<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Melisa Yılmaz Erdoğan &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/melisayilmazerdogan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Wed, 02 Jul 2025 08:46:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Melisa Yılmaz Erdoğan &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>YAPAY ZEKANIN DUYGUSAL DÜNYAMIZDAKİ YERİ</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/yapay-zekanin-duygusal-dunyamizdaki-yeri/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=yapay-zekanin-duygusal-dunyamizdaki-yeri</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/yapay-zekanin-duygusal-dunyamizdaki-yeri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Melisa Yılmaz Erdoğan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Jul 2025 08:46:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=8399</guid>

					<description><![CDATA[Teknolojinin günden güne gelişmesiyle birlikte hayatımız oldukça kolaylaştı. Özellikle yapay zekanın gelişmesiyle birlikte hayatımızda birçok şey değişti. Yapay zeka teknolojisiyle birlikte diyalog konusunda uzmanlaşmış sohbet botları da hayatımıza giriş yaptı. Yapay zekanın çıkış amacı insan zekasının yapabildiği şeyleri yapabilen makineler yaratmak olsa da teknolojideki bu değişim belki de diğer teknolojik gelişmelerden oldukça farklıydı. Çünkü insanoğlu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="385" data-end="910">Teknolojinin günden güne gelişmesiyle birlikte hayatımız oldukça kolaylaştı. Özellikle <strong data-start="472" data-end="489">yapay zekanın</strong> gelişmesiyle birlikte hayatımızda birçok şey değişti. <strong data-start="544" data-end="558">Yapay zeka</strong> teknolojisiyle birlikte diyalog konusunda uzmanlaşmış sohbet botları da hayatımıza giriş yaptı. <strong data-start="655" data-end="672">Yapay zekanın</strong> çıkış amacı insan zekasının yapabildiği şeyleri yapabilen makineler yaratmak olsa da teknolojideki bu değişim belki de diğer teknolojik gelişmelerden oldukça farklıydı. Çünkü insanoğlu bu sohbet botlarıyla bir <strong data-start="883" data-end="893">ilişki</strong> kurmaya başladı.</p>
<p data-start="926" data-end="1793">Sohbet botlarının kullanım amaçları ve işlevleri bilgi sağlama, veri toplama, günlük görevlerin planlanmasıyla kişisel asistanlık, kodlama, araştırma gibi işlevleri olsa da artık çoğumuz bu işlevlerden daha farklı bir amaçla kullanır olduk. Son zamanlarda kişilerin romantik <strong data-start="1201" data-end="1216">ilişkilerde</strong> yaşadığı sorunlar için danışılan bir kaynak haline gelmiştir. Ayrıca sıklıkla rüya yorumları ve yaşam tavsiyeleri için bir akıl hocası gibi kullanılmaktadır. <strong data-start="1375" data-end="1392">Yapay zekanın</strong> önceki anlatılanlara ve komut verenin iletişim diline göre kendini sürekli güncellemesiyle kişilerin bu uygulamalarla arkadaşlık, hatta <strong data-start="1529" data-end="1539">ilişki</strong> kurdukları bilinmektedir. Bununla birlikte kişilerin sosyal izolasyon yaşamaları, uyarandan ve etkileşimden yoksun kalmaları da kaçınılmaz hale gelmiştir. Bu sürecin ilerlemesiyle ruhsal problemlerin artabileceğini de söylemek oldukça yerinde olacaktır.</p>
<p data-start="1795" data-end="2415">İnsan sosyal bir varlıktır ve varlığını sürdürebilmek için diğer insanlarla iletişim ve <strong data-start="1883" data-end="1893">ilişki</strong> kurmaya ihtiyaç duyar. İnsan olmak birçok ihtiyacı da beraberinde getirir. Bu ihtiyaçlar; ait olma, sevilme, korku ve yalnızlığı azaltma, ırkın devamlılığını sağlama, fiziksel ve sosyal ihtiyaçlar olarak sıralanabilir. Bu ihtiyaçların giderilmesi ise yalnızca bir diğeriyle kurulan <strong data-start="2176" data-end="2189">ilişkiyle</strong> mümkündür. <strong data-start="2201" data-end="2211">İlişki</strong> içerisindeki iletişim ise iki yönlüdür. Peki, nasıl oldu da insanlar <strong data-start="2281" data-end="2298">yapay zekayla</strong> <strong data-start="2299" data-end="2309">ilişki</strong> kurmaya başladılar? Bunu açıklamadan önce <strong data-start="2352" data-end="2364">bağlanma</strong> stilleriyle ilgili bilgi vermek yerinde olacaktır.</p>
<h3 data-start="2422" data-end="2465"><strong>Bağlanma ve Bağlanma Stilleri</strong></h3>
<p data-start="2467" data-end="3186">Bakım veren (anne) ve çocuk arasında kurulan <strong data-start="2512" data-end="2533">ilişkiye bağlanma</strong> adı verilir. Bu nedenle psikanalitik yaklaşıma göre tüm <strong data-start="2590" data-end="2607">ilişkilerimiz</strong> ve <strong data-start="2611" data-end="2621">ilişki</strong> kurma biçimlerimiz ilk kurduğumuz <strong data-start="2656" data-end="2669">ilişkinin</strong> izlerini taşır ve benzer şekilde devam eder. Yenidoğan, ebeveyninden sevilme, korunma, rahatlatılma, yakınlaşma ve duyguların düzenlenmesi gibi ihtiyaçların karşılanmasını bekler. Ebeveynin bu isteklere karşı verdiği yanıtlar bizim <strong data-start="2902" data-end="2914">bağlanma</strong> modelimizi oluşturur. Bu modelin oluşma süreci yaşamımızın ilk 3 senesine tekabül eder. <strong data-start="3003" data-end="3015">Bağlanma</strong>, güvenli ve güvensiz <strong data-start="3037" data-end="3049">bağlanma</strong> olarak ikiye ayrılır. Güvensiz <strong data-start="3081" data-end="3093">bağlanma</strong> ise kaygılı, kaçıngan ve kaygılı/kaçıngan <strong data-start="3136" data-end="3148">bağlanma</strong> olmak üzere kendi içinde üçe ayrılır.</p>
