dostane bir bağdır. Sessizliği kendine dost eden gerçek dostları keşfeder ve kendinden kabullenmenin sırrını fark eder. Burada karanlıkta dahi olursa kendisi yine bir çıkış yolunu bulacaktır. Çünkü düşünüyor, fark ediyor ve olduğu yerde sabit olsa bile fikirleri değişebiliyor, çözüme odaklanır programlandırır ve planını kurabiliyor.</p>
<h2 data-path-to-node="12"><b data-path-to-node="12" data-index-in-node="0">İnsanın Kendisi İçin Seçtiği O Sessizlik: Nietzsche ve Carl Gustav Jung</b></h2>
<p data-path-to-node="13">Derin bir anlam taşıyan şeylerden güç çıkar. Güç gerçekten derinlik demektir. Yani Nietzsche sessizliğin içindeki derinlikten bahseder. Nietzsche&#8217;ye göre sessizliğin farkına varmayı bilen, bunu kabul eden başkalarını da kontrol edebilir. Başkalarının bilincini de kontrol edebilir. Başkaları öfkelendiğinde, kızdığında bunlara karşı çıkmak yerine, kızmak yerine sağlıklı bir iletişim kurabilir. Burada kişiyi veya çevresindekileri olumsuz bir durumdan kurtarabilir. Peki bunun sessizlikle nasıl bir bağlantısı kurulabilir? Nietzsche’ye göre sessiz kalan ve sessiz duran ve açıklama yapma gereğinde bulunmayan birey bilinçleri, bireylerin tutumlarını, kişilerin durumlarını-eylemlerini, kişilerin iletişimini, iletişim şekillerini, jest ve mimiklerini fark eder. O sessiz durur ve gördüğü her şeyi fark eder. Çünkü <b data-path-to-node="13" data-index-in-node="814">içgörü</b> süreci açılmıştır. O arkadan bakan bir bakıştır. Bu bakış çok şeyi fark eder. O bakış başkalarının fark edemediği, gözlemlenmediği şeyleri fark eder. Buna benzer olanı Carl Gustav Jung da söyler. Jung’a göre sessizlik bir anlamanın alanını açmaktadır. Sessiz olduğunda aslında rahatlık alanını açmış oluyorsun. Bu, Jung’un bireyin son zihinsel gelişiminin son safhasındaki nihayet -bireyleşmenin- alanına girmektedir. Zihinsel gelişimin ve anlamanın ve farkındalığın son aşaması olan <b data-path-to-node="13" data-index-in-node="1305">bireyleşme</b> bir uyanmadır. Sessizlik ise bu alanı açan en büyük aşamadır. Jung’a göre kendimizle yüzleşmeliyiz; gölge tarafımızı bilmeliyiz. -Gölge- tarafımızdan haberdar olmalıyız ve bunu kabul etmeliyiz. Sosyal maskeden yani -personadan- uzaklaşmalıyız. Ona göre -persona- sosyal maskedir. Jung sosyal maskeye -persona- demiştir. Bir içsel dinginliğimize ermeliyiz. Bu bir öz farkındalıktır. Bu bireyleşme de sessizliktir. Sessizlik -olmanın- anlamına kavuşabilmenin mümkün olanına erme aşamasıdır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/sessizlik-nedir-sessiz-olmak-mi-yoksa-sessiz-bir-ortama-girmek-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Carl Gustav Jung’un “Kırmızı Kitabı – Liber Novus”u Ne Anlatmaktadır?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/carl-gustav-jungun-kirmizi-kitabi-liber-novusu-ne-anlatmaktadir/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=carl-gustav-jungun-kirmizi-kitabi-liber-novusu-ne-anlatmaktadir</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/carl-gustav-jungun-kirmizi-kitabi-liber-novusu-ne-anlatmaktadir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mücahit Özcanan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Nov 2025 21:05:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Zihin ve Davranış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=18332</guid>

					<description><![CDATA[“Belki de bilinçdışım ben olmayan ama ifade bulmak için ısrar eden bir kişilik oluşturuyor.” Carl Gustav Jung burada ne demek istemiştir? Kendimizi tanımlamanın bir mecburiyeti içerisinde miyiz? Bilinç-zihin böyle bir mecburiyetin içindeyse eğer o halde kendini tanımlamak için düşüncede kendisi için bir şeyler tasarlar mı ya da uydurabilir mi? Bu uydurma kelimesinin manasını uyumlandırmak bağlamında [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="575" data-end="1252">“Belki de bilinçdışım ben olmayan ama ifade bulmak için ısrar eden bir kişilik oluşturuyor.” Carl Gustav Jung burada ne demek istemiştir? Kendimizi tanımlamanın bir mecburiyeti içerisinde miyiz? Bilinç-zihin böyle bir mecburiyetin içindeyse eğer o halde kendini tanımlamak için düşüncede kendisi için bir şeyler tasarlar mı ya da uydurabilir mi? Bu uydurma kelimesinin manasını uyumlandırmak bağlamında kullanıyoruz ki düşüncenin kendini tanımlamak bağlamında ne kadar çaba sarf ettiğini düşünebilelim. O halde kendimi kendim için tanıyabilmem için düşündüğüm şeyler içinde bazı düşünceleri veya düşünceyi seçmek için üzerinde bilinçten-zihinden bir tanımlama baskısı vardır.</p>
<p data-start="1254" data-end="1390">“Ben kendimi tanımlamak istiyorum” dediğim zaman kendimi tanımlamamak gibi bir özgürlük içinde olduğumu düşüncede fark edebiliyor muyum?</p>
<p data-start="1392" data-end="2268">Eğer kendimi tanımlama konusunda düşüncede seçimlere zorlanıyor ve bu seçimlerden bazılarını düşüncede tanımlama için seçiyorsam bunun kendimi tanımlama konusunda bir baskı olduğunu söyleyebilirim. Ancak kendimi tanımlama konusunda düşüncede tasarladığım düşüncelerin içinde bazı düşünceleri veya düşüncelerin içinde bazı düşünceleri seçebilme iradesine sahip isem yani seçebiliyorsam burada seçim konusunda bir özgürlüğünün olduğunu ifade edebiliriz. Çünkü seçebilme yetkimin olduğuna şahit oluyorum. Eğer kendimi tanımlama konusunda tasarladığım düşünceler arasında ve bunların devamı niteliğinde kendimi tanımlama konusunda bir tartışmanın içinde bu süreçte aktif rolde isem o halde yine kendimi tanımlama konusunda zihin-bilinç tarafından bir baskı altında olduğumu söyleyebiliriz. Çünkü zihin-bilinç bana kendimi tanımlama konusunda bir tasarım yapmamı zorunlu kılıyor.</p>
<p data-start="2270" data-end="2805">Carl Gustav Jung’a göre bilinçdışımız bu baskı süreci içerisinde bizde bir kişilik oluşturmaktadır. Sırf salt kendimizin tanımlamak bütün olanlar hakkında ne olacağını kestiremediğimiz zaman bir içe bakışa gerek duyarız. Hatta Jung bunun deneyini kendisi üzerinde yapmıştır. Bu deneyde kendini bir çukurun içinde hayal etmektedir. Bunu gerçekte yaptığını ve bu şekilde oluştuğunu ve böylelikle kabul edilebilir olduğunu izah etmektedir. Bunun kendisi için sıkıcı olduğunu belirtmiştir. İçebakışa dönmeyi bu deney üzerinde uygulamıştır.</p>
<h2 data-start="2807" data-end="2875"><strong data-start="2810" data-end="2875">Uyanık Fanteziler, Görselleştirme ve Halüsinasyonların Anlamı</strong></h2>
<p data-start="2877" data-end="3008">Peki Jung’a göre olacağını kestiremediğimiz şeyler hakkında içebakışın bu yöntemi ciddiyetle yapıldığında sonuç gerçekte ne oluyor?</p>
<p data-start="3010" data-end="3385">Jung buna <strong data-start="3020" data-end="3041">uyanık fanteziler</strong> demiştir. Aynı zamanda bu şekilde iken sonucunda gerçekte halüsinasyon görmeye sebep oluyor mu? Böylesi bir deneyin sonucuna <strong data-start="3167" data-end="3192">görselleştirme metodu</strong> adı verilmiştir. O halde biliniyor ki sonuç halüsinasyon görmene sebep oluyor ve bu halüsinasyon sonucunda da bir şeyler anlam olarak görsel olarak bütünleşiyor ve anlamlar haline gelmektedir.</p>
<p data-start="3387" data-end="3831">Jung çözüme kavuşturamadığı ya da hakkında kestirme yapmadığı konularda bu yöntemin işe yaradığını ifade etmiştir. Bu yöntemle içedönük sağlanılıyordu ve böylelikle görselleştirme yapılıyordu. Jung bunu yaparken tinsel olarak trans durumunda olan bir tinsel-ruhsal hareketlilik bağlantısı ile onun bazı konular hakkında kestirme yapması kendisi için kolaylaşıyordu. Demektir ki ruh ile bir bağlantı kuruluyordu ve orada içedönük sağlanılıyordu.</p>
<p data-start="3833" data-end="4102">Burada Jung aslında içedönüklüğün tinsel olanla bağlantısını ifade ediyordu. Uyanık fanteziler ile görsel halüsinasyonlar adını verdiği bu durum Carl Gustav Jung’un kendisi üzerindeki içedönük, içsel boşaltılmanın ve bilinçdışının hareketi bağlamında yaptığı deneyiydi.</p>
<p data-start="4104" data-end="4269">Bu deney onun için sonuç veriyordu ve hastaları üzerinde de deneyimliyordu. Ancak hastalarının içedönük durumunu kendisi kontrol ediyor ve kendisi anlamlandırıyordu.</p>
<h2 data-start="4271" data-end="4313"><strong data-start="4274" data-end="4313">Psişik İçerik ve Ruhsal Bağlantılar</strong></h2>
<p data-start="4315" data-end="4657">Psişik-ruhsal durumun kendiliğinden ortaya çıkması süreç için bir bağlantı kurulabilir mi? Eğer içsel bir bilincin boşaltılması olarak bu deney yapılmışsa Jung’a göre o halde bu da bir psişik içerikle ilgili birbirine bağlantılı bir süreç oluyor. Sonuçta tinsel-ruhsal bir bağlantı ortaya çıkmaktadır. Hatta Jung’a göre bu bir canlandırmadır.</p>
<h2 data-start="4659" data-end="4707"><strong data-start="4662" data-end="4707">Jung’un Amacı ve Analitik Sürecin Mantığı</strong></h2>
<p data-start="4709" data-end="5012">Bir bağlantı kurularak bilinçdışının, tinsel-ruhsal olanın ve içedönük formülünde halüsinasyonlar görülerek, görselleştirmeler yaparak anlamlarını bütünleştiremediği konuları analiz etmekti. Ve bununla bütün hepsinin birleşimiyle çıkarım için, kestirme için ve hatta tanım için tek bir anlam bulmaktı.</p>
<p data-start="5014" data-end="5291">Jung’a göre bu deneyde canlandırmalar olmuştur, içsel bilincin boşaltılması sağlanılmıştır ve çözümüne varamadığı bazı konular hakkında ise işe yarayacak tanımlamalar görsel-halüsinasyonlar sayesinde uyumlandırmalar olmuştur ve bu da anlam açısından bir bütünlük oluşturmuştur.</p>
<h2 data-start="5293" data-end="5337"><strong data-start="5296" data-end="5337">Bireyleşme, Benlik ve Anlam Oluşturma</strong></h2>
<p data-start="5339" data-end="5634">Anlamak için birbiriyle bağlantılar bulmaya çalışan Jung karşılıklı bağların olduğunu ifade etmektedir. Yaptığı deneyin sonuçları bunu göstermiştir. Burada Jung insanın kişiliğini anlama sürecine girmiştir. Özellikle hastaları üzerinde bu ısrarı onları anlama konusunda sonuçsuz bırakmamıştır.</p>
<p data-start="5636" data-end="5831">Bireye indirgenen geçmiş ve şimdinin toplamı ya da şimdinin ve geleceğin toplamının birbiriyle ilişkisel olduğunu ifade etmektedir. Bunun bireyi anlamak için iyi bir yöntem olduğunu göstermiştir.</p>
<p data-start="5833" data-end="5987">Psikolojik ve tarihsel etkiler bireyin benlik durumu ile ilgisi olduğunu keşfetmiştir. Bütün bunların toplamında şöyle bir süreç ya da aşama çıkacaktır:</p>
<ul data-start="5989" data-end="6342">
<li data-start="5989" data-end="6017">
<p data-start="5991" data-end="6017">Benlik bilgisinin doğası</p>
</li>
<li data-start="6018" data-end="6084">
<p data-start="6020" data-end="6084">Düşünme ve duygular ile psikolojik tipler arasındaki ilişkiler</p>
</li>
<li data-start="6085" data-end="6138">
<p data-start="6087" data-end="6138">İçsel ve dışsal erkekliğin ve kadınlığın ilişkisi</p>
</li>
<li data-start="6139" data-end="6167">
<p data-start="6141" data-end="6167">Zıtların birleştirilmesi</p>
</li>
<li data-start="6168" data-end="6181">
<p data-start="6170" data-end="6181">Yalnızlık</p>
</li>
<li data-start="6182" data-end="6212">
<p data-start="6184" data-end="6212">Bilim ve öğrenmenin değeri</p>
