<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Mahire Asel Korun &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/mahireaselkorun/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Fri, 23 May 2025 08:56:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Mahire Asel Korun &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Anda Kalmak: Bilinçli Farkındalığa Nöropsikoloji Temelli Bir Bakış</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/anda-kalmak-bilincli-farkindaliga-noropsikoloji-temelli-bir-bakis/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=anda-kalmak-bilincli-farkindaliga-noropsikoloji-temelli-bir-bakis</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/anda-kalmak-bilincli-farkindaliga-noropsikoloji-temelli-bir-bakis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mahire Asel Korun]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 May 2025 08:56:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nöropsikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=5681</guid>

					<description><![CDATA[En son ne zaman bir şeyler izlemeksizin bir öğün yediniz? Ya da güneşin teninizde bıraktığı sıcaklığı ne zaman fark ettiniz? Belki de sadece sıcaktan şikayet ettiniz. Peki, çok susamadan içtiğiniz bir bardak suyun tadını gerçekten alabildiniz mi? Bir an için, bir bebekle konuşabildiğimizi hayal edelim. Bu deneyimler onun için nasıl bir anlam taşıyor olabilir? Su [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>En son ne zaman bir şeyler izlemeksizin bir öğün yediniz? Ya da güneşin teninizde bıraktığı sıcaklığı ne zaman fark ettiniz? Belki de sadece sıcaktan şikayet ettiniz. Peki, çok susamadan içtiğiniz bir bardak suyun tadını gerçekten alabildiniz mi? Bir an için, bir bebekle konuşabildiğimizi hayal edelim. Bu deneyimler onun için nasıl bir anlam taşıyor olabilir? Su içmek, güneşi hissetmek, bir kaşık mama ya da annesinden emdiği süt… Tüm bunlar onun dünyasında nasıl bir iz bırakıyor olabilir? Eğer bu bebeği gerçekten anlamaya çalışsaydık, şu anki halimizle bu mümkün olur muydu?</p>
<h2><b>Bilinçli Farkındalık Nedir?</b></h2>
<p><b>Anda kalmak</b> ya da <b>bilinçli farkındalık</b>, Kabat-Zinn’e göre yaşanan ana yargılamadan ve bilinçli olarak dikkat etmek olarak tanımlanırken; Bishop, geçmiş veya gelecekle ilgili duygu/yaşantılardan bağımsız olarak anın deneyimlerini yaşamak ve kabul etmek olarak tanımlar (Kabat-Zinn, 2003; Bishop vd., 2004). <b>Anda kalmak</b>, öğrenilebilir bir beceri olmasına karşın; günümüzde pek çok insanın deneyimlemesinin güç olduğunu söylememiz mümkün. Özellikle içinde bulunduğumuz yüzyıla bakacak olursak; birçoğumuzun zamanın çok hızlı aktığından şikayet ettiğini duyuyor ve görüyoruz. Şimdi bunun nedenlerinin biraz daha derinine inme zamanı.</p>
<h2><b>Beynimizde Neler Oluyor Olabilir?</b></h2>
<p><b>Nöropsikoloji</b> uzmanları, bu terimi ele almak istediklerinde; çalışılması gereken konunun bu kadar soyut olmadığını; aslında bahsedilen kavramın algı ile alakalı olduğunu fark etmişlerdir. Fakat yine de konuyu kavramada algı tek başına yardımcı olamazdı, belki de algılarımız deneyimlerimizin ilk basamağı olabilirdi. Nitekim insana zamanın devamlılık hissiyatını veren/hissettiren şey yalnızca algı değil, aynı zamanda “zihinsel varoluş”tur. Bu durum, yaklaşık 30 saniyelik bir zaman diliminde gerçekleşir. <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Zihinsel varoluş, bize meydana gelen olayları bizzat tecrübe ettiğimizi hissettiren temel unsurdur. Wittmann’ın deyimiyle ise “‘ben’in veya insanın kendi öyküsünün şimdisidir.” Wittmann temelde <b>anda kalmak</b> ya da <b>bilinçli farkındalık</b> üzerine çalışmalar yapmamıştır, onun ilgilendiği kavram özgür iradedir; lakin yaptığı çalışmaları <b>bilinçli farkındalık</b>la ilişkilendirmek de oldukça mümkündür.</p>
