<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>İrem Baki &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<atom:link href="https://psychologytimes.com.tr/yazar/irembaki/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<description>Psychology Times Türkiye ve Birleşik Krallık merkezli uluslararası bir psikoloji platformudur.</description>
	<lastBuildDate>Sun, 28 Jun 2026 11:53:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.1</generator>

<image>
	<url>https://psychologytimes.com.tr/wp-content/uploads/2025/02/favicon-psychology-150x150.webp</url>
	<title>İrem Baki &#8211; Psychology Times Türkiye</title>
	<link>https://psychologytimes.com.tr</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>YARALI ŞİFACI OLMA(MA)K</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/yarali-sifaci-olmamak/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=yarali-sifaci-olmamak</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/yarali-sifaci-olmamak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İrem Baki]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Jun 2026 11:53:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analitik Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[empati]]></category>
		<category><![CDATA[jung]]></category>
		<category><![CDATA[terapist]]></category>
		<category><![CDATA[yaralı şifacı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/yarali-sifaci-olmamak/</guid>

					<description><![CDATA[“Yaralı Şifacı” (The Wounded Healer) kavramı, Carl Gustav Jung tarafından hem psikolojik hem de mitolojik bağlamda tanımlanan güçlü bir arketiptir (Jung, 1961). Yaralı şifacı arketipinin temel varsayımı, depresyon hastası bir danışanı, aynı süreçlerden geçmiş bir terapistin merhem olabileceği anlayışıdır. Terapistin kendi içsel süreçlerini fark etmesi ve bunu profesyonel gelişimine entegre etmesi, terapistlerin başkalarına rehberlik etme [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Yaralı Şifacı” (The Wounded Healer) kavramı, Carl Gustav Jung tarafından hem psikolojik hem de mitolojik bağlamda tanımlanan güçlü bir arketiptir (Jung, 1961). Yaralı şifacı arketipinin temel varsayımı, depresyon hastası bir danışanı, aynı süreçlerden geçmiş bir terapistin merhem olabileceği anlayışıdır. Terapistin kendi içsel süreçlerini fark etmesi ve bunu profesyonel gelişimine entegre etmesi, terapistlerin başkalarına rehberlik etme kapasitelerini artırırken, empati, anlayış ve derin bağlantılar kurma yetilerini de güçlendirir (Bond, 2020). Ayrıca, araştırmacılar ruh sağlığı uzmanlarının etkili bir “şifacı” olabilmesi için bilinçli bir bireysel terapi sürecinden geçmiş olmaları gerektiğini ileri sürmüşlerdir (Barnet, 2007; Herman, 2001). Buna karşın, bazı akademisyenler, terapistlerin etkili bir mesleki gelişim süreci ile de aynı kazanımları elde edebileceğini, kişisel terapiye katılımın mesleki yeterliliğin ön koşulu olmadığını savunmaktadır (Wigg vd., 2011). Bu tartışmalar, özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısında “Ruh sağlığı uzmanları terapi almalı mı?” sorusu etrafında yoğunlaşmıştır (Fromm-Reichmann, 1950; Strupp, 1955; Malikiosi-Loizos, 2013). Freud, terapistlerin çekinmeden periyodik olarak terapiye dönmeleri gerektiğini belirtmiştir (Malikiosi-Loizos, 2013, s. 33). Jung ise psikoz geçirmiş olabileceğini ifade etmiş ve ruhsal krizlerinin onu dönüştürdüğünü vurgulamıştır (Jackson, 2001). Ayrıca, Collart (1996) gerçek şifacılığın yalnızca sezgi ve empati ile değil, travmanın da yaşanmış olması gerektiğini belirtmiş, Herman (2001) ise “Sadece bireysel terapiden yardım alabilen kişiler, etkili bir şifacı olma yeteneğine sahiptir.” demiştir (akt., Barnett, 2007). Ek olarak, Jung Psikoterapi Pratiği kitabında “psikoterapinin temel meseleleri” başlığı altında, “her tedavi, nerdeyse yarı yarıya, hekimin kendini denetlemesinden ibarettir; zira hekim ancak kendi içinde doğrulttuğu şeyi hastada da düzene sokabilir. Hekimin kendini hastadan etkilenmiş hissetmesi yanılgı değildir: hekim ancak kendi yaralandığı nispette iyileştirebilir. Yaralanmış hekimle (yaralı şifacı) ilgili mitoloji unsuru da bundan başka bir şey ifade etmez zaten.” demiştir (ss. 130).</p>
<p>Bana soracak olursanız, yaralı bir şifacı iyi bir terapist midir, bilmiyorum; ancak gerçekten iyi bir terapist, &#8216;yara&#8217; almadan empati yetenekleri gelişmiş biridir. Batson’un (2009) empati teorisine göre, başkalarının duygularını anlamak için mutlaka aynı yaşam deneyimlerinden geçmek şart değildir; asıl önemli olan, kişinin perspektif alma kapasitesidir. Perspektif alma, bir bireyin başkasının durumuna zihinsel ve duygusal olarak uyumlanmasını sağlar ve terapötik süreçte empatiyi destekleyen en önemli faktörlerden biridir (Batson, 2011). Ayrıca, Barnett (2007) yaralı şifacı arketipinin, terapistlerin kendi geçmiş deneyimlerine aşırı vurgu yaparak danışanlarla duygusal özdeşleşme riski taşıyabileceğini belirtmektedir. Bu özdeşleşme, terapistin objektifliğini kaybetmesine, danışanın sürecini kişisel deneyimlerle yönlendirmeye çalışmasına ve etik ilkelere zarar veren bir noktaya dönüşebilir (Kayasandık, Akyol, 2025).</p>
<p>Aynı dili konuşmanın, yani benzer deneyimlerden geçmiş olmanın danışanlarla kurulan iletişimi güçlendirdiği, ancak empatinin sadece benzerliklerle sınırlı kalmaması gerektiği görüşü, terapinin etkinliği açısından kritik bir bulgu olarak değerlendirilebilir. Empati, terapide danışanın ihtiyaçlarını anlamayı ve karşılamayı sağlayan temel bir araç olduğundan, yaralı şifacı arketipinin bu rolü destekleyici bir unsur olabileceği, ancak dikkatli ve profesyonel bir yaklaşımla ele alınması gerektiği anlaşılmaktadır (Kayasandık, Akyol, 2025).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/yarali-sifaci-olmamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BÜYÜMEK ÜZERİNE</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/buyumek-uzerine/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=buyumek-uzerine</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/buyumek-uzerine/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İrem Baki]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 May 2026 22:05:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gelişim Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[bayramlar]]></category>
		<category><![CDATA[büyümek]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=36722</guid>

					<description><![CDATA[Ne zaman bayram geldi diye heveslenmeyi, bayramlıklarımı giymek için sabırsızlanmayı bıraktım, bilmiyorum. Hatta ne zaman şeker toplamayı, yemeyi bıraktığımı dahi hatırlamıyorum. Kuzenlerimle birlikte uyuduğum geceleri, yapılan bayram sabahı kahvaltılarını, bıkmadan usanmadan yapılan akraba ziyaretlerini, kalbimin tatlı çırpınışlarını anımsıyorum… Sahi, en son ne zaman çocuktum ben? Aslında konu bayram değildi; ama neyse, günün anlam ve önemine [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ne zaman bayram geldi diye heveslenmeyi, bayramlıklarımı giymek için sabırsızlanmayı bıraktım, bilmiyorum. Hatta ne zaman şeker toplamayı, yemeyi bıraktığımı dahi hatırlamıyorum. Kuzenlerimle birlikte uyuduğum geceleri, yapılan bayram sabahı kahvaltılarını, bıkmadan usanmadan yapılan akraba ziyaretlerini, kalbimin tatlı çırpınışlarını anımsıyorum… Sahi, en son ne zaman çocuktum ben?</p>
<p>Aslında konu bayram değildi; ama neyse, günün anlam ve önemine binaen iyi bayramlar dileyelim. Evet, büyümek diyorduk; bazen bilmemeyi, bulutları pamuktan zannettiğim zamanları, annemin gelip beni öpünce bütün acılarımın dineceğini düşündüğüm zamanları öylesine özlüyorum ki… Bir pazar sabahı herkes uyurken çizgi film izlemek, delicesine Barbie giydirmece oyunları oynamak, çamurdan yemekler yaparken üstümü başımı kirletmek, okul çıkışı gelir gelmez ‘işte benim stilim’ izlemek, kardeşimle arabada koltuk kavgası yapmak, sınavdan 98 aldım diye ağlamak istiyorum. Ah, ne güzeldi acıyı, kötülüğü, haksızlığı bilmemek. Bilmeyi bilmemek ne güzeldi. Sahi, ilk ne zaman büyümeye başladım?</p>
<p>İlk ne zamandı bilemem ama sıkışmış bir kavanoz kapağını açamayınca &#8220;anneee&#8221; diye bağıracak kimsem olmadığında, hastaneye kendi kendimi götürdüğümde, kıyafetlerimi çamaşır makinesine renklerine göre düzgünce ayırmayı öğrendiğimde, markete girdiğimde abur cubur almadan çıktığımda, beni koşulsuz sevenin yalnızca ailem olduğunu öğrendiğimde büyüdüm.</p>
<p>Aslında &#8216;büyüdüm&#8217; denir mi bilmiyorum; büyümeye hep devam edeceğim, edeceğiz çünkü. Peki, nedir bu gerçekten büyümek? Gelin hep birlikte psikoloji perspektifinden bakalım:</p>
<p>Psikolojide &#8220;büyümek&#8221;, yalnızca zamana bağlı kronolojik veya biyolojik bir ilerleme (boy/kilo artışı) değildir. Gelişim psikolojisi literatüründe bu kavram; bireyin ömür boyu süren bir zaman diliminde (lifespan) bilişsel, duygusal, sosyal ve kişilik boyutlarında yaşadığı niteliksel dönüşümleri, olgunlaşmayı ve çevreye uyum sağlama sürecini ifade eder.</p>
<p>Büyüme ve yetişkinleşme olgusunu, gelişim psikolojisinin temel sacayakları olan dört büyük kuram çerçevesinde şu şekilde açıklayabiliriz:</p>
<h3>1. Psikososyal Gelişim Kuramı: Erik Erikson</h3>
<p>Erikson, gelişimin doğumla bitmediğini ve yaşam boyu sürdüğünü (lifespan development) savunan ilk kuramcılardandır. Gelişimi 8 evreye ayırır ve her evrenin başarıyla atlatılması gereken bir psikososyal krizi (çatışması) olduğunu belirtir (Erikson, 1993).</p>
<p>Krizlerin Çözümü Olarak Büyümek: Erikson’a göre büyümek; bireyin çocukluktaki &#8220;Girişkenlik&#8221; ve &#8220;Başarı&#8221; odaklı evrelerden sıyrılıp, ergenlikte &#8220;Kimlik Kazanmaya Karşı Rol Karmaşası&#8221; krizini çözmesidir (Erikson, 1968). Birey bu evrede &#8220;Ben kimim?&#8221;, &#8220;Değerlerim nelerdir?&#8221; sorularına yanıt arar.</p>
<p>Yetişkinlik: Bu krizin sağlıklı çözülmesi, bireyin genç yetişkinlikte &#8220;Yakınlığa Karşı Yalnızlık&#8221; evresine geçmesini ve ailesinden bağımsız, sağlıklı/sınırları net ilişkiler kurabilmesini sağlar. Dolayısıyla Erikson psikolojisinde büyümek, sağlam bir ego kimliği inşa etmek demektir.</p>
<h3>2. Bilişsel Gelişim Kuramı: Jean Piaget</h3>
<p>Piaget, büyümeyi bireyin dış dünyayı algılama ve zihninde yapılandırma biçiminin niteliksel olarak değişmesi olarak açıklar. Bu süreç, zihinsel şemaların sürekli bir dengelenme (equilibration) arayışıdır (Piaget, 1952).</p>
<p>Özümseme (Asimilasyon) ve Uyum Sağlama (Akomodasyon): Çocuklukta birey, dünyayı elindeki sınırlı ve saf şemalarla açıklamaya çalışır (özümseme). Ancak yaş ilerledikçe karşılaştığı gerçekler (hayatın zorlukları, karmaşık ilişkiler) mevcut şemalarına uymaz ve zihinsel bir dengesizlik yaratır.</p>