</li>
<li data-start="6213" data-end="6232">
<p data-start="6215" data-end="6232">Bilimin statüsü</p>
</li>
<li data-start="6233" data-end="6270">
<p data-start="6235" data-end="6270"><strong data-start="6235" data-end="6249">Simgelerin</strong> nasıl anlaşılacağı</p>
</li>
<li data-start="6271" data-end="6317">
<p data-start="6273" data-end="6317">Tanrı’nın ve Nietzsche’nin tarihsel anlamı</p>
</li>
<li data-start="6318" data-end="6342">
<p data-start="6320" data-end="6342">Büyü ile usun ilişkisi</p>
</li>
</ul>
<p data-start="6344" data-end="6521">İşte bunların hepsi Jung’un çalışmalarında, kendi üzerindeki ve hastaları üzerindeki deneyi ile anlam bulmuştur. Bilinçdışının verdiği bazı etkiler de burada ortaya çıkmaktadır.</p>
<h2 data-start="6523" data-end="6578"><strong data-start="6526" data-end="6578">Semboller, Görselleştirme ve Psikolojik Bütünlük</strong></h2>
<p data-start="6580" data-end="6869">Evet, kendini anlama, benliğin anlaşılması ve bireyin kişiliğinin anlaşılması bu süreçler dahilinde mümkün olduğunu belirtmektedir. Bireysel sürecin betimlenişi olarak adlandırılan bu aşama Jung’un konu edindiği ve aşamalar halinde adlandırmak istediğiyle aynı yöntem olarak bilinmektedir.</p>
<p data-start="6871" data-end="6994">Bu yöntemin genel aşamaları sonucunda kişilerin kendini bilme ve fark etme yolu bir <strong data-start="6955" data-end="6969">bireyleşme</strong> sürecini işlemektedir.</p>
<p data-start="6996" data-end="7168">Bir sembolleştirme, bir anlamlandırma içermektedir. <strong data-start="7048" data-end="7061">Semboller</strong>, görselleştirmeler veya halüsinasyonlar işte bunların hepsi birer anlamdır ve bir bütünlüğe götürmektedir.</p>
<p data-start="7170" data-end="7346">Bir içselleştirmeye doğru giden ve bunu içedönük olarak deneyimleyen Jung, burada kesin olarak sembolleştirme, görselleştirme yöntemiyle anlamlar arasında bağlantı kurmuştur.</p>
<p data-start="7348" data-end="7434">Bunun tinsel-ruhsal olması ile de bağlantıların kurulması anlamları bütünleştirmiştir.</p>
<h2 data-start="7436" data-end="7492"><strong data-start="7439" data-end="7492">Ruhun Çağrışımı ile Bilincin Yönelimi Aynı mıdır?</strong></h2>
<p data-start="7494" data-end="7641">Ruhun verdiği çağrışım zihin-bilinç ile aynı doğrultuda mıdır? Simgeleştiriliyorsa bu olası bir neden göstermez, geçerli bir neden gösterecektir.</p>
<p data-start="7643" data-end="7884">Evet, Jung bunu bu yöntem ile tinsel-ruhsal olanın bağlantılarını kurmuştur. Amacının bir anlamın bir bütünlük oluşturmasının yolunu açmak, bireyleri daha iyi anlamak ve hastalarının bakış açısından görmek ve böylece bir tanım koyabilmektir.</p>
<p data-start="7886" data-end="8231">Eğer sürecin sonucunda anlamlar oluşamamışsa, bir bütünlük sağlanılamamıştır. Böylece görülen, simgeleştirilen, sembolleşen ya da halüsinasyon şeklinde gelen anlamlar, betimlemeler kestirilemez konular hakkında kestirmeler yapılamayacaktır. Bu halde tıpkı akıl sağlığı yerinde olmayanların gibi anlamlar konusundaki birikimleri eksik kalacaktır.</p>
<h2 data-start="8233" data-end="8293"><strong data-start="8236" data-end="8293">Etkin İmgelem, İçsel Diyalog ve Fantezileri Resmetmek</strong></h2>
<p data-start="8295" data-end="8379">Carl Gustav Jung’a göre etkin imgelem, içsel diyalog ve fantezileri resmetmek nedir?</p>
<p data-start="8381" data-end="8572">Aktif hayal gücünün eksik olması gibi farkındalık olmadığı sürece bireyleşme yolu zayıf olacaktır. Jung’un kendisinin üzerinde yaptığı deneyle ilgili üç şeyin önemli olduğunu söylemektedir:</p>
<ul data-start="8574" data-end="8645">
<li data-start="8574" data-end="8595">
<p data-start="8576" data-end="8595"><strong data-start="8576" data-end="8593">Etkin imgelem</strong></p>
</li>
<li data-start="8596" data-end="8617">
<p data-start="8598" data-end="8617"><strong data-start="8598" data-end="8615">İçsel diyalog</strong></p>
</li>
<li data-start="8618" data-end="8645">
<p data-start="8620" data-end="8645"><strong data-start="8620" data-end="8645">Fantezileri resmetmek</strong></p>
</li>
</ul>
<p data-start="8647" data-end="8843">Bunları kendisi yaparken de kendini incelemeyi de deneyerek geçerliliğini kontrol etmiştir. Kendisi dışında hastaları üzerinde uygularken bu üç şeyi yapmaları konusunda hastalarına da öğretmiştir.</p>
<p data-start="8845" data-end="9140">Etkin imgelem ile bilinçdışı yüzleşmeye götürüyordu. İçsel diyalog ile “kendin ol” farkındalığı oluşturuluyordu. İçsel diyalog ile bireyin soru sorma aşamasında kendinin var olmasının anlamlı olması neye bağlı olabilir ve nasıl farkındalık kazanabilir gibi sorulara cevaplar bulmaya götürüyordu.</p>
<p data-start="9142" data-end="9364">Sonuç olarak Carl Gustav Jung bütün bu aşamalar sonucunda anlamların nihayetine erişebilmesi, hastalarını daha iyi anlayabilmesi, onların gözünden bakabilmesi ve bireyin farkındalık kazanabilmesi için bunlar uygulanmıştır.</p>
<p data-start="9366" data-end="9663">Bireyin olduğu kişi değil, olması gereken kişiye dönmesi yani <strong data-start="9428" data-end="9444">bireyleşmesi</strong> için zihin-bilinç durumunun tinsel-ruhsal ya da psişin durumunun hepsinin bir bilgi birikimi verdiğini ve bunlarla semboller oluşturduğunu, sembollerle kavramlar ve kavramlar ile bir bütünlük kurduğunu analiz etmiştir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/carl-gustav-jungun-kirmizi-kitabi-liber-novusu-ne-anlatmaktadir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ANİMA VE ANİMUS: CARL GUSTAV JUNG</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/anima-ve-animus-carl-gustav-jung/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=anima-ve-animus-carl-gustav-jung</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/anima-ve-animus-carl-gustav-jung/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mücahit Özcanan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Oct 2025 08:45:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikanaliz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=16013</guid>

					<description><![CDATA[Animası gelişmeyen erkeğin, kadından ve kadının duygularından anlaması zor olacaktır. Animusu gelişmeyen bir kadının da erkeği bu şekilde anlaması zor olacaktır. Carl Gustav Jung’un bununla ilgili yazmış olduğu bu teorisinden, bu arketiplerden anlayacağımız çok daha derin mesajlar içeriyor. Kadın ve erkeğin birbirini anlaması, kendinde gelişecek şeyin — anima ve animusa — bağlı olduğunu düşünmüştür. Bu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="41" data-end="647"><strong data-start="41" data-end="71">Animası gelişmeyen erkeğin</strong>, kadından ve kadının duygularından anlaması zor olacaktır. <strong data-start="131" data-end="153">Animusu gelişmeyen</strong> bir kadının da erkeği bu şekilde anlaması zor olacaktır. Carl Gustav Jung’un bununla ilgili yazmış olduğu bu teorisinden, bu arketiplerden anlayacağımız çok daha derin mesajlar içeriyor. Kadın ve erkeğin birbirini anlaması, kendinde gelişecek şeyin — <strong data-start="405" data-end="414">anima</strong> ve <strong data-start="418" data-end="428">animus</strong>a — bağlı olduğunu düşünmüştür. Bu tutumla insanlar buna benzer olanı empati yapmak olarak anlamlandırmıştır. Ancak buna gerçek nitelik yönünde bir değer atfetmek istersek eğer, bu empati yapmaktan çok daha farklıdır.</p>
<p data-start="649" data-end="1149">Carl Gustav Jung’a göre bu arketipler direkt olarak kadın ve erkek için uyumlandırılmıştır. Kendi içlerinde bütün yaşamı boyunca geliştirilmesi veya gelişmesiyle hem çevresel etki bağlamında hem de kendi aile ilişkileriyle olumlu yönde bir dinamiklik kazanacağını ifade etmektedir. Hayatımızın her alanında her karşılaşacağımız sorunlarla, yaşadığımız bu hayat dinamikliği karşısında karşı cinslerimizle iletişim halinde olacağız ve bu yüzden sorunlarla karşılaşamayacağımızın bir garantisi yoktur.</p>
<p data-start="1151" data-end="1409">Daha çok birbirini anlayan iki kadın ile iki erkek arasında bir sorun hemen çözülebilir. Peki ya kadın ve erkek arasındaki problem gittikçe ikisinin gerilmesine sebebiyet veriyorsa, burada Carl Gustav Jung’un yukarıdaki arketipleri işimize yarayacak mıdır?</p>
<p data-start="1411" data-end="1854">Erkekteki bilinçdışı oluşacak veya olması gereken anima, kadında da animus olarak erkeğin üzerinde otoriter olması yönünde ortaya çıkmaktadır. Bunlar birinde bilinçdışı ve diğerinde bilinçli olarak ortaya çıkmış olamaz. Çünkü eğer birinde bilinçdışı olarak çıkıyorsa diğerinde de aynı şekilde deneylenmiş ve ispatlanmış bir şekilde çıkması gerekiyor. İki cinsin farklı duyguları, psişik yönleri olabilir, ama ikisi de insandır — aynı türdür.</p>
<h2 data-start="1856" data-end="1880"><strong data-start="1859" data-end="1880">CİNSİYET ARKETİPİ</strong></h2>
<p data-start="1882" data-end="2261">Erkeğin animasının, kadının ise animusunun gelişmiş olması ne demektir? Erkeğin animası bilinçdışı olarak kadın tarafı demektir. Kadının animusu ise bilinçdışı erkek tarafı demektir. O hâlde her iki cinsin birbirini anlaması konusunda neden zorluk yaşadıklarını düşünebilir ve bu süreçte birbirini anlayabilir. Bununla ilgili düşüneceğimiz şey, gelişimle ilgili olan tarafıdır.</p>
<p data-start="2263" data-end="2541">İkisinin birbirine zıt olan bu yönlerinde doğuştan var olduğunu ispatlarsak, peki nasıl geliştiğini veya bu yönde gelişeceğini ispatlayabiliriz? Bu da ancak deneyimle, ilişkiler içinde veya sosyal hayatın içinde o doğal istem dışı rollerini oynayarak veya yaşayarak öğrenilir.</p>
<p data-start="2543" data-end="3114">Burada fark edeceğimiz şey şu olacaktır: “Ben neden karşı cinsimi anlamak zorundayım?” gibi bir soru sorarak kendinde zıt olanından farkındalık kazanabiliriz. Şimdi buna benzer farkındalık yaratacak başka sorular sorabiliriz:<br data-start="2768" data-end="2771" />Eğer karşı cinsimi anlarsam bu bana ne kazandıracaktır?<br data-start="2826" data-end="2829" />İlişki içinde olduğum karşı cinsimi nasıl anlayabilirim?<br data-start="2885" data-end="2888" />Kadınım, benden ne bekliyor olabilir?<br data-start="2925" data-end="2928" />Erkeğim, benden ne bekliyor?<br data-start="2956" data-end="2959" />Kendimi nasıl onun yerine koyabilirim?<br data-start="2997" data-end="3000" />Ne yapsam kendimi onun gibi düşünebilirim?<br data-start="3042" data-end="3045" />Onun etrafında olayları ne yaparsam onun gözünden anlamış olacağım?</p>
<p data-start="3116" data-end="3456">Arkadaşım Christina benden neler bekliyor? Dostum olan Dawid’i nasıl mutlu etsem onu anlamış olurum ya da kendimi onun yerine koymuş olurum? Şimdi tüm bu sorulara odaklarsak bunların hepsi de sosyal yaşamda tecrübe edilerek, deneyimlenerek elde edilecek ve öğrenilecek türdendir. İşte Carl Gustav Jung buna <strong data-start="3423" data-end="3444">cinsiyet arketipi</strong> demiştir.</p>
<p data-start="3458" data-end="3822">Her iki cinste zıt olarak bedensel ve ruhsal olarak benzerlikler vardır. Evet, kadının veya erkeğin iletişim konusundaki farklılıklarına inersek çok daha detaylı bir inceleme yapmış olacağız. Duygusal olarak hislere, sezgilere ya da alışkanlıklara baktığımız zaman burada detaylı olarak bazı farklılıklar hem bedensel hem de ruhsal olarak kendini ele verecektir.</p>
