<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Mücahit ÖZCANAN &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/mucahitozcanan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 27 Jul 2026 10:26:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Mücahit ÖZCANAN &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>OYUNCULAR VE PİYONLAR</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/oyuncular-ve-piyonlar/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=oyuncular-ve-piyonlar</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/oyuncular-ve-piyonlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mücahit ÖZCANAN]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Jul 2026 10:27:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset Psikolojisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/oyuncular-ve-piyonlar/</guid>

					<description><![CDATA[Kimdir bu oyuncular? Gücü elinde bulunduran, gücü elinde tutmak için her türlü entrikaya başvuran, güçlü gibi görünen güya güçlü olanları da himayesi altına alanlar ve gerçekte güçlü insanlara da ihtiyacı olmayanlardır. Peki, oyuncular ne yapar? Düzeni kurarlar, ancak bu senin bildiğin bir düzen değildir. Bu, kendilerinin tasarladıkları ve oyunlarının içinde piyonları ana hedeflerinin içinde gösterip, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kimdir bu oyuncular? Gücü elinde bulunduran, gücü elinde tutmak için her türlü entrikaya başvuran, güçlü gibi görünen güya güçlü olanları da himayesi altına alanlar ve gerçekte güçlü insanlara da ihtiyacı olmayanlardır. Peki, oyuncular ne yapar? Düzeni kurarlar, ancak bu senin bildiğin bir düzen değildir. Bu, kendilerinin tasarladıkları ve oyunlarının içinde piyonları ana hedeflerinin içinde gösterip, ancak gerçek-mutlak prensipleri için ve kendi yaşam felsefeleri için bir oyunu tasarlayanlardır. Burada bu oyuncular için mutlak piyonlar lazımdır. Piyonlar olmazsa oyuncuların işleri hiçbir koşulda yerinde gitmeyecektir. Oyuncular katı bir demirden halka gibidir. Şimdi katı dememizin asıl anlamı şudur: Halka yuvarlaktır. Bunu dairesel bir çember şeklinde de düşünebiliriz ki piyonlar her zaman çemberin, halkanın veya dairenin içindedir. Çünkü oyuncular birer sert bir demirden halkanın, dairesel çemberin kendisidir. Oyuncular, piyonları kendi merkezinde tutmuştur ve her birine de birbirinden uzak mesafeler, özgürlükler, imkânlar vermiştir. Her bir piyonun bir bacağı o dairenin, demirden halkanın bir yerinde bağlıdır. Oysa piyonlar kendilerini özgür sanmaktadır. Bir diğer bacağıyla bu piyonlar yürüdüklerini sanıyor; kendi hedeflerine ulaştıklarını ya da ulaşacaklarını düşünüyor. Oysa durum bundan da vahimdir, çünkü piyonlara belli bir sorumluluk verdikten sonra onların güven hissini güçlendiriyorlar. Peki, bunu nasıl yapıyorlar? Oyuncular, piyonlarına akıl oyunu kuruyor.</p>
<h3>Oyuncuların Piyonlara Verdikleri Güven Hissi</h3>
<p>Oyuncular, piyonlara güvenin ne demek olduğunu ve nasıl eyleme dönüştürebileceklerini öğretiyor. Peki, bunu nasıl veriyorlar? Piyonlarına en değerli diye gösterdikleri bir şeylerini emanet ederler, onları farklı makamlara getirirler ya da onlara başarabilecekleri bir ana hedef, amaç belirliyor. Bu bir tasarıdır. Oyuncular tasarlayandır. Bir tasarı felsefesi üzerine yaşamlarını kurarlar; acımaları yok, tavizleri yok ve sahte olarak gösterdikleri duygusal tutumları ya da insancıl yönleri yoktur. Bu tutumların birazını dahi gösterdiklerinde piyonlar bunlara kanar ve piyonlar bunlara her istediklerini vermeye başlar. İşte piyonlar bu oyuncuların yaşamlarının konforu için doğmuştur. Hâlbuki kaderleri böyle değildir, ancak yine de piyonlar bunu böyle sanıyor.</p>
<h3>Oyuncuların Piyonlarına İhtiyacı Var mıdır?</h3>
<p>Oyuncuların duyguları yalnızca işlerine geldikleri gibi oluşmaktadır. Bu diplomaside de ve ekonomik iş çevirmelerinde de böyledir. Bu yüzden oyuncular, piyonlarına ihtiyaç duyar gibi davranır ve oyunu buna müteakip tasarlar. Öyle ki piyonların bu oyunculara karşı duygusal bağı başlar ve neredeyse onlar için üzülürler. Bu bir oyuncu için oldukça zekice bir taktikten sadece bir tanesidir. Oyuncuların, kendilerini piyonlarının gözünde güçsüz göstermeleri ancak bir ehemmiyettir. Kendilerini başka nereden ve nasıl bir tarzda acındırabilirler ki? Oyuncular bu tür klasik ancak zekice taktikleri uyguladıkları sürece daimî piyon kazanırlar ve oyuncuların piyonları hiçbir zaman da eksik olmayacaktır. Zira piyonları satın almak, onları kendi işleri dahilinde kullanmak ve onları kendilerinden daha bir ustaca göstermek ve dahi onlara bu tür becerikli, yetenekli, kendilerine güvenen bireyler olduklarını onlara inandırmak oyuncuların başka tür bir tasarısıdır.</p>
<h3>Oyuncuların Piyonlarına Karşı Oyunu Nasıl Tasarlar?</h3>
<p>Oyuncular için oyun bir bütün olmalıdır ve oyunun eksik olması sonucunda kendilerinin aleyhinde gelişeceğinden emindirler. Oyuncular, piyonları için tüm bu tür tutumları sergilediğinde piyonlarının onlara inanmasını sağlarlar. Bu oyuncular ile piyonlar arasındaki bir tür güven teminatıdır. Tasarının gerçek parçalarını ta ki bir bütün oluşturana kadar böyle aşamalı devam ettirirler. Oyuncular bu tür tutumları sergilediğinde onlara iyilik yaptıklarını düşünürüz. Bütün sorumluluklarını tüm piyonlarının üstüne attıklarında her bir piyonun kendisine verilmiş bu tür sorumluluğu karşısında az da olsa kendileriyle gurur duyacağı bir sorumluluğu yerine getirdiklerini düşünürler. Böylece oyuncularına karşı yaptıkları tüm sorumluluklarının aslında boş bir hizmet olduğunu hiç mi hiç akıllarına getirmez. Oyuncular, piyonlarına iş yükünden, dertlerinden, acılarından, sorumsuzluklarının bedellerinden başka bir şey vermediklerini ve veremeyeceklerini piyonlar hiç mi hiç anlamayacak ya da anlamak istemeyecektir.</p>
<h3>Gereksiz Bir Hizmetin Karşısında Piyonun Piyon Olarak Kalması</h3>
<p>Oyuncuların sevgiye, aşka, korunmaya ya da zavallı piyonlar gibi anlaşılmaya ihtiyacı yoktur. Zira oyuncular, piyonlarına bunlara ihtiyacının olduğunu ısrarla göstermeye çalışırlar. Burada bir duygu sömürüsünü aktive ederler ve piyonlarının tüm akıllarından ve de kalplerinden geçene odaklanır. Evet, tüm ihtiyaçlarını piyonlarından karşılayan oyuncuların sizi ele geçirmek uğruna neleri muhakeme edeceklerini bir düşünelim. Evet, şimdi hangi birine sorsak ki sen oyuncu mu olmak istersin yoksa piyon mu, doğrusu o hemen ikisi de aynıdır diyecektir. Eğer böyle düşünen varsa ki o halde o piyon, oyuncuları huzurunda daimî piyon kalmaya devam edecektir. O piyon gereksiz bir hizmetin içinde olduğunu, anlamsız bir gayretin içinde bulunduğunun farkında değildir. Yahut da o kendi ruhunun yansımasından, zihninin başkalarının itaati altında olması dâhilinde daha üretken olmadığının ve gücünün de sırf salt kendisinden başka birilerinin verdiği etkiden, sorumluluktan, hizmetten ya da iltifattan dolayı çıkmadığının bilincinde değildir. Çünkü güç de tıpkı ruh gibi mutlak kişiye aittir. Zira aklın da kendi karakterine müteakip üretken olması ve üretken olması dahilinde de kendine imkân, koşul bulması yine kendisinin karakterinin, seçimlerinin ve dahi itaati altında bulunduğu oyuncuların tasarısına karşı çıkmanın kendisine verdiği özgüvene bağlıdır.</p>
<h3>Bir Piyonun Tutumu Nasıl Olmalıdır?</h3>
<p>Bir piyonun içinde en başta merhamet vardır. Ondan talep edileni geri çevirmek onların aklından geçse dahi yine de bunu yapmaya gönülleri rıza göstermiyor. Bir piyonun içinde kötü, karanlık ve hatta kapkaranlık bir kalp yoktur. Olsa bile telafi etmeye çaba gösterir. Çünkü bu saydıklarımızın hepsi bir oyuncunun kalbinde, karakterinde ve hatta huyunda mevcuttur. Kalp üretir, karakter de kalpte bulunanı geliştirir ve bunlar da huyda sürekli yapılan edinilen bir eylem haline gelmektedir. Evet, demek ki bir piyon küçük şeyleri hesap edemeyeceği sürece oyuncunun kendisine sevgi, aşk, güven, dostluk, sadakat, özgüven ve iyi niyet arz eden sorumluluk gibi tutumları bir -iyi niyet- olarak görecektir. Kendisine verilen sorumlulukta bir şeyleri başardığına ya da başarabileceğine inanmasına sebep olmaktadır. Oysa bu ne bir başarıdır ve ne de bir özgüven hissidir. Bu bir kabullenme bile değildir. Çünkü piyon başkalarının kabullenmeleriyle yaşamaktadır. Oysa kendi kabullenmelerini ertelemeye alışmıştır. Daha da kötüsü oyuncularının takdirlerine, onaylamalarına göre karakterini şekillendirmektedir ve hayatlarını bu uydurma hislerle yönlendirmektedir.</p>
<h3>Piyonlar Oyuncular için Birer Kukladır!</h3>
<p>Oyuncular, piyonlarının gerçek cesaretini, aşkını, inancını, masumiyetini ve dahi tüm özgüvenlerini çalar. Oyuncuların imrendikleri ne varsa piyonlarından eksiltir ve onlardan çalar, eksiltir ve zamanla çok şefkatle davranıp piyonlarının tüm aile bağlarını ve manevi hislerini de ele geçirir. Piyonlar birer kukladır; ellerini, bacaklarını ve tüm uzuvlarını oyuncularının eline fark etmeden teslim eder. Piyonlar bazı zamanlar bundan hoşnut kalır ve bunu yaptıklarını düşündüklerinde az zamanda çok şey başardıklarına inanır. Oysa tüm zamanlarını başkalarının boyunduruğu altında geçirmekle bitirir. Piyonlar karşı çıkamadığı sürece o oyuncuların tasarısından parçalar eksilmeyecektir. Eksilmediği sürece de oyun, oyuncuların elinde sürekli güncelleyecektir. Piyonlar bütünü farklı algılar; eksik algıladıkları gibi oyuncuların elindeki kötülüğü de basit algılar. Piyonlar, oyuncuların kendilerine güvendiğini sanır. Piyonlar burada sadece zavallıdır. Masum olsalar dahi yine de zavallı olduklarını ısrarla kabullenebiliriz. Oyuncular tarafından tebrik edilseler, ödüllendirilseler ve dahi korunsalar dahi yine de kendi bağımsızlıklarını, kendi iradesini ve kendi özgüven farkındalığının verdiği sorumluluklarını yerine getiremedikleri için zavallıdır. Ne yaparlarsa yapsınlar yine de sırf salt kendileri için değil, kendi yaşam felsefesini bir kenara itip başkalarının oyunlarının tasarısına hizmet ettikleri için zavallıdır. Oyuncular bunu fark eder ve kendi esirleriyle çalışmaya devam ederler. Çünkü zamanla bu piyonlar, bu oyuncular gibi aralarından cılız olanlarından sıyrılıp, içlerinden oyuncuları gibi bir karakter bürümeye başlar. İşte oyuncular bunları kendi dostlarıymış gibi onunla maddi değer veya manevi değer yönünden gayri safi çalışmaya başlar. Çünkü oyuncular kendileri gibi birileriyle akıl danışır ve iş güzergâhı yapar. Bu ise bambaşka bir aşamadır. Çünkü oyuncular ancak kendileri gibi oyuncu olanlarla layık bulduğu işi yapmaya başlar; gururları zedelenmesin diye kendilerine denk gelecek olanlarla dostluk kurar. Tabii bu dostluk da menfaati olduğu sürece devam edecektir. Oyuncuların yine de dostları ve düşmanları kendileri gibi oyuncu olanlardır. Ve oyuncuların hepsi piyonları sayesinde kazanır. Kendileri gibi oyuncu olanlar sayesinde değil. Ve eğer dünyada yoksulluk bitseydi, oyunculara itaat eden pek az piyon bulunurdu. Çünkü piyonlar zorda kaldıkları için kötülüğün bir ürünü olur. Ve kötülük ise oyunculara verilen hizmetin, itaatin ve cebri de olsa bu boyunduruğun sonucunda çıkmaktadır. Her insan oyuncu olarak çıkmadığı gibi her insanın da bir piyon olarak çıkmadığından hepimiz eminizdir. Devletler oyunculara rehberlik etmez; ancak mütemadiyen en büyük fırsatları ellerine verdiklerinden demek oluyor ki onlara verdiği en büyük imkânlardan sonuç çıkarabiliriz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/oyuncular-ve-piyonlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ZAMANIMI NASIL YÖNETEBİLİRİM?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/zamanimi-nasil-yonetebilirim/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=zamanimi-nasil-yonetebilirim</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/zamanimi-nasil-yonetebilirim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mücahit ÖZCANAN]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Jun 2026 09:07:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gelişim Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[GAYRET]]></category>
		<category><![CDATA[ISRAR]]></category>
		<category><![CDATA[KONROL]]></category>
		<category><![CDATA[YÖNETİM]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/zamanimi-nasil-yonetebilirim/</guid>

					<description><![CDATA[Zaman yönetimi ile ilgili sorunların kaynağını anlamak istiyorsak, bunun çoğunlukla planlama eksikliğinden kaynaklandığını söyleyebiliriz. Örneğin, &#8220;Kısıtlı zamanım var&#8221; demek yerine &#8220;Yapacaklarım için bir planım yok&#8221; şeklinde düşünmek daha anlamlı değil mi? Bu şekilde asıl sorunu daha net görebiliriz. Peki, bu sorunun cevabı bizi nereye götürecek? Bunu somut bir örnekle açıklayalım: Bir adam düşünelim, geceden ertesi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Zaman yönetimi</strong> ile ilgili sorunların kaynağını anlamak istiyorsak, bunun çoğunlukla planlama eksikliğinden kaynaklandığını söyleyebiliriz. Örneğin, &#8220;Kısıtlı zamanım var&#8221; demek yerine &#8220;Yapacaklarım için bir planım yok&#8221; şeklinde düşünmek daha anlamlı değil mi? Bu şekilde asıl sorunu daha net görebiliriz. Peki, bu sorunun cevabı bizi nereye götürecek? Bunu somut bir örnekle açıklayalım: Bir adam düşünelim, geceden ertesi gün için bir plan yapıyor. Planı şöyle: Sabah ilk iş olarak dışarıda birikmiş odunları kesip istifleyecek, ardından öğle yemeğini yiyecek ve yemekten sonra bahçedeki otları ayıklayıp mahsulleri kasalara dolduracak. İkindiye doğru bir çay veya kahve molası verecek ve kalan zamanında hayvanını otlatmaya geçirecek. Adamın gündüz için yaptığı plan bu şekilde. Geri kalan işler doğaçlama olarak gelişecektir. Çünkü temel olarak yapması gerekenleri planlamıştır ve buna uygun bir şekilde gününü geçirecektir. Şimdi düşünelim, planda eksik olan nedir? Zaman yönetimi ile ilgili ilk olarak yarın veya gelecekteki günler için plan yapmak önemlidir. Ayrıca, en önemli işleri listeleyip hangilerinin önce yapılacağını belirlemek de etkili bir zaman yönetimidir. Yukarıdaki örnekte, adamın yaptığı plan doğrudur ama eksiktir; çünkü öncelikli yapılması gereken işleri sıralamamıştır. İyi bir zaman yönetimi, neyi, neden ve ne zaman yapacağınızın kesinliğini içerir.</p>