<h2><b>Wittmann’ın Deneyi</b></h2>
<p>Örneğin, Wittmann’ın yaptığı bir çalışmada, şimdiki anın nasıl algılandığı üzerine bir deney tasarlanmıştır. Wittmann, düzenli meditasyon yapan bireylerle yapmayanları karşılaştırmak amacıyla, toplamda 38 katılımcıdan oluşan iki ayrı grup oluşturmuştur. Her iki gruptan da, “Necker küpü” olarak bilinen iki boyutlu, algısal olarak muğlak bir şekle bakmaları istenmiştir. Bu çizim, gözlemcinin algısında zaman zaman perspektif değişimi yaratarak farklı yönlerde görülebilen bir küptür. <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Katılımcılardan, bu küpün algıladıkları perspektifi değiştiğinde (yani tersine döndüğünde) bir düğmeye basmaları istenmiştir. Bu tür görevler, bireyin algısal geçişleri deneyimleme sıklığını ölçerek “psikolojik an”ın süresini tahmin etmek için kullanılmaktadır. Perspektifin değişme süresi, bireyin şu anki anı ne kadar uzun veya kısa algıladığını yansıttığı için, bu deneysel bağlamda önemli bir ölçüt olarak değerlendirilir. <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Wittmann’ın bulgularına göre, bireylerin bu tür geçişleri ortalama olarak yaklaşık 4 saniyede bir yaşadığı gözlemlenmiş ve bu süre, şimdiki anın (psikolojik anın) yaklaşık 4 saniye uzunluğunda algılandığına işaret etmiştir (Wittmann, 2015).</p>
<h2><b>Hepimiz Aynı “Anda” Yaşamıyor Olabiliriz</b></h2>
<p>Wittmann’ın elde edilen bulgular, meditasyon yapan grubun iddialarıyla ilk bakışta çelişiyor gibi görünmüştür. Bu yüzden Wittmann, deneye ikinci bir aşama eklemiş ve önemli bir fark daha gözlemlemiştir. Bu aşamada katılımcılardan, Necker küpünü izlerken algıladıkları perspektifi mümkün olduğunca uzun süre korumaya çalışmalarını istemiştir. <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bu görevde, meditasyon yapan bireylerin algıladıkları perspektifi ortalama 8 saniye boyunca sürdürebildikleri, meditasyon yapmayan grubun ise bu süreyi ortalama 6 saniyede tuttukları tespit edilmiştir (Wittmann, 2015). <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bu sonuç, meditasyon yapan bireylerin dikkatlerini odakta tutma ve algısal geçişleri bilinçli olarak yavaşlatma konusunda daha başarılı olduklarını göstermektedir. Yani, ilk aşamada her iki grup da benzer sürelerle perspektif değişimi yaşasa da, ikinci aşama dikkat kontrolü ve <b>bilinçli farkındalık</b> düzeyi açısından meditasyon yapan grubun lehine anlamlı bir farklılık ortaya koymuştur.</p>
<h2><b>Bilinçli Farkındalık ve Zaman Algısı</b></h2>