<p data-start="3824" data-end="4035">Ancak Carl Gustav Jung burada her iki cinsin birbirine zıt tarafını olumluya addetmektedir. O hâlde bu <strong data-start="3927" data-end="3948">cinsiyet arketipi</strong> değerlendirilmeli ve doğuştan var olan bu anima ve animusun farkında olmak lazımdır.</p>
<h2 data-start="4037" data-end="4063"><strong data-start="4040" data-end="4063">FARKINDALIK VE AURA</strong></h2>
<p data-start="4065" data-end="4332">Evet, kadının, erkeği ve erkeğin de kadını anlaması ve bu şekilde iletişimde kalması gerektiği konusunda olumlu bir süreç olduğunu vurgulamış olalım. Bunun geliştirilmesi de farkındalığa bağlıdır. Bu farkındalık tıpkı duygular, düşünceler gibi değerlendirilmelidir.</p>
<p data-start="4334" data-end="4588">Kadın veya erkeğin aurasının gerçekte fark edilebilir derecede olmadığını bilebilirsek; fakat yine de bu ruh hallerinin ne derecede kadının veya erkeğin kendinde yükseldiğini fark edersek, birbirine karşı olumlu davranış — olumlu iletişim kurabilirler.</p>
<p data-start="4590" data-end="4957">Eğer kadın mutlu ise bu demektir ki yanındaki erkeği de veya karşı cinsi olan aile bireylerinden herhangi biri de mutlu olmayı hak ediyor. O hâlde birey, karşı tarafın kendi mutlu olduğu kadarını dahi fark edebilirse ya da mutsuz olduğunun kaynağını öğrenebilmeye yatkın ise ya da meraklı olmaya istekli ise bu her iki cins için de olumlu bir süreç kazandıracaktır.</p>
<p data-start="4959" data-end="5186">Kadının sırf salt kendisinin değil, erkeğin de mutlu olmak istediğini bilmelidir. Bu sayede kadın o aurasını, enerjisini karşı tarafa yani erkeğe de yansıtması gerektiğini bilmelidir. Bu durum erkek için de aynısı geçerlidir.</p>
<p data-start="5188" data-end="5387">Karşılıklı mutluluk, huzur ve sağlıklı birliktelik bu şekilde sağlanılabilir. O aura, sırf salt kendin için değil, ilişki içinde olduğun karşı birey için de lazımdır. Bu auranı ikiye katlayacaktır.</p>
<p data-start="5389" data-end="5623">O hâlde sırf salt sadece erkeğin animası veya kadının animusu değil, bir de hayat enerjileri, o manevi huzuru yani auraları da yüksek olması bilahare iletişimin, ilişkilerin olumlu ilerlemesi konusunda temel, en nitelikli destektir.</p>
<p data-start="5625" data-end="5903">Kadın veya erkeğin hayat enerjileri hangi yönde gelişmiştir, bireyin enerjileri hangi yönde gelişmektedir? Bireyin karşı cinsine hangi konularda birbirinin yerine düşünüp, sırf salt empati yapabilmelidir? Kadının veya erkeğin aurası, onların bu yönde tutumunu belirlemektedir.</p>
<p data-start="5905" data-end="6026">Birbiriyle ilişkili sözlü veya sözsüz iletişiminin ne derecede olumluya veya olumsuza doğru gideceğini belirlemektedir.</p>
<p data-start="6028" data-end="6299">Birey, eşine karşı sırf salt tartışma — kavga esnasında sürekli bunu yatıştıracak konumda rolü benimsiyorsa, bu karakterin bir diğer bireye kıyasla hayat enerjisi — aurası yüksek demektir. Bu erkek veya kadın için fark etmiyor ve her iki cins için de aynısı geçerlidir.</p>
<p data-start="6301" data-end="6535">Bu yukarıdaki örneğin tam tersi olduğunu düşündüğümüzde, o hâlde hayat enerjileri — auraları düşüktür demektir. Her iki cins veya iletişimde olduğunuz insanlarla bu hayat enerjiniz olumlu veya olumsuz süreçler boyunca değişebiliyor.</p>
<p data-start="6537" data-end="6685">O hâlde burada Carl Gustav Jung’un <strong data-start="6572" data-end="6593">cinsiyet arketipi</strong> aklımıza gelecektir. Animasın ve animusun ne olduğunu tekrar hatırlamamızda fayda vardır.</p>
<p data-start="6687" data-end="6966">Erkek, kadının tüm olumsuz ve olumlu tutumlarına karşı kendinde bir anlam vermeyi bilemiyorsa, sırf salt eşi veya birey olarak karşı cinsleri konusunda hakkında bir empati yapacağını söyleyemeyiz. “Bu erkek empati yaptı” diyemeyiz. “Bu farkındalık kazanmaya açıktır” diyemeyiz.</p>
<p data-start="6968" data-end="7294">Sırf karşı cinsini anlayabilmeye meraklı değilse ve sırf salt uzlaşım için farkındalık kazanmaya yeltenemiyorsa, ilişki içindeki tutumu olumluya doğru gelişeceğini iddia edemeyiz. Bu aura, farkındalık ve cinsiyet arketipi, iletişim konusundaki her iki cinsin birbirine uyum konusunda bağlantıyı mutlak olarak kavrayabiliriz.</p>
<p data-start="7296" data-end="7543">Carl Gustav Jung’un da anlatmak istediği bundan farksız değildir. Bir insanın hayat enerjisinin yüksek olması yani aurasının yüksek, dengeli olması, hayatta mutlu olabilmesi, hayattaki olumsuzlukları giderebilmeye dirayetli olmasıyla paraleldir.</p>
<p data-start="7545" data-end="7780">Erkek kendini kadının yerine koyabilmeye meraklı olamıyorsa, onu anlamaya da istekli olamıyordur demektir. Sağlıklı bir düşünce evresinde bireyler, kadın ve erkek mutlak uzlaşıma dayalı tutumlarını çoğaltabilmeye dirayetli olmalıdır.</p>
<p data-start="7782" data-end="7860">Sırf gergin olacağından emin olup farkındalık yoluna gitmeyi seçebilmelidir.</p>
<h2 data-start="7862" data-end="7902"><strong data-start="7865" data-end="7902">HAYAT TEMBELLİĞİ VE AURANIN ÖNEMİ</strong></h2>
<p data-start="7904" data-end="8189">Problemleri, anlaşmazlıkları, küskünlükleri sürekli uzatan bireylerde hayat tembelliği vardır. Bu hayat tembelliğine de bir bakalım: Bunlar az mutlu olurlar, tereddüt içinde davranırlar, az gülerler, az muhabbet ederler, salt kendilerine değil, başkalarının dediklerine odaklanırlar.</p>
<p data-start="8191" data-end="8379">Az gülmeyi kendisi isteyerek seçmiyor, bunu kendini mutlu etmek için de seçmemektedir. Sadece farklı olduğunu başkalarına kanıtlamak için kendinde bir mecburiyet varmış gibi yapmaktadır.</p>
<p data-start="8381" data-end="8828">Oysa doğanın bir parçası olarak hayatın tadını çıkarabilir ve sırf enerji düzeyinin nelere bağlı olduğunu kavrayıp bu şekilde davranabilir. Kendini zorunlu bir şekilde uyum içinde olmayı koşullandırmak yerine sadece iletişimin her türlü dinamiği içinde yaşayarak, hareketini azaltmadan, gülmeyi kesmeden, muhabbetin arka perdesini düşünmeden, bir şeyler yapıp o yaptığı şeylerin olumsuz yanlarını aklına getirmeden her türlü normal davranabilir.</p>
<p data-start="8830" data-end="9055">Bunun tersi ancak hayat enerjisini — aurasını düşürecektir. Bu bireyin karşı cinsine ya da ilişki içinde olduğu eşine, aile bireylerine veya topluma karşı bakışı sığ olarak kalacaktır. Hayatta farkındalığı öğrenemeyecektir.</p>
<p data-start="9057" data-end="9384">Evet, bunları ısrarla vurgulayarak hayattaki enerjimizin, auramızın veya karşı cinslerimize karşı tutumlarımızın bağlantısını kurmuş olduk. Bunların birbiriyle bağlantılı olması ve nelere bağlı olduğunu analiz etmemiz ve <strong data-start="9278" data-end="9299">cinsiyet arketipi</strong>nin değerlendirmesini analiz etmemiz kaçınılmaz olarak olumlu bir sonuç verecektir.</p>
<p data-start="9386" data-end="9559" data-is-last-node="" data-is-only-node="">Sonrasında bunun hepsinin yani farkındalığın, cinsiyet arketipinin ve auranın birbiriyle bağlantısını ve iletişim konusunda temel uyum desteğini olduğunu analiz etmiş olduk.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/anima-ve-animus-carl-gustav-jung/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Birbirimizde İletişim Halinde İken Kullandığımız ‘Zaten’ Kelimesinin Tehlikesi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/birbirimizde-iletisim-halinde-iken-kullandigimiz-zaten-kelimesinin-tehlikesi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=birbirimizde-iletisim-halinde-iken-kullandigimiz-zaten-kelimesinin-tehlikesi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/birbirimizde-iletisim-halinde-iken-kullandigimiz-zaten-kelimesinin-tehlikesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mücahit Özcanan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Sep 2025 21:10:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İletişim Psikolojisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=13616</guid>

					<description><![CDATA[Cümle İçinde ‘Zaten’ Kelimesinin Tehlikesi ‘Zaten’ kelimesinin içinde olduğu her cümle yargılayıcı, baskı, istismar, zorlayıcı, olumsuz engelleyici bir anlam içerdiğini unutmamalıyız. Daha da fazlası aklınızın sizi olumsuz yönde etkileyecek ne varsa bu ‘zaten’ ve ‘zaten’ gibi kelimelerinin içinde olduğu cümleler birer sebeptir. Bu yukarıda saydığım olumsuz durumlara sebebiyet veren ‘zaten’ kelimesinin iletişimde ne tür bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2 data-start="427" data-end="476"><strong data-start="430" data-end="476">Cümle İçinde ‘Zaten’ Kelimesinin Tehlikesi</strong></h2>
<p data-start="478" data-end="770">‘<strong data-start="479" data-end="488">Zaten</strong>’ kelimesinin içinde olduğu her cümle yargılayıcı, baskı, istismar, zorlayıcı, olumsuz engelleyici bir anlam içerdiğini unutmamalıyız. Daha da fazlası aklınızın sizi olumsuz yönde etkileyecek ne varsa bu ‘zaten’ ve ‘zaten’ gibi kelimelerinin içinde olduğu cümleler birer sebeptir.</p>
<p data-start="772" data-end="1045">Bu yukarıda saydığım olumsuz durumlara sebebiyet veren ‘zaten’ kelimesinin <strong data-start="847" data-end="859">iletişim</strong>de ne tür bir tehlikesinin olduğu ya bilerek ya da bilmeyerek göz ardı ediliyor. Birbirimizle olan iletişimimizde neden gergin olduğumuzu veya gerildiğimizi anlamakta zorluk çekiyoruz.</p>
<p data-start="1047" data-end="1281">Peki ya yukarıda ifade ettiklerimi ispatlarsam yine de iletişim konusunda dikkat eder miyiz? Bu sorunun cevabını bu konuyu yaymadan önce veremeyeceğinizi bildiğimden buna şüphe yaklaştım ve konuyu somutlaştırarak kanıtlamak istedim.</p>
<p data-start="1283" data-end="1609">Genel olarak ya sorun sende ya da karşıdaki bireyde olabilir. Bu ‘zaten’ kelimesini kullanmadan önce dikkat edeceğimiz şey bireye veya bireylere karşı nasıl yaklaşmamız ve nasıl, hangi tutumla bir iletişim kuracağımız olacaktır. Etkiye tepkiyle yaklaşacağımız konusunda her birimiz bunu kendimize huy edindiğimizi biliyorum.</p>
<p data-start="1611" data-end="1861">Ancak tam da burada akli yetimize hitap eden farklı duygularımızla, farklı anlamlarla algılanabilir bir iletişimle karşı karşıya kalıyoruz. Belki de yukarıda saydığım iletişimin <strong data-start="1789" data-end="1803">olumsuzluk</strong> örneklerine ya maruz kalıyoruz ya da maruz bırakıyoruz.</p>
<p data-start="1863" data-end="2030">O halde konuyu somutlaştırmadan önce buna dair sloganımızı da sizlerle paylaşalım:<br data-start="1945" data-end="1948" />‘Ya sen sebepsin ya da iletişimde mecbur kaldığın birey veya bireyler sebeptir.’</p>
<p data-start="2032" data-end="2357">Göz ardı etmememiz gereken ve çözümün temeli olarak izah edeceğimiz şey şudur: ‘Zaten’ ve ‘zaten’ gibi kelimeleri özenerek, düşünerek ve tertipli kullanabilmemizdir. Ve birbirimize karşı niyetimizin halis (katışık olmayan, öz) olması önemlidir; açık, net, şeffaf davranabilmemiz iletişimin olumlu olması yönünde gereklidir.</p>