<p>Bilişsel Büyüme: Birey zihnini ve şemalarını yeni gerçeklere göre esnetip yeniden yapılandırdığında (uyum sağlama) bilişsel olarak büyür (Piaget, 1970). Piaget&#8217;ye göre büyümek, çocuksu egosantrizmden (benmerkezcilikten) sıyrılıp, soyut ve rasyonel bir gerçeklik algısına ulaşmaktır.</p>
<h3>3. Ayrışma-Bireyleşme Kuramı: Margaret Mahler</h3>
<p>Nesne ilişkileri kuramının öncülerinden olan Mahler, büyümeyi psikolojik bir doğum süreci olarak ele alır. Kuram, bireyin birincil bakım vereninden (genellikle anne) psikolojik olarak nasıl ayrıştığına odaklanır (Mahler, Pine ve Bergman, 1975).</p>
<p>Ortak Yaşamdan (Simbiyoz) Kopuş: Bebek ilk aylarda kendisini annesiyle bir bütün zanneder. Büyümek; bu simbiyotik bağdan kademeli olarak kopma, kendi bedensel ve ruhsal sınırlarını fark etme sürecidir (individuation).</p>
<p>Duygusal Nesne Sürekliliği: Büyümenin en olgun evresi, bireyin fiziksel olarak anne yanında olmasa bile onun sevgisini ve güvenini içselleştirebilmesidir. Mahler&#8217;e göre psikolojik olarak büyümek; dışsal bir sığınağa bağımlı kalmadan, kendi sınırlarına sahip özerk bir &#8220;kendilik&#8221; (self) geliştirebilmektir.</p>
<h3>4. Bağlanma Kuramı: John Bowlby</h3>
<p>Bowlby, bireyin büyüme ve dünyayı keşfetme cesaretini, yaşamın ilk yıllarında kurduğu bağlanma figürlerinin sunduğu &#8220;güvenli üs&#8221; (secure base) sayesinde kazandığını belirtir (Bowlby, 1988).</p>
<p>Güvenli Üssün İçselleştirilmesi: Çocukluk döneminde birey, tehdit hissettiğinde fiziksel olarak bu güvenli üsse (aileye) kaçar.</p>
<p>Yetişkin Bağlanması ve Özerklik: Sağlıklı büyüyen bir birey, zamanla bu dışsal güvenli üssü zihinsel olarak içselleştirir (Mikulincer &amp; Shaver, 2016). Yetişkinlikte karşılaşılan krizlerde (ayrılıklar, başarısızlıklar) kişi, kendi kendisinin güvenli üssü olmayı başarır. Bowlby ve sonraki araştırmacılara göre büyümek; dış dünyaya bağımlı aşırı bağlılıktan (dependence), psikolojik sağlamlığı (resilience) yüksek ve kendi ayakları üzerinde durabilen bir özerkliğe geçiştir.</p>
<p>Ben, hayatın asla düz bir çizgide ilerlemediğini, inişlerin de çıkışların da bir o kadar hayattan olduğunu, bitmez dediğim ilişkilerin bittiğini, o &#8220;öyle asla olmaz&#8221; dediğim şeylerin bir oluru olduğunu, hiçbir şeyin sonsuza kadar sürmeyeceğini, sınırları korumanın her şey olduğunu, kendine yaslanan insanı bu hayatta hiçbir şeyin incitemeyeceğini öğrendiğimde &#8216;büyüdüm.&#8217; Daha büyüyecek çok şey var vesselam&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/buyumek-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geçmişte Takılı Kalmak</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/gecmiste-takili-kalmak/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=gecmiste-takili-kalmak</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/gecmiste-takili-kalmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İrem Baki]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 21:45:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilişsel Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=31735</guid>

					<description><![CDATA[Güzel şeyleri hatırlamanın ertesi günü mahveden, yıkıcı bir tarafı var diyordu Ayfer Tunç Dünya Ağrısı kitabında. Ve sonrasında ‘’Hafızası insanın düşmanıdır, unuttum, kurtuldum sanırsın ama öyle bir şey yok. Yaşanmışlıktan kurtulmak yok. Toprağa girene kadar takip eder seni yaşanmış olan.’’ diye ekliyordu. Mesela çocukluğuna derin bir özlem duymayan, üniversite yıllarını mumla arayamayan ya da yaş [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="421" data-end="731">Güzel şeyleri hatırlamanın ertesi günü mahveden, yıkıcı bir tarafı var diyordu Ayfer Tunç Dünya Ağrısı kitabında. Ve sonrasında ‘’Hafızası insanın düşmanıdır, unuttum, kurtuldum sanırsın ama öyle bir şey yok. Yaşanmışlıktan kurtulmak yok. Toprağa girene kadar takip eder seni yaşanmış olan.’’ diye ekliyordu.</p>
<p data-start="733" data-end="1104">Mesela çocukluğuna derin bir özlem duymayan, üniversite yıllarını mumla arayamayan ya da yaş almışlardan ahh nerede o eski günler diye başlayıp onların eski hatıralarını 985. Kez dinlemeyen kimse yoktur diye tahmin ediyorum… Bizler hep geçmişi güzel hatırlama eğilimindeyiz peki işler gerçekten öyle mi, zihnimiz bizi yanıltıyor olabilir mi hadi gelin birlikte bakalım.</p>
<h2 data-section-id="3j3q5x" data-start="1106" data-end="1133"><span role="text"><strong data-start="1109" data-end="1133">Otobiyografik Bellek</strong></span></h2>
<p data-start="1135" data-end="1703">Duygular yaşadıklarımıza yön veren onlardan etkilenen ve onları etkileyen önemli psikolojik bileşenlerden birisidir. Bu nedenle yaşantılarımızın kayıt edilmesi sırasında duygulara ne olduğu ya da duyguların bu süreçte nasıl çalıştığı önemli bir sorudur. Pek çok yaklaşım ve kuram duygular ve anılar arasındaki bağlantılar için pek çok açıklama ileri sürmektedirler. Bu görüşleri sadeleştirdiğimizde, duygular <strong data-start="1544" data-end="1568">otobiyografik bellek</strong>, <strong data-start="1570" data-end="1590">hafıza yanlılığı</strong> ve benlik arasında karşılıklı belirlenimci (reciprocal determinism) bir etkiden söz edildiği görülmektedir.(1)</p>
<h2 data-section-id="1heprc6" data-start="1705" data-end="1760"><span role="text"><strong data-start="1708" data-end="1760">Otobiyografik Bellekte Anı Çeşitliliği ve İşlevi</strong></span></h2>
<p data-start="1762" data-end="2032">Otobiyografik bellek sisteminde hiyerarşik olarak depolanmış anılar, ilk anda tek tip ve özellikte anılar yığını gibi düşünülebilir. Bununla birlikte Williams ve arkadaşları dört farklı özellikte otobiyografik anı tanımlamışlardır.[2] Bunlar şu şekilde tanımlanabilir:</p>
<h3 data-section-id="c4ax80" data-start="2034" data-end="2069"><span role="text"><strong data-start="2038" data-end="2069">Biyografik veya Kişisel Anı</strong></span></h3>
<p data-start="2071" data-end="2648">Bu anılar, çoğunlukla biyografik bilgileri içerir. Örneğin; İstanbul’da doğduğum bilgisini orada yaşadığıma dair gerçek bir anım olmasa da hatırlayabilirim. Bu tür olgulara dayalı bellek, Tulving’in bahsettiği noetik bellektir.[2] Bunun tersi, yaşantıya dayalı olan kişisel anı ise otonoetik bellektir. Otonoetik bellekte insanlar çoğunlukla büyük bir canlılık, zengin duyu ve algısal ayrıntılarla geri çağrışım yaparlar. Bu da kişiye anıyı hatırlarken olayı yeniden yaşama hissi yaratır. Bu yeniden yaşama sırasında yaşadığımız duygular ve anılar birbirlerini etkileyebilir.</p>
<h3 data-section-id="1u1zjpk" data-start="2650" data-end="2696"><span role="text"><strong data-start="2654" data-end="2696">Kopya veya Yeniden Yapılandırılmış Anı</strong></span></h3>
<p data-start="2698" data-end="3020">Bazı kişisel anılar, o olayın yaşanmışa yakın bire bir kopyası gibidir.[2] Kopya anılar çok canlıdır ve çok ilişkisiz bir yığın detay içerir. Bunun yanında, bazı kişisel anılar ise olayın orjinalinden epeyce farklıdır veya doğru değildir. Bu durum, <strong data-start="2947" data-end="2967">hafıza yanlılığı</strong> ve zihnin yeniden yapılandırma eğilimini gösterir.</p>
<h3 data-section-id="1bjrid8" data-start="3022" data-end="3052"><span role="text"><strong data-start="3026" data-end="3052">Özgül veya Jenerik Anı</strong></span></h3>
<p data-start="3054" data-end="3362">Otobiyografik anı detaylarına göre de farklılaşabilir. Özgül otobiyografik anı belirli bir olaya dair detayları içerir (olay belirli bilgi). Bunun yanında jenerik anılar daha az detay içerir. Daha fazla detay içermenin anıyı yeniden yaşama ve anının duygusunu yaşama üzerinde etkili olduğu düşünülmektedir.</p>
<h3 data-section-id="io0rgj" data-start="3364" data-end="3409"><span role="text"><strong data-start="3368" data-end="3409">Alan veya Gözlemci Perspektifinde Anı</strong></span></h3>
<p data-start="3411" data-end="3853">Otobiyografik anı farklı bakış açısından yaşanmasına göre değişebilir. Alan perspektifi, orijinal bakış açısından toplanan birinci elden görüşe dayanır. Gözlemci perspektifi ise dışarıdan bir bakış açısıyla toplanan anılardır. Örneğin eski anılar, genellikle gözlemci perspektifindendir. Gözlemci perspektifi yeniden yapılandırılmış anılarken, alan perspektifindeki anılar daha canlı anılardır. Bakış açısı değiştiğinde etki de değişebilir.</p>
<h2 data-section-id="78n95j" data-start="3855" data-end="3907"><span role="text"><strong data-start="3858" data-end="3907">Anıların Yeniden Yapılandırılması ve Duygular</strong></span></h2>
<p data-start="3909" data-end="4400">Şimdiki yaşantı geçmişe ait anıyı değiştirerek, davranışı geçmişin ve gerçekte yaşananların etkisinden daha fazla etkilemektedir. Robinson ve arkadaşları,[3] duygusal anıların yeniden yapılandırılması sürecinde duyguların da anıların diğer bileşenleri gibi yeniden yapılandırılabileceğini savunmaktadırlar. Yazarlara göre, anısal hatırlama süreci boyunca duygular, tıpkı geçmiş düşünceler gibi bağlamsal detaylar temelinde yeniden yapılandırılırlar, diğer bir ifadeyle yeniden üretilirler.</p>
<p data-start="4402" data-end="4672">İnsanlar iyi hissetmek, iyi duygudurumda kalmak ve kötü duyguduruma sahipseler daha az kötü hissetmek isterler. Bu iki motivasyon çoğunlukla olumlu duygudurumu sürdürme (positive mood maintanence) ve olumsuz duygudurumu onarma (negative mood repair) olarak bilinir.[4]</p>
<p data-start="4674" data-end="4941">Ayrıca olumsuz olayların, daha az doğrulukla hatırlandığı bildirilmektedir.(5) Yüksek derecede travmatik yaşantılar gibi yoğun duygu ortaya çıkaran olaylarla ilgili araştırmalarda, anının kodlanma sırasında bozulduğu ve bunun hatırlamayı etkilediği gözlenmiştir.[6]</p>
<p data-start="4943" data-end="5127">Duygu kuramlarından çıkarılabilecek duygularla ilgili en genel ilke, olumlu duyguları sürdürme ve arttırma, olumsuz duyguları azaltma veya engellemeyle ilgili bir eğilimin olduğudur.</p>
<h2 data-section-id="1ggtub5" data-start="5129" data-end="5142"><span role="text"><strong data-start="5132" data-end="5142">Özetle</strong></span></h2>
<p data-start="5144" data-end="5458">Hani bir kutuya saklayıp tekrar tekrar yaşamak istediğimiz anıları anımsarken onları orada bırakmayı, zihninizin bir başa çıkma mekanizması olarak sizi yanıltabileceğini unutmayın. O anları değerli kılan belki de tekrar yaşanmayacak olmasıdır. Heraklitos’un dediği gibi bir nehirde iki kez yıkanmıyordu belki de.</p>
<p data-start="5460" data-end="5542">Bu yazımı Bülent Ortaçgil’in <strong>Değirmenler</strong> şarkı sözleriyle tamamlamak istiyorum..</p>
<p><span data-contrast="none">Uçurtma uçar sözlüğümden</span><br />
<span data-contrast="none">Geri gelmeyecek bir kuş</span><br />