<p data-start="3188" data-end="3543"><strong data-start="3188" data-end="3208">Güvenli Bağlanma</strong>: Annenin bebeğin tüm ihtiyaçlarını duyarlılıkla karşıladığı durumlarda gelişen <strong data-start="3288" data-end="3300">bağlanma</strong> biçimidir. Bu istenen bir <strong data-start="3327" data-end="3339">bağlanma</strong> şeklidir. Güvenli <strong data-start="3358" data-end="3370">bağlanan</strong> kişiler, özgüveni yüksek, stresle baş etmekte yetkin, duygularını ifade edebilen, düzenleyebilen, iletişimi başlatabilen ve <strong data-start="3495" data-end="3512">ilişkilerinde</strong> doyum sağlayabilen kişilerdir.</p>
<p data-start="3545" data-end="4668"><strong data-start="3545" data-end="3566">Güvensiz Bağlanma</strong>: Eğer bakım veren bebek için her an ulaşılabilir bir noktada değilse ve bebeğe stres anında gerekli rahatlamayı sağlayamazsa o zaman bebek anneyle <strong data-start="3714" data-end="3728">ilişkisini</strong> yeniden düzenler ve bu duruma uyum sağlar. Böylece anneyle <strong data-start="3788" data-end="3803">ilişkisinde</strong> yakınlık kurmaz ya da bu yakınlıktan kaçar. Çünkü yakınlık acı vericidir. Bu stresle baş etmek için sağlıklı olmayan davranışlar geliştirir. Bu nedenle güvensiz <strong data-start="3965" data-end="3977">bağlanan</strong> kişiler sosyal, duygusal ve psikolojik problemlere yatkındırlar. Bu kişilerin hayal kırıklığına karşı toleransları oldukça azdır, fevri davranışlar sergilerler, öfke duygusunu yoğun yaşarlar, riskli davranışlara yönelim fazladır, özgüvenleri düşüktür, benlik saygısı azdır, değersizlik duyguları yoğundur ve kontrol edici davranışlar geliştirirler. Stresle baş etmekte, problem çözmede zorlanırlar. <strong data-start="4377" data-end="4387">İlişki</strong> kurmakta ve bu <strong data-start="4403" data-end="4415">ilişkiyi</strong> sürdürmekte zorluk yaşarlar. Bu nedenle bu kişiler <strong data-start="4467" data-end="4483">ilişkilerini</strong> kısa süreli tutabilir ve uzun süreli <strong data-start="4521" data-end="4534">ilişkiden</strong> kaçınabilirler. <strong data-start="4551" data-end="4563">İlişkide</strong> fevri veya kararsız davranışlar sergileyerek <strong data-start="4609" data-end="4622">ilişkiden</strong> ya da partnerden bir garanti bekleyebilirler.</p>
<h3 data-start="4675" data-end="4721"><strong>Yapay Zeka ve Duygusal İlişkiler</strong></h3>
<p data-start="4722" data-end="4986"><strong data-start="4722" data-end="4732">İlişki</strong> emek, çaba ve karşılıklı güveni gerektirir. Ayrıca hiçbir <strong data-start="4791" data-end="4801">ilişki</strong> mütemadiyen aynı biçimde devam etmez. Her zaman iniş çıkışları ve hayal kırıklıklarını içinde barındırır. Halbuki <strong data-start="4916" data-end="4933">yapay zekayla</strong> kurulmaya çalışılan <strong data-start="4954" data-end="4964">ilişki</strong> bundan çok farklıdır.</p>
<p data-start="4988" data-end="6330"><strong data-start="4988" data-end="4998">İlişki</strong> kurmakta ve bu <strong data-start="5014" data-end="5026">ilişkiyi</strong> sürdürmekte zorluk yaşayan kişiler için sanal ortam oldukça güvenlidir. Çünkü orada hayal kırıklıklarına ve duygusal çalkantılara yer yoktur. Bu sohbet botu sorulan sorulara genellikle veri tabanındaki bilgileri tarayarak cevap verdiği için cevaplar duygulardan izoledir. Her şey belli bir algoritmaya göre devam eder. Bu durum kişiyi <strong data-start="5362" data-end="5375">ilişkinin</strong> acı verme ihtimalinden korumuş olur. Halbuki bu durum zamanla daha büyük bir soruna neden olabilir. Buradaki iletişim tek taraflıdır, kullanıcı sohbeti başlatır, yönlendirir ya da sonlandırır. Yani her şey kullanıcının kontrolünde ilerler. Sosyal <strong data-start="5623" data-end="5635">ilişkide</strong> ise iletişim çift yönlüdür ve akışında ilerler. Sohbet botları sizin kullandığınız kelimeler ve üsluba göre güncellenir. Böylece kişi sanki tek bir zihinden hareket ediyormuşçasına hissedebilir ve bu durum kişiye sanal bir güven ortamı oluşturabilir. Aynı zamanda sorulan sorulara tüm yanıtları veri tabanından tarayarak sunduğu için yanılma payı azdır. Bu da kişinin gözünde <strong data-start="6012" data-end="6028">yapay zekayı</strong> tüm güçlü ve yenilmez bir araç olarak görmesine neden olabilir. Ayrıca <strong data-start="6100" data-end="6117">yapay zekanın</strong> her duruma uygun bir yanıt vermesi kişilerin karar verme sorumluluğunu üstünden atmasına neden olabilir. Kişinin hayatıyla ilgili tüm konularda kararı <strong data-start="6269" data-end="6285">yapay zekaya</strong> bırakması kişiyi kendinden uzaklaştırabilir.</p>