<p>Bu bağlamda Wittmann, meditasyon yapan bireylerin dikkat ve çalışma belleği kapasitelerini ölçen testlerde genellikle daha yüksek puanlar aldıklarını belirtmektedir. Buna ek olarak, “Eğer etrafınızda olup bitenlerin daha çok farkına varırsanız, hem içinde bulunduğunuz anda daha fazla deneyim yaşarsınız hem de belleğinizin içeriği artar” ifadesiyle <b>bilinçli farkındalığın</b> belleği ve zaman algısını nasıl etkileyebileceğine dikkat çekmiştir. <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Bu durum, bireyin zamanın akışını algılama biçimini de değiştirmektedir. Daha fazla deneyim ve artan bilişsel kayıt, zamanın daha dolu ve uzun geçmiş gibi hissedilmesine neden olabilir. Yani, <b>bilinçli farkındalık</b> düzeyinin artması yalnızca dikkat ve bellek süreçlerini değil; aynı zamanda zamanın öznel deneyimini de doğrudan şekillendirmektedir.</p>
<h2><b>Meditasyon Anda Kalmanın Tek Yolu Mu?</b></h2>
<p>Sonuç olarak, meditasyon <b>anda kalmanın</b> tek yolu olmasa da, bu beceriyi geliştirmek için güçlü bir araçtır. Meditasyon uygulayan bireyler, hem içinde bulundukları anı hem de geçmişi daha yavaş ve yoğun bir biçimde deneyimlediklerini ifade ederler. Bu da bize zamanın aslında hızla akmadığını; aksine, biz <b>bilinçli </b><strong>farkındalığımızı</strong> kaybedip hayatı otomatik pilotta yaşadığımızda zamanın elimizden kayıp gittiğini hatırlatır. <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Zamanın dizginlerini yeniden elimize almak, bilincimizi şimdiye yöneltmek ve yaşadığımız anı daha derin, daha keyifli bir şekilde hissedebilmek ise tamamen bizim elimizdedir. Ve bu <b>farkındalığa</b> adım atmak için en uygun zaman, her zaman olduğu gibi, tam da şu andır. <span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Sevgiyle ve bilimle kalın…</p>
<h3><b>Kaynakça</b></h3>
<ul>
<li>Wittmann, M. (2015). <i>Felt time: The psychology of how we perceive time</i>. MIT Press. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li>Wittmann, M., &amp; Schmidt, S. (2014). Mindfulness meditation and the experience of time. <i>Consciousness and Cognition</i>, 31, 86–93. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li>Kabat-Zinn, J. (2003). Mindfulness-based interventions in context: Past, present, and future. <i>Clinical Psychology: Science and Practice</i>, 10(2), 144–156. <span class="Apple-converted-space"> </span></li>
<li>Bishop, S. R., Lau, M., Shapiro, S. L., Carlson, L., Anderson, N. D., &amp; Carmody, J. (2004). Mindfulness: A proposed operational definition. <i>Clinical Psychology: Science and Practice</i>, 11(3), 230–241.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/anda-kalmak-bilincli-farkindaliga-noropsikoloji-temelli-bir-bakis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Esnek Bir Yapı: Beynin Plastisitesi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/esnek-bir-yapi-beynin-plastisitesi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=esnek-bir-yapi-beynin-plastisitesi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/esnek-bir-yapi-beynin-plastisitesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mahire Asel Korun]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Apr 2025 10:20:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilişsel Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=3930</guid>