<p><strong>Zaman yönetimi</strong> ile ilgili en etkili plan şablonu, &#8220;Yapacağım işler&#8221; ve &#8220;Öncelikle yapacağım işlerin sıralanışı&#8221; şeklinde oluşturulmalıdır. Bu, zaman yönetimi ile ilgili en temel ve pratik planı sunar. Diğer işler doğaçlama olarak çıkabilir ve bu durum olumsuz bir etki yaratmaz. Akşamdan sonraki işler doğaçlama yapılabilir. Ya da tam tersi, gündüz yapılacak işler akşamdan planlanabilir. Sonuç olarak, istediğimiz şey &#8220;önemli olmayan işlerin ertelenmesi&#8221; ve &#8220;önemli olan işlerin ise ertelenmemesi&#8221;dir. Bu sayede, tüm önemli işler birikmeden zamanımızı kontrol edebiliriz. Böylece zamanın yetersizliği ile ilgili şikayetlerimizi azaltabiliriz. Burada, zaman yönetimini somutlaştırarak örneklendirdik. Eğer o gün için planladığınız tüm işleri yapabiliyorsanız, kendinizde veya başkalarında bir suç arar mısınız? Plan yapamayan ve &#8220;zaman yetmiyor&#8221; gibi şikayetlerde bulunanlar, zamanını iyi hesap edemeyenlerdir. Bu kişilere zamanın önemini kavrayabilmeleri için şu soruları sormalarını öneriyoruz: Zaman nedir? Zaman kimin elinde? Zamanı kontrol etmenin yolu nedir? Boş zaman nedir? Kısıtlı zaman varsa bu problem nereden kaynaklanıyor? Zaman yetmiyorsa kimde suç vardır? Zamanın önemi nedir? Zamanı kontrol etmek için kendimizi mi yoksa zamanı mı kontrol etmeliyiz? Zaman neden önemlidir? Yapacağınız işlerin planları veya birikimleriniz için zaman ne kadar önemlidir? İşte bu sorular, zamanı yorumlama ve değerini bilme konusunda destek olacaktır. Bu, insanlara zaman yönetimi ve zamanın önemine dair anlamlı bir farkındalık kazandıracaktır.</p>
<p><strong>Zaman yönetimi</strong> ile ilgili farkındalık, hayatımızın her alanında önemlidir. İnsanlarla olan ticari ilişkilerimizde, iş hayatında, eğitimde ve kısacası yaşamımızın her alanında bu farkındalık bizi olumlu yönde ileri taşıyacaktır. Dolayısıyla, tüm insan ilişkilerimizde ve uğraşlarımızda farkındalık önemlidir. Hayatımızın her alanında insanlar zamana ihtiyaç duyar ve zamanı idare edebilme, zamanla yarışabilme veya zaman içinde planlı işlerini yürütebilme konusunda farkındalık en başta gelir. Bu kavram, yalnızca bir sözcük değil, aynı zamanda gerekçelendirilebilir, kanıtlanabilir ve analitik olarak içi &#8220;zaman yönetimi&#8221; ile doldurulabilir bir kavramdır. Şimdi bu &#8220;farkındalık&#8221; kavramını zaman yönetimi ile ilişkilendirelim.</p>
<p><strong>Eisenhower’in Karar Verme Matrisi</strong> ile ilgili bir örnek verelim. Bu matris, &#8220;Acil ve önemli olan&#8221; başlığı altında &#8220;yap, ama şimdi yap&#8221; uyarısını içerir. Diğer başlık olan &#8220;Acil ama önemli değil&#8221; altında ise &#8220;Bunu senin için biri yapabilir mi?&#8221; ifadesi yer alır. Tablonun diğer yarısında &#8220;Acil değil&#8221; başlığı altında &#8220;yapma, planla&#8221; ifadesi bulunur. Bu ana başlıkları oluşturduğumuzda, planlı bir zaman yönetimi tablosu ortaya çıkar. Eğer bir iş acilse hemen yapılmalı, ama acil değilse planlama yapılmalıdır. Bu, &#8220;farkındalık&#8221; kavramının analitiğini oluşturur. Eisenhower&#8217;in &#8220;Karar Verme Matrisi&#8221; bunu net bir şekilde açıklamaktadır.</p>
<p>&#8220;Keşke daha çok zamanım olsa&#8221; diyorsanız, yine Eisenhower&#8217;in &#8220;Karar Verme Matrisi&#8221;ne ihtiyaç duyacaksınız. Bu &#8220;farkındalık&#8221; kavramının altını akıl ile bağdaşır şekilde planlamalarınız ve yorumlarınız ile doldurursanız, hayatınızın her alanında zamana bağlı olumlu bir dinamiği elde edersiniz. Sonuç olarak, bir program oluşturmuş olursunuz.</p>
<p>Şimdi başka bir soru soralım: Zamanın farkında olmak mı yoksa kendinizin farkında olmak mı daha önceliklidir? Bu soru, bireylerin düşüncelerine, yaşam tarzlarına veya maddi koşullarına göre değişiklik gösterebilir. Ancak, bu farkındalığın bir plan olmadan hareket etmenin önüne geçtiğini belirtmeliyiz. &#8220;Farkında olmak&#8221; ile ilgili zaman yönetimi, hayatımızı planlı bir şekilde sürdürmenin temelini oluşturur. Yukarıdaki tabloyu hatırlarsak, bu tabloyu başka benzer durumlara da uygulamak mümkündür. Yeter ki zamanımızı yönetme alışkanlığını kazanalım ve bunu hayatımıza entegre edelim. Bunun planlı olması ve zamanın farkında olmamız koşuluyla değişiklik yapmamızda bir sorun çıkmayacaktır. Eğer aynı yolu izliyorsak, programlarımızın ve planlarımızın işleyişi de değişmeyecektir. Zaman yönetimi ile ilgili dinamiklik, potansiyel durum devam edecektir. Dolayısıyla, bize rehberlik edecek planlarımız somut olmalıdır.</p>
<p>Zaman yönetimi konusundaki direncimizin geçerli olabilmesi için gayret, disiplin, ısrar ve kontrol sahibi olmamız gerekir. Bu noktada &#8220;farkındalık&#8221; kavramı en üstte durmaktadır. Farkında olmak, önce kendimizde başlar ve kendimizin kontrol edebileceği bir gözlem, düşünce ve potansiyel ile süreklilik arz eder. Zaman yönetimi ile ilgili tabloyu oluşturabilmek için gayretli, disiplinli, ısrarcı ve kontrol eden olmamız gerekmektedir. Bu tablo, planlı olduğu sürece eylemlerimizde bir gerileme yaşanmayacaktır.</p>
<p>Tüm bu açıklamalardan sonra kendimize şu soruyu sorabiliriz: Bunları anladım, ama bunlar hayatımızın hangi aşamalarında önemlidir? Çünkü her ne olursa olsun, bizi farkındalığa götürecek bir soru sormamızın amacı zaman yönetimi ile ilgili gayretimizi, disiplinimizi, ısrarımızı ve kontrolümüzü gözden geçirmektir. Bu sorunun cevabı, hepimizin niteliğine, karakterine, planına ve yaşam koşullarının dinamiğine göre değişecektir. Bu da elbette hepimiz için son bir farkındalık demektir. Sizce de zaman yönetimi ile ilgili farkındalığın temeline inip yüzeyine çıkma vakti gelmedi mi? Zamanımızı yönetemiyor muyuz? Şimdi daha önce sorduğumuz bir başka soruyu tekrar soralım: Kendimizi mi kontrol etmeliyiz yoksa zaman yönetimi ile ilgili zamanımızı mı kontrol etmeliyiz? İkisi aynı anlama mı geliyor?</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/zamanimi-nasil-yonetebilirim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CARL GUSTAV JUNG: DERİN BİR HUZUR</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/carl-gustav-jung-derin-bir-huzur/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=carl-gustav-jung-derin-bir-huzur</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/carl-gustav-jung-derin-bir-huzur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mücahit ÖZCANAN]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 May 2026 22:40:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilişsel Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Bilinç]]></category>
		<category><![CDATA[HUZUR]]></category>
		<category><![CDATA[kabullenmek]]></category>
		<category><![CDATA[ÖFKE]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=34606</guid>

					<description><![CDATA[İç huzurun derinliklerine inmek için öncelikle kendine şu soruyu sormalısın: Gerçekten huzurlu olmak istiyor muyum? Bu soru, sana “huzurlu, hem de hep huzurlu olmak istiyorum” cevabını kendiliğinden verecektir. Ardından, kendine ikinci soruyu sormalısın: Peki, bu huzuru elde etmek için ne yapmalıyım ya da ne yapabilirim? Gerçekten şimdi sebeplere, nedenlere veya bunun için yapman ya da [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İç huzurun derinliklerine inmek için öncelikle kendine şu soruyu sormalısın: Gerçekten huzurlu olmak istiyor muyum? Bu soru, sana “huzurlu, hem de hep huzurlu olmak istiyorum” cevabını kendiliğinden verecektir. Ardından, kendine ikinci soruyu sormalısın: Peki, bu huzuru elde etmek için ne yapmalıyım ya da ne yapabilirim? Gerçekten şimdi sebeplere, nedenlere veya bunun için yapman ya da yapmaman gerekenlerin peşine düşmelisin. Sosyal hayatımızda ya gerçekten eylemsel olarak tutumlarımızı sergileriz ya da fikirsel-düşünsel tarzda tutumlarımızı aktarmaya çalışırız. Her iki durumda da, ister mecazi olsun ister olmasın, bir harekete götürmektedir. Ve sen her iki hareketinde de huzurlu olmanın peşine düşeceksin ya da huzurlu kalmak isteyeceksin.</p>
<p><strong>Yapmaktan Çok Yapmamanın Farkındalığı</strong></p>
<p>Peki, seni huzurdan edecek olan şeylerin neler olduğunu bilmek istemez misin? Belki de hep yanlış biliyormuşuz. Neleri yapmayı düşünmekten çok, neleri yapmamayı düşünmeyi bırakmışız. Eğer bunun peşine düşersen, huzuru nerede elde edeceğini bilebilirsin. Neleri yapmanın sonucunda ya da neleri yapmamanın sonucunda huzurlu mu yoksa huzursuz mu oldun? Bunu düşünebiliyor musun? -Neler yapabilirim- sorusu yerine -neler yapmayabilirim- sorusu, kendini tanıyabilmen için bir fırsat olabilir. Bu şekilde bir farkındalık sağlarsın. Yapmaktan çok yapmamayı bilmek konusunda kendini geliştirmen gerekiyor. Sonra baştaki soruları, gerçekteki nihai düşünsel amacının akabinde kullanmalısın. Eğer yeterince kendini buna verdiğini düşünüyorsan ama yine de huzurlu olamıyorsan, demek ki analizin eksik kalmıştır. Bu sefer -eksik kalan ve fazla olan nedir- diye bir soru sormalısın kendine. Bunun sıkıcı olduğunu düşünüyorsan, analitik düşünmenin ve buna göre fikirsel ve eylemsel olarak harekete geçmenin de problemli olacağının bilincinde olmalısın. Çünkü kontrol edici sen isen, kendini kontrol etmenin yanı sıra, sana karşı tavrı olan tüm eylemlerin, düşüncelerin veya insanların olumsuz tutumlarını kontrol etmelisin. Önce kendine soru sormayı başaramıyorsan, ne kendinden sana karşı olumsuzlukları ne de dışarıdan gelen olumsuz tutumları bertaraf edebilirsin. Burada yine en başta izah ettiğim gibi -huzur- kavramı kendinde gerçekleşmiş olmalıdır. Bu iş sende bitmelidir. Ve başka önemli bir soru da şudur: Huzuru gerçekten nelerin sonucunda kaybediyoruz ya da neden gittikçe daha fazla huzursuz oluyoruz? Burada ünlü psikolog Carl Gustav Jung devreye girecektir. Ona göre, sen inkâr ediyorsun. Duygularını bastırıyor ve saklıyorsun. Bunu sadece çevrendekilere değil, kendine bile yapıyorsun. Şimdi bunları yaparken, kendimizdeki o yönleri başkalarının üzerinde şekillendiriyoruz.</p>
<p><strong>Carl Gustav Jung: ‘Kopyala Yapıştır’ Formülü</strong></p>
<p>O bastırdığımız veya sakladığımız tutumları kendimizden çıkarıp başkalarının üzerinde şekillendiriyoruz. Bunu kısaca -kopyala, yapıştır- yapıyoruz. Şimdi asıl seni rahatsız eden başka önemli bir detay da budur. Kendinde gördüğünü başkalarına -kopyala, yapıştır- yapmandır. Kendindeki rahatsızlığı başkalarındaki sana karşı tutumlarına benzetiyorsun. Peki, bunun olumsuz bir tutum olduğunu düşünürsek, nasıl huzurlu olabilirsin? Bir de bunun farkında değilsindir. Kendinde çözemediğin ne varsa, başkalarından öncelikle sana yansıyacaktır. Çünkü içinde o büyüttüğün şeydir, etkisinin fazla olduğuna şahit olduğun şey. Çözemediğin her neyse ve o çözülmemişken büyümüş ve gelişmiş bir karışıklık olarak başkasının seninle olan iletişiminde ortaya çıkacaktır. En başta sorduğum soruların cevapları yine yaşadıklarında, içinde bastırdıklarında ve kendini çözemediklerinde ortaya çıkacaktır.</p>
<p><strong>İstikrarlı Bir Hedef: İçeriye Bakmak?</strong></p>
<p>Carl Gustav Jung’a göre içeriye bakmak ısrarcı bir tutumdur. Bunu ısrarla yapmalısın. İçerimizin karışıklığını yine kendimiz gideremediğimiz sürece huzurlu olamayız. Bu konuda ısrarcı olamadığımız sürece huzurlu olamayız. Kabullenmenin ne derecede ne demek olduğunu da buna yansıtırsak, hem eksik yönlerimizi hem de yapmamamız gereken fazlalıkları fark etmiş oluruz. İstikrarlı bir hedefi amaç edinmemek, nasıl ki planlı bir iş olmaktan çıkıyorsa, işte kendindeki çözemediğin problemleri masaya yatırmamak da yani analiz etmemek de aynı şeydir. İkisini de yapmadığın zaman seni huzursuz edecektir. Hedefe ulaşmamak seni o an veya birkaç gün huzursuz edecektir. Ancak kendindeki çözemediğin problemlerin farkına varmamak, ertelemek, askıya almak ya da huzursuzluğun kaynağının buradan geldiğini bilmemek de aynı şekilde seni huzursuz edecektir. Asıl huzursuzluk buradan başlar. Jung’a göre insanın içine dönmesi, asıl farkındalığı yakalamış olması demektir. Senin kendi içine dönmen konusundaki tutumunu ertelediğin sürece huzursuzluğun asıl sebebini bilemezsin.</p>
<p><strong>Huzurun Cevheri: Öz Benlik?</strong></p>