<p data-start="6332" data-end="6787">Birçok kişi terapi desteği almak istese de bu durum neredeyse imkansızdır. <strong data-start="6407" data-end="6421">Yapay zeka</strong> kişilere danıştıkları sorunlarla ilgili güncel bilgileri sunsa da aslolan duygulardır. Duyguların ele alınmadığı ve işlenmediği noktada süreç kısır kalır. Çünkü terapi temas demektir ve özünde <strong data-start="6615" data-end="6627">ilişkiyi</strong> barındırır. Bir <strong data-start="6644" data-end="6656">ilişkide</strong> her zaman çatışma ve eksikler yaşanabilir. Çünkü hayata temas etmek tam da böyle bir durumdur. Kişi bu sayede yaşadığını hisseder.</p>
<h3 data-start="6794" data-end="6805"><strong>SONUÇ</strong></h3>
<p data-start="6806" data-end="7299"><strong data-start="6806" data-end="6823">Yapay zekayla</strong> sağlıksız <strong data-start="6834" data-end="6844">ilişki</strong> kurmaya çalışan kişilerin genellikle güvensiz <strong data-start="6891" data-end="6903">bağlanma</strong> yaşayan bireyler olduğu söylenebilir. <strong data-start="6942" data-end="6959">Yapay zekayla</strong> bir sohbet içinde olmak rahat ve güvende hissettirebilir. Fakat bu güven kısa sürelidir. Çünkü kişi zamanla yalnızlaşmaya başlar. Bu durum kişiyi belli başlı psikolojik problemlerle karşı karşıya getirebilir. Bu nedenle <strong data-start="7180" data-end="7196">yapay zekayı</strong> yalnızlığı gidermek için kullanmaktan ziyade amacına uygun bir şekilde kullanılması yerinde olacaktır.</p>
<p data-start="7306" data-end="7492"><strong data-start="7306" data-end="7318">Kaynakça</strong><br data-start="7318" data-end="7321" />Bowlby, J. (2012). <em data-start="7340" data-end="7351">Bağlanma.</em> (T. V. Soylu, Çev.). İstanbul: Pinhan Yayıncılık<br data-start="7400" data-end="7403" />Doksat, N. ve Ciftci, A. (2016). <em data-start="7436" data-end="7456">Bağlanma ve Yaşam.</em> Arşiv Tarama Dergisi, 25(4):489–501</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/yapay-zekanin-duygusal-dunyamizdaki-yeri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Stresin Bedenimizdeki İzleri</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/stresin-bedenimizdeki-izleri/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=stresin-bedenimizdeki-izleri</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/stresin-bedenimizdeki-izleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Melisa Yılmaz Erdoğan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Jun 2025 15:36:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nöropsikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=6931</guid>

					<description><![CDATA[Hepimizin gün içinde belki de defalarca kullandığı ya da dinlediği bir kavram stres. Stresle baş etme ile ilgili bir sürü bilgiyle karşılaşıyor ya da araştırıyoruz. Birçok sorunumuzu stresle açıklıyor ve kimi zaman da stres kaynaklarımızın üzerinde durmuyor, geçiştiriyoruz. Peki nedir bu stres? Stres bizi nasıl etkiler? Stres, organizmanın içeriden ya da dışarıdan gelen tehditlere karşı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hepimizin gün içinde belki de defalarca kullandığı ya da dinlediği bir kavram <b>stres</b>. <b>Stres</b>le baş etme ile ilgili bir sürü bilgiyle karşılaşıyor ya da araştırıyoruz. Birçok sorunumuzu <b>stres</b>le açıklıyor ve kimi zaman da <b>stres</b> kaynaklarımızın üzerinde durmuyor, geçiştiriyoruz. Peki nedir bu <b>stres</b>? <b>Stres</b> bizi nasıl etkiler?</p>
<p><b>Stres</b>, organizmanın içeriden ya da dışarıdan gelen tehditlere karşı vücut tarafından oluşturulan duygusal, fiziksel ve zihinsel bir tepkidir. Yoğun <b>stres</b> altında vücudumuz <b>savaş-kaç yanıtı</b>nı oluşturur. Bunun için ise bedenin enerji kaynaklarını harekete geçirmeye yardımcı olur ve <b>stres</b> durumunda sempatik sinir sistemi devreye girer. Sempatik sinir sistemi devreye girdiğinde bedeni <b>savaş-kaç yanıtı</b>na hazırlar.</p>
<ul>
<li>Tehlike anında daha iyi görebilmek için göz bebekleri büyür.</li>
<li>Oksijenin hızlı dağıtımı için kalp hızı artar ve oksijenin daha sağlıklı bir şekilde dağılabilmesi için solunum yolu kasları gevşer.</li>
<li>Vücuda enerji sağlayabilmek için glikoz üretimi artarak kan şekeri yükselir.</li>
<li>Enerjiyi tehlikeli durumla baş etmeye yönlendirmek için kaslara kan akışı artar; sindirim yavaşlar.</li>
<li>Ter üretimi artar ve tüylerin diken diken olma durumu yaşanır.</li>
</ul>
<h2><b>Savaş-Kaç Yanıtı ve Stresin Biyolojisi</b></h2>