<span data-contrast="none">Yaşanmamış kırıntılar sadece bir düş</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335557856&quot;:16777215,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="none">Zaman düşer ellerimden yere</span><br />
<span data-contrast="none">Oradan tahta boşa</span><br />
<span data-contrast="none">Saatler çalışır izinsiz hep bir sonraya</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335557856&quot;:16777215,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="none">Ve sen, ben değirmenlere karşı</span><br />
<span data-contrast="none">Bile bile birer yitik savaşçı</span><br />
<span data-contrast="none">Akarız dereler gibi denizlere</span><br />
<span data-contrast="none">Belki de en güzeli böyle…</span><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335557856&quot;:16777215,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></p>
<h3><b><span data-contrast="none">Kaynakça</span></b><span data-ccp-props="{&quot;201341983&quot;:0,&quot;335557856&quot;:16777215,&quot;335559739&quot;:0,&quot;335559740&quot;:240}"> </span></h3>
<p><span data-contrast="auto">Tulving E. Episodic memory: From mind to brain. Annu Rev Psychol 2002; 53:1- 25.</span><span data-ccp-props="{}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Williams HL, Conway MA, Cohen G. Autobiographical memory. In Memory in the Real World, 3rd ed. (Eds G Cohen, MA Conway): 21-27. UK, Psychology Press, 2008</span><span data-ccp-props="{}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Robinson MD, Clore GL. Belief and feeling: Evidence for an accessibility model of emotional self-report. Psychol Bull 2002; 128:934-960</span><span data-ccp-props="{}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Barry ES, Naus MJ, Rehm L P. Depression, implicit memory, and self: A revised memory model of emotion. Clin Psychol Rev 2006; 26:719-745.</span><span data-ccp-props="{}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Bohanek JG, Fivush R, Walker E. Memories of positive and negative emotional events. Appl Cogn Psychol 2005; 19:51–66</span><span data-ccp-props="{}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Ochsner KN, Schacter DL. Remembering emotional events: A social cognitive neuroscience approach. In Handbook of the Affective Science, 4th ed. (Eds RJ Davidson, KR Scherer, HH Goldsmith):643-659. New York, Oxford University Press, 2003</span><span data-ccp-props="{}"> </span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/gecmiste-takili-kalmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Albert Camus’nün “Yabancı” Romanına Psikososyal Açıdan Bakış</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/albert-camusnun-yabanci-romanina-psikososyal-acidan-bakis/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=albert-camusnun-yabanci-romanina-psikososyal-acidan-bakis</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/albert-camusnun-yabanci-romanina-psikososyal-acidan-bakis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İrem Baki]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 23:00:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Varoluşçu Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=25987</guid>

					<description><![CDATA[Albert Camus’nün ele aldığı Yabancı romanını bugün kimlik karmaşası, varoluşçuluk, yabancılaşma, modern çağ ve absürt felsefe gibi kavramlar çerçevesinde hem psikolojik hem de sosyolojik açıdan inceleyeceğiz. Kahramanımız Meursault, yakın zamanda annesini kaybeder; ancak hiçbir duygu belirtisi göstermez. Tabutu açıp annenizi son kez görmek ister misiniz sorusuna dümdüz “hayır” yanıtını verir. Çevresindekilerin onu yadırgarcasına bakan bakışlarını [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="flex max-w-full flex-col grow">
<div class="min-h-8 text-message relative flex w-full flex-col items-end gap-2 text-start break-words whitespace-normal [.text-message+&amp;]:mt-1" dir="auto" data-message-author-role="assistant" data-message-id="e96e12a6-6095-4085-905c-60a06b17d5a8" data-message-model-slug="gpt-5-2">
<div class="flex w-full flex-col gap-1 empty:hidden first:pt-[1px]">
<div class="markdown prose dark:prose-invert w-full wrap-break-word light markdown-new-styling">
<p data-start="68" data-end="294">Albert Camus’nün ele aldığı <em data-start="96" data-end="105">Yabancı</em> romanını bugün <strong data-start="121" data-end="141">kimlik karmaşası</strong>, <strong data-start="143" data-end="159">varoluşçuluk</strong>, <strong data-start="161" data-end="177">yabancılaşma</strong>, modern çağ ve <strong data-start="193" data-end="211">absürt felsefe</strong> gibi kavramlar çerçevesinde hem psikolojik hem de sosyolojik açıdan inceleyeceğiz.</p>
<p data-start="296" data-end="811">Kahramanımız Meursault, yakın zamanda annesini kaybeder; ancak hiçbir duygu belirtisi göstermez. Tabutu açıp annenizi son kez görmek ister misiniz sorusuna dümdüz “hayır” yanıtını verir. Çevresindekilerin onu yadırgarcasına bakan bakışlarını anlayamaz. Cenaze evinde en sevdiği içecek olan sütlü kahve teklifini reddetmez, canı sigara çeker ve bir sigara yakar. Ağlayanlara bir türlü anlam veremez, hıçkırık seslerinden rahatsız olmaya başlar. Hatta annenin ölümünden sonra adlandıramadığı bir sevinç vardır içinde.</p>
<p data-start="813" data-end="1114">Ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi plaja gider, orada eski iş arkadaşı Marie’yle karşılaşır ve onunla birlikte olur. Onu sevip sevmediğinden bile emin değildir. Evlenme konusu açıldığında umursamaz bir tavır takınır; Marie’nin “Eğer karşında farklı biri olsaydı?” sorusuna “Fark etmez” cevabını verir.</p>
<p data-start="1116" data-end="1519">Bir gün büyük bir suç işler; bir Arap’ı öldürür ve kendini savunma zahmetine bile girmez. “Neden öldürdünüz?” sorusuna “Sıcaktan” diye yanıt verir. Mahkeme, Meursault’yu Arap’ı öldürdüğünden dolayı değil de annesinin ölümünden sonraki tepkisizliğinden dolayı yargılar gibidir. Bu tür bir “kalpsizliğin” ileride toplumun yozlaşmasına neden olmasından korkarlar ve Meursault hakkında infaz kararı verilir.</p>
<h2 data-start="1526" data-end="1549"><strong data-start="1529" data-end="1549">Kimlik Karmaşası</strong></h2>
<p data-start="1551" data-end="1836">Kimlik, literatürde en genel anlamıyla bireyin “Ben kimim?” sorusuna verdiği yanıt olarak tanımlanır (Atak, 2011: 164). Meursault, kitap boyunca kendini hiçbir yere ve hiçbir insana ait hissetmez. Romantik partneriyle olan ilişkisinde bile duyguları yoktur; hissettiği yalnızca hazdır.</p>
<p data-start="1838" data-end="2152">Birey, ait olduğu toplumun sosyolojik normlarını kendi benliğinde eriterek kimlik kazanır. Erikson’un sosyal psikolojisine göre bireyin kimlik kavramının özünde yaşadığı sosyal grubun/toplumun içsel, tarihsel ve kültürel birikimi vardır ve çoğu zaman kişilik bu içsel birikime göre şekillenir (Bozdemir, 2011: 10).</p>
<p data-start="2154" data-end="2550">Alfred Adler’in bireysel psikolojisinde ise bedensel, ruhsal ve sosyal açıdan bir bütünlük içerisinde olan bireyin kimlik bütünlüğü bu üç şart çerçevesinde oluşur. Örneğin Meursault’nün annesi toprağa verilirken onun bir an önce eve gidip çekeceği uykuyu düşünmesi ve cenazede insanların ağlamalarına anlam verememesi; kahramanımızın beden, ruh ve sosyal bağlam açısından kopuk olduğunu gösterir.</p>
<h2 data-start="2557" data-end="2576"><strong data-start="2560" data-end="2576">Varoluşçuluk</strong></h2>
<p data-start="2578" data-end="2848">Kimliğini tamamlayamayan ve dünyaya ait hissedemeyen birey, varoluşçu problemlerle karşı karşıya kalacaktır. “Hayatın anlamı ne?”, “Bu dünyaya geliş amacım nedir?” gibi sorular zihnini meşgul eder. Cevap bulamadığında ise kahramanımız Meursault gibi bunalıma sürüklenir.</p>
<p data-start="2850" data-end="3117">İç benlik ile dışa yansıyan benlik arasındaki fark açıldıkça birey, hem kendisiyle hem de çevresiyle çatışmaya girer (Davutoğlu, 2014: 59). Ancak Meursault, hayata ve çevresine o derece kayıtsızdır ki çevresinin etkisiyle oluşan sahte bir benliğe dahi sahip değildir.</p>
<p data-start="3119" data-end="3415">Meursault; hayat, toplumsal değerler ve iç benlik arasında bir denge kurmaya çalışır; ancak bunu başaramaz. Romanın özüne damgasını vuran etken işte budur: Denge. Bu dengeyi kuramayışının nedeni ise benliğinden kaynaklı <strong data-start="3339" data-end="3355">yabancılaşma</strong> ve bunun sosyo-psikolojik boyutudur (Biricik, 2016: 85–94).</p>
<h2 data-start="3422" data-end="3441"><strong data-start="3425" data-end="3441">Yabancılaşma</strong></h2>
<p data-start="3443" data-end="3625">Toplumun kendi değerleriyle çatışma yaşaması, onu bir arada tutan öz değerlerle sorun yaşamasına neden olur (Şahin, 2013: 6). Bu durum yabancılaşma problemini de beraberinde getirir.</p>
<p data-start="3627" data-end="4120">Yabancılaşma kavramı, sosyal bilimlerde kökleri ve etki alanı boyutuyla derin ve bir o kadar da muğlak bir kavramdır. Batı sosyolojisi bu kavramı psikopatolojik seviyeye indirgeyerek; etkisizlik, ilgisizlik, yalıtılmışlık ve kararsızlık kavramlarıyla eşdeğer tutar. Nitekim İspanyolca “alienado”, Fransızca “aliene” ruh hastası anlamına; İngilizce “alienist” ise ruh hastalarına bakan doktor anlamına gelmektedir. Yabancı kelimesi Latince “alienare” fiilinden türetilmiştir (Karaca, 2014: 34).</p>
<p data-start="4122" data-end="4541">Modern insanın en temel yaşam deneyimi ve korkusu olarak tanımlanabilecek olan yabancılaşma; Goethe’den Schnitzler’e, Wordsworth’ten Keats’e, Dickens ve Zola’ya kadar birçok yazar tarafından ele alınmıştır. Özellikle Kafka, Camus, Beckett ve Bernhard gibi 20. yüzyıl yazarlarında “ben” ve dünya arasındaki yabancılaşma o denli aşırıya varmıştır ki her gerçek kuşkulu ve gerçek dışı bir hâl almıştır (Kızıler, 2009: 53).</p>
<h2 data-start="4548" data-end="4569"><strong data-start="4551" data-end="4569">Absürt Felsefe</strong></h2>
<p data-start="4571" data-end="5005">Absürt felsefe (absürdizm), insanın anlam arayışı ile evrenin sessizliği ve anlamsızlığı arasındaki uzlaşmaz çatışmayı merkeze alan bir düşünce yaklaşımıdır. Camus’ya göre absürt; insanın dünyadan anlam, düzen ve açıklama talep etmesi, buna karşılık dünyanın bu taleplere hiçbir yanıt vermemesi durumunda ortaya çıkar (Camus, 1955). Yani absürt ne yalnızca dünyanın anlamsızlığıdır ne de insanın çaresizliği; ikisinin karşılaşmasıdır.</p>
<p data-start="5007" data-end="5360">Camus, anlamsızlık karşısında fiziksel intiharı ve tanrısal ya da aşkın açıklamalara sığınmayı birer “kaçış” olarak değerlendirir ve reddeder (Camus, 1955). Absürt felsefenin önerisi; anlamsızlığı kabul edip ona rağmen yaşamaktır. Bu, umutsuzluk değil; bilinçli bir başkaldırıdır. Camus’nün absürt felsefesini en iyi anlatan örnek <em data-start="5338" data-end="5355">Sisifos Söyleni</em>’dir.</p>