<p>Huzurun cevheri kişinin öz benliğinde bulunur. Kişinin kendine karşı cesareti, kendine şefkatli davranması kadar, kendini eleştirmesi de kendindeki olumsuzlukları gidermekle derin huzurun altyapısını oluşturmak demektir. Başkalarının sana karşı olumsuz tutumunda, sen de kendi kontrolünü ona tepki verdiğinde ya da karşı çıktığında, hatta kendini savunduğunda kaybedersin. Asıl kendinin ve karşındakinin tepkisini kontrol altına almanın yolu onu gözlemlemektir. Bundan öncesini yaptığın zaman, onu gözlemlemeyi ertelemekte ya da göz ardı etmektesin. Ona karşı çıkman, ona karşı kendini savunman ya da açıklama yapman, onu anlayabilmeye ertelemeye sebep oluyorsun. Kendinden hata çıkarmaya yol açmış oluyorsun. Huzursuz olmana kendin sebep oluyorsun demektir. Anladığında, farkında olduğunda bir bütün oluşturuyorsun. Seninle alâkası olmayan tutumları da yanlış yorumlayarak bütünleştirmiş oluyorsun. Buna -yanlış yorumlanmış bütünleştirme- diyebiliriz. Bütünleştirmelerin zemininin yanlış tutumlarla oluşmaması için, kendindeki içine dönmeyi ertelememen gerekiyor. Tepkiye karşı çıkmak veya tepkiye karşı tepkinin doğru yorumlanacak bütünleştirmeleri engellemektedir. Carl Gustav Jung’a göre -bütünleştirmek- anlamaktan geçer. Hem başkalarının gerçekliğini hem de kendinin içindeki gerçekliğini sana yansıtacak bir aynaya sahip olabilmek demektir. İçindeki gerçekliği ertelediğinde, kendinden kaçmış oluyorsun. Asıl derin huzuru bulmana kendi elinle mâni oluyorsun. Önce karşı çıkmak, tepki vermek veya kendini açıklama gereğinde bulunmak yerine, onu analiz etmen gerekir. Gözlemlersin ve böylelikle kendini de ve onu da kontrol etmiş oluyorsun. Buradaki kontrolün farkındalıkla alâkalı olduğunu bilmen gerekiyor. Art niyet taşımayan bir kontrolden bahsetmiş oluyoruz.</p>
<p><strong>Derin Huzur: Art Niyet Taşımayan Kontrol</strong></p>
<p>Herhangi bir problemin altında ne yatıyor? İşte bu soru, okların yönünü kendimize doğrultmamıza zemin hazırlıyor. Bunu yaparken kendini suçlamamalısın. Sadece sebeplerin, nedenlerin peşinde olduğunu unutmamalısın. Kendine öfkelenebilirsin ya da içten içe başkasına da öfkelenebilirsin. Ancak şu ana kadar ne sen suçlusun ne de başkaları suçludur. Sadece içe dönmemişsin ve tıpkı karşındaki gibi yüzeysel bir tür anlamanın içindesin. Anlamak istiyorsun ama düşünülmemiş birçok tutumu veya yapılanları ya da yaptıklarını&#8230; Herkes gibi değil de farkındalık kazanmış, yetişmiş, yetişkin bir birey olarak olayları art niyetin olmadan bütünleştirmelisin. Carl Jung’a göre öfke bir problem değildir. Ve burada art niyet aramaktan çok, öfkenin ne anlattığını analiz etmelisin. Öfkenin sana ne çağrıştırdığını, sende ne istediğine ya da neye ihtiyacının olduğunu anlatıyor.</p>
<p><strong>Öfke Sana Ne Çağrıştırıyor?</strong></p>
<p>Öfken senden ne istiyor ve öfken neye ihtiyacının olduğunu anlatıyor? İşte bu sorular, derin bir huzuru bulman için oldukça önemlidir. Jung’a göre öfkene yenik düşmek yerine, öfkeni kontrol altına almanın en büyük avantajı derin bir huzura ermektir. Bu öfkeyi bastırmak yerine, bu öfkenin neler anlattığına baktığında derin bir farkındalık kazanmış oluyorsun. Ondan önce ifade ettiğimiz avantajlardan en önemlisi, derin bir huzurun altyapısını oluşturmuş oluyorsun. Eğer gerçekten sana lazım olan huzur ise, huzuru nasıl bulacağım sorusuna vereceğin cevabı, kendi içine dönüp başkalarının sana karşı olan iletişiminde gözlemleyeceğin tutumların gözlemlenebilir yönlerini ertelememek olduğunu bilmen gerekir. Burada herhangi bir art niyet taşımaman gerekiyor. Yoksa kendine olan saygını, şefkatini ve etik ilkelerini ihmal etmiş oluyorsun. Bunları kaybettiğin zaman, istediğin huzuru yeniden ertelemiş olursun veya tamamen elde etmemiş olursun.</p>
<p><strong>Art Niyet Olmadan Başkasının Öfkesinin Ne Çağrıştırdığını Anlayabilirim</strong></p>
<p>Birinin sana karşı olan öfkesini, kendine karşı öfkelendiğinde anlayabilirsin. Kendinin başkasına olan öfkesi, başkasının sana olan öfkesi gibi değildir. Kendinde eksik görüleni kabul ettiğinde, öfkenin altındaki sebebi öğrenmiş olursun. Başkasının sana karşı olan öfkesinin neyi anlattığını, öfkesinin senden ne istediğini anlamaya çalıştığında öğrenmiş olursun. Burada başkasına karşı öfkesinde, onun öfkesinin kontrolünü eline almış oluyorsun. Sen karşıdan analiz eden biri oluyorsun. Bu, önce kendindeki içe bakışın, sonra da başkasına olan farkındalığına zemin hazırlıyor.</p>
<h3>Kaynakça</h3>
<ul class="pt-references">
<li>KEŞKEDİLMEMİŞ BENLİK CARL GUSTAV JUNG DÖRT ARKETİP CARL GUSTAV JUNG BİLİNÇ VE BİLİNÇ DIŞI CARL GUSTAV JUNG</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/carl-gustav-jung-derin-bir-huzur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kendini Tanıma Konusunda Psikolojik Bir Rahatlama</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/kendini-tanima-konusunda-psikolojik-bir-rahatlama/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kendini-tanima-konusunda-psikolojik-bir-rahatlama</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/kendini-tanima-konusunda-psikolojik-bir-rahatlama/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mücahit ÖZCANAN]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Mar 2026 21:10:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Zihin ve Davranış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=28193</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Gerçekte psikoloji anlamındaki bir rahatlamanın sonucunda kendini kontrol edebilir, sana yetecek olanı bilebilir ve salt duygusal veya akılsal ihtiyaçlarını planlayabiliyorsun. Bir suni enjekte modeli değildir; bu bir doğal enjekte ya da detoks modelidir.’ Pekâlâ, gelir mi her yoğunluktan sonra bir güzel son? Sanmıyorum. Neden mi? Çünkü hiçbir şekilde bir fırsat bulup rahat olamıyorsun aslında veya [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="3">&#8220;Gerçekte psikoloji anlamındaki bir rahatlamanın sonucunda kendini kontrol edebilir, sana yetecek olanı bilebilir ve salt duygusal veya akılsal ihtiyaçlarını planlayabiliyorsun. Bir suni enjekte modeli değildir; bu bir doğal enjekte ya da detoks modelidir.’</p>
<p data-path-to-node="4">Pekâlâ, gelir mi her yoğunluktan sonra bir güzel son? Sanmıyorum. Neden mi? Çünkü hiçbir şekilde bir fırsat bulup rahat olamıyorsun aslında veya olanı kabullenemiyorsun! Gün boyunca işle geçirdiğin bütün vaktini şimdide “işim bitti, oh ne güzel, evime gidip bir güzel rahat dinleneyim.” Diyorsundur muhtemelen. Evli olanlar muhtemelen evde işlerin yolunda gittiğini düşünecektir. Bekâr olanlar ise birazcık eğleneceğini düşünüyor ve muhtemel ki “ne yapayım da kafamı dağıtayım” diye kara kara düşünüyordur. Yani kısaca böyle özetleyelim.</p>
<h2 data-path-to-node="5"><strong>Dinlendiğini Düşünüyor Musun?</strong></h2>
<p data-path-to-node="6">Peki evine ya da dinlenmek için gittiğin herhangi bir mekânında dinlendiğini mi düşünüyorsun? Evet, bu sefer gerçekte bedenini dinlendiriyorsundur, ama bütün bedeninin asıl sisteminin ana parçası olan <b data-path-to-node="6" data-index-in-node="201">beyin</b> sistemini dinlendiremiyorsundur. Peki bunu dinlendirmek senin elinde mi? Ya da bedeni dinlendirip fakat bu ana parçayı dinlendiremiyorsan bunun adı kendini rahatlatmak veya dinlendirmek mi oluyor? Sence dinlenmek veya kendinin rahat olması ne anlama gelmektedir? Gel bir de psikolojik anlamdaki bu ‘rahatlamak’ kavramının anlamına bakalım. Rahatlamak: Vakit ayırarak, olumlu duygular bırakarak, halinden memnun kalarak, geçmişten gelen bütün olumsuzlukları geride bırakarak ve bütün bunlardan sonra derin odaklanarak dinlenmek demektir. Tabidir ki rahatlamanın gerçekteki karşılığı dinlenmektir. Dinlenmek zihni dinlendirmektir.</p>
<h2 data-path-to-node="7"><strong>Sırf Salt Kendimiz için Dinleniyor Muyuz?</strong></h2>
<p data-path-to-node="8">Evet, bizler gerçekte bütün iş yoğunluğumuzun sonunda gerçekten rahatlıyor muyuz? Gerçekte dinlenmiş oluyor muyuz? En başından başlayalım şimdi. Sadece kendimize dinlenmek için, kendimizi dinlemek, hissetmek veya kendimizi kendimizde bularak vakit ayırıyor muyuz? Sırf başta kendimiz için olumlu duygular yaratıyor muyuz? Gerçekten sırf sadece kendimizi düşünmemiz açısından halimizden memnun olduğumuzu onaylıyor muyuz? Geçmişten gelen bütün olumsuzlukları sırf sadece kendimiz için tüm bunlara gerçekten bir elveda diyerek orada, arkamızda bırakıyor muyuz? Bütün varlığımıza binaen, salt duygularımıza, düşüncelerimize gerçek <b data-path-to-node="8" data-index-in-node="628">kadim benlik</b> yapımıza derinden odaklanıyor muyuz?</p>
<p data-path-to-node="9">O halde büyük bir iddiaya girelim ki bunlardan sadece bir tanesini bile yapmaya ya vaktimiz, imkânlarımız ya da ortamımız veyahut karakterimiz uygun değildir. Kimimizin ortamı, bazılarımızın karakteri ve bir çoğumuzun ise vakti yoktur. Hatta şunu dahi düşünenler olacaktır aranızda: “Bunu yapacağıma giderim sporumu, doğa yürüyüşümü yaparım.” Bundan da öte “giderim müzik dinlerim, film izlerim ya da arkadaşlarımla dışarda bir şeyler içeriz, laflaşır, eğlenir ve oyun oynarız&#8230;” Peki bazılarınıza göre bu mu dinlenmek? Evet, bunu yaptığınızda bedeniniz dinleniyor, ama bunun ana parçası, merkezi olan beyniniz-zihniniz dinleniyor mu? Hayır, asla!</p>
<p data-path-to-node="10">Sadece beyniniz-zihninizin dinlenmesi de söz konusu değil, kendinizi, kadim benliğinizi anlamanız bağlamında hiçbir şekilde kendinizi rahatlamış, tanımış ya da kendinize yetkin olmanız açısından asla rahatlamış olmazsınız. Çevrenizde olup bitenlere karşı tam anlamıyla kendinizi yetkin göremezsiniz, empati yeteneğinizi geliştiremezsiniz ve duygusal olanı, duygusal ve akılla uyumlu olanı da akılla çözemezsiniz. Bu tür bir denge için genelde mücadele ruhunuz eksik kalacaktır. Spor yapmak gibi bir sürü egzersizler konusunda kendinizi dinlendiğinizi sanıyorsanız bunlar sadece bir beden egzersizidir ve beyni onaylama noktasında bir eylem değildir. Kendinizi olumlama, onaylama yönünde beyninizi buna göre hazır ettiğiniz bir eylemdir. Oysa gerçekte sadece psikoloji anlamındaki bir rahatlamanın sonucunda kendinizi kontrol edebilir, size yetecek olanı bilebilir ve salt duygusal veya akılsal ihtiyaçlarınızı planlayabiliyorsunuz. Bir suni enjekte modeli değildir. Bu bir doğal enjekte ya da detoks modelidir.</p>
<h2 data-path-to-node="11"><strong>Psikolojik Rahatlamanın Maddi ve Manevi İmkânlarla Alakası Var Mıdır?</strong></h2>
<p data-path-to-node="12">Gerçekten de bizler sadece maddi imkânlarımız değil manevi imkânlarımızın da sınırlı olması bakımından kendimizi bu tür bir psikolojik rahatlamaya tabi tutamıyoruz. Çünkü sürekli birilerine bağlı yaşıyoruz. Bu da işin gerçeğidir ki buna ne kadar yönelmek istesek de bizimle iletişim halinde olmaları dâhilinde bu süreci ya sürekli erteleyerek ya da yapamayız diyerek bunu bir rutin haline getiremiyoruz! Getirsek bile kendimizi tanıma, bilme noktasında yeteri kadar bir rahatlama olmayacaktır. Ancak bir insanın gerçekten kendini tanıma noktasında ya da gerçekten bir dinlenmeye, rahatlamaya ihtiyacının olduğunu bilmesi ve bununla <b data-path-to-node="12" data-index-in-node="632">irade</b> gücünü tamamlaması “tabi buna hazırım, bu benim işime yarar” deyip azimli davranması sonucunda tekrarlanabilir bir süreç yani rutin haline gelebilir. Bu, insanın kendini özümsemesi ve diğer başka insanlara karşı tutumlarını bilmesi ya da diğer başka insanları tanıyabilmesi açısından dikkate değer bir konuysa bu psikolojik rahatlama tekrarlanan bir süreç haline gelebilir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/kendini-tanima-konusunda-psikolojik-bir-rahatlama/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Acemice Sevmek: Kendini Kandırmanın Sarhoşluğu</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/acemice-sevmek-kendini-kandirmanin-sarhoslugu/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=acemice-sevmek-kendini-kandirmanin-sarhoslugu</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/acemice-sevmek-kendini-kandirmanin-sarhoslugu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mücahit ÖZCANAN]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2026 21:00:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aşk ve İlişkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=25332</guid>

					<description><![CDATA[Acemi bir sevgiden tamamlanmamış bir aşk çıkıyor. Çünkü aşk böyle değildir. Sonu gelecek olan bütün mevcudiyetin hem halleriyle adeta bu işte cebelleşen ve olması için ısrar eden bir bilincin sonucunda aşk da “ben buradayım der” ve de diyecektir. İşte orada kendine yuva bulan aşk, iki kişinin ilelebet mevcudiyetinde sadık kalmaya hazırdır. Bunda da tekerrür edecek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">Acemi bir sevgiden tamamlanmamış bir aşk çıkıyor. Çünkü aşk böyle değildir. Sonu gelecek olan bütün mevcudiyetin hem halleriyle adeta bu işte cebelleşen ve olması için ısrar eden bir bilincin sonucunda aşk da “ben buradayım der” ve de diyecektir. İşte orada kendine yuva bulan aşk, iki kişinin ilelebet mevcudiyetinde sadık kalmaya hazırdır. Bunda da tekerrür edecek şekilde mukabil olur. Zapt edilen her hissin dirilmesi sonucunda aşkı bulmuş iki kişi her daim birbirine bütün hisleriyle adeta “ben sana hazırım” demeye uyumludur. Bütün bunlar eksik ise acemice seviyoruz demektir. İşte asıl mesele de budur zaten! Ya iki kişiden birinin ısrarı sonucunda birinin sevgisine maruz kalıyorsak! Ve bunda kendimizi zan altında bırakıyorsak! Buna ne diyebiliriz ve bunu nasıl kanıtlayabiliriz? Birinin gidişinde birinin kalışında ve birinin kararsızlığında ya da birinin belirsizliğinde acemice sevdiğimizin tüm kanıtları ortadadır, ancak bireyler görmezden geliyor. Neden mi? Çünkü bireyler sadece tahammül edilemeyen duygulara yeniliyor. Tüm duygular olumlu değildir ve tüm olumlu geliyor hissine yönelten düşünceler de psikolojik olarak sağlıklı değildir. Kısacık bir duygunun yaşanması ve buna kapılmak bireylerin tüm hayatına mal olabiliyor. İşte bu kavramlara dikkat edelim.</p>
<h2 data-path-to-node="2"><b data-path-to-node="2" data-index-in-node="0">Birinin Sevgisi İstemeyen Bir Diğerine Zorunlu Sevgi Olur!</b></h2>