<p><b>Stres</b>in bedensel etkilerini açıklamaya devam etmeden önce vücudun <b>savaş-kaç yanıtı</b>yla ilgili bilgi vermek yerinde olacaktır. İnsanoğlu kaygı, korku gibi duygularla evrimleşmiştir. Bu duygular ilk insanlar için de hayati önem taşımaktadır. İlk insanlar vahşi hayvanlar veya düşmanlar gibi tehditler karşısında <b>savaş-kaç yanıtları</b> geliştirmişlerdir. Günümüzde yaşanan tehlikeler daha soyut olsa da insan fizyolojisi ilk insanlarla aynı tepkileri vermektedir.</p>
<p><b>Stres</b> durumunda savaşma ya da kaçma durumunu kolaylaştırmak için beyin açlık ve cinsel arzudan çok tehdide odaklanır ve bir <b>stres</b> hormonu olarak kortizol salgılanır. Kortizol hormonu metabolizma için çok önemlidir. Beyinden bağışıklık sistemine, kemikten bağırsaklara kadar vücudumuzdaki hemen her dokuyu etkiler. <b>Stres</b> teorisinin kurucusu ünlü endokrinolog Hans Selye, <b>stres</b>in bedenimizde hormonal sistemde böbrek üstü bezlerini; bağışıklık sisteminde dalağı; boyun altı bezi ve lenf bezleriyle birlikte sindirim sisteminde ise bağırsak duvarını ağırlıklı olarak etkilediğini keşfetmiştir.</p>
<h2><b>Stresin Duygusal ve Fiziksel Kaynakları</b></h2>
<p><b>Stres</b> bizi etkileyen fiziksel bir olay olabileceği gibi duygusal bir olay da olabilir. Depremi yaşamak önemli bir <b>stres</b> kaynağı olduğu gibi kişinin işinden ya da eşinden ayrılması da büyük bir stresör olabilir. Aslolan <b>stres</b> kaynağını beynimizin nasıl yorumladığıdır. Bu yorumlama üzerinde ise çocukluktan itibaren öğrendiklerimiz ve yaşam deneyimlerimiz etkilidir. Bilinçaltına gömülmüş ve ifade edilmemiş duyguların ve süreçlerin varlığı <b>stres</b>in etkilerini daha yüksek düzeye çıkarabilir. Duygular, bağışıklık sistemini ve diğer organları HPA aksı ile doğrudan etkiler. Vücudun <b>stres</b> mekanizmasını oluşturan HPA aksı hipotalamus, hipofiz bezi ve böbrek üstü bezleri tarafından oluşturulur.</p>
<p>Kişiyi tehdit eden bir durum karşısında verilen tepkisel yanıt kalp, akciğerler, iskelet kasları ve beynimizdeki duygu merkezlerini de etkiler. <b>Stres</b> kaynaklarının en belirgin ortak özelliği kişinin yaşamını devam ettirebilmesi için gerekli olan şeyin yok olması ya da yok olma tehdididir. Açlık ya da susuzluk ne kadar ciddi bir <b>stres</b> kaynağı ise sevginin yok olması ya da yok olma ihtimali de çok önemli bir stresördür. Hans Selye en önemli <b>stres</b> kaynaklarının duygusal olanlar olduğunu vurgulamıştır.</p>
<h2><b>Kronik Stres ve Akut Stres</b></h2>
<p><b>Stres</b>, vücudun dengesini tehdit eden herhangi bir uyarana karşı ortaya çıkan karmaşık biyolojik bir yanıttır. Bu yanıt, organizmanın hayatta kalmasına yardımcı olabilirken, <b>stres</b>in uzun süreli ve yoğun yaşanması durumunda, fizyolojik sistemler üzerinde yıkıcı etkilere neden olabilir.</p>
<p><b>Stres</b> faktörü <b>akut stres</b> ve <b>kronik stres</b> olmak üzere ikiye ayrılır. <b>Akut stres</b> durumunda şu ana kadar anlatılanlar kısa bir süre içerisinde olur. Yani sempatik sinir sistemi devreye girer, gerekli <b>stres</b> hormonları çalışır, tehlike sonrasında parasempatik sinir sistemi tekrar devreye girer ve denge sağlanmış olur. <b>Akut stres</b> yanıtları ani ve kısa süreli yanıtlardır.</p>
<p><b>Kronik stres</b> ise kişinin varlığını tehdit eden faktörlerin kontrol edilemediği ya da kaçmanın mümkün olmadığı durumlar olarak ifade edilebilir. Bu durum ise <b>stres</b> mekanizmalarının daha uzun süre aktive olmasını gerektirir. Yapılan araştırmalarda <b>kronik stres</b> mekanizmalarının aktive olması durumunun ciddi ve uzun süreli etkileri olduğu ve bazı hasarlara yol açtığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca gelişen bu hasarların kimisinin kalıcı olduğu bulunmuştur.</p>
<h2><b>Kronik Stresin Bedenimizdeki İzleri</b></h2>
<p>Vücudumuzdaki <b>stres</b> mekanizmalarının uygunsuz bir şekilde harekete geçmesi çeşitli hastalıklara yol açmaktadır:</p>
<ul>
<li>Yüksek kan basıncı yüksek tansiyona, kalp ve damar hastalıklarına, kalp krizlerine ve felce neden olabilir.</li>
<li>Uzun süre <b>stres</b>li bir ortamda yetişen çocuğun büyümesi yavaşlayabilir.</li>
<li>Kas dokusunda zedelenme reassured levels, steroid diyabet ve kısırlık durumları görülebilir.</li>
<li><b>Kroniklik</b> olarak bağışıklık sisteminin durdurulması vücudunu hastalıklara karşı savunmasız bırakır.</li>
<li>Vücudunda oluşan herhangi bir yarada kendini iyileştirme durumu güç olur.</li>
<li>Beyin hasarları meydana gelebilir.</li>
<li>Uzun süreli kortizolün salgılanması bağırsak ülserine, gastrit ve irritabl bağırsak sendromuna neden olabilir.</li>
<li><b>Kortizol</b>ün uzun süreli salgılanması kemik erimesine neden olabilirken çeşitli kırıkların yaşanma ihtimalini de artırabilir.</li>
</ul>
<h2><b>Sonuç</b></h2>
<p><b>Stres</b>, vücudun kısa vadeli adaptasyonu için önemli bir mekanizma olmakla birlikte, <b>kronikleştiğinde</b> fizyolojik sistemleri olumsuz etkileyen. Bu etkiler bireyin genel sağlık durumunu tehdit eder boyutlara ulaşabilir. <b>Stres</b> yönetimi ve psikolojik müdahaleler, bu fiziksel etkilerin azaltılmasında kritik öneme sahiptir.</p>