<p data-start="5362" data-end="5731">Absürt felsefesinden kaynaklanan yabancılaşmanın birey ve toplum hayatında gözlenebilen birçok yansıması bulunur. Psikolojik düzlemde bu durum; benlik yitimi, umutsuzluk, kaygı, hayatı anlamlandıramama ve kişiliksizleşme olarak kendini gösterir. Modern hayatın getirdiği özgürleşme ile bireyin varoluşu anlamlandıramayışı tezat bir şekilde kişilik daralmasına yol açar.</p>
<p data-start="5733" data-end="6088">Bu kimlik problemi beraberinde yalnızlık duygusunu getirdiğinden; bohem bir hayat, madde kullanımı, intihar ve boşanma olayları sosyolojik düzeyde etkisini gösterir. Nitekim Meursault’nün hayattan silikleşerek standart modern bir tip hâline gelmesinde yabancılaşmanın sebebi olan benlik yitimi, umutsuzluk ve kaygı durumları vardır (Biricik, 2016: 85–94).</p>
<p data-start="6090" data-end="6506" data-is-last-node="" data-is-only-node="">Camus’nün kendi fikirleri ile şekillendirdiği Meursault karakterinde nihilizm temelli ve varoluşçu bir perspektifle absürt bir yaşam felsefesi oluşur. Metafizik buhran, ontolojik anlamsızlık ve kimlik karmaşası kaynaklı hayata kayıtsız kalma durumu, Meursault’yü psiko-sosyal boyutta yabancılaştırır. “Yabancı” odaklı bir izlekle; hayat, ölüm ve suç kavramları romana güçlü bir şekilde yansır (Biricik, 2016: 85–94)</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/albert-camusnun-yabanci-romanina-psikososyal-acidan-bakis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Suça Sürüklenen Çocuklar</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/suca-suruklenen-cocuklar/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=suca-suruklenen-cocuklar</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/suca-suruklenen-cocuklar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İrem Baki]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Jan 2026 21:20:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[⁠Suç Psikolojisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=23699</guid>

					<description><![CDATA[Çocukların suça sürüklenmesi yalnızca bireysel değil, aynı zamanda aile, hukuki ve toplumsal birçok ciddi sorunu da beraberinde getirebilmektedir. Çocuk Koruma Kanunu (2005) kapsamında suça sürüklenen çocuk kavramı, “kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan ya da işlediği fiilden dolayı hakkında güvenlik tedbiri alınmasına karar verilen çocuk” şeklinde ifade [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="1">Çocukların suça sürüklenmesi yalnızca bireysel değil, aynı zamanda aile, hukuki ve toplumsal birçok ciddi sorunu da beraberinde getirebilmektedir. Çocuk Koruma Kanunu (2005) kapsamında suça sürüklenen çocuk kavramı, “kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan ya da işlediği fiilden dolayı hakkında güvenlik tedbiri alınmasına karar verilen çocuk” şeklinde ifade edilmektedir. Bu tanım, çocuğu bir fail olarak nitelemek yerine, onu suç işlemeye iten koşulları ve çevresel faktörleri vurgulamaktadır. Bu nedenle suça sürüklenen çocuk kavramına yalnızca hukuki bir perspektifle yaklaşılmamalıdır. Nitekim Birleşmiş Milletler (United Nations Department of Economic and Social Affairs, 2003), çocukluk ve gençlik döneminde ortaya çıkan antisosyal davranışları veya tutumları doğrudan “çocuk suçluluğu” olarak sınıflandırmanın doğru bir yaklaşım olmadığını, bunun yerine ortaya çıkan olumsuz durumun gelişim sürecinin bir parçası olabileceğini vurgulamaktadır. Birleşmiş Milletler bu bakış açısıyla, çocukların suça sürüklenme sürecini literatürde “statü suçu” olarak ele alınan kavram perspektifiyle değerlendirmektedir.</p>
<h2 data-path-to-node="3"><b data-path-to-node="3" data-index-in-node="0">Suç Türleri ve İstatistiksel Bakış</b></h2>
<p data-path-to-node="4">Suça sürüklenen çocuk kavramı yalnızca ülkemizi değil, dünya genelinde birçok ülkeyi de olumsuz etkilediği öne sürülmüştür. TÜİK’in verilerinde 2010 yılı Ankara genelinde güvenlik birimine gelen veya getirilen suça sürüklenen çocukların isnat edilen suç türü incelendiğinde sırasıyla yaralama (588), hırsızlık (332), uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak, satmak, satın almak (101), cinsel suçlar (51), mala zarar vermek ve tehdit gelmektedir.</p>
<h2 data-path-to-node="6"><b data-path-to-node="6" data-index-in-node="0">Sosyo-Kültürel ve Ailesel Faktörlerin Etkisi</b></h2>
<p data-path-to-node="7">Çocukların suça sürüklenmesinde bireysel değişkenlerin yanı sıra yaşanılan çevrenin sosyo-kültürel etkileri ile aile ilişkileri de belirleyici olabilmektedir. Alan yazın incelendiğinde, çocukların suça sürüklenmesi ile sosyo-ekonomik düzey (Hatt, 2011), dezavantajlı mahallelerde yaşamak (Mennis vd., 2011), ailede suç işlemiş bir üyenin olması (Alltucker vd., 2006), madde bağımlısı aile üyesinin bulunması (Roe-Sepowitz, 2007) ve ebeveyn ilgisinin düşük olması (Chew vd., 2010) gibi çeşitli değişkenlerin etkili olduğu anlatılmaktadır. Özellikle çocuğun ebeveynlerine duyduğu yakınlığı algılama düzeyi, ebeveynlik stilleri ve ebeveyn desteği gibi faktörlerin çocukların suça sürüklenmesinde kritik etkiler oluşturduğu çeşitli araştırmalarca ortaya konmaktadır (örn. Walters, 2021; Goering ve Mrug, 2021).</p>
<p data-path-to-node="8">Merdović ve Jovanović (2024) tarafından yapılan bir diğer çalışmanın sonuçlarına göre, çocukların suça sürüklenmesi yalnızca yasaların ihlal edildiği davranışlarla sınırlı kalmamakta; aynı zamanda sosyal, kültürel ve geleneksel normların ihlalini de kapsayan geniş bir davranış yelpazesinde ortaya çıkabilmektedir. Bu çalışmanın sonuçlarından da anlaşılacağı üzere çocuk ve ergenlerin suça sürüklenmesi süreci çok boyutludur ve birçok faktörün bir arada etkili olduğu bir süreçte gerçekleşmektedir.</p>
<h2 data-path-to-node="10"><b data-path-to-node="10" data-index-in-node="0">Ebeveyn İlişkileri ve Koruyucu Faktörler</b></h2>
<p data-path-to-node="11">Papakitsou (2024) tarafından yapılan bir çalışmada ebeveyn ile çocuk arasında kurulan sağlıklı iletişim, duygusal destek ve uygun disiplin sunulması, bu ailelerde yaşayan çocuklar için suça sürüklenmeye karşı koruyucu bir etki oluşturabilmektedir. Ebeveyn-ergen ilişki kalitesi kapsamında çocuğa yönelik sert disiplin uygulamaları ve yetersiz denetim (Farrington ve Malvaso, 2025), ebeveyn phubbing’i (ebeveynin telefonla meşguliyeti) (Zhang vd., 2023) ve ebeveynin ergene uyguladığı psikolojik kontrol (Ricker, 2022), çocukların suça sürüklenme sürecinde etkili olan faktörler arasında sayılmaktadır. Bu bulgulardan da anlaşılacağı üzere ebeveyn etkileşim süreçleri çeşitli noktalarda çocukların davranışları üzerinde olumsuz etkiler oluşturabilmektedir.</p>
<p data-path-to-node="12">Haq ve diğerleri (2025) tarafından yapılan kesitsel bir araştırmanın sonuçlarına göre, suça sürüklenme sürecinde <b data-path-to-node="12" data-index-in-node="113">cinsiyet</b> farklılıkları incelenmiş ve erkek ergenlerde <b data-path-to-node="12" data-index-in-node="167">antisosyal</b> davranışlar, saldırganlık ve dürtüsellik ile suça sürüklenme düzeyinin kız ergenlere göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Tek ebeveynli hanelerdeki çocukların, iki ebeveynli hanelerdeki çocuklara göre işsiz kalma, okulu bırakma, akıl hastalığı yaşama ve suça eğilimli davranışlarda bulunma olasılıklarının daha yüksek olduğu bildirilmektedir (Burt vd., 2008; Van de Weijer vd., 2015).</p>
<h2 data-path-to-node="14"><b data-path-to-node="14" data-index-in-node="0">Sonuç ve Öneriler</b></h2>
<p data-path-to-node="15">Tüm bu bulgular doğrultusunda sonuç olarak; suça sürüklenen çocuk kavramı, bireysel özelliklerin ötesinde aile, akran, okul ve sosyal süreçlerin etkileşimiyle açıklanması gereken karmaşık bir olgudur (Jolliffe vd., 2017). Suç, yalnızca yasal yaptırımları olması gereken bir sorun olarak algılanmamalı; aynı zamanda aile-çevresel faktörler ve mahalle ilişki süreçlerinin iç içe geçtiği <b data-path-to-node="15" data-index-in-node="385">gelişimsel</b> bir sorun olarak görülmelidir (Sheerin vd., 2023; Papakitsou, 2024). Bu bakış açısı, aile müdahalelerinin çocuk adalet sisteminde çocukların suça sürüklenmesinin önlenmesinde ve çocukları korumadaki aracı ilişkisini göstermektedir.</p>
<h2 data-path-to-node="16"><b data-path-to-node="16" data-index-in-node="0">KAYNAKÇA</b></h2>
<p data-path-to-node="16">United Nations Department of Economic and Social Affairs. Children and Youth in Conflict with the Law (2003). Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK). Suça Sürüklenen Çocukların Suç Türlerine Göre Dağılımı, Ankara 2010. Hatt, A. Sosyoekonomik Düzeyin Çocuk Suçluluğuna Etkisi (2011). Mennis, J. et al. Dezavantajlı Mahallelerde Çocuk Suçluluğu (2011). Alltucker, C. et al. Ailede Suç İşleyen Üye ve Çocuk Suçluluğu (2006). RoeSepowitz, J. Madde Bağımlısı Aile Üyesi ve Çocuk Suçluluğu (2007). Chew, L. et al. Ebeveyn İlgi Düzeyi ve Çocuk Suçluluğu (2010). Walters, K. (2021). EbeveynÇocuk Yakınlığı ve Suça Sürüklenme. Goering, L. &amp; Mrug, S. (2021). Ebeveynlik Stilleri ve Suç Eğilimleri. Merdović, D. &amp; Jovanović, M. (2024). Çocuk ve Ergenlerde Suça Sürüklenmenin Çok Boyutlu Analizi. Papakitsou, A. (2024). Sağlıklı EbeveynÇocuk İletişimi ve Koruyucu Etkileri. Farrington, D. P. &amp; Malvaso, A. (2025). Sert Disiplin ve Yetersiz Denetimin Suç Eğilimine Etkisi. Zhang, X. et al. (2023). Ebeveyn Phubbing’in Ergen Davranışları Üzerindeki Rolü. Ricker, J. (2022). Ebeveyn Psikolojik Kontrolünün Suça Sürüklenmeye Etkisi. Haq, S. et al. (2025). Cinsiyet Farklılıkları ve Suça Sürüklenme Düzeyleri. Burt, R. et al. (2008). Tek Ebeveynli Hanelerde Çocukların Riskleri. Van de Weijer, J. et al. (2015). Aile Yapısının Çocuk Suçluluğuna Etkisi. Jolliffe, D. et al. (2017). AileAkranOkulSosyal Süreçlerin Çocuk Suçluluğundaki Rolü. Sheerin, F. et al. (2023). Suçun Gelişimsel Bir Sorun Olarak Ele Alınması.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/suca-suruklenen-cocuklar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güle Güle 2025</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/gule-gule-2025/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=gule-gule-2025</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/gule-gule-2025/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İrem Baki]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Dec 2025 21:50:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=21539</guid>

