<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Kardelen Babat &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/kardelenbabat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Sun, 15 Feb 2026 12:35:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>Kardelen Babat &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>“Herkes İyi Olsun Diye Kendimizden Sürekli Ödün Vermek’’: Çocukluktan Yetişkinliğe Onaylanma Döngüsü</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/herkes-iyi-olsun-diye-kendimizden-surekli-odun-vermek-cocukluktan-yetiskinlige-onaylanma-dongusu/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=herkes-iyi-olsun-diye-kendimizden-surekli-odun-vermek-cocukluktan-yetiskinlige-onaylanma-dongusu</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/herkes-iyi-olsun-diye-kendimizden-surekli-odun-vermek-cocukluktan-yetiskinlige-onaylanma-dongusu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kardelen Babat]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2026 23:20:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=25419</guid>

					<description><![CDATA[Ne zaman sevilmek istemek, kendimizden vazgeçmeye dönüşür? Onaylanma ihtiyacı, insanın sosyal bir varlık olmasının doğal ve gelişimsel olarak işlevsel bir parçasıdır; Bu ihtiyaç insanın bulunduğu ortama uyum sağlaması, çevresindeki insanların duygularını ve gereksinimlerini anlamak istemesi, kendine toplumda bir yer edinmesini kolaylaştıran uyuma yönelik bir ihtiyaçtır (Karaşar, Öğülmüş, 2016). Ancak bu temel ihtiyaç, kişiden kişiye farklı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">Ne zaman sevilmek istemek, kendimizden vazgeçmeye dönüşür? Onaylanma ihtiyacı, insanın sosyal bir varlık olmasının doğal ve gelişimsel olarak işlevsel bir parçasıdır; Bu ihtiyaç insanın bulunduğu ortama uyum sağlaması, çevresindeki insanların duygularını ve gereksinimlerini anlamak istemesi, kendine toplumda bir yer edinmesini kolaylaştıran uyuma yönelik bir ihtiyaçtır (Karaşar, Öğülmüş, 2016). Ancak bu temel ihtiyaç, kişiden kişiye farklı düzeylerde ortaya çıkar ve bazen bireyin kendi benliğini ihmal ederek tamamen başkalarının onay ve takdirine bağımlı hale gelmesine yol açabilir. Kendi duyguları ve gereksinimlerini geri plana atan kişi, sürekli uyum sağlama çabası içinde &#8220;kendinden vazgeçmiş&#8221; bir hayata doğru sürüklenebilir.</p>
<h2 data-path-to-node="2"><b data-path-to-node="2" data-index-in-node="0">Onaylanma İhtiyacı ve Benlik Kaybı</b></h2>
<p data-path-to-node="3">Bu durum, kişinin &#8220;iyi biri olma&#8221;, başkalarını incitmeme ya da ortamda gerilimden kaçınma adına kendi düşüncelerini bastırmasına neden olabilir. Kendi fikirlerinin hoş karşılanmayacağını düşündüğünde onları ifade etmekten çekinir; sadece başkalarının beğenisini kazanmak adına kendine ait olmayan duygu ve düşünceleri benimseyebilir. Hayatı bu şekilde başkalarının pozitif izlenimine göre şekillendirmek, çoğunlukla çocuklukta temeli atılan bir onaylanma döngüsünün yansımasıdır.</p>
<h2 data-path-to-node="4"><b data-path-to-node="4" data-index-in-node="0">Çocukluk Dönemi ve Şemaların Oluşumu</b></h2>