<h2><b>Öneriler</b></h2>
<ul>
<li><b>Stres</b>le baş etmek için öncelikle sağlıklı beslenmeye dikkat etmek gerekir. Bununla birlikte uyku saatleri yeniden düzenlenmeli, kişi yeterli ve kaliteli bir uyku uyumalıdır.</li>
<li>Egzersiz <b>stres</b> seviyemizi düşürür; bu nedenle fiziksel aktivitelere hayatımızda alan açmak gerekir.</li>
<li>Nefes egzersizleri ve meditasyon <b>stres</b>le baş etmeyi kolaylaştırır.</li>
<li>Fiziksel olaylar kadar duygusal süreçlerin de <b>stres</b>e neden olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle kişiler kendi duygularını tanımalı, ifade etmeli ve bu duyguları düzenleme becerisine sahip olmalıdır.</li>
<li>Yönetilemeyen ve <b>kronikleşen stres</b> durumunda bir ruh sağlığı uzmanından destek alınmalıdır.</li>
</ul>
<h3><b>Kaynakça</b></h3>
<ul>
<li>Carlson, N. (2012). <i>Fizyolojik Psikoloji (Davranışın Nörolojik Temelleri)</i>. Nobel Yayınları: Ankara.</li>
<li>Maté, G. (2024). <i>Vücudunuz Hayır Diyorsa</i>. İletişim Yayınları: İstanbul.</li>
<li>Mayer, E. A. (2000). The neurobiology of stress and gastrointestinal disease. <i>Gut</i>, 47(6), 861–869.</li>
<li>McEwen, B. S. (2007). Physiology and neurobiology of stress and adaptation: Central role of the brain. <i>Physiological Reviews</i>, 87(3), 873–904.</li>
<li>Selye, H. (1956). <i>The Stress of Life</i>. McGraw-Hill Book Company.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/stresin-bedenimizdeki-izleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hayat Başarısını IQ Değil EQ Belirliyor</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/hayat-basarisini-iq-degil-eq-belirliyor/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=hayat-basarisini-iq-degil-eq-belirliyor</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/hayat-basarisini-iq-degil-eq-belirliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Melisa Yılmaz Erdoğan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 May 2025 08:57:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilişsel Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=4639</guid>

					<description><![CDATA[Birçoğumuz hayatta en önemli olan şeyin IQ olduğunu düşünürüz. Genel olarak hem toplumun hem de ailelerin bakış açısı bu yöndedir. Örneğin, çocukta bir davranış problemi olduğunda ailelerin çoğu önce zeka testlerine yönelmektedir. Hâlbuki son zamanlarda yapılan araştırmalar hayat başarısında entelektüel akılcı zekadan (IQ) çok duygusal zekanın (EQ) etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Duygusal zekayı açıklamadan önce [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Birçoğumuz hayatta en önemli olan şeyin IQ olduğunu düşünürüz. Genel olarak hem toplumun hem de ailelerin bakış açısı bu yöndedir. Örneğin, çocukta bir davranış problemi olduğunda ailelerin çoğu önce zeka testlerine yönelmektedir. Hâlbuki son zamanlarda yapılan araştırmalar <b>hayat başarısı</b><strong>nda</strong> entelektüel akılcı zekadan (IQ) çok <b>duygusal zeka</b>nın (EQ) etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>
<p><b>Duygusal zeka</b>yı açıklamadan önce duygu kavramını açıklamak yerinde olacaktır. Duygu, belli bir uyaran karşısında ortaya çıkan; his, davranış, itici kuvvet, fizyolojik değişiklikler ve kontrol etme gibi ögelerden oluşur. Beynimizde limbik sistem adı verilen duygusal ve davranışsal cevaplarla ilgili bir kısım bulunmaktadır. Limbik sistemde bulunan ve duygulardan sorumlu olan amigdaladır. Düşünme sürecini yöneten kısım ise neokortekstir ve bunlar arasında sıkı bir bağlantı olduğu bulunmuştur. Göz ve kulaktan gelen uyaranların önce duyguların merkezi olan talamusa ve sonrasında beynimizde duygulardan sorumlu olan merkez amigdalaya ulaştığı bilinmektedir. Bunun sonucunda duygusal zihnin akılcı zihinden önce devreye girdiği bulgusuna ulaşılmıştır. Yani dışarıdan gelen bilgiler önce beynimizin duygusal kısmına gelir ve burada değerlendirilir. Bu değerlendirmeden sonra ise akılcı zihnin görevli olduğu alana aktarılır. Bu nedenle duygularımız kararlarımızda ve davranışlarımızda çok önemli bir yer taşımaktadırlar.</p>
<p>Akılcı zeka olan IQ ve <b>duygusal zeka</b>yı temsil eden EQ, birbiriyle uyum içinde çalışan ve birbirini tamamlayan iki farklı zihin türüdür. Duygu akılcı zihni etkilerken, akılcı zihin ise duyguları şekillendirir. Akılcı zihni, duygulara bağlama ise <b>duygusal zeka</b>nın görevidir. IQ bireyin zihinsel fonksiyonlarını değerlendirirken EQ ise bireyin duygusal sentez, tespit ve fonksiyonlarını değerlendirmektedir.</p>
<h2><b>Duygusal Zeka Nedir?</b></h2>