					<description><![CDATA[Bir yıl daha sona ermek üzere ve yılın bu zamanlarında hayata üstten bir bakış atmaya bayılıyorum. Yılın değerlendirmesini; bu yılın bana neler hissettirdiğini, neler kattığını, hedeflediklerimin ne kadarını gerçekleştirdiğimi, o yılın keşiflerini, ilklerini yazıyorum ve sonra gerçekleştirilebilir hedeflerimi satırlara döküyorum. Her yıl sonu yazdıklarımı okurken kendimi sanki bir dizinin/filmin içinde seyrediyormuşum gibi hissediyorum. Acılarına, mutluluklarına [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-path-to-node="4">Bir yıl daha sona ermek üzere ve yılın bu zamanlarında hayata üstten bir bakış atmaya bayılıyorum. Yılın değerlendirmesini; bu yılın bana neler hissettirdiğini, neler kattığını, hedeflediklerimin ne kadarını gerçekleştirdiğimi, o yılın keşiflerini, ilklerini yazıyorum ve sonra gerçekleştirilebilir hedeflerimi satırlara döküyorum. Her yıl sonu yazdıklarımı okurken kendimi sanki bir dizinin/filmin içinde seyrediyormuşum gibi hissediyorum. Acılarına, mutluluklarına şahit olmak, bir önceki yılın asla şimdiki yıla benzememesi, geçmeyecekmiş gibi gelen bazı şeylerin şimdi hatrında bile olmaması, büyürken attığın adımların izlerine tanık olmak inanılmaz bir <b data-path-to-node="4" data-index-in-node="659">farkındalık</b> sağlıyor. Bu izlerin bir kısmını sizlerle de paylaşmak istiyorum.</p>
<h3 data-path-to-node="5"><b data-path-to-node="5" data-index-in-node="0">2024 Yılının Öğretileri</b></h3>
<p data-path-to-node="6">2024’ün bana neler mi öğretti? Fazla polyannacılık’tan kaçınmayı, Herkesin sevgi anlayışını aynı olmadığını, Olaylara, durumlara dışarıdan bir gözle bakıp yorumlamayı, Öğrenmenin ömür boyu devam ettiğini, Bir’deki çok’luğu görmeyi, Değerimin, kıymetimin bilindiği ortamlarda bulunmayı, Hayatta ‘’en’’ kavramının olmadığını öğrendim.</p>
<h3 data-path-to-node="7"><b data-path-to-node="7" data-index-in-node="0">2025 Yılının Öğretileri</b></h3>
<p data-path-to-node="8">2025&#8217;in bana öğretileri;</p>
<ul data-path-to-node="9">
<li>
<p data-path-to-node="9,0,0">büyümenin sancılı bir süreç olduğu</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="9,1,0">mutluluğun bulaşıcı bir şey olduğunu</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="9,2,0">hayata ait hissetmek için rutinlerin birer nimet olduğunu</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="9,3,0">hata yapa yapa öğreneceğimi,</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="9,4,0">düşersem tutacak bir el aramak yerine kendi ellerimle sarıp sarmalamayı,</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="9,5,0">hayat bazen acı verse de devam ettiği gerçeği,</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="9,6,0">ilişkide konulan sınırlar&#8217;ı açıklamak zorunda olmadığımı,</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="9,7,0">olmaz&#8217;daki olur&#8217;u görebilmeyi</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="9,8,0">bakış açısının her şey olduğunu</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="9,9,0">ailenin sana bir yere kadar destek olacağı gerçeği&#8230; Aradığım aşkın aslında hep benim içimde olduğunu,</p>
</li>
</ul>
<p data-path-to-node="10">Öğretti bana. İki farklı yıl bambaşka hisler, yeni öğretiler, tekrar tekrar öğrenmeye devam ettiğim bazı şeyler, hayatımı süsleyen insanlar, yeni dahil olanlar, olması gereken yerde kalanlar ve silinip gidenler… 2025 hayatımın en güzel anlarına şahit olduğum fakat aynı zamanda büyüme sancıları çektiğim bir yıldı benim için. Bazı anları bir kutuya saklayıp tekrar tekrar yaşamak isterdim, bazı hisleri ise sonsuza kadar unutmak.</p>
<p data-path-to-node="11">2025 yılı için geriye dönüp baktığımda hedeflediğim birçok şeyi gerçekleştirdim önemli olan da bu. Mesela yazı yazmaya tekrar dönmek, burada köşe yazarlığı yapmak, TEGV’de gönüllü olup çocukların kalbine dokunmak, TÜBİTAK projesi için adım atmak, TPD’nin yazı okuluna katılmak, yeni bir <b data-path-to-node="11" data-index-in-node="287">psikoloji</b> topluluğunda gönüllülük faaliyetlerinde bulunmak, 5 yeni şehir görmek, konser (Gökhan Türkmen konserine gitmek hayalimdi), bolca sergi, tiyatro, sinema ve operaya gitmek, 30 kitap bitirmek (hedefim 40’tı<img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/2639.png" alt="☹" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />), oyun ablası deneyimi ve özel hayatıma dair buraya sığmayacak pek çok şey öğretti bana. Hayatımın en güzel anlarına şahit olduğum fakat aynı zamanda büyüme sancıları çektiğim bir yıldı benim için. Bazı anları bir kutuya saklayıp tekrar tekrar yaşamak isterdim, bazı hisleri ise sonsuza kadar unutmak. Beni en mutlu eden şey ben aynı ben değilim, hala öğreniyorum hata yapıyorum tekrar öğreniyorum. Tüm olumlu ve olumsuzluklarıyla 2025’e kocaman sarılıyorum.</p>
<h2 data-path-to-node="12"><b data-path-to-node="12" data-index-in-node="0">2026 Hedeflerimizi Belirlerken Nelere Dikkat Etmeliyiz?</b></h2>
<p data-path-to-node="13">2026 hedeflerimizi belirlerken nelere dikkat etmeliyiz gelin birlikte bakalım: Kişinin sahip olduğu yetenek ve güçlerle ulaşabileceği türden olmalıdır. Net, ölçülebilir, gerçekçi ve zamanı belli olmalıdır. Mesela yurt dışına çıkma örneği için şöyle bir hedef koyabiliriz: 2026 yılının Eylül ayına kadar geçerli bir pasaport çıkarmak, en az 3 ülke için vize başvurusu şartlarını araştırmak ve bunlardan en az biri için resmi başvuruyu tamamlamak.</p>
<p data-path-to-node="14">Zaman ve nicelik açısından ölçülebilir olmalıdır (Genel ifadeler hedefe ulaşılıp ulaşılmadığını değerlendirmede güçlük yaratacaktır). Örneğin yeni yıl hedeflerimizden biri düzenli beslenmek olabilir ama hedef koyarken haftada en az 3 gün sebze ağırlıklı beslenmek ifadesini kullanmak daha doğru bir ifade olacaktır. Kişinin ne yapması gerektiğini değil, gerçekten ne istediğini yansıtmalıdır.</p>
<p data-path-to-node="15">İyi hedefler; 1. Somutturlar. 2. Ölçülebilirler. 3. Ulaşılabilirler. 4. Gerçekçidirler. 5. Zamanla sınırlıdırlar. Hedeflerimizi tanımlayabilmemiz için öncelikle aşağıdaki soruları yanıtlamamız gerekmektedir:</p>
<ol start="1" data-path-to-node="16">
<li>
<p data-path-to-node="16,0,0">Şu anda neredeyim?</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="16,1,0">Nereye varmak istiyorum?</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="16,2,0">Hedeflerime ulaşabilmek için gerekli zaman nedir?</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="16,3,0">Hedefime hangi yollarla ulaşacağımı biliyor mu-yum?</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="16,4,0">Bunun için ne kadar çalışmak istiyorum?</p>
</li>
<li>
<p data-path-to-node="16,5,0">Bunca çalışmanın sonucunda ulaşacağım sonuç nedir?</p>
</li>
</ol>
<p data-path-to-node="17">Hedeflerimizi koyarken bu soruların cevabını bulmak bizi <b data-path-to-node="17" data-index-in-node="57">gerçekçi</b> hedefler kurmaya itecek bu da hayallerimize ve hedeflerimize birer adım daha yaklaşmamızı sağlayacak. Dilerim ki 2026, hedeflerimizin bir bir gerçekleştiği, 2025’ten çok çok daha güzel bir yıl olur… Elveda 2025!</p>
<h2 data-path-to-node="18"><b data-path-to-node="18" data-index-in-node="0">Kaynakça</b></h2>
<p data-path-to-node="18">R Akkılık 2011 <span class="citation-22 citation-23 citation-24 citation-25 citation-end-25">Türk kütüphaneciliği. A Nazlı, B Seyhan 2016 İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, H Arslan, S Göksoy 2017 Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim. Ö Güldü, ME Kart 2017 Ankara Üniversitesi SBF Dergisi. K Öztemel 2017 Kariyer</span><span class="citation-22 citation-23 citation-24 citation-end-24"> Psikolojik Danışmanlığı Dergisi. Ceylan, F. 2020 Sunum Teknikleri. Bursa </span><span class="citation-22 citation-23 citation-end-23">Uludağ Üniversitesi Ders Notları. Binnur Yeşilyaprak, 2023 Mesleki Rehberlik ve Kariyer </span><span class="citation-22">Danışmanlığı: Kuramdan Uygulamaya, Pegem Academi. kazantarakml.meb.k12.tr.hedef belirleme </span><a class="ng-star-inserted" href="https://www.google.com/search?q=https://dergipdr.com/hedefbelirleme" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwio5sKuvOKRAxUAAAAAHQAAAAAQpQI"><span class="citation-22 citation-end-22">d</span>ergipdr.com/hedefbelirleme</a> <a class="ng-star-inserted" href="https://www.google.com/search?q=https://rehberlikmerkezim.com/hedef-belirleme" target="_blank" rel="noopener" data-hveid="0" data-ved="0CAAQ_4QMahgKEwio5sKuvOKRAxUAAAAAHQAAAAAQpgI">rehberlikmerkezim.com/hedef-belirleme</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/gule-gule-2025/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Perfect Days Film Analizi</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/perfect-days-film-analizi/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=perfect-days-film-analizi</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/perfect-days-film-analizi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İrem Baki]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 29 Nov 2025 21:00:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Medya ve Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=19440</guid>

					<description><![CDATA[Mükemmel Günler, Wim Wenders tarafından yönetilen, senaryosu Wenders ve Takuma Takasaki tarafından yazılan 2023 yapımı bir drama filmidir. (Bradshaw, Peter 25 mayıs 2023) Japonya ve Almanya ortak yapımı olan film, Tokyo&#8217;da umumi tuvalet temizleyicisi olan Hirayama&#8217;nın (Kōji Yakusho) rutin yaşamını konu alıyor. (Breitenbach, Dagmar, 12 Mayıs 2022) Film tam 2 saat 5 dakika boyunca Hirayama’nın [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="374" data-end="722">Mükemmel Günler, Wim Wenders tarafından yönetilen, senaryosu Wenders ve Takuma Takasaki tarafından yazılan 2023 yapımı bir drama filmidir. (Bradshaw, Peter 25 mayıs 2023) Japonya ve Almanya ortak yapımı olan film, Tokyo&#8217;da umumi tuvalet temizleyicisi olan Hirayama&#8217;nın (Kōji Yakusho) rutin yaşamını konu alıyor. (Breitenbach, Dagmar, 12 Mayıs 2022)</p>
<p data-start="724" data-end="1503">Film tam 2 saat 5 dakika boyunca Hirayama’nın her sabah yataktan kalkıp yatağını toplamasını, dişini fırçalamasını, bitkilerini sulamasını ve hazırlanıp işe gitmesini anlatıyor. Her gün aynı sabaha uyanıyor ama sanki ilk defa görüyormuşçasına gökyüzünü seyre dalıyor, otomattan kahve alıyor, arabasına biniyor, şarkılar dinliyor giderken. İşini büyük bir titizlikle yapıyor ve her gün o tuvaletleri temizlerken bir kere bile yüz ifadesini düşürmüyor Hirayama. Hep aynı yerde parkta öğle yemeğini yiyor, ağaçların fotoğraflarını çekiyor. İş sonrası hamama gidiyor. Yatmadan önce masa lambası ışığında kitap okuyor. Pek konuşmuyor ama yüzünde hep bir tebessüm saklı kahramanımızın. Hirayama hakkında ayrıntılı bir bilgiye sahip değiliz, filmde bize yansıtılan kadar tanık oluyoruz.</p>