<p data-path-to-node="5">Çocukluk döneminde bireyin kendilik algısı, temel olarak bakım verenlerle kurduğu ilişkilerle şekillenir. Sevginin koşullu olduğu, eleştirinin ağır bastığı ya da duygusal ihtiyaçların yeterince karşılanmadığı ortamlarda çocuk, kabul görmek için uyum sağlamayı bir savunma mekanizması olarak öğrenir. Eğer bir çocuk yalnızca belli şartlar altında sevgiyi hissedebiliyorsa – örneğin sorun çıkarmadığında ya da etrafındakileri memnun ettiğinde sevilip aksi halde eleştiriyle ya da ilgisizlikle karşılaşıyorsa – kendi duygularını bastırmayı ve başkalarının beklentilerine uygun davranmayı içselleştirir. Bu durum, Şema terapi literatüründe <b data-path-to-node="5" data-index-in-node="636">“kendini feda”</b> ve <b data-path-to-node="5" data-index-in-node="654">“boyun eğicilik”</b> şemaları olarak adlandırılan bu örüntüler, kişinin değerini başkalarının ihtiyaçlarını karşılamak üzerinden tanımlamasına yol açabilir.</p>
<h2 data-path-to-node="6"><b data-path-to-node="6" data-index-in-node="0">Yetişkinlikte Karşılaşılan Zorluklar</b></h2>
<p data-path-to-node="7">Yetişkinlikte ise bu öğrenilmiş davranış kalıpları çeşitli sorunlara yol açabilir. Örneğin, kişi &#8220;hayır&#8221; diyemediğinde ya da onaylanmadığında yoğun suçluluk duyguları yaşayabilir. İş yaşamında fazla yük üstlenmek, ilişkilerde sürekli anlayışlı taraf olmak ve kişisel ihtiyaçlarını göz ardı etmek kısa vadede uyumlu görünse de uzun vadede tükenmişlik, öfke birikimi ve değersizlik duygusunu beraberinde getirebilir. Özdeğerin tamamen dışsal geri bildirimlere bağlanması, eleştiriler ve memnuniyetsizlikler karşısında yoğun kaygı yaşanmasına yol açabilir. Bu durum ise kişinin daha fazla uyum sağlamasına neden olabilir; geçici rahatlamalar sağlansa da bu döngü sürekli tekrar edebilir.</p>
<h2 data-path-to-node="8"><b data-path-to-node="8" data-index-in-node="0">Görünmez Tükenmişlik ve Kimlik Karmaşası</b></h2>
<p data-path-to-node="9">Asıl endişe verici olan ise bu döngünün genellikle fark edilmez olmasıdır. Çevre tarafından fedakâr, uyumlu veya iyi kalpli olarak görülen bir birey, aslında içten içe yorgun, tükenmiş ve anlaşılmamış hissedebilir. Sürekli geri planda kalarak herkesin mutluluğu için kendi ihtiyaçlarını görmezden gelmek bir süre sonra kişinin kimlik karmaşası yaşamasına ve duygusal uzaklaşmaya yol açabilir.</p>
<h2 data-path-to-node="10"><b data-path-to-node="10" data-index-in-node="0">Farkındalık ve Sınır Koyma Süreci</b></h2>
<p data-path-to-node="11">Bu tür bir döngüyü kırmak için kişinin ilk adımı farkındalık geliştirmek olmalıdır. Kendinizden ne zaman otomatik bir şekilde ödün verdiğinizi ya da hangi durumlarda suçluluk hissettiğinizi anlamak önemlidir. Sınır koyma becerilerini geliştirmek bu süreçte belirleyici bir adımdır. Sınır koymak, ilişkilerin bozulmasına değil, aksine sağlıklı bir zeminde gelişmesine olanak sağlar. Küçük ama kararlı adımlarla &#8220;hayır&#8221; demeyi öğrenmek, duyguları açıkça ifade etmek ve kendinize şefkat göstermek, iç huzurunuzu ve dengenizi pekiştirmenin yollarındandır. Çoğu zaman hayır demeye başladığınızda çevrenizden gelen olumsuz tepkilerle karşılaşabilirsiniz; ancak bu süreç, kendi fikirlerinizle ve hislerinizle var olmayı öğrenmek adına gereklidir. Süreç içerisinde de terapi desteği almakta önemli bir adım olabilmektedir.</p>
<h2 data-path-to-node="13"><b data-path-to-node="13" data-index-in-node="0">KAYNAKÇA</b></h2>