					<description><![CDATA[Bir önceki yazımızda kapalı bir kutu içinde olmasına rağmen beynimizin neredeyse akıl almaz derecede iyi işler çıkarabildiğini söylemiştik. Artık beynimizin reseptörler sayesinde dışarıdan gelen bilgileri aldığını ve nöronlar sayesinde bu bilgileri ilettiğini de biliyoruz. Öyle ki renk körü bir ressam alnına yerleştirdiği bir kamera ile kızıl ötesi ve mor ötesi ışınları görebiliyor, sağır bireyler ses [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir önceki yazımızda kapalı bir kutu içinde olmasına rağmen beynimizin neredeyse akıl almaz derecede iyi işler çıkarabildiğini söylemiştik. Artık beynimizin reseptörler sayesinde dışarıdan gelen bilgileri aldığını ve nöronlar sayesinde bu bilgileri ilettiğini de biliyoruz. Öyle ki renk körü bir ressam alnına yerleştirdiği bir kamera ile kızıl ötesi ve mor ötesi ışınları görebiliyor, sağır bireyler ses dalgalarını algılayan bir yelek giydiğinde işitme benzeri bir algıya sahip olabiliyorlardı. Fakat nasıl oluyor da beyin sözde özelleşmiş bölgeler dışında başka vücut parçalarından da veri alıp bunu aynı şekilde işleyebiliyor? İşte tüm bunların sırrı, henüz tam anlamıyla çözülememiş olan <b>nöroplastisite</b> de yatıyor. Yani beynin yeni durumlara ve koşullara uyum sağlayabilme yeteneği.</p>
<h2><b>Beynimizin Yapı Taşları: Nöron Toplulukları</b></h2>
<p>Bir insan beyninde yaklaşık 100 milyar nöron vardır, bunlar tek başlarına da çalışabilirler, lakin asıl olay devre adı verilen daha büyük ve karmaşık birimlerin ortak bir amaç doğrultusunda gruplar halinde çalışmasıdır. Zihnimizde canlandırabilmek için küçük bir giriş yapmak gerekirse, eski zamanlardaki bir dünya haritasını düşünelim, muhtemelen şu anki dünya haritası ile benzeyen ve benzemeyen yerleri olacaktır. Örneğin Roma İmparatorluğu’nun yıkılması, Sovyetler Birliği’nin bozulması vb. gibi. Bunları <b>nöron toplulukları</b> olarak düşünmemiz mümkün, bu bağlamda yeni ortaya çıkmış bir <b>nöron topluluğu</b>nun olası diğer çevresel tehditlere karşı alanını kaptırmamak için daha çok savaşması gerekir, tıpkı yeni ortaya çıkmış küçük bir ülkenin ona komşu olan büyük bir devlet tarafından işgal edilmesi yahut edilmemesi gibi. Bu bağlamda eğer nöronlar gerekli desteği alamazlarsa komşu nöronlar tarafından işgal edilebilmeleri olasıdır ama gerekli desteği aldıkları noktada; genişleyebilir ve komşu nöronları işgal eden tarafta da olabilirler.</p>
<h2><b>İşgal Geliyorum Demez</b></h2>
<p>Bunun en güzel örneği, rüya görmemizdir. Evet, rüya görmek. Belki binlerce yıldır tartışıladursun, asıl rüya görmemizin temelinde çok basit evrimsel bir korunma mekanizması yatar. Evrimsel süreçte, elektrik henüz bulunmamışken, sirkadyen ritmimiz (yani biyolojik saatimiz) doğa ile daha uyumlu seyrediyordu, bu bağlamda günümüzün çoğu kısmını da uyuyarak geçiriyorduk çünkü karanlıkta yapılacak pek fazla iş söz konusu değildi. Oksipital lobumuz, yani görme korteksimiz ise her karanlıkla baş başa kaldığında, çevre nöronlar tarafından işgale oldukça müsait bir duruma hazır hale geliyordu. Bu bağlamda beynimiz, görme korteksimizdeki görmemizle ilişkili <b>nöron toplulukları</b>nı koruyabilmek için, rüya görmeyi devreye soktu. Rüya görmek onun sınırlarını işgale karşı korumasının en işlevsel yolu olacaktı. Eğer uyurken sadece karanlığa maruz kalan bir sistem olmaya devam etseydi, muhtemelen işitsel ve dokunsal alanlarla ilgili beyin bölgelerimiz çoktan görme alanımızı işgal etmiş olacaktı. “Neden işitsel ve dokunsal alanlar işgal etsin ki?” diye soracak olduğumuzda ise; duyma, koku alma, dokunma gibi duyular zaten uyku halinde de kullanılmaya devam ettiklerinden, işgal onların bölgeleri için çok da olası değildi.</p>