<p data-start="2359" data-end="2717">Evet, sürekli iletişim halinde olduğunuz annenize, babanıza, kardeşlerinize, arkadaş çevrenize veya beraber ortak kullandığınız alanlarda bulunan bireylere dikkat edin! Peki neden? <strong data-start="2540" data-end="2552">İletişim</strong>de kullandıkları kelime veya cümleler üzerinde bir analiz yapmanız konusunda ve kendi kullandığınız iletişim tarzınızla bir kıyaslama yapmanızı istiyorum da ondan.</p>
<p data-start="2719" data-end="2935">Bunun size geri dönüşü analitik bir değerlendirme olacaktır. Şimdi siz hazır olduğunu hissediyorsanız ben de başkaları üzerinde değerlendirme yapmaya başlayabilirim. Pekâlâ, bu bir objektif değerlendirme olacaktır.</p>
<h2 data-start="2937" data-end="3020"><strong data-start="2940" data-end="3020">Ebeveyn Üzerinden ‘Zaten’ Kelimesinin Kullanımı İle İlgili Bir Değerlendirme</strong></h2>
<p data-start="3022" data-end="3197">Evet, şimdi birbirinize karşı kullandığınız ‘zaten’ kelimesinin ne kadar <strong data-start="3095" data-end="3106">olumsuz</strong> olduğu önemi üzerinde durmak istiyorum. Buradan ilk olarak ebeveynden bir örnek verelim.</p>
<p data-start="3199" data-end="3254">Evet, şimdi çocuk, babasından bir şey rica edecektir:</p>
<ul data-start="3256" data-end="3331">
<li data-start="3256" data-end="3331">
<p data-start="3258" data-end="3331">“Baba bu parkta çok güzel bir salıncak vardı, oraya gidelim mi tekrar?”</p>
</li>
</ul>
<p data-start="3333" data-end="3421">Ve baba da cevap olarak ‘zaten’ kelimesinin içinde olduğu şu tür bir cümle kullanıyor:</p>
<ul data-start="3423" data-end="3510">
<li data-start="3423" data-end="3510">
<p data-start="3425" data-end="3510">“İyi de oğlum orayı zaten görmüşsün, zaten gitmiştik ve zaten binmiştin salıncağa!”</p>
</li>
</ul>
<p data-start="3512" data-end="3829">Tamam, şimdi babanın, oğluna ‘zaten’ kelimesinin nasıl bir ifade, duygu yoluyla kullanması üzerinde duralım. Şimdi bu baba, çocuğun onu tekrar yapabilmesini engelliyor. Üstelik ‘zaten’ kelimesini cümlenin içinde kullanarak çocuğun zihninde bilerek veya bilmeyerek şu tür düşüncelerin var olmasına sebebiyet veriyor:</p>
<p data-start="3831" data-end="3878">‘Yaptığın şeyi tekrar yapma, bu bir hatadır.’</p>
<p data-start="3880" data-end="4105">Oysa çocuğun eğlenmesi için bu herhangi bir olumsuz durum teşkil etmeyecektir. Aksine genel olarak yaptığın şeyi hata bile olsa tekrarladığın zaman anlarsın yanlış olduğunu. Tekrarlayarak tecrübe kazanıyor, deneyimliyorsun.</p>
<p data-start="4107" data-end="4367">Bazıları bir sefer, başka birileri çok defa tekrarlayarak hatanın yanlış olduğunu veya kendisinde ya da başkalarında rahatsızlık olacağını anlıyor. Şimdi burada ‘zaten’ kelimesinin nasıl olumsuz bir engelleyici olarak kullanıldığını örnekle izah etmiş olduk.</p>
<p data-start="4369" data-end="4616">Peki olumlu cümle nasıl kullanılmalıydı? Diyelim ki babanın vakti yoktur. O zaman şu şekilde telafi edilebilirdi:<br data-start="4482" data-end="4485" />“Oğlum bugün çok vaktim kalmadı, ama yarın ya da başka bir gün tekrar oraya gidebilir ve o çok istediğin salıncağa binebilirsin.”</p>
<p data-start="4618" data-end="4657">Şimdi çocuk da bunu kabul edebilirdi.</p>
<h2 data-start="4659" data-end="4747"><strong data-start="4662" data-end="4747">Evli Çiftler Üzerinden ‘Zaten’ Kelimesinin Kullanımı İle İlgili Bir Değerlendirme</strong></h2>
<p data-start="4749" data-end="5025">Tabii engelleyici, yargılayıcı veya baskılayıcı olan ‘zaten’ kelimesini evlenen çiftler üzerinde örnek gösterelim. Hem de yıllardır evli olan bir çifti örnek gösterelim ki yine de ‘zaten’ ve ‘zaten’ gibi kelimelerin iletişim konusunda ne kadar olumsuz olduğunu kanıtlayalım.</p>
<p data-start="5027" data-end="5312">Şimdi burada kadın, kocasından biraz dışarı çıkmaları ve böylelikle birazcık hava almaları gerektiği konusunda bir ricada bulunacaktır. Kocası ise buna karşılık engelleyici, yargılayıcı ve baskılayıcı olan ‘zaten’ kelimesini cevap olarak cümlelerinin içinde şu şekilde kullanacaktır:</p>
<ul data-start="5314" data-end="5487">
<li data-start="5314" data-end="5487">
<p data-start="5316" data-end="5487">“Bak güzel kadınım, senin bu dışarı çıkıp hava almaların zaten hiç bitmiyor. Zaten hep isteğin olsun istersin. Hep gezmek, hep gezmek! Zaten bir bitmiyor şu gezmelerin!”</p>
</li>
</ul>
<p data-start="5489" data-end="5776">Şimdi ‘zaten’ kelimesiyle kurulan cümlelerin masum kadının aklına getireceği şu düşüncelere odaklanalım:<br data-start="5593" data-end="5596" />“Belli ki kocam benden sıkılıyor. Hem de istediğim küçücük bir şeyi sürekli yapıyormuşum gibi yüzüme vuruyor. Neyse bundan sonra böyle bir şey istemeyeceğim, tek başıma giderim.”</p>
<p data-start="5778" data-end="5984">Şimdi çiftler bu <strong data-start="5795" data-end="5809">olumsuzluk</strong> içeren iletişimi sürekli tekrarlıyorsa sizce de bir ilişki nasıl sağlıklı yürüyecektir? Bu ilişkiye kim nasıl tahammül edebilir ya da kim kimin sözlü baskısına dayanabilir?</p>
<p data-start="5986" data-end="6138">Evet, şimdi yine de değerlendirmeye gidelim. Kadın belki de bundan sonra haklı olarak yalnız yapabilme, edebilme, eyleyebilme mücadelesine girecektir.</p>
<p data-start="6140" data-end="6425">Halbuki kocası, kadınına şuna benzer olumlu bir iletişim kullanabilirdi:<br data-start="6212" data-end="6215" />“Kadınım benim inan ki çok yorgunum. Bunu yarına ertelesek ikimiz için de iyi olabilir. Çünkü o zaman ben de isteyerek seninle hava almak isteyeceğim. Hem de ikimizin isteyeceği şeyde ikimiz de mutlu oluruz.”</p>
<p data-start="6427" data-end="6635">Tabii ki cümleler farklılık gösterebilir ama yine de şefkat içeren, uzlaşım içeren, bütünleyici, sadakat içeren türden cümleler kurulsaydı iletişimin olumlu yönünün örneğinin birçok türünü vermiş olacaktık.</p>
<h2 data-start="6637" data-end="6731"><strong data-start="6640" data-end="6731">Çalıştıran-Çalışan Üzerinden ‘Zaten’ Kelimesinin Kullanımı İle İlgili Bir Değerlendirme</strong></h2>
<p data-start="6733" data-end="6883">Şimdi de engelleyici, yargılayıcı veya baskılayıcı olan ‘zaten’ kelimesini herhangi bir bireyin bir çalışanına kullanması üzerinde örnek gösterelim.</p>
<p data-start="6885" data-end="7181">Bir markette market sahibi bir adam reyonda bulunan çalışanını yanına çağırarak ondan raflardaki ürünleri üst üste istiflemesini ister. Çalışan da yavaş yavaş bu ürünleri istiflemeye başlar. Raflardaki ürünleri istiflemesine istifler de üçüncü sıraya geldiğinde birden ürünler yıkılır ve düşer.</p>
<p data-start="7183" data-end="7303">Sonra da yerde dağılmış, yığılmış ürünleri gören market sahibi gelir ve öfkeli bir duyguyla çalışanına şunları söyler:</p>
<ul data-start="7305" data-end="7456">
<li data-start="7305" data-end="7456">
<p data-start="7307" data-end="7456">“Benim bunu senden istemem suçtu zaten! Zaten senden de istemezdim de ama mecburum, tek çalışanım sensin. Zaten tahmin ediyordum beceremeyeceğini!”</p>
</li>
</ul>
<p data-start="7458" data-end="7674">Evet, adam çalışanına ‘zaten’ kelimesini yığınca söyler. Burada kullanılan bu kelimenin sadece yargılayıcı olması bakımından değil, <strong data-start="7590" data-end="7604">olumsuzluk</strong> içeren türden hitaplar kullanıldığına dikkatinizi çekmek istiyorum.</p>
<p data-start="7676" data-end="7875">Bir kere burada market sahibinin kullandığı bu cümlelere bakılırsa çalışanına güven duymayan, çalışanının hata yapacağını bekleyen ve çalışanına motive olmayan bir ara karakter sorunu yaşamaktadır.</p>
<p data-start="7877" data-end="8082">Kaldı ki çalışanın özgüvenini bu olaydan sonra her konuda yerle bir eden bu adam, telafi edilecek bir durumu bir çıkmazın içine sokmuştur. Telafi edilebilir yani oradaki ürünler tek tek istiflenebilirdi.</p>
<p data-start="8084" data-end="8323">Çalışanın kişiliğine yapılan o olumsuz hitaplar içeren market sahibinin bu tutumu aslında hiçbir zaman çalışanın aklından çıkmayacaktır. Bundan sonra çalışan sürekli tereddütle çalışacak, eli ayağı birbirine dolanır tarzda davranacaktır.</p>
<p data-start="8325" data-end="8510">Tekrar ediyorum, çalışan savunma konusunda tetikte kalacaktır. Artık market sahibinin bu olumsuz tutumunu unutmayacaktır, hata yapma oranı %15’lerde iken bu sefer %50’lere çıkacaktır.</p>
<p data-start="8512" data-end="8648">Evet, bu olumsuz tutumu unutsa bile zaten kendi isteğinle orada çalışmak istemeyecektir, sadece mecburi bir durum olacaktır onun için.</p>
<p data-start="8650" data-end="8947">Peki bunun telafisi nasıl olabilirdi? Gelin buna odaklanalım şimdi, adam şu tür olumlu cümleler kullanabilirdi:<br data-start="8761" data-end="8764" />“Biraz daha dikkatli olursak ikimiz için de iyi olabilir. Bu küçük bir hata, neyse ki sana da ürünlerimize de zarar gelmedi. Sen canını sıkma, çünkü beraber üstesinden gelebiliriz.”</p>
<p data-start="8949" data-end="9123">İşte bu sefer çalışanın hem iş potansiyeli düşmeyecek hem de kendine olan iş konusundaki güveni azalmayacaktı. Bunun yanı sıra market sahibi kendine dost kazanmış olacaktı.</p>
<p data-start="9125" data-end="9417">Evet, şimdi de objektif bir sonuca varalım. Bu engelleyici, yargılayıcı veya baskılayıcı olan ‘zaten’ kelimesini örnek olarak göstermiş olduk. Bunun gibi onlarca kelimeler vardır. Bunun sadece zihinlerimizde kalması bakımından metaforik bir yöntem kullanarak, örnek olarak izah etmiş olduk.</p>
<h2 data-start="9419" data-end="9498"><strong data-start="9422" data-end="9498">Manevi ve Zihinsel Yorgunluğumuzu Başlatan Olumsuz İletişimin Kendisidir</strong></h2>
<p data-start="9500" data-end="9779">Birbirimizle olan ilişkilerimizi olumlu yönde geliştirebilmemiz veya aramızdaki gerginlikleri minimum düzeye indirebilmemiz için ağzımızdan çıkacak olan kelimeleri aklımızdan somut olarak çıkıyormuş gibi ehemmiyetli-tedbirli-tartarak kullanmamız gerektiğinin bilincinde olalım.</p>
<p data-start="9781" data-end="9956">Bu gerçek karakterimizi ve kişiliğimizi başkalarının gözünde canlandırıyor. Başkalarının bizim hakkımızdaki yargılamaları kullandığımız dilimizle var oluyor ve şekilleniyor.</p>
<p data-start="9958" data-end="10241">Olumlu iletişimin tam tersini kurmaya inatçı bir birey haline gelirsek sonucunu sürekli gergin olan, tetikte kalan, maddiyatı düşünen ve iş telaşında olan bireylerle sorun yaşayarak alırız. Çünkü olumlu iletişim hem kendimizi ve hem de bizimle iletişim kuran bireyleri iyileştirir.</p>
<p data-start="10243" data-end="10461">Hem aklımız, ruhumuz ve kalbimiz bundan etkilenmektedir. Manevi yorgunluğumuzu başlatan olumsuz iletişimin kendisidir. Manevi mutluluğumuza zemin hazırlayan da birbirimize karşı kullanacağımız olumlu bir iletişimdir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/birbirimizde-iletisim-halinde-iken-kullandigimiz-zaten-kelimesinin-tehlikesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İletişim Konusunda Aristoteles&#8217;in Yöntemi: İfrat ve Tefrit Arası = Hitabet Sanatı</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/iletisim-konusunda-aristotelesin-yontemi-ifrat-ve-tefrit-arasi-hitabet-sanati/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=iletisim-konusunda-aristotelesin-yontemi-ifrat-ve-tefrit-arasi-hitabet-sanati</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/iletisim-konusunda-aristotelesin-yontemi-ifrat-ve-tefrit-arasi-hitabet-sanati/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mücahit Özcanan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Aug 2025 08:31:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İletişim Psikolojisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=11683</guid>