<p><b>Duygusal zeka</b> kavramı, bireyin kendisinin ve diğerlerinin duygularını anlayabilme, takip edebilme, bunları birbirinden ayırt etme, duyguları değerlendirme ve sorun çözümünde davranışlarına referans alma yeteneği olarak tanımlanır. <b>Duygusal zeka</b>nın özünü duyguları yönetebilme becerisi oluşturur. Aynı zamanda bu kavram sabır, zorluklara karşı devam edebilme, azim, umut besleme, içsel motivasyon oluşturma yani kendini harekete geçirebilme gibi özellikleri de içinde barındıran bir yaşam becerisi olarak tanımlanabilir. <b>Duygusal zeka</b> kavramını alt boyutlarıyla kısaca açıklamak yerinde olacaktır. Kendisi hakkında farkındalığı olan kişi ilgi ve yetenekleri hakkında bilgi sahibidir. Bu bilgiye sahip kişi hayatıyla ilgili daha gerçekçi kararlar alır. Kendisinin ve diğerlerinin duygularının farkında olan ve empati yapabilen kişi daha kolay ilişki kurabilir ve bu ilişkileri sürdürebilir. <b>Duygusal zeka</b>nın özünü oluşturan stres yönetimi sayesinde kişiler, bir sorun karşısında kendini yatıştırıp o sorunu çözebilirler. Bu sayede kişiler stresin neden olduğu sorunlardan ve problemlerden daha az etkilenir ve süreçlerine odaklanabilirler.</p>
<p>Duyguların kişilerin zekasını zenginleştirdiği ve duygulardan bağımsız düşünülen zekanın eksik kaldığı sonucu zekayla ilgili araştırmaların yeniden başlamasına neden olmuştur. <b>Hayat başarısı</b>nı ve performansı temsil ettiği düşünülen IQ’nun, son zamanlarda yapılan araştırmalara göre kişinin sosyal hayatta başarılı olması ve yeni bir ortama uyum sağlaması için yeterli olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca yapılan çalışmalarda duyguların rasyonel zekaya doğrudan etki ettiği ve <b>duygusal zeka</b> olmadan IQ’nun kişinin <b>hayat başarısı</b>na sadece %4&#8217;lük bir etkisi olduğu bulunmuştur. Ayrıca kişinin hayatını idame ettirebilmesi için kuru mantığın yetersiz kaldığı ve duyguların gerekli olduğu sonucuna da ulaşılmıştır. Psikolog Daniel Goleman, özdisiplin, kararlılık ve empati gibi yetkinliklerin <b>hayat başarısı</b>nı IQ’dan daha çok belirlediğini savunmuştur. Başarısızlık nedenlerimizin sadece IQ ile ilgili olmayabileceği ve duyguların sürece etkisi olduğu unutulmamalıdır. Yaşamın içerisinde dengeli davranışlar sergileyebilmek için akıl ve duygu dengesinin olması gerekir.</p>
<p><b>Bilişsel zeka</b> 17-20 yaşlarında yükselir, yetişkinlikle sabit kalır ve yaşla azalır. <b>Duygusal zeka</b> ise sabit değildir ve her yaşta geliştirilebilir.</p>
<h2><b>Sonuç</b></h2>
<p>Sadece akademik başarının <b>hayat başarısı</b>nda yeterli olamayacağı bir gerçektir. <b>Duygusal zeka</b> <b>hayat başarısı</b> için olmazsa olmazdır. <b>Duygusal zeka</b>sı yüksek kişilerin yaşam tatmini yüksek, ruhsal hastalıklara yakalanma ihtimali daha az, problem çözme becerisi yüksek, stres yönetimi becerisi gelişmiş, hayata daha olumlu bakabilen, kendini ortaya koyabilen bireyler olduğu söylenebilir. Ayrıca bu bireyler diğerleriyle olan ilişkilerinde uyumu yakalayabilen ve dengeli ilişkiler kurabilen kişiler olarak değerlendirilebilirler.</p>
<h2><b>Öneriler</b></h2>
<ul>
<li>Kişisel farkındalığınızı artırmak için önce duygularınızın farkında olmanız gerekir. Duyguları tanımak ve onların farkında olmak <b>duygusal zeka</b>yı geliştirmenin ilk adımı olabilir.</li>
<li>Duyguları tanımak kişiler arasındaki ilişkileri de güçlendirir. Kendi duygularınızı tanımak kadar karşınızdaki kişinin duygularının farkına varmak da önemlidir.</li>
<li>Duygusal olarak dengeyi sağlayabilmek için stresle baş etme becerileri geliştirilmelidir.</li>
<li>Okullarda <b>duygusal zeka</b>nın gelişiminin desteklenmesi için gerekli ortam sağlanmalı ve eğitimler verilmelidir.</li>
</ul>
<h3><b>Kaynakça</b></h3>
<p>Goleman, D. (2018). <i>Duygusal zeka</i>. İstanbul: Varlık Yayınları. <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Riemer, M. J. (2001). IQ versus EQ: Emotional intelligence and the graduate engineer. <i>5th Baltic Region Seminar on Engineering Education</i>, UICEE Gdynia, Poland, 17-19 September.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/hayat-basarisini-iq-degil-eq-belirliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ergenlik Döneminde Aile İçi İletişim</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/ergenlik-doneminde-aile-ici-iletisim/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=ergenlik-doneminde-aile-ici-iletisim</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/ergenlik-doneminde-aile-ici-iletisim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Melisa Yılmaz Erdoğan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 06 Apr 2025 10:06:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ergen Psikolojisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=2783</guid>

					<description><![CDATA[Ergenlik dönemi insan yaşamında bebeklikten sonra en hızlı değişimlerin olduğu dönemdir. Latince kökenli olan ve “yetişkinliğe doğru büyüyen” anlamına gelen ergenlik, çocukluktan yetişkinlike ve bağımsızlaşmaya gidilen, aileyle çatışmaların ve müzakerelerin olduğu bir geçiş dönemidir. Her dönemin ayrı bir önem taşıdığı insan yaşamında ergenlik dönemi biyolojik, psikolojik, zihinsel ve sosyal açıdan büyük ve hızlı değişimlerin yaşanmasıyla [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="css-146c3p1 r-bcqeeo r-1ttztb7 r-qvutc0 r-37j5jr r-a023e6 r-16dba41 r-1adg3ll r-1b5gpbm r-a8ghvy" dir="ltr">