<p>Keza yapılan bir çalışmada, bir grup üniversite öğrencisinin beyin görüntülemesi tekniğiyle görme kortekslerinde bulunan <b>nöron toplulukları</b>nın ön ölçümü alındı, daha sonra bu öğrencilerin gözleri bağlandı ve yaklaşık 2 hafta boyunca gözleri bağlı kaldı. Son ölçümlerde duyma, işitme gibi algılardan sorumlu beyin bölgelerinin görme korteksine yaptığı işgaller görüntülenebilir nitelikteydi. Ayrıca bu öğrenciler aynı zamanda gözlerinin kapalı olduğu dönemde Braille (görme engelli bireylerin kullandığı alfabe) alfabesini de öğrenebilmişlerdi. Çünkü dokunsal duyu, görme korteksini işgal etmeye başlamıştı. Göz bantları çıkarıldıktan bir süre sonra tekrardan beyinleri görüntülendiğinde ise görme kortekslerinde bulunan <b>nöron toplulukları</b> gözleri bağlanmadan önceki ile aynı durumdaydı, fakat öğrenciler, Braille alfabesi ile okuyabilme yeteneklerini de kaybetmişlerdi. Çünkü dokunsal duyuları artık gözleri bağlı olduğu süreçteki kadar hassas değildi.</p>
<h2><b>Beyin Adaptasyonu ve Deneyimler</b></h2>
<p>David Eagleman’ın içinde bulunduğu başka bir çalışmada ise, sol perspektifi sağa, sağ perspektifi sola taşıyan bir gözlük tasarlandı. Bu gözlüğün asıl amacı, bebeklerin dünyaya gelmelerinden itibaren dünyayı nasıl algılayıp öğreniyor olabilecekleri hakkında fikirler elde etmekti. Nitekim doğdukları dünya onlar için çok yeniydi. Ama öğrenmeleri de bir o kadar hızlıydı. Keza David’de ilk deneyiminde; gözlüğü halihazırda 2 haftadır takan bir arkadaşıyla pasta yapma yarışmasına katıldığında çok fena çuvallamış, midesi bulanmış, malzemeleri kalıba dökememiştir. Oysaki arkadaşı sanki gözlük yokmuşçasına, pastayı yapabilmiştir. Burada kilit nokta, arkadaşının gözlüğü taktığı zamanla ilgilidir, beynin olası yeni algılama biçimini <b>nöroplastisite</b> sayesinde gerçekleştirmiştir.</p>
<p>Öyleyse bir önceki yazımızda bahsettiğimiz Mike’ı hatırlayalım. Mike görme yetisini küçükken kaybeden profesyonel bir kayakçıydı. Şimdi Mike’ın nasıl görme yetisi yokken kayak yapabildiğini daha iyi anlamış olabiliriz. Lakin 40 yıl sonra görme yetisini yeniden kazandığında yapabildiği çoğu şeyi yapamamaya, öyle ki görme yetisini yeniden kazandıktan sonra düz yürümeyi bile zar zor becerebilen birine dönüşmüştü. Bunun sebebi ise çok basitti; yaşı ilerledikçe beyni esnekliğini kaybetmişti ve onun için yeni olan görme yetisine alışması görme yetisini bebekken kaybedip çocukken geri kazanan biriyle aynı olamayacaktı.</p>
<h2><b>Gerçek Dünyada Beyin Adaptasyonu</b></h2>
<p>Aslında işleri bu kadar zorlaştırmaya da gerek yoktur, bir bisiklet sürdüğünüzü hayal edin lakin direksiyonu sağa kırınca bisiklet sola, sola kırınca da sağa doğru hareket etsin. Muhtemelen ilk denemelerinizde çok zorlanıp, dengenizi kaybedeceksinizdir. Bisiklete alıştığınızı gözlemlemek ise muhtemelen birkaç gününüzü almayacaktır, çok kısa süre içerisinde <b>beyin adaptasyonu</b>nu sağladığınızı göreceksinizdir. Bahsedilen şeyler kulağa çılgınca gelse de yine bir önceki yazımızda bahsettiğimiz gibi David Eagleman bunun mümkün olduğunun en güzel örneğini BrainPort ile göstermiştir. Cihaz ilkte baş dönmesi tedavisi için tasarlanan bir denge cihazı olarak geliştirilmiştir. Basitçe anlatmak gerekirse, boyuna takılan bir kontrol ünitesi sayesinde ağzın içine yerleştirilen başka bir aparat dili elektrotlar ile uyarıyor. Dil de beyne kafanın koordinatlarını veriyor; öne arkaya yana eğildiğinde ise cihazın eğim sensörü kafa eğimini tespit ediyor. Öyle ki görme engelli olan Erik Weihenmayer, bu cihaz ile Everest’e tırmanmayı başarabilmiştir.</p>