					<description><![CDATA[İnsanların iletişim konusundaki tutumları ifrat ve tefrit arası değil; ya ifrattır ya da tefrittir. Peki bu ifrat ve tefrit nedir? İfrat: Herhangi bir konuda aşırı gitme, ölçüyü kaçırma anlamına gelmektedir.Tefrit: Genellikle tutum ve davranış için gereğinden fazla aşağıda kalma durumudur. İki aşırı uç arası olsaydı olumlu yönde gelişen bir iletişimi kurmuş olacaktık. Peki aşırı uç [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="514" data-end="650">İnsanların <strong data-start="525" data-end="537">iletişim</strong> konusundaki tutumları ifrat ve tefrit arası değil; ya ifrattır ya da tefrittir. Peki bu ifrat ve tefrit nedir?</p>
<p data-start="652" data-end="828"><strong data-start="652" data-end="662">İfrat:</strong> Herhangi bir konuda aşırı gitme, ölçüyü kaçırma anlamına gelmektedir.<br data-start="732" data-end="735" /><strong data-start="735" data-end="746">Tefrit:</strong> Genellikle <strong data-start="758" data-end="767">tutum</strong> ve davranış için gereğinden fazla aşağıda kalma durumudur.</p>
<p data-start="830" data-end="1116">İki aşırı uç arası olsaydı olumlu yönde gelişen bir iletişimi kurmuş olacaktık. Peki aşırı uç arası olmak ne demektir? İfrat ve tefrit arası olmak, ölçüyü gereğinden fazla kaçırmamak, gereğinden fazla aşağıda kalmama durumudur. Yani özet olarak <em data-start="1075" data-end="1104">iki aşırı ucun ortası olmak</em> demektir.</p>
<p data-start="1118" data-end="1530">Bunun tam aksi olduğunda nasıl sağlıklı bir iletişim kurulabilir ya da gelişebilir? Bir başkasıyla iletişim halinde iken bizim gerilmemize sebep olan iletişim şekli açık, tutarlı ve şeffaf bir iletişim değildir. Tabidir ki bunların tam tersidir. Ya bizi ya da karşımızdaki insanı sinirlendiren; anlaşılmayan, açık uçlu olmayan ve tutarlı gelmeyen eylemler ya da dile getirilen, iletişime sunulan düşüncelerdir.</p>
<p data-start="1532" data-end="1769">Ne istediğimizden emin olduğumuz kadar nasıl istediğimizden de emin olmamız gerekiyor. Bu da hem kendimiz yanlış anlaşılmayalım diye hem de karşı tarafın tutumuna, huyuna göre nasıl etkileşim halinde olduğumuzun bir öngörüsü olacaktır.</p>
<h2 data-start="1776" data-end="1809"><strong data-start="1779" data-end="1809">Karl Gustav Jung’un Tutumu</strong></h2>
<p data-start="1811" data-end="2008">Bir eylemin ya da bir düşüncenin sunumu <em data-start="1851" data-end="1863">“hep bana”</em> şeklinde karşı tarafa lanse edilirse karşı taraf gerilir, kaygılanır ve kendini onu anlama konusunda iyice kapatır ve doğal olarak sinirlenir.</p>
<p data-start="2010" data-end="2234">Analitik psikolojinin kurucusu Karl Gustav Jung bu <strong data-start="2061" data-end="2070">tutum</strong>u farklı bir bakış açısıyla ele almıştır. Jung’a göre bu durum içimizden gelen karşı tarafa bir dış savunmamızdır. Dolayısıyla Jung’a göre o tutum bir habercidir.</p>
<p data-start="2236" data-end="2562">Bastırılan her duygu bir gün felaket olarak çıkacaktır. Bu felaketin önüne geçmenin yolu, kiminle o anda iletişim kuruyorsak karşımızdakinin huyuna dikkat etmektir. İletişimimize akılsal olarak eğilim gösterirsek ne kendimizi yanlış iletişim kurmanın içine atarız ne de karşımızdakinin olumsuz bir tutumuna zemin hazırlarız.</p>
<h2 data-start="2569" data-end="2607"><strong data-start="2572" data-end="2607">İletişim Konusunda Tutumlarımız</strong></h2>
<p data-start="2609" data-end="2725">Bizi olumsuz anlamda huzursuz eden sebeplerin içinde birbirimizle iletişim halinde kaldığımız tutumlarımız vardır.</p>
<p data-start="2727" data-end="2837">Her türlü eylemsel veya sözlü iletişimsel devinim başkaları yüzündendir. Bundan kurtulmanın iki yolu vardır:</p>
<ol data-start="2839" data-end="3009">
<li data-start="2839" data-end="2919">
<p data-start="2842" data-end="2919">İletişim konusunda neyi, niçin ve neden kullanacağımızı bilmemiz gerekiyor.</p>
</li>
<li data-start="2920" data-end="3009">
<p data-start="2923" data-end="3009">Başkalarının bizimle olan iletişimi, bizim ona karşı nasıl davranacağımızı belirler.</p>
</li>
</ol>
<p data-start="3011" data-end="3136">Sonuç olarak başkalarının iletişim konusunda olumsuz tutumuna karşı kendimize göre olumlu bir tavır sergilememiz mümkündür.</p>
<h2 data-start="3143" data-end="3180"><strong data-start="3146" data-end="3180">İletişim Konusunda &#8220;Başkaları&#8221;</strong></h2>
<p data-start="3182" data-end="3402">“Başkaları” bizi izleyen, bizimle iletişim halinde olan kişilerdir. Dengeli, şeffaf ve açık uçlu olmalıdır. Burada en çok sorumluluk bize düşer. Çünkü gizlilik, tutarsızlık ve anlaşılmazlığın temelinde bir sorun çıkar.</p>
<p data-start="3404" data-end="3650">Başkalarının bize karşı olumsuz bir tutum göstermesini engellemek için öncelikle kendi iletişimimizde tedbirli olmamız gerekir. Aksi durumda kontrolü elden bırakırsak, başkaları bize tehdit, huzursuzluk ya da yargılayıcı bir şekilde gelecektir.</p>
<p data-start="3652" data-end="3774">Her iletişimimizde ehemmiyet olmalıdır. Özellikle duygusal anlarda iletişim sorunlarının yaşandığını bilmemiz gerekiyor.</p>
<h2 data-start="3781" data-end="3817"><strong data-start="3784" data-end="3817">Aristoteles ve Retorik Sanatı</strong></h2>
<p data-start="3819" data-end="3987">Aristoteles’e göre <strong data-start="3838" data-end="3850">iletişim</strong> açık, net ve anlaşılır olmalıdır. Karşı tarafı etkilemek için ikna kabiliyetine dikkat etmemiz gerekiyor. Buna <em data-start="3962" data-end="3978">retorik sanatı</em> denir.</p>
<p data-start="3989" data-end="4035">Aristoteles retorikte üç unsura vurgu yapar:</p>
<ul data-start="4037" data-end="4216">
<li data-start="4037" data-end="4090">
<p data-start="4039" data-end="4090"><strong data-start="4039" data-end="4049">Ethos:</strong> Konuşmacının güvenilir ve açık olması.</p>
</li>
<li data-start="4091" data-end="4144">
<p data-start="4093" data-end="4144"><strong data-start="4093" data-end="4104">Pathos:</strong> Duygusal bağ kurma, empati oluşturma.</p>
</li>
<li data-start="4145" data-end="4216">
<p data-start="4147" data-end="4216"><strong data-start="4147" data-end="4157">Logos:</strong> Mesajın mantıksal yapısı, akıl yürütmeyle desteklenmesi.</p>
</li>
</ul>
<p data-start="4218" data-end="4375">Aristoteles’in <em data-start="4233" data-end="4328">“Akıllı insan söylemeden önce düşünür, sonra söyler; akılsız ise önce söyler, sonra düşünür.”</em> sözü iletişimde ölçülülüğün önemini açıklar.</p>
<h2 data-start="4382" data-end="4417"><strong data-start="4385" data-end="4417">Diğer Düşünürlerin Görüşleri</strong></h2>
<ul data-start="4419" data-end="4717">
<li data-start="4419" data-end="4521">
<p data-start="4421" data-end="4521"><strong data-start="4421" data-end="4438">Karl Jaspers:</strong> İnsanların kendilerinin farkında olmasının temelinde iletişim olduğunu belirtir.</p>
</li>
<li data-start="4522" data-end="4604">
<p data-start="4524" data-end="4604"><strong data-start="4524" data-end="4536">Mevlana:</strong> “Ne söylersen söyle, söylediğin karşındakinin anladığı kadardır.”</p>
</li>
<li data-start="4605" data-end="4717">
<p data-start="4607" data-end="4717"><strong data-start="4607" data-end="4621">Epiktetos:</strong> “İki kulağımız ve bir ağzımız var; demek ki konuştuğumuzdan iki kat daha fazla dinlemeliyiz.”</p>
</li>
</ul>
<p data-start="4719" data-end="4832">Bu düşünceler sağlıklı iletişimde <strong data-start="4753" data-end="4768">farkındalık</strong>, dinleme ve anlamaya açık olmanın önemini ortaya koymaktadır.</p>
<h2 data-start="4839" data-end="4884"><strong data-start="4842" data-end="4884">Sonuç: İletişimde Denge ve Farkındalık</strong></h2>
<p data-start="4886" data-end="5020">Aristoteles’in ifade ettiği gibi, iki aşırı ucun ortasında olmak, yani ifrat ve tefritten uzak durmak iletişimin temelini oluşturur.</p>
<p data-start="5022" data-end="5206">İnsanı en çok huzursuz eden şey anlaşılmaz, tutarsız ve gizlilik içeren iletişimdir. Oysa şeffaf, açık uçlu ve dengeli bir iletişim hem huzuru hem de karşılıklı anlayışı güçlendirir.</p>
<p data-start="5208" data-end="5343">Slogan olarak:<br data-start="5222" data-end="5225" /><em data-start="5225" data-end="5341">“O beni anlamak istiyorsa ben de ona kendimi anlatabilirim. O kendini bana anlatıyorsa ben de onu dinleyebilirim.”</em></p>
<p data-start="5345" data-end="5439">Böylece birbirimize karşı sinirimizi en aza indirip, daha sağlıklı bir iletişim kurabiliriz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/iletisim-konusunda-aristotelesin-yontemi-ifrat-ve-tefrit-arasi-hitabet-sanati/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KENDİ KENDİNİN İŞÇİSİ OL</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/kendi-kendinin-iscisi-ol/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kendi-kendinin-iscisi-ol</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/kendi-kendinin-iscisi-ol/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mücahit Özcanan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Jul 2025 09:11:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlişkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=9658</guid>

					<description><![CDATA[Hikâyenin temel parçasıyız biz? Değişen hikâyenin ve değişen insanların bir bağlantısıyız biz. Birbirimize bağlı değişen, acı veren, mutlu eden, kıran, yok eden ve yalnız bıraktıran hikâyeleri yaratırız biz. Bunun senaristi bizleriz ve kader deyip yakınırız! Üzüyorsak, üzülürüz; mutlu etmeye sebep isek mutlu oluruz. Yok etmeye, savaşmaya talebimiz var ise yok ediliriz, savaş ederler ve mağlup [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="519" data-end="924">Hikâyenin temel parçasıyız biz? Değişen hikâyenin ve değişen insanların bir bağlantısıyız biz. Birbirimize bağlı değişen, acı veren, mutlu eden, kıran, yok eden ve yalnız bıraktıran hikâyeleri yaratırız biz. Bunun senaristi bizleriz ve kader deyip yakınırız! Üzüyorsak, üzülürüz; mutlu etmeye sebep isek mutlu oluruz. Yok etmeye, savaşmaya talebimiz var ise yok ediliriz, savaş ederler ve mağlup ediliriz.</p>
<p data-start="926" data-end="1206">Önemli olan hangi hikâyenin? Ya da hangi hikâyede yükümüzü en aza indirebiliriz? Belki de hikâyemiz acı değildir, mutluluktur ve bu da mümkün müdür? Yapabilir miyiz? Neye istekliyiz? Anlamaya, dinlemeye değil de konuşmaya, karıştırmaya ve savaşmaya mı istekliyiz? Hikâye başlasın!</p>
<h3 data-start="1213" data-end="1238"><strong data-start="1213" data-end="1238">İNSANIN KENDİ BİLİNCİ</strong></h3>