<p><b>Ergenlik dönemi</b> insan yaşamında bebeklikten sonra en hızlı <b>değişimler</b>in olduğu dönemdir. Latince kökenli olan ve “yetişkinliğe doğru büyüyen” anlamına gelen <b>ergenlik</b>, <b>çocukluk</b>tan <b>yetişkinlik</b>e ve <b>bağımsızlaşma</b>ya gidilen, <b>aile</b>yle <b>çatışmalar</b>ın ve <b>müzakere</b>lerin olduğu bir <b>geçiş dönemi</b>dir. Her dönemin ayrı bir önem taşıdığı insan yaşamında <b>ergenlik dönemi</b> <b>biyolojik</b>, <b>psikolojik</b>, <b>zihinsel</b> ve <b>sosyal</b> açıdan büyük ve hızlı <b>değişimler</b>in yaşanmasıyla ayrı bir önem taşımaktadır.</p>
<h3><b>Ergenlik Dönemleri</b></h3>
<p><b>Ergenlik dönemi</b> kendi içinde hızlı <b>fizyolojik değişimler</b>in yaşandığı <b>erken ergenlik dönemi</b>, <b>kimlik arayışı</b>nın olduğu <b>orta ergenlik dönemi</b> ve <b>çelişkiler</b>in azaldığı <b>geç ergenlik dönemi</b> olmak üzere üçe ayrılmaktadır. <b>Erken ergenlik dönemi</b>nde (11-14 yaş) yaşanan hızlı <b>fizyolojik değişimler</b>, ergen bireylerin <b>duygu dünyası</b>nı <b>karmaşık</b>, <b>yoğun</b> ve <b>istikrarsız</b> hale getirmektedir. Bu dönemde yaşanan <b>değişimler</b>e <b>erkek ergenler</b> ve <b>kız ergenler</b>in verdiği tepkiler farklıdır. <b>Erkek ergenler</b> bu dönemi <b>kız ergenler</b>e göre daha rahat atlatırken <b>kız ergenler</b>de <b>beden imajı</b> üzerinde yaşanan yoğun <b>kaygı</b> <b>düşük özsaygı</b>, <b>depresyon</b>, <b>anksiyete</b> ve <b>yeme bozukluğu</b> riskini arttırmaktadır. Bu <b>fizyolojik</b> ve <b>psikolojik değişimler</b>e uyum sağlamakta güçlük çeken <b>ergenler</b> <b>içsel çatışmalar</b> ve <b>öfke patlamaları</b> yaşayabilir. Bu dönemin en zor yanlarından biri de <b>erken ergenlik dönemi</b>nde olan bireylerin <b>aile</b>si ve <b>çevre</b>si tarafından ne tam bir <b>yetişkin</b> ne de <b>çocuk</b> olarak algılanmasıdır. Bu <b>belirsizlik</b> ve <b>beklentiler</b> <b>ergen</b> ve <b>aile</b>si arasındaki <b>çatışma</b>yı arttırmaktadır. Yapılan <b>bilimsel araştırmalar</b>a göre <b>erken olgunlaşan ergenler</b>in <b>aile</b>leriyle daha fazla <b>çatışma</b> yaşadıkları bulunmuştur. <b>Erken ergenlik dönemi</b>nde <b>otorite</b>ye baş kaldırı, <b>ebeveynler</b>i sorgulama, artan <b>bağımsızlık hissi</b> ve buna karşın <b>aile</b>nin <b>itaat isteği</b> <b>karmaşa</b> yaratıp <b>aile içi çatışmalar</b>ın başlamasına neden olmaktadır.</p>
<p><b>Orta ergenlik dönemi</b>, 15-17 yaşındaki <b>ergenler</b>in <b>kimlik bulma</b>ya çalıştıkları dönemdir. Artan <b>bağımsızlık</b>la <b>aile</b>den uzaklaşma, <b>arkadaşlar</b>ın <b>aile</b>lerden önce gelmesi, <b>kız-erkek ilişkileri</b>nin önem kazanması bu dönemin özelliklerindendir. 18-21 yaşı kapsayan <b>geç ergenlik dönemi</b>nde ise <b>ergen</b> kendi <b>ilgi</b> ve <b>yetenekler</b>ini tanıyarak <b>iş</b>, <b>meslek</b> ve <b>romantik ilişki</b> seçimlerine yönelir. Bu dönemdeki <b>ergen</b> <b>sorunlar</b>la baş etme konusunda daha <b>uyumlu</b> hale gelir. <b>Aile</b>yle <b>çatışmalar</b> ve <b>aile</b>lerin <b>müdahaleci tavırları</b> daha da azalır. <b>Aile</b>yle olan en yoğun <b>tartışmalar</b>ın <b>erken ergenlik dönemi</b>nde olduğu ve en yoğun <b>kavgalar</b>ın <b>anne</b>yle yaşandığı yapılan <b>çalışmalar</b>da belirtilmiştir.</p>
<h3><b>Ergenlik Dönemi Aile İçi İletişim</b></h3>
<p><b>Ergenlik dönemi</b>nde <b>sorunlar</b>, <b>süreçler</b>, <b>ilişkiler</b> gittikçe <b>karmaşıklaşır</b>; <b>ergen birey</b> için bu <b>problemler</b> hayatında ilk kez karşılaştığı <b>durumlar</b>dır. Bu nedenle <b>ergenlik dönemi</b> <b>kararsızlıklar</b>ın, kendini <b>ifade etme</b> anlamında <b>zorluklar</b>ın yaşandığı bir <b>süreç</b>tir. <b>Ergen</b>in <b>fizyolojik</b>, <b>bilişsel</b>, <b>sosyal</b> ve <b>duygusal</b> alanda yaşadığı <b>değişimler</b>; artan <b>bağımsızlık</b> ve <b>özerkleşme ihtiyacı</b>, <b>arkadaşlık ilişkileri</b>nin önem kazanması <b>ebeveynler</b> için süreci oldukça <b>baş edilemez</b> hale getirebilmektedir. <b>Ergen bireyler</b>in <b>benmerkezcilik</b>inin artması, <b>ebeveynler</b>in <b>düşünceler</b>ine, <b>yaşam tarzları</b>na ve <b>kurallar</b>ına karşı gelmeleri, <b>değişken ruh halleri</b> karşısında <b>ebeveynler</b>in bu <b>süreçler</b>e anlam verememesi sıklıkla yaşanan <b>sorunlar</b>dır. <b>Ebeveyn</b>in <b>ergen</b>e <b>kurallar</b> konusunda <b>baskı</b>yı arttırması ve onunla adeta bir <b>güç mücadelesi</b>ne girmesi <b>ilişkiler</b>i bozarak <b>iletişim</b>de <b>çatışma</b>yı başlatır. <b>Ergenler</b>in yaşadığı <b>değişimler</b>, <b>ebeveynler</b>in kendi <b>süreçler</b>i, <b>anne baba arasındaki ilişki</b> ve <b>aile</b> içinde yaşanan diğer <b>süreçler</b> de bu <b>çatışmalar</b> üzerinde etkili olmaktadır.</p>