<p>Tabi ki bahsettiğimiz tüm örneklerde, asıl ana karakterin cihazlardan çok, cihazların verdiği veriyi olması gerektiği işlemleyebilen beyin olduğu es geçilmemelidir. Beyin bunu <b>nöroplastisite</b> sayesinde yapar. Beynin plastisitesi, görmeyen bir bireyin en az gören bir birey kadar iyi yürüyebilmesini, yemek yapabilmesini, kısacası hayatta kalmasını sağlayabilir. Sevgiyle ve bilimle kalın…</p>
<p><b>Kaynakça</b></p>
<ul>
<li>Eagleman, D. (2014). <i>Beynin Gizli Hayatı</i>. (Çev. Zeynep Arık Tozar). Domingo Yayınları, İstanbul.</li>
<li>Eagleman, D. (2022). <i>Canlı Devre</i>. (Çev. Zeynep Arık Tozar). Domingo Yayınları, İstanbul.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/esnek-bir-yapi-beynin-plastisitesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kapalı Bir Kutu: Beynimiz</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/kapali-bir-kutu-beynimiz/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=kapali-bir-kutu-beynimiz</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/kapali-bir-kutu-beynimiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mahire Asel Korun]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Mar 2025 09:50:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nöropsikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=1942</guid>

					<description><![CDATA[Bir insan beynini fiziksel olarak incelediğimizde, 1,2-1,4 kilogram ağırlığında, 3 bölgeden oluşan ve 2 yarımküresiolan, girintili çıkıntılı ve cıvık bir yapıyla karşılaşmamız mümkündür. Lakin, nasıl olur da bu yapı temel işlevlerimizden tutun da (vücut hareketlerimiz, görme ve işitme gibi duyularımız ve reflekslerimiz) üst düzey karmaşık ilişkilerimize (düşünme, hafıza, öğrenme, duygular ve bilinç) kadar bilgi işler? [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="" data-start="306" data-end="893">Bir insan beynini fiziksel olarak incelediğimizde, <strong data-start="357" data-end="377">1,2-1,4 kilogram</strong> ağırlığında, <strong data-start="391" data-end="405">3 bölgeden</strong> oluşan ve <strong data-start="416" data-end="433">2 yarımküresi</strong>olan, girintili çıkıntılı ve cıvık bir yapıyla karşılaşmamız mümkündür. Lakin, nasıl olur da bu yapı temel işlevlerimizden tutun da (vücut hareketlerimiz, görme ve işitme gibi duyularımız ve reflekslerimiz) üst düzey karmaşık ilişkilerimize (düşünme, hafıza, öğrenme, duygular ve bilinç) kadar bilgi işler? Daha enteresanı, bunların çoğunu nasıl yalnızca bir ampulü yakmaya eşdeğer bir enerjiyle yapar? Şimdi bu kapalı kutu içindeki cevheri biraz inceleyelim.</p>
<h3 data-start="895" data-end="928"><strong data-start="895" data-end="928">Sinir Sistemi ve Beyin İşlevi</strong></h3>
<p class="" data-start="930" data-end="1537">Aslında hemen hemen her şeyi <strong data-start="959" data-end="980">sinir sistemimize</strong> borçluyuz. <strong data-start="992" data-end="1009">Sinir sistemi</strong>, duyu organlarımızla algıladığımız girdileri (örneğin tenimize dokunan bir ipek kazağı, gün batımı manzarasını, çikolatalı dondurmayı), her duyuya özelleşmiş olarak işlev gören <strong data-start="1187" data-end="1202">reseptörler</strong> ve bunların bağlı olduğu <strong data-start="1228" data-end="1240">sinirler</strong> aracılığıyla beynimize sinyal gönderir. Peki hemen hemen her şey <strong data-start="1306" data-end="1329">sinirsel bir uyarım</strong> sayesinde ise beyin bu bilgilerin nereden geldiğini nasıl anlar ve yorumlar? Öyleyse kör ya da sağır biri de belki görebilir ve işitebilir mi? İşte teknolojinin gelişmesiyle birlikte buna cevabımız <strong data-start="1528" data-end="1537">EVET!</strong></p>