<p data-start="1240" data-end="1560">Başkalarını önemseyip onların bize yönelteceği sorulara vereceğimiz cevaplar mı daha önemlidir yoksa kendimiz için bazı uğraş alanlarını bulup sadece buna yönelik çaba mı sarf etmemiz gerekiyor? Gerçekten de boş zamanlarımız çok mu? Yoksa boş zaman diye algılanıp yine de kendimizin yoğun düşüncelerine mi odaklanıyoruz?</p>
<p data-start="1562" data-end="2060">İyi de bu da bir uğraş değil mi? Halen kendini anlayamamış, fark edememiş veya kendi sınırlarını çizememiş ya da hedeflerini belirleyememiş bazı insanlar için bu uğraş boş bir uğraş mı ya da onların kendilerine yönelik bir işi mi? <strong data-start="1793" data-end="1811">Öz farkındalık</strong>, insanın kendi hikâyesini olumlu olarak değiştirmesinde temel adımdır. Belki de insanın en önemli ve kıymete değer işi, kendine odaklanmasına yönelik kendini anlayabilme uğraşıdır. Bu, insanın kendini anlayabilme işçiliğidir. Yoksa atlatıyor muyuz?</p>
<p data-start="2062" data-end="2491">Elbette hepimizin belli başlı temelden de olsa bir bilgeliği vardır. Bu yüzden hiçbir koşulda kimsenin bir kimse üzerinde bir üstünlüğünden bahsedemeyiz. Burada sadece kendimizi anlayabilmenin işçiliğini yaparsak eğer ‘ne olduğumuz, ne yaptığımız ve ne derece irademiz üzerinde yükümlü olduğumuzu’ anlayabiliriz. Bu sayede boş zamanımızın olup olmadığını ve kendi hikâyemizin ehemmiyetinde olup olmadığımızı da kavramış olacağız.</p>
<p data-start="2493" data-end="2718">Evet, ‘boş zaman’ yoktur. ‘Boş insan’ vardır. Zamanın bu bolluğunu kullanamayan veya zamanının kendilerine yeteceğini ve daha rahat davranacağını alışkanlık edinmiş insanlar vardır. <strong data-start="2675" data-end="2693">Zaman yönetimi</strong> burada büyük önem taşır.</p>
<h3 data-start="2725" data-end="2763"><strong data-start="2725" data-end="2763">OLUMLU TUTUMLAR İÇİN ‘İSTEK’ LAZIM</strong></h3>
<p data-start="2765" data-end="3009">“İnsan önce kendi kendinin işçiliğini yapmalıdır.” Kendindeki eksikliklerini, kusurları, hataları hesap edemeyen insanlar sosyal hayatında birçok iletişim sorunu yaşamaktadır. Hatta bu sorunlar olumsuz fiziksel karışıklıklara sebebiyet veriyor.</p>
<p data-start="3011" data-end="3394">Kendinden taviz vermemelidir insan, ancak kendindeki hata boyutunu ayıklamalıdır. Bir insan önce dinlemeyi bilmelidir ve sonra anlamayı. Zaten önce dinlemeye istekli olmak önemlidir. Gereken olumlu tutumlar için ‘istek’ önemlidir. İstek olmadan insan ne dinlemeye ne de anlamaya heveslenir. İnsan kendini buna alıştıramaz ve alıştırması zaman alacaktır hatta imkânı dahi olmayabilir.</p>
<p data-start="3396" data-end="3792">Bu yüzden sonucu şuna getirmekte fayda vardır: “Boş zaman yoktur, boş insan vardır.” Yoksa zamanı kendimizi anlamak için dahi kullandığımızda buna boş zaman denilmez. İnsan verimini, kendini anladığı ölçüde alabilir. Buradan kendi, kendini anlayabilme işçiliğini sürdürmelidir. İnsan bunu yaparsa hem fiziksel hem de ruhen potansiyel kazanacaktır. <strong data-start="3744" data-end="3763">Kişisel gelişim</strong> burada kendiliğinden başlar.</p>
<p data-start="3794" data-end="4088">Gereğinden fazla kullandığımız boş zamanları dahi insan ancak düşünerek hesap edebilir. Kendini anlayarak, halinden haberdar kalarak ve sonra topluma, toplumdaki hareketliliğe odaklanarak bir fiili netice kazanacaktır. Sonra gerçekten zamana karşı kendini anlayabilme bilgeliğini kullanacaktır.</p>
<h3 data-start="4095" data-end="4131"><strong data-start="4095" data-end="4131">ANLAMAYA VE DİNLEMEYE İSTEKLİ OL</strong></h3>
<p data-start="4133" data-end="4489">“Boş zaman yoktur, boş insan vardır.” Yoksa insan her yönüyle zamanı güzel kullanabilir, oturup sadece düşünse dahi kendinden birçok kusuru, eksiği veya hatayı eleyebilir. Ailesine, topluma ve ülkesine faydalı bir birey olabilir. Bu vasfı kazanabilmesine hiçbir şey engel değildir. Tâbidir ki hepimiz bir hikâyenin bir parçasıyız? Önemli olan hangi hikâye?</p>
<p data-start="4491" data-end="4931">Düşünenlerin içinde ol, hareket edenlerin içinde ol. Acıların veya dertlerin olabilir ama bunların üstesinden gelebilecek hikâyesi olanların içinde ol. Fakat sadece ‘dinlemeye’ ve ‘anlamaya’ <strong data-start="4682" data-end="4693">istekli</strong> ol. İstekli olanların içinde ol. Kırsan da, kırılsan da, düşsen de, kalkmasan da ne olup olmadığı hakkında ‘anlamaya’, ‘dinlemeye’ istekli ol. Sakın kaybedenlerin, düşmüşlerin ve varlığına son vermek isteyenlerin hikâyesinin içinde olma.</p>
<p data-start="4933" data-end="5082">Mutlak bir düşünme yeteneğimiz vardır; bu olduğu sürece bir şeyleri olumlu anlamda hak ediyoruz. Hak etmemiz için bu mutlak aklı kullanmamız gerekir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/kendi-kendinin-iscisi-ol/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DOSTLUK VE VEFANIN İLİŞKİLER ÜZERİNDEKİ OLUMLU ETKİLERİ </title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/dostluk-ve-vefanin-iliskiler-uzerindeki-olumlu-etkileri/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=dostluk-ve-vefanin-iliskiler-uzerindeki-olumlu-etkileri</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/dostluk-ve-vefanin-iliskiler-uzerindeki-olumlu-etkileri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mücahit Özcanan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Jun 2025 21:12:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlişkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=7819</guid>

					<description><![CDATA[Günümüz insanlarının içinde hep bir bunalma vardır. İnsanların da bundan kaynaklı olumsuz olarak  meşgul eden şüpheleri ortaya çıkmaktadır. Hiç kimse bu bunalmanın neyden dolayı içimizi sardığını  derinden anlamaya kalkmadık. Ancak bunun böyle olması kişiler arasındaki olumlu ilişkinin,  iletişimin bir türlü yol bulamadığını yani ilerlemediğinin sonucunu çıkartıyor. Peki neden? Cevabı  basit olmalı ki açıklamaya az tabi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Günümüz insanlarının içinde hep bir bunalma vardır. İnsanların da bundan kaynaklı olumsuz olarak  meşgul eden şüpheleri ortaya çıkmaktadır. Hiç kimse bu bunalmanın neyden dolayı içimizi sardığını  derinden anlamaya kalkmadık. Ancak bunun böyle olması kişiler arasındaki olumlu ilişkinin,  iletişimin bir türlü yol bulamadığını yani ilerlemediğinin sonucunu çıkartıyor. Peki neden? Cevabı  basit olmalı ki açıklamaya az tabi tutacağım. Bir bütünlük, bir kapsama, bir yenileme, bir kendine  getirme, bir dize getirme, bir zorunlu, baskıcı aynılaşma (bundan kastım birbiriyle uyum içinde olma),  bir olumsuz dinamikleşme ve bir olumlu döngü yoksunluğu içerisindeyiz. Bunların bu tutumlarda  devam etmesi insanların birbirine karşı olan vefasızlığından kaynaklanmaktadır. Zira her bir vasıf bir  tane bütünlük taşıyor olmalı ki bir süreç meydana gelsin ve birbirinin uygunluğu temasa geçip dostluk  oluşsun. Dostluğun içinde her olumlu bir iletişim vardır. İlişkilerimin her türlüsünde bir dostluk bağı  olmalıdır. Vefa burada ortaya çıkıyor. Kıymet esaslı bir değerin ne kadar var olduğunu tahmin  edebiliriz ama asla dostluğu açığa çıkaran vefanın paha biçilmez değerini anlayamayız.  </span></p>
<p><b><i>Fethi Gemuhluoğlu Ve Dostluk </i></b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Değeri hiçbir şeyle kıyaslanamaz olan vefa hem ruhumuz hem de zihnimiz için onay rolünü üstler,  ruhu ve zihni rahatlatır. Çünkü vefa anlayacak kadar ya da değeri basit bir şekilde bilinecek kadar var  olmuyor. Maalesef var olan şey kıymetinin somut göstergesi olan paradır ve uğruna yapılacak politik  çıkarlar, kendini bunun değiştirecek kadar olan insanlar vefasız bir yola doğru ilerliyor. Bu konuda  Fethi Gemuhluoğlu’nun tavsiyesi bizi ikna eder. Ve bize politikadan uzak bir yaşam sürmemizi  tavsiye eder. Zira ona göre birçok insanın dostluğu politika anlaşmazlığı yüzünden bozuluyor.  Kendisinin bu anlayışı özellikle siyasetçiler için söylenebilir. Özellikle modern hayattaki siyasi  görüşler insanların arasını açtığını bariz görebiliyoruz. Ona göre dostluk pek çok anlamda farklı  menfaatler doğrultusunda kaydırılmıştır. Hal böyle iken dostluk her zaman çıkar için inşa ediliyor ve  yine onun için yıkılıyor. Vefasız bir dostluk ancak menfaat içerikli süreli olan ve sadece tabiri caiz  günübirlik bir birleşme veya ortaklaşmadır. Cicero’ya göre de dostluk her zaman fark edilen bir şeydir.  Dolayısıyla bunu fark etmek kolaydır. Ama dostluğu ilerletmek ve vefalı, erdemli olmak zor olsa  gerek ki dostluk menfaat üzerine kurulup, bir çıkar meselesi haline gelmiştir. Geçici dostluklar da bu  yüzden kurulmuştur. </span></p>
<p><b><i>Aristotales Ve Cicero’da Dostluk Ve Vefa </i></b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aristoteles’in ‘</span><b>Nikomakhosa Etik’ </b><span style="font-weight: 400;">kitabından geçtiği gibi küçük dost ve büyük dost vardır. Küçük  dost belki vefalı olmayandır ama büyük dost vefalı olandır. Vefalı dost seni nereye götürdüğünü ya da  senin onu nereye götürdüğünü bilmelidir. Eğer yanlış bir yol ise karşılıklı olarak bunun düzeltilmesi  kolay olacaktır. Çünkü ilişkiler sıkıdır. Pekâlâ dostluk arasında karşılıklı yardım olmamalıdır. Biri  yapıyorsa diğeri de zaten yapmayı bilmeli ve o olgunlukta olmalıdır. Zira Cicero’ya göre dostluk  ilişkilerinde karşılık yoktur ve dostluk sırf birbirine yardım edilecektir diye kurulmamalıdır. Ona göre  insan, dostu için yararlı şeyler yapabilir. Ama sırf dostu istiyor diye kötülüğü işlemek dostluk değildir.  Çünkü dostluklarda bir iyi niyet söz konusudur. Zaten günümüz bağlamında vefalı dostluk bu anlama  geliyor.  </span></p>
<p><b><i>Mevlâna Celaleddin-i Rûmi’ye Göre Dostluk </i></b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mevlana’nın da ‘</span><i><span style="font-weight: 400;">hamdım, piştim, yandım’ </span></i><span style="font-weight: 400;">sözlerinde olgunluk, çağrışım, sevgi bağlamında iyi bir  kazanç ve birbirini anlayabilme derecesine gelme imalarını vefalı dostluk bağlamında anlıyoruz. Zira  birbirimizi anlamak için pişmeli, birbirimize iyi gelecek kadar yanmalı ve insanlara karşı empati  yönümüzü son derece kullanacak kadar yine Mevlana’nın deyimiyle insan-ı kâmil olmalıyız. Bunların </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">tam tersi olursa o zaman bizler hep hamdık(çocuktuk) olarak kalacağız. Nitekim bizim kendimize  sunacağımız en büyük örnekler belki çevremizde değil ardımızda bıraktığımız filozoflardan,  âlimlerden, düşünürlerden ve aydınlardan bulabiliriz. Zira çevremizdeki dostluklar çıkar üzerine  kurulmuş ve her daim karşılıklı bir yardımlaşma ile belirleniyor. Karşılık olduğunda dostluk sanılıyor  buna. Ancak vefalı olmak bu değildir. Bir duygudaşlık olgusu gelişmelidir. Kişi karşılık beklemez.  Zaten vefalı ilişkilerde karşılık kendiliğinden gelmektedir. Kendiliğinden gelen iradeden yani güçlü bir  düşünceden her zaman olumlu sonuçlar alınmıştır. </span></p>
<p><b><i>Türlü İlişkilerimizde Dostluk Ve Vefa (Fethi Gemuhluoğlu) </i></b></p>