<p data-path-to-node="3">Bilhassa biri kalıyor, diğeri gitmek için çabalıyorsa ve biri, bir diğerini zorla tutuyor demektir. O halde buna aşk, sevgi veya sevmek denilir mi hiç? Ya da yukarıda saydıklarıma benzer olanın tıpkısı; senin sevgin birini zan altında bırakması demek değil midir? Peki ya sevdiğin birinin sana karşı adil olmasını sevgiyle karıştırıyorsan, ama gerçekte sana karşı sevgisinin olmadığını bilmiyorsan ve yine de yanında ister misin? Ve evet, yine de bireyler karşı tarafın duygularına, hislerine ya da fikirlerine saygılı davranmadan, karşı istemediği halde o istiyor ve hem de bunda ısrarcı davranıyor. İşte o birini gerçekten sadece sen istediğin için onun istemediği bir kalışıyla onu mecbur ediyorsun! Bu karşı tarafın ruhuna, duygularına, hislerine, düşüncelerine bir tecavüz değil midir? Buna da sevmek mi demeliyiz? Ya öylesine beğenmişse seni, ancak duygusal bağlamda sevmemişse? Ya kalmak istiyorsa seninle, ancak sevmiyorsa seni? Ya kimseye güvenmeyip algısı sadece sana açık olmuşsa, ancak gerçekte seni sevmiyorsa? Yine de ister misin yanında? Bireyler yine de tüm bunlara rağmen istiyor mudur? Evet, bireyler karşı tarafın duygularını, hislerini ve düşüncelerini hiçe sayarak yine de kendisinin onun tarafından sevildiğini hissediyor. Ve başka bir şey; karşı tarafın bu bilinmez <b data-path-to-node="3" data-index-in-node="1289">akıl</b> karışıklığından, bu masum halinden yararlanmak sana adil geliyor mu? Sevmek gerçekte böyle midir? Sevmek bilinç istemez mi? Kalp ise yani duygular bu işlerde geride durur mu? Ve birbirini karşılıklı seven bireylerin ruhu buna zaten aşina değil midir? Bütün bunlar yoksa gerçekte acemice sevdiğini neden inkâr ediyorsun? Ve itiraf et; acemice seviyorsun! Acemice seviyorlar!</p>
<h2 data-path-to-node="4"><b data-path-to-node="4" data-index-in-node="0">Acemice Sevmenin Akıbeti</b></h2>
<p data-path-to-node="5">Hissederek sevmiyorsan bu işte başka bir iş vardır. Titremiyorsa kalbin, sandığın kadar aşkın için mücadele edemezsin ve tek bir insan için ömrün boyunca kendini adayamazsın! Tutamazsın gözlerini; kayar. Arzularına sahip çıkamazsın; peşinden gidersin güzelliklerin, renklerin ve cıvıldayan tonların. Flört etmek isteyeceksin; gösterişin, güzelliğin, yakışıklılığın ve bütün dışa dönük mevcudiyetin başkalarına hasıl olacaktır. Başkalarına münhasırdır acemice seven insan! Şimdi bütün bunlara mukabil acemice sevip sevmediğimizi bilebilir miyiz? Şimdi değerlendirebilir miyiz gerçekte hangi karakterimizden gem vururuz, vurabiliriz? Hangimiz hangi sevenlere karşı sevmek konusunda daha adiliz ya da daha tutumluyuz? Ve hatta hangimiz aşk konusunda daha edepliyiz? Hangimiz aşk konusunda daha etik davranabiliyoruz? Birbirimiz için mi var olmalıyız? Yoksa birimiz bizi sevmeyen birine mi var olmalıdır? Ve sizce de diğeri başka birini sevecek olana var olmaya arayış içinde değil midir? Hangi sevende arayış olmalı halen? Acemice seven arayıştadır belki de hep! Ve sen bunu doyurabilir misin sevginle ya da edebilme veya tutumunla?</p>
<h2 data-path-to-node="6"><b data-path-to-node="6" data-index-in-node="0">Acemice Değil, Gerçekten Sevmenin Olabilirliği</b></h2>
<p data-path-to-node="7">Renkleri anlayacak olan insan, renkleri seveninde görüyor. Seveni ise renkleri sevdiğinde dile getiriyor ve renkler birbirini seven insanda çoğalıyor. Acemice seven renklerin dilinden anlar mı ya da renkleri birbirinin üzerinden konuşturur mu? Anlamlar gerçekte sevenler için vardır ve bu yüzden iki kişi başka herkes tarafından bir bütün dünyadır parçalanmayan&#8230; Acemice seven birbirinden iki kutuplaşmış dünya değil midir? Acemice sevenler mi yoksa gerçekten sevenler mi birbirinden daha yoksuldur? Hangilerinin dünyası daha renklidir ve daha berrak ve daha bereketlidir? Hangisinin dünyasında sular ışıltılı, çiçekler taptaze, nimetler bereketli olur? Hangisinin dünyasında ruhlar birbirine aşina olur?</p>
<h2 data-path-to-node="8"><b data-path-to-node="8" data-index-in-node="0">Acemice Seven mi? Gerçekten Seven mi?</b></h2>
<p data-path-to-node="9">Hangisi sevmek? Acemice sevip kalan mı seviyor yoksa gerçekten sevip gitmek mi sevmek? Hangi sevmekten bahsedebiliriz şu durumda? Bütün bilinç, bütün kalp ve bütün ruh sevmeye açık olmuyor mu gerçekten seven için? Yoksa acemice sevende ne eksiktir ki illa gitmek için nedenler bulacaktır? Acemide sevende ne eksiktir ki sevdiğinin yanında başka birinin gönlüne kayar kalbi? Yoksa belli değil midir gerçekten sevenin hali? Oysa acemice seven bize göstermiyor mu gerçekte sevenin yanında kendindeki kusurlarını? Bu karşılaştırma her şeyi anlatmıyor mu? Yoksa kulağa gelmiyor mu, gözler görmüyor mu ve kalpler hissetmiyor mu sevmeyenin kalpsizliğini? Yoksa acemice seven toplumda belli değil midir? Halbuki gidende değil midir bu acemice tutum ve kandıranda değil midir bu tutum? Maske takanda değil midir acemice sevmenin tutumları? Yoksa hayal kırıklığına uğratanda değil midir acemice sevmenin tutumu? Toplumda dışlanmıyorsa gerçek, sevenin kalbinde gözlerinde ve bütün hissiyatlarından dışlanmıyorsa acemice seven, gerçek seven anlayamıyor mu <b data-path-to-node="9" data-index-in-node="1044">sahtekâr</b> sevgi tutumlarını? Acemice seven sevgisini gizler mi? Çünkü gerçek sevenler saklamaz sevgisini, gerçekten sevenler sevgisini esirgemez ve gerçekten sevenler sahtekârca tutumlar sergilemez, değil mi? Hâlbuki gerçekten seven kimden sakınabilir ki? Ve gerçekten seven, karşılığını bulduğunda tuttuğu hayat dalını seveninde bulur ve haykırmak istemez mi? İçindeki coşkuyu, heyecanını saklar mı? Gerçekten paylaşmaz mı gerçekte seven? Peki ya acemice seven, sevgisini hiç dile getirir mi? Acemice seven sevgisini hiç haykırır mı? Acemice seven korkak değil midir? Sevgisini, heyecanını, güzel umutlarını ve sevgiye dair sevgiyle anlatılan ifadelerini erteler mi? En güzel anıların içinde bir kara leke bulmuyor mu acemice seven? Şimdi gerçekten seven ile acemice seveni ayırt etmenin zamanı gelmedi mi? Şimdi hangisi seni gerçekte seviyor? Hangisi senden gerçekten uzak kalıyor veya gerçekten seni zorla yanında tutuyor? O istemediğin sevgiye maruz kaldığını ayırt etmenin zamanı gelmedi mi? Şimdi hangisi seninle hayata ruh verir? Hangisi senin ruhunu bozar, ruhunu bu hayattan parçalar? Ruhu bulan gerçekten seven değil midir veya gerçekten senin ruhuna aşina olan, senin ruhunu okşayan ve seninle aynı senin gibi seven, senin gerçek sevenin değil midir? Gerçekten acemice sevene mi gitmek istersin yoksa gerçekten senin gibi seni istemeyenin yanında mı durmak istersin? Şimdi acemice sevmek mi yoksa gerçekten <b data-path-to-node="9" data-index-in-node="2461">sevmek</b> mi?</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/acemice-sevmek-kendini-kandirmanin-sarhoslugu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sessizlik Nedir? Sessiz Olmak Mı Yoksa Sessiz Bir Ortama Girmek Mi?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/sessizlik-nedir-sessiz-olmak-mi-yoksa-sessiz-bir-ortama-girmek-mi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sessizlik-nedir-sessiz-olmak-mi-yoksa-sessiz-bir-ortama-girmek-mi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/sessizlik-nedir-sessiz-olmak-mi-yoksa-sessiz-bir-ortama-girmek-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mücahit ÖZCANAN]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jan 2026 21:05:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Zihin ve Davranış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=22731</guid>

					<description><![CDATA[Sessizlik nedir? Türk dil kurumuna göre sessizlik ortalıkta gürültü olmama durumu, sükût demek anlamına geliyor. Sessizliğe verilmiş cevap bu kadar net ve kısadır. Üstelik anlaşılır şeffaf ve tutucudur. Tutucu dememin maksadı da daha fazla akılda kalınabilir olması yönündedir. Peki derinlere inildiğinde neden sessizlik kavramını daha çok anlamak istiyoruz? Bu merak nereden geliyor olabilir? Bir şeyleri [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Sessizlik nedir?</b> Türk dil kurumuna göre sessizlik ortalıkta gürültü olmama durumu, sükût demek anlamına geliyor. Sessizliğe verilmiş cevap bu kadar net ve kısadır. Üstelik anlaşılır şeffaf ve tutucudur. Tutucu dememin maksadı da daha fazla akılda kalınabilir olması yönündedir. Peki derinlere inildiğinde neden sessizlik kavramını daha çok anlamak istiyoruz? Bu merak nereden geliyor olabilir? Bir şeyleri çok sık tecrübe ettiğimizden kaynaklı sonradan buna yönelik gelen bilme, anlama ve anlamlandırma merakı sebebiyet vermektedir.</p>
<h2 data-path-to-node="4"><b data-path-to-node="4" data-index-in-node="0">Sessizlikte Uyum Ararız</b></h2>
<p data-path-to-node="5">Evet, sessizlikte uyum ararız. O uyumu bulduğumuz zaman ister mutlu ister mutsuz olalım yine de orada o sessizliğin içinde durgun olmaya teslim ederiz kendimizi. Sessizlik iki çarşımda bulunur ve iki anlam çağrıştırır. Bunlar; uyum içindeki sessizliğin uyumsuzluğu ve uyumsuzluk içindeki sessizliğin uyumudur. Bize çağrıştırdığı anlamlar ise şöyledir: Uyum içindeki sessizliğin uyumsuzluğu bize keyif veremez. Çünkü o sessizlik bize uyumlu değildir. Aksine bize huzursuzluk vermektedir. Düşünün ki gecenin karanlığında aniden basan bir sessizlik bizi ancak tedirgin edecektir. Her gece veya gündüz alışık olduğumuzun yan komşumuzun aniden kesilen sesleri de yine aynı şekilde bize kaygı verecektir. Bir fabrikada çalışanların alışık olduğu seslerin aniden kesilmesi de bütün çalışanları tereddüt edecektir. Bunların hepsi bize uyumsuz olacak sessizlik türünün örnekleridir. Burada bilincimiz için olumlu bir süreç işlenmeyecektir. Bilincimiz sadece bize tetikte durmamız gerektiğini yansıtacaktır. Algılarımız buna açık olacaktır. Uyumsuzluk içindeki sessizliğin uyumu ise şöyledir: Olumlu bir süreçtir. Burada biz arayışa çıkarız. Bu sessizliği insan arıyor. İnsanın aradığı bu sessizlik insanın gürültülü bir alandan sessiz bir alanı tercih etmesiyle uyum ortaya çıkıyor. Bu uyum, insanın doğayla, toplumla ya da bir grup insanla birebir uyumsuz olduğu söylenemez. Burada her bir farklılık bir sessizliğin manasını çağrıştırıyor. İnsan burada dinlenmek istiyor. Dinlenmek ise bazen bir gözlemdir. İçsel gözlem ise bu sükûtun içinde başlar.</p>
<h2 data-path-to-node="6"><b data-path-to-node="6" data-index-in-node="0">Sessizliğin Çağrıştırdığı Anlamlar</b></h2>
<p data-path-to-node="7">İnsanın aradığı şey uyumsuzluğun içindeki sessizliğin uyumudur. İnsan mutlu ya da mutsuz olsun burada bir uyum aramaktadır. Uyumsuz olandan bir uyum ile bir çıkış yoludur. Her iki anlamda da insan huzuru bulmanın peşindedir. Sessizliğin çağrıştırdığı anlamlar olumsuz olarak belirlenir. Olumsuz olan uyumun içinden çıkan olumlu sessizliğin uyumsuzluğu olacaktır. Burada kastedilen o ana aktör insandır. Edilgen olan sessizliktir ve etken ise buna karşı tavırlarımızdır. Askıda bıraktıklarımızı -etmeye- programlandırmaya zorluyor. Edilgen olan sessizliktir ve etken olan buna karşı tavırlarımızdır. O halde şöyle bir soru soralım: Biz sessiz bir ortamı seçtiğimiz için mi sessiz kalıyoruz? Hâlbuki tam aksini düşündüğümüzde biz sessiz olduğumuz için mi sessiz bir ortamı seçiyoruz? Eğer böyleyse bu bizim için olumlu bir süreç olacaktır. Çünkü kendi isteğimiz ile sessizliği seçiyor ve sessiz bir ortamı arıyoruz. Burada iyi olacağımızı, düşünce ve bedenimiz için bir konforu seçeceğimizi tahmin ediyoruz.</p>
<h2 data-path-to-node="8"><b data-path-to-node="8" data-index-in-node="0">Nietzsche’ye Sessizlik Bir Güç Müdür?</b></h2>
<p data-path-to-node="9">Eğer bir insan sırf salt kendini tanıyor ve böyle bir seçim arayışına giriyorsa bu hem kendisi için ve hem de ruhsal açısından psikolojisi için olumlu bir süreç olacaktır. Peki neden? Nietzsche’ye göre sessizlik sadece konuşmamak değil, nasıl susmayı da öğrenmenin asıl nihayetine ermektir. İşte burası bize sessizliğin anlamını verecektir. Sessizliğin anlamı sessizliğe zorlamak değildir. Sessizlikten, sessiz kalmak istediğinden memnun duymak demektir. Bu acı da olsa bundan anlam bulmak sessizliğin anlamıdır. İşte o zaman insan sessizlikte anlam bulmuş oluyor. Bir bireyin başka algıların-duyguların farkına varabilmesi demektir. Bilinci zorlayan sürecin nihayetine yavaş da olsa erme aşamasıdır. Bu zor olabilir, ancak zor olan aslında sessizliğin anlamını bulamamaktır. Burada kendin için o uyumu yakalayamamaktır. Nietzsche felsefesinde sessizlik bir kış uykusu gibidir. Ancak bu, sessizliğin sadece bir bölümüdür. Nietzsche’ye göre sessizliğin diğer parçası yani diğer aşaması çileci sessizliktir. Aradaki bölümü ise yani aşamayı ise <b data-path-to-node="9" data-index-in-node="1042">tefekkür</b> olarak anlamlandırmıştır. Bu parçaların her biri bir insan için aşamadır. Bu aşamalardan sonra insan kendi saf, kendi biricikliğine şahit olabilir. Nietzsche’nin sessizliğinde güç yatar. Ona göre sessiz kaldığında, sessizliğe gittiğinde anlama çabasına giriyorsun. Kendini haklı çıkarma çabasından da kurtulmuş oluyorsun. Hiçbir şeyi kanıtlamak zorunda değilsin. Ona veya buna açıklama yapmak zorunda değilsin. Hiçbir şeyi kanıtlamak zorunda olmayan bir insan sessizliğin gücüne inanmıştır. Sessizlik insana bu imajı aşılıyor ve insan burada kabullenmenin rolünü üstleniyor. Bu kabullenme bir zorlayıcı değildir. Kendinden kabullenyorsun. O güç burada başlıyor. Sadece sessiz olduğunda değil, sessiz bir ortamda tabiatın bu denli büyük bir gücünü keşfetmiş oluyorsun.</p>
<h2 data-path-to-node="10"><b data-path-to-node="10" data-index-in-node="0">Sessizliğin Altında Yatan Güç</b></h2>