<p data-start="1505" data-end="2234">Tuvalet temizlerken gördüğü ufacık bir duvar kenarına sıkıştırılmış XOX oyununun oynandığı kağıda işaretler yazıp her hafta geldiğinde o kağıdı heyecanla kontrol etmesi, hayatta her zaman zevk alınacak bir şeyler olduğunu hatırlattı bana. Rutinin nimet olduğunu, bakmak ve görmek arasındaki farkı öğretti bana Hirayama. Şu koşuşturmacalı hayatlarımızda biraz durmak ve nefes almamız gerektiğini söylüyor sanki bize. Hayat akıp giderken etraftaki güzellikleri göz ardı ettiğimiz gerçeğini yüzümüze yüzümüze çarpmış film. Bir oturuşta oturup dizi/film bitireniniz var mı bilmiyorum ama ben uzun bir müddet sonra 2 saat boyunca bir oturuşta film bitirebildim. Sinematik çekiminden tutun, seçilen şarkılara kadar hepsi çok manidardı.</p>
<p data-start="2236" data-end="2301">Şimdi gelin filmde geçen ögelere anlamlarına yakından göz atalım.</p>
<h2 data-start="2308" data-end="2354"><strong data-start="2311" data-end="2354">1. Filmin Felsefi ve Kültürel Temelleri</strong></h2>
<p data-start="2356" data-end="2506">Filmde yinelenen semboller—özellikle ağaçlar, su, ışık ve gölge—Budist anicca öğretisi ile Şintoist arınma ve doğaya saygı ideolojilerini temsil eder.</p>
<ul data-start="2508" data-end="2829">
<li data-start="2508" data-end="2602">
<p data-start="2510" data-end="2602">Ağaçlar, yaşamın geçiciliği ve içsel büyümeyi ifade eder (Takahashi, 2021; Barthes, 1972).</p>
</li>
<li data-start="2603" data-end="2733">
<p data-start="2605" data-end="2733">Su, Şinto’daki misogi arınma ritüelleriyle uyumlu şekilde yenilenme ve ruhsal temizliği simgeler (Kasulis, 2004; Smith, 2022).</p>
</li>
<li data-start="2734" data-end="2829">
<p data-start="2736" data-end="2829">Işık-gölge karşıtlığı, ölüm farkındalığı ve anın değerini Budist perspektiften görünür kılar.</p>
</li>
</ul>
<p data-start="2831" data-end="3086">Hirayama’nın kitap okuma alışkanlığı, doğayı fotoğraflama ritüelleri, analog müzik tercihleri ve minimalist yaşam biçimi, hem Budist farkındalık hem de Şintoist sadelik estetiğini (<strong data-start="3012" data-end="3025">wabi-sabi</strong>) yansıtır. Burada filmdeki güçlü <strong data-start="3059" data-end="3072">sembolizm</strong> dikkat çeker.</p>
<h2 data-start="3093" data-end="3141"><strong data-start="3096" data-end="3141">2. Görsel ve İşitsel Kodların İncelenmesi</strong></h2>
<p data-start="3143" data-end="3333">Çalışmada geniş açı çekimler, tekrarlanan temizlik sahneleri ve sade kompozisyonlar, rutin eylemleri meditasyon benzeri bir <strong data-start="3267" data-end="3277">ritüel</strong>e dönüştüren semiotik göstergeler olarak ele alınmıştır.</p>
<ul data-start="3335" data-end="3567">
<li data-start="3335" data-end="3455">
<p data-start="3337" data-end="3455">Doğal sesler (kuş cıvıltıları, rüzgâr, damlayan su) filmdeki huzur ve farkındalık temasını destekler (Parkes, 2009).</p>
</li>
<li data-start="3456" data-end="3567">
<p data-start="3458" data-end="3567">Pastel tonlar ve sade kostümler, karakterin ruhsal arayışını ve alçakgönüllü yaşam anlayışını görselleştirir.</p>
</li>
</ul>
<p data-start="3569" data-end="3680">Bu kodlar, Tokyo’nun modern ve gürültülü yapısı ile Hirayama’nın iç huzuru arasındaki karşıtlığı görünür kılar.</p>
<h2 data-start="3687" data-end="3742"><strong data-start="3690" data-end="3742">3. Kültürel Kodlar ve Göstergebilimsel Katmanlar</strong></h2>
<p data-start="3744" data-end="3749">Film;</p>
<ul data-start="3751" data-end="3889">
<li data-start="3751" data-end="3820">
<p data-start="3753" data-end="3820">Ozu’nun <em data-start="3761" data-end="3774">Tokyo Story</em> filmine göndermelerle Japon temporalliğini,</p>
</li>
<li data-start="3821" data-end="3848">
<p data-start="3823" data-end="3848">Budist doğa öğretisini,</p>
</li>
<li data-start="3849" data-end="3889">
<p data-start="3851" data-end="3889">Şinto’nun doğayla bütünleşme fikrini</p>
</li>
</ul>
<p data-start="3891" data-end="3955">görsel metaforlarla bir araya getirir (Ozu, 1953; Suzuki, 2007).</p>
<p data-start="3957" data-end="4136">Hirayama’nın bitkilerle ilgilenmesi, yağmurun sık kullanımı, gölgeleri fotoğraflama alışkanlığı ve sessizliği tercih etmesi, kültürel birer kutsal ritüel gibi konumlandırılmıştır.</p>
<h2 data-start="4143" data-end="4187"><strong data-start="4146" data-end="4187">4. Varoluşsal Sakinlik ve İçsel Denge</strong></h2>
<p data-start="4189" data-end="4234">Makale, filmin temel sorusunu şöyle tanımlar:</p>
<p data-start="4236" data-end="4341"><strong data-start="4236" data-end="4341">“Perfect Days Japon kültürüne özgü semboller aracılığıyla varoluşsal huzuru nasıl temsil etmektedir?”</strong></p>
<p data-start="4343" data-end="4518">Bu bağlamda çalışma, modern kent yaşamının yarattığı yabancılaşmaya karşı sade pratiklerin (temizlik, rutin, doğa ile temas) bir tür varoluşsal iyileştirme sunduğunu vurgular.</p>
<p data-start="4520" data-end="4660">Film küçük anların değerine odaklanarak izleyiciyi mindfulness, sadelik ve <strong data-start="4595" data-end="4609">minimalizm</strong>in dönüştürücü etkisi üzerine düşünmeye davet eder.</p>
<h2 data-start="4667" data-end="4682"><strong data-start="4670" data-end="4682">5. Sonuç</strong></h2>
<p data-start="4684" data-end="4878">Makale, Perfect Days’in yalnızca minimalist bir film değil, aynı zamanda Japon kültürü ve felsefesini Budist-Şintoist sembolizmle birleştiren çok katmanlı bir ruhsal anlatı olduğunu ileri sürer.</p>
<ul data-start="4880" data-end="5066">
<li data-start="4880" data-end="4923">
<p data-start="4882" data-end="4923"><strong data-start="4882" data-end="4895">Ağaçlar =</strong> geçicilik ve içsel büyüme</p>
</li>
<li data-start="4924" data-end="4956">
<p data-start="4926" data-end="4956"><strong data-start="4926" data-end="4934">Su =</strong> arınma ve yenilenme</p>
</li>
<li data-start="4957" data-end="5000">
<p data-start="4959" data-end="5000"><strong data-start="4959" data-end="4979">Rutin temizlik =</strong> ritüel mindfulness</p>
</li>
<li data-start="5001" data-end="5066">
<p data-start="5003" data-end="5066"><strong data-start="5003" data-end="5039">Doğal sesler ve pastel estetik =</strong> dinginlik ve farkındalık</p>
</li>
</ul>
<p data-start="5068" data-end="5182">Bu göstergeler, filmin hem evrensel hem kültürel düzeyde güçlü bir varoluşsal mesaj taşıdığını ortaya koymaktadır.</p>
<h1 data-start="5189" data-end="5203"><strong data-start="5191" data-end="5203">Kaynakça</strong></h1>
<p data-start="5205" data-end="6188">Barthes, R. (1972). <em data-start="5225" data-end="5238">Mythologies</em>. Hill and Wang.<br data-start="5254" data-end="5257" />Kasulis, T. P. (2004). <em data-start="5280" data-end="5302">Shinto: The way home</em>. University of Hawaii Press.<br data-start="5331" data-end="5334" />Metz, C. (1974). <em data-start="5351" data-end="5389">Film language: A semiotics of cinema</em>. University of Chicago Press.<br data-start="5419" data-end="5422" />Ozu, Y. (Director). (1953). <em data-start="5450" data-end="5463">Tokyo Story</em> [Film]. Shochiku.<br data-start="5481" data-end="5484" />Parkes, G. (2009). Japanese aesthetics. In E. N. Zalta (Ed.), <em data-start="5546" data-end="5587">The Stanford Encyclopedia of Philosophy</em>.<br data-start="5588" data-end="5591" />Smith, H. (2022). <em data-start="5609" data-end="5660">Introduction to Shinto: Nature, purity and ritual</em>. Oxford University Press.<br data-start="5686" data-end="5689" />Suzuki, D. T. (2007). <em data-start="5711" data-end="5763">Zen Buddhism and its influence on Japanese culture</em>. World Wisdom.<br data-start="5778" data-end="5781" />Takahashi, M. (2021). Nature symbolism in contemporary Japanese cinema. <em data-start="5853" data-end="5889">Journal of East Asian Film Studies</em>, 14(2), 45–60.<br data-start="5904" data-end="5907" />Yamamoto, K. (2018). Color and minimalism in modern Japanese visual culture. <em data-start="5984" data-end="6009">Asian Aesthetics Review</em>, 7(1), 112–129.<br data-start="6025" data-end="6028" />Rots, A. (2017). <em data-start="6045" data-end="6096">Shinto, nature and ideology in contemporary Japan</em>. Bloomsbury.<br data-start="6109" data-end="6112" />Okuyama, Y. (2015). <em data-start="6132" data-end="6170">Japanese visual culture and religion</em>. Lexington Books.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/perfect-days-film-analizi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Spiritüel Benliğimizi Yok Sayıyor Olabilir miyiz?</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/spirituel-benligimizi-yok-sayiyor-olabilir-miyiz/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=spirituel-benligimizi-yok-sayiyor-olabilir-miyiz</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/spirituel-benligimizi-yok-sayiyor-olabilir-miyiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İrem Baki]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Oct 2025 21:50:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Spiritüel Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=16986</guid>

					<description><![CDATA[Herkese selam!Bu ay, uzun süredir üzerine düşündüğüm, araştırdığım ve içselleştirdiğim bir konuyla karşınızdayım.“Spiritüel benlik” ya da diğer adıyla “ruhsal benlik” kavramıyla ilk kez ikinci sınıfta, Basic Concepts dersinde tanıştım. Bu kavramı anlamamda büyük katkısı olan hocam Ömer Külhancı’ya bir kez daha teşekkür etmek isterim.Dersin işleyişi ezbere dayalı değil; aksine birlikte düşünmeye, sorgulamaya dayalıydı. Belki de [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<article class="text-token-text-primary w-full focus:outline-none [--shadow-height:45px] has-data-writing-block:pointer-events-none has-data-writing-block:-mt-(--shadow-height) has-data-writing-block:pt-(--shadow-height) [&amp;:has([data-writing-block])&gt;*]:pointer-events-auto [content-visibility:auto] supports-[content-visibility:auto]:[contain-intrinsic-size:auto_100lvh] scroll-mt-[calc(var(--header-height)+min(200px,max(70px,20svh)))]" dir="auto" tabindex="-1" data-turn-id="request-WEB:fb381f54-af05-449d-ac53-c3574d5dfe2f-21" data-testid="conversation-turn-38" data-scroll-anchor="true" data-turn="assistant">
<div class="text-base my-auto mx-auto pb-10 [--thread-content-margin:--spacing(4)] thread-sm:[--thread-content-margin:--spacing(6)] thread-lg:[--thread-content-margin:--spacing(16)] px-(--thread-content-margin)">