<p data-path-to-node="13">Karaşar, B., &amp; Öğülmüş, S. (2016). Sosyal onay ihtiyaci ölçeği: Geçerlik ve güvenirlik analizi. Ege Eğitim Dergisi, 17(1), 84-104.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/herkes-iyi-olsun-diye-kendimizden-surekli-odun-vermek-cocukluktan-yetiskinlige-onaylanma-dongusu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Modern Dünyada Mutlu Olma Zorunluluğu; Küllerinden Yeniden Doğmak mı, Kabullenmek mi?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/modern-dunyada-mutlu-olma-zorunlulugu-kullerinden-yeniden-dogmak-mi-kabullenmek-mi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=modern-dunyada-mutlu-olma-zorunlulugu-kullerinden-yeniden-dogmak-mi-kabullenmek-mi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/modern-dunyada-mutlu-olma-zorunlulugu-kullerinden-yeniden-dogmak-mi-kabullenmek-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kardelen Babat]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 29 Nov 2025 12:46:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Ruh Sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=19210</guid>

					<description><![CDATA[Aydınlanma çağından bu yana süregelen &#8220;mutluluğun bir hak ve sorumluluk olduğu&#8221; düşüncesi, günümüz toplumlarında bir zorunluluk halini almıştır (Boşak Diş, 2018; Bruckner, 2010). Bu durum, olaylara &#8220;İyi düşün iyi olsun, kötü düşünürsen kötü olur&#8221; gibi ifadelerle yaklaşılan bir pozitif düşünce kültürü oluşturmuş, bireylerin acı karşısında yaşayabilecekleri doğal duyguları göz ardı etmelerine neden olmuştur (Goodman, 2021). [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="641" data-end="1293">Aydınlanma çağından bu yana süregelen &#8220;mutluluğun bir hak ve sorumluluk olduğu&#8221; düşüncesi, günümüz toplumlarında bir zorunluluk halini almıştır (Boşak Diş, 2018; Bruckner, 2010). Bu durum, olaylara &#8220;İyi düşün iyi olsun, kötü düşünürsen kötü olur&#8221; gibi ifadelerle yaklaşılan bir pozitif düşünce kültürü oluşturmuş, bireylerin acı karşısında yaşayabilecekleri doğal duyguları göz ardı etmelerine neden olmuştur (Goodman, 2021). Mutsuzluk, üzüntü, kaygı, öfke ve endişe gibi duygular yaşandığında yok sayılması, kaçınılması gereken hisler olarak algılanmaktadır; oysaki duygulardan kaçınmak ve bastırmak kişiyi olumsuz etkilemektedir (Gross &amp; John, 2003).</p>
<p data-start="1295" data-end="1877">Arthur Schopenhauer&#8217;a göre, insanlığın en temel yanılgısı, dünyaya &#8220;mutlu olmak için geldiğimiz&#8221; fikrine sahip olmasıdır; zira mutluluğu amaç haline getirmek derin acıların kaynağı olabilir (Ayhan, 2023). Schopenhauer, yaşamı; tecrübe ettiğimiz acılar, ölümler, hastalıklar, savaşlar ve hayal kırıklıklarıyla birlikte yalnızca bir görev olarak belirtir. Onun felsefesinde insan yaşamındaki nihai hedef acının sona ermesidir (Esenyel, 2023). Schopenhauer, yaşamın tüm biçimlerinde acının var olduğunu vurgular ve gerçek mutluluğun ancak bu farkındalıkla mümkün olabileceğini savunur.</p>
<p data-start="1879" data-end="2673">Günümüzde de devam eden bu &#8220;dünyaya mutlu olmaya gelmişiz&#8221; anlayışı, mutluluğu bir zorunluluk haline getirir ve bitmek bilmeyen mutluluk arayışı gerçekçi olmayan beklentilere ve psikolojik problemlere yol açabilir (Kartol, 2023). Sürekli mutlu hissetme beklentisi, mutluluğun bir hak ve aynı zamanda yerine getirilmesi gereken bir sorumluluk olduğu inancını doğurur. Bu sorumluluğu yerine getirmediğin zaman karşılaştığın olumsuz duygular ceza yerine geçer; cezayı çekmemek adına kaçınılması veya yok sayılması gereken bir süreç olarak gözükür. Bu döngüde, olumsuz duygular karşısında mutlu hissetmek için çabalamak, gerçeği görmemizi bir noktadan engeller. Dünya acılarla, üzüntülerle, kaygılarla dolu bir yerdir ve sürekli mutlu olma zorunluluğu gerçekçi bir inanç değildir (Boşak Diş, 2018).</p>