<p data-path-to-node="11">Nietzsche’ye göre zayıflık bir örtünün altında gizleniyor. Haykıran kişi içindeki zayıflığı anlatıyordur. Oysa gerçekte güçlü değildir. Kendini yüksek sesle kanıtlamaya çalışan aslında zayıflığını kamufle etmektedir. Zayıflığını gizlemektedir. Bu gerçek bir güç değildir. Sessizlikle bağdaşan şey bir ustalıktır. Usta olan sessizliğin dezavantajlarından çok avantajlarını görür. Ona yönelir ve onu keşfeder. Sessizlikte rutin belirlenir, anlamlar teşvik edici olur ve bunlar farkındalığa götürmektedir. Nietzsche’ye göre sessizlikten korkmamak gerekir. Bu dostane bir bağdır. Sessizliği kendine dost eden gerçek dostları keşfeder ve kendinden kabullenmenin sırrını fark eder. Burada karanlıkta dahi olursa kendisi yine bir çıkış yolunu bulacaktır. Çünkü düşünüyor, fark ediyor ve olduğu yerde sabit olsa bile fikirleri değişebiliyor, çözüme odaklanır programlandırır ve planını kurabiliyor.</p>
<h2 data-path-to-node="12"><b data-path-to-node="12" data-index-in-node="0">İnsanın Kendisi İçin Seçtiği O Sessizlik: Nietzsche ve Carl Gustav Jung</b></h2>
<p data-path-to-node="13">Derin bir anlam taşıyan şeylerden güç çıkar. Güç gerçekten derinlik demektir. Yani Nietzsche sessizliğin içindeki derinlikten bahseder. Nietzsche&#8217;ye göre sessizliğin farkına varmayı bilen, bunu kabul eden başkalarını da kontrol edebilir. Başkalarının bilincini de kontrol edebilir. Başkaları öfkelendiğinde, kızdığında bunlara karşı çıkmak yerine, kızmak yerine sağlıklı bir iletişim kurabilir. Burada kişiyi veya çevresindekileri olumsuz bir durumdan kurtarabilir. Peki bunun sessizlikle nasıl bir bağlantısı kurulabilir? Nietzsche’ye göre sessiz kalan ve sessiz duran ve açıklama yapma gereğinde bulunmayan birey bilinçleri, bireylerin tutumlarını, kişilerin durumlarını-eylemlerini, kişilerin iletişimini, iletişim şekillerini, jest ve mimiklerini fark eder. O sessiz durur ve gördüğü her şeyi fark eder. Çünkü <b data-path-to-node="13" data-index-in-node="814">içgörü</b> süreci açılmıştır. O arkadan bakan bir bakıştır. Bu bakış çok şeyi fark eder. O bakış başkalarının fark edemediği, gözlemlenmediği şeyleri fark eder. Buna benzer olanı Carl Gustav Jung da söyler. Jung’a göre sessizlik bir anlamanın alanını açmaktadır. Sessiz olduğunda aslında rahatlık alanını açmış oluyorsun. Bu, Jung’un bireyin son zihinsel gelişiminin son safhasındaki nihayet -bireyleşmenin- alanına girmektedir. Zihinsel gelişimin ve anlamanın ve farkındalığın son aşaması olan <b data-path-to-node="13" data-index-in-node="1305">bireyleşme</b> bir uyanmadır. Sessizlik ise bu alanı açan en büyük aşamadır. Jung’a göre kendimizle yüzleşmeliyiz; gölge tarafımızı bilmeliyiz. -Gölge- tarafımızdan haberdar olmalıyız ve bunu kabul etmeliyiz. Sosyal maskeden yani -personadan- uzaklaşmalıyız. Ona göre -persona- sosyal maskedir. Jung sosyal maskeye -persona- demiştir. Bir içsel dinginliğimize ermeliyiz. Bu bir öz farkındalıktır. Bu bireyleşme de sessizliktir. Sessizlik -olmanın- anlamına kavuşabilmenin mümkün olanına erme aşamasıdır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/sessizlik-nedir-sessiz-olmak-mi-yoksa-sessiz-bir-ortama-girmek-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Carl Gustav Jung’un “Kırmızı Kitabı – Liber Novus”u Ne Anlatmaktadır?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/carl-gustav-jungun-kirmizi-kitabi-liber-novusu-ne-anlatmaktadir/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=carl-gustav-jungun-kirmizi-kitabi-liber-novusu-ne-anlatmaktadir</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/carl-gustav-jungun-kirmizi-kitabi-liber-novusu-ne-anlatmaktadir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mücahit ÖZCANAN]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Nov 2025 21:05:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Zihin ve Davranış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=18332</guid>

					<description><![CDATA[“Belki de bilinçdışım ben olmayan ama ifade bulmak için ısrar eden bir kişilik oluşturuyor.” Carl Gustav Jung burada ne demek istemiştir? Kendimizi tanımlamanın bir mecburiyeti içerisinde miyiz? Bilinç-zihin böyle bir mecburiyetin içindeyse eğer o halde kendini tanımlamak için düşüncede kendisi için bir şeyler tasarlar mı ya da uydurabilir mi? Bu uydurma kelimesinin manasını uyumlandırmak bağlamında [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="575" data-end="1252">“Belki de bilinçdışım ben olmayan ama ifade bulmak için ısrar eden bir kişilik oluşturuyor.” Carl Gustav Jung burada ne demek istemiştir? Kendimizi tanımlamanın bir mecburiyeti içerisinde miyiz? Bilinç-zihin böyle bir mecburiyetin içindeyse eğer o halde kendini tanımlamak için düşüncede kendisi için bir şeyler tasarlar mı ya da uydurabilir mi? Bu uydurma kelimesinin manasını uyumlandırmak bağlamında kullanıyoruz ki düşüncenin kendini tanımlamak bağlamında ne kadar çaba sarf ettiğini düşünebilelim. O halde kendimi kendim için tanıyabilmem için düşündüğüm şeyler içinde bazı düşünceleri veya düşünceyi seçmek için üzerinde bilinçten-zihinden bir tanımlama baskısı vardır.</p>
<p data-start="1254" data-end="1390">“Ben kendimi tanımlamak istiyorum” dediğim zaman kendimi tanımlamamak gibi bir özgürlük içinde olduğumu düşüncede fark edebiliyor muyum?</p>
<p data-start="1392" data-end="2268">Eğer kendimi tanımlama konusunda düşüncede seçimlere zorlanıyor ve bu seçimlerden bazılarını düşüncede tanımlama için seçiyorsam bunun kendimi tanımlama konusunda bir baskı olduğunu söyleyebilirim. Ancak kendimi tanımlama konusunda düşüncede tasarladığım düşüncelerin içinde bazı düşünceleri veya düşüncelerin içinde bazı düşünceleri seçebilme iradesine sahip isem yani seçebiliyorsam burada seçim konusunda bir özgürlüğünün olduğunu ifade edebiliriz. Çünkü seçebilme yetkimin olduğuna şahit oluyorum. Eğer kendimi tanımlama konusunda tasarladığım düşünceler arasında ve bunların devamı niteliğinde kendimi tanımlama konusunda bir tartışmanın içinde bu süreçte aktif rolde isem o halde yine kendimi tanımlama konusunda zihin-bilinç tarafından bir baskı altında olduğumu söyleyebiliriz. Çünkü zihin-bilinç bana kendimi tanımlama konusunda bir tasarım yapmamı zorunlu kılıyor.</p>
<p data-start="2270" data-end="2805">Carl Gustav Jung’a göre bilinçdışımız bu baskı süreci içerisinde bizde bir kişilik oluşturmaktadır. Sırf salt kendimizin tanımlamak bütün olanlar hakkında ne olacağını kestiremediğimiz zaman bir içe bakışa gerek duyarız. Hatta Jung bunun deneyini kendisi üzerinde yapmıştır. Bu deneyde kendini bir çukurun içinde hayal etmektedir. Bunu gerçekte yaptığını ve bu şekilde oluştuğunu ve böylelikle kabul edilebilir olduğunu izah etmektedir. Bunun kendisi için sıkıcı olduğunu belirtmiştir. İçebakışa dönmeyi bu deney üzerinde uygulamıştır.</p>
<h2 data-start="2807" data-end="2875"><strong data-start="2810" data-end="2875">Uyanık Fanteziler, Görselleştirme ve Halüsinasyonların Anlamı</strong></h2>
<p data-start="2877" data-end="3008">Peki Jung’a göre olacağını kestiremediğimiz şeyler hakkında içebakışın bu yöntemi ciddiyetle yapıldığında sonuç gerçekte ne oluyor?</p>
<p data-start="3010" data-end="3385">Jung buna <strong data-start="3020" data-end="3041">uyanık fanteziler</strong> demiştir. Aynı zamanda bu şekilde iken sonucunda gerçekte halüsinasyon görmeye sebep oluyor mu? Böylesi bir deneyin sonucuna <strong data-start="3167" data-end="3192">görselleştirme metodu</strong> adı verilmiştir. O halde biliniyor ki sonuç halüsinasyon görmene sebep oluyor ve bu halüsinasyon sonucunda da bir şeyler anlam olarak görsel olarak bütünleşiyor ve anlamlar haline gelmektedir.</p>
<p data-start="3387" data-end="3831">Jung çözüme kavuşturamadığı ya da hakkında kestirme yapmadığı konularda bu yöntemin işe yaradığını ifade etmiştir. Bu yöntemle içedönük sağlanılıyordu ve böylelikle görselleştirme yapılıyordu. Jung bunu yaparken tinsel olarak trans durumunda olan bir tinsel-ruhsal hareketlilik bağlantısı ile onun bazı konular hakkında kestirme yapması kendisi için kolaylaşıyordu. Demektir ki ruh ile bir bağlantı kuruluyordu ve orada içedönük sağlanılıyordu.</p>
<p data-start="3833" data-end="4102">Burada Jung aslında içedönüklüğün tinsel olanla bağlantısını ifade ediyordu. Uyanık fanteziler ile görsel halüsinasyonlar adını verdiği bu durum Carl Gustav Jung’un kendisi üzerindeki içedönük, içsel boşaltılmanın ve bilinçdışının hareketi bağlamında yaptığı deneyiydi.</p>
<p data-start="4104" data-end="4269">Bu deney onun için sonuç veriyordu ve hastaları üzerinde de deneyimliyordu. Ancak hastalarının içedönük durumunu kendisi kontrol ediyor ve kendisi anlamlandırıyordu.</p>
<h2 data-start="4271" data-end="4313"><strong data-start="4274" data-end="4313">Psişik İçerik ve Ruhsal Bağlantılar</strong></h2>
<p data-start="4315" data-end="4657">Psişik-ruhsal durumun kendiliğinden ortaya çıkması süreç için bir bağlantı kurulabilir mi? Eğer içsel bir bilincin boşaltılması olarak bu deney yapılmışsa Jung’a göre o halde bu da bir psişik içerikle ilgili birbirine bağlantılı bir süreç oluyor. Sonuçta tinsel-ruhsal bir bağlantı ortaya çıkmaktadır. Hatta Jung’a göre bu bir canlandırmadır.</p>
<h2 data-start="4659" data-end="4707"><strong data-start="4662" data-end="4707">Jung’un Amacı ve Analitik Sürecin Mantığı</strong></h2>
<p data-start="4709" data-end="5012">Bir bağlantı kurularak bilinçdışının, tinsel-ruhsal olanın ve içedönük formülünde halüsinasyonlar görülerek, görselleştirmeler yaparak anlamlarını bütünleştiremediği konuları analiz etmekti. Ve bununla bütün hepsinin birleşimiyle çıkarım için, kestirme için ve hatta tanım için tek bir anlam bulmaktı.</p>
<p data-start="5014" data-end="5291">Jung’a göre bu deneyde canlandırmalar olmuştur, içsel bilincin boşaltılması sağlanılmıştır ve çözümüne varamadığı bazı konular hakkında ise işe yarayacak tanımlamalar görsel-halüsinasyonlar sayesinde uyumlandırmalar olmuştur ve bu da anlam açısından bir bütünlük oluşturmuştur.</p>
<h2 data-start="5293" data-end="5337"><strong data-start="5296" data-end="5337">Bireyleşme, Benlik ve Anlam Oluşturma</strong></h2>
<p data-start="5339" data-end="5634">Anlamak için birbiriyle bağlantılar bulmaya çalışan Jung karşılıklı bağların olduğunu ifade etmektedir. Yaptığı deneyin sonuçları bunu göstermiştir. Burada Jung insanın kişiliğini anlama sürecine girmiştir. Özellikle hastaları üzerinde bu ısrarı onları anlama konusunda sonuçsuz bırakmamıştır.</p>
<p data-start="5636" data-end="5831">Bireye indirgenen geçmiş ve şimdinin toplamı ya da şimdinin ve geleceğin toplamının birbiriyle ilişkisel olduğunu ifade etmektedir. Bunun bireyi anlamak için iyi bir yöntem olduğunu göstermiştir.</p>
<p data-start="5833" data-end="5987">Psikolojik ve tarihsel etkiler bireyin benlik durumu ile ilgisi olduğunu keşfetmiştir. Bütün bunların toplamında şöyle bir süreç ya da aşama çıkacaktır:</p>
<ul data-start="5989" data-end="6342">
<li data-start="5989" data-end="6017">
<p data-start="5991" data-end="6017">Benlik bilgisinin doğası</p>
</li>
<li data-start="6018" data-end="6084">
<p data-start="6020" data-end="6084">Düşünme ve duygular ile psikolojik tipler arasındaki ilişkiler</p>
</li>
<li data-start="6085" data-end="6138">
<p data-start="6087" data-end="6138">İçsel ve dışsal erkekliğin ve kadınlığın ilişkisi</p>
</li>
<li data-start="6139" data-end="6167">
<p data-start="6141" data-end="6167">Zıtların birleştirilmesi</p>
</li>
<li data-start="6168" data-end="6181">
<p data-start="6170" data-end="6181">Yalnızlık</p>
</li>
<li data-start="6182" data-end="6212">
<p data-start="6184" data-end="6212">Bilim ve öğrenmenin değeri</p>
</li>
<li data-start="6213" data-end="6232">
<p data-start="6215" data-end="6232">Bilimin statüsü</p>
</li>
<li data-start="6233" data-end="6270">
<p data-start="6235" data-end="6270"><strong data-start="6235" data-end="6249">Simgelerin</strong> nasıl anlaşılacağı</p>
</li>
<li data-start="6271" data-end="6317">
<p data-start="6273" data-end="6317">Tanrı’nın ve Nietzsche’nin tarihsel anlamı</p>
</li>
<li data-start="6318" data-end="6342">
<p data-start="6320" data-end="6342">Büyü ile usun ilişkisi</p>
</li>
</ul>
<p data-start="6344" data-end="6521">İşte bunların hepsi Jung’un çalışmalarında, kendi üzerindeki ve hastaları üzerindeki deneyi ile anlam bulmuştur. Bilinçdışının verdiği bazı etkiler de burada ortaya çıkmaktadır.</p>
<h2 data-start="6523" data-end="6578"><strong data-start="6526" data-end="6578">Semboller, Görselleştirme ve Psikolojik Bütünlük</strong></h2>
<p data-start="6580" data-end="6869">Evet, kendini anlama, benliğin anlaşılması ve bireyin kişiliğinin anlaşılması bu süreçler dahilinde mümkün olduğunu belirtmektedir. Bireysel sürecin betimlenişi olarak adlandırılan bu aşama Jung’un konu edindiği ve aşamalar halinde adlandırmak istediğiyle aynı yöntem olarak bilinmektedir.</p>
<p data-start="6871" data-end="6994">Bu yöntemin genel aşamaları sonucunda kişilerin kendini bilme ve fark etme yolu bir <strong data-start="6955" data-end="6969">bireyleşme</strong> sürecini işlemektedir.</p>
<p data-start="6996" data-end="7168">Bir sembolleştirme, bir anlamlandırma içermektedir. <strong data-start="7048" data-end="7061">Semboller</strong>, görselleştirmeler veya halüsinasyonlar işte bunların hepsi birer anlamdır ve bir bütünlüğe götürmektedir.</p>
<p data-start="7170" data-end="7346">Bir içselleştirmeye doğru giden ve bunu içedönük olarak deneyimleyen Jung, burada kesin olarak sembolleştirme, görselleştirme yöntemiyle anlamlar arasında bağlantı kurmuştur.</p>