<p class="" data-start="1539" data-end="2056">Çoğumuz <strong data-start="1547" data-end="1558">koklear</strong> ya da <strong data-start="1565" data-end="1584">retinal implant</strong> gibi aygıtları duymuşuzdur. Fakat bu tarz buluşlar söz konusu girdinin yine aynı alıcı organ tarafından yapılmasını sağlamaktadır. Oysaki beyine farklı ve alışılmadık kanallardan da veri aktarılabilmesi mümkündür. Son dönemlerde yapılan çalışmalar, beyine aktarılmasını istediğimiz bilgiyi bir şekilde <strong data-start="1887" data-end="1916">elektrokimyasal sinyaller</strong> ile verebildiğimiz sürece bilginin alınmasının ve işlenmesinin mümkün olabileceğini göstermektedir. Hadi bazı çalışmalara birlikte bakalım.</p>
<h3 data-start="2058" data-end="2107"><strong data-start="2058" data-end="2107">Sağırlığa Bir Çözüm Olabilir: Neosensory Vest</strong></h3>
<p class="" data-start="2109" data-end="3300"><strong data-start="2109" data-end="2140">Sinirbilimci David Eagleman</strong>, dünyaya açılan penceremizin bir avuç duyu organımızla algılayabildiklerimizle sınırlı olduğunu söyler. Ayrıca deri gibi hem yüzeysel olarak çok büyük hem de yapısal olarak inanılmaz karmaşık bir bilgisayarımsı malzemedir. David Eagleman buradan yola çıkarak <strong data-start="2400" data-end="2428">sağır bireylerin duyması</strong> için bir yelek geliştirebileceği fikri üzerine düşünmüştür ve başarılı da olmuş gibi görülmektedir. Bir deri ile kulak yapısı elbette aynı yapısal düzeneğe sahip değildir, lakin bizler de duyduğumuz her şeyden anlam çıkaran organizmalar değiliz. Örneğin telefonla konuştuğumuzda duyduğumuz şey <strong data-start="2723" data-end="2756">konuşmanın anlık kayıtlarıdır</strong>, lakin tüm konuşma kayıtları yerine beynimize gönderdiğimiz şey duyduklarımızın sıkıştırılmış bir halidir. İşte bu bağlamda Eagleman, sıkıştırma tekniğinden yararlanarak bu yeleği tasarlamıştır. Yeleği üstüne giyen katılımcılar ilk olarak sesleri deri üstünde oluşan tuhaf titreşimler olarak algılar fakat denemeler arttıkça beyin söz konusu sinyallerin şifrelerini çözümleyip anlamlandırıyor. <strong data-start="3151" data-end="3169">Doğuştan sağır</strong> olan katılımcılar bile, bir süre sonra konuşulan bir ortamda titreşimlere odaklanıp konuşulanları anlayabiliyor. <em data-start="3283" data-end="3300">(Topaktaş,2021)</em></p>
<h3 data-start="3302" data-end="3329"><strong data-start="3302" data-end="3329">Dille Görmek: BrainPort</strong></h3>
<p class="" data-start="3331" data-end="3768">Normalde <strong data-start="3340" data-end="3359">tat alma organı</strong> olarak düşündüğümüz dilin üstü yediklerimizin dokusunu anlayabilmemiz için bir sürü doku reseptörleriyle de doludur. <strong data-start="3477" data-end="3492">Bach-y-Rita</strong> ve ekibi katılımcının alnına bir kamera ve diline de küçük bir elektrot ızgarası yerleştirdi. Elektrotlar şekillerin konumuyla uyumlu küçük atımlar üreterek nesnelerin konumu, biçimi, mesafesi ve hareket yönü gibi niteliklerin farkına varılmasını sağlıyor. <em data-start="3750" data-end="3768">(Eagleman, 2022)</em></p>