<p><b><i>“Hem biz birbirimizi sevmiyoruz. Asıl bundan utansak yeridir. Aynı evdeyiz de birbirimizi  sevmiyoruz. Mahallemiz, köyümüz, kasabamız aynı da birbirimizi sevmiyoruz. Belki de her işin başı  insanoğlunu sevmiyoruz. Dert buradan başlıyor .” </i></b><span style="font-weight: 400;">(gemuhluoğlu, 2018) Diye ifade eden Fethi  Gemuhluoğlu’nun söylediklerinden yine birbirimizi sevmememizden, birbirimize iyi gelmememizden  ve birbirimizi tanımamamızdan sıkıntıların çıktığını bariz ifade etmek istemiştir. Zira insan insana iyi  gelmeli, iyi geldiğinde onu tanımakla vefalı ilişkiler başlar ve vefalı ilişkilerin ardından dostluk peyda  etmiş olur.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dost bütün ilişkilerde vardır. Aşkta da ve evlilik sürecinde de vardır. Çünkü her ilişki vefaya ihtiyaç  duyar. Bir ilişkide vefa olduğunda en iyisini yapmak için kendiliğinden, keyfinden ve doğar bir  karakterinden yapmak istersin. Tabi ki insan en iyisini dostuna söylemeli, anlatmalı ve vermelidir.  Dost eşindir, arkadaşındır, yeni tanıştığın biridir ve aile bireylerindir. Vefalı olmaktan vazgeçtiğin  zaman bunlara olumlu ilişkide bulunmayı göz ardı edersin. Vefalı olmaktan asla caymamak gerekir.  İletişimi olumlu yönde güçlendiren bir başka seçenek de işte bu duygusal ve vicdani bağdır. Bu durum  başka dillerde, türlü duygularla farklı anlatılabilir. </span></p>
<p><b><i>Dost Ve Vefalı Olmanın Önemi (Aristotales) </i></b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dostlar, birbirini tam anlayabilme aşamasına gelip, birbirinin gölgesi, kalkanı ve gıdası halinde  olmalıdır. Birbirinin tam bir hal-i hazır ihtiyaçları gibi maddi ve manevi tamamlayıcısı olmalıdır.  Aristoteles’in “</span><i><span style="font-weight: 400;">gerçek bir arkadaş iki gövdede yaşayan bir ruhtur</span></i><span style="font-weight: 400;">” dostluk üzerine söylediği bu ifade  ile insanların her türlü ilişki içerisinde birbirine sadık olmaları gerektiği vurgusu ifade edilmiştir. Ona  göre erdemli olmak başkalarına yaklaşmada bir yarar vardır ve bu yarar hazdan uzak olandır. Haz  edilen sadece iyidir ve iyi olan kendinle beraber başkalarına da zarar vermemektir. Bilgi de haz edilen  şeydir. Haz edilen her şey kötü değildir. İyi şeyler haz edilmelidir. İyi insanlar kötü insanlarla dost  olmazlar. Çünkü iyi insanlar iyi şeyleri haz ederler. Kötü insanlar ise kötü şeyleri haz ederler ve  kötüler ancak kötü insanlarla bağ kurabiliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İçimizdeki her duygu, birlik, beraberlik ve duygudaşlık ruhu sayesinde olgunlaşır. Bu da bizi ılımlı bir  kişilik vasfı taşıyan vefa yoluna götürecektir. Zira her yol bize tecrübe edinmemizi göstermez, bizim  tecrübelerimiz yakınımızdaki insanlar tarafından sağlanmış oluyor. Çünkü her ılımlı tecrübeden  kazandığımız şey duygudaşlık istemidir. Empati duygusu bizim birbirimizi anlamak için en iyi yoldur.  Bu söylediklerimi vefalı dostlukla bağlantısını kurmak istediğimi ifade etmek istedim. Eğer sadece  dostluk varsa belki sadece tecrübe kazanırız, lakin vefa bunun içine girerse hem tecrübe hem de  duygudaşlık istem duygusu oluşur. Zira Nazım Hikmet dostluğu şu dizelerle ifade ederek bize derin  bir bağlılık neticesini veriyor: </span></p>
<p><b>Namuslu bir kitap gibi güler,  </b></p>
<p><b>Alnımızın terini silersin.</b></p>
<p><b>O gider, bu gider, şu gider, </b></p>
<p><b>Dostluk, sen yanı başımızda kalırsın. </b><span style="font-weight: 400;">(Ran, 2018) İşte vefalı dostluk her daim tüm ruhumuza  dinginlik verip bizleri derin bir tefekküre götürür. Burada bilimsel çalışmalarda da insan ilişkilerinin  olumlu yönde ilerleyebilmesi için insanların birbiriyle sağlıklı bir iletişim kullanarak sağlanacağını  belirtir.  </span></p>
<p><b><i>Aristotales Ve Cicero’nun Dost Ve Vefa Bilinci </i></b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aristoteles’e göre iyilik yapanlarla zaman geçirmek, kötülük yapanlarla zaman geçirmekten daha  güzeldir. Zira burada bir belirlenim vardır. İnsanın hoşuna giden ‘</span><i><span style="font-weight: 400;">anın keyfiyeti’ </span></i><span style="font-weight: 400;">değil, ‘</span><i><span style="font-weight: 400;">vicdanın  rahatlamasıdır.</span></i><span style="font-weight: 400;">’ O yüzden iyilik yapanlar vicdanını rahatlatır ve iyilik yönünden de bir yayılma söz  konusu olacaktır. Bir model ortaya çıkmaktadır. Bu modele bakanlar eğer iyiliği sevenler yani erdemli  kişiliğe eğilimli bireyler ise bu modelden kendinden iyi olanı görecektir. Dolayısıyla bu yayılma başka  insanlarla zaman geçirmekle faydayı daha da etkin kılmaktadır.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dost varlığıyla, sözleriyle teselli etmektedir. Onun varlığı bir tesellidir. Dost olan acı çekse de bu  acıyı dostunun çekmesini asla istemez. Buradan çıkaracağımız şey, dost olan kişi her zaman bir yararı faydayı teşkil eder. Ne ki yaşadığı insanla eşi olsun, arkadaşı olsun veya ailesi olsun fak etmez bir  menfaatten çok ona bir iyilik, hakikat yolu olmak ister. Dostluk her iyi anlamda bir yarar yolunu açar.  Erdemli kişi kendine nasıl yarar sağlıyorsa dostuna da hiç usanmadan öyle davranır. Nitekim Cicero  ise dostluk ilişkileri ancak iyilerin elinde ilerleyebildiğini savunur. Ona göre dost olan, dostuna  kendisinde daha fazla yarar sağlar. Zira kendini sevmiyorsa dahi dostunu sever ve onun hakkında hep  iyi düşünmekten geri kalmayarak onun için kendisinden fazlasını menfaatini düşünmeden yerine  getirir. Bu konuda Aristoteles de erdemden bahsederek Cicero’dan geri kaldığını görmüyoruz. Evet,  Aristoteles yaşamaya yeterli dost edinmeyi tasdik eder. Ona göre fazlalık, karışıklığı ortaya çıkarır.  Nitekim bu karışıklık çelişkileri ortaya çıkarmaktadır. Çelişkilerin olması ise dostluk ilişkilerini  zedeler. Çünkü birine iyi görünmekle ve diğerine kötü görünmek ona göre zordur. Birine mutluluğu  vermek, diğerine acıyı vermek çelişkilidir. Bu yüzden gereğinden fazlası değil, yaşamaya yeterli  kişilerle dost olunabilir. Aynı anda hem iyi hem de kötü görünmek dostluğu ifade etmez. Ona göre çok  dostu olanlar yani herkese yakın davrananlar hiç kimseyle dost olamazlar. Aristoteles bunları koltukçu  olarak adlandırmaktadır. Yani herkesin karakterine göre bir role-karaktere girmek etik dışıdır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Söz ve fikir birliği yapanlar dost olabilirler mi? Aristoteles’e göre evet eğer bunlar var olmakla  kendilerini iyi olarak duyumsuyorlarsa bunlar dost olanlardır. Dostun varlığı iyi olarak  duyumsanmalıdır. Bunun dışında dost olamazdır. Cicero’da ise dostluğun önemi büyüktür. Nitekim  ona göre dostluk olmazsa iyi bir yaşamın da tadı yoktur. Mutlu olabilmek, mutluluğunu, yaşayışını ve  fikirlerini paylaşabileceğin biri ya da birileri elbette olmalıdır. Aksi halde yaşam zordur ve tek başına  geçirmek olanaksızdır. Erdemli olan kendisini tanır ve sever. Böyle olması ile başkasına nasıl dost  olmayı ve nasıl yarar sağlayacağını da bilir. Erdemli kişiler dostundan ne rezilce bir şey ister ne de  kendisi rezilce bir eylemde bulunur. Bu inayetle erdemli insanların iyi niyetinin olduğunu bariz  açıklamaktadır. Nitekim Aristoteles dost olmayanları ve hazza yönelik olanları bir gitarcı örneği ile  vermiştir. Pekâlâ, burada Aristoteles’in söz edeceği şey şudur: Bir gitarcıya herhangi biri kalkıp gitarı  ne kadar güzel çalarsan ben de karşılığında sana o kadar ücret ödeyeceğim derse o gitarcı onun  hazzına göre çalar, kendisi de para karşılığında gitara bağlı olan yeteneğini ortaya çıkarır. Burada  karşılıklı bir belirlenim vardır. Yani gitarcı bir çıkar karşılığında gitarı çalar ve o adam da aldığı hazza  karşılık ücretini ödeyecektir. Oysa Aristoteles’in istediği erdeme yönelik dostluk böyle değildir.  Çünkü erdemli insanlar birbirlerine olan yardımlaşma konusunda karşılık dâhilinde herhangi bir kural  belirlemezler. Aristoteles’e göre dost olanlar yardımlaşma konusunda herhangi bir kural belirlemez. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Zira onun dostluğu erdem üzerinedir. Böylelikle burada karşı tarafın dostundan yardım beklememesi  kendiliğinden bir iyi eylemde bulunma vardır ve kendisi bunu belirler. Cicero’nun da kastettiği  dostluktaki uyum tam da buna benzerdir. Bunu şu şekilde belirlemek lazım: Onun uyumu birbirini  anlamaktan, birbirine olan hoş sevgiden ve iyi niyetten çıkarabiliriz. Çünkü Cicero’ya göre doğanın  birbirine uyumu dostluğu ifade eder ve uyum dediğimiz zaman birbirine karşılık gelen, birbirine iyi  gelen ve birbirine hoş gelen sadık bir beraberliği nitelendirir. Dolayısıyla dostluğun ruhu doğayla  bütünseldir. Aristoteles’e göre dostluk birbirine karşılık gelen birbirinin aynısıdır. Bunlar birbirine  benzer bir karşılık alır ve iyi kişilerde birbirleri için çok hoş olan bir beraberliği ortaya çıkarır. Burada  Aristoteles’in de ifade ettiği gibi iyi bağlamda bir haz ortaya çıkar ve bu haz kalıcı olursa dostluk da  kalıcı olur. Birbirine âşık olanın aralarında da aynen bu şekilde bir bağlılık ortaya çıkar. Ne ki  Cicero’nun dostluktaki uyumu da aynen bunu ifade etmektedir. Çünkü ona göre uyum bir bağlılık ve  birbirine alışma sürecidir. </span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/dostluk-ve-vefanin-iliskiler-uzerindeki-olumlu-etkileri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sigmund Freud ve Alfred Adler: Uyku ve Rüyalar</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/sigmund-freud-ve-alfred-adler-uyku-ve-ruyalar/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sigmund-freud-ve-alfred-adler-uyku-ve-ruyalar</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/sigmund-freud-ve-alfred-adler-uyku-ve-ruyalar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mücahit Özcanan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 May 2025 08:06:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilinçaltı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=5983</guid>

					<description><![CDATA[İnsanoğlunun rüyalar ve uyku hakkında bilgileri sınırlı kalmıştır. Ancak Freud ve Adler bu konuda kapsamlı çalışmalar yapmıştır. Yapılan çalışmalar sonucunda Freud, insanların uyku esnasında gözdeki küçük hareketlerinin sebebi onların rüya gördüklerini göstermiştir. Yapılan bu çalışmalar sonucunda uykunun evrelerinin olduğu da kanıtlanmıştır. Ve rüyalar bu evrelerden olan REM aşamasında görüldüğü ispatlanmıştır. Rüyaların içeriği ya da özellikleri [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanoğlunun <b>rüyalar</b> ve <b>uyku</b> hakkında bilgileri sınırlı kalmıştır. Ancak Freud ve Adler bu konuda kapsamlı çalışmalar yapmıştır. Yapılan çalışmalar sonucunda Freud, insanların <b>uyku</b> esnasında gözdeki küçük hareketlerinin sebebi onların <b>rüya</b> gördüklerini göstermiştir. Yapılan bu çalışmalar sonucunda <b>uyku</b>nun evrelerinin olduğu da kanıtlanmıştır. Ve <b>rüyalar</b> bu evrelerden olan REM aşamasında görüldüğü ispatlanmıştır. <b>Rüyalar</b>ın içeriği ya da özellikleri de bu aşamada belirginleşiyor. Bu <b>rüyalar</b>ın farklılık gösterdiği de ortaya çıkmıştır. Bunlar daha uzun süreli, daha canlı, tuhaf ve daha destansı şeklinde kategorize edilmiştir.</p>