<p data-start="7348" data-end="7434">Bunun tinsel-ruhsal olması ile de bağlantıların kurulması anlamları bütünleştirmiştir.</p>
<h2 data-start="7436" data-end="7492"><strong data-start="7439" data-end="7492">Ruhun Çağrışımı ile Bilincin Yönelimi Aynı mıdır?</strong></h2>
<p data-start="7494" data-end="7641">Ruhun verdiği çağrışım zihin-bilinç ile aynı doğrultuda mıdır? Simgeleştiriliyorsa bu olası bir neden göstermez, geçerli bir neden gösterecektir.</p>
<p data-start="7643" data-end="7884">Evet, Jung bunu bu yöntem ile tinsel-ruhsal olanın bağlantılarını kurmuştur. Amacının bir anlamın bir bütünlük oluşturmasının yolunu açmak, bireyleri daha iyi anlamak ve hastalarının bakış açısından görmek ve böylece bir tanım koyabilmektir.</p>
<p data-start="7886" data-end="8231">Eğer sürecin sonucunda anlamlar oluşamamışsa, bir bütünlük sağlanılamamıştır. Böylece görülen, simgeleştirilen, sembolleşen ya da halüsinasyon şeklinde gelen anlamlar, betimlemeler kestirilemez konular hakkında kestirmeler yapılamayacaktır. Bu halde tıpkı akıl sağlığı yerinde olmayanların gibi anlamlar konusundaki birikimleri eksik kalacaktır.</p>
<h2 data-start="8233" data-end="8293"><strong data-start="8236" data-end="8293">Etkin İmgelem, İçsel Diyalog ve Fantezileri Resmetmek</strong></h2>
<p data-start="8295" data-end="8379">Carl Gustav Jung’a göre etkin imgelem, içsel diyalog ve fantezileri resmetmek nedir?</p>
<p data-start="8381" data-end="8572">Aktif hayal gücünün eksik olması gibi farkındalık olmadığı sürece bireyleşme yolu zayıf olacaktır. Jung’un kendisinin üzerinde yaptığı deneyle ilgili üç şeyin önemli olduğunu söylemektedir:</p>
<ul data-start="8574" data-end="8645">
<li data-start="8574" data-end="8595">
<p data-start="8576" data-end="8595"><strong data-start="8576" data-end="8593">Etkin imgelem</strong></p>
</li>
<li data-start="8596" data-end="8617">
<p data-start="8598" data-end="8617"><strong data-start="8598" data-end="8615">İçsel diyalog</strong></p>
</li>
<li data-start="8618" data-end="8645">
<p data-start="8620" data-end="8645"><strong data-start="8620" data-end="8645">Fantezileri resmetmek</strong></p>
</li>
</ul>
<p data-start="8647" data-end="8843">Bunları kendisi yaparken de kendini incelemeyi de deneyerek geçerliliğini kontrol etmiştir. Kendisi dışında hastaları üzerinde uygularken bu üç şeyi yapmaları konusunda hastalarına da öğretmiştir.</p>
<p data-start="8845" data-end="9140">Etkin imgelem ile bilinçdışı yüzleşmeye götürüyordu. İçsel diyalog ile “kendin ol” farkındalığı oluşturuluyordu. İçsel diyalog ile bireyin soru sorma aşamasında kendinin var olmasının anlamlı olması neye bağlı olabilir ve nasıl farkındalık kazanabilir gibi sorulara cevaplar bulmaya götürüyordu.</p>
<p data-start="9142" data-end="9364">Sonuç olarak Carl Gustav Jung bütün bu aşamalar sonucunda anlamların nihayetine erişebilmesi, hastalarını daha iyi anlayabilmesi, onların gözünden bakabilmesi ve bireyin farkındalık kazanabilmesi için bunlar uygulanmıştır.</p>
<p data-start="9366" data-end="9663">Bireyin olduğu kişi değil, olması gereken kişiye dönmesi yani <strong data-start="9428" data-end="9444">bireyleşmesi</strong> için zihin-bilinç durumunun tinsel-ruhsal ya da psişin durumunun hepsinin bir bilgi birikimi verdiğini ve bunlarla semboller oluşturduğunu, sembollerle kavramlar ve kavramlar ile bir bütünlük kurduğunu analiz etmiştir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/carl-gustav-jungun-kirmizi-kitabi-liber-novusu-ne-anlatmaktadir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ANİMA VE ANİMUS: CARL GUSTAV JUNG</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/anima-ve-animus-carl-gustav-jung/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=anima-ve-animus-carl-gustav-jung</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/anima-ve-animus-carl-gustav-jung/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mücahit ÖZCANAN]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Oct 2025 08:45:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Psikanaliz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=16013</guid>

					<description><![CDATA[Animası gelişmeyen erkeğin, kadından ve kadının duygularından anlaması zor olacaktır. Animusu gelişmeyen bir kadının da erkeği bu şekilde anlaması zor olacaktır. Carl Gustav Jung’un bununla ilgili yazmış olduğu bu teorisinden, bu arketiplerden anlayacağımız çok daha derin mesajlar içeriyor. Kadın ve erkeğin birbirini anlaması, kendinde gelişecek şeyin — anima ve animusa — bağlı olduğunu düşünmüştür. Bu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="41" data-end="647"><strong data-start="41" data-end="71">Animası gelişmeyen erkeğin</strong>, kadından ve kadının duygularından anlaması zor olacaktır. <strong data-start="131" data-end="153">Animusu gelişmeyen</strong> bir kadının da erkeği bu şekilde anlaması zor olacaktır. Carl Gustav Jung’un bununla ilgili yazmış olduğu bu teorisinden, bu arketiplerden anlayacağımız çok daha derin mesajlar içeriyor. Kadın ve erkeğin birbirini anlaması, kendinde gelişecek şeyin — <strong data-start="405" data-end="414">anima</strong> ve <strong data-start="418" data-end="428">animus</strong>a — bağlı olduğunu düşünmüştür. Bu tutumla insanlar buna benzer olanı empati yapmak olarak anlamlandırmıştır. Ancak buna gerçek nitelik yönünde bir değer atfetmek istersek eğer, bu empati yapmaktan çok daha farklıdır.</p>
<p data-start="649" data-end="1149">Carl Gustav Jung’a göre bu arketipler direkt olarak kadın ve erkek için uyumlandırılmıştır. Kendi içlerinde bütün yaşamı boyunca geliştirilmesi veya gelişmesiyle hem çevresel etki bağlamında hem de kendi aile ilişkileriyle olumlu yönde bir dinamiklik kazanacağını ifade etmektedir. Hayatımızın her alanında her karşılaşacağımız sorunlarla, yaşadığımız bu hayat dinamikliği karşısında karşı cinslerimizle iletişim halinde olacağız ve bu yüzden sorunlarla karşılaşamayacağımızın bir garantisi yoktur.</p>
<p data-start="1151" data-end="1409">Daha çok birbirini anlayan iki kadın ile iki erkek arasında bir sorun hemen çözülebilir. Peki ya kadın ve erkek arasındaki problem gittikçe ikisinin gerilmesine sebebiyet veriyorsa, burada Carl Gustav Jung’un yukarıdaki arketipleri işimize yarayacak mıdır?</p>
<p data-start="1411" data-end="1854">Erkekteki bilinçdışı oluşacak veya olması gereken anima, kadında da animus olarak erkeğin üzerinde otoriter olması yönünde ortaya çıkmaktadır. Bunlar birinde bilinçdışı ve diğerinde bilinçli olarak ortaya çıkmış olamaz. Çünkü eğer birinde bilinçdışı olarak çıkıyorsa diğerinde de aynı şekilde deneylenmiş ve ispatlanmış bir şekilde çıkması gerekiyor. İki cinsin farklı duyguları, psişik yönleri olabilir, ama ikisi de insandır — aynı türdür.</p>
<h2 data-start="1856" data-end="1880"><strong data-start="1859" data-end="1880">CİNSİYET ARKETİPİ</strong></h2>
<p data-start="1882" data-end="2261">Erkeğin animasının, kadının ise animusunun gelişmiş olması ne demektir? Erkeğin animası bilinçdışı olarak kadın tarafı demektir. Kadının animusu ise bilinçdışı erkek tarafı demektir. O hâlde her iki cinsin birbirini anlaması konusunda neden zorluk yaşadıklarını düşünebilir ve bu süreçte birbirini anlayabilir. Bununla ilgili düşüneceğimiz şey, gelişimle ilgili olan tarafıdır.</p>
<p data-start="2263" data-end="2541">İkisinin birbirine zıt olan bu yönlerinde doğuştan var olduğunu ispatlarsak, peki nasıl geliştiğini veya bu yönde gelişeceğini ispatlayabiliriz? Bu da ancak deneyimle, ilişkiler içinde veya sosyal hayatın içinde o doğal istem dışı rollerini oynayarak veya yaşayarak öğrenilir.</p>
<p data-start="2543" data-end="3114">Burada fark edeceğimiz şey şu olacaktır: “Ben neden karşı cinsimi anlamak zorundayım?” gibi bir soru sorarak kendinde zıt olanından farkındalık kazanabiliriz. Şimdi buna benzer farkındalık yaratacak başka sorular sorabiliriz:<br data-start="2768" data-end="2771" />Eğer karşı cinsimi anlarsam bu bana ne kazandıracaktır?<br data-start="2826" data-end="2829" />İlişki içinde olduğum karşı cinsimi nasıl anlayabilirim?<br data-start="2885" data-end="2888" />Kadınım, benden ne bekliyor olabilir?<br data-start="2925" data-end="2928" />Erkeğim, benden ne bekliyor?<br data-start="2956" data-end="2959" />Kendimi nasıl onun yerine koyabilirim?<br data-start="2997" data-end="3000" />Ne yapsam kendimi onun gibi düşünebilirim?<br data-start="3042" data-end="3045" />Onun etrafında olayları ne yaparsam onun gözünden anlamış olacağım?</p>
<p data-start="3116" data-end="3456">Arkadaşım Christina benden neler bekliyor? Dostum olan Dawid’i nasıl mutlu etsem onu anlamış olurum ya da kendimi onun yerine koymuş olurum? Şimdi tüm bu sorulara odaklarsak bunların hepsi de sosyal yaşamda tecrübe edilerek, deneyimlenerek elde edilecek ve öğrenilecek türdendir. İşte Carl Gustav Jung buna <strong data-start="3423" data-end="3444">cinsiyet arketipi</strong> demiştir.</p>
<p data-start="3458" data-end="3822">Her iki cinste zıt olarak bedensel ve ruhsal olarak benzerlikler vardır. Evet, kadının veya erkeğin iletişim konusundaki farklılıklarına inersek çok daha detaylı bir inceleme yapmış olacağız. Duygusal olarak hislere, sezgilere ya da alışkanlıklara baktığımız zaman burada detaylı olarak bazı farklılıklar hem bedensel hem de ruhsal olarak kendini ele verecektir.</p>
<p data-start="3824" data-end="4035">Ancak Carl Gustav Jung burada her iki cinsin birbirine zıt tarafını olumluya addetmektedir. O hâlde bu <strong data-start="3927" data-end="3948">cinsiyet arketipi</strong> değerlendirilmeli ve doğuştan var olan bu anima ve animusun farkında olmak lazımdır.</p>
<h2 data-start="4037" data-end="4063"><strong data-start="4040" data-end="4063">FARKINDALIK VE AURA</strong></h2>
<p data-start="4065" data-end="4332">Evet, kadının, erkeği ve erkeğin de kadını anlaması ve bu şekilde iletişimde kalması gerektiği konusunda olumlu bir süreç olduğunu vurgulamış olalım. Bunun geliştirilmesi de farkındalığa bağlıdır. Bu farkındalık tıpkı duygular, düşünceler gibi değerlendirilmelidir.</p>
<p data-start="4334" data-end="4588">Kadın veya erkeğin aurasının gerçekte fark edilebilir derecede olmadığını bilebilirsek; fakat yine de bu ruh hallerinin ne derecede kadının veya erkeğin kendinde yükseldiğini fark edersek, birbirine karşı olumlu davranış — olumlu iletişim kurabilirler.</p>
<p data-start="4590" data-end="4957">Eğer kadın mutlu ise bu demektir ki yanındaki erkeği de veya karşı cinsi olan aile bireylerinden herhangi biri de mutlu olmayı hak ediyor. O hâlde birey, karşı tarafın kendi mutlu olduğu kadarını dahi fark edebilirse ya da mutsuz olduğunun kaynağını öğrenebilmeye yatkın ise ya da meraklı olmaya istekli ise bu her iki cins için de olumlu bir süreç kazandıracaktır.</p>
<p data-start="4959" data-end="5186">Kadının sırf salt kendisinin değil, erkeğin de mutlu olmak istediğini bilmelidir. Bu sayede kadın o aurasını, enerjisini karşı tarafa yani erkeğe de yansıtması gerektiğini bilmelidir. Bu durum erkek için de aynısı geçerlidir.</p>
<p data-start="5188" data-end="5387">Karşılıklı mutluluk, huzur ve sağlıklı birliktelik bu şekilde sağlanılabilir. O aura, sırf salt kendin için değil, ilişki içinde olduğun karşı birey için de lazımdır. Bu auranı ikiye katlayacaktır.</p>
<p data-start="5389" data-end="5623">O hâlde sırf salt sadece erkeğin animası veya kadının animusu değil, bir de hayat enerjileri, o manevi huzuru yani auraları da yüksek olması bilahare iletişimin, ilişkilerin olumlu ilerlemesi konusunda temel, en nitelikli destektir.</p>
<p data-start="5625" data-end="5903">Kadın veya erkeğin hayat enerjileri hangi yönde gelişmiştir, bireyin enerjileri hangi yönde gelişmektedir? Bireyin karşı cinsine hangi konularda birbirinin yerine düşünüp, sırf salt empati yapabilmelidir? Kadının veya erkeğin aurası, onların bu yönde tutumunu belirlemektedir.</p>
<p data-start="5905" data-end="6026">Birbiriyle ilişkili sözlü veya sözsüz iletişiminin ne derecede olumluya veya olumsuza doğru gideceğini belirlemektedir.</p>
<p data-start="6028" data-end="6299">Birey, eşine karşı sırf salt tartışma — kavga esnasında sürekli bunu yatıştıracak konumda rolü benimsiyorsa, bu karakterin bir diğer bireye kıyasla hayat enerjisi — aurası yüksek demektir. Bu erkek veya kadın için fark etmiyor ve her iki cins için de aynısı geçerlidir.</p>
<p data-start="6301" data-end="6535">Bu yukarıdaki örneğin tam tersi olduğunu düşündüğümüzde, o hâlde hayat enerjileri — auraları düşüktür demektir. Her iki cins veya iletişimde olduğunuz insanlarla bu hayat enerjiniz olumlu veya olumsuz süreçler boyunca değişebiliyor.</p>
<p data-start="6537" data-end="6685">O hâlde burada Carl Gustav Jung’un <strong data-start="6572" data-end="6593">cinsiyet arketipi</strong> aklımıza gelecektir. Animasın ve animusun ne olduğunu tekrar hatırlamamızda fayda vardır.</p>
<p data-start="6687" data-end="6966">Erkek, kadının tüm olumsuz ve olumlu tutumlarına karşı kendinde bir anlam vermeyi bilemiyorsa, sırf salt eşi veya birey olarak karşı cinsleri konusunda hakkında bir empati yapacağını söyleyemeyiz. “Bu erkek empati yaptı” diyemeyiz. “Bu farkındalık kazanmaya açıktır” diyemeyiz.</p>
<p data-start="6968" data-end="7294">Sırf karşı cinsini anlayabilmeye meraklı değilse ve sırf salt uzlaşım için farkındalık kazanmaya yeltenemiyorsa, ilişki içindeki tutumu olumluya doğru gelişeceğini iddia edemeyiz. Bu aura, farkındalık ve cinsiyet arketipi, iletişim konusundaki her iki cinsin birbirine uyum konusunda bağlantıyı mutlak olarak kavrayabiliriz.</p>