<div class="[--thread-content-max-width:40rem] thread-lg:[--thread-content-max-width:48rem] mx-auto max-w-(--thread-content-max-width) flex-1 group/turn-messages focus-visible:outline-hidden relative flex w-full min-w-0 flex-col agent-turn" tabindex="-1">
<div class="flex max-w-full flex-col grow">
<div class="min-h-8 text-message relative flex w-full flex-col items-end gap-2 text-start break-words whitespace-normal [.text-message+&amp;]:mt-1" dir="auto" data-message-author-role="assistant" data-message-id="4093131d-b640-4e06-9b69-c4208f88933b" data-message-model-slug="gpt-5">
<div class="flex w-full flex-col gap-1 empty:hidden first:pt-[1px]">
<div class="markdown prose dark:prose-invert w-full break-words dark markdown-new-styling">
<p data-start="98" data-end="678">Herkese selam!<br data-start="112" data-end="115" />Bu ay, uzun süredir üzerine düşündüğüm, araştırdığım ve içselleştirdiğim bir konuyla karşınızdayım.<br data-start="214" data-end="217" />“<strong data-start="218" data-end="238">Spiritüel benlik</strong>” ya da diğer adıyla “<strong data-start="260" data-end="277">ruhsal benlik</strong>” kavramıyla ilk kez ikinci sınıfta, <em data-start="314" data-end="330">Basic Concepts</em> dersinde tanıştım. Bu kavramı anlamamda büyük katkısı olan hocam <strong data-start="396" data-end="416">Ömer Külhancı’ya</strong> bir kez daha teşekkür etmek isterim.<br data-start="453" data-end="456" />Dersin işleyişi ezbere dayalı değil; aksine birlikte düşünmeye, sorgulamaya dayalıydı. Belki de bu yüzden bu konu hiçbir zaman tek bir sonuca bağlanamadı, çünkü <strong data-start="617" data-end="634">ruhsal benlik</strong>, nihai bir cevabı olmayan bir yolculuktu.</p>
<p data-start="680" data-end="1012">Yazının devamında yer alan tanımların bir kısmı kendi düşüncelerim, bir kısmıysa ders notlarımdan alınmıştır.<br data-start="789" data-end="792" />Bir psikoloji öğrencisi olarak en önem verdiğim konulardan biri <strong data-start="856" data-end="879">intihalden kaçınmak</strong> olduğu için bu bilgiyi baştan paylaşmak istiyorum.<br data-start="930" data-end="933" />Şimdi gelin birlikte şu sorunun peşine düşelim:<br data-start="980" data-end="983" /><strong data-start="983" data-end="1012">“Spiritüel benlik nedir?”</strong></p>
<h2 data-start="1019" data-end="1051"><strong data-start="1022" data-end="1051">Spiritüel Benliğin Tanımı</strong></h2>
<p data-start="1053" data-end="1266">Spiritüel benlik, <strong data-start="1071" data-end="1106">deneyimsel benliğin bir parçası</strong> olarak insanın içsel varlığını temsil eder.<br data-start="1150" data-end="1153" />Zihinsel yetilerimizle birlikte somut ve soyut yönlerimizi kapsar; yani hem düşünsel hem de duygusal özümüzdür.</p>
<p data-start="1268" data-end="1510">Soyut olarak ele alındığında; düşünme, karar verme, irade, ahlaki değerler ve vicdan gibi zihinsel süreçlerin analizini içerir.<br data-start="1395" data-end="1398" />Somut olarak ele alındığında ise, kişinin “<strong data-start="1441" data-end="1454">ben buyum</strong>” deneyimiyle, yani <strong data-start="1474" data-end="1497">şu anki varoluşuyla</strong> ilgilidir.</p>
<p data-start="1512" data-end="1764">Psikolojinin kurucu isimlerinden <strong data-start="1545" data-end="1562">William James</strong>, bilinci “<strong data-start="1573" data-end="1617">parçalanmış değil, bir bütün olarak akan</strong>” bir yapı olarak tanımlar.<br data-start="1644" data-end="1647" />Bu yüzden spiritüel benliği anlamak, <strong data-start="1684" data-end="1712">dış dünyadan içe dönmeyi</strong>, öznel varoluşu fark etmeyi gerektirir.<br data-start="1752" data-end="1755" />Kısaca:</p>
<p data-start="1767" data-end="1841"><strong data-start="1767" data-end="1841">Spiritüel benlik, kim olduğumuzu en derinden hissettiğimiz yanımızdır.</strong></p>
<h2 data-start="1848" data-end="1894"><strong data-start="1851" data-end="1894">William James’in Benlik Kuramı: I ve Me</strong></h2>
<p data-start="1896" data-end="1947">William James, benliği iki temel bileşene ayırır:</p>
<ul data-start="1949" data-end="2134">
<li data-start="1949" data-end="2025">
<p data-start="1951" data-end="2025"><strong data-start="1951" data-end="1970">“I” (Ben-özne):</strong> Deneyimleyen, karar veren, farkında olan yanımızdır.</p>
</li>
<li data-start="2026" data-end="2134">
<p data-start="2028" data-end="2134"><strong data-start="2028" data-end="2049">“Me” (Ben-nesne):</strong> Kişinin “benim” diyebildiği her şeyi kapsar; gözlemlenebilir ve tanımlanabilirdir.</p>
</li>
</ul>
<p data-start="2136" data-end="2193">Bu ikinci bileşen, yani “Me”, kendi içinde üçe ayrılır:</p>
<h3 data-start="2200" data-end="2223"><strong data-start="2204" data-end="2223">1. Maddi Benlik</strong></h3>
<p data-start="2225" data-end="2413">Maddi benlik; kişinin <strong data-start="2247" data-end="2299">bedeni, eşyaları, ailesi, evi ve sahip oldukları</strong> ile ilişkilidir.<br data-start="2316" data-end="2319" />İnsan, bu nesnelere duygusal olarak bağlanır ve onları <strong data-start="2374" data-end="2397">benliğinin uzantısı</strong> olarak görür.</p>
<p data-start="2415" data-end="2704">Bir eşyamızı kaybettiğimizde sanki içimizden bir parça kopar.<br data-start="2476" data-end="2479" />Ailemizin yaşadığı üzüntü bizi de incitir, çünkü onlar bizim “etimizden, kemiğimizdendir.”<br data-start="2569" data-end="2572" />Evimizdeki düzen, duygusal kimliğimizin bir yansımasıdır.<br data-start="2629" data-end="2632" />Bu nedenle biri evimizi eleştirdiğinde içsel olarak savunmaya geçeriz.</p>
<p data-start="2706" data-end="2788">James’e göre; <strong data-start="2720" data-end="2756">en çok emek verdiğimiz varlıklar</strong>, bize en “bizim” gelenlerdir.</p>
<h3 data-start="2795" data-end="2819"><strong data-start="2799" data-end="2819">2. Sosyal Benlik</strong></h3>
<p data-start="2821" data-end="3018">Sosyal benlik, <strong data-start="2836" data-end="2889">başkalarının bizi nasıl tanıdığı ve algıladığıyla</strong> ilgilidir.<br data-start="2900" data-end="2903" />İnsan sadece topluluk içinde yaşamayı seven bir varlık değildir; aynı zamanda <strong data-start="2981" data-end="3009">tanınmak ve fark edilmek</strong> ister.</p>
<p data-start="3020" data-end="3267">Bir kişinin sahip olduğu sosyal benlik sayısı, onu tanıyan insanların sayısı kadardır.<br data-start="3106" data-end="3109" />Aile içinde, okulda, iş yerinde, arkadaş çevresinde farklı kimliklere bürünürüz.<br data-start="3189" data-end="3192" />Bu nedenle her sosyal çevremiz, bizde farklı bir “benlik yüzü” oluşturur.</p>
<h3 data-start="3274" data-end="3301"><strong data-start="3278" data-end="3301">3. Spiritüel Benlik</strong></h3>
<p data-start="3303" data-end="3478">Spiritüel benlik, diğer iki benlikten <strong data-start="3341" data-end="3365">daha derin ve kalıcı</strong> bir yapıdır.<br data-start="3378" data-end="3381" />Kişinin içsel yaşamını; düşüncelerini, değerlerini, inançlarını, vicdanını ve iradesini kapsar.</p>
<p data-start="3480" data-end="3631">James’e göre, insan <strong data-start="3500" data-end="3520">en büyük tatmini</strong>, bu ruhsal yönünü fark ettiğinde yaşar.<br data-start="3560" data-end="3563" />Bu farkındalık, bireyin kendi varoluşuyla temasa geçmesini sağlar.</p>
<h2 data-start="3638" data-end="3686"><strong data-start="3641" data-end="3686">Modern Dünyada Ruhsal Benliğimizi Unutmak</strong></h2>
<p data-start="3688" data-end="3838">Yazının başlığındaki soruya dönersek:<br data-start="3725" data-end="3728" />Gerçekten <strong data-start="3738" data-end="3782">kaçımız spiritüel benliğimizi tanıyoruz?</strong><br data-start="3782" data-end="3785" />Ya da belki daha önemlisi: <strong data-start="3812" data-end="3838">Tanımak istiyor muyuz?</strong></p>
<p data-start="3840" data-end="3922">Sertab Erener’in “Tesadüf Aşk” şarkısındaki dizeler tam da bu soruyu yansıtıyor:</p>
<p data-start="3926" data-end="4095">“Her şey ne kadar hızlı, her şey ne çok,<br data-start="3966" data-end="3969" />Oturup ince şeyler düşünmek için vakit yok.<br data-start="4014" data-end="4017" />En son ne zaman baktın gökyüzüne,<br data-start="4052" data-end="4055" />Ne zaman geldin göz göze birisiyle?”</p>
<p data-start="4097" data-end="4339">Günlük hayatın koşuşturmasında hepimiz yorgunuz, telaşlıyız.<br data-start="4157" data-end="4160" />Evden işe, işten eve, hafta sonlarını beklerken <strong data-start="4208" data-end="4242">hayatın kendisini ıskalıyoruz.</strong><br data-start="4242" data-end="4245" />Kendimize “Nasılsın?”, “Ne hissediyorsun?”, “Gerçekten ne istiyorsun?” diye sormayı unuttuk.</p>
<p data-start="4341" data-end="4490">Spiritüel benliğimizi hatırlamanın <strong data-start="4376" data-end="4403">tek ve kesin bir cevabı</strong> yoktur.<br data-start="4411" data-end="4414" />Ama belki de bu farkındalık yolculuğu, <strong data-start="4453" data-end="4476">küçük bir duraklama</strong> ile başlar:</p>
<ul data-start="4491" data-end="4616">
<li data-start="4491" data-end="4536">
<p data-start="4493" data-end="4536"><strong data-start="4493" data-end="4522">Mindfulness (farkındalık)</strong> pratikleri,</p>
</li>
<li data-start="4537" data-end="4564">
<p data-start="4539" data-end="4564"><strong data-start="4539" data-end="4561">Nefes egzersizleri</strong>,</p>
</li>
<li data-start="4565" data-end="4616">
<p data-start="4567" data-end="4616"><strong data-start="4567" data-end="4575">Yoga</strong> gibi bedensel farkındalık çalışmaları.</p>
</li>
</ul>
<p data-start="4618" data-end="4783">Bunlar, ruhsal yönümüzle yeniden bağlantı kurmamız için bir başlangıç noktası olabilir.<br data-start="4705" data-end="4708" />Kendi deneyimlerimizle bu yolculuğu derinleştirmekse tamamen bize aittir.</p>
<h2 data-start="4790" data-end="4859"><strong data-start="4793" data-end="4859">Yüreğin Unuttuğu Dünyaya Bir Ayna: Şükrü Erbaş’tan “Koşaradım”</strong></h2>
<p data-start="4861" data-end="5034">Yazımı, Şükrü Erbaş’ın <em data-start="4884" data-end="4895">Koşaradım</em> şiirinden birkaç dizeyle bitirmek istiyorum.<br data-start="4940" data-end="4943" />Bu dizeler, spiritüel benliğimizle bağımızı neden kaybettiğimizi öyle güzel özetliyor ki:</p>
<p data-start="5038" data-end="5230">“Gittikçe yalnızlaşıyorsunuz insan kardeşlerim<br data-start="5084" data-end="5087" />Ne bir ortak sevinciniz kaldı sizi çoğaltacak<br data-start="5134" data-end="5137" />Ne bir içten dostunuz var acınızı alacak<br data-start="5179" data-end="5182" />Unuttunuz nicedir paylaşmanın mutluluğunu&#8230;</p>
<p data-start="5237" data-end="5348">Fırlayıp ilk ışıklarıyla günün dağınık yataklardan<br data-start="5287" data-end="5290" />Koşaradım gidiyorsunuz işinize değişmeyen yollardan&#8230;</p>