<h3 data-start="3770" data-end="3803"><strong data-start="3770" data-end="3803">Var olan Sistemi Güçlendirmek</strong></h3>
<p class="" data-start="3805" data-end="4615">Henüz yaygın olarak kullanılmayan yukarıda bahsettiğimiz iki araç dışında benzerleri üzerinde de çalışmalar yapılmakta. Hatta var olan duyularımızın işlevini de arttırmaya yönelik bazı cihazlardan bahsetmek mümkün. Örneğin <strong data-start="4028" data-end="4041">renk körü</strong> olan ressam <strong data-start="4054" data-end="4072">Neil Harbisson</strong> başına taktığı, renkleri titreşimlere dönüştüren ve kulağının arkasındaki kemiklere ileten <strong data-start="4164" data-end="4182">Eyeborg cihazı</strong> ile renkleri duyarak ayırt etmeye, hatta öyle ki morötesi ve kızılötesi gibi renkleri de kodlayabilmeye başlamıştır. Ya da yukarıda bahsettiğimiz <strong data-start="4329" data-end="4337">VEST</strong> ile yapılan bir deneyde kokpit verilerinin ve insansız hava araçlarından gelen verilerin pilotlara aktarılması denenmiş ve başarılı olmuştur. Bu bağlamda pilotluk eğitiminde ya da var olan pilotluk becerilerinin geliştirilmesinde de kullanılabilecek bir alet olabilmesi mümkün.</p>
<h3 data-start="4617" data-end="4640"><strong data-start="4617" data-end="4640">Görmek İstemiyorum!</strong></h3>
<p class="" data-start="4642" data-end="5484">Yukarıda bahsettiğimiz gelişmeler her zaman insanları mutlu etmeyebilir. Görme yetisini kimyasal bir patlama sonucu küçükken kaybeden <strong data-start="4776" data-end="4788">Mike May</strong>, gelişen teknoloji ile görme yetisini 40 yıllık körlükten sonra geri kazanmıştır. Ama Mike için işler hiç de iyiye gitmemiştir. Görme yetisinin beraberinde getirdiği derinlik algısı, Mike’ın beyni ile adeta dalga geçiyor gibidir. Mike profesyonel bir kayakçı iken, görme yetisini kazandıktan sonra kaymayı becerememiştir. Ağaçlar, çukurlar, ışık oyunları kayak yapmasını bırakın, yürümesini bile zorlaştırır hale getirmiştir. Belki Mike, daha genç yaşta görme yetisini geri kazabilseydi, beyni yeni duruma daha kolay uyum sağlayabilirdi. Ama yaşının da getirisiyle, uyum sağlama yeteneğini de eskisine göre görece kaybetmişti. Bu uyum sağlama yeteneğine de ilerleyen bir yazımızda değinebiliriz.</p>
<h3 data-start="5486" data-end="5495"><strong data-start="5486" data-end="5495">Sonuç</strong></h3>
<p class="" data-start="5497" data-end="5804">Sonuç olarak beynimizin kapalı bir kutu olmasına karşın aynı zamanda ona sunduğumuz verileri ne kadar karmaşık ve büyüleyici şekilde işleyip bize geri sunabildiğini gördük. Aslında belki de beynin kapalı bir kutu olması onu açık bir kutu olmasından daha işlevsel yapıyor olabilir. Sevgiyle ve bilimle kalın…</p>
<p data-start="5497" data-end="5804">Kaynakça</p>
<p class="" data-start="78" data-end="160"><strong data-start="78" data-end="94">Eagleman, D.</strong> (2022). <em data-start="103" data-end="116">Canlı devre</em> (Z. Arık Tozar, Trans.). Domingo Yayınları.</p>
<p class="" data-start="162" data-end="237"><strong data-start="162" data-end="181">Topaktaş, C. E.</strong> (Ed.). (2021). <em data-start="197" data-end="222">Beynimiz nasıl çalışır?</em> Say Yayınları.</p>
<p data-start="5497" data-end="5804">
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/kapali-bir-kutu-beynimiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