<p data-start="7296" data-end="7543">Carl Gustav Jung’un da anlatmak istediği bundan farksız değildir. Bir insanın hayat enerjisinin yüksek olması yani aurasının yüksek, dengeli olması, hayatta mutlu olabilmesi, hayattaki olumsuzlukları giderebilmeye dirayetli olmasıyla paraleldir.</p>
<p data-start="7545" data-end="7780">Erkek kendini kadının yerine koyabilmeye meraklı olamıyorsa, onu anlamaya da istekli olamıyordur demektir. Sağlıklı bir düşünce evresinde bireyler, kadın ve erkek mutlak uzlaşıma dayalı tutumlarını çoğaltabilmeye dirayetli olmalıdır.</p>
<p data-start="7782" data-end="7860">Sırf gergin olacağından emin olup farkındalık yoluna gitmeyi seçebilmelidir.</p>
<h2 data-start="7862" data-end="7902"><strong data-start="7865" data-end="7902">HAYAT TEMBELLİĞİ VE AURANIN ÖNEMİ</strong></h2>
<p data-start="7904" data-end="8189">Problemleri, anlaşmazlıkları, küskünlükleri sürekli uzatan bireylerde hayat tembelliği vardır. Bu hayat tembelliğine de bir bakalım: Bunlar az mutlu olurlar, tereddüt içinde davranırlar, az gülerler, az muhabbet ederler, salt kendilerine değil, başkalarının dediklerine odaklanırlar.</p>
<p data-start="8191" data-end="8379">Az gülmeyi kendisi isteyerek seçmiyor, bunu kendini mutlu etmek için de seçmemektedir. Sadece farklı olduğunu başkalarına kanıtlamak için kendinde bir mecburiyet varmış gibi yapmaktadır.</p>
<p data-start="8381" data-end="8828">Oysa doğanın bir parçası olarak hayatın tadını çıkarabilir ve sırf enerji düzeyinin nelere bağlı olduğunu kavrayıp bu şekilde davranabilir. Kendini zorunlu bir şekilde uyum içinde olmayı koşullandırmak yerine sadece iletişimin her türlü dinamiği içinde yaşayarak, hareketini azaltmadan, gülmeyi kesmeden, muhabbetin arka perdesini düşünmeden, bir şeyler yapıp o yaptığı şeylerin olumsuz yanlarını aklına getirmeden her türlü normal davranabilir.</p>
<p data-start="8830" data-end="9055">Bunun tersi ancak hayat enerjisini — aurasını düşürecektir. Bu bireyin karşı cinsine ya da ilişki içinde olduğu eşine, aile bireylerine veya topluma karşı bakışı sığ olarak kalacaktır. Hayatta farkındalığı öğrenemeyecektir.</p>
<p data-start="9057" data-end="9384">Evet, bunları ısrarla vurgulayarak hayattaki enerjimizin, auramızın veya karşı cinslerimize karşı tutumlarımızın bağlantısını kurmuş olduk. Bunların birbiriyle bağlantılı olması ve nelere bağlı olduğunu analiz etmemiz ve <strong data-start="9278" data-end="9299">cinsiyet arketipi</strong>nin değerlendirmesini analiz etmemiz kaçınılmaz olarak olumlu bir sonuç verecektir.</p>
<p data-start="9386" data-end="9559" data-is-last-node="" data-is-only-node="">Sonrasında bunun hepsinin yani farkındalığın, cinsiyet arketipinin ve auranın birbiriyle bağlantısını ve iletişim konusunda temel uyum desteğini olduğunu analiz etmiş olduk.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/anima-ve-animus-carl-gustav-jung/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Birbirimizde İletişim Halinde İken Kullandığımız ‘Zaten’ Kelimesinin Tehlikesi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/birbirimizde-iletisim-halinde-iken-kullandigimiz-zaten-kelimesinin-tehlikesi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=birbirimizde-iletisim-halinde-iken-kullandigimiz-zaten-kelimesinin-tehlikesi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/birbirimizde-iletisim-halinde-iken-kullandigimiz-zaten-kelimesinin-tehlikesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mücahit ÖZCANAN]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Sep 2025 21:10:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İletişim Psikolojisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=13616</guid>

					<description><![CDATA[Cümle İçinde ‘Zaten’ Kelimesinin Tehlikesi ‘Zaten’ kelimesinin içinde olduğu her cümle yargılayıcı, baskı, istismar, zorlayıcı, olumsuz engelleyici bir anlam içerdiğini unutmamalıyız. Daha da fazlası aklınızın sizi olumsuz yönde etkileyecek ne varsa bu ‘zaten’ ve ‘zaten’ gibi kelimelerinin içinde olduğu cümleler birer sebeptir. Bu yukarıda saydığım olumsuz durumlara sebebiyet veren ‘zaten’ kelimesinin iletişimde ne tür bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2 data-start="427" data-end="476"><strong data-start="430" data-end="476">Cümle İçinde ‘Zaten’ Kelimesinin Tehlikesi</strong></h2>
<p data-start="478" data-end="770">‘<strong data-start="479" data-end="488">Zaten</strong>’ kelimesinin içinde olduğu her cümle yargılayıcı, baskı, istismar, zorlayıcı, olumsuz engelleyici bir anlam içerdiğini unutmamalıyız. Daha da fazlası aklınızın sizi olumsuz yönde etkileyecek ne varsa bu ‘zaten’ ve ‘zaten’ gibi kelimelerinin içinde olduğu cümleler birer sebeptir.</p>
<p data-start="772" data-end="1045">Bu yukarıda saydığım olumsuz durumlara sebebiyet veren ‘zaten’ kelimesinin <strong data-start="847" data-end="859">iletişim</strong>de ne tür bir tehlikesinin olduğu ya bilerek ya da bilmeyerek göz ardı ediliyor. Birbirimizle olan iletişimimizde neden gergin olduğumuzu veya gerildiğimizi anlamakta zorluk çekiyoruz.</p>
<p data-start="1047" data-end="1281">Peki ya yukarıda ifade ettiklerimi ispatlarsam yine de iletişim konusunda dikkat eder miyiz? Bu sorunun cevabını bu konuyu yaymadan önce veremeyeceğinizi bildiğimden buna şüphe yaklaştım ve konuyu somutlaştırarak kanıtlamak istedim.</p>
<p data-start="1283" data-end="1609">Genel olarak ya sorun sende ya da karşıdaki bireyde olabilir. Bu ‘zaten’ kelimesini kullanmadan önce dikkat edeceğimiz şey bireye veya bireylere karşı nasıl yaklaşmamız ve nasıl, hangi tutumla bir iletişim kuracağımız olacaktır. Etkiye tepkiyle yaklaşacağımız konusunda her birimiz bunu kendimize huy edindiğimizi biliyorum.</p>
<p data-start="1611" data-end="1861">Ancak tam da burada akli yetimize hitap eden farklı duygularımızla, farklı anlamlarla algılanabilir bir iletişimle karşı karşıya kalıyoruz. Belki de yukarıda saydığım iletişimin <strong data-start="1789" data-end="1803">olumsuzluk</strong> örneklerine ya maruz kalıyoruz ya da maruz bırakıyoruz.</p>
<p data-start="1863" data-end="2030">O halde konuyu somutlaştırmadan önce buna dair sloganımızı da sizlerle paylaşalım:<br data-start="1945" data-end="1948" />‘Ya sen sebepsin ya da iletişimde mecbur kaldığın birey veya bireyler sebeptir.’</p>
<p data-start="2032" data-end="2357">Göz ardı etmememiz gereken ve çözümün temeli olarak izah edeceğimiz şey şudur: ‘Zaten’ ve ‘zaten’ gibi kelimeleri özenerek, düşünerek ve tertipli kullanabilmemizdir. Ve birbirimize karşı niyetimizin halis (katışık olmayan, öz) olması önemlidir; açık, net, şeffaf davranabilmemiz iletişimin olumlu olması yönünde gereklidir.</p>
<p data-start="2359" data-end="2717">Evet, sürekli iletişim halinde olduğunuz annenize, babanıza, kardeşlerinize, arkadaş çevrenize veya beraber ortak kullandığınız alanlarda bulunan bireylere dikkat edin! Peki neden? <strong data-start="2540" data-end="2552">İletişim</strong>de kullandıkları kelime veya cümleler üzerinde bir analiz yapmanız konusunda ve kendi kullandığınız iletişim tarzınızla bir kıyaslama yapmanızı istiyorum da ondan.</p>
<p data-start="2719" data-end="2935">Bunun size geri dönüşü analitik bir değerlendirme olacaktır. Şimdi siz hazır olduğunu hissediyorsanız ben de başkaları üzerinde değerlendirme yapmaya başlayabilirim. Pekâlâ, bu bir objektif değerlendirme olacaktır.</p>
<h2 data-start="2937" data-end="3020"><strong data-start="2940" data-end="3020">Ebeveyn Üzerinden ‘Zaten’ Kelimesinin Kullanımı İle İlgili Bir Değerlendirme</strong></h2>
<p data-start="3022" data-end="3197">Evet, şimdi birbirinize karşı kullandığınız ‘zaten’ kelimesinin ne kadar <strong data-start="3095" data-end="3106">olumsuz</strong> olduğu önemi üzerinde durmak istiyorum. Buradan ilk olarak ebeveynden bir örnek verelim.</p>
<p data-start="3199" data-end="3254">Evet, şimdi çocuk, babasından bir şey rica edecektir:</p>
<ul data-start="3256" data-end="3331">
<li data-start="3256" data-end="3331">
<p data-start="3258" data-end="3331">“Baba bu parkta çok güzel bir salıncak vardı, oraya gidelim mi tekrar?”</p>
</li>
</ul>
<p data-start="3333" data-end="3421">Ve baba da cevap olarak ‘zaten’ kelimesinin içinde olduğu şu tür bir cümle kullanıyor:</p>
<ul data-start="3423" data-end="3510">
<li data-start="3423" data-end="3510">
<p data-start="3425" data-end="3510">“İyi de oğlum orayı zaten görmüşsün, zaten gitmiştik ve zaten binmiştin salıncağa!”</p>
</li>
</ul>
<p data-start="3512" data-end="3829">Tamam, şimdi babanın, oğluna ‘zaten’ kelimesinin nasıl bir ifade, duygu yoluyla kullanması üzerinde duralım. Şimdi bu baba, çocuğun onu tekrar yapabilmesini engelliyor. Üstelik ‘zaten’ kelimesini cümlenin içinde kullanarak çocuğun zihninde bilerek veya bilmeyerek şu tür düşüncelerin var olmasına sebebiyet veriyor:</p>
<p data-start="3831" data-end="3878">‘Yaptığın şeyi tekrar yapma, bu bir hatadır.’</p>
<p data-start="3880" data-end="4105">Oysa çocuğun eğlenmesi için bu herhangi bir olumsuz durum teşkil etmeyecektir. Aksine genel olarak yaptığın şeyi hata bile olsa tekrarladığın zaman anlarsın yanlış olduğunu. Tekrarlayarak tecrübe kazanıyor, deneyimliyorsun.</p>
<p data-start="4107" data-end="4367">Bazıları bir sefer, başka birileri çok defa tekrarlayarak hatanın yanlış olduğunu veya kendisinde ya da başkalarında rahatsızlık olacağını anlıyor. Şimdi burada ‘zaten’ kelimesinin nasıl olumsuz bir engelleyici olarak kullanıldığını örnekle izah etmiş olduk.</p>
<p data-start="4369" data-end="4616">Peki olumlu cümle nasıl kullanılmalıydı? Diyelim ki babanın vakti yoktur. O zaman şu şekilde telafi edilebilirdi:<br data-start="4482" data-end="4485" />“Oğlum bugün çok vaktim kalmadı, ama yarın ya da başka bir gün tekrar oraya gidebilir ve o çok istediğin salıncağa binebilirsin.”</p>
<p data-start="4618" data-end="4657">Şimdi çocuk da bunu kabul edebilirdi.</p>
<h2 data-start="4659" data-end="4747"><strong data-start="4662" data-end="4747">Evli Çiftler Üzerinden ‘Zaten’ Kelimesinin Kullanımı İle İlgili Bir Değerlendirme</strong></h2>
<p data-start="4749" data-end="5025">Tabii engelleyici, yargılayıcı veya baskılayıcı olan ‘zaten’ kelimesini evlenen çiftler üzerinde örnek gösterelim. Hem de yıllardır evli olan bir çifti örnek gösterelim ki yine de ‘zaten’ ve ‘zaten’ gibi kelimelerin iletişim konusunda ne kadar olumsuz olduğunu kanıtlayalım.</p>
<p data-start="5027" data-end="5312">Şimdi burada kadın, kocasından biraz dışarı çıkmaları ve böylelikle birazcık hava almaları gerektiği konusunda bir ricada bulunacaktır. Kocası ise buna karşılık engelleyici, yargılayıcı ve baskılayıcı olan ‘zaten’ kelimesini cevap olarak cümlelerinin içinde şu şekilde kullanacaktır:</p>
<ul data-start="5314" data-end="5487">
<li data-start="5314" data-end="5487">
<p data-start="5316" data-end="5487">“Bak güzel kadınım, senin bu dışarı çıkıp hava almaların zaten hiç bitmiyor. Zaten hep isteğin olsun istersin. Hep gezmek, hep gezmek! Zaten bir bitmiyor şu gezmelerin!”</p>
</li>
</ul>
<p data-start="5489" data-end="5776">Şimdi ‘zaten’ kelimesiyle kurulan cümlelerin masum kadının aklına getireceği şu düşüncelere odaklanalım:<br data-start="5593" data-end="5596" />“Belli ki kocam benden sıkılıyor. Hem de istediğim küçücük bir şeyi sürekli yapıyormuşum gibi yüzüme vuruyor. Neyse bundan sonra böyle bir şey istemeyeceğim, tek başıma giderim.”</p>
<p data-start="5778" data-end="5984">Şimdi çiftler bu <strong data-start="5795" data-end="5809">olumsuzluk</strong> içeren iletişimi sürekli tekrarlıyorsa sizce de bir ilişki nasıl sağlıklı yürüyecektir? Bu ilişkiye kim nasıl tahammül edebilir ya da kim kimin sözlü baskısına dayanabilir?</p>
<p data-start="5986" data-end="6138">Evet, şimdi yine de değerlendirmeye gidelim. Kadın belki de bundan sonra haklı olarak yalnız yapabilme, edebilme, eyleyebilme mücadelesine girecektir.</p>
<p data-start="6140" data-end="6425">Halbuki kocası, kadınına şuna benzer olumlu bir iletişim kullanabilirdi:<br data-start="6212" data-end="6215" />“Kadınım benim inan ki çok yorgunum. Bunu yarına ertelesek ikimiz için de iyi olabilir. Çünkü o zaman ben de isteyerek seninle hava almak isteyeceğim. Hem de ikimizin isteyeceği şeyde ikimiz de mutlu oluruz.”</p>
<p data-start="6427" data-end="6635">Tabii ki cümleler farklılık gösterebilir ama yine de şefkat içeren, uzlaşım içeren, bütünleyici, sadakat içeren türden cümleler kurulsaydı iletişimin olumlu yönünün örneğinin birçok türünü vermiş olacaktık.</p>
<h2 data-start="6637" data-end="6731"><strong data-start="6640" data-end="6731">Çalıştıran-Çalışan Üzerinden ‘Zaten’ Kelimesinin Kullanımı İle İlgili Bir Değerlendirme</strong></h2>
<p data-start="6733" data-end="6883">Şimdi de engelleyici, yargılayıcı veya baskılayıcı olan ‘zaten’ kelimesini herhangi bir bireyin bir çalışanına kullanması üzerinde örnek gösterelim.</p>
<p data-start="6885" data-end="7181">Bir markette market sahibi bir adam reyonda bulunan çalışanını yanına çağırarak ondan raflardaki ürünleri üst üste istiflemesini ister. Çalışan da yavaş yavaş bu ürünleri istiflemeye başlar. Raflardaki ürünleri istiflemesine istifler de üçüncü sıraya geldiğinde birden ürünler yıkılır ve düşer.</p>
<p data-start="7183" data-end="7303">Sonra da yerde dağılmış, yığılmış ürünleri gören market sahibi gelir ve öfkeli bir duyguyla çalışanına şunları söyler:</p>
<ul data-start="7305" data-end="7456">