<p data-start="5355" data-end="5519">Ömrünüzü güzelleştirecek bir şey almadan hayattan<br data-start="5404" data-end="5407" />Bir şeyler bırakmadan ardınızda gelecek adına<br data-start="5454" data-end="5457" />Koşaradım tükeniyorsunuz insan kardeşlerim<br data-start="5501" data-end="5504" />Koşaradım.”</p>
<h2 data-start="5526" data-end="5561"><strong data-start="5529" data-end="5561">Sonuç: İçsel Yolculuğa Davet</strong></h2>
<p data-start="5563" data-end="5732">Spiritüel benlik, dış dünyadan uzaklaşıp içe döndüğümüzde bize <strong data-start="5626" data-end="5651">gerçek kim olduğumuzu</strong> hatırlatır.<br data-start="5663" data-end="5666" />Bu benliği yok saymak, kendi ruhsal bütünlüğümüzü yok saymaktır.</p>
<p data-start="5734" data-end="5906">Hayatın hızında kaybolmuşken, bazen tek yapmamız gereken şey <strong data-start="5795" data-end="5842">durmak, nefes almak ve içimizi dinlemektir.</strong><br data-start="5842" data-end="5845" />Çünkü belki de aradığımız tüm cevaplar, çoktan içimizdedir.</p>
<h2 data-start="5913" data-end="5928"><strong data-start="5916" data-end="5928">Kaynakça</strong></h2>
<ul data-start="5930" data-end="6120" data-is-last-node="" data-is-only-node="">
<li data-start="5930" data-end="6016">
<p data-start="5932" data-end="6016">James, W. (1890). <em data-start="5950" data-end="5980">The Principles of Psychology</em> (Vol. 1). Henry Holt and Company.</p>
</li>
<li data-start="6017" data-end="6120" data-is-last-node="">
<p data-start="6019" data-end="6120" data-is-last-node="">James, W. (2017). <em data-start="6037" data-end="6061">Psikolojinin İlkeleri.</em> (D. Kılınç, Çev.). Pinhan Yayıncılık. (Orijinal eser 1890)</p>
</li>
</ul>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</article>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/spirituel-benligimizi-yok-sayiyor-olabilir-miyiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Farkındalık Zehirliğinden Şifaya; Psikoloji, Sanat ve Diğerleri</title>
		<link>https://psychologytimes.com.tr/farkindalik-zehirliginden-sifaya-psikoloji-sanat-ve-digerleri/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=farkindalik-zehirliginden-sifaya-psikoloji-sanat-ve-digerleri</link>
					<comments>https://psychologytimes.com.tr/farkindalik-zehirliginden-sifaya-psikoloji-sanat-ve-digerleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İrem Baki]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Sep 2025 13:03:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uygulamalı Psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://psychologytimes.com.tr/?p=14743</guid>

					<description><![CDATA[“Derin duygulara sahip olmamak ne demek bilmiyorum. Hiçbir şey hissetmemeyi bile tam olarak hissediyorum.” Geçenlerde böyle bir söze denk geldim; beni öylesine etkiledi ki, boş bir duvara kaç dakika bakakaldım bilmiyorum. Ekran görüntüsü aldım, kaydettim, beğendim, repost olarak tekrar paylaştım. Yetmedi. Hikayeme koydum. Kalbimin hangi köşesine sarıp sarmalasam bilemedim… Bazı kararlar vermekten, hissetmekten, anlamaktan bitap [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="88" data-end="772">“Derin duygulara sahip olmamak ne demek bilmiyorum. Hiçbir şey hissetmemeyi bile tam olarak hissediyorum.” Geçenlerde böyle bir söze denk geldim; beni öylesine etkiledi ki, boş bir duvara kaç dakika bakakaldım bilmiyorum. Ekran görüntüsü aldım, kaydettim, beğendim, repost olarak tekrar paylaştım. Yetmedi. Hikayeme koydum. Kalbimin hangi köşesine sarıp sarmalasam bilemedim… Bazı kararlar vermekten, hissetmekten, anlamaktan bitap düştüğüm, tabir-i caizse <strong data-start="545" data-end="570">farkındalık zehirliği</strong> yaşadığım şu günlerde minicik bir söz ruhuma şifa gibi gelmişti. Peki neydi beni bu kadar etkileyen? Anlaşılmak mı, anlamak mı? Aynı duyguları paylaşan başka insanların varlığı mı? Farkına varmak mı?</p>
<p data-start="774" data-end="1365">Duygular, hisler, derin anlamlı ilişkiler kendimi bildiğim günden beri benim için çok önemliydi. Ufacık bir anda saatlerce kalıp havayı iliklerime kadar solumak, esen rüzgarın tenimi okşamasına izin vermek, düşüncelerimin öylece akıp gitmesini izlemek… Kendime aşık, kendimle barışık, <strong data-start="1059" data-end="1072">self date</strong> insanı oldum hep. Yoğun geçen bir günün ardından mutlaka kendimi dinlemeye vakit ayırmalıydım; bu bazen yarım saat olur bazen 1 saat. Bugün ne yaşadım, nasıl hissediyorum, toplumun fikirlerine mi kapılıp gidiyorum, bedenimin, ruhumun neye ihtiyacı var; yatıp dinlenmeye mi, dinlenilmeye mi?</p>
<p data-start="1367" data-end="2867">Hislerimi paylaşamadığım kısımda yazı yazmak, günlük tutmak ilaç gibi geliyor. Dile gelmeyen hisler yerini sanata bırakıyor ki hisleri sadece kelimelerle anlatmak sığlık olur. Tiyatrodan, sinemaya, sinemadan, resme, müziğe, dansa kadar uzanan ruhu şifa silsilesi hepsi. Çok sevdiğim bir alıntıyla devam etmek istiyorum bu noktada:<br data-start="1697" data-end="1700" />“İnsan yalnızca akılla kavranamaz; sezgiyle, duyuyla, imgelerle ve estetikle de anlaşılmayı bekler. Edebiyat insanın iç çatışmalarını, kimlik arayışlarını, kırılmalarını ve yalnızlığını dile döker. Bazen bir roman karakteri, bir kuramdan daha çok şey söyler bize. Resim ve heykel, sözcüklerin yetersiz kaldığı yerlerde duygulara ve imgelere biçim ve beden kazandırır. Müzik, doğrudan duyguların kaynağına dokunur, kelimesiz bir anlam alanı yaratır. Tiyatro, insanın kendine dışarıdan bakma, başkasında kendini tanıma imkanıdır. Tüm bu ifade biçimleri, insan deneyiminin başka dilleridir. Bu nedenle psikoloji, sanatla ve edebiyatla temas kurduğunda, sadece ölçülen değil, hissedilen ve yaşanan insanı da anlayabilir. Sanatı dışlayan bir psikoloji, insanın doğayı aşan kapasitelerini duyamaz. Psikoloji okumak, yalnızca psikolojiyi bilmek değil; başka ilgi alanlarına kulak verebilmek, bilmediğini fark edebilmek, başka disiplinlerle konuşmaya cesaret edebilmektir. Bazen bir roman karakterinde, bazen bir resmin sessizliğinde, bazen bir akor geçişinde insana ulaşabilmektir.”<br data-start="2775" data-end="2778" />Ahmet Tosun hocamın yazdığı bu satırlar her kelimenin altını tek tek çizecek nitelikte…</p>
<h2 data-start="2869" data-end="2916"><strong data-start="2872" data-end="2914">Psikoloji ve Disiplinlerarası Yaklaşım</strong></h2>
<p data-start="2917" data-end="3476">Crozier ve Cooper’in 2008 yılında yaptığı araştırma, konumuzu bilimsel temellere oturtmaktadır. Makale, <strong data-start="3021" data-end="3073">psikolojinin yükseköğretimde nasıl öğretildiğini</strong> ve özellikle “diğer disiplinlerle ilişkisini” tartışmaktadır. Radford’un (2008) gözlemlerinden hareketle, psikoloji programlarında istatistik ve genetik güçlü bir şekilde yer bulurken; antropoloji, sosyoloji, tarih, coğrafya ve siyaset bilimi gibi insan davranışına farklı açılardan yaklaşan alanların nadiren programa dahil edildiği belirtilir (Radford, 2008, aktaran Crozier &amp; Cooper, 2008, s. 11).</p>
<p data-start="3478" data-end="3726">Yazarlar (Crozier &amp; Cooper, 2008), psikolojiyi psikososyal bir bilim olarak öğretme deneyimlerinden yola çıkarak, öğrencilerin <strong data-start="3605" data-end="3626">insan davranışını</strong> daha geniş bir çerçevede kavrayabilmeleri için komşu disiplinlere açılmaları gerektiğini savunur.</p>
<h3 data-start="3728" data-end="3746"><strong data-start="3732" data-end="3744">Bulgular</strong></h3>
<ul data-start="3747" data-end="4857">
<li data-start="3747" data-end="3939">
<p data-start="3749" data-end="3939"><strong data-start="3749" data-end="3791">Disiplinler arası etkileşim eksikliği:</strong> Psikoloji programları çoğunlukla kendi “çekirdek alanları”na odaklıdır, komşu sosyal bilimlerle kesişim azdır (Crozier &amp; Cooper, 2008, s. 11–12).</p>
</li>
<li data-start="3940" data-end="4268">
<p data-start="3942" data-end="4268"><strong data-start="3942" data-end="3965">Uygulama örnekleri:</strong> University of East Anglia’da psikoloji programına suç, aile, çocukluk, benlik, ruh sağlığı gibi konularda farklı disiplinlerden beslenen seçmeli dersler eklenmiştir. Bu dersler öğrenciler tarafından ilgiyle karşılanmış ve disiplinler arası düşünme fırsatı yaratmıştır (Crozier &amp; Cooper, 2008, s. 12).</p>
</li>
<li data-start="4269" data-end="4620">
<p data-start="4271" data-end="4620"><strong data-start="4271" data-end="4284">Yararlar:</strong> Öğrencilerin farklı disiplinlerin araştırma yöntemlerini öğrenmesi, psikolojiyi daha eleştirel değerlendirmesi; gerçek yaşam sorunlarını çok boyutlu görebilmesi; uygulamalı psikolojiye katkı sağlaması ve mezuniyet sonrası disiplinler arası iş ortamlarına uyum sağlaması gibi yararlar sıralanmıştır (Crozier &amp; Cooper, 2008, s. 12–13).</p>
</li>
<li data-start="4621" data-end="4857">
<p data-start="4623" data-end="4857"><strong data-start="4623" data-end="4635">Riskler:</strong> Yoğun müfredata yeni alanların eklenmesinin zorluğu, yüzeysel öğrenme riski, kavramların basite indirgenmesi ve öğrencilerde kafa karışıklığı yaratma ihtimali gibi riskler vurgulanmıştır (Crozier &amp; Cooper, 2008, s. 13).</p>
</li>
</ul>
<h3 data-start="4859" data-end="4874"><strong data-start="4863" data-end="4872">Sonuç</strong></h3>
<p data-start="4875" data-end="5301">Crozier ve Cooper (2008), tüm psikoloji bölümlerinin aynı olmak zorunda olmadığını ancak öğrencilere psikolojiyle ilişkili diğer disiplinleri keşfetme fırsatı tanınması gerektiğini vurgular. Bunun, öğrencilerin hem akademik gelişimini hem de mesleki becerilerini zenginleştireceği öne sürülür. Yazarlar, doğru planlama ve entegrasyonla <strong data-start="5211" data-end="5241">disiplinler arası eğitimin</strong> psikoloji programlarına değer katacağını savunur (s. 13).</p>
<p data-start="5303" data-end="5491">Ufacık bir söz bakın bizi nerelere getirdi… O söz bende neden bu kadar yankı uyandırdı bilmiyorum ama hissettiğimi ve edebiyatın bana şifa gibi geldiğini biliyorum. <strong data-start="5468" data-end="5489">Edebiyatla kalın!</strong></p>
<h3 data-start="5498" data-end="5516"><strong data-start="5502" data-end="5514">Kaynakça</strong></h3>
<ul data-start="5517" data-end="5745">
<li data-start="5517" data-end="5654">
<p data-start="5519" data-end="5654">Crozier, W. R., &amp; Cooper, N. (2008). Studying psychology: The context of other disciplines. Psychology Teaching Review, 14(2), 11–13.</p>
</li>
<li data-start="5655" data-end="5745">
<p data-start="5657" data-end="5745">Radford, J. (2008). Psychology in its place. Psychology Teaching Review, 14(2), 38–50.</p>
</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://psychologytimes.com.tr/farkindalik-zehirliginden-sifaya-psikoloji-sanat-ve-digerleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