<p data-start="2675" data-end="3254">Bu bağlamda Anka kuşu metaforu değerlendirilebilir. Geleneksel anlatılarda Anka kuşu, kendi küllerinden yeniden doğarak güç kazanmaktadır. Bu metafor, günümüzdeki mutluluk anlayışıyla derin bir ilişki taşımaktadır. Bireye, mutsuzluk karşısında yeniden doğmayı mı seçmesi gerektiğini, yoksa küldeki varlığını kabullenerek olumsuz duygularıyla birlikte yaşamayı öğrenmesi gerektiğini sorgulamasına ilham verir. İkinci nesil pozitif psikoloji yaklaşımları, yalnızca yaşamın olumlu yönlerine odaklanmak yerine, olumsuz yönlerini de bir bütün olarak kucaklamayı vurgular (Wong, 2020).</p>
<p data-start="3256" data-end="3959"><strong data-start="3256" data-end="3276">Psikolojik kabul</strong>, yaşamda karşılaşılan olaylarla ilgili olumsuz duyguları deneyimlemeye açık olmak anlamına gelir ve duygusal kaçınma olumsuz bir başa çıkma yöntemidir (Hayes, Wilson, Gifford, Follete &amp; Strosahl, 1996). Kabul, duygulardan kaçmak değil; onlarla birlikte var olabilmektir. Sonuç olarak, <strong data-start="3562" data-end="3586">mutluluk zorunluluğu</strong>nun bir sorumluluk olmaktan çıkarılıp, beraberinde getirdiği olumsuz duyguların insan deneyiminin doğal ve değerli bir parçası olduğunun kabul edilmesi, modern bireyin sürekli pozitif olma baskısından kurtulmasını ve daha sağlıklı içsel bir yaşam sürmesini sağlamaktadır. Gerçek mutluluk, tüm insani deneyimlerin bütünsel bir kabullenişiyle mümkün olabilir (Esenyel, 2023).</p>
<h1 data-start="3966" data-end="3980"><strong data-start="3968" data-end="3980">Kaynakça</strong></h1>
<p data-start="3982" data-end="5263">Ayhan, M. (2023). Schopenhauer felsefesinde istencin reddi: Ahlak. Bartın Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, 107–116.<br data-start="4105" data-end="4108" />Boşak Diş, S. (2018). Bir dayatma halini alan mutluluk talebi. Temaşa Felsefe Dergisi, 8, 27–42.<br data-start="4204" data-end="4207" />Bruckner, P. (2010). <em data-start="4228" data-end="4273">Perpetual Euphoria: On the Duty to Be Happy</em>. Princeton University Press.<br data-start="4302" data-end="4305" />Esenyel, A. (2023). Merhamet, acı ve kurtuluş: Yaşamın anlamsızlığı karşısında Schopenhauer ve Nietzsche. FLSF Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi, 1–23.<br data-start="4457" data-end="4460" />Goodman, W. (2021). <em data-start="4480" data-end="4552">Toxic Positivity: Keeping It Real in a World Obsessed With Being Happy</em>. LMFT.<br data-start="4559" data-end="4562" />Gross, J., &amp; John, O. (2003). Individual differences in two emotion regulation processes: Implications for affect, relationships, and well-being. <em data-start="4708" data-end="4754">Journal of Personality and Social Psychology</em>, 348–362.<br data-start="4764" data-end="4767" />Hayes, S., Wilson, K., Gifford, E., Follete, V., &amp; Strosahl, K. (1996). Experiential avoidance and behavioral disorders: A functional dimensional approach to diagnosis and treatment. <em data-start="4950" data-end="4997">Journal of Consulting and Clinical Psychology</em>.<br data-start="4998" data-end="5001" />Kartol, A. (2023). Duyguların günlük yaşama yansımaları: Pozitif duyguların işlevselliği. <em data-start="5091" data-end="5124">Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar</em>.<br data-start="5125" data-end="5128" />Wong, P. (2020). Second wave positive psychology&#8217;s (PP 2.0) contribution to counseling psychology. <em data-start="5227" data-end="5260">Counseling Psychology Quarterly</em>.</p>
<p data-start="5270" data-end="5290">
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/modern-dunyada-mutlu-olma-zorunlulugu-kullerinden-yeniden-dogmak-mi-kabullenmek-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