<li data-start="7305" data-end="7456">
<p data-start="7307" data-end="7456">“Benim bunu senden istemem suçtu zaten! Zaten senden de istemezdim de ama mecburum, tek çalışanım sensin. Zaten tahmin ediyordum beceremeyeceğini!”</p>
</li>
</ul>
<p data-start="7458" data-end="7674">Evet, adam çalışanına ‘zaten’ kelimesini yığınca söyler. Burada kullanılan bu kelimenin sadece yargılayıcı olması bakımından değil, <strong data-start="7590" data-end="7604">olumsuzluk</strong> içeren türden hitaplar kullanıldığına dikkatinizi çekmek istiyorum.</p>
<p data-start="7676" data-end="7875">Bir kere burada market sahibinin kullandığı bu cümlelere bakılırsa çalışanına güven duymayan, çalışanının hata yapacağını bekleyen ve çalışanına motive olmayan bir ara karakter sorunu yaşamaktadır.</p>
<p data-start="7877" data-end="8082">Kaldı ki çalışanın özgüvenini bu olaydan sonra her konuda yerle bir eden bu adam, telafi edilecek bir durumu bir çıkmazın içine sokmuştur. Telafi edilebilir yani oradaki ürünler tek tek istiflenebilirdi.</p>
<p data-start="8084" data-end="8323">Çalışanın kişiliğine yapılan o olumsuz hitaplar içeren market sahibinin bu tutumu aslında hiçbir zaman çalışanın aklından çıkmayacaktır. Bundan sonra çalışan sürekli tereddütle çalışacak, eli ayağı birbirine dolanır tarzda davranacaktır.</p>
<p data-start="8325" data-end="8510">Tekrar ediyorum, çalışan savunma konusunda tetikte kalacaktır. Artık market sahibinin bu olumsuz tutumunu unutmayacaktır, hata yapma oranı %15’lerde iken bu sefer %50’lere çıkacaktır.</p>
<p data-start="8512" data-end="8648">Evet, bu olumsuz tutumu unutsa bile zaten kendi isteğinle orada çalışmak istemeyecektir, sadece mecburi bir durum olacaktır onun için.</p>
<p data-start="8650" data-end="8947">Peki bunun telafisi nasıl olabilirdi? Gelin buna odaklanalım şimdi, adam şu tür olumlu cümleler kullanabilirdi:<br data-start="8761" data-end="8764" />“Biraz daha dikkatli olursak ikimiz için de iyi olabilir. Bu küçük bir hata, neyse ki sana da ürünlerimize de zarar gelmedi. Sen canını sıkma, çünkü beraber üstesinden gelebiliriz.”</p>
<p data-start="8949" data-end="9123">İşte bu sefer çalışanın hem iş potansiyeli düşmeyecek hem de kendine olan iş konusundaki güveni azalmayacaktı. Bunun yanı sıra market sahibi kendine dost kazanmış olacaktı.</p>
<p data-start="9125" data-end="9417">Evet, şimdi de objektif bir sonuca varalım. Bu engelleyici, yargılayıcı veya baskılayıcı olan ‘zaten’ kelimesini örnek olarak göstermiş olduk. Bunun gibi onlarca kelimeler vardır. Bunun sadece zihinlerimizde kalması bakımından metaforik bir yöntem kullanarak, örnek olarak izah etmiş olduk.</p>
<h2 data-start="9419" data-end="9498"><strong data-start="9422" data-end="9498">Manevi ve Zihinsel Yorgunluğumuzu Başlatan Olumsuz İletişimin Kendisidir</strong></h2>
<p data-start="9500" data-end="9779">Birbirimizle olan ilişkilerimizi olumlu yönde geliştirebilmemiz veya aramızdaki gerginlikleri minimum düzeye indirebilmemiz için ağzımızdan çıkacak olan kelimeleri aklımızdan somut olarak çıkıyormuş gibi ehemmiyetli-tedbirli-tartarak kullanmamız gerektiğinin bilincinde olalım.</p>
<p data-start="9781" data-end="9956">Bu gerçek karakterimizi ve kişiliğimizi başkalarının gözünde canlandırıyor. Başkalarının bizim hakkımızdaki yargılamaları kullandığımız dilimizle var oluyor ve şekilleniyor.</p>
<p data-start="9958" data-end="10241">Olumlu iletişimin tam tersini kurmaya inatçı bir birey haline gelirsek sonucunu sürekli gergin olan, tetikte kalan, maddiyatı düşünen ve iş telaşında olan bireylerle sorun yaşayarak alırız. Çünkü olumlu iletişim hem kendimizi ve hem de bizimle iletişim kuran bireyleri iyileştirir.</p>
<p data-start="10243" data-end="10461">Hem aklımız, ruhumuz ve kalbimiz bundan etkilenmektedir. Manevi yorgunluğumuzu başlatan olumsuz iletişimin kendisidir. Manevi mutluluğumuza zemin hazırlayan da birbirimize karşı kullanacağımız olumlu bir iletişimdir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/birbirimizde-iletisim-halinde-iken-kullandigimiz-zaten-kelimesinin-tehlikesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İletişim Konusunda Aristoteles&#8217;in Yöntemi: İfrat ve Tefrit Arası = Hitabet Sanatı</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/iletisim-konusunda-aristotelesin-yontemi-ifrat-ve-tefrit-arasi-hitabet-sanati/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=iletisim-konusunda-aristotelesin-yontemi-ifrat-ve-tefrit-arasi-hitabet-sanati</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/iletisim-konusunda-aristotelesin-yontemi-ifrat-ve-tefrit-arasi-hitabet-sanati/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mücahit ÖZCANAN]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Aug 2025 08:31:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İletişim Psikolojisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=11683</guid>

					<description><![CDATA[İnsanların iletişim konusundaki tutumları ifrat ve tefrit arası değil; ya ifrattır ya da tefrittir. Peki bu ifrat ve tefrit nedir? İfrat: Herhangi bir konuda aşırı gitme, ölçüyü kaçırma anlamına gelmektedir.Tefrit: Genellikle tutum ve davranış için gereğinden fazla aşağıda kalma durumudur. İki aşırı uç arası olsaydı olumlu yönde gelişen bir iletişimi kurmuş olacaktık. Peki aşırı uç [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="514" data-end="650">İnsanların <strong data-start="525" data-end="537">iletişim</strong> konusundaki tutumları ifrat ve tefrit arası değil; ya ifrattır ya da tefrittir. Peki bu ifrat ve tefrit nedir?</p>
<p data-start="652" data-end="828"><strong data-start="652" data-end="662">İfrat:</strong> Herhangi bir konuda aşırı gitme, ölçüyü kaçırma anlamına gelmektedir.<br data-start="732" data-end="735" /><strong data-start="735" data-end="746">Tefrit:</strong> Genellikle <strong data-start="758" data-end="767">tutum</strong> ve davranış için gereğinden fazla aşağıda kalma durumudur.</p>
<p data-start="830" data-end="1116">İki aşırı uç arası olsaydı olumlu yönde gelişen bir iletişimi kurmuş olacaktık. Peki aşırı uç arası olmak ne demektir? İfrat ve tefrit arası olmak, ölçüyü gereğinden fazla kaçırmamak, gereğinden fazla aşağıda kalmama durumudur. Yani özet olarak <em data-start="1075" data-end="1104">iki aşırı ucun ortası olmak</em> demektir.</p>
<p data-start="1118" data-end="1530">Bunun tam aksi olduğunda nasıl sağlıklı bir iletişim kurulabilir ya da gelişebilir? Bir başkasıyla iletişim halinde iken bizim gerilmemize sebep olan iletişim şekli açık, tutarlı ve şeffaf bir iletişim değildir. Tabidir ki bunların tam tersidir. Ya bizi ya da karşımızdaki insanı sinirlendiren; anlaşılmayan, açık uçlu olmayan ve tutarlı gelmeyen eylemler ya da dile getirilen, iletişime sunulan düşüncelerdir.</p>
<p data-start="1532" data-end="1769">Ne istediğimizden emin olduğumuz kadar nasıl istediğimizden de emin olmamız gerekiyor. Bu da hem kendimiz yanlış anlaşılmayalım diye hem de karşı tarafın tutumuna, huyuna göre nasıl etkileşim halinde olduğumuzun bir öngörüsü olacaktır.</p>
<h2 data-start="1776" data-end="1809"><strong data-start="1779" data-end="1809">Karl Gustav Jung’un Tutumu</strong></h2>
<p data-start="1811" data-end="2008">Bir eylemin ya da bir düşüncenin sunumu <em data-start="1851" data-end="1863">“hep bana”</em> şeklinde karşı tarafa lanse edilirse karşı taraf gerilir, kaygılanır ve kendini onu anlama konusunda iyice kapatır ve doğal olarak sinirlenir.</p>
<p data-start="2010" data-end="2234">Analitik psikolojinin kurucusu Karl Gustav Jung bu <strong data-start="2061" data-end="2070">tutum</strong>u farklı bir bakış açısıyla ele almıştır. Jung’a göre bu durum içimizden gelen karşı tarafa bir dış savunmamızdır. Dolayısıyla Jung’a göre o tutum bir habercidir.</p>
<p data-start="2236" data-end="2562">Bastırılan her duygu bir gün felaket olarak çıkacaktır. Bu felaketin önüne geçmenin yolu, kiminle o anda iletişim kuruyorsak karşımızdakinin huyuna dikkat etmektir. İletişimimize akılsal olarak eğilim gösterirsek ne kendimizi yanlış iletişim kurmanın içine atarız ne de karşımızdakinin olumsuz bir tutumuna zemin hazırlarız.</p>
<h2 data-start="2569" data-end="2607"><strong data-start="2572" data-end="2607">İletişim Konusunda Tutumlarımız</strong></h2>
<p data-start="2609" data-end="2725">Bizi olumsuz anlamda huzursuz eden sebeplerin içinde birbirimizle iletişim halinde kaldığımız tutumlarımız vardır.</p>
<p data-start="2727" data-end="2837">Her türlü eylemsel veya sözlü iletişimsel devinim başkaları yüzündendir. Bundan kurtulmanın iki yolu vardır:</p>
<ol data-start="2839" data-end="3009">
<li data-start="2839" data-end="2919">
<p data-start="2842" data-end="2919">İletişim konusunda neyi, niçin ve neden kullanacağımızı bilmemiz gerekiyor.</p>
</li>
<li data-start="2920" data-end="3009">
<p data-start="2923" data-end="3009">Başkalarının bizimle olan iletişimi, bizim ona karşı nasıl davranacağımızı belirler.</p>
</li>
</ol>
<p data-start="3011" data-end="3136">Sonuç olarak başkalarının iletişim konusunda olumsuz tutumuna karşı kendimize göre olumlu bir tavır sergilememiz mümkündür.</p>
<h2 data-start="3143" data-end="3180"><strong data-start="3146" data-end="3180">İletişim Konusunda &#8220;Başkaları&#8221;</strong></h2>
<p data-start="3182" data-end="3402">“Başkaları” bizi izleyen, bizimle iletişim halinde olan kişilerdir. Dengeli, şeffaf ve açık uçlu olmalıdır. Burada en çok sorumluluk bize düşer. Çünkü gizlilik, tutarsızlık ve anlaşılmazlığın temelinde bir sorun çıkar.</p>
<p data-start="3404" data-end="3650">Başkalarının bize karşı olumsuz bir tutum göstermesini engellemek için öncelikle kendi iletişimimizde tedbirli olmamız gerekir. Aksi durumda kontrolü elden bırakırsak, başkaları bize tehdit, huzursuzluk ya da yargılayıcı bir şekilde gelecektir.</p>
<p data-start="3652" data-end="3774">Her iletişimimizde ehemmiyet olmalıdır. Özellikle duygusal anlarda iletişim sorunlarının yaşandığını bilmemiz gerekiyor.</p>
<h2 data-start="3781" data-end="3817"><strong data-start="3784" data-end="3817">Aristoteles ve Retorik Sanatı</strong></h2>
<p data-start="3819" data-end="3987">Aristoteles’e göre <strong data-start="3838" data-end="3850">iletişim</strong> açık, net ve anlaşılır olmalıdır. Karşı tarafı etkilemek için ikna kabiliyetine dikkat etmemiz gerekiyor. Buna <em data-start="3962" data-end="3978">retorik sanatı</em> denir.</p>
<p data-start="3989" data-end="4035">Aristoteles retorikte üç unsura vurgu yapar:</p>
<ul data-start="4037" data-end="4216">
<li data-start="4037" data-end="4090">
<p data-start="4039" data-end="4090"><strong data-start="4039" data-end="4049">Ethos:</strong> Konuşmacının güvenilir ve açık olması.</p>
</li>
<li data-start="4091" data-end="4144">
<p data-start="4093" data-end="4144"><strong data-start="4093" data-end="4104">Pathos:</strong> Duygusal bağ kurma, empati oluşturma.</p>
</li>
<li data-start="4145" data-end="4216">
<p data-start="4147" data-end="4216"><strong data-start="4147" data-end="4157">Logos:</strong> Mesajın mantıksal yapısı, akıl yürütmeyle desteklenmesi.</p>
</li>
</ul>
<p data-start="4218" data-end="4375">Aristoteles’in <em data-start="4233" data-end="4328">“Akıllı insan söylemeden önce düşünür, sonra söyler; akılsız ise önce söyler, sonra düşünür.”</em> sözü iletişimde ölçülülüğün önemini açıklar.</p>
<h2 data-start="4382" data-end="4417"><strong data-start="4385" data-end="4417">Diğer Düşünürlerin Görüşleri</strong></h2>
<ul data-start="4419" data-end="4717">
<li data-start="4419" data-end="4521">
<p data-start="4421" data-end="4521"><strong data-start="4421" data-end="4438">Karl Jaspers:</strong> İnsanların kendilerinin farkında olmasının temelinde iletişim olduğunu belirtir.</p>
</li>
<li data-start="4522" data-end="4604">
<p data-start="4524" data-end="4604"><strong data-start="4524" data-end="4536">Mevlana:</strong> “Ne söylersen söyle, söylediğin karşındakinin anladığı kadardır.”</p>
</li>
<li data-start="4605" data-end="4717">
<p data-start="4607" data-end="4717"><strong data-start="4607" data-end="4621">Epiktetos:</strong> “İki kulağımız ve bir ağzımız var; demek ki konuştuğumuzdan iki kat daha fazla dinlemeliyiz.”</p>
</li>
</ul>
<p data-start="4719" data-end="4832">Bu düşünceler sağlıklı iletişimde <strong data-start="4753" data-end="4768">farkındalık</strong>, dinleme ve anlamaya açık olmanın önemini ortaya koymaktadır.</p>
<h2 data-start="4839" data-end="4884"><strong data-start="4842" data-end="4884">Sonuç: İletişimde Denge ve Farkındalık</strong></h2>
<p data-start="4886" data-end="5020">Aristoteles’in ifade ettiği gibi, iki aşırı ucun ortasında olmak, yani ifrat ve tefritten uzak durmak iletişimin temelini oluşturur.</p>
<p data-start="5022" data-end="5206">İnsanı en çok huzursuz eden şey anlaşılmaz, tutarsız ve gizlilik içeren iletişimdir. Oysa şeffaf, açık uçlu ve dengeli bir iletişim hem huzuru hem de karşılıklı anlayışı güçlendirir.</p>
<p data-start="5208" data-end="5343">Slogan olarak:<br data-start="5222" data-end="5225" /><em data-start="5225" data-end="5341">“O beni anlamak istiyorsa ben de ona kendimi anlatabilirim. O kendini bana anlatıyorsa ben de onu dinleyebilirim.”</em></p>
<p data-start="5345" data-end="5439">Böylece birbirimize karşı sinirimizi en aza indirip, daha sağlıklı bir iletişim kurabiliriz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/iletisim-konusunda-aristotelesin-yontemi-ifrat-ve-tefrit-arasi-hitabet-sanati/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