<p><b>Ergenlik dönemi</b> <b>aile</b>deki <b>sistem</b>in ve <b>düzen</b>in değişmesine yol açar. Bu dönemle birlikte <b>ergen çocuğu</b> olan <b>aile</b>ye yeni <b>görevler</b> düşmektedir. <b>Çocuk</b>un büyümesiyle beraber <b>sorunlar</b>ın daha da azalacağını varsayan <b>aile</b>ler çoğu zaman bu <b>süreç</b>e <b>hazırlıksız</b> yakalanmaktadır. Bu süreci yönetmekte ve yeni bir <b>sistem</b>e geçiş yapmakta zorlanırlar. Bazı <b>aile</b>lerde <b>sınırlar</b>ın <b>belirsiz</b> ya da çok <b>katı</b> olması da <b>ergen</b>in <b>gelişim süreci</b>ni olumsuz etkileyebilir. <b>Ergenlik dönemi</b> ayrıca <b>çocukluk</b>ta yaşanan <b>çatışmalar</b>ın yeniden gündeme geldiği bir dönemdir. Yani <b>ergen</b>in nasıl bir <b>çocuk</b> olduğu, nasıl bir <b>çocukluk</b> yaşadığı <b>ergenlik dönemi</b>ndeki <b>psikolojik süreçler</b> için de belirleyici bir <b>etken</b> olabilir.</p>
<p>Bu dönemde <b>ergenler</b> ve <b>aile</b>leri arasındaki <b>çatışmalar</b> kaçınılmazdır. Sanılanın aksine orta düzeyde yaşanan <b>aile içi çatışmalar</b> <b>ergenler</b>in <b>psikososyal gelişim</b>lerine olumlu yönde katkı sağlamaktadır. <b>Ergen</b>le <b>aile</b> arasındaki <b>iletişim</b>in sağlıklı bir şekilde yönetilememesi <b>ergen</b>in <b>riskli davranışlar</b>a yönelmesine neden olmaktadır ve <b>ruhsal problemler</b> yaşama riskini de arttırmaktadır. <b>Aile</b>yle sağlıklı kurulan <b>ilişki</b>nin <b>ruhsal açı</b>dan <b>koruyucu</b> bir etkisi vardır.</p>
<p>Sonuç olarak, <b>ergenlik dönemi</b> <b>çocukluk</b>tan <b>yetişkinlik</b>e <b>geçiş süreci</b>nde <b>iniş çıkış</b> ve <b>çatışmalar</b>ıyla birlikte uzun bir <b>yolculuk</b>tur. Bu nedenle <b>aile</b>lerin <b>ergenler</b>in <b>kural ihlalleri</b>ni, <b>gerginlikler</b>ini ve <b>çatışmalar</b>ını daha <b>sakin</b> bir şekilde karşılamaları gerekmektedir. <b>Yetişkinlik</b>e yol alan <b>ergen</b>le <b>iletişim dili</b>nin değişmesi gerekir. <b>Ergen</b> ve <b>aile</b> arasında bir <b>uzlaşma</b> sağlanmalı yeni bir <b>iletişim sistemi</b> oluşturulmalıdır. Ona bir <b>birey</b> olduğu hissettirilmelidir.</p>
<h3><b>Öneriler</b></h3>
<ul>
<li>Hem <b>aile</b>ler hem de <b>ergenler</b> <b>ergenlik dönemi</b>yle ilgili bilgilendirilmelidir. <b>Psikoeğitimler</b>in ya da <b>destek grupları</b>nın bu <b>süreç</b>in yönetilmesinde önemli katkısı olacaktır. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li><b>Ergenler</b> <b>bağımsızlık</b>larını kazanmak adına <b>aile</b>leriyle <b>güç savaşı</b>na girseler de bu <b>süreç</b>i nasıl yöneteceklerini bilememektedir. <b>Ergenler</b> <b>kimlik kazanma süreci</b>nde bir <b>rol model</b> ararlar. Bu nedenle <b>aile</b>lerin <b>ergenler</b> için bir <b>rehber</b> olduğu unutulmamalıdır. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li>Yapılan en büyük <b>yanlışlar</b>dan biri de bu dönemde <b>ergen</b>in gönlünü hoş tutmak amacıyla her şeye izin verilmesidir. Bazı <b>aile</b>ler ise daha <b>müdahaleci sert</b> bir tavır takınır. Yapılması gereken <b>ergen</b>in yaşadığı <b>süreç</b>in farkında olarak belirli <b>sınırlar</b> dahilinde <b>bireysellik</b>inin gelişmesine izin vermektir. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li><b>Ergen</b>le <b>ilişki</b> ve <b>iletişim</b> kadar <b>aile</b> içinde kurulan <b>ilişki</b> de oldukça büyük önem taşımakta ve <b>ergen</b>in <b>gelişim</b>inde büyük rol oynamaktadır. Bu nedenle <b>anne-baba arasında sağlıklı bir iletişim</b>in olmasına dikkat edilmelidir. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li><b>Aile</b>lerin <b>ergenler</b>le konuşurken onları anladığını ifade eden <b>duygusal ifadeler</b>e yer vermeleri ve <b>empatik iletişim</b> kurmaları önem taşımaktadır. <b>Ergen bireyler</b>in içinde bulunduğu <b>duygusal çalkantılı süreç</b>in zamanla durulacağı ve <b>geçici</b> olduğu <b>ebeveyn</b> tarafından hissettirilmelidir. Ayrıca <b>ebeveyn</b>in her durumda <b>rehberlik</b> etmek amacıyla onun yanında bulunduğunu ifade etmesi ve <b>güven</b> vermesi gerekmektedir. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li><b>İletişim</b>le ilgili <b>sorunlar</b>ın artarak devam etmesi durumunda bir <b>ruh sağlığı uzmanı</b>ndan <b>destek</b> alınmalıdır.</li>
</ul>
<p><b>KAYNAKÇA</b><b></b></p>
<p>Kulaksızoğlu, A. (2013). <i>Ergenlik Psikolojisi</i>. İstanbul: Remzi Kitabevi.</p>
<p>Santrock, J. (2012). <i>Ergenlik</i>. Çev: Diğdem Müge Siyez. 14. Basım. Nobel Yayıncılık.</p>
<p>Şahin, Ş., Özçelik, Ç. (2016). Ergenlik Dönemi ve Sosyalleşme. <i>Cumhuriyet Hemşirelik Dergisi</i>, 5(1): 42-49.</p>
<p>Yörükoğlu, A. (2012). <i>Gençlik Çağı</i>. 14. Basım. İstanbul: Özgür Yayınları.</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/ergenlik-doneminde-aile-ici-iletisim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