<h2><b>Uyku Çeşitleri: NREM-N2-REM</b><b></b></h2>
<p>NREM <b>uyku</b>su esnasında <b>rüyalar</b> daha gerçektir. Bu <b>rüya</b> döneminde motor bellek mevcuttur. Burada yine de bunların hepsi REM <b>uyku</b> sürecindedir. Beynin bilme süreci aşamasında hafızadaki belirgin özellikler sayesinde <b>rüyalar</b> görülüyor. Nörobilişsel bilimle beraber bu alanda çalışmalar daha sık yapılmıştır. Yapılan çalışmalarda <b>rüya</b> kişinin yaşadığı deneyimleri ile ilgilidir. Kişinin günlük yaşamda tecrübe ettikleri ve etkilendikleriyle içindeki duygu durumu ile hafızaya kaydedilen anılarla bağlantılıdır. NREM ve REM evreleri arasında <b>rüyalar</b>ın kaydedilmesi bilimsel açıdan önemlidir. Araştırmalar bu vesile ile <b>rüyalar</b>da <b>uyku</b>dan uyanma ve <b>uyku</b>nun derinine inme arası bir prosedür yapılıyor ve <b>rüyalar</b> kaydediliyor. Bu açıdan deneyler yapılmıştır. Deneye tabi tutulan denekler arasında REM veya NREM (N2) <b>uyku</b> evresinde denekler uyandırılmıştır. Ve bu denekler de <b>rüya</b>sını tanımlayabilmiştir. Burada <b>rüya</b>yı deneyimleyenin <b>rüya</b>sını ne kadar hatırladığı ve <b>rüya</b>sının ne kadar gerçek olduğunu veya gerçekliğini izah etmesi konusundaki çalışmalar daha çok geliştirilmek için önemlidir. <b>Uyku</b> ve <b>rüya</b> ile ilgili deneyler bu yüzden araştırmalar için sık sık tekrar edilmiştir.</p>
<p>“<b>Rüyalar</b>ımız bizim <b>bilinçaltı</b>mıza girer. Ve bunlar karmaşık birer tecrübelerdir.”</p>
<h2><b>Uykuda Bilinçaltı Süreci ve Rüyalara Etkisi</b><b></b></h2>
<p>Freud’a göre zamanımızın çoğu <b>uyku</b>da geçiyor. Günlük hayatımızda yaşadığımız tecrübeler de <b>bilinçaltı</b> yolu ile <b>rüyalar</b>la oluşmaktadır. Yine buna göre <b>rüyalar</b> bizi gerçek dünyada var olan bazı duygularımızdan uzaklaştırmaktadır. Bu <b>rüyalar</b>ın temelinde yaşantılarımızın izleri mevcuttur. Bazı <b>rüyalar</b>ımızı da hatırlayamıyoruz. Freud’a göre burada <b>rüyalar</b>ın bağımsız bir yönü ortaya çıktığını gösteriyor. Ve yine Freud’a göre çocukluk yaşantılarımızın <b>rüyalar</b> üzerinde etkisi fazladır. <b>Bilinçaltı</b>mız daha çok çocukluk yaşantıları üzerinde etkilidir ve çocukluğa dair yaşantılarla <b>rüyalar</b> üzerindeki etkisi daha baskındır.</p>
<h2><b>Freud&#8217;a Göre Rüyaların Uyarılma Aşamaları</b><b></b></h2>
<p>Freud’a göre <b>rüya</b>, <b>uyku</b> aşamasında bireyi tedirgin eden şeylere karşı bir tepkidir. <b>Rüyalar</b> Freud’un da ifade ettiği gibi bazen belirsizdir. Belli başlı <b>rüyalar</b>ın uyarılma aşamaları vardır. Bunlar dış uyarılma, iç uyarılma, içer uyaranlar ve son olarak saf ruhsal uyarılmadır. Açlık, ağrı, susuzluk ve idrar kesesinin dolması gibi bazı etmenler <b>uyku</b> esnasında <b>rüya</b> içeriğinin şekillenmesine sebep olmaktadır. Yaşanan duygu ve düşüncelerin gece <b>rüyalar</b>ın görülmesi konusunda etmendir. Genel olarak Freud’a göre <b>rüyalar</b>, günlük yaşamda bastırdığımız duygu ve düşüncelerin ahlaki boyutta sınırlandırmamızla ve bu şekilde kontrol altında tutmamızla bastırılması sonucunda da görülür. Gördüğümüz düşler, bir dileğimizin gerçekleşmesi gibi veya bir isteğimizin var olması gibi oluşmaktadır. Bir şeylerin bastırılması sonradan gecede gördüğümüz <b>rüyalar</b>la telepati edilmesi Freud için anlamlı gelmektedir. Freud’a göre çok susayan bir insan <b>rüya</b>sında su içtiğini görebilir. Her görülen <b>rüya</b>nın içeriği belirgin veya açık değildir. Ve birey bunu gündüz hatırlamayabilir. Freud’a göre <b>rüyalar</b> birer çarpıtma da olabilir. Yani ona göre <b>rüyalar</b> bir nevi bilinçle bir şekilde sansürlenmesi demektir. <b>Rüyalar</b> çarpıtma yoluyla <b>bilinçaltı</b>yla sansürlenmektedir.</p>
<p>Freud’a göre <b>rüyalar</b> bastırılmış isteklerdir. Örneğin birey cinsel arzuları bastırıldığında <b>rüya</b>sında bununla ilgili <b>bilinçaltı</b>ndaki eğilimlerle bu bastırılmış istekler görülebiliyor. <b>Rüyalar</b>ın araştırılması sonucunda belli bir mantık ve bu mantığın sonucunda bir niyet ortaya çıkar. Bu bize anlamlı bir motivasyon sunar.</p>
<p><b>Karl Gustav Jung VE Amplifikasyon</b><b></b></p>
<p>Jung’a göre <b>rüya</b>nın yorumu bizzat <b>rüya</b>nın içindedir. <b>Rüya</b>nın anlamlandırılması <b>rüya</b>nın kendisinde olan o bir tarafının karanlık yönünü aydınlatmaktır. Jung’a göre bu yönteme amplifikasyon denilir. Jung’a göre sembol yalnızca bir işaret değildir; orada bir şeyi ifade eder, sembolik karaktere sahiptir. Jung’a göre <b>rüyalar</b> karanlık ve gizemli anılar taşımaktadır.</p>
<p>Bazı insanların <b>rüyalar</b>ı karakterinden fazlasını taşır. Bu <b>rüyalar</b> canlı, şaşırtıcı, anlaşılmaz imgeler taşır. Bunları kişiye göre ve kişilik özelliklerine göre anlamak güçtür. Bunları anlayabilmek için de bazen tarihsel ve mitolojik benzerliklere bakılarak bunlardan araştırmalar yapılmalıdır. Bazı <b>rüyalar</b> yinelenebilir. Buna göre <b>rüyalar</b>ın birbirini tamamlaması konusunda orada bir anlam ortaya çıkar ve <b>rüyalar</b>ın içinde tamamlayıcı bir rol vardır. Bazı insanların kişiliği gizlidir ve <b>rüyalar</b> bu kişiliğin gizli yönlerini veya çelişkilerini ortaya çıkarır.</p>
<p>Tehlikeler konusunda da insanlar <b>rüyalar</b> görebilir. Dağcı biri <b>rüya</b>sında uçurumdan düştüğünü görebilir. Bunlar kişiyi düşündürüyor. Jung’a göre <b>rüya</b>yı gören kişi <b>rüya</b> yorumcusundan ziyade <b>rüya</b>yı kendisinin anlaması daha önemlidir. Bu sağlıklı bir bilinç alıştırması yapmaktadır. Birey her ne olursa olsun cesurca düşünmeli ve böylelikle zihnini üstesinden gelinebilmeye alıştırmalıdır.</p>
<h2><b>Adler&#8217;de Rüya Ne Demek?</b><b></b></h2>
<p>Adler’e göre insanın aklının evrensel yönünü etkileyen <b>rüyalar</b> doğuştan gelen güçlerimizle ilgilidir. <b>Rüyalar</b> hakkında bir durumu anlamak zor gelebilir. Ona göre akıl yaratıcıdır ve <b>rüyalar</b> yaratıcı etkinliği gösterir. Geçmiş <b>rüyalar</b>ı anlama konusunda bizim için önemli bir değer taşımaktadır. Buna göre <b>rüyalar</b> nasıl bir amaç taşımaktadır o önemlidir. Hatta <b>rüyalar</b> ataların veya Tanrı&#8217;nın akıl üzerinde bir denetimin olduğunu söylemişlerdir.</p>
<p>Adler’e göre insanların bazı sorunları vardır. Ve <b>rüyalar</b> bu sorunlara rehberlik eder. Adler’e göre iki <b>rüya</b> yorumu vardır; bir tanesi Freud’çu ruh çözümlemesi ekolü ve diğeri ise bireysel ruh bilimi ekolüdür. Adler’e göre önemli olan bireysel ruh bilimcilerdedir.</p>
<p>Adler <b>rüyalar</b> konusunda bilimsel alandaki çalışmalarını geliştirerek hastalarında psikanaliz tekniğini uygulamıştır. Bu teknikten sonra Adler’e göre hastaların gördükleri <b>rüyalar</b> da önemlidir. Örneğin hastaların çocukluk anıları <b>rüyalar</b>la bağlantısı konusunda önemlidir. Ve hastayı tam anlamıyla anlamak için hastanın <b>rüyalar</b>ıyla ilişkisini ve <b>rüyalar</b>ın anlamı üzerinde durmuştur. Ayrıca Adler’e göre <b>rüyalar</b> hiçbir zaman gerçek hayatın yaşanılan hayatla bağımsız olduğu söylenemez.</p>
<h2><b>Rüyalar Konusunda İki Bağımsız Görüş</b><b></b></h2>
<p><b>Rüyalar</b> hakkında Adler ve Freud iki bağımsız görüş söylemiştir. Adler <b>rüyalar</b>ı kişinin geleceği ile ilişkilendirmiştir. Freud tam aksine kişinin geçmişi ile ilişkilendirmiştir. Freud <b>rüyalar</b>ı çocukların isteklerinin doyuma kavuşturulması olarak değerlendirir ve Adler’e göre Freud bu bakımdan <b>rüyalar</b>a bakmıştır. Adler bu görüşte değildir. Ona göre düşünce, <b>bilinçaltı</b>ndan bilince gider ve buna göre cinsel doyum gibi istekler <b>rüyalar</b> konusunda bir değer taşımaz. Burada bir etki yoktur.</p>
<p><b>Rüya</b> konusunda yapılan deneyler sonucunda bireyin bir gecede engellenen <b>rüyalar</b>ı bir başka gecede bu <b>rüya</b>yı görmesi ile telafi edilmesi gözlemlenmiştir. Bireyin <b>rüya</b> görmesi engellendiğinde ciddi ruhsal bozukluklar ortaya çıktığı da gözlemlenmiştir.</p>
<h2><b>Modern Dönemde Rüyalar Hakkında Çalışmalar</b><b></b></h2>
<p>Modern dönemde artık <b>rüya</b>nın görülüp görülmediği tespit edilmekte olup bunların davranışlarını da bu şekilde incelemeye alınması söz konusu olmuştur. Pans Berger, beyin hücrelerinden milyonlarcasını tespit edip ve bunlardan elektrik akımlarının etkisini incelemektedir. Bir insanın beyninin alfa şeklinde bir ritim ile bu dalgalanmalar araştırılmaktadır. Bu ritmik dalgalanmalar 8-13 saniye şeklinde yayılım göstermektedir. Derin <b>uyku</b>muzda yavaşlayan dalgalanmalar veya frekanslar 1/2 ile 2 arasında oluşmaktadır. Bu dalgalanmalara da delta ritmi denmektedir. Delta ritminden sonra alfa dalgalanmalar başladığında bundan sonra bireyin <b>rüya</b> gördüğü anlaşılmıştır. Her birey gecede 90 dakikada 1 olmak üzere <b>rüya</b> görür. Bu aşamada <b>rüya</b>nın ilk devresi 9 dakikadır. Daha sonra 28 dakikaya kadar çıkmaktadır. 8 saat uyuyan bir birey ki bu derin (REM) bir <b>uyku</b>ysa bu <b>uyku</b>da 1,5 saatinde <b>rüya</b> görür. Bunun yanı sıra bebekler de <b>rüya</b> görür ve bebeklerin birkaç aylıkken <b>rüya</b> gördüğü tespit edilmiştir.</p>
<p><b>Rüyaların ve Uykunun Farklı Bir Yorumu</b><b></b></p>
<p>Sadece insanlar değil, bu <b>rüya</b> görme sıklığı hayvanlarda da tespit edilmiştir. İbn-i-Haldun’a göre 5 duyu organından olan doğuştan gözleri görmeyen bir bireyin <b>rüya</b>sında göremediği bir şeyi görmesinin imkânı yoktur. Genel anlamda <b>uyku</b>muzu tanımlayan 5 <b>uyku</b> evresi vardır. Bu <b>uyku</b> evrelerinin ilk 4 tane evresinde hızlı göz hareketleri gözlenmez. Son evrede ise hızlı göz hareketi gözlemlenir. <b>Uyku</b>nun ilk 4 evresine NREM denilir. Son evresine ise REM <b>uyku</b>su deniliyor. İşte tam da burada <b>uyku</b> ile <b>rüya</b> arası bir bağlam ortaya çıkmaktadır. Çünkü <b>uyku</b>nun bu evresi derin <b>uyku</b>dur ve <b>rüya</b> görülür. Zihnimiz dış ve iç uyaranlarla uyandırılmakla <b>rüya</b> görülür. Kontrolümüz bedenimizde ve zihnimizde değildir, malzemenin yani <b>rüya</b>nın elindedir. Bir başka araştırmalara göre de <b>rüya</b> bireyin yoksulluk halini göstermektedir. <b>Uyku</b> halimizde zihnimiz dış dünyaya kapalı kalır. Ve bu şekilde <b>rüya</b> görülür.</p>
<p><b>KAYNAKÇA</b><b></b></p>
<ul>
<li><b>Uyku</b> Tıbbının Temelleri  <b>Uyku</b> ve <b>Rüyalar </b>Dr. Utku Oğan Akyıldız<br />
Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı, Aydın<br />
Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: XII, Sayı: 22 (2010/2), s. 21-47 <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li>BAZI PSİKANALİSTLERE GÖRE <b>RÜYA</b>NIN İNSAN HAYATINDAKİ ROLÜ<br />
Abdulvahit İMAMOĞLU <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li><b>RÜYA</b>NIN MAHİYETİ VE YORUMLANMASI Bünyamin AÇIKALIN<br />
Türk Psikoloji Yazıları, Aralık 2015 <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li><b>Rüyalar</b>ın Dili: Psikolojide <b>Rüya</b> Çalışmaları<br />
Esra Güven</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/sigmund-freud-ve-alfred-adler-uyku-ve-ruyalar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
